Putin nükleer seçeneğe başvurur mu?

Ukrayna nükleer santralin hedef alınmasını kınarken Batı ‘çevreleme politikasını’ sürdürüyor.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin.
TT

Putin nükleer seçeneğe başvurur mu?

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin.

Rusya'nın Ukrayna'daki askeri operasyonlarının dokuzuncu gününe girilmesiyle Kremlin’in hedeflerine ulaşma hususunda yaşadığı aksaklıklar, bazı çevrelerde Putin’in ‘nükleer silah’ kullanma olasılığına başvuracağı hakkında endişelere yol açtı. Putin ‘operasyonun’ başladığı gün, ‘nükleer silah’ kullanabileceğini ima ederek “İlerlememizi engellemek için müdahalede bulunmayı düşünecek olanlar, vereceğimiz karşılığın tarihlerinde yaşamadıkları sonuçlar doğuracağını bilmelidir” demişti.
Her ne kadar Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ‘nükleer savaş Batı’nın zihnindedir, Moskova bu tür bir savaşı asla istemiyor. Ancak bize silahlar yöneltilirse konuyla yüzleşiriz” dese de Batılı çevrelerde ‘nükleer savaş ihtimali’ halen endişe yaratıyor. Özellikle Avrupa’daki bazı çevreler, Putin’in maruz kaldığı ‘yaptırım baskılarının’ bir hafta öncesine kadar kimsenin gündemine almadığı bir ‘tehlikeli maceraya’ atılmasına teşvik edebileceği yönünde korkular taşıyor.
Ukrayna, Rusya Federasyonu'nu, nükleer santrallerini hedef alarak ‘nükleer terörizm’ uygulamakla suçlamıştı. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), NATO'ya, Zaporijya Nükleer Santrali üzerindeki hava sahasını kapatması ve tesisleri korumaya alması çağrısında bulundu. UAEA Genel Kurulu, Kanada ve Polonya’nın önerisi üzerine aldığı kararla Rusya’yı kınadı. Ajans Rusya’dan kontrol sağladığı santrallerde Ukraynalı uzman ve teknisyenlerin çalışmalarını sürdürmelerine izin vermesini istedi. Söz konusu karar Rusya ve Çin’in ret oyu vermesi, Mısır ve Güney Afrika’nın aralarında bulunduğu beş ülkenin çekimser kalması ve 26 üyenin desteğiyle alındı.
Şarku’l Avsat ürece ilişkin olarak UAEA bünyesindeki nükleer uzmanlarla görüştü. Uzmanlara Putin’in ‘nükleer caydırıcı güçlerin’ aktif hale getirilmesi talimatının teknik ve askeri anlamı, bu kararın alınmasının arka planına ilişkin “Putin, Hiroşima ve Nagasaki’den sonra bu silahı kullanacak ilk kişi olmaya hazır mı?” sorusunu yöneltti.
Uzmanlar, Rusya Devlet Başkanı'nın açıklamalarına bugüne kadar Batı'nın tepkisinin ‘’çevreleme politikası’’ olarak özetlenebileceği görüşündeler. Nitekim ABD, Putin’in açıklamasından sonra ‘nükleer alarm seviyesini’ yükseltmiş değil. ABD ve Avrupalı yetkililer, güven verme amacıyla temkinli bir dil kullanarak Putin’in nükleerle ilgili söz ve eylemlerinin örtüşmeyeceği yönünde açıklamalar yaptılar. Batılı ülkelerin resmi açıklamalarında Putin’in sözleri kınandı ancak benzer bir karşı hamle yapılabileceği üzerinde durulmadı.
Uzmanların çoğu, bugün nükleer seçeneğin söz konusu olmadığına inanıyor. UAEA uzmanlardan biri şu değerlendirmede bulundu:
"Putin'in her zaman sürprizlerle dolu olduğunu ve sık sık kimsenin kendisinden beklemediği adımlar attığını biliyoruz. Ancak nükleer seçenek söz konusu olamaz. Çünkü Rusya böyle bir durumda korkutucu sonuçlara maruz kalacaktır.”
Diğer yandan bazı kesimler, Putin'in nükleer seçeneğe başvurmasının tamamen göz ardı edilmemesi gerektiği görüşünde. Söz konusu uzmanlardan biri "Askeri durum çok karmaşık hale geldi ve muazzam miktarda baskıya maruz kalan Rus lider, savaşı nihai olarak sonlandırmak için kısıtlı bir nükleer silah kullanma seçeneğine başvurabilir" değerlendirmesinde bulundu.
Nükleer silahların kullanma emrini verme yetkisine sahip kişilerin ruh halinin bilinemeyeceğine işaret eden uzmanlar, Putin’in ‘nükleer caydırıcı güçlerin aktif edilmesi’ talimatının, alışılagelmiş nükleer terminoloji ve standart tanımlamalar dahilinde yer almadığını, dolayısıyla bu sözlerin sadece tehdit amaçlı serdedildiği yönünde bir intiba doğurduğunu ifade ediyor. Nitekim Pentagon kaynakları, Rusya’nın nükleer güçlerinde herhangi bir olağanüstü hareketlenme tespit edilmediğini açıklamıştı. Putin’in talimatlarının, nükleer tesislerin komuta merkezlerindeki personel sayısının arttırılması dışında bir anlamı olmadığı düşünülüyor.
ABD ve Rusya’nın nükleer başlıklı çok sayıda uzun menzilli füzeyi fırlatılmaya hazır halde beklettiği biliniyor. Söz konusu nükleer savaş başlıkları kullanılmaya hazır bir şekilde karadaki üslerde ya da denizaltılarda konuşlandırılmış durumda. Silahların çoğunu, balistik füze ya da roketler, yani uzun mesafeyi vurabilen stratejik nükleer silahlar oluşturuyor. Geri kalanlar da tahrip gücü daha düşük kısa menzilli, savaş alanında ya da denizde kullanılabilen nükleer silahlardan oluşuyor. Rusya Genelkurmay Başkanı Valeriy Gerasimov, geçen yılın sonunda yaptığı açıklamada, Rusya'nın stratejik nükleer füzelerinin yüzde 95'inin daimi olarak hazır tutulduğunu belirtmişti.
Batılı bir diplomat, Putin’in ‘nükleer caydırıcı güçleri’ gündeme getirmesinin mantığının açık olduğunu, NATO’nun müdahalesinden çekinen Rus liderin her ne pahasına olursa olsun Ukrayna’da zafer kazanmak istediğini vurgulamak için böylesi bir gündem yarattığını savunuyor. Her ne kadar NATO ve Avrupalı ülkeler Rusya ile doğrudan bir çatışmaya girmeyeceklerini açıklamış olsalar da Ukrayna’ya artan silah destekleri Putin’i böylesi tehditkâr bir açıklama yapmaya itmiş olabilir.
Uzmanlar, Putin tarafından 2 Temmuz 2020'de yayınlanan kararnamede yer alan Rus askeri doktrinine göre aşağıdaki dört senaryoda Rusya’nın nükleer silahları kullanılabileceğini belirtiyor:
-Rusya'ya veya müttefiklerine karşı nükleer silahların veya kitle imha silahlarının kullanılması.
-Rusya'yı veya müttefiklerini hedef alan balistik füzelerin fırlatıldığını gösteren güvenilir verilerin elde edilmesi.
-Ülkenin nükleer kuvvetlerinin müdahalesini baltalayacak kritik hükümet veya askeri altyapı tesislerine saldırı yapılması.
-Rusya devletinin varlığını tehlikeye atacak saldırılara maruz kalınması.
Bu gerekçelerden herhangi biri şu an için söz konusu olmadığından Putin ‘saldırgan açıklamalar’ bahanesine dayanarak ‘nükleer caydırıcı güçlerin aktif hale getirilmesi’ talimatını verdi. Putin’in askeri ve siyasi nedenlerden ötürü, ‘nükleer silah’ seçeneğine başvurma ihtimalinin çok zayıf olduğu düşünülse de uzun zamandır bir tür ‘yalnızlık’ içinde olan Rus liderin, çıkarlarını savunmak için her türlü riski alabileceği de değerlendiriliyor. Bazıları Putin’in gerçeklerden kopmuş olabileceği yorumunda bulunuyor.
Eski Almanya Başbakanı Angela Merkel, 2014’te Putin ile görüştükten sonra Barack Obama’ya “ Putin başka bir dünyada yaşıyor” demişti. Buna, askeri operasyonların aksaması nedeniyle Putin'in maruz kaldığı artan iç baskıyı ve yaptırımlar sonucunda ekonomik ve yaşam koşullarının bozulmasını da eklersek bazı uzmanlar taktiksel nükleer kullanımına başvurma ihtimalini dışlamıyor. Tahrip gücü düşük bir nükleer silah kullanmasının, dünyaya, daha ileriye gidebileceği yönünde bir mesaj verebileceğine işaret ediliyor.



Putin, Batı gemilerine el koyma tehdidinde bulundu: Gölge filo takibine misilleme

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)
TT

Putin, Batı gemilerine el koyma tehdidinde bulundu: Gölge filo takibine misilleme

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Avrupa ülkelerinin Rusya'nın gölge filosunun parçası olduğundan şüphelenilen gemilere yönelik müdahale ve alıkoyma faaliyetlerine karşılık olarak, çarşamba günü Avrupa ülkelerine ait gemilere el koyma tehdidinde bulundu.

Başta İsveç ve Fransa olmak üzere bazı Avrupa ülkeleri, son aylarda Moskova'nın Ukrayna'yı Şubat 2022'de işgal etmesinin ardından uygulanan Batı yaptırımlarını aşmak için kullandığı düşünülen gölge filoya ait olduğu değerlendirilen bazı gemilere müdahale etti.

Avrupa Birliği'nin temmuz ayının sonunda kabul ettiği yeni yaptırım paketi de Rusya için önemli gelir kaynaklarını hedef alıyor ve bu gemilerin petrol ve diğer ürünlerden oluşan yüklerinin satışını kısıtlıyor.

Putin, «Bazı ülkelerin yetkililerinin son dönemde gemilerimize el koyma ve bizden yağmaladıkları malları satma ihtimalini değerlendirdiğini görüyoruz» dedi ve bu girişimleri korsanlık ve haydutluk olarak nitelendirdi.

Rusya'nın Uzak Doğusu'ndaki deniz tatbikatlarının yapıldığı sırada konuşan Putin, “Eğer bu gerçekleştirilirse, aynı şekilde karşılık vermek zorunda kalacağız” ifadelerini kullandı. Rus lider, Moskova'nın gerekli ve uygun gördüğümüz her yerde harekete geçeceğini belirterek herhangi bir yerde karşılık verebileceklerini söyledi.

gthyju
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rus Donanması'na ait Varyag güdümlü füze kruvazörünü, Sahalin Adası'nın doğusunda Pasifik Filosu'nun deniz tatbikatlarının son aşamasını denetlerken ziyaret etti (AFP)

İsveç kısa süre önce, mart ayının başında durdurduğu Rusya'nın gölge filosuna ait bir yük gemisini Ukrayna'ya teslim etme kararı aldı. Kiev'e göre gemi, Moskova'nın işgal ettiği bölgelerden çalınan Ukrayna buğdayını taşıyordu.

Bu arada Rus haber ajansları, Putin'in NATO'nun Asya-Pasifik bölgesine sızdığını ve Kuzey Kutbu'nda gerilimi artırdığını söylediğini aktardı.

Putin açıklamalarını, Rus donanmasının askeri tatbikat düzenlediği Sahalin Adası açıklarında bulunan Rus kruvazörü Varyag da yaptı.

Tatbikatlar, ABD ile Güney Kore'nin Kuzey Kore'nin olası bir saldırısını simüle eden ortak askeri tatbikatlarından bir hafta önce gerçekleştiriliyor.

Kiev ve Seul'ün Kuzey Kore ile Moskova arasındaki askeri iş birliğinin artmasından duyduğu endişeyi dile getirdiği bir dönemde, bölgede gerilim de yüksek seyrediyor.


Trump ve İran: Açık bir savaşta dar seçenekler

ABD’nin İran'a yönelik ablukasının uygulanmasına destek operasyonları sırasında USS Boxer gemisinin güvertesinde, ABD Deniz Piyadeleri'ne ait bir savaş uçağı (CENTCOM)
ABD’nin İran'a yönelik ablukasının uygulanmasına destek operasyonları sırasında USS Boxer gemisinin güvertesinde, ABD Deniz Piyadeleri'ne ait bir savaş uçağı (CENTCOM)
TT

Trump ve İran: Açık bir savaşta dar seçenekler

ABD’nin İran'a yönelik ablukasının uygulanmasına destek operasyonları sırasında USS Boxer gemisinin güvertesinde, ABD Deniz Piyadeleri'ne ait bir savaş uçağı (CENTCOM)
ABD’nin İran'a yönelik ablukasının uygulanmasına destek operasyonları sırasında USS Boxer gemisinin güvertesinde, ABD Deniz Piyadeleri'ne ait bir savaş uçağı (CENTCOM)

ABD Başkanı Donald Trump'ın önündeki seçeneklerin artık, açık bir zafer ile sınırlı tutulabilecek bir yenilgi arasında değiştiği söylenemez. Bu seçenekler daha çok, İran'ı yıpratabilecek ancak Amerikan ekonomisini de zorlayacak uzun soluklu bir abluka; Hürmüz Boğazı'nı yeniden açmak karşılığında Tahran'a kalıcı bir nüfuz alanı tanıyacak sınırlı bir anlaşma; hesaplarını değiştireceğinin garantisi olmayan yeni bir askeri harekât ya da geride daha zayıf ve daha düşmanca bir devlet bırakan siyasi geri çekilme gibi her biri kendine özgü bedeller taşıyan senaryolar arasında şekilleniyor. Pakistan, yeniden Hürmüz Boğazı krizini sona erdirecek bir ‘düzenlemeye’ yaklaştığını duyururken İran ve ABD'nin tutumları, çatışmanın nihai uzlaşıya değil yıpratma sürecine ulaştığına işaret ediyor. Sorun, kısa bir süre içinde anlaşmaya ulaşılacağına dair açıklamalar defalarca kez yinelenirken genel ifadelerden somut uygulamaya geçişte uçurumun büyümeye devam etmesi. Tahran'ın ‘son aşamasına ulaştı’ dediği İran-Umman Anlaşması, yeni deniz güzergahlarının belirlenmesini öngörürken bu durum otomatik olarak boğazın yeniden açılması anlamına gelmiyor.

dfgreg
İran Dışişleri Bakanı Abbas Araçi, bugün Tahran'da Pakistan İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi'yi kabul ediyor (İran Dışişleri Bakanlığı)

İran, Hürmüz Boğazı’nın açılması için ablukanın, yaptırımların, askeri tehditlerin sona ermesi ve tazminat ödenmesini şart koşarken Washington, Tahran'a gemilerden ücret alma ya da geçişe kısıtlama getirme hakkı tanımayı reddediyor. Tahran ayrıca Washington'ın önceki mutabakat muhtırasını ihlal ettiğini öne sürerek ABD ile doğrudan müzakereye oturmayacağını da açıklıyor.

Bu bağlamda Pakistan’ın iyimserliği, tazminat, yaptırımlar, nükleer program ve bölgedeki Amerikan kuvvetleri dosyalarının çözüme kavuşturulmasından çok deniz güvenliğine ya da tırmanmanın durdurulmasına ilişkin geçici bir mutabakata işaret ediyor olabilir. Karşılıklı tazminat talepleri ise yüzü kurtaracak bir formül bulmayı daha da güçleştiriyor. İran’ın savaş tazminatı talep etmesinin ardından Trump, buna Tahran'ı sorumlu tuttuğu kurbanlar için tazminat talep ederek yanıt verdi. Böylece olası herhangi bir müzakereye yeni bir madde daha ekledi.

Bombalama yerine abluka

Trump şu an deniz ablukasını sürdürmeyi ve yaptırımları sıkılaştırmayı, topyekun savaşa geri dönmekten ise bundan kaçınmayı tercih ediyor. Wall Street Journal (WSJ) gazetesine göre yetkililer, bu aşamada sistemin davranışını değiştirmede sınırlı sonuçlar veren saldırılara kıyasla mali baskının daha etkili olabileceği konusunda onu ikna etti. Trump bu mantığı İran'ın ‘iflas ettiğini’ söyleyerek özetledi. ABD'nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Mike Waltz da Tahran'ın Savunma Bakanı Pete Hegseth'ten çok Hazine Bakanı Scott Bessent'tan korktuğu görüşünü dile getirdi. Bu strateji Washington'a yeni bir hava harekâtının risklerini üstlenmeksizin sürdürülebilir bir baskı aracı sunuyor ve Trump'ın savaşı genişletmeden İran'ı cezalandırmayı sürdürmesine imkân tanıyor. Ancak bu yaklaşım, zamanın ABD'nin lehine çalıştığını varsayıyor. Bu ise henüz kanıtlanmış bir önerme değil.

drfgthtg
ABD Başkanı Donald Trump ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Versailles Sarayı'nda ABD-İran anlaşmasının imza töreninde (AFP)

İran ekonomisi, dövizin çöküşü, enflasyon ve petrol gelirlerinin yitirilmesinden kaynaklanan ciddi bir baskıyla boğuşuyor olsa da Tahran maliyeti gemilere, enerji tesislerine yönelik saldırılar ve bölgedeki müttefikleri aracılığıyla hasımlarına yüklemeye hazır olduğunu kanıtladı. Krizin sürmesi ABD'nin iç dengelerini de etkiliyor. Associated Press (AP)-NORC anketine göre Amerikalıların yalnızca yüzde 28'i Trump'ın savaşı yönetme biçimini onaylıyor. Bu oran bir ay önce yüzde 34'tü. Ara seçimlerin yaklaşması ve yakıt fiyatlarının yükselmesiyle birlikte Washington'ın siyasi ve ekonomik yıpranmaya dayanma kapasitesi, iç acı çok daha şiddetli olsa dahi İran rejiminin baskıya katlanma kapasitesinin altına düşebilir.

Güç seçeneği gündemde kalmaya devam ediyor

Washington Yakın Doğu Politikası Enstitüsü (WINEP) Araştırma Direktörü Patrick Clawson, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ‘Trump'ın karşısındaki alternatiflerin tamamının çekici olmadığını’ belirterek karar alma sürecinin büyük ölçüde kişisel nitelik taşıdığını ve Trump'ın sınırlı sayıda danışmanı, daha az sayıda uzmanı dinlediğine dikkati çekti. Bu nedenle Clawson, Trump’ın herhangi bir anda ABD Merkez Kuvvetleri (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper'a atfedilen iki haftalık bombalama harekâtını onaylayabileceğini ya da sadece abluka ve ekonomik baskı kampanyasını sürdürmeye karar verebileceğini dışlamıyor.

Trump'ın müttefiklere yönelik yaklaşımındaki değişkenliği de örnek gösteren Clawson, Trump yönetiminin Suudi Arabistan ile ‘123 Anlaşması’ olarak bilinen sivil nükleer iş birliği anlaşmasını beklenmedik biçimde onayladıysa da ABD Başkanı’nın günler sonra Riyad'ın uzun süredir reddettiği bir talep olan İsrail'in tanınması koşulunu anlaşma metnine eklediğine işaret etti. Clawson, bu yaklaşımın İran'la ilişkide çok daha fazla değişkenlik sergileyebileceğini ve ‘Trump'ın ne yapacağını kimsenin bilemeyeceğini, belki de kendisinin bile henüz bilmediğini’ vurguladı.

fdyjuk
Ortadoğu'da konuşlu Patriot sisteminin jeneratörüne yakıt ikmali yapan bir ABD topçu askeri (ABD Ordusu)

Gerilimin tırmandırılmasından yana olanlar, kısa ve sınırlı bir harekâtın nükleer, füze ve sanayi altyapısındaki daha fazla tesisi yok edip ardından ablukaya dönülebileceğini savunuyor. Ancak bu seçenek Hürmüz Boğazı’nın açılacağını garanti etmiyor ve İran'ı petrol tesislerine, su kaynaklarına ve Amerikan üslerine saldırmaya yöneltebilir. Bazı savunma füzelerinin ve uzun menzilli mühimmatların azalması ve enerji fiyatlarındaki olası artış da ‘iki haftalık bombalamayı’ hesaplanmış bir son nokta değil, uzun soluklu bir yüzleşmenin kapısını aralayan bir başlangıç noktasına dönüştürebilir.

Hürmüz Boğazı ve zorunlu “birlikte yaşama”

Üçüncü seçenek, İran'ın bir dereceye kadar denetimi karşılığında deniz seyrüseferini yeniden başlatan sınırlı bir anlaşmayı kabul etmek ve daha büyük meseleleri erteliyor. Bölge ülkeleri bu sonuçtan memnun olmamakla birlikte, yeni bir savaşa kıyasla buna daha temkinli yaklaşıyor. Pazartesi günü Boğaz'dan geçen gemi trafiği, savaş öncesindeki günlük 130 ila 140 gemilik ortalamaya kıyasla sadece altı gemiye düşüyor. Bu durum, Trump'ın ABD Donanması'nın Hürmüz Boğazı’nı ‘kontrol ettiği’ yönündeki açıklaması ile ticari geçişi fiilen garanti edebilme kapasitesi arasındaki farkı gözler önüne seriyor. Buna rağmen mevcut tablo, İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki hukuki egemenliğinin tanındığı anlamına gelmiyor, aksine Tahran'ın seyrüseferi aksatma gücüyle geçici bir birlikte yaşama durumu oluşturuyor. Zira alternatif güzergahlar da tehdit ve saldırılara maruz kalıyor. Bu da İran'a, bölge ihracatının bir kısmı üzerinde fiilen bir ‘veto hakkı’ tanımaya devam ediyor.

İran’ın öne sürdüğü bazı şartları kabul etmenin Tahran'ı başka şartlar da eklemeye yöneltebileceği konusunda uyaran Clawson’a göre Tahran, Trump'ın daha fazla baskıya açık olduğunu düşünüyor. Clawson, İran'ın özür, tazminat ve ABD güçlerinin çekilmesi taleplerini ekleyerek mutabakat zaptında yer alanların ötesine geçtiğine dikkati çekti. Ayrıca mutabakat zaptında geçen 300 milyar dolarlık fonun Amerikan tarafında tazminat değil, İran'a yapılacak yatırımlar olarak anlaşıldığını, askerlerle ilgili maddenin ise Washington tarafından bölgeden çekilme değil İran yakınlarında yeni bir yığınak yapılmasının önlenmesi şeklinde yorumlandığını açıkladı. Nükleer bir anlaşma olmadan dahi zafer ilan edip uzaklaşma seçeneği, Trump'ın üzerindeki siyasi yükü hafifletebilir, ancak Hürmüz Boğazı kapatılmaya ve İran gerilimi tırmandırmaya muktedir olduğu sürece krizi sona erdirmeye yetmiyor. Bu nedenle en muhtemel sonuç, hava saldırıları seçeneği yedekte tutularak abluka, yaptırımlar ve dolaylı müzakerelerin bir karışımı olarak öne çıkıyor. Clawson'ın özetiyle, Trump yeni bir askerî harekât emri verse de vermese de bu süreç uzun soluklu bir hesaplaşma niteliği taşıyor. Mevcut karar, hızlı bir zaferin nasıl kazanılacağıyla değil, Trump'ın hangi bedeli ödemeyi seçeceği ve bu bedelin ne kadarını İran'a, müttefiklerine ve kendi seçmenine yükleyebileceğiyle ilgili bulunuyor.


Tayvan, Çin ve Endonezya'nın ortak deniz tatbikatı planını kınadı

Tayvan'ın yıllık askeri tatbikatları sırasında uçaksavar kullanan bir asker, (AFP)
Tayvan'ın yıllık askeri tatbikatları sırasında uçaksavar kullanan bir asker, (AFP)
TT

Tayvan, Çin ve Endonezya'nın ortak deniz tatbikatı planını kınadı

Tayvan'ın yıllık askeri tatbikatları sırasında uçaksavar kullanan bir asker, (AFP)
Tayvan'ın yıllık askeri tatbikatları sırasında uçaksavar kullanan bir asker, (AFP)

Tayvan, Çin'in adanın doğu kıyısı açıklarında Endonezya ile ortak deniz tatbikatı düzenleme planını kınadı. Taipei, Pekin'in söz konusu deniz bölgesi üzerinde yetki sahibi olduğu yönünde "yanlış bir izlenim" oluşturmaya çalıştığını savundu.

Çin Savunma Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, bir Çin savaş gemisi ile bir Endonezya fırkateyninin ağustos ayının ortalarında Tayvan'ın doğusunda "denizde geçiş tatbikatı" gerçekleştireceğini duyurdu.

Bakanlık, tatbikatın "iki ülke donanmalarının ortak operasyonel kabiliyetlerini geliştirmeyi" ve "bölgesel barış ve istikrarı ortaklaşa korumayı" amaçladığını bildirdi.

Buna karşılık, Tayvan'ın Çin politikasından sorumlu Anakara İşleri Konseyi, Çin Komünist Partisi'nin "askeri provokasyonu" olarak nitelendirdiği girişimi sert şekilde kınadı.

Konsey, bu adımın fiilen "uluslararası kamuoyunda Çin Komünist Partisi'nin Tayvan'ın doğusundaki sular üzerinde yetkiye sahip olduğu yönünde yanlış bir izlenim oluşturmayı" amaçladığını belirtti. Açıklamada, girişimin Tayvan'ın ulusal egemenliği ile denizlerdeki hak ve çıkarlarının "açık bir ihlali" olduğu ifade edildi.

Fransız Haber Ajansı'nın (AFP) konuya ilişkin sorusuna Endonezya ordusundan henüz cevap gelmedi.

Çin'in tatbikat duyurusu, Tayvan'ın Çin'in olası bir işgaline karşı halkı hazırlamayı amaçlayan şimdiye kadarki en geniş kapsamlı yıllık askeri tatbikatlarını gerçekleştirdiği bir dönemde yapıldı.

Çin, Tayvan'ı kendi topraklarının ayrılmaz bir parçası olarak görüyor. Pekin, nüfusu 23 milyondan fazla olan özerk adayı güç kullanarak ilhak etmekle tehdit ediyor.