Dünya solunda savaş tartışması: Asıl suçlu NATO mu, Rusya mı?

Dünyanın dört bir yanından belli başlı sol örgüt ve düşünürlerin Rusya Ukrayna Savaşı değerlendirmeleri

16 Mart 2014'te Kırım'ın Rusya'ya bağlanmasını öngören tartışmalı referandum sonrasında bölgede Sovyetler Birliği bayrağı da açılmıştı (AP)
16 Mart 2014'te Kırım'ın Rusya'ya bağlanmasını öngören tartışmalı referandum sonrasında bölgede Sovyetler Birliği bayrağı da açılmıştı (AP)
TT

Dünya solunda savaş tartışması: Asıl suçlu NATO mu, Rusya mı?

16 Mart 2014'te Kırım'ın Rusya'ya bağlanmasını öngören tartışmalı referandum sonrasında bölgede Sovyetler Birliği bayrağı da açılmıştı (AP)
16 Mart 2014'te Kırım'ın Rusya'ya bağlanmasını öngören tartışmalı referandum sonrasında bölgede Sovyetler Birliği bayrağı da açılmıştı (AP)

Rusya'nın Ukrayna'yı istilası dünya kamuoyunda bir numaralı gündem maddesi olunca dünya solu da bu konu hakkındaki tavrını ortaya koydu.
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin (SSCB) 1991'de dağılmasıyla pek çok bölgenin kontrolünü kaybederek Rusya adını alan Moskova yönetimi, daha önce Çeçenistan, Dağıstan, Gürcistan, Abhazya ve Güney Osetya'ya saldırmıştı. Şimdi tüm bu yönetimlerden çok daha güçlü olan Ukrayna'ya askeri operasyon düzenlemesi ve NATO'nun Kiev yönetimine desteği, solun tavrını belirleyen temel unsurlar oldu.  
Independent Türkçe'den Eren Umurbilir'in haberine göre, kimileri bu istilayı "Rus emperyalizmi" olarak nitelerken kimileri de kapitalist Batı bloğunun Moskova'ya oynadığı oyunun kaçınılmaz sonucu olarak gördü.
Dünyanın önde gelen sosyalistlerinin gelişmeleri nasıl yorumladığını derledik.

Amerikalı sosyalistler ne düşünüyor?
Rusya'ya karşı en çok sesi çıkan ülkede yaşayan Amerikalı sosyalistlerin ne dediğine bakmakta fayda var.
ABD Komünist Partisi (CPUSA) kendi sitesinden yayımladığı açıklamaya şöyle başladı:
"ABD halkına Biden yönetiminin hemen rota değiştirmesini talep etmeleri için sesleniyoruz. Savaş hiçbir zaman kabul edilebilir bir çözüm değildir ve en sert şekilde reddedilmelidir. Bu sebeple Rusya'ya da askerlerini çekme çağrısında bulunuyoruz. Tüm yaptırımlar sona erdirilmeli ve sınırlar güvenli hale getirilmeli."
Parti, Ukrayna'nın NATO'ya alınma ihtimali sürdüğü sürece kalıcı barışın mümkün olamayacağını da savundu. 
Benzer bir tutum alan Sosyalizm ve Kurtuluş Partisi (PSL) Ukrayna krizinin çözümü için NATO'nun yayılmacılığının sona ermesi gerektiğini ifade etti. 
Rusya'nın endişelerinin haklı olduğu belirtildi. "NATO'nun varlığı dünyada barışa karşı çok ciddi bir tehdit oluşturuyor" ifadelerinin yer aldığı açıklamada, örgütün "dağılmasının hem Doğu Avrupa'daki patlamaya hazır tansiyonu ortadan kaldıracağı hem de dünya barışına karşı tarihi bir adım niteliğinde olacağı" savunuldu.

1949'da kurulan Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) Soğuk Savaş sırasında hiçbir askerî operasyon gerçekleştirmedi (AFP)
Sosyalist Parti (SPUSA) ise ateşkes çağrısı yaparken daha Moskova yanlısı bir tavır gösterdi. Konuyla ilgili açıklamada gelişmeler "ABD, AB ve NATO'nun Rusya'ya karşı provokasyonlarıyla" açıklandı. 
Ana akımdaki siyasiler, bu radikal partilere göre Rusya'ya daha yüksek dozda eleştirilerde bulundu. Ülkenin en büyük sosyalist örgütü Amerikan Demokratik Sosyalistleri (DSA) "Rusya'nın Ukrayna'yı istilasını kınıyoruz" diye başladığı açıklamada acil diplomasi vurgusu yaptı.
Savaşın yükünü bölgedeki işçi sınıflarının çekeceği belirtilerek Moskova'ya askerlerini derhal tamamen çekme çağrısında bulunuldu. Örgüt, ABD'nin NATO'dan çekilmesi ve "bu krize yol açan emperyalist yayılmacılığın bitirilmesi" çağrılarını yineledi.
Örgütün komünist kanadı, açıklamaya tepki gösteren liberalleri "ABD liberallerinin pratikte başardığı tek şey savaş çıkarmak" diye eleştirdi.
Hem DSA hem de Demokrat Parti üyesi olup ABD Kongresi'nde yer alan isimlerden Alexandria Ocasio-Cortez ise şu ifadeleri kullandı:
"Rusya'nın Ukrayna'yı istilası savunulamaz. ABD, Putin ve oligarklarına yaptırım uygulamakta haklı. Devasa ölçekteki bir mülteci krizine karşı müttefiklerimizle birlikte çalışmalıyız. Son olarak, herhangi bir askeri eylem Kongre'nin onayıyla gerçekleşmeli."

Ocasio-Cortez'le aynı kanatta yer alan Rashida Tlaib de "Şimdi Putin'in şiddetli saldırısından kaynaklanan ölçüsüz tehditle karşı karşıya kalan milyonlarca masum Ukraynalıların hayatlarını korumaya tamamen odaklanmalıyız" dedi. 

Kongre'de beyaz olmayan 4 Demokrat Partili kadın temsilci, "manga" olarak anılıyor: Soldan sağa Ayanna Pressley, Ilhan Omar, Rashida Tlaib ve Alexandria Ocasio-Cortez (AP)​​​​​
Minnesotalı Temsilciler Meclisi üyesi Ilhan Omar da Moskova'yı hedef alan yaptırımları destekledi.
Diğer yandan Ayanna Pressley, yaptırımların ve askeri yardımların diplomasinin yolunu kestiğini ifade etti. 

Son seçimlerde Demokrat Parti'nin başkan adaylığı için yarışan Vermont Senatörü Bernie Sanders ise perşembe günü paylaştığı video mesajında "Bu saldırganlık kabul edilemez. Dünya ulusları demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü savunmak için sert bir karşılık vermeli" dedi. Yaptırımları savunan Sanders, Rusya'daki savaş karşıtı göstericileri övdü.
ABD'deki sosyalistlerin önde gelen dergisi Jacobin'de Ukrayna'daki krizi tartışan pek çok yazı yayımlandı. Putin'in Washington'daki şahinlere tam da istedikleri şeyi verdiğini savunan da oldu, sıradan Rus vatandaşlarının bu savaşı istemediğini vurgulayan da… Rusya'daki savaş karşıtı göstericilerin iyi bir örnek teşkil ettiği, dergide sıklıkla vurgulanan argümanlardan biri oldu.

ABD'nin güneyine indiğimizde iktidardaki sosyalist partilerin Rusya'yı desteklediği görülüyor. 
Küba: Havana yönetimi, Moskova'nın alacaklarını 2027'ye kadar ertelediğini bildirmesinin üzerinden henüz birkaç saat geçmişken bir açıklama yayımladı. Soğuk Savaş'ın zirve noktalarından biri olan 1962'deki füze krizi sırasında SSCB'nin nükleer silahlarını kabul ederek kurduğu rejimi muhafaza etmeye çalışan sosyalist ülke, ABD'yi suçladı. 
Dışişleri Bakanlığı'nın salı günü yayımladığı açıklamada Washington ve NATO'nun Rusya'nın güvenliğiyle ilgili meşru endişelerini ciddiye alması gerektiği vurgulandı. NATO'nun genişlemesinin bölgesel ve uluslararası barışı tehdit ettiği belirtildi.
Venezuela: Venezuela'daki Maduro yönetimi de sıkı ilişkiler içinde olduğu Moskova'yı savundu. Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada 2014'te Kiev'in Rusya yanlısı ayrılıkçılarla imzaladığı Minsk Protokolü'nü NATO ve ABD'nin destekleriyle ihlal ettiği bildirildi.
Nikaragua: 1979-1990'da devlet başkanlığı yaptığı dönemde Sovyet desteği alan ve 2007'den bu yana aynı görevi yeniden üstlendiği dönemde de Rusya'yla yakın ilişkiler sürdüren Daniel Ortega da tarafını belli etti. Ortega, Donetsk ve Luhansk'ta bağımsızlık ilan eden Rus ayrılıkçıları Putin'in tanımasını haklı gördü. Burada yaşayanların Kırım'daki gibi bir referandumla Rusya'ya bağlanmak isteyeceğini savundu. 

Asya'da kim ne dedi?
Çin: Kendini sosyalist olarak tanımlayan yönetimlerin en büyüğüne bakıldığında Pekin'in operasyonu "istila" diye nitelemekten kaçındığı görülüyor. 
Rusya'nın en büyük ticaret ortağı unvanına sahip Çin, BM Güvenlik Konseyi'nde Moskova'nın Ukrayna'daki saldırılarını kınayan karar tasarısının oylamasında çekimser kaldı. 
Çin'in Ukrayna Büyükelçisi Fan Şianrong'un pazar günü Ukrayna'nın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı duyduklarını belirtmesi, şimdiye kadar Moskova'yı kınamayan Pekin'in taraf değiştirebileceğine işaret ediyor. 
Ülkedeki milliyetçilerse, "yüzyılın en büyük stratejisti" diye niteledikleri Putin'in hamlesi sayesinde "Tayvan'ı geri almak" için bir zemin oluşabileceğini düşünüyor.
Kuzey Kore: Pyongyang yönetimiyse beklendiği gibi doğrudan ABD'yi suçlayarak tarafını netlikle ortaya koydu. Dışişleri Bakanlığı imzasıyla yayımlanan açıklamada Washington'ın "gelişigüzel zorbaca davranışlarla" Rusya'nın kaygılarını ciddiye almadığı belirtildi. Ukrayna'daki krizin asıl sebebinin ABD olduğu ve Washington'ın üstünlüğünün geride kaldığı iddia edildi. 
Vietnam: 1955'ten 1975'e kadar savaşarak ABD ve müttefiklerine yenilmeyen Vietnam Sosyalist Cumhuriyeti, Ukrayna krizindeki taraflara itidal çağrısında bulundu. Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada taraf tutmaktan kaçınılarak uluslararası hukuka uymanın önemi vurgulandı. 
Laos: Laos Demokratik Halk Cumhuriyeti de 26 Şubat tarihli Dışişleri açıklamasında da barış ve diplomasi vurgusu yaptı. 
Hindistan: İktidarda olmasalar da bir milyar 400 milyona yakın kişinin yaşadığı Hindistan, Çin Komünist Partisi'nden sonra en fazla üyesi olan iki komünist partiye birden sahip.
Hindistan Komünist Partisi (CPI) durumdan ABD'nin yayılmacı politikalarını sorumlu tutarak "NATO'yu doğuya ve dünyanın diğer bölgelerine doğru genişletme çabaları dünya barışına sonsuz tehdit oluşturuyor" dedi. Bu partiden ayrılanların kurduğu Hindistan Komünist Partisi-Marksist (CPIM) ise Rusya'nın istilasını "talihsizlik" olarak nitelendirdi. Dünya'yı Moskova'nın güvenliğiyle ilgili endişelerini tanımaya çağıran parti, Donbas'ta yaşayanların sıkıntılarının da kale alınması gerektiğini vurguladı.  
Japonya: Ülkedeki Komünist Parti (JKP) Moskova'yı suçladı. Rusya'nın öz savunma argümanının bağımsız bir ülkeye saldırmak için yeterli olmadığı ifade edilen açıklamada NATO ya da ABD'ye yönelik herhangi bir eleştiri yer almadı. 

Avrupa solunun tavrı
Avrupa ülkeleri Rusya'ya yönelik yaptırımlarını ardı ardına açıklarken sosyalistler ve komünistler de sözünü söylüyor. 
Birleşik Krallık: Britanya Komünist Partisi (CPB) savaşı "Bir tarafında Rusya'nın diğer tarafında Ukrayna ve yayılmacı NATO güçlerinin yer aldığı, kapitalist güçler arasında bir çatışma" olarak tanımladı. İki tarafı da eleştiren parti, acil ateşkes ve diplomasi çağrısında bulunurken mevcut durumdan petrol ve silah şirketlerinin para kazandığını vurguladı.
Ülke siyasetinin en güçlü örgütlerinden İşçi Partisi, her ne kadar sosyal demokrat olsa da iç çatışması yüzünden burada anılmayı hak ediyor.
Partinin lideri Keir Starmer'ın Ukrayna konusunda hükümeti desteklediğini açıklaması örgütteki radikal solcu gençleri kızdırdı. NATO ve Starmer'ın partinin resmi Twitter hesabından eleştirilmesi üzerine yönetim radikal solcu gençlerin elinden hesabı aldı.
Ayrıca partinin eski lideri Jeremy Corbyn'in NATO'yu eleştiren bir açıklamaya imza atması da gündeme damga vurdu.
Avrupa Solu: Avrupa'da faaliyet gösteren demokratik sol, sosyalist ve komünist partilerden oluşan Avrupa Solu Partisi (PEL) Putin'in askeri operasyon kararını kınayarak bunun yalnızca Ukrayna değil, tüm Avrupa ve dünya için tehlikeli olduğunu vurguladı. Ukrayna'nın bağımsızlığının korunması gerektiği ifade edilirken Rus saldırısının hiçbir şekilde meşru görülemeyeceği belirtildi. NATO'nun Avrupa'daki agresif tavrının buna yol açtığı da aynı açıklamada bildirildi. 
Fransa Komünist Partisi (PCF), Almanya'daki Sol Parti (Die Linke), Yunanistan'dan SYRIZA, İtalya'daki Komünist Yeniden Kuruluş Partisi (PRC), İspanya'dan Birleşik Sol (IU) ve Komünist Parti (PCE) bu ittifakta yer alan kuruluşlar arasında. 
Portekiz Komünist Partisi'nin (PCP) açıklamasında ABD, NATO ve AB'nin tansiyonu artırma stratejisi izlediği öne sürüldü. Rusya'nın elitlerinin çıkarları için uğraşan bir yönetime, Ukrayna'nınsa yabancı düşmanı bir rejime sahip olduğu ifade edildi. Acil ateşkes çağrısı yapılarak müzakere yolunun açılması gerektiği savunuldu.

Almanya'nın başkenti Berlin'de sendikalar, kiliseler ve çevrecilerin organize ettiği protestoya polise göre en az 100 bin, organizatörlere göreyse 500 bini aşkın kişi katıldı (AP)
Aralarında Ukrayna Komünistler Birliği'nin (SKU) de bulunduğu 20 sosyalist parti, ortak bildiriye imza attı. Yunanistan Komünist Partisi (YKP), İtalya Komünist Gençlik Cephesi (FGC), Fransa Komünist Devrimci Partisi (PCRF) ve İspanya İşçileri Komünist Partisi'nin (PCTE) de imzacılar arasında yer aldığı bildiride "Ukrayna'daki gelişmeler, ABD, NATO ve AB'nin planları, piyasaları, hammaddeleri, ulaştırma ağları gibi kapitalist Rusya ile ağır rekabeti bağlamında bölgeye müdahalesidir" ifadeleri kullanıldı. 
Rusya'nın bölge halkını korumak için değil, çıkarları için Donetsk ve Lugansk'ın bağımsızlığını tanıdığı belirtildi. "İşçi sınıfı, emperyalist savaşa karşı sınıf mücadelesini güçlendirmelidir" denilerek bağımsız bir yol çizilmesi gerektiği öne sürüldü.
Diğer toplu açıklamalara katılmayan İsveç Komünist Partisi (SKP) ve Finlandiya Komünist Partisi'nin (KTP) yaptıkları ortak açıklamadaysa "Biz emperyalistler arası seçim yapmıyoruz, sosyalizmi seçiyoruz" vurgusuna yer verildi.
Ukrayna Komünist Partisi (UKP) Genel Sekreteri Petro Simonenko ise, üç hafta önce yaptığı açıklamada ABD ve NATO'nun Avrupa topraklarının yeniden paylaşımı için harekete geçtiğini savundu. Birleşik Krallık, ABD ve Polonya'nın askeri bir ittifak kurarak "Ukrayna'daki Nazi oligarkların rejimiyle" birleştiğini savunan isim, Ruslarla Ukraynalıların birbirine kırdırılmak istediğini söyledi. 
Operasyon başladıktan sonra partinin internet sitesinde net bir tavır alınmadığı görülüyor. 

Rusya'daki komünist partiler
450 kişilik Duma'da 57 sandalyeyle ana muhalefet konumunda olan Rusya Federasyonu Komünist Partisi (RFKP) istilayı destekliyor. Partinin lideri Gennadi Zyuganov, 14 Şubat'ta yayımlanan yazısında Putin'in argümanlarını tekrarladı: Ukrayna'yı Washington'ın kuklası olmakla suçlayan Zyuganov, Donetsk ve Luhansk'taki Rusya vatandaşlarını faşist çetelerden korumaları gerektiğini savundu.
Seçimlerde yarışması yasaklanan Rusya Komünist İşçi Partisi (RKİP) ise "Faşizme hayır! Emperyalist savaşa hayır!" başlıklı bir bildiri yayımladı. 27 Şubat tarihli yazıda, Putin'in bu hamleyle "emperyalist Rusya'nın dünya piyasalarındaki rekabette güçlendirmeyi" amaçladığı belirtildi. Donbas'taki kişilerin korunması argümanı meşru olsa da, Moskova'nın bunu kendi çıkarları için kullanacağı ifade edildi. "Ne Rus yetkililer ne de ABD ve AB liderleri işçileri önemsiyor" dendi.

Zizek ve Chomsky'nin tavırları ne?

Dünya solunun yakından takip ettiği iki düşünür; Slavoj Zizek ve Noam Chomsky de güncel gelişmelerle ilgili sözlerini esirgemedi.
Dünyaca ünlü filozof Slavoj Zizek, "Rusya'nın Ukrayna'ya ‘tecavüzü' kaçınılmaz mıydı?" başlıklı yazısıyla tartışmaya dahil oldu. 
24 Şubat'ta yayımlanan yazıda şu sorular dikkat çekiyor:
"Tüm bu öngörülemez tehlikelere sahip çatışmanın arkasında ne yatıyor? Peki ya bu çatışma iki eski süpergücün artan kudretini gösterdiği için değil de, tam aksine artık gerçek küresel güçler olmadıklarını kabul edemediklerini kanıtladığı için bu kadar tehlikeliyse?"
Zizek yazısını şöyle bitirdi:
"Ukrayna'ya üzücü bir şekilde tecavüz edilmesini izleyen ülkelerden olan bizler, yalnızca gerçek bir hadımlaştırmanın tecavüzü önleyebileceğinin farkında olmalıyız. Bu yüzden tavsiyemiz uluslararası toplumun Rusya'ya karşı kısırlaştırma operasyonu düzenlemesi olmalıdır. Onları elimizden geldiğince, sonrasında küresel otoritelerini yeniden tesis edemeyecekleri şekilde gözardı etmeli ve yalnız bırakmalıyız."
93 yaşındaki Noam Chomsky de 16 Şubat'ta yayımlanan röportajında konuya değindi. Ukrayna'nın yakın gelecekte NATO üyesi olmasının mümkün olmadığını ve bu konunun yalnızca teorik bir tartışmaya temel oluşturabileceğini belirtti.
Rusya'nın güvenliğiyle ilgili endişelerini, ABD'ninse bağımsız bir ülkenin NATO'ya katılma hakkının korunmasını öne sürdüğünü hatırlatan Chomsky, Washington'ın kendi nüfuzunu sürdürmek için hareket ettiğini söyledi.



Japonya, Ukrayna’ya silah satabilir mi?

Tokyo'nun silah ihracatı kısıtlamalarını gevşetmesiyle Japon firmalar, Ukraynalı şirketlerle işbirliğini hızlandırdı (AFP)
Tokyo'nun silah ihracatı kısıtlamalarını gevşetmesiyle Japon firmalar, Ukraynalı şirketlerle işbirliğini hızlandırdı (AFP)
TT

Japonya, Ukrayna’ya silah satabilir mi?

Tokyo'nun silah ihracatı kısıtlamalarını gevşetmesiyle Japon firmalar, Ukraynalı şirketlerle işbirliğini hızlandırdı (AFP)
Tokyo'nun silah ihracatı kısıtlamalarını gevşetmesiyle Japon firmalar, Ukraynalı şirketlerle işbirliğini hızlandırdı (AFP)

Ukrayna, silah ihracatı kısıtlamalarını gevşeten Japonya'yla anlaşma yapmak istiyor.

Kiev'in Japonya Büyükelçisi Yuriy Lutovinov, Reuters'a açıklamasında Tokyo yönetiminin silah ihracatı kısıtlamalarını büyük ölçüde kaldırmasını memnuniyetle karşıladıklarını söylüyor. Rus işgaline karşı direnişte Japonya yönetimiyle işbirliği yapmak istediklerini yeni yayımlanan röportajda belirtiyor:

Bu gelişme ileride yapılabilecek görüşmelerin önünü açtı. Teorik olarak bu çok büyük bir adım.

Sanae Takaiçi hükümeti, ölümcül silah ve savunma ekipmanlarının yabancı ülkelere satışı üzerindeki kısıtlamaları 21 Nisan'da gevşetmişti.

Yeni düzenleme kapsamında savunma teçhizatı "silah" ve "silah dışı" şeklinde sınıflandırılmıştı. Radar sistemleri gibi "silah dışı" ekipmanın ihracatına yönelik sınırlama kaldırılırken, füze gibi "silah" kategorisindeki ekipmanın sadece Japonya'yla savunma anlaşması yapan ülkelere satışına izin verilmişti.

Öte yandan çatışma halindeki ülkelere silah ihracatı yasağının devam edeceği bildirilmişti. Fakat yönetimin ulusal güvenliğin tehlikede olduğunu düşündüğü "istisnai durumlarda" bu satışların gerçekleştirilmesinin de önü açılmıştı.

Rusya'nın 2022'deki saldırılarıyla başlayan Ukrayna savaşında dönemin Japonya Başbakanı Fumio Kişida, "Bugünün Ukrayna'sı, yarının Doğu Asya'sı olabilir" uyarısı yaparak Kiev'in işgalinin Tokyo'nun ulusal güvenliğini de riske attığını vurgulamıştı.

Lutovinov, bu riskin hâlâ geçerli olduğunu savunuyor:

Ukrayna düşerse bu, büyük bir domino etkisi yaratacaktır. Bu yüzden Hint-Pasifik ve Avrupa kıtası güvenlik açısından birbirinden ayrı düşünülemez.

Sanae Takaiçi, Ukrayna'ya silah satışını destekleyeceğine dair herhangi bir işaret vermedi. Ancak kasımda Ukrayna lideri Volodimir Zelenski'yle yaptığı telefon görüşmesinde Moskova'ya karşı Kiev'i desteklediklerini söylemiş, en kısa zamanda savaşın sonlandırılmasını istediklerini belirtmişti.

Japonya, ulusal güvenliğinin tehdit altında olduğunu söyleyerek "istisnai durum" kapsamında Ukrayna'ya silah gönderebilir. Ya da Kiev yönetimi, silah tedariki için Tokyo'yla savunma paktı imzalayabilir. Japon yönetimi, Almanya, Avustralya, Filipinler ve Vietnam dahil 18 ülkeyle böyle bir anlaşmaya sahip.

Ukrayna'nın ABD menşeli Patriot füzelerine bağımlılığını azaltmak için kendi hava savunma sistemini geliştirmeye çalıştığını belirten Lutovinov, Tokyo'nun bu programa finansal destek sağlayabileceğini de söylüyor.

Japon drone üreticisi Terra Drone'dan 28 Nisan'da yapılan açıklamada, Ukraynalı WinnyLab şirketiyle uzun menzilli insansız hava aracı üretimi için işbirliği yapılacağı duyurulmuştu. Terra Drone CEO'su Toru Tokuşige, Japonya'nın silah ihracatı düzenlemesinin süreci kolaylaştırdığını belirtmişti.

Diğer yandan Pekin yönetimi, Tokyo'nun hamlesine tepki göstermişti. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Guo Jiakun, Japonya'nın II. Dünya Savaşı sonrasında oluşturduğu barışçıl Anayasa'yı terk etmeye başlayarak "somut adımlarla yeniden silahlanma sürecini hızlandırdığını" söylemişti.

Independent Türkçe, Reuters, Kyiv Independent, Global Times


İsrail ordusu, Hizbullah’ın drone saldırılarını durduramıyor

İsrail ordusu, ateşkese rağmen Lübnan'ın güneyindeki işgalini sürdürüyor (Reuters)
İsrail ordusu, ateşkese rağmen Lübnan'ın güneyindeki işgalini sürdürüyor (Reuters)
TT

İsrail ordusu, Hizbullah’ın drone saldırılarını durduramıyor

İsrail ordusu, ateşkese rağmen Lübnan'ın güneyindeki işgalini sürdürüyor (Reuters)
İsrail ordusu, ateşkese rağmen Lübnan'ın güneyindeki işgalini sürdürüyor (Reuters)

Lübnan'da Hizbullah, İsrail birliklerine karşı FVP (First person view/birinci şahıs görüşlü) drone'ları gittikçe daha yoğun şekilde kullanıyor.

Wall Street Journal'ın (WSJ) haberinde Hizbullah militanlarının, pilotun insansız hava aracı (İHA) üzerindeki kameradan gelen görüntüyü anlık olarak izleyebildiği bu drone'larla etkili saldırılar düzenlediği belirtiliyor.

Hizbullah, Haziran 2024'te FPV'leri denemeye başlamış ancak İsrail'in Şii örgüte ait çağrı cihazlarını patlatması üzerine bu operasyonlar askıya alınmıştı.

Örgütün son dönemde düzenlediği saldırılarla FPV drone'lar yeniden gündeme geldi.

Düşük maliyetli drone'larla düzenlenen bu saldırıların, "İsrail ordusu için Gazze ve Lübnan'daki önceki çatışmalarda karşılaşmadığı ciddi bir tehdit oluşturduğu" vurgulanıyor.

Rusya-Ukrayna savaşında sıkça kullanılan yüksek manevra kabiliyetine sahip FPV drone'lar, son dönemde Irak'taki İran destekli Şii milislerin ABD varlıklarına yönelik saldırılarında da görülmüştü.  

Hizbullah, İHA'larla İsrail birliklerine düzenlediği operasyonların propaganda videolarını da yayımlıyor. Uzmanlara göre görüntüler, drone'ların yetenekli pilotlar tarafından kullanıldığını ve örgütün İHA operatörlerinin özel eğitim aldığını ortaya koyuyor.

Analizde, Lübnanlı Şii örgütün fiber optik sisteme sahip FPV'leri kullandığına dikkat çekiliyor. Bunların elektronik saldırılara karşı dayanıklı olduğu ve İsrail ordusunun İHA'lara uzaktan müdahale etmesini zorlaştırdığı vurgulanıyor.

İsrail hükümeti ve ordusu, Ukrayna'daki emsale rağmen FPV drone saldırılarına karşı gerekli önlemleri almadığı için giderek artan eleştirilerle karşı karşıya.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da salı günkü açıklamasında bu tehlikeyle ilgili adım attıklarını duyurmuştu:

İHA tehdidini ortadan kaldırmaya yönelik özel bir proje için birkaç hafta önce talimat verdim. Zaman alacak ama bunları da havaya uçuracağız.

Lübnan'ın güneyinde görev yapan İsrailli bir asker, günde en az 10 drone uyarısı aldıklarını ve Hizbullah'ın bölgede sürekli İHA uçurduğunu söylüyor.

Analist Yigal Levin ise "İsrail, bu operatörleri ortadan kaldırmazsa daha da gelişecekler. Deneyim kazanıyorlar. İHA'ları arızalansa bile bu da bir deneyimdir" diyor.

ABD Başkanı Donald Trump, Lübnan'la İsrail arasında 17 Nisan'da yürürlüğe giren 10 günlük geçici ateşkesin 3 hafta daha uzatıldığını 23 Nisan'da duyurmuştu.

Ateşkese rağmen İsrail ordusu Lübnan'ın güneyindeki operasyonlarını sürdürürken, Hizbullah ise anlaşmayı ihlal ettiği gerekçesiyle İsrail birliklerine saldırılar düzenliyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Ynet


NATO ve Çin... Hızlı rakibe karşı koyan yavaş bir ittifak

Pekin’de bir otomobil fuarı... Büyük bir endüstriyel güç (AFP)
Pekin’de bir otomobil fuarı... Büyük bir endüstriyel güç (AFP)
TT

NATO ve Çin... Hızlı rakibe karşı koyan yavaş bir ittifak

Pekin’de bir otomobil fuarı... Büyük bir endüstriyel güç (AFP)
Pekin’de bir otomobil fuarı... Büyük bir endüstriyel güç (AFP)

Antoine el-Hac

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün (NATO) 1949 yılında kurulmasının temel amacı, Sovyetler Birliği’ne karşı kolektif savunmayı sağlamaktı. Bu çerçevede, ittifaka üye herhangi bir ülkeye yönelik saldırı, tüm üyelere yapılmış sayılıyordu. Dönemin ABD Başkanı Harry Truman da savaş sonrası yorgun düşen Avrupa’da Amerikan varlığını kalıcı hale getirerek güvenliği sağlamak ve stratejik bir boşluk oluşmasını önlemek istiyordu.

Sovyetler Birliği’nin ve beraberindeki sosyalist bloğun dağılmasıyla Soğuk Savaş sona erdi. Bu gelişme NATO’yu yeni koşullara uyum sağlamaya zorladı. İttifak, Avrupa dışındaki bölgelerde de operasyonlar yürütmeye başladı. Bu kapsamda Balkanlar’da Bosna ve Kosova savaşlarında rol aldı, 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından Afganistan’da görev üstlendi. Ayrıca Afrika Boynuzu açıklarında korsanlıkla mücadeleye yönelik deniz operasyonları gerçekleştirdi; istihbarat paylaşımı ve terörle mücadele alanlarında iş birliğini artırdı.

NATO, görev alanını genişleterek üye olmayan ülkelerle de iş birliği geliştirdi. Tehdit tanımını siber güvenlik, hibrit savaş yöntemleri ve enerji güvenliği gibi başlıkları kapsayacak şekilde güncelledi. Son dönemde Çin’in oluşturduğu tehdit de bu çerçevede değerlendirilmeye başlandı.

Sonuç olarak NATO, Avrupa merkezli bir savunma ittifakı olmaktan çıkarak, ABD’nin öncülüğünde daha geniş ve küresel bir güvenlik rolü üstlendi. Bununla birlikte ittifak, günümüzde de Avrupa içindeki tehditlere karşı caydırıcılığını sürdürmeye devam ediyor.

Merkezi Brüksel’de bulunan NATO, son yıllarda stratejik nedenlerle ilgi alanını Hint-Pasifik bölgesine doğru genişletti. Bu yönelimin başlıca nedenleri arasında küresel güvenliğin giderek daha fazla birbirine bağlı hale gelmesi, siber tehditlerin artması, tedarik zincirlerinin kesintisiz işlemesinin önemi ve gelişmiş teknolojilerin coğrafi sınırların etkisini azaltması yer alıyor.

Çin’in yükselişi

Bu yönelimin bir diğer nedeni de Çin’in yükselişinin, küresel güç dengelerini etkileyen stratejik bir meydan okuma olarak görülmesidir. Bu nedenle kuruluşta 12 üyeden oluşan, bugün ise 32 üyeye ulaşan NATO ülkeleri, özellikle küresel ekonomi açısından kritik öneme sahip Hint-Pasifik bölgesindeki ticaret yollarını korumaya önem veriyor. Bu çerçevede Malezya ile Endonezya arasındaki Malakka Boğazı öne çıkıyor. Hint Okyanusu ile Güney Çin Denizi’ni birbirine bağlayan bu geçit, dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 25’inin yıllık olarak geçtiği en önemli deniz yollarından biri olarak kabul ediliyor. Aynı zamanda Çin, Japonya ve Güney Kore gibi büyük Asya ekonomilerine petrol ve enerji taşınmasında ana arter işlevi görüyor.

Belçika’nın başkenti Brüksel’deki NATO karargâhının önünde dalgalanan NATO bayrağı (DPA)Belçika’nın başkenti Brüksel’deki NATO karargâhının önünde dalgalanan NATO bayrağı (DPA)

NATO üyesi ülkeler, çeşitli temel nedenlerden ötürü Çin konusunda ‘stratejik kaygı’ duyuyor. Bu kaygıların başında, Çin’in özellikle füze sistemleri, uzay teknolojileri ve siber kapasite gibi alanlarda ordusunu hızla geliştirmesi geliyor. Bu durumun, küresel güç dengesini değiştirdiği değerlendiriliyor.

İkinci önemli unsur ise Çin’in ekonomik yükselişi. Pekin yönetimi, Kuşak ve Yol Girişimi gibi projeler aracılığıyla Asya, Afrika ve Avrupa’da ekonomik ve siyasi etkisini genişletiyor. Bu süreç, NATO’nun etki alanına yakın ülkelerde Çin’e yönelik bağımlılık oluşturabileceği endişesini beraberinde getiriyor.

Endişeleri artıran bir diğer gelişme de Çin ile Rusya arasındaki yakınlaşma. Özellikle Rusya’nın Şubat 2022’de Ukrayna’ya başlattığı saldırının ardından bu ilişkinin derinleşmesi, Batı’ya karşı iki büyük gücün koordinasyon içinde hareket edebileceği değerlendirmelerine yol açıyor.

Öte yandan, yapay zekâ, iletişim ağları ve yarı iletkenler gibi alanlarda küresel ölçekte dolaylı bir rekabet sürüyor. NATO, teknolojik üstünlüğün güvenliğin temel unsurlarından biri olduğu görüşünü benimsiyor.

Bu çerçevede NATO, Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda ile ortaklık ve iş birliği anlaşmaları imzaladı. Bu anlaşmalar; ortak askeri tatbikatlar, istihbarat paylaşımı ve siyasi koordinasyonu kapsıyor. Ancak ittifakın Hint-Pasifik bölgesine üyelik genişlemesi planlamadığı, bunun yerine kalıcı askeri varlıktan ziyade esnek ortaklık modellerine odaklandığı ifade ediliyor.

Malakka Boğazı’nda seyreden Tayvan bandıralı bir yük gemisi (EPA)Malakka Boğazı’nda seyreden Tayvan bandıralı bir yük gemisi (EPA)

Sonuç olarak NATO’nun bu geniş coğrafyada artan angajmanı, ittifakın bölgesel bir yapıdan küresel ölçekte etkili bir güvenlik aktörüne dönüştüğünü gösteriyor. Bununla birlikte NATO, Avrupa dışına resmi olarak genişlemekten ziyade, mevcut ortaklıklarını sürdürmeyi ve güçlendirmeyi tercih ediyor.

Uzun soluklu bir tehdit

NATO’nun Çin’i, Sovyetler Birliği döneminde olduğu gibi doğrudan bir düşman olarak değil, ‘uzun soluklu bir tehdit’ olarak gördüğü belirtiliyor. Bu yaklaşımın, Pekin’in küresel ölçekte nüfuzunu artırma çabalarının yakından izlenmesi gerekliliğine dayandığı ifade ediliyor.

Haziran 2021’de Brüksel’de düzenlenen NATO zirvesinde liderler, ‘Çin’in ilan ettiği hedefleri ve giderek daha iddialı hale gelen politikalarının, kurallara dayalı uluslararası düzen açısından sistematik zorluklar oluşturduğu ve ittifakın güvenliğiyle bağlantılı alanları etkilediği’ değerlendirmesinde uzlaştı. Liderler ayrıca, Pekin’in yükselişine karşı çok boyutlu ve kararlı bir ortak yanıt geliştirme taahhüdünde bulundu. Bu açıklamalara sert tepki veren Çin hükümeti ise ‘başkaları için sistematik bir tehdit oluşturduğu’ iddialarını reddederek, kendisine yönelik benzer adımlar karşısında sessiz kalmayacağını bildirdi.

Öte yandan birçok Batılı ülke, Çin’i, küresel tedarik zincirleri ve geleceğin kritik teknolojileri üzerinde uzun vadeli hâkimiyet kurmaya çalışmakla suçluyor. Pekin’in doğrudan yabancı yatırımlar yoluyla yenilikçi şirketler üzerinde kontrol sağlamayı hedeflediği, ayrıca devlet destekli siber faaliyetler aracılığıyla ticari veriler ve fikri mülkiyetin geniş çapta ele geçirildiği iddia ediliyor.

Bununla birlikte Batı’da giderek güçlenen görüş, Çin’in güçlü bir rakip olduğu yönünde. Mevcut durumda doğrudan askerî bir tehdit olarak görülmese de ülkenin zamanla daha demokratik bir yapıya evrileceği ya da liberal uluslararası düzene uyum sağlayacağı yönündeki beklentilerin büyük ölçüde ortadan kalktığı değerlendiriliyor. Antoine el-Hac'ın Şarku'l Avsat için kaleme aldığı analize göre uzun vadede Batılı demokrasiler, geniş inovasyon kapasitesi, teknolojik ilerleme hızı, artan askerî gücü ve küresel ticaret ile yatırımlardaki etkisi nedeniyle Çin’i Rusya’dan daha büyük bir stratejik rakip olarak görüyor.

Tayvan açıklarında bir Çin fırkateyni (EPA)Tayvan açıklarında bir Çin fırkateyni (EPA)

Atlantik kısıtlamaları

NATO’nun Çin’e karşı geliştirmeye çalıştığı stratejiler, çeşitli engellerle karşı karşıya bulunuyor. Bu engellerin başında, ittifak içinde kararların oy birliğiyle alınması geliyor. Bu durum, her üye ülkeye fiili bir ‘veto hakkı’ tanırken, karar alma süreçlerinin yavaşlamasına ve çoğu zaman etkisi sınırlı uzlaşmalarla sonuçlanmasına yol açıyor. Nitekim son dönemde bazı NATO ülkelerinin, ABD Başkanı Donald Trump’ın Hürmüz Boğazı’nda Amerikan güçlerine destek verilmesi yönündeki talebini, bu çatışmanın kendi çıkarlarını doğrudan ilgilendirmediği gerekçesiyle reddettiği görüldü.

Başka bir ifadeyle NATO, ulusların üzerinde bir yapı değil; her üye devlet kendi askerî güçleri üzerinde tam egemenliğini koruyor. Bu nedenle askerî operasyonlara katılım gönüllülük esasına dayanıyor. Bu durum, ortak planlama ve eşgüdümlü uygulamayı zorlaştırırken, askerî kapasitesi diğer tüm NATO ülkelerinin toplamından daha yüksek olan ABD’nin çoğu zaman en büyük yükü üstlenmesine neden oluyor. Özellikle Hürmüz Boğazı örneğinde olduğu gibi, ittifakın coğrafi sınırları dışındaki operasyonlarda bu durum daha belirgin hale geliyor.

Buna ilave olarak üye ülkeler arasında öncelik farklılıkları da bulunuyor. Doğu Avrupa ülkeleri, Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra yeniden canlanabileceği endişesiyle Rusya’nın caydırılmasına odaklanırken; bazı diğer üyeler terörle mücadeleye veya Küresel Güney’de istikrarın sağlanmasına öncelik veriyor.

Almanya’da düzenlenen NATO tatbikatı sırasında Macaristan’a ait tanklar (AP)Almanya’da düzenlenen NATO tatbikatı sırasında Macaristan’a ait tanklar (AP)

Bu çerçevede, ittifakın temel dayanağı olan birlikteliğin korunması giderek zorlaşıyor. Oy birliği zorunluluğu, ulusal egemenlik hassasiyetleri, çıkar farklılıkları ve askerî harcamaların artırılması konusundaki anlaşmazlıklar bu zorluğu derinleştiriyor. Washington uzun süredir müttefiklerinden savunma bütçelerini yükseltmelerini talep ederken, başta Fransa olmak üzere bazı Avrupa ülkeleri ABD’den bağımsız bir stratejik çizgi izlemeyi ve Avrupa savunma kapasitesini güçlendirmeyi müzakere ediyor.

Bu tablo karşısında, karar alma süreçleri görece yavaş ilerleyen NATO, hızlı hareket eden Çin gibi bir güçle nasıl rekabet edebilir?

Bu durumun, Washington’un NATO içindeki diğer üyelere yönelik mesafeli tutumunun ve zaman zaman ittifakın geleceğini sorgulayan açıklamalarının arkasındaki nedenlerden biri olup olmadığı da tartışılıyor.