‘Putin'in savaşı’ Berlin'in askeri doktrinini değiştirmeyi nasıl başardı?

Berlin, ordunun silahlarının yenilenmesi, gelişmiş teçhizat sağlanması ve mevcut teçhizatın elden geçirilmesi amacıyla 100 milyar euroluk ek bütçe ayıracak

Almanya Başbakanı, dün Federal Meclis'te konuşma yaparken (EPA)
Almanya Başbakanı, dün Federal Meclis'te konuşma yaparken (EPA)
TT

‘Putin'in savaşı’ Berlin'in askeri doktrinini değiştirmeyi nasıl başardı?

Almanya Başbakanı, dün Federal Meclis'te konuşma yaparken (EPA)
Almanya Başbakanı, dün Federal Meclis'te konuşma yaparken (EPA)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ABD başkanlarının Almanya'yı yıllarca ikna etmeye çalıştıkları, ancak başarısız oldukları politikayı sadece birkaç gün içinde uygulatmayı başardı. Almanya Başbakanı Olaf Scholz, Alman Federal Meclisi’nde (Bundestag), Rusya’nın Avrupa kapılarındaki askeri gerilimine yanıt olarak Almanya'nın gayri safi yurtiçi hasılasının (GSYİH) en az yüzde 2'sini savunmaya harcamaya başlayacağını duyurdu. Almanya, geçtiğimiz yıl ulusal üretiminin yüzde 1,4'ünü savunmaya harcamıştı. Bu da harcama oranının yüzde 0,6 oranında artacağı, yani yıllık yaklaşık 20 milyar euroluk bir ek bütçe sağlanacağı anlamına geliyor.
Dahası Başbakan Scholz, Berlin'in bu yılki savunma bütçesinden ordunun silahlarının yenilenmesi, gelişmiş teçhizat sağlanması ve mevcut teçhizatın elden geçirilmesi amacıyla 100 milyar euro ayıracağını açıkladı.
Böylece Almanya, Avrupa’nın en büyük ekonomilerinden biri olması nedeniyle en büyük askeri harcamaya sahip ülkelerden olacak. Oysa Almanya, geçmişinden ötürü yıllardır tam da bunu yapmaktan kaçınıyordu. Ancak Ukrayna-Rusya savaşı başladı. Başbakan Sholz, Federal Meclis’teki konuşmasında, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik askeri operasyonunun başladığı 24 Şubat’ın Avrupa kıtasının tarihinde bir dönüm noktası olduğunu söyledi. Öte yandan Federal Meclis’in Almanya’da göreve gelecek diğer hükümetlerin savunma için ayrılan bütçeyi sürdürmeye devam etmeleri için askeri harcamaları yüzde 2'ye çıkaracak bir yasa tasarısını oylaması gerekiyor.
Scholz, askeri harcamalardaki devasa artışı, savaşın yayılmasını önleme ve Putin'in ‘zamanı geri almasını’ engelleme konusunda Avrupa'nın omuzlarındaki ‘tarihi sorumluluk’ ile ilişkilendirerek savundu. Milletvekillerinden büyük alkış alan konuşmasında Scholz, “Putin, Avrupa'nın güvenliğini tehlikeye atıyor. Özgürlüğümüzü ve demokrasimizi korumak için güvenliğimize çok daha fazla yatırım yapmamız gerektiği ortada” ifadelerini kullandı. Ayrıca Almanya'nın NATO üyesi ülkeleri korumaya kararlı olduğunun altını çizen Scholz, bu yüzden NATO güçlerinin Doğu Avrupa ülkelerinde daha fazla konuşlandırılacağını ve askeri yardımların artacağını duyurdu.
Başbakan’ın bu sürpriz açıklamasından sadece bir gün önce birbirini izleyen hükümetlerin yıllarca benimsedikleri ve bağlı kaldıkları politikaları yansıtan bir başka tarihi kararı daha duyuran Scholz hükümeti, Almanya’nın, Stinger uçaksavar füzeleri de dahil olmak üzere Ukrayna'ya doğrudan silah göndereceğini açıkladı. Oysa Berlin, bundan sadece birkaç gün öncesine kadar Kiev'e silah göndermeyi reddediyor, geçmişine de atıfta bulunarak, çatışma bölgelerine silah göndermeme politikasını değiştirmeyeceğini ileri sürüyordu.
Almanya’da bugüne kadar iktidara gelen hükümetler, Alman ordusunu, asgari düzeyde silahlı ve gelişmiş savaşlara giremeyecek durumda tutma gayreti içerisinde oldular. Berlin, şimdiye kadar NATO içinde Afganistan gibi NATO güçlerinin konuşlandırıldığı ülkelere eğitim yardımı sağlamak ve askeri teknolojik ekipman göndermekle yetindi. Avrupa, daha düne kadar güçlü bir Alman ordusundan korkarken, son günlerde Rusya’nın artan tehditlerine karşı Almanya'nın askeri harcamalarda artış yapması, Avrupa'nın talebi haline geldi.
Federal Meclis’teki konuşmasında, Ukrayna’yı silahlandırma kararına değinen Başbakan Scholz, hükümetinin Putin'in tehditleri karşısında başka seçeneği olmadığını söyleyerek kararı savundu. Putin’in Rus İmparatorluğunu zorla yeniden geri getirmeye çalıştığı uyarısında bulunan Scholz, Almanya’nın Avrupa Birliği'ni (AB) Rusya Merkez Bankası'na yaptırımlar uygulama ve bazı Rus bankalarını SWIFT ödeme sisteminden çıkarma konusunda destekleme kararının ‘sınırsız yaptırımları içerecek şekilde’ genişletilebileceğini de sözlerine ekledi.
Scholz, bu ifadelerle ülkesinin, doğalgaz enerjisinin yaklaşık üçte birini temin ettiği Rusya’ya yaptırım uygulama konusundaki kararlılığını ortaya koydu. Almanya Başbakanı, Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik askeri operasyonunun başlamasından bir gün sonra, Rus doğalgazını Almanya'ya doğrudan taşıyan Nord Stream-2 (Kuzey Akım-2) doğalgaz boru hattı projesinde çalışmaların askıya alındığını duyurdu. Projenin Almanya’da bir ‘ulusal güvenlik tehdidi’ haline geldiğini söyledi. Scholz’un kararı, özellikle Almanya’nın yıllardır projeye bağlı kalması, onu ekonomik bir proje olarak savunması ve Rusya’nın proje üzerindeki etkisini artırmasına izin vermemesi nedeniyle dikkat çekiciydi.
Projenin Almanya için bir ‘ulusal güvenlik tehdidi’ haline geldiğini söyleyen Scholz'un kararı, Almanya'nın yıllardır projeye bağlı kalması, onu ekonomik bir proje olarak savunması ve Rusya'nın proje üzerindeki etkisini artırmasına izin vermemesi nedeniyle dikkati çekti.
Scholz'un Federal Meclis’teki konuşmasında ayrıca, hükümetin şu an Ukrayna'daki transit boru hatları aracılığıyla Almanya’ya taşınan Rus doğalgazına olan bağımlılığını azaltmaya başlama planları olduğunu belirterek, “Almanya, yakın gelecekte gaz rezervlerini artıracak. Bunun için en kısa sürede iki ilave istasyon inşa edecek ve yenilenebilir enerji projelerine hız kazandıracak” dedi.
Almanya’nın eski Başbakanı Angela Merkel, ABD’nin eski Başkanı Donald Trump yönetiminin Berlin'e projenin durdurulması için baskı yapmak amacıyla yaptırımlar uygulamasına rağmen projeye bağlı kaldı. Scholz da Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik askeri operasyonu başlayana kadar projeye bağlı kaldı ve projeyi savundu. Ancak hükümet koalisyonunun ortakları Yeşiller Partisi ve liberal çizgideki Hür Demokrat Parti (FDP), Sosyal Demokrat Parti (SPD) lideri Scholz'un projeden vazgeçmesinde ve Batılı ülkelerin Rusya'ya karşı yaptırımları sıkılaştırmaya ikna etmede rol oynadılar.
Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock ve Ekonomi Bakanı Robert Habeck’in üyesi oldukları Yeşiller Partisi, hükümet koalisyonuna katılmadan önce de Rusya'ya karşı her zaman daha sert bir politika izlemişti. FPD lideri olan Maliye Bakanı Christian Lindner'in ise Rus muhalif siyasetçi Aleksey Navalni'nin arkadaşı olduğu biliniyor. Navalni, Rusya'da zehirlendikten sonra tedavi için Almanya'ya getirildiğinde haftalarca onun yanında kaldı. Ayrıca Ukrayna'ya karşı savaş başlamadan önce Rusya’ya karşı sert bir tutum sergilenmesi çağrısında bulundu.
Buna karşın SPD uzun yıllar boyunca Rusya'ya karşı şeffaflık politikası yürütülmesinin savunucusu oldu. SPD’li eski başbakanlardan Gerhard Schröder, halen Kuzey Akım-2 projesinin yönetim kurulunda yer alırken yıllarca Rusya ile yakın ilişkiler kurulmasının en büyük destekçilerinden biri oldu. Schröder, 15 yıllık başbakanlığı boyunca Rusya ile yakınlaşma politikası izleyen eski Başbakan Merkel'i de etkileyen Almanya Cumhurbaşkanı Frank Walz Steinmeier'in de yakın arkadaşı.
Scholz’un Federal Meclis’te açıkladığı kararlara yalnızca, parlamentodaki 736 sandalyenin 119'unu elinde bulunduran aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif Partisi (AfD) ve Sol Parti (Die Linke) itiraz etti. İki partinin Rusya ile özel ilişkileri olduğu biliniyor. AfD içerisinde Moskova tarafından desteklenen milletvekilleri yer alırken Sol Parti, Almanya'daki Sovyet varlığı günlerinden kalma komünist köklere sahip.



Washington, İran’a tüm bombaların anası ile saldırmayı değerlendiriyor

ABD’nin Florida eyaletindeki Eglin Hava Üssü’nde bulunan tüm bombaların anasının tarihsiz fotoğrafı (Reuters)
ABD’nin Florida eyaletindeki Eglin Hava Üssü’nde bulunan tüm bombaların anasının tarihsiz fotoğrafı (Reuters)
TT

Washington, İran’a tüm bombaların anası ile saldırmayı değerlendiriyor

ABD’nin Florida eyaletindeki Eglin Hava Üssü’nde bulunan tüm bombaların anasının tarihsiz fotoğrafı (Reuters)
ABD’nin Florida eyaletindeki Eglin Hava Üssü’nde bulunan tüm bombaların anasının tarihsiz fotoğrafı (Reuters)

ABD’nin, Başkan Donald Trump’ın savaşta yeni bir tırmanış başlatmaya karar vermesi halinde İran’ı elindeki en güçlü nükleer olmayan bombayla vurmayı değerlendirdiği bildirildi. Şarku’l Avsat’ın CNN’den aktardığı habere göre Şubat 2026’da ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaşın çıkmaza girmesi üzerine Washington yeni askeri seçenekleri masaya yatırıyor.

CNN’e konuşan bilgi sahibi kaynaklar, ABD ordusunun tüm bombaların anası olarak bilinen GBU-43/B tipi bombanın İran’ın enerji altyapısını ve nükleer tesislerini hedef almak için olası kullanımını değerlendirdiğini aktardı.

Donald Trump, geçen hafta 3 Kasım’da yapılması planlanan ara seçimlerden önce İran’a saldırı düzenlenmesi ihtimalini dışlamış ve Tahran’la verimli görüşmeler yürütüldüğünü söylemişti.

Bu açıklama, İran’a karşı yürütülen savaşın ve bunun emtia ile akaryakıt fiyatları üzerindeki etkilerinin Trump’ın kamuoyu desteğini düşürdüğü bir dönemde geldi. ABD Başkanı’nın seçimlere kısa süre kala anketlerde gerilemesi dikkat çekiyor.

ABD ve İsrail, saldırıların amacının İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek olduğunu savunuyor. Tahran ise nükleer silah geliştirdiği iddiasını reddederek barışçıl nükleer program yürütme hakkını vurguluyor.

Washington ile Tahran, Pakistan’ın arabuluculuğunda geçen haziranda bir mutabakat zaptı imzalamıştı. Ancak İran’ın temmuzda Hürmüz Boğazı’ndaki gemilere yönelik saldırılarını yeniden başlatması ve ABD’nin İran’a askeri saldırılarla karşılık vermesinin ardından mutabakat çöktü. O tarihten bu yana müzakerelerde ilerleme sağlanamıyor.

Buna rağmen çok sayıda medya kuruluşu, Beyaz Saray’ın Pentagon’dan seçimler öncesinde İran’daki hedeflere yönelik saldırı seçenekleri hazırlamasını istediğini bildirdi.

CNN’e konuşan kaynaklardan biri, Trump’ın askeri planlamanın geniş çaplı enerji altyapısının hedef alınmasını ve tüm bombaların anası olarak bilinen mühimmatın kullanılma ihtimalini de kapsaması yönünde talimat verdiğini söyledi.

Ancak bazı yetkililer, söz konusu bombanın ne ölçüde etkili olabileceği konusunda şüphelerini dile getiriyor. Özellikle İran’ın yer altındaki nükleer tesislerini imha etme kapasitesi tartışma konusu.

Planlara ilişkin bilgi sahibi bir kaynak, CNN’e yaptığı açıklamada, bombanın geniş alanları tahrip etmede etkili olduğunu ancak bunun ötesinde bir kapasite sunmadığını belirtti. Kaynak, mühimmatın tahkim edilmiş hedefleri delmek üzere tasarlanmadığına dikkat çekti.

Bu tür bombaların kullanılması, siviller arasında can kaybı yaşanması riskini de beraberinde getiriyor.

ABD ordusu, Trump’ın ilk başkanlık döneminde, 2017’de tüm bombaların anasını ilk kez kullanarak Afganistan’da terör örgütü DEAŞ’a ait sığınakları ve tünelleri hedef almıştı. Saldırıda 90’dan fazla örgüt mensubu öldürülmüştü.


Trump, Fort Hood saldırganının idamının canlı yayımlanmasından vazgeçti

ABD Başkanı Donald Trump, 15 Ekim 2026'da Beyaz Saray'ın Güney Bahçesi'ne gelişinin ardından (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, 15 Ekim 2026'da Beyaz Saray'ın Güney Bahçesi'ne gelişinin ardından (AFP)
TT

Trump, Fort Hood saldırganının idamının canlı yayımlanmasından vazgeçti

ABD Başkanı Donald Trump, 15 Ekim 2026'da Beyaz Saray'ın Güney Bahçesi'ne gelişinin ardından (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, 15 Ekim 2026'da Beyaz Saray'ın Güney Bahçesi'ne gelişinin ardından (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Fort Hood askeri üssüne düzenlenen saldırının faili Nidal Malik Hasan’ın kurşuna dizilerek idam edilmesinin canlı yayımlanmayacağını açıkladı. Trump’ın kararı, idamın canlı yayınlanacağının duyurulmasının hem Cumhuriyetçiler hem de Demokratlar arasında tepki çekmesinin ve Başkan Yardımcısı JD Vance’in infazı izlemeyeceğini söylemesinin ardından geldi.

Trump, perşembe günü sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, idamın kamuoyuna açık şekilde yayımlanmasının “dünyaya güçlü bir caydırıcılık mesajı verebileceğini ve Amerika’nın Hasan gibilerinden, teröristlerden ve aşağılık kişilerden nasıl hesap sorduğunu gösterebileceğini” belirtti. Ancak Trump, “Çok sayıda iyi niyetli ve düzgün insan, onun ölümünü ister canlı yayında ister başka bir görsel yolla olsun, izlememeyi tercih ediyor” ifadelerini kullandı.

Savunma Bakanlığı, Hasan’ın idamının gelecek 3 Aralık’ta gerçekleştirileceğini açıklamıştı. Trump, kurbanların yakın aile üyelerinin istemeleri halinde infazı bizzat izleyebileceklerini de belirtti.

Savunma Bakanı Pete Hegseth’in bu ayın başında Hasan’ın idamının kamuya açık şekilde gerçekleştirileceğini duyurması, ardından Pentagon’un infazın canlı yayımlanacağını açıklaması, Cumhuriyetçiler ve Demokratlar arasında geniş çaplı eleştirilere yol açmıştı. Çok sayıda isim, idam görüntülerinin aşırılığı ve radikalleşmeyi körüklemek amacıyla kullanılabileceği uyarısında bulunmuştu.

Başkan Yardımcısı JD Vance’e bu ayın başında kamuya açık bir infazın Hristiyan inancıyla ne ölçüde bağdaştığı sorulmuştu. Vance, “Bunun gerçekten gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini bilmiyorum” yanıtını vermişti.

fvgbhj
Nidal Hasan, 29 Haziran 2012 (Reuters)

Vance, infaz yöntemine ilişkin tartışmalardan bağımsız olarak, “İnsanların bu adamın çok sayıda masum insanı vahşice öldürdüğünü unutmamasını umuyorum” demişti. Associated Press’in aktardığına göre Vance, sözlerini şöyle sürdürmüştü: “Bununla birlikte, infaz sonunda canlı yayımlanırsa ben izlemeyeceğim.”

ABD ordusunda binbaşı rütbesiyle görev yapan psikiyatrist Nidal Malik Hasan, 5 Kasım 2009’da Fort Hood askeri üssündeki bir sağlık binasına girmişti. O sırada askerler, yurt dışındaki görevlere gönderilmeden önce aşı olmak ve gerekli sağlık onaylarını almak için uzun kuyruklarda bekliyordu.

Hasan, lazer nişangâhıyla donatılmış bir tabancayla ateş açmış, otoparka doğru kaçmaya çalışan askerleri arkalarından vurmuştu.

Hasan, saldırıyı Afganistan’a giderek kendi dininden Müslümanları öldürmelerini önlemek amacıyla gerçekleştirdiğini söylemişti. Ancak 2013’teki yargılaması sırasında askeri mahkeme, bu gerekçeyi savunmasında kullanmasına izin vermemişti.

Bir kolluk görevlisinin sırtından vurması sonucu vücudunun alt kısmı felç olan Hasan, bugün tekerlekli sandalye kullanıyor. Şarku’l Avsat’ın Associated Press’ten aktardığı habere göre Hasan, idam cezasının infazını uzun süre erteletmek için hukuki yollara başvurabilir. Ancak yargılama sırasındaki tutumu, böyle bir erteleme istemeyebileceğine işaret ediyor.


Hürmüz’de gerilim tırmanıyor: Gemilerin geçişine yönelik kısıtlamalar sıkılaşıyor

Hürmüz Boğazı’nda, Umman’ın Müsendem kıyısından görülen demirlemiş gemiler (Reuters)
Hürmüz Boğazı’nda, Umman’ın Müsendem kıyısından görülen demirlemiş gemiler (Reuters)
TT

Hürmüz’de gerilim tırmanıyor: Gemilerin geçişine yönelik kısıtlamalar sıkılaşıyor

Hürmüz Boğazı’nda, Umman’ın Müsendem kıyısından görülen demirlemiş gemiler (Reuters)
Hürmüz Boğazı’nda, Umman’ın Müsendem kıyısından görülen demirlemiş gemiler (Reuters)

ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın etkileri, Washington ile Tahran arasında denizde karşılıklı adımların atıldığı ve gemi geçişlerine yönelik kısıtlamaların sıkılaştırıldığı bir dönemde Körfez ve Umman Körfezi’ndeki deniz trafiğine de yayılıyor.

ABD ordusu İran’la bağlantılı bir gemiyi imha ettiğini açıklarken Tahran, yasaklı bir bölgeden geçmeye çalışan petrol tankerinde yangın çıktığını bildirdi. İranlı bir askeri yetkili de Hürmüz Boğazı’ndan geçiş için silahlı kuvvetlerle koordinasyon sağlanması gerektiğini vurguladı.

Krizin etkileri askeri çatışmayla sınırlı kalmıyor. Deniz taşımacılığındaki aksamalar tarımsal ürünleri tehdit ederken küresel gıda fiyatlarında artış riskini de yükseltiyor.

İran’la bağlantılı gemi imha edildi

Bölgedeki askeri operasyonları yürüten ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), geçen hafta Umman Körfezi’nde keşif görevi yapan İran’la bağlantılı bir geminin ABD güçleri tarafından vurularak imha edildiğini açıkladı. CENTCOM’un X platformundaki açıklamasına göre gemi, ABD donanmasına ait gemileri hedef almıştı. Açıklamada, saldırıdan önce gemi mürettebatının güvenli bir yere tahliye edildiği belirtildi.

cdfvghj
İran Deniz Kuvvetleri, Hürmüz Boğazı’nın doğusunda bir petrol tankerinde yangın çıktığını duyurdu (Fars)

Açıklama, 28 Şubat’ta savaşın başlamasından bu yana ABD ile İran arasında denizde tırmanan gerilimin ortasında geldi. Savaş öncesinde Körfez’i Umman Körfezi’ne bağlayan Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiği büyük ölçüde kesintisiz sürüyordu.

Ancak İran’ın tehditleri ve saldırıları, bu stratejik geçitte deniz trafiğinin neredeyse durmasına yol açtı. ABD güçleri de iki ülke arasında tırmanan çatışmalar kapsamında İran’a ait sivil gemilere yönelik tekrarlanan saldırılar düzenledi.

Petrol tankerinde yangın

İran ordusu ise perşembe günü, yasaklı bir bölgeden geçmeye çalışan bir petrol tankerinde Umman Körfezi’nde yangın çıktığını duyurdu. Haberi İran devlet televizyonu aktardı.

Televizyonun askeri bir açıklamaya dayandırdığı habere göre, deniz kuvvetlerine bağlı gözetleme ekipleri, olayın duyurulmasından birkaç saat önce alev alan ve kuralları ihlal ettiği belirtilen bir petrol tankerini tespit etti.

Açıklamada, tankerin takip sistemlerini kapattığı ve yasaklı bölgeden geçmeye çalıştığı belirtildi. Yangının nedeni veya gemide meydana gelen hasarın boyutu hakkında ise ayrıntı paylaşılmadı.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı olayla ilgili henüz bir açıklama yapmadı.

Olay, Tahran’ın bölgedeki gemi trafiği üzerindeki denetimini sıkılaştırmaya yönelik adımları nedeniyle önem taşıyor. İran, geçen eylül ayında Hürmüz Boğazı yakınlarında Umman Körfezi’nin bir bölümünü de kapsayan yasaklı bir bölge oluşturduğunu açıklamıştı.

İran Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı deniz kuvvetleri de boğazdan geçiş sırasında seyir sistemlerini devre dışı bırakan her geminin “düşman” kabul edileceği ve bu gemilere karşı sert önlemler alınacağı uyarısında bulunmuştu.

dfvgh
Mesud Pezeşkiyan

Güvenlik verileri, savaşın başlamasından bu yana Hürmüz Boğazı’nda gemileri hedef alan saldırılarda belirgin bir artış yaşandığını gösteriyor. Bu durum, küresel enerji taşımacılığının en önemli güzergâhlarından birinde deniz ticaretini tehdit eden risklerin büyüdüğüne işaret ediyor.

Tahran: Hürmüz’den geçiş için koordinasyon şart

İran’ın sert tutumunu yineleyen İran ordusunun koordinasyondan sorumlu komutan yardımcısı Tuğamiral Habibullah Seyyari, perşembe günü yaptığı açıklamada Hürmüz Boğazı’nın kapalı olduğunu ve buradan geçiş yapmak isteyen tüm gemilerin İran silahlı kuvvetleriyle koordinasyon sağlaması gerektiğini söyledi.

Şarku’l Avsat’ın İran’ın resmî haber ajansı IRNA’dan aktardığına göre Seyyari, silahlı kuvvetlerin bölgede yüzde 100 kontrol ve gözetim sağladığını belirtti. Seyyari, Devrim Muhafızları’na bağlı deniz kuvvetlerinin boğazın batısında güçlü bir varlık gösterdiğini, İran ordusunun ise boğazın doğusunda ve Umman Denizi’nin kuzeyine kadar uzanan bölgede konuşlandığını ifade etti.

Koordinasyon sağlanmadan geçiş yapılmasının gemileri, ayrıntıları zaman içinde haberlerde ortaya çıkan önlemlerle karşı karşıya bırakacağını söyleyen Seyyari, ABD’de ve diğer ülkelerde akaryakıt fiyatlarının yükselmesini boğazdan petrol akışının aksamasına örnek gösterdi.

Bu açıklamalar, ABD’nin Tahran’ın savaşın başlamasından bu yana fiilen kapattığı Hürmüz Boğazı’na karşılık İran limanlarına deniz ablukası uyguladığı bir dönemde geldi.

Pezeşkiyan ablukanın ağırlığını kabul etti

Siyasi cephede ise İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ABD’yi İranlılar üzerindeki ekonomik baskıyı artırarak halkın öfkesini körüklemeye ve ülke içinde protestoları tetiklemeye çalışmakla suçladı. Pezeşkiyan, ülkesinin 1979 Devrimi’nden bu yana en ağır abluka ve savaş koşullarıyla karşı karşıya olduğunu söyledi.

Devrimden sonraki onlarca yıl boyunca İran’ın benzer düzeyde bir abluka, savaş ve zorluk yaşamadığını belirten Pezeşkiyan, Washington’ın siyasi hedeflerine ulaşmak amacıyla vatandaşların hayatını zorlaştırarak onları protestolara yöneltmeye çalıştığını öne sürdü.

Tahran, ABD ve İsrail’i ülke içindeki huzursuzluğu körüklemeye çalışmakla defalarca suçladı.

İran Cumhurbaşkanı’nın açıklamaları, ekonomik baskının giderek arttığı ve ülkede geçen yıl aralık ayının sonlarında hayat pahalılığı nedeniyle başlayan protestoların daha sonra hükûmet karşıtı bir harekete dönüştüğü bir dönemde geldi.