ABD Ukrayna’yı neden terk etti?

Moskova’yı kışkırtmaktan kaçınma ve teknolojinin Putin’in eline geçmesinden korkma, en belirgin nedenler arasında. Bunlar ise Obama, Trump ve Biden’ın hataları

ABD Başkanı Joe Biden ve Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski (AFP)
ABD Başkanı Joe Biden ve Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski (AFP)
TT

ABD Ukrayna’yı neden terk etti?

ABD Başkanı Joe Biden ve Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski (AFP)
ABD Başkanı Joe Biden ve Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski (AFP)

Tarık eş-Şami
Rus kuvvetlerinin henüz etkili bir direnişle karşılaşmaksızın Ukrayna’yı işgale başlamasıyla birlikte, Batı’nın Ukrayna’ya ‘Sovyet döneminden kalma hava savunmasını modernize etmesine yardımcı olma’ konusunda yıllarca süren isteksizliğine dair sorular gündeme geldi. Öyle ki bu isteksizlik, ülkeyi Rus bombardımanına ve bir Rus tankı veya saldıran bir ordu görmeden Ukrayna güçlerini yok edebilecek büyük bir füze saldırısına maruz bıraktı. Peki üç başkan, Obama, Trump ve Biden’ı kovalayan bu isteksizliğin sebebi ne?
Birçok faktör
ABD ve Avrupalı müttefiklerinin Ukrayna’ya gelişmiş bir hava savunma sistemi sağlamama konusundaki isteksizliğine neden olan birçok faktör var gibi görünüyor. Bu savunma sistemi, Rusya’nın 2014’te Kırım’a saldırmasından sonra bile Rusya’yı şu anda gerçekleşen saldırıdan caydırabilirdi.
En belirgin nedenler arasında Rusya’yı kışkırtma isteksizliği, ileri ABD teknolojisinin Başkan Putin’in eline geçeceği korkusu ve Ukrayna’nın bu sistemleri işletme kabiliyetine ilişkin şüpheler yer alıyor.
Bu hesaplamalar, o zaman makul görünebilirdi. Ancak tamamı, Ukrayna’daki operasyonlar sırasında (askeri uzmanların, ezici olarak nitelendirdiği) Rus hava gücü karşısında Ukrayna’nın büyük ölçüde korunmasız olmasına yol açtı.
ABD’li yetkililer, Kırım’ın Rusya’ya ilhakından son birkaç haftaya kadar Ukrayna kuvvetlerinin kendilerini korumalarına yardım etmenin yollarını bulmak için mücadele ederken, yalnızca birkaç iyi seçenek mevcuttu. Emekli ABD Hava Kuvvetleri generali ve 2014 Rus saldırısı sırasında NATO kuvvetlerinin eski baş komutanı Philip M. Breedlove, ABD’lilerin ve NATO’nun değerli bir fırsatı kaçırdığını ve farklı bir karar alınması gerektiğini belirtti.
Washington merkezli Silverado Policy Araştırma Merkezi’nin kurucu ortağı Dmitri Alperovitch, bombardıman uçakları, balistik füzeler ve topçu silahları kullanılan geniş çaplı bir Rus işgalinin Ukrayna tarafından büyük ölçüde karşı konulmaz olacağını belirtti. Alperovitch, ana kara işgali başlamadan önce Rusların bu silahlarla yerleşik Ukrayna kuvvetlerine karşı başlatabilecekleri şok ve korku kampanyasının yıkıcı olacağını da kaydederken, Ukrayna ordusunun bu silahlara cevap verecek kapasiteye sahip olmadığını ifade etti.

Başkanların hatası
Her iki taraftan da ABD başkanlarının kararlarının mevcut duruma zemin hazırladığı açık. Başkan Barack Obama, 2014 yılında Kırım’ın düşmesinden sonra üst düzey ulusal güvenlik görevlilerinin tavsiyelerini reddederek, Ukrayna’ya herhangi bir güçlü yardım sağlamayı kabul etmedi. Başkan Donald Trump ise Ukrayna’ya ‘Javelin’ tanksavar füzelerinin tedarikine ancak yardım paketinin birkaç ay ertelenmesinin ardından imza attı. Bu eylem, Kongre içerisinde sorgulanırken, Ukrayna’ya herhangi bir hava savunması ise sağlanmadı.
Görevdeki Başkan Joe Biden yönetimi ise yavaş davranmakla suçlanıyor. Öyle ki emekli ABD’li Amiral ve ulusal güvenlik uzmanı James G. Stavridis, ABD istihbarat teşkilatlarının altı ay önce Rusya’nın olası bir işgal planladığı sonucuna vardığında, Ukraynalıları ‘Patriot füzeleri gibi gelişmiş hava savunma sistemlerini çalıştırma konusunda’ eğitmek için yeterli zamanın olmadığını söyledi. Aynı şekilde ABD merkezli NBC kanalına göre savunma yetkilileri, bir ABD askeri ekibinin hava savunmasını değerlendirmek üzere geçen Aralık ayında Ukrayna’yı ziyaret ettiğini, ancak bununla birlikte ‘donatılabilecek çok fazla yeni ekipman yok’ sonucuna vardığını açıkladı.

Daha iyi caydırıcılık
Çoğu askeri uzman, silah sistemlerinin hiçbir kombinasyonunun ‘Ukrayna’nın dünyanın en güçlü askeri güçlerinden birinin büyük ölçekli saldırısını püskürtmesini sağlayamayacağı’ konusunda hemfikir. Ancak uzmanlara göre bu duruma rağmen onlara daha iyi hava savunması sağlamak, şu anda var olmayan bir caydırıcılık sağlayabilirdi. Analistler ayrıca, bazı Rus bombardıman uçaklarını uçuş halinde düşürme olasılığının, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i stratejisini yeniden düzenlemeye zorlamış olabileceğini söylüyor.
Ukrayna, şu anda sadece bir hava saldırısına direnme yeteneğine sahip. Zira yalnızca bu ay son dakikada Avrupalı ​​ortaklar aracılığıyla az miktarda karadan havaya füze satın alındı. Litvanya ve Letonya, ‘ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı’ndan bu füzeler teslim alındıktan sonra 1980’lerde Afgan mücahitleri tarafından Rusları Afganistan’dan kovmak için kullanılan’ bazı taşınabilir ‘Stinger’ füzeleri sağladı. Batılı askeri uzmanlara göre bu gelişmenin, ‘hala elektronik müdahaleye karşı oldukça savunmasız olan eski Rus yapımı sistemlere dayandığı için’ büyük ölçüde modası geçmiş olan Ukrayna’daki mevcut hava savunmasını güçlendirebilmesi mümkün.
Washington’daki ‘RAND’ şirketinde araştırmacı olan Dara Massicot, Rusların büyük bir operasyonun parçası olarak Ukrayna hava sahasına taktik uçuşlar yapması halinde, bazı Rus uçaklarında kayıplar olabileceğini belirtti. Massicot’a göre ancak nihayetinde Rusya’nın ‘özellikle uzun menzilli hassas darbeleriyle’ kendine çekebileceği muharebe hava gücü miktarı, büyük olasılıkla Ukrayna’nın hava savunmasını aşacak ve Rusya, hava üstünlüğüne sahip olduğunda, Rus kara kuvvetlerini tehlikeye atmadan Ukrayna ordusunu uzaktan imha etmekte özgür olacak.

Yanlış ellerde...
Öyle görünüyor ki ABD liderlerinin ve başkanlarının isteksizliği, 2014 yılına dayanıyor. Rusya Kırım’ı işgal ettikten sonra Obama’nın savunma sekreteri ve diğer üst düzey askeri liderler, Ukrayna için ölümcül yardımlar talep etti. Ancak Obama, bunu kabul etmedi ve Obama döneminde CIA Başkanı John Brennan’ın ‘NATO teknolojilerinin sonunun Rusya’nın ellerinde olacağı’ korkusu nedeniyle bunun yerine gece görüş gözlüğü ve vücut zırhı gibi aletler gönderdi. Obama ve bazı yardımcıları, ABD’nin Ukrayna’yı silahlandırması halinde bunun sonunda Rusya'nın zaferine yol açacak tehlikeli bir savaş sarmalına yol açabileceğinden ve Ukraynalıların gelişmiş silahlarının yanlış ellere geçeceğinden korkuyordu.
Aynı şekilde Angela Merkel’in Alman hükümeti de Ukrayna’ya silah gönderilmesine karşı çıktı ve bunun yerine ekonomik yaptırımları destekledi. Almanya, Avrupalı ​​müttefikleri bir yaptırım paketini desteklemeye teşvik etmede çok önemli bir rol oynadı. Obama yönetimi, bu eylemlerin Moskova’nın hesaplarını değiştirme şansının, savaşın nihai sonucunu geciktirebilecek tanksavar silahları göndermekten daha yüksek olduğu görüşündeydi.

Trump ve Biden
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analiz habere göre CNA Araştırma Merkezi’nde Rus araştırmaları direktörü Michael Kaufman, o dönemler Ukraynalılara silah vermemenin bir ölçüde kabul gören bir karar olduğunu belirtti. Kaufman, ancak Batı’nın, Ukrayna’yı ‘ordusunu ciddi bir şekilde reforma ve yeniden düzenlemeye’ zorlamak için yıllar içinde daha fazlasını yapması gerektiğini söyledi. Brennan’a göre bu, daha sonra nispeten gerçekleşti. Öyle ki John Brennan, Trump’ın Putin’i alenen kucaklamasına rağmen Trump yönetiminin, Ukrayna’nın silah taleplerine daha açık olduğunu açıkladı. Ağustos 2018’de Ukrayna’nın Washington Büyükelçisi, hükümetinin ABD hükümetinden Sovyet dönemi hava savunma sistemlerini modernize etmesine yardım etmeyi talep ettiğini duyurdu.
Ukrayna’nın o dönemdeki Washington Büyükelçisi Valeriy Chaly’e göre Ukrayna, resmi olarak Washington’dan 750 milyon dolar değerinde olası bir hava savunma sistemi satışı talep etti. Ancak ABD’li yetkililerin NBC News’e belirttiğine göre görüşmeler net bir sebebi olmaksızın ilerlemedi. Trump, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı oluşturduğu tehdide odaklanmak yerine Ukrayna hükümetine, o zamanki siyasi rakibi Joe Biden’ın hatalarını aramak için baskı yapmaya odaklandı. ‘Javelin’ tanksavar füzeleri de dahil olmak üzere askeri yardım talebi, Eylül 2019’da Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski’ye baskı olarak kullanıldı. Ayrıca Trump’ın ilk kez sorgulanmasına yol açan kötü ünlü telefon görüşmesi gerçekleşti.
Yine de Trump yönetimi, nihayetinde yaklaşık bir buçuk mil menzile sahip ve uçakları değil tankları yenmek için tasarlanmış ‘Javelin’ füzelerini teslim etti.

Çapraz ateş
Başkan Biden göreve geldiği andan itibaren Temsilciler Meclisi ve Senato Silahlı Hizmetler Komitesi üyeleri, Ukrayna’nın hava savunmasını desteklemek için yönetime baskı yaptı. Savunma Bakanlığı’nın sonbahardan itibaren Ukrayna’ya çok sayıda Stinger füzesi göndermesini istediler, ancak yönetim bunları doğrudan sağlamak istemedi. Bir yetkili, Biden yönetiminin Ukrayna’nın büyük miktarda Stinger füzesini barındıramayacağı konusunda endişe duyduğunu açıkladı. Bu durum, Biden yönetiminin ‘krizi alevlendirme ve belki de Moskova’nın daha agresif uygulamalarına neden olma’ olasılığına ilişkin endişelerini artırdı. Ancak Ulusal Güvenlik Konseyi sözcüsü, ‘Biden yönetiminin, Ukrayna’ya hava savunma silahları tedarik etmekte direndiği’ söylentilerini yalanladı. Sözcü, yönetimin yalnızca geçen yıl Ukrayna’ya 650 milyon dolardan fazla güvenlik yardımı sağlamayı taahhüt ettiğini de hatırlattı.
Ancak nihayetinde birçok askeri uzman, ‘ABD ve Avrupalı ​​müttefiklerinin, yıllar içinde Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik davranışlarına yeterince güçlü bir şekilde yanıt vermede başarısız olduklarına’ inanıyor. Uzmanlara göre Rusya Devlet Başkanı Putin’in Batı’nın beklemediği bir adım atması, yani Ukrayna’yı kapsamlı şekilde işgal etmesi sonrasında ABD ve Avrupalı ​​müttefikleri, şu an çapraz ateş altında.



İran Dışişleri Bakanı: Cenevre’de ABD ile nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandı

Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
TT

İran Dışişleri Bakanı: Cenevre’de ABD ile nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandı

Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)

İran ile ABD, uzun süredir devam eden nükleer anlaşmazlığı çözmeyi amaçlayan görüşmelerde salı günü temel “yol gösterici ilkeler” üzerinde bir anlayışa vardı. Ancak İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bunun yakın zamanda bir anlaşmaya varılacağı anlamına gelmediğini belirtti.

Arakçi’nin açıklamalarının ardından petrol vadeli işlemleri gerilerken, gösterge Brent ham petrol yüzde 1’den fazla düştü. Açıklamalar, ABD’nin Tahran’ı taviz vermeye zorlamak amacıyla askeri güç konuşlandırdığı bölgede çatışma endişelerini bir miktar azalttı.

Cenevre’deki temasların ardından İran medyasına konuşan Arakçi, “Farklı fikirler ortaya kondu ve bu fikirler ciddi şekilde tartışıldı. Sonuçta bazı yol gösterici ilkeler üzerinde genel bir mutabakata varmayı başardık” dedi.

Her iki tarafın da “net sonraki adımları” var

ABD’nin Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’in, Arakçi ile birlikte yürüttüğü dolaylı görüşmelere Umman arabuluculuk etti. Beyaz Saray, toplantıya ilişkin e-posta yoluyla yöneltilen sorulara yanıt vermedi.

Umman Dışişleri Bakanı Badr bin Hamad Al Busaidi, X platformunda yaptığı paylaşımda “yapılacak çok iş olduğunu”, ancak İran ile ABD’nin “net sonraki adımlarla” masadan ayrıldığını ifade etti.

Görüşmelerin başladığı sırada İran devlet medyası, İran Devrim Muhafızları’nın bölgede askeri tatbikat gerçekleştirmesi nedeniyle, küresel petrol arzı açısından hayati öneme sahip Hürmüz Boğazı’nın bir bölümünün “güvenlik tedbirleri” kapsamında geçici olarak kapatılacağını duyurdu.

Tahran daha önce, saldırıya uğraması halinde ticari gemilere boğazı kapatma tehdidinde bulunmuştu. Böyle bir adım, küresel petrol akışının beşte birini kesintiye uğratabilir ve ham petrol fiyatlarını yukarı çekebilir.

Trump’ın İran’da “rejim değişikliğinin” en iyi seçenek olabileceğine yönelik sözlerine yanıt veren İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney (86), ABD’nin yönetimini devirmeye yönelik herhangi bir girişimin başarısız olacağı uyarısında bulundu.

İran medyasına yansıyan açıklamalarında Hamaney, “ABD Başkanı ordularının dünyanın en güçlüsü olduğunu söylüyor; ancak dünyanın en güçlü ordusu bile bazen öyle bir tokat yer ki ayağa kalkamaz” dedi.

Arakçi, görüşmelerin ardından Cenevre’de düzenlenen bir silahsızlanma konferansında yaptığı konuşmada ise “yeni bir fırsat penceresinin” açıldığını belirterek, müzakerelerin İran’ın meşru haklarının tam olarak tanınmasını sağlayacak “sürdürülebilir” bir çözüme ulaşmasını umduğunu ifade etti.

Trump daha önce yaptığı açıklamada, Cenevre’deki görüşmelere “dolaylı olarak” kendisinin de dahil olacağını söylemiş ve Tahran’ın anlaşma yapmak istediğine inandığını belirtmişti.

Trump, pazartesi günü Air Force One uçağında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Anlaşma yapmamanın sonuçlarını istemediklerini düşünüyorum. Nükleer kapasitelerini ortadan kaldırmak için B-2’leri göndermek yerine bir anlaşma yapabilirdik. Ama B-2’leri göndermek zorunda kaldık” demişti.

ABD, geçen haziran ayında İsrail ile birlikte İran’ın nükleer tesislerini bombalamıştı. Washington ve Tel Aviv, İran’ın İsrail’in varlığını tehdit edebilecek bir nükleer silah geliştirmeyi hedeflediğine inanıyor. Tahran ise nükleer programının tamamen barışçıl olduğunu savunuyor. Ancak İran, elektrik üretimi için gereken saflığın çok ötesinde ve silah yapımı için gerekli seviyeye yakın oranda uranyum zenginleştirmiş durumda.

İran: Sadece nükleer program konuşulur

Söz konusu saldırıların ardından İran’daki İslami yönetim, kısmen uluslararası yaptırımların petrol gelirlerini kısıtlamasının tetiklediği hayat pahalılığı krizine karşı düzenlenen ve binlerce kişinin hayatını kaybettiği sokak protestolarıyla zayıfladı.

Washington, görüşmelerin kapsamını İran’ın füze stokları gibi nükleer dışı konuları da içerecek şekilde genişletmek istiyor. Tahran ise yalnızca nükleer programına yönelik kısıtlamaları — yaptırımların kaldırılması karşılığında — müzakere etmeye hazır olduğunu, uranyum zenginleştirmeden tamamen vazgeçmeyeceğini ve füze programını masaya getirmeyeceğini belirtiyor.

Hamaney, İran’ın geniş füze stokunun müzakereye açık olmadığını yineleyerek, füze türü ve menzilinin ABD ile hiçbir ilgisi bulunmadığını söyledi.

Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, Cenevre görüşmelerinin başarısının ABD’nin gerçekçi olmayan talepler ileri sürmemesine ve İran’a yönelik ağır yaptırımları kaldırma konusunda ciddi davranmasına bağlı olduğunu ifade etti.

ABD B-2 bombardıman uçakları nükleer hedefleri vurdu

Tahran ile Washington’un, geçen yıl haziran ayında altıncı tur görüşmeleri yapması planlanıyordu. Ancak Washington’un müttefiki İsrail’in İran’a yönelik bombardıman kampanyası başlatması ve ardından ABD’ye ait B-2 bombardıman uçaklarının nükleer hedefleri vurması üzerine süreç kesintiye uğradı. Tahran, o tarihten bu yana uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurduğunu açıkladı.

İran, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na (NPT) taraf bulunuyor. Anlaşma, ülkelere sivil nükleer enerji geliştirme hakkı tanırken, atom silahından vazgeçmelerini ve Birleşmiş Milletler’in nükleer denetim kurumu olan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile iş birliği yapmalarını şart koşuyor.

İsrail ise NPT’yi imzalamadı. Tel Aviv, çevresindeki düşmanları caydırmayı amaçlayan onlarca yıllık “belirsizlik politikası” çerçevesinde nükleer silaha sahip olduğunu ne doğruluyor ne de yalanlıyor. Ancak akademisyenler İsrail’in nükleer silaha sahip olduğuna inanıyor.


IISS raporu: Çin nükleer denizaltı üretiminde ABD'yi geçti

Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
TT

IISS raporu: Çin nükleer denizaltı üretiminde ABD'yi geçti

Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (International Institute for Strategic Studies/IISS) yeni yayımladığı raporda Çin'in nükleer enerjili denizaltılarını ele aldı.

Londra merkezli düşünce kuruluşu, son 5 yılda bu konudaki yeteneklerini çok artıran Çin'in artık nükleer denizaltıları ABD'den daha hızlı üretebildiğini bildirdi.

Bu gelişmeyle birlikte Washington'ın uzun süredir devam eden deniz hakimiyetinin tehlike altına girdiği uyarısı yapıldı. 

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Deniz Kuvvetleri'nin hem nükleer balistik füze denizaltılarına hem de nükleer saldırı denizaltılarına sahip olduğu hatırlatıldı. 

IISS, 2021-2025'te Çin'in 10, ABD'nin ise 7 denizaltı ürettiğini vurguladı. 

2016-2020'de ise ABD'nin üçe karşı 7 denizaltıyla Çin'e üstünlük kurduğuna işaret edildi. 

Pekin rakam vermediği için IISS uydu görüntülerinden yola çıkarak bu tahminleri yaptı. 

Diğer yandan IISS raporunda "Çin tasarımları kalite açısından ABD ve Avrupa'nın gerisinde" de dendi. Amerikan denizaltılarının daha sessiz çalışmasının tespit edilme ihtimalini azalttığı belirtildi. 

Genel rakamlara bakıldığında da ABD'nin avantajı sürüyor.

2025 başı itibarıyla Çin'in 6 nükleer balistik füze denizaltısı ve 6 nükleer saldırı denizaltısından oluşan bir filoyla dikkat çekiyor. 

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Deniz Kuvvetleri, nükleer enerjiyle çalışmayan 46 denizaltıyı daha bünyesinde bulunduruyor. 

Eski tip denizaltıları filosunda barındırmayan ABD Donanması'nda ise 14'ü nükleer balistik füze denizaltısı olmak üzere 65 nükleer denizaltı var. 

Washington, Çin'in denizaltı filosunu büyüterek tartışmalı Güney Çin Denizi'nde üstünlük sağlamaya çalıştığını vurguluyor. 

Çin destroyer ve fırkateyn gibi suüstü gemilerinde dünyanın en büyük filosuna sahip.

Independent Türkçe, CNN, IISS


İran protestoları: Güvenlik güçleri, eylemcileri öldürmek kastıyla hedef alıyor

Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)
Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)
TT

İran protestoları: Güvenlik güçleri, eylemcileri öldürmek kastıyla hedef alıyor

Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)
Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)

İran'da güvenlik güçleri, eylemcilerin "hayati organlarını kasıtlı olarak" hedef almış.

Guardian'la İranlı teyit platformu Factnameh'nin ortak çalışmasında, 75'ten fazla röntgen ve tomografi görüntüsü incelendi.

Ocak ayına ait görüntülerde yüz, kafa, göğüs ve genital bölgelere isabet eden mermiler ve metal saçmalarla oluşmuş ağır yaralanmalar ortaya konuyor.

Adı Anahita olarak değiştirilen bir eylemcinin, yüz ve göz çukurları etrafına dağılmış, her biri 2 ila 5 milimetre büyüklüğünde çok sayıda saçma izi var. Protestocunun en az bir gözünü kaybettiği, diğerinin de kullanılmaz hale gelebileceği belirtiliyor.

Kimliği Ali diye değiştirilen bir hastanın göğüs röntgeninde de 174'ten fazla metal saçma görüldü. Saçmaların sıkışık dağılımı, çok yakın mesafeden ateş edildiğine işaret ediyor. Uzmanlara göre, kapsamlı ve acil cerrahi müdahaleye rağmen eylemcinin ölüm riski çok yüksek.

Kayıtlara göre 29 eylemci daha benzer şekilde metal saçmalı pompalı tüfekle vurulmuş

Bazı röntgen ve tomografi görüntülerinde, protestocuların omurga, akciğer ve kafataslarında yüksek kalibreli mermiler de tespit edildi.

En az 9 hastanın genital ya da pelvik bölgeden vurulduğu, bunların üçünde yüksek kalibreli tüfekler kullanıldığı belirtiliyor. Orta yaşlı bir kadının kasık bölgesine 200 metal parçanın isabet ettiği görülüyor. 35 yaşındaki bir erkekte de benzer şekilde kasık bölgesine dağılmış saçmalar mevcut.

Silah analiz firması Silahlanma Araştırma Hizmetleri'nden (ARES) N.R. Jenzen-Jones, bu mermilerin “tam metal kaplama” olduğuna dikkat çekerek, “Bunlar öldürme amaçlı silahlar” diyor.

Adının paylaşılmasını istemeyen bir tıbbi analist de şunları söylüyor:

Bunlar savaş zamanında görebileceğiniz türden, biri askeri silahla göğüsten vurulduğunda meydana gelecek yaralanmalar. Bu tür silahlarla insanlara ateş ediyorsanız, onları öldürmeye çalışıyorsunuz demektir.

İran'da Kapalıçarşı esnafı, riyalin döviz karşısında çakılmasıyla 28 Aralık'ta greve giderek protestoların fitilini ateşlemişti. 

İran devleti eylemlerdeki can kaybına dair ilk açıklamayı 21 Ocak'ta paylaşmıştı. Güvenlik güçleri ve siviller dahil 3 bin 117 kişinin hayatını kaybettiği duyurulmuştu. 

Ancak ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), gösterilerde çıkan olaylarda en az 7 bin kişinin hayatını kaybettiğini savunmuştu.

ABD Başkanı Donald Trump, İran'la nükleer müzakereler devam ederken, Ortadoğu'ya askeri yığınağı artırmayı sürdürüyor.

Amerikan medyasında analizlerde İran'daki ekonomik durumun gittikçe kötüleştiği ve halkın geleceğe dair belirsizlikten şikayetçi olduğu yazılıyor.

New York Times'ın irtibata geçtiği 54 yaşındaki Meryem şunları söylüyor:

Böylesine toplu bir keder ve istikrarsızlık havasını hiç yaşamamıştım. Kendimizi çok kötü hissediyoruz. Bir saat sonra ne olacağını bilmiyoruz.

Wall Street Journal'ın görüştüğü İranlılar ise ülkeyi terk etmenin yollarını aradıklarını söylüyor. Bankalardan paralarını çekmeye çalışanlar, döviz erişimini kısıtlayan kontroller nedeniyle zorluklarla karşılaşıyor. 
Independent Türkçe, Guardian, New York Times, Wall Street Journal