BM Ukraynalı mülteci sayısının 4 milyona yükselmesinden endişeli

BM Güvenlik Konseyi insani yardımlar için harekete geçiyor. Fransa düşmanca adımların derhal durdurulması için bir karar taslağı sunuyor

BM Ukraynalı mülteci sayısının 4 milyona yükselmesinden endişeli
TT

BM Ukraynalı mülteci sayısının 4 milyona yükselmesinden endişeli

BM Ukraynalı mülteci sayısının 4 milyona yükselmesinden endişeli

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmek üzere başlattığı savaşta, sivillere yardım etmek amacıyla yaklaşık 1,7 milyar dolar toplamak için acil insani yardım çağrısı başlattı. Guterres’in bu adımı Ukrayna’nın komşu ülkelerdeki mülteci sayısının önümüzdeki birkaç gün içinde 4 milyona çıkacağına yönelik endişelerin gölgesinde geldi. Diğer yandan, BM Genel Kurulu bugün (Çarşamba), ABD ve Arnavutluk tarafından sunulan ve onlarca başka ülkenin desteğini alan, Moskova'nın saldırganlığını derhal durdurmasını ve tüm Ukrayna topraklarından tamamen ve koşulsuz bir şekilde tüm güçlerini geri çekmesini gerektiren bir karar taslağını oylamaya hazırlanıyor. Fransa ve Meksika ise, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde Ukrayna’daki savaştan kaynaklanan büyük insani krizi ele almaya yönelik bir karar taslağı için oylama yapılmasını istiyor.
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in insani yardım çağrısı iki unsurdan oluşuyor. Bunlardan ilki, Ukrayna içindeki durum için 3 ay süreyle acil çağrı yaklaşımının uygulanması ve yurtdışındaki, özellikle komşu ülkelerdeki Ukraynalı mülteciler için bölgesel bir müdahale planı hazırlanmasını temsil ediyor. Guterres’in çağrısı, BM Güvenlik Konseyi’nin Ukrayna’daki insani krizin yansımalarını tartıştığı toplantısının ertesi günü geldi. Bununla birlikte, toplantının başlangıcında Rusya’nın BM Daimi Temsilcisi Vassily Nebenzia, ABD’deki Rus BM misyonundan 12 kişinin sınır dışı edilmesi konusu ile ilgili olarak, “BM genel merkezine ev sahipliği yapan ülke (ABD) tarafından Rusya’ya karşı bir düşmanca adım daha atıldığını” söyledi. Nebenzia BM genel merkezine ev sahipliği yapan ABD’nin, Viyana Antlaşması’nın diplomasi ve konsolosluk ilişkileri ile ilgili maddeleri göz önüne alarak, BM anlaşmalarına yönelik başka bir ihlali olarak değerlendirdi. ABD'nin BM Daimi Temsilcisi Richard Mills hızla yanıt vererek, bu konunun Ukrayna’daki insani durumu ele alan toplantı ile ilgili olmadığını söyledi. Mills atılan adımın BM anlaşmasıyla tamamen uyumlu olduğunu vurgularken, ‘ABD’den ayrılmaları istenen diplomatların, diplomat olarak sorumluluk ve yükümlülükleriyle bağdaşmayan uygulamalarda yer aldıklarını” belirtti.
Washington aynı zamanda, BM için çalışan bir “Rus casusunu” sınır dışı etme kararı aldığını duyurmuştu. Bu, Mills tarafından tekrar dile getirildi.

Hızlı toplu göç
Bunun ardından, Güvenlik Konseyi üyeleri BM Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi’nin konuşmasını dinledi. Grandi bir kez daha savaş rüzgarların estiği Avrupa’da yaşanan acılardan bahsetti. Milyonlarca masum Ukraynalının sığınaklarında toplandığını, dolu trenlere binmek için acele ettiğini ve çocuklarının geleceği hakkında endişe duyduğunu belirtti. Grandi yüzbinlerce kişinin komşu ülkelere sığınma talebinde bulunduğunu belirterek, “Komşu ülkelerde Ukrayna’dan 520 bin mülteci var. Bu sayı her geçen saat önemli oranda artıyor” dedi. Bu insanların her şeyden önce güvenlik ve korunmaya ihtiyaçları olduğunu, ancak bunun yanı sıra barınma, gıda, hijyen ve diğer yardımlara da ihtiyaçları olduğunu açıkladı. Grandi şu ifadeleri sözlerine ekledi:
“Üzülerek söylüyorum ki, çatışmalara hemen son verilmediği takdirde, Ukraynalılar kaçmaya devam edecek. Şu anda plan hazırlıyoruz, tekrar ediyorum, önümüzdeki günlerde ve haftalarda 4 milyona kadar mülteciye yardım sağlamak için plan hazırlıyoruz. Mülteci sayılarında böyle hızlı bir artış, ev sahibi ülkeler üzerinde ağır bir yük olacak ve şüphesiz mülteci kabul sistemleri ve ilgili kaynaklar üzerinde baskı oluşturacaktır. Yaklaşık 40 yıldır mülteci krizlerinde çalışıyorum ve bu kadar hızlı bir toplu göçü nadiren gördüm. Bu göç, kesinlikle Balkan savaşlarından bu yana Avrupa’nın tanık olduklarının en büyüğü oluyor”.

Mülteci akını
BM Mülteciler Yüksek Komiserliği yaklaşık 280 bin kişinin Polonya’ya, 94 bin kişinin Macaristan’a, 40 bin kişinin Moldova’ya, 34 bin kişinin Romanya’ya ve 30 bin kişinin Slovakya’ya kaçtığını belirtirken, on binlerce kişinin çeşitli Avrupa ülkelerine, çok sayıda kişinin ise eski Sovyet ülkelerine kaçtığını duyurdu. BM İnsani Yardımdan Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı ve Acil Yardım Koordinatörü Martin Griffiths dünyanın Ukrayna’ya yönelik askeri saldırıyı ‘gördüklerine inanamayarak, korku duygusuyla’ izlediğini söyledi ve saldırının bedelini sivillerin ödediğini belirtti. Griffiths “Sivil kayıpların hacmi ve daha ilk günlerdeki sivil altyapıya verilen zarar tehlike uyarısı veriyor.” ifadelerini kullandı. Yetkili yaklaşık 100’ü çocuk olmak üzere en az 406 sivilin hayatını kaybettiğini belirtirken, rapor edilen kurbanların çoğu henüz doğrulanmadığı için gerçek sayının çok daha yüksek olabileceğine dikkati çekti. Aynı zamanda hava saldırılarının ve şehirlerdeki çatışmaların, hayati sivil tesislere zarar verdiğini ve sağlık, elektrik, su ve sanitasyon gibi temel hizmetlerine zarar verdiğini belirtti. Yetkili, sivil alanlarda patlayıcı kullanılmasının tehlikesi konusunda uyarıda bulunurken, bu durumun özellikle Kiev ve Harkov gibi bölgelerde bir endişe kaynağı olduğunu söyledi. Tüm taraflara uluslararası insancıl hukuka saygı gösterme, askeri operasyonlar sırasında tüm sivilleri ve sivillere ait yapıları zarardan korumak için daima özen gösterme çağrısında bulunan Griffiths, aynı zamanda sivillerin olduğu bölgelerde büyük ölçekli patlayıcıların kullanılmasından kaçınılması için de çağrıda bulundu. Aynı zamanda şunları söyledi:
 “Ukrayna’da faaliyet gösteren 119 insani yardım kuruluşu, bir miktar yardım sağlayabildi. Şu anda, yardımları daha fazla insana ulaştırmak istiyorsak, iki konuda acilen ilerleme kaydetmemiz gerekiyor. Bunlardan ilki, çatışmanın taraflarından, insani yardım personelinin ve yardımlarının korunduğuna yönelik güvence verilmesi, ikincisi ise daha fazla kaynağın sağlama ihtiyacından oluşuyor.”

Fransa ve Meksika’nın karar taslağı
Fransa’nın BM temsilcisi Nicolas de Riviere, Fransa ve Meksika’nın, Ukrayna nüfusunun acil ihtiyaçlarını karşılamak için, uluslararası insancıl hukukla uyumlu olan, sivillerin korunmasını ve insani yardıma engelsiz erişimini gerektiren bir karar taslağını BM Güvenlik Konseyi’ne sunacaklarını duyurdu. Fransa’nın BM temsilcisi Riviere, Rusya’yı ‘Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin en önemli ilkelerini ihlal etmek ve uluslararası insancıl hukuk ile insan hakları hukukunu çiğnemekle’ suçladı. Temsilci düşmanlıklara derhal son verilmesi, ihtiyacı olan tüm insanların insani yardımlara güvenli ve engelsiz bir şekilde erişiminin sağlanması çağrısını yineledi. Aynı zamanda çocuklar dahil olmak üzere sivillerin, insani yardım çalışanlarının ve sivil altyapının korunmasının en büyük öncelik olduğunu vurguladı.
Rusya’nın BM Temsilcisi Nebenzia, tekrar söz alarak, Ukrayna’daki durumun herkesi endişelendirdiğini, zira acı çekenlerin siviller olduğunu belirtti. Temsilci bu insanlarla ilgili olarak “Onlar, iktidara gelen Ukraynalı radikallerin ve milliyetçilerin rehineleriler, bunu neden mi söylüyorum? Çünkü Rus kuvvetlerinin bulunduğu bölgelerde, tüm temel hizmetler sağlanıyor ve insanlar büyük zorluklarla yüzleşmiyor.” dedi. Nebenzia, Griffiths ve Grandi’den Ukrayna milliyetçilerinin, silahlarını yerleşim bölgelerinde yoğunlaştırdığına yönelik suçlamalar hakkında yorum yapmalarını istedi. İki BM temsilcisi hemen yanıt vererek, Rusya tarafından gelen bu tür iddiaları doğrulamak için hiçbir araçlarının olmadığını söylediler.
Ukrayna'nın BM Daimi Temsilcisi Sergey Kislitsa, Rusya’nın ‘Ukrayna’ya karşı geniş çaplı ve haksız bir savaş başlattığını’ söyledi ve bunun ‘2. Dünya Savaşı’ndan bu yana gerçekleşen en kötü, geniş çaplı işgal’ olduğu ifadelerini sözlerine ekledi. Kislitsa, Rusya’yı hastanelere, mobil tıbbi yardım ekiplerine ve ambulanslara saldırmakla suçladı ve şu ifadeleri de sözlerine ekledi:
“Bunlar, meşru güvenlik kaygıları olan bir devletin yapacağı uygulamalar değil, sivilleri öldürmeye kararlı bir devletin uygulamalarıdır. Bu tartışmaya açık bir durum değil zira söz konusu uygulamalar savaş suçudur”.

“Casusluk faaliyetleri”
Rusya’nın BM Daimi Temsilcisi Vassily Nebenzia’nın BM Rusya misyonundan 12 çalışanının sınır dışı edildiğini belirtmesinin hemen ardından, ABD’nin BM Daimi Temsilciliği Sözcüsü Olivia Dalton, “ABD, Rus misyonundan 12 istihbarat ajanının sınır dışı edilme sürecini başlattığımızı BM’ye ve Rusya’nın BM Daimi Temsilciliğine bildirdi.” dedi. Dalton sınır dışı edilen 12 çalışanla ilgili olarak “Ulusal güvenliğimize zarar veren casusluk faaliyetlerine karışarak, ABD’deki ikamet ayrıcalıklarını kötüye kullandılar.” dedi.  Dalton, Washington’un bu adımı BM Genel Merkez Anlaşmasına uygun olarak aldığını vurguladı ve “Bu çalışmanın, birkaç aydır sürdüğünü” belirtti.



Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
TT

Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)

The Telegraph gazetesinin haberine göre Buckingham Sarayı, eski İngiliz prensi Andrew -kamuoyunda kullanılan adıyla Andrew Mountbatten-Windsor- için doğabilecek hukuki masrafların vergi mükelleflerine yüklenmemesini güvence altına alacak.

Konuya yakın bir kaynak, eski prensin avukatlık ücretlerini karşılayamaması halinde mali yükün ‘kamu hazinesine yansıtılmayacağını’ belirtti. Ancak sarayın söz konusu giderleri hangi kaynaktan karşılayabileceği henüz netlik kazanmadı. Kaynaklar, Kral Charles’ın kardeşinin faturalarını kişisel olarak ödemeyeceğini ifade etti.

Mountbatten-Windsor dün Sandringham House’taki evinde, kamu görevine ilişkin usulsüzlük şüphesiyle gözaltına alındı. Polis, ticari temsilci olarak görev yaptığı dönemde hassas bilgileri Jeffrey Epstein ile paylaştığı iddialarını soruşturuyor.

dfvgthy6yjy6
Andrew Mountbatten-Windsor, kamu görevinde suistimal şüphesiyle gözaltına alındığı gün polis karakolundan ayrılırken (Reuters)

Olası hukuki savunma sürecinde ise Andrew’in yakın çevresinde kalmayı sürdüren tek isim olarak ceza avukatı Gary Bloxsome öne çıkıyor. Bir kaynak dün, “Hâlâ yanında olan tek kişi o” ifadesini kullandı.

The Telegraph’ın haberine göre, Andrew’in gözaltına alınmasının ardından Bloxsome’un hizmetlerine duyulan ihtiyaç daha da artacak. Eski York Dükü, 2020 yılında ABD Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI), çocuklara yönelik cinsel istismar suçlamalarıyla anılan finansör Jeffrey Epstein ile ilişkisine dair yürüttüğü soruşturma sırasında da aynı avukatla çalışmıştı.

Sonrasında Bloxsome’un görevlendirilmesinin isabetli bir karar olduğu değerlendirildi. Prensi çevreleyen utanç verici kriz sürecinde dost ve tanıdıkların zamanla uzaklaştığı belirtilirken, avukatın Andrew’in yanında kalmayı sürdürdüğü aktarıldı. Zaman içinde en yakın isimlerinden biri haline gelen Bloxsome, ‘her an ulaşılabilen avukatı’ olarak tanımlandı; hukuk dosyalarını değerlendirdiği kadar golf sahasında da müvekkiliyle vakit geçirdiği ifade edildi.

Bloxsome’un, yakın zamana kadar Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge adlı konutuna giderek yüksek profilli müvekkiliyle çay içmeyi sürdürdüğü kaydedildi.

dvfgthy
Kraliçe II. Elizabeth, 2013 yılında Buckingham Sarayı’nın balkonundan, oğulları Prens Charles (solda) ve Prens Andrew ile birlikte el sallıyor. (AFP)

Ceza avukatı Gary Bloxsome’un, Andrew Mountbatten-Windsor’ı kamu görevinde suistimal suçlamalarına karşı temsil etmesi en güçlü ihtimal olarak görülüyor. Konuya yakın bir kaynak, “Başka kime başvurabilir? O bir ceza avukatı ve bu Gary’nin uzmanlık alanı. Bu görev için ondan daha iyisi yok” dedi. Aynı kaynak, Mountbatten-Windsor’ın başka bir hukukçuya yönelmesinin mantıklı olmayacağını, zira Bloxsome’un geçmiş sürece hâkim olduğunu ve aralarında güçlü bir ilişki bulunduğunu belirtti.

Polisin, prensin Sandringham Kraliyet Arazisi’ndeki geçici konutu Wood Farm’a baskın düzenlediği sırada, Bloxsome The Telegraph gazetesine yaptığı açıklamada gelişmelerden ‘hiçbir şekilde haberdar olmadığını’ söyledi. Avukatın, Andrew’in sorgulandığı polis merkezine gidip gitmediği ise henüz bilinmiyor.

Gözaltı işlemi, Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge’dan ayrılarak Norfolk’ta yeni bir hayata başlamasından yalnızca iki hafta sonra gerçekleşti. Bloxsome dışında yakın çevresinin giderek daralması, prensin ruh sağlığına ilişkin endişeleri artırdı.

Taşınmadan önce her gün ata bindiği belirtilen Andrew’in, Windsor’daki geniş konutunda neredeyse tamamen izole bir yaşam sürdüğü ifade edildi. Haberlerde, birkaç ay önce haber takibini bıraktığı öne sürülürken, baskıların artmasıyla birlikte ağır bir depresyon sürecine girdiği de kaynaklar tarafından dile getirildi.

vfgthy
Andrew Mountbatten-Windsor, Royal Lodge yakınlarında ata binerken (Reuters)

Aralık ayında, Londra Metropolitan Polisi’nin ziyareti sonrasında Andrew silah ruhsatlarını ve av tüfeği sertifikalarını teslim etmek zorunda kaldı. Bu adımla ilgili resmi bir gerekçe açıklanmadı. Ancak kaynaklar, kişisel güvenliğinin aile için öncelik olmaya devam ettiğini belirterek, tüm aile üyelerinin emniyetini sağlamak amacıyla ‘özen yükümlülüğünün sürdüğünü’ vurguladı.


Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.


İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)

İsrail güçleri bu sabah erken saatlerde Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, büyük patlama saat 02:20'de meydana geldi.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Bununla birlikte, İsrail sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.