‘Putin'in savaşı’ Berlin'in askeri doktrinini değiştirmeyi nasıl başardı?

Berlin, ordunun silahlarının yenilenmesi, gelişmiş teçhizat sağlanması ve mevcut teçhizatın elden geçirilmesi amacıyla 100 milyar euroluk ek bütçe ayıracak

Almanya Başbakanı, dün Federal Meclis'te konuşma yaparken (EPA)
Almanya Başbakanı, dün Federal Meclis'te konuşma yaparken (EPA)
TT

‘Putin'in savaşı’ Berlin'in askeri doktrinini değiştirmeyi nasıl başardı?

Almanya Başbakanı, dün Federal Meclis'te konuşma yaparken (EPA)
Almanya Başbakanı, dün Federal Meclis'te konuşma yaparken (EPA)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ABD başkanlarının Almanya'yı yıllarca ikna etmeye çalıştıkları, ancak başarısız oldukları politikayı sadece birkaç gün içinde uygulatmayı başardı. Almanya Başbakanı Olaf Scholz, Alman Federal Meclisi’nde (Bundestag), Rusya’nın Avrupa kapılarındaki askeri gerilimine yanıt olarak Almanya'nın gayri safi yurtiçi hasılasının (GSYİH) en az yüzde 2'sini savunmaya harcamaya başlayacağını duyurdu. Almanya, geçtiğimiz yıl ulusal üretiminin yüzde 1,4'ünü savunmaya harcamıştı. Bu da harcama oranının yüzde 0,6 oranında artacağı, yani yıllık yaklaşık 20 milyar euroluk bir ek bütçe sağlanacağı anlamına geliyor.
Dahası Başbakan Scholz, Berlin'in bu yılki savunma bütçesinden ordunun silahlarının yenilenmesi, gelişmiş teçhizat sağlanması ve mevcut teçhizatın elden geçirilmesi amacıyla 100 milyar euro ayıracağını açıkladı.
Böylece Almanya, Avrupa’nın en büyük ekonomilerinden biri olması nedeniyle en büyük askeri harcamaya sahip ülkelerden olacak. Oysa Almanya, geçmişinden ötürü yıllardır tam da bunu yapmaktan kaçınıyordu. Ancak Ukrayna-Rusya savaşı başladı. Başbakan Sholz, Federal Meclis’teki konuşmasında, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik askeri operasyonunun başladığı 24 Şubat’ın Avrupa kıtasının tarihinde bir dönüm noktası olduğunu söyledi. Öte yandan Federal Meclis’in Almanya’da göreve gelecek diğer hükümetlerin savunma için ayrılan bütçeyi sürdürmeye devam etmeleri için askeri harcamaları yüzde 2'ye çıkaracak bir yasa tasarısını oylaması gerekiyor.
Scholz, askeri harcamalardaki devasa artışı, savaşın yayılmasını önleme ve Putin'in ‘zamanı geri almasını’ engelleme konusunda Avrupa'nın omuzlarındaki ‘tarihi sorumluluk’ ile ilişkilendirerek savundu. Milletvekillerinden büyük alkış alan konuşmasında Scholz, “Putin, Avrupa'nın güvenliğini tehlikeye atıyor. Özgürlüğümüzü ve demokrasimizi korumak için güvenliğimize çok daha fazla yatırım yapmamız gerektiği ortada” ifadelerini kullandı. Ayrıca Almanya'nın NATO üyesi ülkeleri korumaya kararlı olduğunun altını çizen Scholz, bu yüzden NATO güçlerinin Doğu Avrupa ülkelerinde daha fazla konuşlandırılacağını ve askeri yardımların artacağını duyurdu.
Başbakan’ın bu sürpriz açıklamasından sadece bir gün önce birbirini izleyen hükümetlerin yıllarca benimsedikleri ve bağlı kaldıkları politikaları yansıtan bir başka tarihi kararı daha duyuran Scholz hükümeti, Almanya’nın, Stinger uçaksavar füzeleri de dahil olmak üzere Ukrayna'ya doğrudan silah göndereceğini açıkladı. Oysa Berlin, bundan sadece birkaç gün öncesine kadar Kiev'e silah göndermeyi reddediyor, geçmişine de atıfta bulunarak, çatışma bölgelerine silah göndermeme politikasını değiştirmeyeceğini ileri sürüyordu.
Almanya’da bugüne kadar iktidara gelen hükümetler, Alman ordusunu, asgari düzeyde silahlı ve gelişmiş savaşlara giremeyecek durumda tutma gayreti içerisinde oldular. Berlin, şimdiye kadar NATO içinde Afganistan gibi NATO güçlerinin konuşlandırıldığı ülkelere eğitim yardımı sağlamak ve askeri teknolojik ekipman göndermekle yetindi. Avrupa, daha düne kadar güçlü bir Alman ordusundan korkarken, son günlerde Rusya’nın artan tehditlerine karşı Almanya'nın askeri harcamalarda artış yapması, Avrupa'nın talebi haline geldi.
Federal Meclis’teki konuşmasında, Ukrayna’yı silahlandırma kararına değinen Başbakan Scholz, hükümetinin Putin'in tehditleri karşısında başka seçeneği olmadığını söyleyerek kararı savundu. Putin’in Rus İmparatorluğunu zorla yeniden geri getirmeye çalıştığı uyarısında bulunan Scholz, Almanya’nın Avrupa Birliği'ni (AB) Rusya Merkez Bankası'na yaptırımlar uygulama ve bazı Rus bankalarını SWIFT ödeme sisteminden çıkarma konusunda destekleme kararının ‘sınırsız yaptırımları içerecek şekilde’ genişletilebileceğini de sözlerine ekledi.
Scholz, bu ifadelerle ülkesinin, doğalgaz enerjisinin yaklaşık üçte birini temin ettiği Rusya’ya yaptırım uygulama konusundaki kararlılığını ortaya koydu. Almanya Başbakanı, Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik askeri operasyonunun başlamasından bir gün sonra, Rus doğalgazını Almanya'ya doğrudan taşıyan Nord Stream-2 (Kuzey Akım-2) doğalgaz boru hattı projesinde çalışmaların askıya alındığını duyurdu. Projenin Almanya’da bir ‘ulusal güvenlik tehdidi’ haline geldiğini söyledi. Scholz’un kararı, özellikle Almanya’nın yıllardır projeye bağlı kalması, onu ekonomik bir proje olarak savunması ve Rusya’nın proje üzerindeki etkisini artırmasına izin vermemesi nedeniyle dikkat çekiciydi.
Projenin Almanya için bir ‘ulusal güvenlik tehdidi’ haline geldiğini söyleyen Scholz'un kararı, Almanya'nın yıllardır projeye bağlı kalması, onu ekonomik bir proje olarak savunması ve Rusya'nın proje üzerindeki etkisini artırmasına izin vermemesi nedeniyle dikkati çekti.
Scholz'un Federal Meclis’teki konuşmasında ayrıca, hükümetin şu an Ukrayna'daki transit boru hatları aracılığıyla Almanya’ya taşınan Rus doğalgazına olan bağımlılığını azaltmaya başlama planları olduğunu belirterek, “Almanya, yakın gelecekte gaz rezervlerini artıracak. Bunun için en kısa sürede iki ilave istasyon inşa edecek ve yenilenebilir enerji projelerine hız kazandıracak” dedi.
Almanya’nın eski Başbakanı Angela Merkel, ABD’nin eski Başkanı Donald Trump yönetiminin Berlin'e projenin durdurulması için baskı yapmak amacıyla yaptırımlar uygulamasına rağmen projeye bağlı kaldı. Scholz da Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik askeri operasyonu başlayana kadar projeye bağlı kaldı ve projeyi savundu. Ancak hükümet koalisyonunun ortakları Yeşiller Partisi ve liberal çizgideki Hür Demokrat Parti (FDP), Sosyal Demokrat Parti (SPD) lideri Scholz'un projeden vazgeçmesinde ve Batılı ülkelerin Rusya'ya karşı yaptırımları sıkılaştırmaya ikna etmede rol oynadılar.
Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock ve Ekonomi Bakanı Robert Habeck’in üyesi oldukları Yeşiller Partisi, hükümet koalisyonuna katılmadan önce de Rusya'ya karşı her zaman daha sert bir politika izlemişti. FPD lideri olan Maliye Bakanı Christian Lindner'in ise Rus muhalif siyasetçi Aleksey Navalni'nin arkadaşı olduğu biliniyor. Navalni, Rusya'da zehirlendikten sonra tedavi için Almanya'ya getirildiğinde haftalarca onun yanında kaldı. Ayrıca Ukrayna'ya karşı savaş başlamadan önce Rusya’ya karşı sert bir tutum sergilenmesi çağrısında bulundu.
Buna karşın SPD uzun yıllar boyunca Rusya'ya karşı şeffaflık politikası yürütülmesinin savunucusu oldu. SPD’li eski başbakanlardan Gerhard Schröder, halen Kuzey Akım-2 projesinin yönetim kurulunda yer alırken yıllarca Rusya ile yakın ilişkiler kurulmasının en büyük destekçilerinden biri oldu. Schröder, 15 yıllık başbakanlığı boyunca Rusya ile yakınlaşma politikası izleyen eski Başbakan Merkel'i de etkileyen Almanya Cumhurbaşkanı Frank Walz Steinmeier'in de yakın arkadaşı.
Scholz’un Federal Meclis’te açıkladığı kararlara yalnızca, parlamentodaki 736 sandalyenin 119'unu elinde bulunduran aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif Partisi (AfD) ve Sol Parti (Die Linke) itiraz etti. İki partinin Rusya ile özel ilişkileri olduğu biliniyor. AfD içerisinde Moskova tarafından desteklenen milletvekilleri yer alırken Sol Parti, Almanya'daki Sovyet varlığı günlerinden kalma komünist köklere sahip.



Katz: İsrail, Lübnan, Suriye ve Gazze’deki ‘güvenlik bölgelerinde’ birliklerini tutmaya devam edecek

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (DPA)
İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (DPA)
TT

Katz: İsrail, Lübnan, Suriye ve Gazze’deki ‘güvenlik bölgelerinde’ birliklerini tutmaya devam edecek

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (DPA)
İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (DPA)

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz bugün ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’e, İsrail’in Lübnan, Suriye ve Gazze Şeridi içinde oluşturduğu ‘güvenlik bölgelerinde’ asker bulundurmaya kararlı olduğunu bildirdi.

İsrail Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Katz’ın gece saatlerinde Hegseth ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde, ‘İsrail’in sınırlarını ve sınır hattındaki yerleşim birimlerini terörist unsurların tehditlerinden korumak amacıyla Suriye, Gazze ve Lübnan’daki güvenlik bölgelerinde kalma kararlılığını’ dile getirdiği belirtildi.

Lübnan ile İsrail arasındaki çerçeve anlaşması, Washington ile Tahran arasında 17 Haziran’da Ortadoğu’daki savaşı durdurmaya yönelik imzalanan mutabakatın ardından yapılmış, Tahran’ın ısrarı doğrultusunda Lübnan’da da ateşkesin sağlanmasına zemin hazırlamıştı. Bu süreçte Lübnan, İsrail ve ABD, Lübnan dosyasını bölgesel gerilimden ayrı tutmaya çalışmıştı. Haziran ayından bu yana İsrail ile Hizbullah arasındaki karşılıklı saldırıların yoğunluğu azalırken, İsrail ordusu Güney Lübnan’da hava saldırılarını sürdürmeye devam ediyor. Hizbullah ise 19 Haziran’dan bu yana İsrail’e veya İsrail güçlerine yönelik yeni bir operasyon duyurmazken, ateşkesin ihlali konusunda uyarılarını sürdürüyor. Diğer yandan Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn’ın, ABD Başkanı Donald Trump’ın daveti üzerine 21 Temmuz’da ABD’yi ziyaret etmesi bekleniyor.


Kalibaf: Hürmüz’de İran’ın düzenlemeleri olmadan uzlaşma olmaz

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, 21 Haziran’da İsviçre’de düzenlenen görüşmelerin oturum aralarında, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreter Yardımcısı Ali Bakıri Kani ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi’yi dinlerken (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, 21 Haziran’da İsviçre’de düzenlenen görüşmelerin oturum aralarında, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreter Yardımcısı Ali Bakıri Kani ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi’yi dinlerken (İran Dışişleri Bakanlığı)
TT

Kalibaf: Hürmüz’de İran’ın düzenlemeleri olmadan uzlaşma olmaz

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, 21 Haziran’da İsviçre’de düzenlenen görüşmelerin oturum aralarında, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreter Yardımcısı Ali Bakıri Kani ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi’yi dinlerken (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, 21 Haziran’da İsviçre’de düzenlenen görüşmelerin oturum aralarında, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreter Yardımcısı Ali Bakıri Kani ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi’yi dinlerken (İran Dışişleri Bakanlığı)

Tahran dün yaptığı açıklamada, mevcut aşamada ABD ile müzakereleri yeniden başlatmayı planlamadığını, önceliğinin ise ‘savunma’ ve ABD saldırılarına karşılık vermek olduğunu bildirdi. İran Meclis Başkanı ve ABD ile yürütülen müzakerelerin başındaki isim Muhammed Bakır Kalibaf ise İran’ın ‘her zaman savaşa hazır olması gerektiğini’ vurgulayarak, ülkesine çıkar sağlamadığı takdirde mutabakat zaptına bağlı kalmayacaklarını söyledi. Kalibaf, Hürmüz Boğazı’nda ‘İran’a ait düzenlemelerin’ korunmasının ulusal güvenlik açısından öncelik taşıdığını, müzakerelerin ise ulusal çıkarları korumaya yönelik askeri faaliyetleri tamamlayan bir araç olduğunu ifade etti.

İran halkına hitaben yayımladığı açıklamada Kalibaf, ülkesinin ABD ile ‘İslam Cumhuriyeti’ni yıkmayı ve İran’ı bölmeyi hedefleyen varoluşsal bir savaş’ yürüttüğünü öne sürdü. Washington’ın gerek savaşta gerekse müzakere sürecinde İran’ı zayıflatmaya çalıştığını savunan Kalibaf, ‘öz kapasiteye dayanmak ve ülkenin gücünü artırmanın tek seçenek olduğunu’ kaydetti.

Kalibaf, 40 gün süren savaş boyunca sergilenen ‘birlik içindeki direnişin’, düşmanın planlarını boşa çıkardığını ve onu ateşkes istemeye ve yeniden müzakere masasına dönmeye zorladığını ileri sürdü. Ancak bunun ABD’nin stratejisinde herhangi bir değişikliğe yol açmadığını söyledi.

Mutabakat zaptının ancak hükümlerinin yürürlükte olması ve uygulanması halinde değer taşıyacağını belirten Kalibaf, “Eğer İran bu mutabakat zaptından fayda sağlamayacaksa, ona bağlı kalmamız için hiçbir gerekçe yoktur” ifadesini kullandı. İran Silahlı Kuvvetleri’nin ‘düşman saldırganlığı’ olarak nitelendirdiği gelişmelere karşı tam hareket serbestisine sahip olduğunu da sözlerine ekledi.

İran’ın ulusal güvenliğini Hürmüz Boğazı’ndaki ‘İran düzenlemelerinin’ korunmasına bağlayan Kalibaf, 40 Gün Savaşı sırasında boğazın kapatılmasının doğru bir karar olduğunu savundu. Tahran’ın müzakereler sırasında bu düzenlemeleri mutabakat zaptının beşinci maddesine dahil ettirmeyi başardığını öne süren Kalibaf, daha sonra ABD’nin bunları güç kullanarak zayıflatmaya çalıştığını iddia etti.

ABD’nin elinde hukuki ya da diplomatik baskı unsuru bulunmadığını savunan Kalibaf, Washington’ın ‘yenilgisini telafi etmek amacıyla baskı kurmaya çalıştığını’ söyledi. İran’ın ‘düşmanın iradesinin dayatılmasına izin vermeyeceğini’ vurgulayan Kalibaf, askeri faaliyetlerle diplomasinin eşgüdüm içinde yürütülmesi çağrısında bulundu. Mevcut aşamada müzakerenin teslimiyet anlamına gelmediğini, aksine direniş stratejisinin ve ulusal çıkarların korunmasının bir parçası olduğunu belirten Kalibaf, askeri ve diplomatik süreçlerin birbirinden ayrılmasının ‘stratejik bir hata’ olacağını ifade etti.

sdfvb
İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, salı akşamı eski Dini Lider Ali Hamaney’i anma töreninde Kalibaf’ın kulağına bir şeyler fısıldıyor. (İran parlamentosu)

Kalibaf, aynı yaklaşımın Lübnan dosyası, yaptırımların kaldırılması, bölgedeki ABD üslerinin geleceği ile ‘İran Dini Lideri’nin ve iki savaşta hayatını kaybeden diğer kişilerin kanının intikamının alınması’ başlıklarında da uygulanması gerektiğini söyledi.

İran halkına ‘ümitsizlik, korku, bölünme ve karşılıklı güvensizlik yaymayı amaçlayan psikolojik savaşı’ dikkate almama çağrısı yapan Kalibaf, “Düşman, umutsuzluk, ayrılık ve karşılıklı güvensizlikten medet umuyor” dedi. Halkın ‘savunma, diplomasi ve hizmet kurumlarına’ verdiği desteğin bu kurumlara rakipleri karşısında üstünlük sağladığını belirten Kalibaf, söz konusu güçlerin ‘İran’ın güvenliği ve ulusal çıkarları için canlarını ortaya koyduğunu’ ifade etti.

Kalibaf, Tahran’ın bugün Hürmüz Boğazı konusunda güçlü bir konumdan konuşmasının, ‘halkın sahada oluşturduğu askeri gücün’ sonucu olduğunu savundu. İran yönetiminin “İran Dini Lideri’nin intikamını alacağına kesin olarak inandığını” söyleyen Kalibaf, ülkesinin taleplerini gerçekleştirme konusunda hiçbir taviz vermeyeceğini dile getirdi.

‘Üçüncü dayatılmış savaş’ olarak nitelendirdiği süreçte hem savunma hem de medya alanında görev yaptığını belirten Kalibaf, daha sonra tüm baskılara rağmen ‘diplomasi cephesine’ geçtiğini söyledi. Hiçbir zaman sorumluluktan kaçmadığını ifade eden Kalibaf, amacının ‘İran Dini Lideri’nin rehberliğinde İran’ın yücelmesi’ olduğunu, hayatını savaş, tehdit ve karalama kampanyalarından korkmadan düşmanlarla mücadeleye adadığını kaydetti.

Kalibaf, İran’ın güneyinde yaşayanlara da seslenerek, bu bölge halkının ‘ön cephede yer aldığını’, ‘İran’ın bel kemiğini oluşturduğunu’ ve ‘uğruna canların feda edileceğini’ söyledi. “Başlarımız gidebilir ama verdiğimiz sözden dönmeyeceğiz. Hayat damarımızı bu vatanı savunmak için ortaya koyduk” ifadelerini kullanan Kalibaf, zaferin yakın olduğunu ve İran halkının birliğinin zaferi garanti altına alacağını savundu. İran’ın ‘ne savaştan ne de tehditlerden korktuğunu’ belirten Kalibaf, ülkesinin “İran Dini Lideri’nin talimatları doğrultusunda bu suçlara kararlı bir karşılık vereceğini” söyledi.

Müzakere planı yok

Açıklamalar, İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi’nin, ABD’nin herhangi bir saldırgan girişimine İslam Cumhuriyeti tarafından ‘kararlı bir karşılık verileceğini’ bildirmesinin ardından geldi.

İran hükümetinin internet sitesinde yayımlanan açıklamasında Garibabadi, İran Silahlı Kuvvetleri’nin ABD’den gelebilecek her türlü saldırıya güçlü şekilde karşılık vereceğini belirterek, “ABD yönetiminin her türlü saldırgan eylemi, İran Silahlı Kuvvetleri tarafından kararlı bir yanıtla karşılanacaktır” ifadesini kullandı.

Garibabadi, İran’ın ‘İran halkını hedef alan hiçbir saldırı ya da girişimi cevapsız bırakmayacağını’ vurgulayarak, “ABD yönetimi ve başkanı, daha önce de bu yolu denediklerini ve başarısız olduklarını, İslam Cumhuriyeti’nin ise ABD ile İsrail’e ağır bir yenilgi yaşattığını anlamalıdır” dedi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi de İran Silahlı Kuvvetleri’nin, “İran topraklarına yönelik her türlü saldırının mutlaka aynı şekilde karşılık bulacağını gösterdiğini” söyledi.

Şarku’l Avsat’ın İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) yakınlığıyla bilinen Tesnim Haber Ajansı’ndan aktardığına göre Bekayi, “Şu anda müzakere yönünde herhangi bir planımız bulunmuyor. Önceliğimiz savunma” dedi. Mutabakat zaptının ‘karşılıklı taahhütlerden oluştuğunu’ ifade eden Bekayi, “Karşı taraf yükümlülüklerini ihlal ederse biz de kendi taahhütlerimizi yerine getirmeyiz. Bu bizim temel ilkemizdir ve önümüzdeki dönemde de bu doğrultuda hareket etmeyi sürdüreceğiz” diye konuştu.

ABD saldırıları

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) dün akşam İran’a yönelik yeni bir hava saldırısı dalgası düzenlediğini açıkladı. Saldırılarda, Hürmüz Boğazı girişindeki Büyük Tunb Adası’nda bulunan kıyı savunma sistemleri ile seyir füzelerinin depolandığı ve fırlatıldığı noktaların hedef alındığı bildirildi. Operasyon, İran limanları ve kıyı bölgelerine yönelik deniz ablukasının yeniden uygulanmasından saatler sonra gerçekleştirildi.

CENTCOM’dan yapılan açıklamada, saldırıların amacının ‘Hürmüz Boğazı’nda ticari gemilere yönelik saldırılarda kullanılan İran askeri kapasitesini zayıflatmayı sürdürmek’ olduğu belirtildi. Yaklaşık 90 dakika süren operasyonun, salı akşamı yedi saat boyunca devam eden ve Hürmüz Boğazı çevresi ile İran kıyı şeridindeki onlarca askeri noktayı hedef alan önceki saldırıların ardından düzenlendiği ifade edildi.

Öte yandan Reuters’ın DMO’ya dayandırdığı habere göre, Hürmüz Boğazı’nın ‘ABD’nin tehdidi sona erene kadar’ kapalı kalacağı açıklandı. DMO, ABD’nin İran ihracatına yönelik ablukayı sürdürmesi halinde, ABD ve müttefiklerinin faydalandığı ‘diğer tüm enerji ihracat güzergâhlarını’ da kapatmakla tehdit etti.

rhythnjy

Analistler, İran’ın söz konusu tehdidinin deniz taşımacılığına yönelik baskının Hürmüz Boğazı’nın yanı sıra Babu’l Mendeb Boğazı’nı da kapsayacak şekilde genişletilebileceğine işaret ettiğini değerlendiriyor. Bu senaryonun, Hürmüz Boğazı’na ek olarak yeni bir deniz cephesinin açılması anlamına gelebileceği belirtilirken, uzmanlar kısa vadede kapsamlı bir savaşın yeniden başlamasını düşük ihtimal olarak görmeye devam ediyor. Buna karşın, gerilimin daha da artma riskinin sürdüğü vurgulanıyor.

Bu gelişmeler, ABD Başkanı Donald Trump’ın, Tahran’ın yeniden müzakere masasına dönmemesi halinde saldırıları İran’daki enerji tesisleri ve köprüleri de kapsayacak şekilde genişletebileceği yönündeki açıklamalarını sürdürdüğü bir dönemde yaşanıyor. Washington, deniz ablukasının yalnızca İran limanlarına giden veya bu limanlardan ayrılan gemileri hedef aldığını, Hürmüz Boğazı’ndan geçen diğer ticari gemilerin güvenli geçişini sağlamaya devam ettiğini belirtiyor.


Tahran varoluş savaşı verdiğini söylerken ABD yeni saldırılar düzenledi

Tahran varoluş savaşı verdiğini söylerken ABD yeni saldırılar düzenledi
TT

Tahran varoluş savaşı verdiğini söylerken ABD yeni saldırılar düzenledi

Tahran varoluş savaşı verdiğini söylerken ABD yeni saldırılar düzenledi

ABD, Washington'ın İran İslam Cumhuriyeti limanlarına yönelik deniz ablukasını yeniden yürürlüğe koymasının ardından İran'daki kıyı savunma sistemleri ile füze mevzilerini hedef aldı. Tahran ise bölgedeki enerji ihracatını daha da aksatmakla tehdit ederek ABD'ye karşı varoluş savaşı yürüttüğünü açıkladı.

Bu tırmanış, kırılgan ateşkesin birkaç gün önce çökmesinin ardından bölgede gerilimi yüksek tutmaya devam etti. Bu durum, kapsamlı bir savaş ihtimalini yeniden gündeme getirirken, analistler genel olarak böyle bir senaryonun düşük olasılık taşıdığı görüşünde birleşiyor. İran'ın cumartesi gece geç saatlerde Hürmüz Boğazı'nı kapattığını duyurmasının ardından çatışmaların şiddeti daha da arttı.

Devam eden askeri operasyonlar, savaş öncesinde küresel petrol ve doğal gaz sevkiyatının yaklaşık yüzde 20'sinin geçtiği bu kritik su yolundan gemilerin geçişini engelliyor. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), kuvvetlerinin İran'a ait Büyük Tunb Adası'ndaki kıyı savunma sistemleri ile seyir füzelerinin depolandığı ve konuşlandırıldığı noktaları hedef aldığını, saldırı dalgasının ise 90 dakika içinde tamamlandığını açıkladı.

İran'ın başmüzakerecisi Muhammed Bakır Kalibaf, İran'ın güvenliğinin Hürmüz Boğazı'ndaki "İran düzenlemelerinin" korunmasına bağlı olduğunu belirterek yayımladığı açıklamada, "Biz Amerika ile varoluş savaşı içindeyiz" ifadelerini kullandı.