Avrupa Troykası: İran UAEA’nın faaliyetlerine baskı yapıyor

Tahran ve Washington, Viyana müzakerelerinin başarısızlığına dair uyarılarda bulundu. Moskova, anlaşmanın bir alternatifi olduğunu düşünmüyor.

Viyana’daki Coburg Sarayı’nda kapalı kapılar ardında İran ile büyük güçler arasında gerçekleşen zorlu müzakereler, beklentileri artırıyor (AP)
Viyana’daki Coburg Sarayı’nda kapalı kapılar ardında İran ile büyük güçler arasında gerçekleşen zorlu müzakereler, beklentileri artırıyor (AP)
TT

Avrupa Troykası: İran UAEA’nın faaliyetlerine baskı yapıyor

Viyana’daki Coburg Sarayı’nda kapalı kapılar ardında İran ile büyük güçler arasında gerçekleşen zorlu müzakereler, beklentileri artırıyor (AP)
Viyana’daki Coburg Sarayı’nda kapalı kapılar ardında İran ile büyük güçler arasında gerçekleşen zorlu müzakereler, beklentileri artırıyor (AP)

Tahran, ilan edilmemiş gizli faaliyetlere tanık olan alanların kapatılması için Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na (UAEA) baskı yapıyor. İran, nükleer anlaşmayı canlandırmayı amaçlayan Viyana görüşmelerinde askıda kalmış sorunları çözmek için bir ‘siyasi karar’ konusunda anlaşmaya varmayı şart koşarken, Avrupa Troykası ise Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı ajansın faaliyetlerine müdahaleyi kabul etmediğini açıkladı.
Birleşik Krallık Dışişleri Bakanlığı Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölgesi Direktörü Stephanie Al-Qaq, Twitter üzerinden yaptığı açıklamada, Fransa, Birleşik Krallık ve Almanya’dan müzakerecilerin 1 Mart’ta İran’ın baş müzakerecisi Ali Bakıri Kani ile Viyana’da uzun bir görüşme yaptıklarını söyledi.
Bakıri Kani, geçen pazartesi günü ‘İran Devrim Muhafızları’na uygulanan kısıtlamaların ve uluslararası terör örgütleri listesinde sınıflandırılmasının’ iptal edilmesi başta olmak üzere yaptırımların kaldırılmasıyla ilgili sert tavırlarla Viyana’ya döndü.
Şarku’l Avsat’ın İran resmi haber ajansı IRNA’dan aktardığı habere göre İran müzakere ekibine yakın bir kaynak, “Fransa’nın olumsuz rolü, İran ile UAEA arasında garantiler konusunda çözüm bekleyen sorunların çözülmesini engelliyor” diyerek, Fransız tarafını ‘siyasi’ bir yaklaşım benimsemekle suçladı. Kaynak, “UAEA ile askıdaki sorunları çözmek, Viyana’da bir anlaşmaya varmanın önemli koşullarından biridir ve bu gerçekleşmezse, anlaşmaya varılmamasının nedeni Fransa olabilir” dedi.
Daha sonra IRNA, İran haber sitelerindeki geniş bir etkileşimin ardından geç bir adımla, açıklamaları kaldırdı.
İngiliz müzakereci ise İran’ın Fransa’yı eleştirme hattına dahil olarak, Twitter üzerinden yaptığı açıklamada, “Avrupa Troykası’ndaki ortaklarımızla, UAEA’nın bağımsızlığını ve Genel Direktörü Rafael Grossi’nin profesyonel çabalarını destekliyoruz” ifadelerine yer verdi. Al-Qaq, “Güvenceler, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’nın önemli bir parçasını oluşturmaktadır ve Kapsamlı Ortak Eylem Planı’ndan (Nükleer Anlaşma) ayrıdır” diyerek, bu ülkelerin UAEA’nın bağımsızlığına müdahale etme girişimlerinin reddedildiğini vurguladı. İran Atom Enerjisi Kurumu (İAEK) Sözcüsü Behruz Kemalvendi ise İran baş müzakerecisi Ali Bakıri Kani ve müzakerelerin Avrupa koordinatörü Enrique Mora’nın görüşmelerine katıldı. Görüşme, UAEA’nın uluslararası müfettişlerin uranyum izleri bulduğu gizli alanları kapatmaya yönelik muhalefeti sonrasında gerçekleşti. İranlı bir diplomat, Reuters’a yaptığı açıklamada, görüşmelerde kaydedilen ilerlemeye rağmen asıl anlaşmazlık noktasının, Tahran’ın uranyum izleri meselesinin tamamen kapatılmasını istemesi olduğunu söyledi.
Öte yandan Moskova’da, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Cenevre’deki Silahsızlanma Konferansı’nda yaptığı bir video konuşmasında, “Moskova, müzakerelerin başarıyla sonuçlanacağına güveniyor, çünkü başka bir alternatif yok” dedi. Rus haber ajansı TASS’ın aktardığına göre Lavrov, “Herkes, nükleer anlaşmada yer alan ve Birlemiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2231 sayılı kararı ile güçlendirilen yükümlülüklere hiçbir çekince olmaksızın kesinlikle bağlı kalmalıdır” dedi.

İran’ın taslağa ilişkin söylemi
Reuters’in şekillenmeye başlayan bir taslak anlaşmanın ayrıntılarını yayınlamasından yaklaşık bir hafta sonra İran resmi ajansı, 1 Mart’ta Viyana’da olası bir anlaşmanın özelliklerine dair uzun bir raporda Viyana görüşmelerinin ayrıntılarını yayınlayarak yanıt verdi.
Ajans, bir anlaşmaya varma ihtimalinin şu anda eşit olduğunu, çünkü anlaşmadan pratik fayda sağlayan bazı asgari taleplerin hala mevcut olduğunu ve karşılanmadıkları takdirde anlaşmanın olmayacağını vurguladı. Ajans, geriye kalan konuların ‘anlaşmanın kaderini belirleyecek kadar kritik’ olduğunu da kaydetti.
Tahran, Washington’dan ‘İran için ‘kırmızı çizgi’ sayılan yaptırımların ne ölçüde kaldırılacağı, ABD’nin nükleer anlaşmadan bir daha çekilmeyeceğine dair garanti verilmesi ve UAEA’nın dört İran sahasında uranyum izleri bulma soruşturmasının kapatılması’ ile ilgili askıdaki konulara dair taleplerini karşılayacak siyasi kararlar alınmasına ilişkin ‘müzakere başarısına’ dikkati çekti. Tahran, nükleer anlaşmanın imzalanması öncesinde BM kuruluşlarına bu izler hakkında bilgi vermemişti. Bu durum da İran’ın bu müzakerelerdeki şeffaflığı hakkında soru işaretlerine neden oluyor.
IRNA’ya göre üç talep, İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi tarafından son görüşmede Fransız mevkidaşı Emmanuel Macron’a iletildi.
Ajans, olası anlaşmanın, nükleer anlaşmaya ilişkin ortak komitenin kararı şeklinde gelebileceğini belirtti. IRNA ayrıca, ‘yaptırımların kaldırılması, nükleer önlemler ve anlaşmanın yeniden uygulanması’ olarak müzakerelerde öne çıkan üç eksene dikkat çekti. Ajans, pratik düzeydeki potansiyel anlaşmanın ‘şarta dayalı’ olduğunu, yani İran’ın nükleer taahhütlerinin uygulanmasının diğer tarafın taahhütlerine bağlı olduğunu kaydetti.
Garantiler konusuyla ilgili olarak ajans, müzakerelerin son turlarında kayda değer bir ilerlemenin kaydedildiğini dile getirdi. “Doğrulama sürecinin, çeşitli aşamaların uygulanmasıyla birlikte pratik ve yasal alanlarda başlaması planlanıyor” diyen IRNA, “ABD, tüm taahhütler yerine getirilmeden ve yaptırımlar kaldırılmadan ortak komite üyeliği almayacak. Ayrıca doğrulama sürecinin aralığı dikkate değer ve anlamlı olacaktır” ifadelerini kullandı.

İlk kim başlar?
Resmi İran ajansı, “Olası anlaşmanın tüm uygulama aşamalarında, diğer tarafların ilk adımı olacak ve her aşamada İran başlatıcı olacaktır” dedi. Garantiler hususunda ise ajans, bunları müzakerelerin en zor kısmı olarak nitelendirerek, Batı tarafının özellikle de ABD’nin, bu durumu reddettiğini açıkladı.
Aynı şekilde ajans, BM yaptırımlarının otomatik olarak yeniden başlamasını sağlayan Snapback mekanizması konusunda ‘önemli bir gelişmeye’ atıfta bulunarak, bu mekanizmanın sömürülmesine karşı bireysel ve toplu bir taahhüt olduğunu belirtti.
Kaldırılacak yaptırımların kapsamına ilişkin olarak ise ajans, Trump döneminde uygulanan tüm nükleer yaptırımların yanı sıra nükleer anlaşmaya ‘uygun olmayan’ yaptırımların da dahil olacağını söyledi. IRNA, “Karşı taraf, yaptırımların kaldırılmasından İran’ın yararlanmasını kolaylaştırmak ve yaptırımların etkin ve kalıcı olarak kaldırılması sürecinde kanunlar ihtilafını önlemek amacıyla nükleer anlaşmada yer almayan yeni gerekli taahhütleri kabul etti” dedi.

Nükleer kapasite
Ajans tarafından taslak anlaşmadan elde edilen ayrıntılar, Batılı tarafların İran nükleer programıyla ilgili uyguladığı baskının diğer göstergelerini içeriyordu. IRNA, “İran’ın nükleer programının geri dönüşünü önemli ölçüde yavaşlatmak ve İran’ın özgüvenini zayıflatmak için olası anlaşmada İran’ın nükleer yeteneklerini azaltmaya çalışıyorlar. Bu nedenle İranlı yetkililer, birkaç kez Batı cephesinin ‘nükleer anlaşmanın ötesine geçen İran taahhütleri elde etmeye’ çalıştığını ve bunun karşılığında anlaşmadan daha az taviz sağladıklarını söylediler” dedi.
IRNA, “Viyana’daki yoğun müzakerelerin ardından İran, ABD’nin nükleer anlaşmadan çekilmesine kıyasla nükleer kapasitesini artırmayı başardı” ifadelerini kullandı.
IRNA, anlaşmanın İran’ın Viyana’daki Batılı müzakerecilerin endişelerinden biri olan gelişmiş santrifüj üretme ve geliştirme yeteneğini sınırlamadığını iddia etti. İran nükleer müzakere ekibinin, Batı’yı ‘gelişmiş santrifüjler alanındaki büyük adımlardan geri dönülemez olduğu’ konusunda bilgilendirdiğini söyleyen IRNA, “İran, bir on yıl sonra bile nükleer anlaşma kapsamında ulaşılamayacak bir konumda olacak” dedi.
Ajans, İran’a yönelik anlaşmanın ve nükleer kısıtlamaların uzatılması konusunda, şu anki ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’in taahhütlerinin kesintiye uğraması konusunda üstü kapalı şekilde övünürken, olası anlaşmanın ‘gün batımı maddesi’ olarak bilinen nükleer kısıtlamaları hafifletmek için zaman çizelgelerini koruduğunu söyledi.

Karşılıklı uyarılar
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price, Viyana’da yapılan dolaylı görüşmeler hakkında gazetecilere yaptığı açıklamada, “İran ilerleme sağlama konusunda uzlaşmaz ise geri çekilmeye hazırız” dedi.
İran’ın iyi niyetle katılmaya isteksiz olması durumunda ABD, müttefikleri ve ortaklarının alternatifler arayacağını da söyleyen Price, ayrıntıya ise yer vermedi.
Öte yandan Donald Trump’ın anlaşmadan çekilmesine atıfta bulunan Said Hatipzade, Twitter üzerinden yaptığı açıklamada, “ABD, fiili olarak nükleer anlaşmadan çekildi. Bunun bir daha olmayacağından emin olmalıyız” değerlendirmesinde bulundu. Hatipzade, topu Beyaz Saray’ın oyun sahasına atarak, “ABD, kararını verirse anlaşma yakındır. İran hazır, ama sonsuza kadar beklemeyecek” dedi.
Nükleer anlaşmayı destekleyen Batılı çevreler, bölgede yeni bir savaşın patlak vermesi karşısında müzakerelerin başarısızlığının yansımaları konusunda uyarıda bulundu. ABD ve İran, eski Başkan Donald Trump’ın Tahran’ın bölgesel ve füze alanlarındaki davranışını değiştirmek amacıyla ‘maksimum baskı’ stratejisini benimsemesinin ardından askeri bir çatışmanın eşiğine geldi. İki taraf, Devrim Muhafızları’nın dış kolu Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin ölümüyle sonuçlanan bir askeri saldırı emri vermesi sonrasında iki taraf, savaşa daha da yaklaştı. Müzakerelerin başarısız olması, İran meselesini BMGK’ya sevk edecek ve (Ocak 2016 ortasında yürürlüğe giren) 2231 sayılı kararın Temmuz 2015’te yayınlanmasından sonra dondurulan altı karar kapsamında uluslararası yaptırımları geri getirecek.



Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
TT

Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)

The Telegraph gazetesinin haberine göre Buckingham Sarayı, eski İngiliz prensi Andrew -kamuoyunda kullanılan adıyla Andrew Mountbatten-Windsor- için doğabilecek hukuki masrafların vergi mükelleflerine yüklenmemesini güvence altına alacak.

Konuya yakın bir kaynak, eski prensin avukatlık ücretlerini karşılayamaması halinde mali yükün ‘kamu hazinesine yansıtılmayacağını’ belirtti. Ancak sarayın söz konusu giderleri hangi kaynaktan karşılayabileceği henüz netlik kazanmadı. Kaynaklar, Kral Charles’ın kardeşinin faturalarını kişisel olarak ödemeyeceğini ifade etti.

Mountbatten-Windsor dün Sandringham House’taki evinde, kamu görevine ilişkin usulsüzlük şüphesiyle gözaltına alındı. Polis, ticari temsilci olarak görev yaptığı dönemde hassas bilgileri Jeffrey Epstein ile paylaştığı iddialarını soruşturuyor.

dfvgthy6yjy6
Andrew Mountbatten-Windsor, kamu görevinde suistimal şüphesiyle gözaltına alındığı gün polis karakolundan ayrılırken (Reuters)

Olası hukuki savunma sürecinde ise Andrew’in yakın çevresinde kalmayı sürdüren tek isim olarak ceza avukatı Gary Bloxsome öne çıkıyor. Bir kaynak dün, “Hâlâ yanında olan tek kişi o” ifadesini kullandı.

The Telegraph’ın haberine göre, Andrew’in gözaltına alınmasının ardından Bloxsome’un hizmetlerine duyulan ihtiyaç daha da artacak. Eski York Dükü, 2020 yılında ABD Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI), çocuklara yönelik cinsel istismar suçlamalarıyla anılan finansör Jeffrey Epstein ile ilişkisine dair yürüttüğü soruşturma sırasında da aynı avukatla çalışmıştı.

Sonrasında Bloxsome’un görevlendirilmesinin isabetli bir karar olduğu değerlendirildi. Prensi çevreleyen utanç verici kriz sürecinde dost ve tanıdıkların zamanla uzaklaştığı belirtilirken, avukatın Andrew’in yanında kalmayı sürdürdüğü aktarıldı. Zaman içinde en yakın isimlerinden biri haline gelen Bloxsome, ‘her an ulaşılabilen avukatı’ olarak tanımlandı; hukuk dosyalarını değerlendirdiği kadar golf sahasında da müvekkiliyle vakit geçirdiği ifade edildi.

Bloxsome’un, yakın zamana kadar Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge adlı konutuna giderek yüksek profilli müvekkiliyle çay içmeyi sürdürdüğü kaydedildi.

dvfgthy
Kraliçe II. Elizabeth, 2013 yılında Buckingham Sarayı’nın balkonundan, oğulları Prens Charles (solda) ve Prens Andrew ile birlikte el sallıyor. (AFP)

Ceza avukatı Gary Bloxsome’un, Andrew Mountbatten-Windsor’ı kamu görevinde suistimal suçlamalarına karşı temsil etmesi en güçlü ihtimal olarak görülüyor. Konuya yakın bir kaynak, “Başka kime başvurabilir? O bir ceza avukatı ve bu Gary’nin uzmanlık alanı. Bu görev için ondan daha iyisi yok” dedi. Aynı kaynak, Mountbatten-Windsor’ın başka bir hukukçuya yönelmesinin mantıklı olmayacağını, zira Bloxsome’un geçmiş sürece hâkim olduğunu ve aralarında güçlü bir ilişki bulunduğunu belirtti.

Polisin, prensin Sandringham Kraliyet Arazisi’ndeki geçici konutu Wood Farm’a baskın düzenlediği sırada, Bloxsome The Telegraph gazetesine yaptığı açıklamada gelişmelerden ‘hiçbir şekilde haberdar olmadığını’ söyledi. Avukatın, Andrew’in sorgulandığı polis merkezine gidip gitmediği ise henüz bilinmiyor.

Gözaltı işlemi, Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge’dan ayrılarak Norfolk’ta yeni bir hayata başlamasından yalnızca iki hafta sonra gerçekleşti. Bloxsome dışında yakın çevresinin giderek daralması, prensin ruh sağlığına ilişkin endişeleri artırdı.

Taşınmadan önce her gün ata bindiği belirtilen Andrew’in, Windsor’daki geniş konutunda neredeyse tamamen izole bir yaşam sürdüğü ifade edildi. Haberlerde, birkaç ay önce haber takibini bıraktığı öne sürülürken, baskıların artmasıyla birlikte ağır bir depresyon sürecine girdiği de kaynaklar tarafından dile getirildi.

vfgthy
Andrew Mountbatten-Windsor, Royal Lodge yakınlarında ata binerken (Reuters)

Aralık ayında, Londra Metropolitan Polisi’nin ziyareti sonrasında Andrew silah ruhsatlarını ve av tüfeği sertifikalarını teslim etmek zorunda kaldı. Bu adımla ilgili resmi bir gerekçe açıklanmadı. Ancak kaynaklar, kişisel güvenliğinin aile için öncelik olmaya devam ettiğini belirterek, tüm aile üyelerinin emniyetini sağlamak amacıyla ‘özen yükümlülüğünün sürdüğünü’ vurguladı.


Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.


İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)

İsrail güçleri bu sabah erken saatlerde Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, büyük patlama saat 02:20'de meydana geldi.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Bununla birlikte, İsrail sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.