Irak Dışişleri Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Ukrayna ateşinin alevleri Ortadoğu bölgesine ulaşacak

Hüseyin küresel kutuplaşmanın artacağını belirterek, Irak içindeki anlaşmazlıkların komşu ülkeleriyle ilişkisini etkileyeceğini söyledi.

Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin (EPA)
Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin (EPA)
TT

Irak Dışişleri Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Ukrayna ateşinin alevleri Ortadoğu bölgesine ulaşacak

Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin (EPA)
Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin (EPA)

Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin Arap bölgesinin Ukrayna-Rusya savaşından etkilenmesine karşı uyararak, süper güçler arasındaki küresel kutuplaşma sebebiyle dünya ülkelerinin ‘ya benim yanımdasın ya da karşımda’ şeklindeki boğucu denklemle yeniden karşı karşıya kalmasını beklediğini belirtti.
Hüseyin Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda diyalog ve müzakere dilini şiddet ve çatışma diline hakim kılma çağrısında bulunarak, Irak’ın başka bir savaşı kaldırmayacağını ‘zira 50 yılı aşkın süredir birbiri ardına gelen savaşlar içinde yaşadığını, 3 neslin savaş döneminde büyüdüğünü ve savaş kültürüne sahip hale geldiklerini’ ifade etti.
Irak’ta ‘karmaşık bir elektrik krizi’ olduğunu kabul eden Hüseyin, ülkesinin elektrik ve gazın yüzde 45’ini İran’dan ithal ettiğini, Körfez ülkeleri ile Irak arasında elektrik bağlantı hattı projesi, Ürdün ve Mısır ile bağlantı hattı projesi ve aynı zamanda Türkiye tarafı ile olan girişimlerle Irak’ın kaynak çeşitliliğini sağlamakta kararlı olduklarını dile getirdi.
ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin Viyana’daki müzakerelerde İran ile nükleer anlaşmaya varmasının giderek yakınlaşmasına değinen Iraklı Bakan, ülkesinin diyalog ve müzakerelere öncülük eden tüm adımları desteklediğini ancak Biden yönetimi ile olan ilişkiyi eleştirmek veya övmek yerine “Tüm ABD yönetimleri arasında farklar bulunuyor. Washington ile güçlü bir ilişkimiz var” ifadesini kullanmakla yetindi.

Kronik elektrik krizi
Irak’taki elektrik krizi ve çözüme yönelik adımlar hakkında konuşan Bakan Hüseyin şunları kaydetti:
“Bizde elektrik krizi var. Bu hem eski hem yeni bir kriz. Elektrik krizi 2003’te meydana gelen değişiklikten önce de vardı değişiklikten sonra da var. Elektrik krizini çözemediğimizi kendimize itiraf etmeliyiz. Kriz her aşamada farklılaşıyor. Yani kriz 2003’ten şu ana kadar bazen enerji üretimiyle veya dağıtım şebekesiyle ilgiliyken bazen elektrik üretimini tüketicilere ulaştırmakla ilgiliydi. Krizin diğer yüzü ise 2005’ten sonra Irak’ta inşa edilen 3 temel santral gaz ile çalışıyor. Biz gaz ülkesiyiz ancak gaz üretmiyoruz. Doğrusu İran tarafı ile olan anlaşma, bu ana santrallere gaz ithal etmeye dayanıyor. Bu 3 ana santralin ihtiyacını karşılamak için İran’dan 1200 megavat elektrik ithal ediyoruz. İran'dan yaptığımız gaz ve elektrik ithalatını da eklersek, İran'a bağımlı olduğumuz toplam tüketim yüzde 45'ine ulaşıyor. Ancak bazen İran’da da kriz oluyor. Çünkü elektrik enerjisine veya Irak’a ithal ettiği gazın bir bölümüne ihtiyacı olan büyük bir ülke. İran aynı zamanda içeriyi desteklemek için kendisi de diğer ülkelerden elektrik ithal ediyor.”
“Bu sebeple Irak’ta elektrik ithal etmek için Körfez kapısını açmayı düşünüyoruz. Körfez’deki kardeşlerimizle önceki müzakerelerimizde Körfez şebekesinden elbette Kuveyt koridoru üzerinden Irak’a ulaştırılacak 400 megavat hakkında konuştuk. Şu anki detayları bilmiyorum ancak Kuveyt ile Irak sınırları arasındaki mesafe ile Irak sınırlarından elektrik santrali arasındaki mesafeyle ilgili henüz çözülmeyen bazı detayların olduğunu sanıyorum. Ürdün’den elektrik satın almak için bir anlaşma daha var. Aynı zamanda Türkiye ile müzakereler mevcut.”

Arap bloğu ve İran muhalefeti
Irak-Ürdün-Mısır ortaklığının bir Arap bloğu olması dolayısıyla İran’ın bu bloğa karşı olduğu ve engellemek için çalıştığı yönündeki söylentiler hakkında konuşan Hüseyin;
“Komşu ülkelerle ilişkiler kurmak dışında bir arzumuz yok. Bu, dış politikanın değişmez bir parçası. Ürdün ve Mısır ile olan ilişkilerimiz tarihidir ve Başbakan Adil Abdulmehdi zamanında mevcuttu. Üçlü ilişkinin (Irak-Ürdün-Mısır) tarihi Kahire’deki bir zirve ile başladı. O zaman bu meselenin, bu işbirliği için siyasi ve ekonomiye ihtiyaç olmasına rağmen, diğer ülkelerin baskısıyla bir ilişkisi yok. Çünkü Mısır elektrik üreten ve ihraç eden bir ülke.”

ABD yönetimleriyle ilişkiler
Bağdat ve Biden yönetimi arasındaki ilişkileri değerlendiren Hüseyin;
“Bu, müttefik bir ülkeyle olan bir ilişkidir. ABD tarafı eski rejimin düşürülmesi için uluslararası koalisyonda önemli bir rol oynadı. Amerikalılar Irak’ta güçlü bir şekilde varlık gösteriyor. Irak’ta yaklaşık 160 bin askerleri vardı. Bu esas üzerine aramızda bir anlaşma imzalandı ve Amerikalılar çekildi. Ancak 2011’de DEAŞ terörünün çeşitli bölgeleri kontrol altına almasıyla birlikte -doğrusu Irak topraklarının üçte biri onların kontrolü altındaydı- Irak makamları ABD tarafını DEAŞ’a karşı savaşta yardıma çağırdı. Uluslararası koalisyon ve bu koalisyonun dışındaki birçok ülke DEAŞ’a karşı savaşta bir rol oynadı. Ayrıca Irak’ın petrol sanayisi ve çeşitli alanlarda altyapı inşa etmesi için batılı ülkelerle ilişkiler kurmaya ihtiyacı var. Dış savaşlar ve ayrıca zaman zaman iç çatışma sebebiyle Irak’ın tüm altyapıları imha edildi. Dünyaya açılmaya ve iyi ilişkiler kurmaya ihtiyacımız var. Bu nedenle Bağdat’ın Washington’la ilişkisinin güçlü olduğunu görüyoruz.”
Hüseyin, “Biden ve selefi Donald Trump arasında bir kıyaslama yapabilir misiniz?” sorusuna, “Elbette iki yönetim arasında büyük bir fark var. Ben şu anda bunu değerlendirecek konumda değilim. Trump yönetimi dönemini ve bunun Irak-ABD ilişkilerine etkisi ile Biden döneminin incelenmesi tarihçilerin işi. Biden ve Trump’tan önce Obama dönemi politikası vardı. Irak-ABD ilişkisi çeşitli aşamalardan geçti” diye yanıt verdi.

Rusya’nın Ukrayna’ya savaş açması
Bakan Hüseyin, Rusya’nın Ukrayna’ya savaş açması ve bunun Ortadoğu bölgesine etkisiyle ilgili soruya verdiği cevapta şunları kaydetti:
“Bu durumdan çok endişeliyiz. Allah göstermesin büyük bir savaşa dönüşürse, dünyanın birçok yerinde geride yıkım bırakacak bir dünya savaşına yol açar. Bu çatışma Arap bölgesini etkileyebilir. Rusya büyük bir ülke. Bölgede büyük çıkarları ve büyük bir etkisi var. ABD bir süper güç ve Avrupa Birliği’nin yanı sıra bölgede mevcut.”
“Bu nedenle barışçıl yolların takip edilmesi, durumun müzakere ve diyalog yoluyla iyileştirilmesi için birçok kişiyle konuşuyoruz. Ancak patlama durumuna ulaştık. Patlamanın sınırları genişleyecek. Irak, İran ve Körfez ülkeleri bu meseleye coğrafi olarak uzak değil. Ekonomiyi etkileyecek. Rusya’nın şu an Batı ile olan çatışması deyim yerindeyse enerji ve ardından petrol fiyatlarını etkileyecek bir çatışmadır. Fakat kriz patlak verirse bu, Körfez bölgesine ulaşmayacağı anlamına gelmez. O zaman bu taraflar arasında diyalog kurmak ve sorunun diyalog ve müzakere yoluyla çözülmesi Irak da dahil olmak üzere bölgenin menfaatine olur.”
“Savaşların olması bölgenin menfaatine olmaz. Çünkü bölge ve özellikle biz Iraklılar savaştan mustaribiz. Doğrusu biz sürekli savaşın kurbanlarıyız. Irak’ın üç veya dört nesil savaşın içinde doğdu, büyüdü, onların savaş kültürü var ve Irak’ta yaklaşık 50 yıldır süren hem iç hem dış savaşların kurbanı oldular. Ancak şiddet meselesini düşünmek istemiyoruz. Diyalog ve müzakere yolu seçilmelidir. Süper güçler ile diğer diğer devletler veya NATO arasında büyük bir çatışmadan söz ettiğimiz zaman, bu çatışma sebebiyle bir yangın çıkması ve bu yangının alevlerinin bölgemize ulaşması konusunda bölgede bir endişe var. Çünkü süper güçlerin de ifade ettiği gibi diğerlerine ihtiyaçları olacak. Çünkü onlar ‘ya benim yanımdasın ya da karşımda’ diyerek destek toplayacaklar. Bölge ülkelerinin bu çatışmaya girmesi zor olacak. Biz bunu olumlu bir tarafsızlıkla söylüyoruz. Yani çözüm müzakerelerde. Çözüm diyalogda. Çözüm diplomatik yollardan faydalanmakta. Çözüm şiddet değil.”

Viyana’daki müzakereler
Irak’ın, Viyana’da İran ve ABD arasında bir anlaşma imzalanmasından endişe edip etmediği sorusunu yanıtlayan Hüseyin;
“Hayır. Diyalog ve müzakere yoluyla bir anlaşmaya varırlarsa bu iyi bir şey. Başkan Trump dönemindeki ABD-İran çatışması Irak’ın gerçekliğine, güvenlik durumuna ve siyasetine yansıdı. Bu nedenle biz İran ve ABD arasındaki sorunun iki taraf arasındaki bir anlaşmayla çözülmesine çağırıyoruz. Bence İran ve ABD arasında bir anlaşma olursa aynı zamanda iki ülkenin ve bölgenin menfaatine olur.”
Hüseyin, Irak’taki büyük siyasi sıkıntılar ve bunun dış politikaya yansımalarıyla ilgili soruya şu yanıtı verdi;
“Irak açık bir topluma ve demokratik bir topluma sahip. Demokrasimizin gelişmekte olduğunu, inişleri çıkışları olduğunu ve birçok sorunu olduğunu itiraf ediyorum. Evet, dış politika içerdeki durumu yansıtır. İçerde ekonomik gelişme ve istikrar olduğu sürece bir dışişleri bakanının ve dışişleri bakanlığının net bir politika inşa etmesi kolaylaşır. İçerde sorunlar olduğu sürece net bir dış politikanın olması zorlaşır.”
“Irak’ın bir gerçekliği var ve ben bunu itiraf ediyorum. 2003'ten önce Irak toplumunda uzun bir diktatörlük yolculuğu yaşadık. Oldukça totaliter ve merkezi olan Baas rejiminin çöküşünün ardından toplumda bir açılma yaşandı ve partilerin sayısı arttı. Aynı zamanda içerde komşu ülkelerle ilişki kurma eğilimleri ortaya çıktı. Komşu ülkelerle ilişki kurma konusunda farklı siyasi eğilimler vardı. Bu nedenle bölgedeki gerilimlerin Irak’ın iç durumunu olumsuz etkilediğini ve Irak’ın içindeki çatışmaların da Irak’ın komşu ülkeleriyle ilişkilerini etkilediğini görüyoruz. Bu sebeple Irak'taki durum ne kadar istikrarlı olursa, dış çevre ile iletişim kurmak o kadar kolay olacaktır. Dışardaki pozisyonun güçlü olması için Irak hükümetinin içerdeki güvenlik ve askeri durum başta olmak üzere mevcut sorunların çözümü için herkesle diyalog kapısını açması gerektiğini düşünüyorum. Bu sorunlar çözüldüğünde bu aynı zamanda komşu ülkelere Irak’ın durumuyla ilgili güven verecektir. Çünkü Irak’ta silah taşıyan güçler arasındaki özel sorunlar ve istikrarsızlık, bölgesel çevreyi de etkileyecektir.”



Filistinlilerin, Gazze’den sürülmesi yeniden gündemde

BM'in son raporunda, İsrail'in Gazze'de devam eden saldırılarıyla soykırımı sürdürdüğü bildirildi (AP)
BM'in son raporunda, İsrail'in Gazze'de devam eden saldırılarıyla soykırımı sürdürdüğü bildirildi (AP)
TT

Filistinlilerin, Gazze’den sürülmesi yeniden gündemde

BM'in son raporunda, İsrail'in Gazze'de devam eden saldırılarıyla soykırımı sürdürdüğü bildirildi (AP)
BM'in son raporunda, İsrail'in Gazze'de devam eden saldırılarıyla soykırımı sürdürdüğü bildirildi (AP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun yeni Ulusal Güvenlik Danışmanı Shmuel Ben Ezra, Gazze Şeridi'ndeki Filistinlilerin "gönüllü göçü" için plan hazırlanması amacıyla acil toplantı düzenledi.

Haaretz'in aktardığına göre salı günü düzenlenen toplantıya İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), Şin Bet ve Mossad yetkilileri katıldı. Adlarının paylaşılmaması şartıyla gazeteye konuşan kaynaklara göre Mossad yetkilileri, toplantıda hiçbir ülkenin Gazzelileri almayı kabul etmediğini hatırlatarak, konuyla ilgili bir gelişme olmadığını söyledi.

İsrail ordusu, mayısta düzenlediği operasyonda Hamas'ın askeri kanadı İzzeddin Kassam Tugayları'nın lideri Muhammed Odeh'in öldürüldüğünü duyurmuş, Filistinli örgüt de bunu doğrulamıştı. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, harekatın ardından yaptığı açıklamada "gönüllü göç" planının vakti geldiğinde uygulanacağını söylemişti.

Tel Aviv yönetimi, Filistinlileri Gazze Şeridi'nden sürme planlarını birçok kez gündeme getirmişti. Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump'ın öncülüğünde hazırlanan barış planında "Filistinlilerin bölgede kalmaya teşvik edilmesi ve kendilerine daha iyi bir Gazze'nin inşasında yer alma fırsatı tanınması" gerektiği bildirilmişti. Ancak Trump yönetimi daha önce de Filistinlilerin bölgeden sürüleceğini, Gazze'nin lüks bir tatil bölgesine dönüştürüleceğini duyurmuştu.

Kaynakların aktardığına göre güvenlik yetkilileri, Ezra'nın acil toplantı düzenleyerek konuyu yeniden gündeme getirmesine şaşırdı. Diğer yandan bir savunma yetkilisi, bunun Netanyahu'yla Trump arasında yapılmış gizli bir anlaşmanın parçası olabileceğini öne sürüyor. ABD'nin, İran'la anlaşma yaparak İsrail'i zor duruma soktuğunu, Beyaz Saray'ın bunu telafi etmek isteyebileceğini savunuyor.  

İsrail yönetimi, Filistinlilerin Kongo ve Somaliland gibi üçüncü ülkelere gönderilmesi için geçen yıl diplomatik faaliyetler yürütmüş ancak bunlardan sonuç alınamamıştı. Tel Aviv, Somali'den ayrılarak tek taraflı bağımsızlığını ilan eden Somaliland'ı Aralık 2025'te tanımıştı.

Bunlara ek olarak Tel Aviv yönetiminin, Gazzelileri göndermek için Endonezya, Uganda, Güney Sudan ve Libya'yla görüştüğüne dair haberler çıkmıştı.

Amerikan haber ajansı AP'nin araştırmasında, geçen yıl mayıs ve kasım arasında Filistinlilerin Güney Afrika ve Endonezya'ya götürüldüğü, bu uçuşların İsrailli asker ve eski istihbarat görevlileri tarafından kurulan radikal sağcı Ad Kan örgütü tarafından fonlandığı belirlenmişti.

Independent Türkçe, Haaretz, Times of Israel, AP


Barrack, Bağdat-Erbil petrol anlaşmazlığında uzlaşma sürecini hızlandırıyor

Irak Kürdistan Bölgesi Başbakanı Mesrur Barzani, 16 Haziran 2026’da Erbil’de ABD’nin Irak ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’la görüştü (Kürdistan Bölgesi Hükümeti Medyası)
Irak Kürdistan Bölgesi Başbakanı Mesrur Barzani, 16 Haziran 2026’da Erbil’de ABD’nin Irak ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’la görüştü (Kürdistan Bölgesi Hükümeti Medyası)
TT

Barrack, Bağdat-Erbil petrol anlaşmazlığında uzlaşma sürecini hızlandırıyor

Irak Kürdistan Bölgesi Başbakanı Mesrur Barzani, 16 Haziran 2026’da Erbil’de ABD’nin Irak ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’la görüştü (Kürdistan Bölgesi Hükümeti Medyası)
Irak Kürdistan Bölgesi Başbakanı Mesrur Barzani, 16 Haziran 2026’da Erbil’de ABD’nin Irak ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’la görüştü (Kürdistan Bölgesi Hükümeti Medyası)

Kürt siyasetçiler, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın geçen hafta Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) başkenti Erbil’e yaptığı ziyarette Bağdat ile Erbil arasındaki petrol anlaşmazlığının çözüm imkânlarını ele aldığını belirtti. Ancak aynı kaynaklar, ülkenin içinde bulunduğu ağır mali krizin doğal kaynakların yönetimini kalıcı biçimde düzenleyecek federal bir yasanın çıkarılmasını sağlayacağı konusunda iyimser değil.

Federal hükümetin dönemin Başbakanı Nuri al-Maliki liderliğinde ilk petrol ve doğal gaz yasa taslağını sunduğu Mart 2007’den bu yana, Irak Parlamentosu’nun farklı dönemleri boyunca doğal kaynakların üretimi ve gelir dağılımını düzenlemesi beklenen yasa bir türlü kabul edilemedi. Bunun yerine siyasi aktörler, kırılgan siyasi uzlaşmalarla süreci yönetmeyi tercih etti.

Petrol ve doğal gaz yasası yeniden gündeme, Barrack’ın 16 Haziran 2026’da Erbil’e yaptığı ziyaretin ardından geldi. ABD’li temsilci burada bölgesel hükümet yetkilileri ve iki büyük Kürt partisiyle görüşmeler gerçekleştirdi. Yerel kaynaklar, Barrack’ın Başbakan Ali ez-Zeydi’nin Bağdat ile Erbil arasındaki geleneksel anlaşmazlıkları çözebileceği konusunda iyimser olduğunu aktardı.

Eski Irak Kürt milletvekili, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Barrack’ın Erbil temaslarında ABD-Irak enerji iş birliğinin güçlendirilmesini görüştüğünü söyledi. Görüşmelerde hem Bağdat hem de Erbil ile enerji alanındaki ortaklıkların yanı sıra, Irak petrolünün Suriye üzerinden Akdeniz’e taşınmasını sağlayan Kerkük-Baniyas boru hattının modernizasyonu da ele alındı.

Eski milletvekili Miyade en-Neccar ise Bağdat-Erbil petrol anlaşmazlığının “durgunluk aşamasından ciddi müzakere aşamasına geçtiğini” ifade etti.

Neccar, son haftalarda iki taraf arasındaki temasların belirgin biçimde hız kazandığını, üst düzey ziyaretler ve görüşmelerin yeniden petrol ihracatının başlatılması, mali dosyaların çözümü ve petrol-doğal gaz yasasının çıkarılması için uygun zeminin hazırlanmasına odaklandığını belirtti.

Anlaşmazlığın kökeni

Gözlemcilere göre petrol ve doğal gaz yasasının çıkarılamamasının temel nedeni siyasi anlaşmazlıklar oldu. Bunun yanında, Irak Anayasası’nın özellikle IKBY’nin yetkileriyle ilgili maddelerinin farklı yorumlanması da bugüne kadar çözülemeyen sorunlar arasında yer alıyor.

Taraflar arasında hâlen şu temel konularda görüş ayrılığı bulunuyor:

  • IKBY’nin yabancı şirketlerle doğrudan sözleşme yapma hakkına sahip olup olmadığı,
  • Bölgesel yönetimin bağımsız petrol projeleri yürütüp yürütemeyeceği,
  • Federal hükümetin anayasa ve yasalar gereği tek yetkili makam olup olmadığı,
  • Keşfedilen sahaların statüsü,
  • Hizmet sözleşmeleri ile üretim paylaşımı anlaşmaları arasındaki hukuki farklılıklar.

IKBY, Ağustos 2007’de kendi petrol ve doğal gaz yasasını çıkararak hukuki boşluğu doldurmaya çalıştı. Ancak Bağdat’taki Federal Yüksek Mahkeme, Şubat 2022’de aldığı kararla bu yasanın meşruiyetini reddetti ve uygulanmasını geçersiz kıldı.

Milletvekili  Macid Şengali, yakın gelecekte petrol ve doğal gaz yasasının çıkarılması konusunda umutlu olmadığını belirterek, bunun nedenini Bağdat’ın bölgedeki petrol kaynakları üzerinde tam ve merkezi kontrol kurma eğilimine bağladı.

Kürdistan Demokrat Partisi üyesi olan Şengali, Başbakan Ali ez-Zeydi’nin parlamentodaki siyasi bloklar arasında uzlaşma sağlanmadan yasayı geçirmesinin mümkün olmadığını söyledi. Mevcut parlamentonun, Erbil, Bağdat ve petrol üreten vilayetler arasında kabul görecek ortak bir formül geliştiremediğini belirten Şankali, 20 yılı aşkın süredir devam eden anlaşmazlıkların sona erdirilemediğini vurguladı.

sfrgthy
Mesud Barzani ve yanında Mazlum Abdi, Erbil'de ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yapılan görüşmeler sırasında (Arşiv fotoğrafı – Kürdistan Demokrat Partisi)

Şengali’ye göre siyasi güçler, geçmişte olduğu gibi krizi geçici anlaşmalarla yönetmeye devam edecek. Bu çerçevede, Muhammed Şiya es-Sudani hükümeti döneminde kabul edilen üç yıllık bütçe yasasına temel oluşturan son anlaşmanın uygulanması sürecek.

Haziran 2023’te Bağdat’taki siyasi güçler, özellikle Koordinasyon Çerçevesi ile Kürdistan Demokrat Partisi arasında yapılan uzlaşı kapsamında, IKBY’nin yerel tüketim payı düşüldükten sonra günlük 250 bin varil petrolü federal hükümete teslim etmesi kararlaştırılmıştı. Buna karşılık Kerkük petrolünün bölgesel boru hattı üzerinden Türkiye’deki Ceyhan Limanı’na taşınmasına izin verilmiş, federal hükümet de bölgenin bütçe payını ödeme taahhüdünde bulunmuştu.

Şengali, mevcut mali kriz nedeniyle tüm tarafların yeni bir uzlaşma arayışında olduğunu ve önümüzdeki dönemde bu anlaşmanın daha da geliştirilebileceğini söyledi.

Olumlu işaretler

Kürdistan Demokrat Partisi üyesi Subhi el-Mendelavi, Ali ez-Zeydi’nin göreve başlamasından bu yana olumlu gelişmeler gözlemlediklerini belirtti.

Mendelavi’ye göre yeni Irak hükümeti, görevinin ilk dönemlerinden itibaren iç siyasi çevrelerle ve Erbil ile ilişkiler gibi ihtilaflı dosyalarla yapıcı bir şekilde ilgilenmeye başladı. IKBY Başbakanı Mesrur Barzani yönetimi de bu gelişmeleri olumlu değerlendiriyor.

Bununla birlikte Mendelavi, Bağdat ile Erbil arasındaki sorunların çözüm sürecinin özellikle ABD başta olmak üzere uluslararası toplumun baskıları sayesinde hız kazanacağını düşünüyor.

Kürdistan Demokrat Partisi’nin tüm yeni hükümetlerle petrol ve doğal gaz yasasının çıkarılması konusunda iş birliği yaptığını belirten Mendelavi, mevcut yasama döneminde de yasanın kabul edilmesini umduğunu söyledi. Ancak geçmişte yasaya karşı çıkan siyasi güçlerin bugün de süreci engellemek için çalışacağını ifade etti.

Eski milletvekili Miyade en-Neccar da güvenlik ve ekonomi alanlarında artan koordinasyonun anlaşmazlıkların sona erdirilmesi için umut verici işaretler sunduğunu söyledi.

Haziran 2026’nın ortalarında, Irak Genelkurmay Başkanı Abdülemir Reşid Yarallah başkanlığındaki askeri heyet Erbil’de çeşitli temaslarda bulundu ve bazı petrol sahalarını ziyaret etti. Heyet, güvenlik durumunu değerlendirdi ve tesisler ile çalışanların korunmasına yönelik önlemleri görüştü.

Siyasi temasların hız kazanmasıyla birlikte Neccar, petrol anlaşmazlığında gerçek ve kesin bir ilerlemenin ancak Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesud Barzani ile Başbakan Ali ez-Zeydi arasında petrol ve doğal gaz krizini tamamen çözecek kapsamlı bir anlaşmanın resmen ilan edilmesiyle mümkün olacağını belirtti.


El-Kaide neden saldırılarını Afrika Sahel'inin kırsal kesimlerinden başkentlerine kaydırdı?

Fotoğraf: Burkina Faso, Nijer ve Mali'nin el-Kaide'ye karşı çabalarını birleştirememesi, örgütün askeri gücünün artmasına katkıda bulundu (Reuters)
Fotoğraf: Burkina Faso, Nijer ve Mali'nin el-Kaide'ye karşı çabalarını birleştirememesi, örgütün askeri gücünün artmasına katkıda bulundu (Reuters)
TT

El-Kaide neden saldırılarını Afrika Sahel'inin kırsal kesimlerinden başkentlerine kaydırdı?

Fotoğraf: Burkina Faso, Nijer ve Mali'nin el-Kaide'ye karşı çabalarını birleştirememesi, örgütün askeri gücünün artmasına katkıda bulundu (Reuters)
Fotoğraf: Burkina Faso, Nijer ve Mali'nin el-Kaide'ye karşı çabalarını birleştirememesi, örgütün askeri gücünün artmasına katkıda bulundu (Reuters)

Sağir el-Hidri

El-Kaide'nin Sahel kolu olan Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin’in (CNIM) Nijer'in başkenti Niamey'e düzenlediği saldırı, örgütün savaşlarını uzak kasaba ve şehirlerden başkentlere kaydırmasının nedenleri hakkında ciddi soruları gündeme getirdi.

Bu saldırıdan önce, örgüt Mali'nin başkenti Bamako'yu kuşatarak ve yakıt tedarikini durdurarak şehri adeta boğmuş, ardından da ayrılıkçı Azavad Ulusal Kurtuluş Hareketi (MNLA) ile başkente, Kidal ve Gao gibi diğer şehirlere karşı koordineli bir saldırı başlatarak hükümet güçlerine ağır kayıplar verdirmişti.

Afrika'nın Sahel bölgesindeki siyasi ve istihbarat çevreleri, el-Kaide'nin son aylarda sahada önemli ölçüde etki kazanma gücü konusunda uyarıyor. Zira bu durum, örgütün hükümet binalarının bulunduğu başkentleri tehdit etmesine olanak tanıdı. Nitekim örneğin Nijer hükümeti, örgütün saldırıları nedeniyle Cumhurbaşkanlığı Sarayı ile ve Başbakanlık Ofisi’nin çevresindeki yolları kapatmak zorunda kaldı.

Tehlikeli sonuçlar

Sahel'deki Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin örgütünün lideri İyad Ag Ghali, el-Zallaqa platformunda sürekli olarak askeri darbelerle iktidara gelen hükümetlerin devrilmesini savunan videolar yayınlıyor. Ayrıca, son yıllarda bölgeye yaklaşık 2 bin paralı asker konuşlandıran Rusya'yı kovma sözü de veriyor.

Ag Ghali, hem Nijer hem de Mali'deki geçiş dönemi yetkilileri tarafından her zamankinden daha çok aranıyor ve yakalanmasını veya öldürülmesini sağlayacak bilgiler verenler için önemli ödüller koyuldu.

Afrika işleri uzmanı siyasi analist Muhammed Turşin, “Sahel'de Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin örgütü tarafından düzenlenen saldırının şüphesiz ilk veya son olmayacağına” inandığını söyledi. “Aylardır Niamey Uluslararası Havalimanı'nı ve içindeki bir askeri üssü hedef alıyor. Bence bu eylem, Mali ordusunun Rus-Afrika Lejyonu unsurlarıyla koordineli olarak örgüte karşı başlattığı büyük saldırının ardından bir mesaj gönderme amacı taşıyordu” ifadesini kullandı.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre Turşin şunları da söyledi: “Nijer başkentine birden fazla kez saldırmanın ardındaki mesaj, örgütün hâlâ önemli sayıda savaşçıya ve savaşın yerini değiştirebilecek ve silahlı çatışmaların kapsamını genişletebilecek kapasiteye sahip olduğudur.”

Askeri sözlerine şöyle devam etti: “Bu nedenle, doğrudan gerilla savaşına veya ulusal ordulara karşı çok yönlü stratejilere dayanan bu yaklaşıma güvenmek, özellikle örgütün önemli askeri yeteneklere sahip olması nedeniyle, Sahel ülkelerinin güvenliğini ve istikrarını etkileyecek çok tehlikeli sonuçlar doğuracaktır.”

 Turşin, “Burkina Faso, Nijer ve Mali'nin güçlerinin el-Kaide'ye karşı çabalarını birleştirememesinin, örgütün askeri gücünün artmasına önemli ölçüde katkıda bulunduğunu” değerlendiriyor. “Bu nedenle, Niamey, Bamako ve hatta Vagadugu gibi başkentleri başarıyla tehdit etme şansı artık çok yüksek” diyor.

Yönetme hırsı

El-Kaide, Nijer, Mali ve Burkina Faso'da siyasi bir rol oynama arzusunu gizlemiyor; bu nedenle gözlemciler, bu başkentler üzerindeki baskısının, orada iktidarda olan rejimler ile müzakere pozisyonunu iyileştirmeyi amaçladığına inanıyor.

Afrika işleri konusunda uzman siyasi ve güvenlik araştırmacısı Abdul Sido, “gerçekte, el Kaide saldırıları son haftalarda Sahel bölgesinde benzeri görülmemiş bir ivme kazandı. Örgüt, örneğin Mali Cumhurbaşkanı Assimi Goïta'nın da kabul ettiği gibi, önemli hükümet binalarının ve önde gelen askeri kurumların bulunduğu başkentleri tehdit etmek için güvenlik açıklarından yararlanıyor” dedi.

Özel bir açıklamada Sido, “örgüt, başkentlere saldırarak çeşitli mesajlar vermeye çalışıyor. Birincisi, iktidardaki askeri cuntaların prestijini zayıflatmayı ve onları rejimlerini ve çevrelerini koruyamayacak biçimde göstermeyi, böylece iç ve dış dünyada onları zor durumda bırakmayı amaçlıyor” diye açıkladı.

“İkincisi, bu saldırıların amacı, askeri cuntaları örgütle müzakerelere başlamayı ve onu hükümete entegre etmeyi düşünmeye zorlamaktır. Askeri cuntalar, özellikle Mali'de, örgütün iktidara ortak olma hırsının farkındalar ve yabancı yatırımları, başkentleri ve diğer bölgeleri tehdit etme gücünden korkuyorlar” diye belirtti.

Yine Sido, Afrika'nın Sahel bölgesindeki askeri cuntaların el-Kaide ile gerçekten başa çıkamayacak durumda olmalarının gölgesinde, bugün bir “yol ayrımında” olduklarını vurguladı.

Zor bir pozisyon

El-Kaide'nin düzenlediği saldırılar, özellikle bu örgütün ayrılıkçılarla alışılmadık ittifaklar kurarak sahadaki etkisini güçlendirmesine olanak sağlaması nedeniyle, iktidardaki rejimlerin kaderi hakkında endişelere yol açtı.

 Turşin, “İktidardaki rejimlerin zor bir durumda olduğunu ve Rusya ile ittifaklarına rağmen şu anda örgütle başa çıkamayacak durumda olduklarını” düşünüyor. “Sahel'de el-Kaide'nin aşırıcılık ve benzeri ideolojilere dayalı unsurları kendisine çeken bir örgüt olmadığına, aksine tarihsel uzantıları olan, etnik ve ırksal olarak iç içe geçmiş toplumlardan kendisine üye topladığına” işaret etti.

“El-Kaide'ye katılanlar, bunun yaşadıkları tarihsel haksızlıkları gidermelerine olanak sağlayacağına inanıyorlar. Bu nedenle, bence çözüm, bölgedeki tarihsel adaletsizlikleri ve dışlanma sorunlarını ele alan gerçek bir uzlaşmaya ulaşmaktan geçiyor” tespitinde bulundu.