Rusya: Batı ile ilişkilerde ‘dönüşü olmayan bir noktaya’ yakınız

Kremlin, Batı’ya karşı sert bir ton kullanmaya başlarken yaptırımlara karşı ‘iyi hazırlandığını’ açıkladı

Dün Malta'nın başkenti Valletta'da Rusya'nın Ukrayna'ya karşı başlattığı saldırıya karşı düzenlenen protesto gösterisi sırasında elinde barış çağrısı yapan bir pankart tutan Ukraynalı küçük bir kız (Reuters)
Dün Malta'nın başkenti Valletta'da Rusya'nın Ukrayna'ya karşı başlattığı saldırıya karşı düzenlenen protesto gösterisi sırasında elinde barış çağrısı yapan bir pankart tutan Ukraynalı küçük bir kız (Reuters)
TT

Rusya: Batı ile ilişkilerde ‘dönüşü olmayan bir noktaya’ yakınız

Dün Malta'nın başkenti Valletta'da Rusya'nın Ukrayna'ya karşı başlattığı saldırıya karşı düzenlenen protesto gösterisi sırasında elinde barış çağrısı yapan bir pankart tutan Ukraynalı küçük bir kız (Reuters)
Dün Malta'nın başkenti Valletta'da Rusya'nın Ukrayna'ya karşı başlattığı saldırıya karşı düzenlenen protesto gösterisi sırasında elinde barış çağrısı yapan bir pankart tutan Ukraynalı küçük bir kız (Reuters)

Kremlin, dün, Batı ülkelerinin Rusya'yı uluslararası toplumdan izole etme ve ağır yaptırımlar uygulama yolunda devam eden çalışmaları nedeniyle eleştirilerini daha da sertleştirdi. Kremlin, ayrıca Ukrayna’ya yönelik askeri operasyonunun kapsamının genişletildiğini duyurdu. Öte yandan Rus güçleri Ukrayna’nın başkenti Kiev’e ve büyük şehirlerine saldırılar düzenledi. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, Moskova’nın Batı ile ilişkilerde ‘dönüşü olmayan bir noktaya’ yaklaştığını söylerken, Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitry Medvedev, “Büyükelçilikleri kapatmanın zamanı geldi” uyarısında bulundu.
Kremlin, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in ‘Kiev’in barış görüşmelerini reddetmesinin’ ardından askeri operasyonların kapsamının genişletilmesi talimatı verdiğini duyurdu. Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, yaptığı açıklamada, “Putin, Ukrayna tarafıyla müzakereleri başlatma girişimlerinde ilerleme kaydedilmesine fırsat vermek amacıyla Ukrayna'daki Rus birliklerinin ilerlemeyi durdurması talimatı verdi. Ancak karşı tarafın diyalogu reddetmesi nedeniyle, bugün (dün) öğleden sonra Rus güçleri, operasyon planına göre ilerlemeye devam etti. Peskov, Rus birliklerin ilerleyişinin durdurulması sırasında karşı tarafın birkaç yerde düşmanca saldırılarına devam ettiğini de sözlerine ekledi.
Öte yandan Ukrayna Cumhurbaşkanlığı Ofisi Başkan Danışmanı Oleksiy Arestovich, yaptığı açıklamada, “Kiev, bir diyalog başlatmak için kabul edilemez koşullar dayattığından Moskova ile müzakere masasına oturmayı reddetti” ifadelerini kullandı. Rusya’nın arabulucular aracılığıyla öne sürdüğü şartların kendileri için yetersiz olduğunu ifade eden Arestovich, “Bu bizi teslim olmaya zorlama girişimiydi. Onlara, bu saldırılara katılan Minsk'te değil, Varşova'da yahut herhangi bir tarafsız başkentte farklı koşullarda diyaloga hazır olduğumuzu söyledik” dedi.
Rus milletvekilleri tarafından yapılan açıklamalara göre Moskova, Kiev'den Kırım'ı Rus toprağı olarak tanımasını ve son gelişmeleri dikkate alarak Ukrayna'da barış için mevcut koşulları kabul etmesini istedi.
Bu arada Peskov, ülkesinin Batı’nın daha önce ve son dönemde uyguladığı yaptırımlara karşı ‘çok iyi hazırlandığını’ söyledi.
Kremlin Sözcüsü sözlerini şöyle sürdürdü: “Ciddi yaptırımlar uygulanıyordu. Bunlara son birkaç gün içinde birkaç yaptırım paketi daha eklendi. Bunun için çok ciddi ve uzun süredir hazırlanıyoruz. Esasen bunlar öngörülebilir şeyler. Bundan sonra ilgili kurumlar arasında ek analiz ve çalışma koordinasyonuna ihtiyaç duyulacaktır. Elbette tüm ekonomik alanların ve sistemlerin sorunsuz çalışması amacıyla yaptırımların neden olduğu zararı en aza indirmek için derhal harekete geçtik. Bunun için gerekli tüm imkanlara ve yeteneklere sahibiz.”
Bu arada Moskova dün, Türkiye'nin Rus savaş gemilerinin İstanbul ve Çanakkale boğazlarından geçişini askıya alma olasılığını engellemeye çalıştı. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, yaptığı bir açıklamada, Ukrayna'nın talebi üzerine Türkiye’nin Montrö Antlaşması’nın maddeleri uyarınca boğazlardan savaş gemilerinin geçişini durdurabileceğini söylemişti. Bunun üzerine Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Türk mevkidaşı ile yaptığı görüşmede, kendisine Rusya'nın Ukrayna’ya karşı askeri operasyon başlatma kararının nedenleri ve bu konudaki gelişmeler hakkında bilgi verdi. Rusya Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Türkiye’nin boğazları kapatma olasılığına değinilmezken Lavrov'un Türk mevkidaşından Ankara’nın bu yönde bir karar almamasını isteyip istemediği de bilinmiyor.
Diğer taraftan Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, Batı'ya karşı eleştirilerini sertleştirdi. Zaharova, Batı medyasında yer alan haberler ve Ukrayna'daki durumla ilgili değerlendirmelerin ‘çılgın bir evden yükselen çığlıklar’ gibi olduğunu söyledi. Zaharova, “Batılı mevkidaşlarımızdan özellikle Anglosaksonlar ve onlarla bağlantılı olanlardan gelen değerlendirmeler, bana çılgın bir evden yükselen çığlıkları çağrıştırıyor. Açıklamalarımızı iyileştirmemiz gerektiğini düşünmüyorum. Bunu inkar edemem” şeklinde konuştu.
 ‘Batı’da iktidarı ve mikrofonu eline geçirenlerin birçoğunun, gerçekten çılgın insanlar olduğu’ izlenimini edindiğini söyleyen Zaharova, “Hiçbir bilgisi olmayanlar, sadece dünyanın değil, kendi ülkelerinin de gerçeklerini bilmiyorlar. Sırf bilgisizliklerinden dolayı bir ülkenin sınırlarını diğerinden ayırmazlar” dedi.
Zaharova, düzenlediği basın toplantısında, “Rusya ile Batılı ülkeler arasındaki ilişkiler, geri dönüşü olmayan bir noktanın başladığı çizgiye çok yaklaştı. Hatta o noktaya çoktan ulaştık” ifadelerini kullandı.
Rusya’nın yaptırımlardan önce olduğu gibi ABD ile çalışmayı uzun süre önce bıraktığını belirten Rus yetkili, normal siyasi, ticari ve ekonomik ilişkilerin yeniden inşası gibi bir durumun söz konusu olmadığını açıkladı.
Bakanlık Sözcüsü, sözlerini şöyle sürdürdü: “Toplu güvenlik bağlamında bir diyalogumuz oldu ve çok şey önerdik. Bu olmayınca bir sonraki aşamaya geçtik. Toplu güvenliği tartışmak istemiyorsanız da neleri garantilediğimizin anlaşılmasını istiyoruz. Diyalog seçeneğini de terk ettiklerinde, hayati çıkarlarımızdan yola çıktık. Onlar (Batılı ülkeler) ikili ilişkiler, ekonomik kalkınma, mali ve insani alan lehinde sonuç verecek herhangi bir diyalog veya müzakere önerisinde bulunmadılar. Kötü gidişatı önleyecek özel temaslar dahi kurmadılar. İkili ilişkiler ya da karşılıklı çıkarlar, kapsamlı konular olmasa da işbirliğine işaret eder. Bunların hiçbiri sağlanmadı.”
Zakharova, Batılı ülkelerin bunun yapmak yerine “Merhaba, ya buraya gel ya da defol... Artık sana ihtiyacımız yok” tutumunda çok kaba bir davranış şekli sergilemeyi seçtiklerini kaydetti.
Avrupa Konseyi'nin Rusya'nın üyeliğini askıya alma kararını ‘siyasi’ olarak nitelendiren Zakharova, “Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin bu açıkça siyasi olarak alınmış kararı, Avrupa Konseyi'nin bağımsızlığını kaybettiğinin, Batı bloğunun ve onun uzantılarının çifte standartları içinde bir itaatkar aracına dönüştüğünün bir başka kanıtı oldu” diye konuştu.
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Rusya'nın teşkilattaki tüm temsil haklarının askıya alınması yönünde oy kullanmıştı.
Öte yandan Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitry Medvedev, Rus yetkililer arasında Batı'ya karşı kullanılan aynı sert tonla, Rusya'ya yaptırım uygulayan ülkelerle ilişkilerinin gözden geçirilebileceği konusunda uyardı. Medvedev, “ABD Dışişleri Bakanlığı'ndaki cahiller bile, yaptırımların hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini ve Rusya'nın Donbass'ı korumak amacıyla başlatılan ve tüm hedeflere ulaşıncaya kadar devam edecek olan askeri operasyonunu etkilemeyeceğini bilir” diye yazdı.
İyi haberlerin de olduğunu söyleyen Medvedev, “Yaptırımlar, stratejik istikrar konusundaki diyalogun kesilmesi de dahil olmak üzere, yaptırım uygulayan ülkelerle tüm ilişkilerin gözden geçirilmesi için mükemmel bir fırsat olabilir” dedi.
Prensipte diplomatik ilişkilerin gerekli olmadığını ifade eden Medvedev, “Büyükelçilikleri kapatmanın zamanı geldi. Birbirimize yalnızca silah dürbünlerinin ardından bakarak iletişime devam edebiliriz” ifadelerini kullandı.
Batı’nın yurtdışındaki Rus vatandaşlarının ve Rus şirketlerinin fonlarına el koymaya yönelik tehditlerine ilişkin olarak ise Medvedev, “Rusya da buna Rusya'daki yabancıların ve yabancı şirketlerin fonlarına el koyarak ya da belki de düşman bölgelerinde kayıtlı kişilerin mallarını kamulaştırarak benzer şekilde karşılık vermelidir” yazdı. Yaptırımların, Rusya'da iktidar ve halk arasındaki birliği ve bağı güçlendireceğine inandığını belirten Medvedev, alaycı bir üslupla “Hiçbir şey iktidarı, yetkilileri ve hemen hemen tüm vatandaşlarımızı, ABD’lilerin ve Avrupalıların sevgisinden daha fazla yaklaştıramaz. Bekle ve gör!” dedi.
 



Uydu görüntüsü olay yarattı: Malezyalılar yeni Venezuela olmaktan korkuyor

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Uydu görüntüsü olay yarattı: Malezyalılar yeni Venezuela olmaktan korkuyor

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

ABD Büyükelçiliği'nin ülkenin çarpıcı bir uydu görüntüsünü paylaşmasının ardından, Donald Trump yönetimini tiye  alan Malezyalılar petrollerinin olmadığını iddia ediyor.

Kuala Lumpur'daki elçilik, Uluslararası Uzay İstasyonu'ndan çekilen ve Malezya'nın göklerinde yükselen bulutların arasından şimşeklerin çaktığını gösteren 2016 tarihli çarpıcı bir uydu fotoğrafını paylaştı.

Büyükelçilik, sosyal medya platformlarında paylaşılan gönderiye şöyle yazdı:

Malezya, hiç bu kadar elektrikli görünmemiştin. Bu parlak beyaz noktalar şehir ışıkları değil, bir fırtına sisteminin içinde meydana gelen devasa şimşek çakmaları. Bu açıdan bakana kadar canlı, nefes alan bir gezegende yaşadığımızı unutmak kolay. İster fırtınanın altında olun ister üstünde, manzara muhteşem.

Görünüşte zararsız olan bu paylaşım, internette Malezyalıların kendileriyle dalga geçen bir mizah dalgasına yol açtı ve kullanıcılar, Trump yönetiminin Venezuela'ya saldırısından sonra Washington'ın dikkatini ülkelerine çevirmemesi için şaka yollu çağrıda bulundular.

Facebook'ta en çok beğenilen yorum şöyleydi:

Lütfen başkanınıza petrolümüz olmadığını söyleyin. Sadece Saji yemeklik yağımız var.

Bazılarıysa Malezya'nın insanların ağaçlarda yaşadığı az gelişmiş bir ülke olduğu klişesini kullandı.

Bir kullanıcı, "Gördüğünüz gibi, ormanda yaşıyoruz. Vücutlarımızı ısıtmak için ateş yakıyoruz" dedi.

Bir diğeriyse, "Şehirlerimiz yok. Hepimiz ağaçlarda yaşıyoruz. (Not: Petrolümüz yok)" diye şaka yaptı.

Alif Sazali adlı bir kullanıcıysa, "Sevgili Trump... Ormanda yaşıyoruz... Petrol yok, sadece kaplan ve timsah var" diye espri yaptı.

Facebook'ta Mohd Raffi Merusin, Malezya'nın ham petrolü olmadığını, "sadece bol miktarda palm yağı ve fırtınaları" olduğunu iddia etti.

Instagram'da ise aynı fotoğraf yüzlerce yorum aldı ve bazıları "Biz bir sonraki Venezuela mıyız?" diye sordu.

Bir başkasıysa ABD'ye, "Brunei veya Singapur'u tercih edebilirsiniz" diye öneride bulundu.

Bazı yorumcular, gözetim ve müdahaleye yönelik eleştirilerde bulundu. Ina Abd Rahman adlı kullanıcı, "Hiçbir uyarı yapılmadan, ABD Büyükelçiliği'nin Malezya'nın uydu görüntüsünü yayımlaması epey garip" dedi.

Petrol şakaları, ABD'nin bu ay Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun yakalanmasının ardından Venezuela'nın petrolünü "süresiz" kontrol etme sözü vermesinin ardından geldi.

Başkan Trump, ABD'nin Venezuela'yı ele geçireceğini ve petrol rezervlerinden yararlanacağını iddia etti. Ayrıca Venezuela'nın ABD'ye 30-50 milyon varil "yaptırımlı petrol" sağlayacağını duyurdu.

Trump, daha sonra Grönland'ı ele geçirme arzusunu yineleyerek, ABD'nin "isteseler de istemeseler de Grönland'la ilgili bir şeyler yapacağını" söyledi.

Trump yönetimi, Danimarka topraklarını ele geçirmek için askeri güç kullanma ihtimalini masadan kaldırmayı defalarca reddetti.

Independent Türkçe


Kim Jong-un'un kız kardeşinden sert mesaj: Çılgın hayallere kapılmayın

Kim Yo-jong (AFP)
Kim Yo-jong (AFP)
TT

Kim Jong-un'un kız kardeşinden sert mesaj: Çılgın hayallere kapılmayın

Kim Yo-jong (AFP)
Kim Yo-jong (AFP)

Kuzey Kore devlet medyasına göre diktatör Kim Jong-un'un kız kardeşi, Güney Kore'nin iki rakip ülke arasındaki ilişkilerin iyileştirilmesine ilişkin "umut dolu çılgın hayallerinin asla gerçekleşemeyeceğini" söyledi.

Kuzey Kore'nin iktidar partisinde yönetici olan Kim Yo-jong, bir Güney Kore hükümeti yetkilisine atfedilen, Pyongyang'la görüşmelerin yeniden başlaması için Seul'ün bir fırsat gördüğü yönündeki yorumu eleştirdi. Bu yorum, iddiaya göre drone'ların Kuzey Kore hava sahasını ihlal etmesine Kim Yo-jong'un daha az sert bir tepki vermesi üzerine yapılmıştı.

Kuzey Kore'yle ilişkileri denetleyen Güney Kore Birleşme Bakanlığı yetkilisi gazetecilere yaptığı açıklamada, Kuzey'e uçtuğu iddia edilen drone'ları soruşturması için hafta sonu Seul'e çağrı yapan Kim'in tonunu yumuşatmış gibi göründüğünü söylemişti.

Ancak söylemini sertleştirmekte gecikmeyen Kim, salı günü yaptığı açıklamada Seul'ün Kuzey'le ilişkileri düzeltme yönündeki her türlü çabasını geri çevirdi.

Salı günü geç saatlerde yayımlanan açıklamasında Güney Kore'nin, "Kuzey Kore'nin egemenliğini ihlal ederek ciddi bir provokasyon gerçekleştirdiğini" söyleyip drone'larla ilgili önceki eleştirilerini yineledi.

"Düşman devletin holiganlarına bir kez daha açıkça söylüyorum" diyen Kim, Güney Kore hükümetinden özür dilemesini talep etti.

Kuzey Kore ordusu geçen hafta Seul'ü, drone'ları iki ülke arasındaki sınırı aşarak uçurmakla suçlamıştı.

Yaşandığı iddia edilen bu ihlal, Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae Myung'un düşman komşusuyla ilişkileri düzeltme çabalarının önündeki son engel gibi görülüyor. Kuzey Kore, bu çabaları neredeyse her zaman geri çevirdi.

Ancak hafta sonu, bir sivilin Kuzey Kore hava sahasına drone'ları uçurmuş olma ihtimaliyle ilgili kapsamlı bir soruşturma yapılacağını duyuran Seul, provokasyon niyeti olmadığına dair tutumunu netleştirmişti.

Güney Kore'nin açıklamasının ardından, Seul'ün akıllıca bir karar vermesini takdir ettiği anlaşılan Kim, herhangi bir provokasyonun "korkunç sonuçlar" doğuracağı uyarısında bulunmuştu.

Devlet Başkanı Lee'nin yönetimi, Pyongyang'ın Güney Kore'yle savunma anlaşmasını 2023 sonunda askıya almasının ardından, askeri görüşmelerin yeniden başlatılmasını da öneriyor.

Güney Kore Devlet Başkanlığı Ofisi çarşamba günü yaptığı açıklamada Lee'nin, Kuzey Kore'yle 2018'de imzalanan askeri anlaşmanın yeniden yürürlüğe konması olasılığını incelemek üzere bir değerlendirme yapılmasını emrettiğini duyurdu.

Diğer yandan Seul'ün Birleşme Bakanlığı, Kuzey Kore diktatörünün güvenliğini sağlayan üç devlet kurumunun yeni yöneticileri olduğunu açıkladı. Kim Jong-un'un suikast planlarından giderek daha fazla korkması nedeniyle eski yöneticilerin görevden alındığı öne sürülüyor.

AFP'ye göre Seul, bu değişikliklerin ekimde düzenlenen bir askeri geçit töreninde fark edildiğini söylüyor.

Independent Türkçe


İran'da bir dönemin sonu mu, yoksa bir rejimin çöküşü mü?

İran'da bir dönemin sonu mu, yoksa bir rejimin çöküşü mü?
TT

İran'da bir dönemin sonu mu, yoksa bir rejimin çöküşü mü?

İran'da bir dönemin sonu mu, yoksa bir rejimin çöküşü mü?

Husam İytani

İran'daki hükümet yanlısı gösteriler, kısmen Batı'nın Tahran rejiminin çöküşünü öngörmekteki aceleciliğine bir tepki niteliğinde. Yüz binlerce kişi, ekonomik ve siyasi iflasına, 30 yılı aşkın süredir yatırım yaptığı eksenin çöküşüne rağmen mevcut rejimi desteklemek için yürüyüş düzenledi.

Başkan Donald Trump'ın İran ile ticaret yapan ülkelere uygulanan gümrük vergilerinde yüzde 25'lik bir artış açıklamasının ardından, Alman Şansölyesi Friedrich Merz bir adım daha ileri giderek Tahran rejiminin sona yaklaştığını ve “İran liderliğinin son günlerini yaşadığını” söyledi. Merz’in bu açıklaması, güvenlik güçlerinin göstericileri bastırmak için artan güç kullanımını protesto etmek amacıyla Batı başkentlerindeki İran büyükelçilerinin çağrılması dalgasının ortasında geldi. Bu arada, İsrail'de sadece tehdit dili, askeri planlama ve gelecekteki İsrail hava saldırıları operasyonları için hedef seçimi duyuluyor.

İki önemli gözlem var; birincisi, mevcut protestoların, önceki birçok gösteri ve huzursuzluğa kıyasla belirleyici özelliği, kronik ekonomik başarısızlığın ve bunun üstesinden gelememenin, “direniş ekseni” olarak bilinen emperyal projenin çöküşüyle ​​birleşmesidir. Bu eksenin temel işlevi, Irak, Lübnan, Suriye ve Yemen'de görüldüğü gibi, sınırları etrafında tampon bölgeler oluşturarak İran'ı dış tehditlerden korumaktı. Bu bölgeler, 1980-1988 yılları arasında Irak ile yaşanan çatışmada olduğu gibi, İran topraklarında herhangi bir savaşın yaşanmasını önlemek ve İran'ın düşmanlarını nispeten uzak bölgelerde oyalamak için bir kalkan görevi görüyordu.

Bu bağlamda, İran para biriminin rekor seviyelerdeki düşünün ortaya çıkardığı ekonomik çöküşün, rejimin doğası, sosyo-ekonomik politikaları, üretim yöntemleri, kamu malının eşitsiz dağılımı ve yolsuzluk düzeyiyle ilgili yapısal sorunlardan mı kaynaklandığı, yoksa on yıllarca süren ve yabancı yatırımları engelleyen, ülkenin izolasyonunu daha da artıran ağır yaptırımlar ve ambargoların bir sonucu mu olduğu fark etmiyor. Şimdi ön plana çıkan şey, vatandaşların temel ihtiyaçlarını karşılayamamasıdır.

Tahran'daki yetkililer, İran'a karşı eski müttefikleri Beşşar Esed ve Lübnan'daki Hizbullah'a davrandıkları gibi davranacak olan Çin veya Rusya'dan herhangi bir destek beklemiyorlar

İkinci gözlem ise, ABD ve İsrail'in, mevcut protestoları 1979'da iktidara gelen rejimin sonu haline getirmek için ellerinden gelen her şeyi yaptıklarıdır. Batılı müttefikleriyle birlikte, nihai çöküş ister iç baskıdaki artıştan ister bir dış faktörden kaynaklansın, Tahran'daki rejimi devirmek için her türlü çabayı gösterecek ve mevcut tüm güvenlik, ekonomik ve askeri araçları kullanacaklardır. Geçen yıl haziran ayındaki İsrail saldırıları sırasında ortaya çıkan, İran ordusunun ve Devrim Muhafızlarının üst düzey komutanlarının çoğunun ölümüne ve hatta Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın hayatının tehlikeye girmesine yol açan İran’ın korkunç istihbarat ve askeri açığı sonrasında, Venezuela modelinin İran'da da uygulanması oldukça cazip bir seçenek gibi görünüyor.

Şarku’l Avsat’ıın Al Majalla’dan aktardığı analize göre son Şah Muhammed Rıza'nın oğlu Rıza Pehlevi'ye alternatif bir otorite kurma konusunda aşırı güven duyulması, muhtemelen 2009'daki “Yeşil Hareket”in arkasındaki iç muhalif figürlerin, yaşanan olaylar hakkında net bir tavır almadıkları bir dönemde alternatif bir seçenek sunma ihtiyacından kaynaklanıyor. İç muhalefetin net bir tavır almamasının arkasında ise devirmeyi hedefledikleri rejimle olan bağlantıları yatıyor. Dolayısıyla bu noktada, İranlıların çoğunluğunun mevcut rejimi ne pahasına olursa olsun devirmeye mi meyilli olduğu, yoksa 2022'de başörtüsü ve bireysel özgürlüklere getirilen kısıtlamalar sebebiyle patlak veren “Kadın, Özgürlük, Yaşam” gösterilerinden sonra olduğu gibi, şartlı uzlaşmalara varmayı ve tavizler koparmayı mı desteklediği konusunda önemli sorular beliriyor.

Şüphesiz ki, Tahran'daki yetkililer, İran’a karşı eski müttefikleri Beşşar Esed'e ve Lübnan'daki Hizbullah'a davrandıkları gibi davranacak olan Çin veya Rusya'dan herhangi bir destek veya arka çıkma beklemiyorlar.

Trump'ın İran ile ticaret yapanlara gümrük tarifesi uygulama hamlesi ve protestocuların mevcut ivmede öldürülmeye devam edilmesi halinde Tahran'a saldırmak için “çok güçlü planlar” geliştirmeye yönelmesi, Amerika Birleşik Devletleri'nin Dini Lider Ali Hamaney ve rejimini devirmek için mevcut fırsatı kaçırmak istemediğini gösteriyor. Ancak bu, hem modern dünyada hem de antik dünyada muazzam öneme sahip jeostratejik bir kavşakta yer alan, 1,6 milyon kilometrekarelik bir yüzölçümüne sahip ve nüfusu 90 milyondan fazla olan İran için makul bir resim çizmek için yeterli değil.