Marib Valisi Şarku'l Avsat'a konuştu: Biz felaketi aştık. Yemenliler silah zoruyla yönetilmeyecek

Marib Valisi Sultan el-Arade
Marib Valisi Sultan el-Arade
TT

Marib Valisi Şarku'l Avsat'a konuştu: Biz felaketi aştık. Yemenliler silah zoruyla yönetilmeyecek

Marib Valisi Sultan el-Arade
Marib Valisi Sultan el-Arade

Şarku'l Avsat'ın Marib Valisi Sultan el-Arade ile daha önce yapmak istediği röportaj güvenlik gerekçeleri nedeniyle bugüne sarktı.
Sultan el-Arade genel olarak Marib ve Yemen halkı gibi otantik bir Arap geleneğini yansıtıyor. Arade aylar önce Husiler tarafından suikast girişimine uğradı. Evine doğru balistik füzeler atılan ancak bu saldırıdan sağ kurtulan Vali, Marib'in son iki yılda yaşadığı zorlukların üstesinden geldiğini vurgularken kendinden emin görünüyordu.
Ünlü Yemen hançerini giymiş ve vücut diliyle sanki ölümle yüzleşmemiş gibi bir görüntü veren Marib Valisi Şarku’l Avsat’a konuştu.
Ülkenin güneyindeki Amalika Tugayları’nın Şebva’daki koalisyonun desteğiyle yaptıklarının büyük bir başarı olduğunu ve Marib üzerindeki Husi baskısını hafiflettiğini söyleyen Arade, milislerin Marib'i devlet kurma projesinin temel yapı taşı olarak gördüklerini çok iyi bildiklerini belirtti.
Amalika Tugaylarına teşekkür eden Vali, son 16 ayda “Mârib’in direnişinin sırrını” şu sözlerle anlattı: “İnsanların bu milisleri ve empoze ettiği fikirleri bilmesi Yemenlileri ayağa kaldırıp yek vücut olmasını sağladı.”
Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun Marib'i desteklemekte oynadığı büyük role dikkat çeken Marib Valisi, “Koalisyonun rolü hava desteğinden ibaret değil; aksine, lojistik ve insani desteğe kadar uzanıyor. Husilerin valilikte neden olduğu ve bugüne kadar devam eden trajedilere rağmen, Marib Husi kontrolündeki tüm bölgelere ayrım gözetmeksizin yerel tüpgaz sağlamaya devam etti. Bu savaşla ilgili olmayan ahlaki ve insani bir görev. Hizmetler Maran'a, Abdülmelik el-Husi Mağarası'na kadar her yere ulaşıyor" dedi.
Marib Valisi Sultan el-Arade, “Husiler ve onların arkasındakiler Yemenlilerin “silah zoruyla yönetilmeyeceğini” anlamalı. Biz sadece Yemen anayasası ve tüm Yemenlilerin fikir birliği ile yönetileceğiz. İran özellikle Yemen'de Arap kanı dökmeyi bırakmalı. Tarih, İran'ın Arap halklarına karşı gerçekleştirdiği bu saldırganlığı unutmayacak.
Vali, yerinden edilenler, insani ve uluslararası örgütlerin rolleri, Yemen'de Suudi Arabistan'ın yürüttüğü "Mayın Temizleme Projesi’nin (MASAM) mayınları temizlemedeki rolü ve ayrıca şehirdeki ekonomik ve ticari yaşam da dahil olmak üzere birçok dosyadan bahsetti.
İşte röportajın detayları:
İlk olarak, geçtiğimiz aylarda sürekli Husi saldırılarına maruz kalan Marib cephelerinin mevcut durumunu fotoğrafladık.

- Öncelikle hoş geldiniz. Marib'de durum gördüğünüz gibi bir yıllık değil, savaş 2015 yılında başladı ama son iki yılda yoğunlaştı. Özellikle 2021'de.
 Savaş son derece şiddetliydi; Husiler tüm illerden ve cephelerden Marib’e milislerini seferber edebildi. Ama çok şükür, ulusal ordu, aşiretler ve direniş güçleri kararlı hareket etti. Amalika Tugayları koalisyonun desteğiyle ayağa kalktı ve felaketi aştık. Savaş hala devam ediyor ve alanlar birbiri ardına temizleniyor. Şebve’de olanlar ve Amalika Tugayları’nın halk direniş güçleriyle birlikte başardıkları bizim için büyük öneme sahipti. Şebve ve Harib'de mükemmel hedeflere ulaşmayı başardılar ve Allah'ın izniyle gerisini tamamlayacaklar. Ulusal Ordu, koalisyondaki kardeşlerin de desteğiyle aşiretlerle ve halk direnişiyle bu yönde rolünü oynuyor.

-Marib'in geri kalan semtlerini özgürleştirme konusunda durum ne? Özgürleştirme hala devam ediyor mu?
Özgürleştirme sürecinin devam ettiğine şüphe yok; ancak Husilerin Marib'e odaklanması diğer tüm bölgelerden farklı. Husiler Marib’i devlet kurmak için temel yapı taşı olarak görüyor ve bu yapı taşı projesinin dışında kalırsa devlet kurulmayacağını düşünüyor. El-Husi'nin yaşadığı, hepimizin gördüğü ve idrak ettiği gerçek budur: Savaşçı ve teçhizat kalitesi açısından çabalarını yoğunlaştırıp Marib'e destek gönderir. Ama Şebve’de elde edilen şey çok büyük bir iştir. Amalika Tugayları ve koalisyona verdikleri destek için teşekkür etmek gerekir.

-Amalika Tugayları Marib üzerindeki baskıyı hafifletti mi?
Şüphesiz. Açılan her cephe Marib üzerindeki baskıyı hafifletir. Harad veya Taiz hareket etse de bizi rahatlatır.

-Marib'in bunca zaman boyunca yoğun Husi saldırılarına karşı gösterdiği kararlılığın sırrı nedir?
İşin sırrı, bu milislerin halk tarafından bilinmesi ve insanlara empoze ettiği fikirlerdir. Devlet kurumlarının, ibadethanelerin, eğitim kurumlarının, ülkedeki her şeyin yıkıldığını gördük; bu halkı ayağa kaldırdı ve yek vücut haline getirdi. Bu kararlılık sürecin idrak edilmesinden kaynaklanan kararlılıktır.

-Ma'rib'de yerinden edilenler ne olacak? Kaç tane yerinden edilmiş kişi ve kamp var? Yerinden edilmiş kişiler yerel yönetime nasıl bir yük getiriyorlar?
Yerinden edilmiş kişilerin sayısı çok. Geçen yılki istatistiklere göre yerel nüfusa ek olarak iki milyon 300 bin civarındaydılar; ancak geçen yılın ortasından bugüne kadar tüm kentlerden gelenlerin sayısı arttı, ilçelerdeki ve ülke içindeki yerinden edilmeyi saymıyorum bile. Kamplardan gördükleriniz, yerinden edilenlerin tamamını temsil etmiyor. Birçoğu topluma entegre edilmiştir. Toplumumuz, yerinden edilmişleri kendisine entegre etmiş; kapalı kamplara yerleştiren Batı'dan farklı davranmıştır. Burada tek evlerde, çiftliklerde ve dükkanlarda yaşıyorlar. Yüke gelince, bunun yerel yönetim üzerinde hükümetlerin başaramadığı çok büyük bir baskı oluşturduğuna şüphe yoktur; ama bu bizim ve onların kaderi. Elimizden geldiğince ve hükümetin, Arap koalisyonunun, bazı uluslararası ve yerel kuruluşların özellikle "Kral Selman Merkezi’nin" destekleriyle yerinden edilmiş kişilere yardım ediyoruz. Ancak yardım sınırlı kalıyor.

-Şeyh Sultan, Marib'deki sivil mahalleler sürekli Husilerin balistik füzelerine maruz kalıyor. Sizce amaç ne?
Aslında hepimiz bundan mustaribiz. Füzeler masumları, çocukları ve kadınları öldürür, binaları ve pazarları yok eder. Balistik füzelerden ne beklenir! Sonuçta Husilerin davranışları bunlar.

-Marib'de yaşam ve ticaret hayatı şimdi nasıl?
İstikrar açısından: İnsanlar istikrar içinde, Allah'a hamd olsun. Ancak yaşam açısından: Marib ülkenin bir parçası ve bu aşamada ekonomik durumdan mustarip. Özellikle hükümetten umduğumuz Suudi Arabistan, BAE ve diğer Arap ülkelerindeki kardeşler ve dostlarla işbirliği yaparak Yemen para biriminin çöküşünün ardından meydana gelen boğucu krizden ülkeyi çıkarmaları.

-Marib'i desteklemek için yapılan son askeri operasyonlarda koalisyonun ve havacılığın rolünü nasıl görüyorsunuz?
Açık ve belirgin bir rol olduğuna şüphe yok. Koalisyonun rolü hava desteğinden ibaret değil; aksine, lojistik ve insani desteğe kadar uzanıyor. Büyük ve sürekli bir destek var ve bunun devam edeceğini ve artacağını umuyoruz. Havacılık desteği, başlangıcından şimdiye kadar savaşın önemli bir bileşeni oldu.

-Marib'i desteklemede meşru hükümetin rolü ne olacak?
Hükümet, başlangıçta zayıf olan yeteneklerinin sınırları içinde bizim yanımızda duruyor. Bu nedenle çaresizler; ancak siyasi liderlik, Marib'e gücü yettiğince her türlü desteği veriyor.

-Marib'in bugün karşılaştığı zorluklar nelerdir?
Zorluklar çok büyük: yerinden edilmişler büyük bir zorluk; savaş, güvenlik ve kalkınma sorunları ve hizmetler büyük zorluklar. İnsanlar eğitim alanında genişlemeye, yeni okullar kurmaya, hastaneleri yenilemeye ve geliştirmeye, yolları genişletmeye, içme suyuna ve elektriğe ihtiyaç duyuyor. Tüm hizmetler, yerine getirilene kadar önümüzde bir zorluk olarak durmaya devam ediyor.

-Marib'in Husi bölgeleri de dahil olmak üzere tüm Yemen'e gaz tedarik etmesi dikkat çekici mi?
Bu insani bir görevdir. Siyasi olarak sorumlu kim olursa olsun tüm Yemen halkına enerji sağlamak Yemen hükümeti olarak bizim görevimizdir. Kentin çoğunun Husilerin kontrolü altında olduğu doğru; ama Yemen halkının ahlakı bunu (Marib’e gaz tedarikini kesmeyi) reddediyor. Hizmetler Maran'a, Abdülmelik el-Husi Mağarası'na kadar her yere ulaşıyor.

-Milislerin Marib'i kontrol edemedikleri konusundaki son açıklamalarınızdan sonra Husiler tarafından ciddi şekilde saldırıya mı uğradınız?
Mesele bir millet ve devlet meselesidir. Yemen devleti yağmalanıyor ve Yemen'in istikrara ve insanların yaşayabileceği bir hükümete ihtiyacı var. Kimsenin kalbindeki bir fikir için kavga etmeyiz, bu onu bağlar; ama bize karşı silah taşıyan ve fikirlerini silah zoruyla empoze etmek isteyenlerle savaşıyoruz. El-Husi ve onun arkasındakiler, silah zoruyla yönetilemeyeceğimizi, sadece Yemen anayasası ve tüm Yemenlilerin oybirliği ile yönetileceğimizi tam olarak anlamalılar.

-Merkezi Marib'de bulunan Yemen topraklarındaki mayınları temizlemeye yönelik “Masam” projesinin rolünü nasıl görüyorsunuz?
Bu proje ve insani yardım örgütü, farklı bölgelerde on binlerce mayınla karşı karşıya olan Yemen halkı için başka hiçbir tarafın başaramayacağını başarıyor. Doğu Marib'den aldığımız son rapor, 5 binden fazla mayın olduğunu ve bunların çeşitli niteliklerde olduğunu gösteriyor. Bu ne anlama geliyor?!
Şu anlama geliyor; demek ki bu örgüt teşekkür edilecek büyük bir insani iş yapıyor, bir milletin hayatını kurtarıyor ve biz onlara ancak dua edip teşekkür edebiliriz, tüm nesiller onlara teşekkür edecek ve tarih boyunca anılacaklar.

-Marib bugün güvenli mi?
Marib üzerindeki baskı aylar önce hafiflemeye başlayınca, ulusal ordu, aşiret güçleri ve direniş güçleri de dahil olmak üzere vilayet halkı dimdik ayakta kalmaya başladı ve milisler ne kadar baskı yapsalar da amaçladıkları hedefe ulaşamayacaklarını hissetmeye başladılar. Ardından Şebve’nin kurtuluşu geldi ve bu büyük bir moral oldu. Savaş devam ediyor; ancak dayanıklılık onları bir noktada durdurdu. Şimdi ise size ulusal ordunun savunmadan saldırıya geçtiğini söyleyebilirim.

-Husiler ve bazı İranlı liderler geçen yıl Marib hurmasıyla iftarlarını açmaktan bahsediyorlardı, nasıl yorumluyorsunuz?
Aslında gördüğümüz sorunların çoğu İran planlaması. Bu balistik füzeler İran teknolojisi olmadan Husi milisleri tarafından üretilemez. Milisler bazı İran yanlısı taraflar tarafından destekleniyor ve bu herkes tarafından biliniyor. İran'a diyoruz ki: Yeter, yayılmak ve bu Arap halklarına eziyet etmek amacıyla özellikle Yemen'de dökülen kan yeter. Tarih bu sorunu unutmayacak, İran'ın Arap halklarına karşı yürüttüğü bu saldırganlığı da unutmayacak.
-Yemenli yetkililer Marib'in tüm Arapları savunduğunu doğruluyor; ancak bazıları bölgedeki İran projesinin tehlikesini hala hafife alıyor. Onlara mesajınız nedir?
İran projesi karşısında herhangi bir savaşçının ulusu savunacağına şüphe yoktur; ister Marib'de ister başka yerde. Ne yazık ki, Arap ülkelerindeki birçok insan için tablo hala bulanık; rejimler, yöneticiler veya halklar İran tehlikesinin farkına varmak zorundalar. Özellikle eğitimli ve bilinçli seçkinlerin din elbisesi giydirilmiş bu ulusalcı harekete karşı tarihsel sorumlulukları var.



Suriye, İran savaşında ne kadar tarafsız kalabilecek?

Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)
Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)
TT

Suriye, İran savaşında ne kadar tarafsız kalabilecek?

Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)
Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'tan beri yürüttüğü İran savaşı, Suriye yönetimini de tehdit ediyor.

Irak'taki Şii milislerin ve Tahran destekli Hizbullah'ın saldırılarının hedefindeki Suriye, İran savaşında tarafsız kalmaya çalışıyor.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Birleşik Krallık'a (BK) gerçekleştirdiği bu haftaki ziyaretinde Başbakanı Keir Starmer'la bir araya geldi.

Londra yönetiminden yapılan açıklamada, iki ülkenin de Hürmüz Boğazı'nın yeniden tam kapasite faaliyet göstermesi için uygulanabilir bir planın gerekliliği üzerinde durduğu belirtildi.

Şara, BK merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'un düzenlediği etkinlikte ülkesini savaşın dışında tutmak istediğini yineleyerek, "Yeterince savaş yaşadık. Başka bir savaş deneyimine hazır değiliz" dedi.

14 yıl süren yıkıcı iç savaşın ardından Suriye'yi yeni bir çatışmanın içine sokmak istemediğini vurgulayan lider, şöyle devam etti:

Suriye herhangi bir tarafın hedefi haline gelmedikçe, herhangi bir çatışmaya dahil olmayacak. Suriye'nin bir savaş alanı haline gelmesini istemiyoruz. Ancak ne yazık ki bugün işler akıllı kişiler tarafından yönetilmiyor. Durum istikrarsız ve öngörülemez.

Ancak Financial Times'ın analizinde, İran savaşının başından bu yana Suriye topraklarına düzenlenen saldırıların ülkenin tarafsızlık politikasını zora soktuğuna dikkat çekiliyor.

Beyrut'taki düşüne kuruluşu Carnegie Ortadoğu Merkezi'nden Suriye uzmanı Kheder Khaddour, savaşın uzamasıyla Şam yönetiminin çatışmalara çekilebileceğine işaret ediyor:

Suriye ne kadar süre tarafsız kalabilir? Bu savaş ne kadar uzun sürerse, bu çatışma ne kadar yayılırsa Suriye'ye sıçrama riski de o kadar artar.

Reuters'ın geçen ay yayımladığı haberde, ABD'nin Lübnan'daki Hizbullah'ın silahsızlandırılmasına yönelik operasyonlara katılması için Şara yönetimine baskı yaptığı öne sürülmüştü.

ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ise iddiaları yalanlayarak "ABD'nin, Suriye'yi Lübnan'a asker göndermeye teşvik ettiği yönündeki haberler yanlış ve gerçeğe aykırıdır" demişti.

Khaddour da "Suriye silahlı kuvvetlerinin böyle bir şey yapma imkanı yok. Kendi topraklarını zar zor koruyacak kadar güce sahipler" diyor.  

Diğer yandan Şam yönetimi, İran savaşının yarattığı krizi kullanarak yatırım çekmeyi de amaçlıyor.

Avrupa temaslarında Almanya'yı da ziyaret eden Şara, Berlin'deki iş insanlarının yer aldığı toplantıda, Hürmüz Boğazı'ndaki durumun yarattığı enerji krizinde Suriye'nin "güvenli bir alternatif rota" oluşturduğunu söyledi:

Suriye güvenli bir liman işlevi görebilir. Stratejik konumu sayesinde tedarik zincirlerinin güvenliğini sağlayabileceği gibi, Akdeniz kıyıları üzerinden enerji tedarikini de güvence altına alabilir.

Irak da yıllar sonra Suriye üzerinden karayoluyla petrol ihracatına bu hafta başladı. Politico'nun aktardığına göre Iraklı yetkililer, kamyonlarla sevkıyatın başarılı olması halinde Kerkük-Baniyas boru hattının tamir edilerek yeniden kullanılabileceğini söylüyor.

Analizde, İran savaşının yarattığı krizde Şara'nın "farklı bir yol çizmeye çalıştığı" yazılıyor. Medya kuruluşuna konuşan kaynaklardan biri şu ifadeleri kullanıyor:

Savaş, Ortadoğu'yu farklı şekilde düşünmeye zorluyor.

Independent Türkçe, Financial Times, Politico, SANA


"Devlet terörizmi"... Cezayir ile gerilimin azaltılması yolunu raydan çıkarmakla tehdit eden bir Fransız hukuk emsali

Cezayir Cumhurbaşkanı, iki ülke arasındaki ilişkiler gerginleşmeden önce Fransız mevkidaşını kabul etti (AFP)
Cezayir Cumhurbaşkanı, iki ülke arasındaki ilişkiler gerginleşmeden önce Fransız mevkidaşını kabul etti (AFP)
TT

"Devlet terörizmi"... Cezayir ile gerilimin azaltılması yolunu raydan çıkarmakla tehdit eden bir Fransız hukuk emsali

Cezayir Cumhurbaşkanı, iki ülke arasındaki ilişkiler gerginleşmeden önce Fransız mevkidaşını kabul etti (AFP)
Cezayir Cumhurbaşkanı, iki ülke arasındaki ilişkiler gerginleşmeden önce Fransız mevkidaşını kabul etti (AFP)

Cezayir-Fransa ilişkileri, dün Fransa'daki Ulusal Terörle Mücadele Birimi Başsavcı Yardımcısı Olivier Christen'in kışkırtıcı bir basın açıklaması yapmasıyla, zaten gergin olan bir kriz ve gerilim dönemine girdi. Bu açıklama, Fransa İçişleri Bakanı Laurent Nunez'in, iki ülke arasında, haklarında idari sınır dışı kararı çıkarılmış düzensiz Cezayirli göçmenlerin kabulü konusunda güvenlik iş birliği ve koordinasyonunun yeniden başlatıldığını duyurmasıyla eş zamanlı olarak geldi.

 Fransa'da terörizmle mücadele konusunda uzmanlaşmış adli birimin başkanı (Fransız medyası)Fransa'da terörizmle mücadele konusunda uzmanlaşmış adli birimin başkanı (Fransız medyası)

France Info radyosuna verdiği röportajda Olivier Christen, "devlet terörizmi" olarak nitelendirdiği konularla ilgili devam eden soruşturmalara değinerek özellikle Cezayir, Rusya ve İran'ı örnek gösterdi. Ulusal Terörle Mücadele Savcılığı'nda şu anda bu üç ülkeyi hedef alan sekiz açık "devlet terörizmi" davası bulunduğunu belirtti.

Fransız yargı yetkilisi, Fransa'da yoğun bir şekilde gündeme gelen konulara yanıt verirken, savcılık Bank of America'nın Paris'teki genel merkezine yönelik saldırı planına karışmakla suçlanan dört kişiye dava açtı.

Kristen, “İran devlet terörizmiyle ilgili olarak, şu anda soruşturma altında olan üç vakamız var” dedi ve “başta Rusya ve Cezayir olmak üzere beş vaka daha var” diye ekledi. Devam eden soruşturmaların “aynı mantık çerçevesinde” olduğunu belirten Kristen, “bu yabancı devletler Fransız nüfusuna karşı doğrudan operasyonlar yürütmek yerine, Fransız topraklarında yaşayan muhaliflerini hedef alıyorlar. Fransız nüfusunun açıkça hedef alındığı tek durum İran'dır; İran, özellikle Yahudi topluluğu olmak üzere, düşman olarak gördüğü Fransız toplumunun bir kesimini hedef alıyor” şeklinde açıklama yaptı.

 Fransa İçişleri Bakanı, geçen şubat ayında Cezayir'e yaptığı ziyaret sırasında Cezayirli mevkidaşı ile (Cezayir İçişleri Bakanlığı)Fransa İçişleri Bakanı, geçen şubat ayında Cezayir'e yaptığı ziyaret sırasında Cezayirli mevkidaşı ile (Cezayir İçişleri Bakanlığı)

Şarku’l Avsat’ın Cezayirli gözlemcilerden aktardığına göre Cezayir'e yöneltilen suçlamalar ciddi ve gerilimi azaltma çabalarını baltalayarak, tarihi ve siyasi anlaşmazlıkların ateşine benzin dökebilir. Cezayirli gözlemciler, Cezayir'e atıfta bulunarak "devlet terörizmi" teriminin kullanılmasının, ilişkileri geri dönüşü olmayan bir noktaya itebilecek yasal ve medya açısından bir emsal oluşturduğuna inanıyorlar.

Geri dönüşü olmayan bir noktaya

Fransa terörle mücadele savcısı, Fransa'da bulunan ve ülke yetkilileri tarafından hedef alındığı iddia edilen Cezayirli "muhaliflerin" isimlerini açıklamadı; ancak bir yıldır süregelen tartışmaya bakılırsa, bunun Fransız-Cezayir ilişkilerinde "kriz içinde kriz" oluşturan muhalif YouTuber Amir Boukhors ile ilgili olması muhtemel.     

Muhalif YouTuber Amir Boukhers (kişisel sosyal medya hesabı)Muhalif YouTuber Amir Boukhers (kişisel sosyal medya hesabı)

Nisan 2025'te Fransız savcılar, Paris'te görevli bir Cezayir konsolosluk çalışanını, Nisan 2024'te "Amir DZ" olarak bilinen Boukhors'un kaçırılması ve alıkonulmasıyla bağlantılı olarak "terörizm"le suçladı. Soruşturma süresince gözaltında tutulmasına karar verildi. Geçen hafta, Paris'teki bir soruşturma hakimi, gözaltı süresini bir yıl daha uzattı; bu durum Cezayir'i öfkelendirdi ve iki ülke arasındaki son yakınlaşmayı, özellikle Sahel'deki terörizmle ilgili güvenlik iş birliğine getirilen yasağın kaldırılması konusunda, resmen baltalamakla tehdit etti. Cezayir ayrıca, Fransa'dan sınır dışı edilme tehlikesiyle karşı karşıya olan vatandaşlarının ülkeye girişini reddetme kararını geri almakla da tehdit etti.

Fransa'nın bu yeni gerilime karşılık olarak, Fransa'daki terörle mücadeleden sorumlu adli makamların başkanının açıklamalarından 24 saat sonra Cezayir tarafından tam bir resmi sessizlik olması dikkat çekicidir.

Herhangi bir acil tepkinin olmaması göz önüne alındığında, gözlemciler Cezayir makamlarının sessizliğinin, özellikle çözülmemiş sorunların birikmesi ve ardı ardına gelen krizleri kontrol altına alma konusunda ortak arzuya dair gerçek bir işaretin olmaması nedeniyle, fırtına öncesi sessizlik olabileceğine inanmaktadır.

Paris ile eski sömürgesi Cezayir arasındaki gelişen anlaşmazlıkları yakından takip eden Cezayirli gazeteci Ali Boukhalef'e göre "Devlet terörizmiyle ilgili bu açıklamalar, özellikle ciddi sonuçları göz önüne alındığında, iki ülke arasındaki gerilimi daha da artıracaktır." Fransız Le Point dergisinin Cezayir muhabiri Adlane Meddi ise Fransız yetkililerin "Emir DZ'nin tarafını seçtiklerini ve şimdi kararlarının sonuçlarına katlanmak zorunda olduklarını" ifade etti.

Cezayir haber sitesi Interlignes ise şu ifadeleri kullandı: "Cezayir ve Paris arasındaki ilişkileri iyileştirme girişimlerinin her biri bir engelle karşılaşıyor. İlginçtir ki, bu engel her zaman aynı kaynaktan geliyor." Ayrıca, Olivier Christen'in devlet terörizmiyle ilgili soruşturmalar, özellikle de Cezayir'i ilgilendiren açıklamalar, "durumu sakinleştirmeye katkıda bulunmayacaktır."

Resmi gerilimi azaltma ile medyanın gerilimi tırmandırması arasındaki fark

Hükümet yanlısı haber sitesi "Algeria 54", Cezayir'in adının İsrail ve Amerikan müttefiki tarafından yürütülen bir savaşla işaretlenen jeopolitik bir bağlama sürüklenmesinin, "Fransız derin devletinin Cezayir'e karşı beslediği açık düşmanlığın bir parçası" olduğunu belirtti. Bu yeni hedef alma olayı, bizi Fransız derin devleti ve sömürge dönemine duyulan nostaljinin kalıntıları tarafından Cezayir halkına ve kurumlarına karşı yürütülen Kara On Yıl'da tanık olunan düşmanlık kampanyalarına geri götürüyor."

Tutuklu Fransız gazeteci Christophe Gleize (Sınır Tanımayan Gazeteciler)Tutuklu Fransız gazeteci Christophe Gleize (Sınır Tanımayan Gazeteciler)

Aynı kaynak şöyle devam etti: “Olivier Christen’in bu bariz ihlali, Cezayir ve halkına yönelik neo-kolonyal modelinin kurbanı olan, ölmekte olan bir Fransız rejiminin gerçek yüzünü ortaya koymaktadır. Bu durum Belçika, İsviçre, Portekiz, İspanya ve İtalya gibi diğer Avrupa ülkelerinin, Ortadoğu'daki devam eden savaşın sonuçları bağlamında Cezayir gazına yönelik artan Avrupa talebine atıfta bulunarak, Cezayir ile ilişkilerini güçlendirme ve sağlamlaştırma çabalarını hızlandırdığı bir dönemde gerçekleşmektedir.”

İronik bir şekilde bu yeni gerilim dönemi, İçişleri Bakanı Laurent Nunez'in geçen şubat ayındaki Cezayir ziyaretinin olumlu sonuçlar vermeye başladığını teyit ettiği gün yaşandı. Nunez, Fransız BFM TV kanalına verdiği röportajda, Elysee Sarayı'nın Fas'ın Sahra üzerindeki egemenliğini tanımasının ardından patlak veren ve 18 aydan fazla süren ciddi diplomatik krizin ardından Cezayir ile ilişkilerin "kademeli olarak yeniden başlama aşamasına girdiğini" belirtti.

Fransız yetkili, ikili iş birliğinin omurgasını oluşturan üç stratejik eksen olan güvenlik, adalet ve düzensiz göçle mücadele alanlarında etkin koordinasyonun yeniden başlatılmasını ele aldı. Bu yönde bir açıklama yapan Nunez, "Polis ve adli iş birliğiyle Cezayir ile göç konusunda koordinasyon yeniden ilerlemeye başlıyor" dedi.

Cezayir Cumhurbaşkanı, 18 Şubat'ta Fransa İçişleri Bakanı ile yaptığı görüşme sırasında (Cezayir Cumhurbaşkanlığı)Cezayir Cumhurbaşkanı, 18 Şubat'ta Fransa İçişleri Bakanı ile yaptığı görüşme sırasında (Cezayir Cumhurbaşkanlığı)

Bu açıklığın aksine, Nunez, Cezayir'de "terörizmi yüceltmek" suçlamasıyla hapsedilen Fransız gazeteci Christophe Gleize'nin davası gibi son derece hassas siyasi dosyaların ayrıntılarına girmekten kaçındı ve bunları "Dışişleri Bakanlığı'nın münhasır yetki alanına giren egemen dosyalar" olarak değerlendirdi.


Suriye Dışişleri Bakanlığı, diplomatik misyonlara yönelik her türlü saldırıyı reddettiğini teyit etti

Suriye güvenlik güçleri mensupları (AFP- Arşiv)
Suriye güvenlik güçleri mensupları (AFP- Arşiv)
TT

Suriye Dışişleri Bakanlığı, diplomatik misyonlara yönelik her türlü saldırıyı reddettiğini teyit etti

Suriye güvenlik güçleri mensupları (AFP- Arşiv)
Suriye güvenlik güçleri mensupları (AFP- Arşiv)

Suriye Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, "Suriye'de akredite edilmiş büyükelçiliklere ve diplomatik misyonlara yönelik her türlü saldırıyı veya yaklaşma girişimini kesin ve kararlı bir şekilde reddettiğini" teyit ederek, bu misyonların "uluslararası hukuk ve diplomatik anlaşmalar kapsamında korunduğunu ve devletler ile halklar arasındaki ilişkilerin sembolü olduğunu" vurguladı.

Suriye resmi haber ajansı SANA'ya göre bakanlık ayrıca "ülkelere hakaret eden veya sembollerini zedeleyen her türlü slogan veya eylemi kategorik olarak reddettiğini ve kınadığını" ifade ederek, bu davranışın karşılıklı saygı ve uluslararası iş birliği ilkelerine aykırı olduğunu vurguladı.

Açıklamada ayrıca şu ifadelere yer verildi: “Vatandaşların görüşlerini ifade etme haklarına saygı çerçevesinde, Bakanlık, kamu güvenliğinin korunmasına tam bağlılıkla, yürürlükteki yasa ve yönetmelikler çerçevesinde bu hakkın kullanılmasının önemini teyit eder ve istikrarı bozabilecek veya elçilikleri ve akredite diplomatik merkezleri etkileyebilecek veya bunlara yaklaşabilecek her türlü uygulamadan uzak durulmasını şart koşar.”

Bu açıklama, İslamcı bir fraksiyonun destekçilerinin, eski rejime karşı ayaklanma sırasında silahlı bir gruba komuta eden Suriyeli bir liderin tutuklanmasını protesto etmek için Şam'daki BAE büyükelçiliği önünde gösteri düzenlemesinden bir gün sonra yapıldı. Protesto sırasında büyükelçilik binasına taş atıldı.