Gerhard Schröder, Almanya’nın ‘yüz karası’ oldu

Schröder’in Putin ile başbakanlık yaptığı döneme dayanan özel bir dostluğu var.

Eski Almanya Başbakanı Gerhard Schröder’in Kremlin'deki dostu gibi ‘yalnızlaşma’ yoluna doğru ilerlediği görülüyor. (AFP)
Eski Almanya Başbakanı Gerhard Schröder’in Kremlin'deki dostu gibi ‘yalnızlaşma’ yoluna doğru ilerlediği görülüyor. (AFP)
TT

Gerhard Schröder, Almanya’nın ‘yüz karası’ oldu

Eski Almanya Başbakanı Gerhard Schröder’in Kremlin'deki dostu gibi ‘yalnızlaşma’ yoluna doğru ilerlediği görülüyor. (AFP)
Eski Almanya Başbakanı Gerhard Schröder’in Kremlin'deki dostu gibi ‘yalnızlaşma’ yoluna doğru ilerlediği görülüyor. (AFP)

Berlin'in yeni Brandenburg Havalimanı'ndan ayrılıp Almanya'nın başkentine girerken görülen son şey, eski Almanya Başbakanı Gerhard Schröder'in Berlin'in tarihi fotoğraflarının yanında asılı duran büyük, siyah-beyaz portresidir. Ancak işin ironik tarafı, bu tablonun sahibi son birkaç gün içinde Almanya’nın ‘yüz karası’ oldu. Geçmişte gazeteler daha çok Schröder'in evlilik sayısıyla (5 kez) ilgilenirken artık hakkında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e yakınlığını, ondan uzaklaşmayı ve Rus şirketlerinden istifa etmeyi reddetmesini eleştiren yazılar yazılıyor.
Almanya, Rusya'nın Ukrayna'ya açtığı savaşın başlangıcından bu yana savunma politikalarında ve Rusya ile jeopolitik ilişkilerinde tarihi bir değişime tanık olurken Schröder bu değişimin yankıları henüz kendisine ulaşmamış tek Alman lider gibi görünüyor. 78 yaşındaki Schröder’in Putin ile 1998-2005 yılları arasında, Almanya Başbakanı olarak görev yaptığı döneme dayanan özel bir dostluğu var. Schröder Angela Merkel'in zaferi ile sonuçlanan seçimleri kaybettikten sonra başbakanlık görevinden ayrıldı. Görevinden ayrılıp siyasi hayatı bırakmasının üzerinden bir aydan kısa bir süre geçtikten sonra başbakanlık yaptığı dönemde Putin ile üzerinde çalıştığı Kuzey Akım 1 projesinin yürütücü şirketi Nord Stream AG’nin başkanlığını devraldı. Schröder o zamandan beri  Rosneft Oil de dahil olmak üzere başka Rus şirketlerinin yönetim kurullarında yer alıyor. Eski Başbakan bu dönem içerisinde, Rusya ile daha güçlü ekonomik bağların geliştiricisi haline geldi. Baltık Denizi'nin altından geçen boru hatlarıyla Rus gazını doğrudan Almanya'ya ulaştıran ilk proje olan Kuzey Akım 1 projesini Rusya ile imzalayarak, görevinden ayrılmadan günler önce bunun temellerini atmıştı. Projenin işletilmesi altı yılı buldu. Merkel 2011'de dönemin Rusya Devlet Başkanı Dmitry Medvedev ile Rus boru hatlarının ulaştığı Lubmin kasabasında düzenlenen bir törenle projenin açılışını yaptı.
Schröder bunu takip eden yıllarda, inşaatı 2018'de başlayan ve 2021'in sonunda sona eren Kuzey Akım 2 projesinde ilerleme kaydedilmesi konusunda Merkel hükümetini ikna etmeyi başardı. Schröder, Merkel ile de yakın bir ilişkiye sahip olan Sosyalist Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier ile arasının iyi olması sayesinde Almanya'daki karar alma mekanizmasını etkilemeye devam etti.
Kuzey Akım 1 projesi, Rusya'nın gaz ithalatını ikiye katlaması dışında Kuzey Akım 2 projesinden farklı olmasa da iki projenin koşulları ve zamanlaması tamamen farklıydı. Bu, ABD’lilerin ve hatta Avrupalıların projeyi genişletmeyi ve Kuzey Akım 2’nin devam ettirilmesini reddetmesine neden olmuştu. Bu yüzden proje 2011 yılında, ikili ilişkilerin daha olumlu olduğu bir dönemde Rusya-Avrupa projesi olarak görüldü. Ancak 2011 ve 2021 yılları arasında; Kırım Savaşı yaşandı, Rusya G8 Grubu'ndan çıkarıldı, İngiltere’de eski Rus çifte ajan Sergey Skripal ve kızını öldürmeye çalışmakla suçlandı ve Rus muhalif Aleksey Navalni'yi zehirlemeye çalıştı. Ancak bütün bunlar, Almanya'nın projeyi durdurması için yeterli olmadı. Ta ki kısa bir süre önce Ukrayna savaşı patlak verene kadar. Almanya hükümeti bu son gelişmeyle tartışmalı projeyi durdurmaya ikna oldu. Ancak savaş, Schröder'i yönetim kurulundan ayrılmaya ya da arkadaşı Putin'i kınamaya ikna etmek için yeterli olmadı.
Schröder'in Rusya ile ilişkisi, şirketlerinin yönetim kurullarında yer almasıyla sınırlı değil. Nitekim Schröder'in Putin ile saklamadığı özel bir ilişkisi de var. 2004 yılında Schröder 60’ıncı doğum gününü Hamburg'daki evinde Putin'in de katılımıyla kutladı. Aynı yıl Schröder ve dördüncü eski eşi, St. Petersburg'dan Victoria adında bir Rus kızı evlat edindi. İki yıl sonra çift, bir yaşından küçük başka bir Rus çocuğu daha evlat edindi. Daha sonraki yıllarda Schröder, doğum gününü genellikle Rusya'da düzenlenen büyük partilerde Putin ile birlikte kutlamayı adet edindi. Rusya 2014 yılında Kırım'ı Ukrayna'dan koparıp kendi topraklarına ilhak ettiği ve Batı yaptırımları ile karşı karşıya olduğu sırada 70’inci yaş gününü kutlamak için St. Petersburg'a gelen Schröder, Putin’e sarılıyordu. Her ne kadar bir araya geldiklerinde siyaset tartışmadıkları söylense de Schröder ‘Kremlin'in efendisiyle’ bir ‘dostluk’ ilişkisi olduğunu gizlemiyor. Schröder geçmişte Alman basınından gelen eleştirilere  “Bu benim hayatım ve hayatımda ne yapacağıma Alman basını değil, ben karar veririm" diyerek yanıt veriyordu.
Schröder, Rusya Ukrayna’ya savaş açtığında sessiz kaldı. Kendi partisi, örneğin çatışma bölgelerine silah göndermeyi ve askeri harcamaları artırmayı reddetme gibi on yıllardır sürdürdüğü tutumlardan vazgeçip dramatik değişikliklere giderken Schröder LinkedIn sayfasında savaşa son verilmesi çağrısında bulunan bir cümle yazmakla ve ‘her iki tarafın da yaptığı hataların’ olduğunu söylemekle yetindi. Üstelik Rusya ile tüm ilişkilerin kesilmesine karşı dikkatli olunması ve diyalog kanallarının açık tutulması çağrısında bulundu. Schröder bunları, Ukrayna savaşının başlamasından iki gün sonra söyledi.
Schröder’den söz konusu dönemden bu yana başka bir açıklama gelmedi. Ne istifa ediyor, ne kınıyor, ne de partisinden uzaklaşıyor. Bu yüzden, eski Almanya Başbakanı’nın Kremlin'deki dostu gibi ‘yalnızlaşma’ yoluna gittiği görülüyor. Zira 20 yıldır kendisi ile birlikte çalışan ofis müdürü ve eski bir başbakan olarak Almanya hükümetinin kendisine sağladığı personelin geri kalanı istifa etti. Borussia Dortmund, Schröder’in fahri kulüp üyeliğini geri aldı. Sosyal Demokrat Partisi’nin (SDP) iki lideri kendisine mektup yazarak ya Rus şirketlerinden ayrılması ya da partiden istifa etmesini istedi. Schröder’in neyi seçeceği önümüzdeki günlerde belli olacak.



Katz: İsrail, Lübnan, Suriye ve Gazze’deki ‘güvenlik bölgelerinde’ birliklerini tutmaya devam edecek

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (DPA)
İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (DPA)
TT

Katz: İsrail, Lübnan, Suriye ve Gazze’deki ‘güvenlik bölgelerinde’ birliklerini tutmaya devam edecek

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (DPA)
İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (DPA)

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz bugün ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’e, İsrail’in Lübnan, Suriye ve Gazze Şeridi içinde oluşturduğu ‘güvenlik bölgelerinde’ asker bulundurmaya kararlı olduğunu bildirdi.

İsrail Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Katz’ın gece saatlerinde Hegseth ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde, ‘İsrail’in sınırlarını ve sınır hattındaki yerleşim birimlerini terörist unsurların tehditlerinden korumak amacıyla Suriye, Gazze ve Lübnan’daki güvenlik bölgelerinde kalma kararlılığını’ dile getirdiği belirtildi.

Lübnan ile İsrail arasındaki çerçeve anlaşması, Washington ile Tahran arasında 17 Haziran’da Ortadoğu’daki savaşı durdurmaya yönelik imzalanan mutabakatın ardından yapılmış, Tahran’ın ısrarı doğrultusunda Lübnan’da da ateşkesin sağlanmasına zemin hazırlamıştı. Bu süreçte Lübnan, İsrail ve ABD, Lübnan dosyasını bölgesel gerilimden ayrı tutmaya çalışmıştı. Haziran ayından bu yana İsrail ile Hizbullah arasındaki karşılıklı saldırıların yoğunluğu azalırken, İsrail ordusu Güney Lübnan’da hava saldırılarını sürdürmeye devam ediyor. Hizbullah ise 19 Haziran’dan bu yana İsrail’e veya İsrail güçlerine yönelik yeni bir operasyon duyurmazken, ateşkesin ihlali konusunda uyarılarını sürdürüyor. Diğer yandan Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn’ın, ABD Başkanı Donald Trump’ın daveti üzerine 21 Temmuz’da ABD’yi ziyaret etmesi bekleniyor.


Kalibaf: Hürmüz’de İran’ın düzenlemeleri olmadan uzlaşma olmaz

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, 21 Haziran’da İsviçre’de düzenlenen görüşmelerin oturum aralarında, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreter Yardımcısı Ali Bakıri Kani ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi’yi dinlerken (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, 21 Haziran’da İsviçre’de düzenlenen görüşmelerin oturum aralarında, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreter Yardımcısı Ali Bakıri Kani ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi’yi dinlerken (İran Dışişleri Bakanlığı)
TT

Kalibaf: Hürmüz’de İran’ın düzenlemeleri olmadan uzlaşma olmaz

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, 21 Haziran’da İsviçre’de düzenlenen görüşmelerin oturum aralarında, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreter Yardımcısı Ali Bakıri Kani ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi’yi dinlerken (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, 21 Haziran’da İsviçre’de düzenlenen görüşmelerin oturum aralarında, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreter Yardımcısı Ali Bakıri Kani ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi’yi dinlerken (İran Dışişleri Bakanlığı)

Tahran dün yaptığı açıklamada, mevcut aşamada ABD ile müzakereleri yeniden başlatmayı planlamadığını, önceliğinin ise ‘savunma’ ve ABD saldırılarına karşılık vermek olduğunu bildirdi. İran Meclis Başkanı ve ABD ile yürütülen müzakerelerin başındaki isim Muhammed Bakır Kalibaf ise İran’ın ‘her zaman savaşa hazır olması gerektiğini’ vurgulayarak, ülkesine çıkar sağlamadığı takdirde mutabakat zaptına bağlı kalmayacaklarını söyledi. Kalibaf, Hürmüz Boğazı’nda ‘İran’a ait düzenlemelerin’ korunmasının ulusal güvenlik açısından öncelik taşıdığını, müzakerelerin ise ulusal çıkarları korumaya yönelik askeri faaliyetleri tamamlayan bir araç olduğunu ifade etti.

İran halkına hitaben yayımladığı açıklamada Kalibaf, ülkesinin ABD ile ‘İslam Cumhuriyeti’ni yıkmayı ve İran’ı bölmeyi hedefleyen varoluşsal bir savaş’ yürüttüğünü öne sürdü. Washington’ın gerek savaşta gerekse müzakere sürecinde İran’ı zayıflatmaya çalıştığını savunan Kalibaf, ‘öz kapasiteye dayanmak ve ülkenin gücünü artırmanın tek seçenek olduğunu’ kaydetti.

Kalibaf, 40 gün süren savaş boyunca sergilenen ‘birlik içindeki direnişin’, düşmanın planlarını boşa çıkardığını ve onu ateşkes istemeye ve yeniden müzakere masasına dönmeye zorladığını ileri sürdü. Ancak bunun ABD’nin stratejisinde herhangi bir değişikliğe yol açmadığını söyledi.

Mutabakat zaptının ancak hükümlerinin yürürlükte olması ve uygulanması halinde değer taşıyacağını belirten Kalibaf, “Eğer İran bu mutabakat zaptından fayda sağlamayacaksa, ona bağlı kalmamız için hiçbir gerekçe yoktur” ifadesini kullandı. İran Silahlı Kuvvetleri’nin ‘düşman saldırganlığı’ olarak nitelendirdiği gelişmelere karşı tam hareket serbestisine sahip olduğunu da sözlerine ekledi.

İran’ın ulusal güvenliğini Hürmüz Boğazı’ndaki ‘İran düzenlemelerinin’ korunmasına bağlayan Kalibaf, 40 Gün Savaşı sırasında boğazın kapatılmasının doğru bir karar olduğunu savundu. Tahran’ın müzakereler sırasında bu düzenlemeleri mutabakat zaptının beşinci maddesine dahil ettirmeyi başardığını öne süren Kalibaf, daha sonra ABD’nin bunları güç kullanarak zayıflatmaya çalıştığını iddia etti.

ABD’nin elinde hukuki ya da diplomatik baskı unsuru bulunmadığını savunan Kalibaf, Washington’ın ‘yenilgisini telafi etmek amacıyla baskı kurmaya çalıştığını’ söyledi. İran’ın ‘düşmanın iradesinin dayatılmasına izin vermeyeceğini’ vurgulayan Kalibaf, askeri faaliyetlerle diplomasinin eşgüdüm içinde yürütülmesi çağrısında bulundu. Mevcut aşamada müzakerenin teslimiyet anlamına gelmediğini, aksine direniş stratejisinin ve ulusal çıkarların korunmasının bir parçası olduğunu belirten Kalibaf, askeri ve diplomatik süreçlerin birbirinden ayrılmasının ‘stratejik bir hata’ olacağını ifade etti.

sdfvb
İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, salı akşamı eski Dini Lider Ali Hamaney’i anma töreninde Kalibaf’ın kulağına bir şeyler fısıldıyor. (İran parlamentosu)

Kalibaf, aynı yaklaşımın Lübnan dosyası, yaptırımların kaldırılması, bölgedeki ABD üslerinin geleceği ile ‘İran Dini Lideri’nin ve iki savaşta hayatını kaybeden diğer kişilerin kanının intikamının alınması’ başlıklarında da uygulanması gerektiğini söyledi.

İran halkına ‘ümitsizlik, korku, bölünme ve karşılıklı güvensizlik yaymayı amaçlayan psikolojik savaşı’ dikkate almama çağrısı yapan Kalibaf, “Düşman, umutsuzluk, ayrılık ve karşılıklı güvensizlikten medet umuyor” dedi. Halkın ‘savunma, diplomasi ve hizmet kurumlarına’ verdiği desteğin bu kurumlara rakipleri karşısında üstünlük sağladığını belirten Kalibaf, söz konusu güçlerin ‘İran’ın güvenliği ve ulusal çıkarları için canlarını ortaya koyduğunu’ ifade etti.

Kalibaf, Tahran’ın bugün Hürmüz Boğazı konusunda güçlü bir konumdan konuşmasının, ‘halkın sahada oluşturduğu askeri gücün’ sonucu olduğunu savundu. İran yönetiminin “İran Dini Lideri’nin intikamını alacağına kesin olarak inandığını” söyleyen Kalibaf, ülkesinin taleplerini gerçekleştirme konusunda hiçbir taviz vermeyeceğini dile getirdi.

‘Üçüncü dayatılmış savaş’ olarak nitelendirdiği süreçte hem savunma hem de medya alanında görev yaptığını belirten Kalibaf, daha sonra tüm baskılara rağmen ‘diplomasi cephesine’ geçtiğini söyledi. Hiçbir zaman sorumluluktan kaçmadığını ifade eden Kalibaf, amacının ‘İran Dini Lideri’nin rehberliğinde İran’ın yücelmesi’ olduğunu, hayatını savaş, tehdit ve karalama kampanyalarından korkmadan düşmanlarla mücadeleye adadığını kaydetti.

Kalibaf, İran’ın güneyinde yaşayanlara da seslenerek, bu bölge halkının ‘ön cephede yer aldığını’, ‘İran’ın bel kemiğini oluşturduğunu’ ve ‘uğruna canların feda edileceğini’ söyledi. “Başlarımız gidebilir ama verdiğimiz sözden dönmeyeceğiz. Hayat damarımızı bu vatanı savunmak için ortaya koyduk” ifadelerini kullanan Kalibaf, zaferin yakın olduğunu ve İran halkının birliğinin zaferi garanti altına alacağını savundu. İran’ın ‘ne savaştan ne de tehditlerden korktuğunu’ belirten Kalibaf, ülkesinin “İran Dini Lideri’nin talimatları doğrultusunda bu suçlara kararlı bir karşılık vereceğini” söyledi.

Müzakere planı yok

Açıklamalar, İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi’nin, ABD’nin herhangi bir saldırgan girişimine İslam Cumhuriyeti tarafından ‘kararlı bir karşılık verileceğini’ bildirmesinin ardından geldi.

İran hükümetinin internet sitesinde yayımlanan açıklamasında Garibabadi, İran Silahlı Kuvvetleri’nin ABD’den gelebilecek her türlü saldırıya güçlü şekilde karşılık vereceğini belirterek, “ABD yönetiminin her türlü saldırgan eylemi, İran Silahlı Kuvvetleri tarafından kararlı bir yanıtla karşılanacaktır” ifadesini kullandı.

Garibabadi, İran’ın ‘İran halkını hedef alan hiçbir saldırı ya da girişimi cevapsız bırakmayacağını’ vurgulayarak, “ABD yönetimi ve başkanı, daha önce de bu yolu denediklerini ve başarısız olduklarını, İslam Cumhuriyeti’nin ise ABD ile İsrail’e ağır bir yenilgi yaşattığını anlamalıdır” dedi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi de İran Silahlı Kuvvetleri’nin, “İran topraklarına yönelik her türlü saldırının mutlaka aynı şekilde karşılık bulacağını gösterdiğini” söyledi.

Şarku’l Avsat’ın İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) yakınlığıyla bilinen Tesnim Haber Ajansı’ndan aktardığına göre Bekayi, “Şu anda müzakere yönünde herhangi bir planımız bulunmuyor. Önceliğimiz savunma” dedi. Mutabakat zaptının ‘karşılıklı taahhütlerden oluştuğunu’ ifade eden Bekayi, “Karşı taraf yükümlülüklerini ihlal ederse biz de kendi taahhütlerimizi yerine getirmeyiz. Bu bizim temel ilkemizdir ve önümüzdeki dönemde de bu doğrultuda hareket etmeyi sürdüreceğiz” diye konuştu.

ABD saldırıları

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) dün akşam İran’a yönelik yeni bir hava saldırısı dalgası düzenlediğini açıkladı. Saldırılarda, Hürmüz Boğazı girişindeki Büyük Tunb Adası’nda bulunan kıyı savunma sistemleri ile seyir füzelerinin depolandığı ve fırlatıldığı noktaların hedef alındığı bildirildi. Operasyon, İran limanları ve kıyı bölgelerine yönelik deniz ablukasının yeniden uygulanmasından saatler sonra gerçekleştirildi.

CENTCOM’dan yapılan açıklamada, saldırıların amacının ‘Hürmüz Boğazı’nda ticari gemilere yönelik saldırılarda kullanılan İran askeri kapasitesini zayıflatmayı sürdürmek’ olduğu belirtildi. Yaklaşık 90 dakika süren operasyonun, salı akşamı yedi saat boyunca devam eden ve Hürmüz Boğazı çevresi ile İran kıyı şeridindeki onlarca askeri noktayı hedef alan önceki saldırıların ardından düzenlendiği ifade edildi.

Öte yandan Reuters’ın DMO’ya dayandırdığı habere göre, Hürmüz Boğazı’nın ‘ABD’nin tehdidi sona erene kadar’ kapalı kalacağı açıklandı. DMO, ABD’nin İran ihracatına yönelik ablukayı sürdürmesi halinde, ABD ve müttefiklerinin faydalandığı ‘diğer tüm enerji ihracat güzergâhlarını’ da kapatmakla tehdit etti.

rhythnjy

Analistler, İran’ın söz konusu tehdidinin deniz taşımacılığına yönelik baskının Hürmüz Boğazı’nın yanı sıra Babu’l Mendeb Boğazı’nı da kapsayacak şekilde genişletilebileceğine işaret ettiğini değerlendiriyor. Bu senaryonun, Hürmüz Boğazı’na ek olarak yeni bir deniz cephesinin açılması anlamına gelebileceği belirtilirken, uzmanlar kısa vadede kapsamlı bir savaşın yeniden başlamasını düşük ihtimal olarak görmeye devam ediyor. Buna karşın, gerilimin daha da artma riskinin sürdüğü vurgulanıyor.

Bu gelişmeler, ABD Başkanı Donald Trump’ın, Tahran’ın yeniden müzakere masasına dönmemesi halinde saldırıları İran’daki enerji tesisleri ve köprüleri de kapsayacak şekilde genişletebileceği yönündeki açıklamalarını sürdürdüğü bir dönemde yaşanıyor. Washington, deniz ablukasının yalnızca İran limanlarına giden veya bu limanlardan ayrılan gemileri hedef aldığını, Hürmüz Boğazı’ndan geçen diğer ticari gemilerin güvenli geçişini sağlamaya devam ettiğini belirtiyor.


Tahran varoluş savaşı verdiğini söylerken ABD yeni saldırılar düzenledi

Tahran varoluş savaşı verdiğini söylerken ABD yeni saldırılar düzenledi
TT

Tahran varoluş savaşı verdiğini söylerken ABD yeni saldırılar düzenledi

Tahran varoluş savaşı verdiğini söylerken ABD yeni saldırılar düzenledi

ABD, Washington'ın İran İslam Cumhuriyeti limanlarına yönelik deniz ablukasını yeniden yürürlüğe koymasının ardından İran'daki kıyı savunma sistemleri ile füze mevzilerini hedef aldı. Tahran ise bölgedeki enerji ihracatını daha da aksatmakla tehdit ederek ABD'ye karşı varoluş savaşı yürüttüğünü açıkladı.

Bu tırmanış, kırılgan ateşkesin birkaç gün önce çökmesinin ardından bölgede gerilimi yüksek tutmaya devam etti. Bu durum, kapsamlı bir savaş ihtimalini yeniden gündeme getirirken, analistler genel olarak böyle bir senaryonun düşük olasılık taşıdığı görüşünde birleşiyor. İran'ın cumartesi gece geç saatlerde Hürmüz Boğazı'nı kapattığını duyurmasının ardından çatışmaların şiddeti daha da arttı.

Devam eden askeri operasyonlar, savaş öncesinde küresel petrol ve doğal gaz sevkiyatının yaklaşık yüzde 20'sinin geçtiği bu kritik su yolundan gemilerin geçişini engelliyor. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), kuvvetlerinin İran'a ait Büyük Tunb Adası'ndaki kıyı savunma sistemleri ile seyir füzelerinin depolandığı ve konuşlandırıldığı noktaları hedef aldığını, saldırı dalgasının ise 90 dakika içinde tamamlandığını açıkladı.

İran'ın başmüzakerecisi Muhammed Bakır Kalibaf, İran'ın güvenliğinin Hürmüz Boğazı'ndaki "İran düzenlemelerinin" korunmasına bağlı olduğunu belirterek yayımladığı açıklamada, "Biz Amerika ile varoluş savaşı içindeyiz" ifadelerini kullandı.