Libya Başbakanı Dibeybe’nin seçimlerin yapılması ısrarı bölünmeye yol açtı

Libya Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdulhamid Dibeybe’nin 23 Şubat’taki bir girişim başlattı (Başbakanlık Basın Ofisi)
Libya Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdulhamid Dibeybe’nin 23 Şubat’taki bir girişim başlattı (Başbakanlık Basın Ofisi)
TT

Libya Başbakanı Dibeybe’nin seçimlerin yapılması ısrarı bölünmeye yol açtı

Libya Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdulhamid Dibeybe’nin 23 Şubat’taki bir girişim başlattı (Başbakanlık Basın Ofisi)
Libya Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdulhamid Dibeybe’nin 23 Şubat’taki bir girişim başlattı (Başbakanlık Basın Ofisi)

Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid ed-Dibeybe, ‘Dürüstlüğün halka geri dönüşü’ adlı bir girişim çerçevesinde bu yılın ortalarında yasama seçimlerinin yapılması çağrısında ısrar etti. Ancak Temsilciler Meclisi'nin (TM) Fethi Başağa'ya yeni bir hükümet kurma görevi vermesinden ötürü bazı siyasiler, Dibeybe’nin ısrarla tekrarladığı çağrıyı ‘iktidarda kalma girişimi’ olarak, bazıları ise ülkeyi kriz durumundan çıkarmak için ‘ideal bir girişim’ olarak gördüler.
Milletvekili Yusuf el-Fercani, Başbakan Dibeybe’nin Devlet Yüksek Konseyi’nin (DYK) kendisinin görevden alınmasını reddetmesine sıkı sıkıya sarılacağını ve yetkilerini devretmemek için bunu yasal bir dayanak olarak kullanacağını söyledi. Dibeybe’nin uluslararası toplumun Başağa hükümetine karşı sergileyeceği tutumu görmeyi bekleyeceğini söyleyen Fercani, her ne kadar azalmış olsa da silahlı çatışmaya gitmenin Dibeybe için bir seçenek olmaya devam ettiğini öne sürdü.
Şarku’l Avsat’a konuşan Libyalı milletvekili, Dibeybe’nin seçimlerin yapılması çağrısını, mümkün olduğu kadar uzun bir süre iktidarda kalma ve TM’yi diskalifiye girişimi olarak niteledi. Fercani, TM’nin geçtiğimiz Eylül ayında Dibeybe hükümetinden güvenoyunu geri çekerek onu bir bekçi hükümetine dönüştürdüğünden Başbakan Dibeybe’nin TM’yi siyasi bir rakip olarak gördüğünü iddia etti.
Fercani sözlerini şöyle sürdürdü: “Dibeybe, geçici bir hükümete sahip olduğundan ve seçim yasalarının çıkarılmasının doğal olarak TM’nin yetkisinde bulunduğundan başlattığı girişimle ilerleyemeyeceğini çok iyi biliyor. Bu yüzden TM’yi saf dışı bırakmaya çalışıyor.”
Milletvekilliğine adaylık başvurusunda bulunan 5 binden fazla Libyalının seçimlerin yapılmasını beklediğine işaret eden Fercani, Dibeybe’nin TM’yi Libyalıların seçim yapma özgürlüklerine bir engel olarak göstermeye ve vatandaşların çektiği sıkıntıların gölgesinde sekiz yıllık görev süresini devam ettirdiği için TM’ye yöneltilen eleştirilerden çıkar sağlamaya çalışıyor.
Dibeybe’nin seçim çağrısının, kendisini vatandaşların sevgisini kazandığı evlilik yardımı, borç verme ve arsa dağıtma gibi vaatlerle aynı yankıyı uyandırmadığını söyleyen Fercani, “Seçim yasalarının yalnızca TM tarafından onaylandığı göz önüne alındığında, girişimi kabul ettirmek için halk arasındaki popülaritesine dahi güvenemez” dedi.
TM, cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin en çok 14 ay içinde yapılmasına dayanan bir ‘yol haritasını’ onaylamıştı.
Buna karşın DYK Üyesi Abdulkadir Huveyli, Dibeybe’nin seçim çağrısını ‘ideal ve Libya krizinin temeli olan yeni bir geçici sürecin başlamasını engelleme girişimi’ olarak değerlendirdi.
Dibeybe ile Başağa arasındaki güç mücadelesi
Libya’nın seçimlerin düzenlenmesiyle TM, DYK ve UBH başta olmak üzere mevcut tüm yetkili organlardan kurtularak büyük bir hedefe ulaşacağına işaret eden Huveyli, yeni seçilecek TM’nin mevcut hükümetin çalışmalarını sona erdirecek yeni bir hükümeti kurmak üzere başbakan adayını seçeceğini söyledi. Dibeybe ve Başağa arasında süregelen bir güç mücadelesi olduğuna dikkati çeken Huveyli, Dibeybe’nin henüz hiçbir şey netleşmeden Başağa’nın kurma çalışmalarını yürüttüğü hükümeti gömmeyi sabırsızlıkla beklediğini kaydetti. Huveyli, Dibeybe’nin girişimini, TM tarafından onaylanan ve sadece hem Başağa hem de TM Başkanı Akile Salih'in daha büyük bir müttefiki haline gelen siyasal İslamcı akımından değil,  batı bölgesi sakinlerinden de destek alan yol haritasına kıyasla daha kısa bir geçmişi olduğuna dikkati çekti.
Huveyli, girişimin, TM ve DYK'nın seçim yasalarını çıkaramaması, yani Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararlarıyla uyumlu bir adım atılamaması durumunda Libya Siyasi Diyalog Forumu’na (LSDF) başvurma olasılığını içerdiğine işaret etti.
Huveyli, Dibeybe’nin cumhurbaşkanlığı için tekrar aday olmama konusundaki konuşmasına şüpheyle baksa da özellikle DYK tarafından onaylandıktan sonra girişimini uygulamaya devam etmekten başka seçeneği olmadığını düşünüyor.
Ulusal Güçler İttifakı (UGİ) milletvekili Tevfik eş-Şuheybi ise iktidarı yeni hükümete devretme sürecinin, Dibeybe’nin ‘iktidar koltuğunu bırakma konusundaki çaresizliği’ olarak nitelendirdiği durum çerçevesinde, tarafların karşı kaşıya gelebileceği noktaya ulaşabilecek zorlu çalışmalara tanık olacağını düşünüyor.
Halkın Dibeybe’nin girişimini desteklemediğine inanan Şuheybi, ayrıca Dibeybe’nin başta doğudaki siyasi ve askeri öncü isimler ile Misrata ve Trablus'ta Başağa'yı destekleyen güçler olmak üzere ülke genelinde sahadaki aktif güçler arasındaki mevcut yakınlaşmayı destekleme eğiliminde olan Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu’ndan (UNSMIL) uzaklaştığını öne sürdü.
Şarku’l Avsat’a konuşan Şuheybi,  “Geçici sürecin uzamasını istemeyen ve seçimlerin yapılmasını talep eden sivil güçlerin, Dibeybe’nin mevcut duruma bir çözüm getiremeyeceğini çok iyi biliyorlar. Çünkü Dibeybe’nin cumhurbaşkanlığına adaylığını koyması, 24 Aralık’ta yapılması planlanan seçimlerin iptal edilmesine katkıda bulundu” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanlığı seçimleri aracılığıyla diktatörlüğün yeniden Libya’ya geri dönmesini önlemek için sadece yasama seçimlerinin yapılmasını isteyen bir eğilim olduğunu düşünen Şuheybi, “Aslında halk arasında cumhurbaşkanlığını kazanmak için üzerinde anlaştıkları bir ismi sunacak popülariteleri yok” dedi.
Şuheybi, “Gerçekte, siyasi yolsuzluklar, çıkar anlaşmaları ve gölge şahıslara para verme gibi yollarla TM’de birkaç sandalye kazanmak için seçimlere ve mevcut duruma güveniyorlar” diyerek sözlerini sonlandırdı.



Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
TT

Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)

Amr İmam

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlama çabasının, Afrika Boynuzu sınırlarını aşıp çok ötesine uzanan yansımaları var. Bu büyük ölçüde, Kızıldeniz’e kıyısı olan devletlerin, küresel ticarette hayati öneme sahip bu damarda Etiyopya'nın herhangi bir dayanak noktasına sahip olmasına karşı kararlı muhalefetinden kaynaklanıyor.

Bu muhalefet, böyle bir gelişmenin istikrarsızlık dalgasına yol açacağına dair derin bir kanaatte dayanıyor. Son aylarda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in bu konudaki söylemlerinin tonu gittikçe sertleşiyor. Abiy Ahmed, 14 Şubat'ta Addis Ababa'da düzenlenen 39. Afrika Birliği Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, ülkesinin Kızıldeniz'e erişiminin Afrika Boynuzu'nun istikrarı için hayati önem taşıdığını savundu. Üç gün sonra, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmede de bu duruşunu yineledi.

Abiy Ahmed, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişiminin engellenmesinin 130 milyonluk bir devlete haksızlık olduğuna inanıyor. Etiyopyalı yetkililer, ülkelerinin karayla çevrili coğrafyasının kendisini hayati ekonomik fırsatlardan mahrum bıraktığını ve kalkınmasını engellediğini vurguluyor.

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor

Ancak Etiyopya'nın anlatısı, bir deniz ticaret yolu arayışının ötesine geçip, Etiyopya'nın mevcut sınırları içinde Kızıldeniz’e kıyısı olmamasına rağmen, kıyılarında egemen bir varlığa sahip olmasına odaklanıyor. İşte artan endişe de bundan kaynaklanıyor.

fedvgf
Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Addis Ababa'daki Afrika Birliği genel merkezinde Sudan ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile ilgili düzenlenen Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi toplantısında, 14 Şubat 2025 (AFP)

Böylesine bir varlık, bölgesel haritayı yeniden çizecek ve komşu ülkelerin toprak bütünlüğünü tehdit edecektir. Ayrıca, zaten köklü tarihi çekişmelerle dolu ve yeni bir patlamanın eşiğinde olan bir bölgede uzun süreli çatışmalara kapı açacaktır.

Eski yaralar

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor. Kahire ve Addis Ababa arasındaki anlaşmazlık, derin bir düğümü ve çok katmanlı bir iç içe geçişi yansıtıyor.

Mısır, Etiyopya'da doğan ve yaklaşık yüzde 85'i Etiyopya sınırları içinde yer alan Nil Nehri'nin denize döküldüğü yerdir. Bu hayati su yoluna yönelik herhangi bir tehdit, özellikle Etiyopya'nın Afrika'nın en uzun nehri üzerinde barajlar inşa etme çabaları göz önüne alındığında, Kahire'de derin endişeler uyandırıyor. Nehrin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde Etiyopya’nın inşa ettiği Büyük Rönesans (Hedasi) Barajı devasa rezervuarında halihazırda zaten muazzam miktarda suyu tutuyor. Mısırlı yetkililer, bunun ülkeyi birincil tatlı su kaynağından mahrum ve şiddetli kuraklık riskine maruz bırakabileceğinden endişe ediyor.

Kahire, on yıldan fazla süredir Nil sularından yıllık payını garanti altına alacak bağlayıcı bir anlaşmaya varmak için çabaladı, ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı ve 110 milyon Mısırlıyı memba ülkelerinin insafına bıraktı. Addis Ababa'nın pozisyonu, her zaman Nil'in diğer devletlerin yaşamlarının bağlı olduğu ortak bir gereklilik değil, egemen bir ulusal kaynak olduğu önermesine dayanıyor; bu duruş, müzakereleri defalarca çıkmaza soktu.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor

Yıllar boyunca Mısır, Afrika Birliği, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler de dahil olmak üzere çok çeşitli arabuluculara başvurdu. Daha yakın zamanlarda, ABD Başkanı Donald Trump, çıkmazı aşmak için diplomatik arabuluculuk hattına dahil oldu. Başkalarının başarısız olduğu bir konuda onun başarılı olması, önümüzdeki aylardaki gelişmelere bağlı olmayı sürdürüyor.

Sonuç ne olursa olsun, Etiyopya'nın Nil'in akışını kontrol etme girişimleri, Mısır'ın stratejik düşüncesini derinden etkiledi. Kahire için Nil, ulusal olarak hayatta kalmanın can damarı olmaya devam ediyor ve ona yönelik herhangi bir tehdidin uzun vadeli sonuçları vardır.

Parçalama stratejisi

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim arayışı, Mısır ile zaten gergin olan ilişkisine yeni bir boyut katıyor. Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz’de egemen bir varlığa sahip olmasını reddeden tek Kızıldeniz’e kıyısı olan devlet olmasa da Etiyopya'nın Büyük Rönesans Barajı nedeniyle bu konuya en duyarlı ülke olmaya devam ediyor. Bu baraj, ilişkilerde önemli şüpheler yaratmış ve Mısır'ın, Etiyopya'nın gelecek nesillere uzanan emellerine ilişkin algısını şekillendirmiştir.

Mısırlı yetkililer, barajın büyüklüğünün elektrik üretimi için gereken boyutu aştığına ve Mısır'ın birincil su kaynağını kontrol ederek Mısır üzerinde baskı kurmayı amaçlayan daha geniş stratejik hedefleri yansıttığına inanmaya devam ediyor.

Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz'de var olma çabalarına da aynı şüpheyle bakıyor. Mısırlı karar alıcılar, böyle bir hamlenin emsal teşkil edebileceğine ve Mısır'ın ekonomik güvenliği için hayati dayanak temsil eden bir bölgeye rakip güçleri çekebileceğine inanıyor.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor.

Bu açıdan bakıldığında, Etiyopya'nın Kızıldeniz'deki emelleri, son yıllarda hatları belirginleşen jeopolitik parçalanmaya yönelik daha geniş bir eğilimi yansıtıyor. Bu dinamik, bölgenin iki karşıt kampa ayrılmasına katkıda bulundu; bunlardan ilki mevcut devletleri zayıflatmayı ve parçalamayı hedeflerine ulaşmanın bir yolu olarak görüyor. Mısır ve Suudi Arabistan'ı birbirine yakınlaştıran diğer kamp ise devletlerin bütünlüğünü korumaya ve bölgesel yapının bütünlüğünü muhafaza etmeye odaklanıyor.

Çekişme noktası

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, Sudan'daki savaşın, İsrail'in ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanımasının, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişme çabalarının, Etiyopya ile Eritre arasındaki yenilenen gerilimlerin ve Güney Yemen'deki ayrılıkçı emellerin, tüm bunların birbirine bağlı, ipleri iç içe geçmiş ve çıkarların kesiştiği bir sahnenin özelliklerini oluşturduğu açıkça görülmektedir.

Bu gelişmeler, kapsamlı hegemonya kurmayı amaçlayan bölgesel aktörlerin hırslarına hizmet eden ve şekillenmekte olan bir parçalama dinamiğinin ardışık tezahürlerini yansıtıyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu bakış açısına göre, bu hegemonyayı gerçekleştirmek, mevcut devletleri zayıflatmayı ve gerektiğinde onların bütünlüğünü bozmayı ve dirençlerini ortadan kaldırmayı gerektiriyor.

Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor

Bu denklem, birliği ve toprak bütünlüğünü koruma kampı ile Etiyopya ve diğer bölgesel aktörlerin yanı sıra İsrail'i de içeren parçalama kampı arasındaki mücadelenin varoluşsal doğasını vurguluyor.

Medyada yer alan son haberler, Etiyopya'nın Sudan ordusuyla çatışma halinde olan paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri’ne ait eğitim kamplarına ev sahipliği yaptığını açığa çıkardı. Bu haberler, Addis Ababa'nın Sudan iç çatışmasındaki rolüne de daha fazla ışık tutuyor.

sdcdv
21 Şubat 2022'de çekilen bu fotoğraf, Yemen'in batısında savaşın harap ettiği Hudeyde şehrindeki Hoha bölgesinde, Kızıldeniz kıyısındaki bir plajın açıklarındaki balıkçı teknelerini gösteriyor (AFP)

Bu çatışmanın ciddiyeti, Mısır ve ortaklarının Somali, Sudan ve Eritre'ye güçlü siyasi ve stratejik destek sağlamasının nedenini açıklıyor. Onlar için Afrika Boynuzu, parçalama projesinin kök salıp salmayacağının veya sınırlandırılıp sınırlandırılmayacağının belirleneceği kritik bir arena haline geldi.

Aynı mantık, bölgedeki artan diplomatik ve askeri faaliyetleri de açıklıyor. Mısır asker gönderdi ve askeri teçhizat sağladı, ancak yalnız hareket etmiyor. Afrika Boynuzu'nun geleceğini yıllarca şekillendirebilecek potansiyel bir çatışmaya hazırlandığı bir dönemde, uçuş takip verileri, İsrail de dahil olmak üzere diğer bölgesel güçlerin de askeri hareketlerini yoğunlaştırdığını gösteriyor.

Bu arada, Addis Ababa, bölge için çok önemli an olabilecek bir gelişme öncesinde acil istişareler için ardı ardına gelen yabancı heyetlerle birlikte yoğun bir diplomatik faaliyet merkezi haline geldi.

Afrika Boynuzu üzerindeki artan rekabet ister açık bir çatışmaya dönüşsün isterse kontrol altında kalsın, Mısır'ın tutumu artık açık ve net. Kahire, seyirci kalmaya niyetli değil.

Mısır'ın Somali'deki artan askeri varlığı, bir sonraki aşamayı şekillendirmeye katılmaya devam ettiğini yansıtıyor. Kahire, Somaliland'ın tanınması da dahil olmak üzere, Somali'nin toprak bütünlüğünü bozan her türlü adımı reddetti ve Kızıldeniz'deki çıkarlarını koruma, Etiyopya'nın emellerine karşı denge oluşturma konusundaki stratejik kararlılığını defalarca dile getirdi.

Bugün, Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati önem taşıyan deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor. Önümüzdeki gün ve haftalarda, diplomasinin istikrarı koruyup koruyamayacağı veya bölgenin daha geniş çaplı bir çatışmaya yönelip yönelmeyeceği ortaya çıkacaktır. Her halükarda, Nil'in hayaleti Kızıldeniz'in geleceği üzerindeki ağırlığını korumaya devam edecektir.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
TT

Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)

Irak’ta yeni bir hükümet kurmak için aday olan eski Başbakan Nuri el-Maliki, dün Bağdat'ta ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmeyle ilgili olarak, Washington'ın muhalefetine rağmen adaylıktan çekilmeyeceğini açıkladı.

Dün Fransız Haber Ajansı AFP'ye konuşan Maliki, “Geri çekilmeye niyetim yok, çünkü ait olduğum ülkeyi, onun egemenliğini ve iradesini saygı duyuyorum” ifadelerini kullandı.

Çoğunluğu İran'a yakınlığıyla bilinen Şii partilerden oluşan Koordinasyon Çerçevesi ittifakının kendisinin adaylığı üzerinde anlaşmaya vardığını belirten Maliki, “Dolayısıyla bu makama saygı duyduğum için geri çekilmeyeceğim. Birçok açıklamada geri çekilme olmayacağını söyledim. Sonuna kadar gideceğim” şeklinde konuştu.

Öte yandan ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, Bağdat'ta birkaç toplantı düzenledi ve geçici Başbakan Muhammed Şia es-Sudani ile görüştü. Görüşmenin ardından yaptığı açıklamada Barrack, “Başkan (Donald) Trump'ın bölgede barış planına uygun bir gelecek inşa etme hedeflerini tartıştım. Irak ve halkının istikrarını teşvik edecek politikalar benimseyen etkili bir liderliğin varlığı, ortak hedeflere ulaşmak için çok önemli” ifadelerini kullandı.


Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
TT

Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)

Çad, Darfur bölgesinde ordu yanlısı “Ortak Güç”ün kontrolündeki Tine şehri çevresinde çatışmaların artması üzerine, çoğu insani yardımın geçtiği ünlü Adré geçişi de dahil olmak üzere Sudan ile sınırlarını kapattığını duyurdu ve topraklarına yönelik her türlü saldırıya karşılık vereceğini açıkladı.

Dün gerçekleşen sınır kapatma kararı, ülkenin batısındaki son ordu yanlısı kale olarak kabul edilen bu sınır bölgesini kontrol altına almak için Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve Müşterek Kuvvetler arasında şiddetli çatışmaların yaşandığı bir dönemde gerçekleşti.

Çad Enformasyon Bakanlığı yaptığı açıklamada, dünden (Pazartesi) itibaren ikinci bir duyuruya kadar sınır ötesi insan ve mal geçişlerinin kısıtlandığını bildirdi.

Bu sırada HDK, orduyla iş birliği yapan ve Sudan'da Cancavid güçleri olarak bilinen birlikleri yöneten Mahamid kabilesinin lideri Musa Hilal'in kontrolündeki Kuzey Darfur'daki Mustariha kasabasının kontrolünü ele geçirdi.