Irak Dışişleri Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Ukrayna ateşinin alevleri Ortadoğu bölgesine ulaşacak

Hüseyin küresel kutuplaşmanın artacağını belirterek, Irak içindeki anlaşmazlıkların komşu ülkeleriyle ilişkisini etkileyeceğini söyledi.

Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin (EPA)
Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin (EPA)
TT

Irak Dışişleri Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Ukrayna ateşinin alevleri Ortadoğu bölgesine ulaşacak

Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin (EPA)
Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin (EPA)

Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin Arap bölgesinin Ukrayna-Rusya savaşından etkilenmesine karşı uyararak, süper güçler arasındaki küresel kutuplaşma sebebiyle dünya ülkelerinin ‘ya benim yanımdasın ya da karşımda’ şeklindeki boğucu denklemle yeniden karşı karşıya kalmasını beklediğini belirtti.
Hüseyin Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda diyalog ve müzakere dilini şiddet ve çatışma diline hakim kılma çağrısında bulunarak, Irak’ın başka bir savaşı kaldırmayacağını ‘zira 50 yılı aşkın süredir birbiri ardına gelen savaşlar içinde yaşadığını, 3 neslin savaş döneminde büyüdüğünü ve savaş kültürüne sahip hale geldiklerini’ ifade etti.
Irak’ta ‘karmaşık bir elektrik krizi’ olduğunu kabul eden Hüseyin, ülkesinin elektrik ve gazın yüzde 45’ini İran’dan ithal ettiğini, Körfez ülkeleri ile Irak arasında elektrik bağlantı hattı projesi, Ürdün ve Mısır ile bağlantı hattı projesi ve aynı zamanda Türkiye tarafı ile olan girişimlerle Irak’ın kaynak çeşitliliğini sağlamakta kararlı olduklarını dile getirdi.
ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin Viyana’daki müzakerelerde İran ile nükleer anlaşmaya varmasının giderek yakınlaşmasına değinen Iraklı Bakan, ülkesinin diyalog ve müzakerelere öncülük eden tüm adımları desteklediğini ancak Biden yönetimi ile olan ilişkiyi eleştirmek veya övmek yerine “Tüm ABD yönetimleri arasında farklar bulunuyor. Washington ile güçlü bir ilişkimiz var” ifadesini kullanmakla yetindi.

Kronik elektrik krizi
Irak’taki elektrik krizi ve çözüme yönelik adımlar hakkında konuşan Bakan Hüseyin şunları kaydetti:
“Bizde elektrik krizi var. Bu hem eski hem yeni bir kriz. Elektrik krizi 2003’te meydana gelen değişiklikten önce de vardı değişiklikten sonra da var. Elektrik krizini çözemediğimizi kendimize itiraf etmeliyiz. Kriz her aşamada farklılaşıyor. Yani kriz 2003’ten şu ana kadar bazen enerji üretimiyle veya dağıtım şebekesiyle ilgiliyken bazen elektrik üretimini tüketicilere ulaştırmakla ilgiliydi. Krizin diğer yüzü ise 2005’ten sonra Irak’ta inşa edilen 3 temel santral gaz ile çalışıyor. Biz gaz ülkesiyiz ancak gaz üretmiyoruz. Doğrusu İran tarafı ile olan anlaşma, bu ana santrallere gaz ithal etmeye dayanıyor. Bu 3 ana santralin ihtiyacını karşılamak için İran’dan 1200 megavat elektrik ithal ediyoruz. İran'dan yaptığımız gaz ve elektrik ithalatını da eklersek, İran'a bağımlı olduğumuz toplam tüketim yüzde 45'ine ulaşıyor. Ancak bazen İran’da da kriz oluyor. Çünkü elektrik enerjisine veya Irak’a ithal ettiği gazın bir bölümüne ihtiyacı olan büyük bir ülke. İran aynı zamanda içeriyi desteklemek için kendisi de diğer ülkelerden elektrik ithal ediyor.”
“Bu sebeple Irak’ta elektrik ithal etmek için Körfez kapısını açmayı düşünüyoruz. Körfez’deki kardeşlerimizle önceki müzakerelerimizde Körfez şebekesinden elbette Kuveyt koridoru üzerinden Irak’a ulaştırılacak 400 megavat hakkında konuştuk. Şu anki detayları bilmiyorum ancak Kuveyt ile Irak sınırları arasındaki mesafe ile Irak sınırlarından elektrik santrali arasındaki mesafeyle ilgili henüz çözülmeyen bazı detayların olduğunu sanıyorum. Ürdün’den elektrik satın almak için bir anlaşma daha var. Aynı zamanda Türkiye ile müzakereler mevcut.”

Arap bloğu ve İran muhalefeti
Irak-Ürdün-Mısır ortaklığının bir Arap bloğu olması dolayısıyla İran’ın bu bloğa karşı olduğu ve engellemek için çalıştığı yönündeki söylentiler hakkında konuşan Hüseyin;
“Komşu ülkelerle ilişkiler kurmak dışında bir arzumuz yok. Bu, dış politikanın değişmez bir parçası. Ürdün ve Mısır ile olan ilişkilerimiz tarihidir ve Başbakan Adil Abdulmehdi zamanında mevcuttu. Üçlü ilişkinin (Irak-Ürdün-Mısır) tarihi Kahire’deki bir zirve ile başladı. O zaman bu meselenin, bu işbirliği için siyasi ve ekonomiye ihtiyaç olmasına rağmen, diğer ülkelerin baskısıyla bir ilişkisi yok. Çünkü Mısır elektrik üreten ve ihraç eden bir ülke.”

ABD yönetimleriyle ilişkiler
Bağdat ve Biden yönetimi arasındaki ilişkileri değerlendiren Hüseyin;
“Bu, müttefik bir ülkeyle olan bir ilişkidir. ABD tarafı eski rejimin düşürülmesi için uluslararası koalisyonda önemli bir rol oynadı. Amerikalılar Irak’ta güçlü bir şekilde varlık gösteriyor. Irak’ta yaklaşık 160 bin askerleri vardı. Bu esas üzerine aramızda bir anlaşma imzalandı ve Amerikalılar çekildi. Ancak 2011’de DEAŞ terörünün çeşitli bölgeleri kontrol altına almasıyla birlikte -doğrusu Irak topraklarının üçte biri onların kontrolü altındaydı- Irak makamları ABD tarafını DEAŞ’a karşı savaşta yardıma çağırdı. Uluslararası koalisyon ve bu koalisyonun dışındaki birçok ülke DEAŞ’a karşı savaşta bir rol oynadı. Ayrıca Irak’ın petrol sanayisi ve çeşitli alanlarda altyapı inşa etmesi için batılı ülkelerle ilişkiler kurmaya ihtiyacı var. Dış savaşlar ve ayrıca zaman zaman iç çatışma sebebiyle Irak’ın tüm altyapıları imha edildi. Dünyaya açılmaya ve iyi ilişkiler kurmaya ihtiyacımız var. Bu nedenle Bağdat’ın Washington’la ilişkisinin güçlü olduğunu görüyoruz.”
Hüseyin, “Biden ve selefi Donald Trump arasında bir kıyaslama yapabilir misiniz?” sorusuna, “Elbette iki yönetim arasında büyük bir fark var. Ben şu anda bunu değerlendirecek konumda değilim. Trump yönetimi dönemini ve bunun Irak-ABD ilişkilerine etkisi ile Biden döneminin incelenmesi tarihçilerin işi. Biden ve Trump’tan önce Obama dönemi politikası vardı. Irak-ABD ilişkisi çeşitli aşamalardan geçti” diye yanıt verdi.

Rusya’nın Ukrayna’ya savaş açması
Bakan Hüseyin, Rusya’nın Ukrayna’ya savaş açması ve bunun Ortadoğu bölgesine etkisiyle ilgili soruya verdiği cevapta şunları kaydetti:
“Bu durumdan çok endişeliyiz. Allah göstermesin büyük bir savaşa dönüşürse, dünyanın birçok yerinde geride yıkım bırakacak bir dünya savaşına yol açar. Bu çatışma Arap bölgesini etkileyebilir. Rusya büyük bir ülke. Bölgede büyük çıkarları ve büyük bir etkisi var. ABD bir süper güç ve Avrupa Birliği’nin yanı sıra bölgede mevcut.”
“Bu nedenle barışçıl yolların takip edilmesi, durumun müzakere ve diyalog yoluyla iyileştirilmesi için birçok kişiyle konuşuyoruz. Ancak patlama durumuna ulaştık. Patlamanın sınırları genişleyecek. Irak, İran ve Körfez ülkeleri bu meseleye coğrafi olarak uzak değil. Ekonomiyi etkileyecek. Rusya’nın şu an Batı ile olan çatışması deyim yerindeyse enerji ve ardından petrol fiyatlarını etkileyecek bir çatışmadır. Fakat kriz patlak verirse bu, Körfez bölgesine ulaşmayacağı anlamına gelmez. O zaman bu taraflar arasında diyalog kurmak ve sorunun diyalog ve müzakere yoluyla çözülmesi Irak da dahil olmak üzere bölgenin menfaatine olur.”
“Savaşların olması bölgenin menfaatine olmaz. Çünkü bölge ve özellikle biz Iraklılar savaştan mustaribiz. Doğrusu biz sürekli savaşın kurbanlarıyız. Irak’ın üç veya dört nesil savaşın içinde doğdu, büyüdü, onların savaş kültürü var ve Irak’ta yaklaşık 50 yıldır süren hem iç hem dış savaşların kurbanı oldular. Ancak şiddet meselesini düşünmek istemiyoruz. Diyalog ve müzakere yolu seçilmelidir. Süper güçler ile diğer diğer devletler veya NATO arasında büyük bir çatışmadan söz ettiğimiz zaman, bu çatışma sebebiyle bir yangın çıkması ve bu yangının alevlerinin bölgemize ulaşması konusunda bölgede bir endişe var. Çünkü süper güçlerin de ifade ettiği gibi diğerlerine ihtiyaçları olacak. Çünkü onlar ‘ya benim yanımdasın ya da karşımda’ diyerek destek toplayacaklar. Bölge ülkelerinin bu çatışmaya girmesi zor olacak. Biz bunu olumlu bir tarafsızlıkla söylüyoruz. Yani çözüm müzakerelerde. Çözüm diyalogda. Çözüm diplomatik yollardan faydalanmakta. Çözüm şiddet değil.”

Viyana’daki müzakereler
Irak’ın, Viyana’da İran ve ABD arasında bir anlaşma imzalanmasından endişe edip etmediği sorusunu yanıtlayan Hüseyin;
“Hayır. Diyalog ve müzakere yoluyla bir anlaşmaya varırlarsa bu iyi bir şey. Başkan Trump dönemindeki ABD-İran çatışması Irak’ın gerçekliğine, güvenlik durumuna ve siyasetine yansıdı. Bu nedenle biz İran ve ABD arasındaki sorunun iki taraf arasındaki bir anlaşmayla çözülmesine çağırıyoruz. Bence İran ve ABD arasında bir anlaşma olursa aynı zamanda iki ülkenin ve bölgenin menfaatine olur.”
Hüseyin, Irak’taki büyük siyasi sıkıntılar ve bunun dış politikaya yansımalarıyla ilgili soruya şu yanıtı verdi;
“Irak açık bir topluma ve demokratik bir topluma sahip. Demokrasimizin gelişmekte olduğunu, inişleri çıkışları olduğunu ve birçok sorunu olduğunu itiraf ediyorum. Evet, dış politika içerdeki durumu yansıtır. İçerde ekonomik gelişme ve istikrar olduğu sürece bir dışişleri bakanının ve dışişleri bakanlığının net bir politika inşa etmesi kolaylaşır. İçerde sorunlar olduğu sürece net bir dış politikanın olması zorlaşır.”
“Irak’ın bir gerçekliği var ve ben bunu itiraf ediyorum. 2003'ten önce Irak toplumunda uzun bir diktatörlük yolculuğu yaşadık. Oldukça totaliter ve merkezi olan Baas rejiminin çöküşünün ardından toplumda bir açılma yaşandı ve partilerin sayısı arttı. Aynı zamanda içerde komşu ülkelerle ilişki kurma eğilimleri ortaya çıktı. Komşu ülkelerle ilişki kurma konusunda farklı siyasi eğilimler vardı. Bu nedenle bölgedeki gerilimlerin Irak’ın iç durumunu olumsuz etkilediğini ve Irak’ın içindeki çatışmaların da Irak’ın komşu ülkeleriyle ilişkilerini etkilediğini görüyoruz. Bu sebeple Irak'taki durum ne kadar istikrarlı olursa, dış çevre ile iletişim kurmak o kadar kolay olacaktır. Dışardaki pozisyonun güçlü olması için Irak hükümetinin içerdeki güvenlik ve askeri durum başta olmak üzere mevcut sorunların çözümü için herkesle diyalog kapısını açması gerektiğini düşünüyorum. Bu sorunlar çözüldüğünde bu aynı zamanda komşu ülkelere Irak’ın durumuyla ilgili güven verecektir. Çünkü Irak’ta silah taşıyan güçler arasındaki özel sorunlar ve istikrarsızlık, bölgesel çevreyi de etkileyecektir.”



Fas’ta Dünya Kupası öncesinde işitme engelli ve normal işiten öğrencileri buluşturan ilk kapsayıcı üniversite

Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
TT

Fas’ta Dünya Kupası öncesinde işitme engelli ve normal işiten öğrencileri buluşturan ilk kapsayıcı üniversite

Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)

Fas, işitme engelli ve işitme güçlüğü yaşayan öğrencilerle normal işiten öğrencileri aynı sınıflarda buluşturan, mesleki ve sosyal entegrasyonu hedefleyen benzeri görülmemiş bir üniversiteyi hayata geçirerek eğitim alanında yeni bir model başlattı.

Bu adım, beşerî sermayenin yeniden şekillendirilmesi, bilimsel mükemmeliyetin geliştirilmesi ve sağlık alanında inovasyonun teşvik edilmesi çerçevesinde atıldı. Klinik tedavileri, teknolojik eğitimi ve mesleki formasyonu bir araya getiren yeni bir akademik modelin önünü açan girişim, Fas’ın İspanya ve Portekiz ile birlikte 2030 Dünya Kupası gibi büyük uluslararası organizasyonlara hazırlandığı bir dönemde gerçekleşiyor. Bu organizasyonlar, farklı ihtiyaçlara sahip ziyaretçilerin ağırlanması konusunda ülkeye önemli sorumluluklar yüklüyor.

Tıp, teknoloji ve mesleki eğitimi buluşturan akademik model

Lalla Esma Üniversitesi, yaklaşık 3 bin 500 öğrenciyi ağırlayacak şekilde tasarlanan dört ana okuldan oluşuyor. Üniversite bünyesinde, mesleki eğitim sertifikasından temel yeterliliklere ve yüksek lisans derecesine kadar uzanan, işitme bilimleri alanında tamamen ücretsiz bir eğitim programı sunulacak.

Eğitim kurumunun bünyesinde, konuşma ve dil terapisi, klinik psikoloji ve bilişsel davranışların uygulamalı analizi alanlarında eğitim veren İşitme Bilimleri, İletişim ve Klinik Sinir Bilimleri Okulu da bulunuyor. Ayrıca kulak burun boğaz cerrahlarına ileri düzey koklear implant cerrahisi alanında uzmanlık diplomaları verilecek.

İşaret Dili, Sözlü Çeviri ve Erişilebilirlik Okulu ise kapsayıcı medya ve özel eğitim alanlarında uzmanlar yetiştirecek. Sistemin diğer bileşenlerini, yapay zekâ ve dijital sanat tasarımına odaklanan Kapsayıcı Teknolojiler Okulu ile mutfak sanatları, pastacılık ve çikolata üretimi alanlarında eğitim veren Kapsayıcı Meslekler Okulu oluşturacak.

Paris, Chicago, Leuven ve Montpellier’deki kurumlarla uluslararası iş birlikleri

Üniversitenin bilimsel yönetimi ve araştırma faaliyetleri, geniş bir uluslararası akademik ve hastane iş birliği ağına dayanıyor.

Bu iş birliklerinin başında, Fransa’nın başkenti Paris’te bulunan ve Avrupa’nın işitme ile konuşma alanındaki ilk uzmanlaşmış merkezlerinden biri olarak tanımlanan Reconnect Üniversite Hastanesi Enstitüsü ile kurulan stratejik ortaklık geliyor. Institut Pasteur’ü ve Paris Kamu Hastaneleri Kurumuna bağlı üç hastaneyi —Necker Çocuk Hastanesi, Pitié-Salpêtrière Hastanesi ve Lariboisière Hastanesi— bir araya getiren bu ortaklık sayesinde sağırlığın gen tedavisi ile çocuk ve yetişkin işitme sağlığı alanlarındaki ileri araştırmaların aktarılması hedefleniyor.

İş birliği ağı, Batı dünyasında faaliyetlerini sürdüren en eski tıp fakültesinin mirasını taşıyan Fransa’daki Montpellier Üniversitesi’nin yanı sıra Audiocampus ve Cochlear Academy kurumlarını da kapsıyor. Şarku'l Avsat'ın edindiği bilgiye göre bu ortaklıklarla koklear implant alanındaki uzmanlık eğitiminin aktarılması amaçlanıyor.

Belçika ile imzalanan niyet mektubu da uluslararası iş birliklerinin önemli bir parçasını oluşturuyor. Leuven Katolik Üniversitesi, Léonard de Vinci Yüksekokulu ve Fransızca konuşulan Belçika’nın ilk koklear implant merkezi olan Saint-Luc Üniversite Klinikleri arasındaki iş birliği, koklear implant uygulamalarına ilişkin Fransızca klinik eğitimin güçlendirilmesini hedefliyor.

Chicago’daki bir Amerikan akademik kurumuyla yapılan ortaklık ise uygulamalı davranış analizi alanında bilimsel uzmanlık sağlanmasını öngörüyor.

Uluslararası ortaklıklar, Muhammed V Üniversitesi ve Fas Ulusal Radyo ve Televizyon Şirketi ile yürütülen yerel iş birlikleriyle tamamlanıyor. Bu çalışmalarla kapsayıcı mesleki ve medya alanlarında yeni kariyer yollarının oluşturulması amaçlanıyor.

İnovasyonu destekleyen 7 bilimsel ve uygulamalı laboratuvar

Uluslararası iş birliklerini, üniversite kampüsünde kurulacak yedi gelişmiş bilimsel ve uygulamalı laboratuvar tamamlıyor.

Bunlar arasında, işaret dilleriyle iletişim kurmayı öğrenen insansı robotların ve yapay zekâ uygulamalarının geliştirilmesine yönelik inovasyon laboratuvarı öne çıkıyor. Kamu yayıncılığı kurumunun desteğiyle donatılan hareket laboratuvarında ise dijital görüntüleme, sanal karakter üretimi ve eğitsel video içeriklerinin hazırlanması üzerinde çalışılacak.

Üniversite bünyesinde ayrıca girişimciliğe, beceri geliştirmeye ve iş kurma süreçlerine odaklanan bir iş geliştirme merkezi bulunacak. Anatomi laboratuvarları ile ileri işitme testlerinin gerçekleştirileceği birimler de karmaşık cerrahi işlemlerin simüle edilmesine ve yardımcı işitme cihazlarının gerçek uygulama öncesinde ayarlanmasına imkân sağlayacak.

Erişilebilirlik hedefi ve uluslararası organizasyonlara hazırlık

Kapsayıcı üniversitenin hedefleri yalnızca akademik eğitimle sınırlı kalmıyor. Kurum, Fas’ın İspanya ve Portekiz ile birlikte düzenleyeceği 2030 FIFA Dünya Kupası öncesinde ülkenin organizasyon kapasitesini geliştirmeyi amaçlayan stratejik bir rol de üstleniyor.

Üniversitenin 2027 yılına kadar Fas’ın farklı bölgelerinden ve yurt dışından öğrencilere kapılarını açması planlanıyor. Kurum, otelcilik, ulaşım, bankacılık ve spor tesisleri gibi sektörlerde çalışacak profesyonelleri ve karşılama personelini eğiterek işitme engelli ve işitme güçlüğü yaşayan ziyaretçilerle doğrudan iletişim kurabilecek uzmanlar yetiştirmeyi hedefliyor.

Bu yaklaşım, eğitim altyapısını kamu hizmetlerinin, stadyumların ve diğer tesislerin erişilebilirliğini artıracak önemli bir araca dönüştürüyor. Böylece Fas’ın, yaklaşan uluslararası organizasyonlarda beklenen küresel erişilebilirlik standartlarına uygun biçimde insan kaynağını geliştirmesi amaçlanıyor.


İsrail: Tüccarların koordinasyonu durdurmasının ardından Gazze’ye mal girişi kesildi

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İsrail: Tüccarların koordinasyonu durdurmasının ardından Gazze’ye mal girişi kesildi

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)

İsrail, yerel tüccarlarla Hamas arasında vergiler konusunda yaşandığını belirttiği anlaşmazlık nedeniyle Gazze Şeridi’ne ticari ürün girişinin durduğunu açıkladı. Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre bu durum, halkın yardımlara bağımlı olduğu bölgede gıda ve diğer temel ihtiyaç maddelerinin önemli bir tedarik kanalını kesintiye uğrattı.

İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki insani yardım işlerini denetleyen askerî birimi olan COGAT (Bölgelerdeki Hükümet Faaliyetlerini Koordinasyon Birimi), çarşamba günü yayımladığı açıklamada, Gazze’deki tüccarların ticari ürünlerin girişine ilişkin koordinasyonu durdurma kararı aldığını bildirdi.

COGAT, Gazze’deki tüccarların bu kararı, Hamas’ın bölgeye giren her kamyon için 10 bin İsrail şekeli (3 bin 220 dolar) tutarında ücret talep etmesine ve Gazze’deki toplam satışlarının yüzde 30’unun nakit olarak yapılmasını istemesine tepki olarak aldıklarını kendilerine ilettiklerini belirtti.

Hamas ise daha sonra 10 bin şekellik ödemenin, Gazze’deki varlıklı kişilerin ihtiyaç sahiplerine, özellikle dul kadınlara ve yetimlere destek sağlamak amacıyla oluşturulan ulusal fona gönüllü katkılarından oluştuğunu açıkladı. Hareket ayrıca, savaşın harap ettiği bölgede ciddi nakit sıkıntısı yaşandığını öne sürerek, nakit ödemelerin teşvik edildiğini bildirdi.

Üç yıldır devam eden savaş, tekrarlanan zorunlu yerinden edilmeler ve İsrail’in insani yardım sevkiyatına yönelik sıkı kısıtlamaları nedeniyle Gazze halkının büyük bölümü yardımlara bağımlı durumda.

Küresel açlık izleme kuruluşlarından biri, temmuz ayında yaptığı uyarıda Gazze nüfusunun üçte ikisinden fazlasının yıl sonuna kadar akut açlıkla karşı karşıya kalabileceğini bildirmişti. Yaklaşık 2 milyon kişinin yaşadığı Gazze Şeridi’nde halkın çoğu geçici barınaklarda hayatını sürdürüyor.

Gazze Özel Taşımacılık Birliği Başkanı Nahid Şehber, dün İsrail’den ticari ürün taşıyan hiçbir kamyonun Gazze’ye girmediğini söyledi. Ancak İsrail’in kontrolündeki bir sınır kapısından insani yardım taşıyan kamyonların yanı sıra Mısır’dan ticari ürün getiren araçların da giriş yaptığını belirtti.

COGAT, Gazze’deki tüccarların koordinasyonu durdurma kararının, bölgeye giren insani yardım ve ticari ürün taşıyan kamyonların toplam sayısını günlük yaklaşık 300’e düşürebileceğini bildirdi. Bu sayı, mevcut toplamın yarısına karşılık geliyor.

Diplomatlar, Gazze’ye günlük giren kamyon sayısının normalde de 600’ün oldukça altında olduğunu belirtiyor. Şehber ise gerçek sayının yaklaşık 300 olduğunu ve bunların üçte ikisinin ticari ürün taşıdığını ifade etti.

ABD arabuluculuğunda varılan anlaşma uyarınca İsrail’in Gazze’ye günde en az 600 insani yardım kamyonunun girişine izin vermesi gerekiyor. Bununla birlikte İsrail, yükümlülüğünün yalnızca 600 kamyonun girişine izin vermek olduğunu savunuyor ve ticari ürünlerin insani yardımları tamamlayıcı nitelik taşıdığını belirtiyor.


Husilerden Aden’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na saldırı

Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
TT

Husilerden Aden’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na saldırı

Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)

Husiler, dün Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın çevresine füze saldırısı düzenledi. Saldırıda Cumhurbaşkanlığı Muhafızları’ndan iki kişi hayatını kaybederken, çok sayıda kişi yaralandı ve sarayda maddi hasar meydana geldi.

Saldırıyı üstlenen Husilere karşılık Yemen Enformasyon Bakanlığı, Başbakan Şai Zindani ile hükümet üyelerinin sağlık durumlarının iyi olduğunu açıkladı. Bakanlık, olası saldırılara karşı önlem amacıyla hükümetin toplantılarını artık düzenli olarak sarayda gerçekleştirmediğini belirtti.

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, saldırının ardından telefonla görüştüğü Başkanlık Konseyi üyeleri Tümgeneral Abdurrahman el-Muharremi ve Tümgeneral Mahmud el-Subeyhi’nin yanı sıra Başbakan Şai Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu sordu. Alimi, saldırının etkileri ve sonuçlarıyla mücadele kapsamında alınan önlemler hakkında ilk raporu da dinledi.

Alimi, Husilerin saraya yönelik saldırısının, grubun Yemen ve Suudi Arabistan’daki havalimanlarını, petrol tesislerini ve sivil yerleşimleri hedef alan saldırılarının devamı niteliğinde olduğunu belirtti. Söz konusu saldırıların bölgenin ve deniz geçiş güzergâhlarının güvenliğini tehdit ettiğini savunan Alimi, bunun Husilerin “terörist niteliğini” bir kez daha ortaya koyduğunu ve grubun Yemen halkının devlet kurumlarını yeniden tesis etme iradesiyle başa çıkamadığını gösterdiğini ifade etti.

Yemen Cumhurbaşkanı, devletin anayasal sorumluluklarını kararlılıkla yerine getirmeyi sürdüreceğini vurgulayarak, egemenlik kurumlarının ve vatandaşların korunmasının pazarlık konusu yapılamayacağını söyledi. Alimi, ilgili askerî ve güvenlik birimlerine devlet kurumlarının korunması, terör tehditlerine karşı önlem alınması ve tehdit kaynaklarına hukuka uygun şekilde karşılık verilmesi talimatı verdi. Bu adımların sivillerin ve sivil altyapının korunmasını güvence altına alması gerektiğini kaydetti.

Alimi, saldırının ardından Muharrami, Subeyhi, Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu telefonla sordu (SABA).
Alimi, saldırının ardından Muharrami, Subeyhi, Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu telefonla sordu (SABA).

Yemen hükümetinden uluslararası topluma çağrı

Yemen Bakanlar Kurulu da Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alınmasının Husilerin “terörist yaklaşımını” ve sivilleri hedef alma politikasını ortaya koyduğunu açıkladı.

Kurul, saldırının hükümetin vatandaşlara karşı sorumluluklarını yerine getirmesini, devlet kurumlarını yeniden tesis etme ve darbeyi sona erdirme mücadelesini sürdürmesini engelleyemeyeceğini bildirdi. Açıklamada, “Yemen’in Şafağı” operasyonu kapsamında yürütülen çalışmaların devam edeceği vurgulandı.

Bakanlar Kurulu, saldırının yalnızca devlet kurumlarını hedef alan eylemlerle sınırlı kalmayan, giderek yoğunlaşan Husi saldırılarının devamı olduğunu belirtti. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre açıklamada, Suudi Arabistan’daki sivil tesislere yönelik saldırıların yanı sıra Yemen’in Taiz ve Lahic vilayetlerindeki yerleşim bölgelerinin bombalanmasının da sivillerin hayatını tehlikeye attığı ve halkın yaşadığı sıkıntıları artırdığı ifade edildi.

Husilerin Yemen’in, komşu ülkelerin, bölgesel istikrarın ve bölgedeki hayati çıkarların güvenliği açısından doğrudan tehdit oluşturduğu belirtilen açıklamada, “Yemen’in geleceği, kendi halkına karşı silah kullanan, komşularının güvenliğini hedef alan ve Yemenlilerin darbe projesini reddetmesine şiddetle karşılık vermeye çalışan bir milis grubuna bırakılamaz” ifadelerine yer verildi.

Kurul, uluslararası topluma ve Birleşmiş Milletlere saldırılar karşısında açık ve kararlı bir tutum alma çağrısında bulundu. Açıklamada, saldırıların birbirinden bağımsız münferit olaylar olarak değerlendirilmemesi, sivillerin ve sivil tesislerin hedef alınmasının önlenmesi için gerekli baskının uygulanması ve ihlallerden sorumlu kişilerin hesap vermesinin sağlanması istendi.

Yemen hükümeti ayrıca, devlet otoritesini yeniden tesis etme mücadelesinde silahlı kuvvetleri, askerî birlikleri, güvenlik teşkilatlarını ve halk direniş güçlerini desteklemeyi sürdüreceğini bildirdi. Açıklamada, devlet kurumlarının ve kamu hizmetlerinin güçlendirilmesi, vatandaşların korunması ve Yemen halkının yaşadığı sıkıntıların hafifletilmesine yönelik siyasi, ekonomik ve insani çabaların da devam edeceği kaydedildi.