Ukrayna meselesinde herkesin yaptığı hatalar ve alınan dersler

Olaylar, uluslararası ya da bölgesel olarak tek taraflı gücün kimsenin çıkarına olmadığını, siyasi ve askeri bir dengenin varlığının ise herkesin çıkarına olduğunu ortaya koyuyor

Putin, Donetsk ve Luhansk’ın bağımsızlığını tanımasını, 2014 yılında imzalanan Minsk Anlaşması’nın zaten ihlal edildiği olduğu gerekçesiyle savundu (AFP)
Putin, Donetsk ve Luhansk’ın bağımsızlığını tanımasını, 2014 yılında imzalanan Minsk Anlaşması’nın zaten ihlal edildiği olduğu gerekçesiyle savundu (AFP)
TT

Ukrayna meselesinde herkesin yaptığı hatalar ve alınan dersler

Putin, Donetsk ve Luhansk’ın bağımsızlığını tanımasını, 2014 yılında imzalanan Minsk Anlaşması’nın zaten ihlal edildiği olduğu gerekçesiyle savundu (AFP)
Putin, Donetsk ve Luhansk’ın bağımsızlığını tanımasını, 2014 yılında imzalanan Minsk Anlaşması’nın zaten ihlal edildiği olduğu gerekçesiyle savundu (AFP)

Nebil Fehmi
Siyaset ve dış ilişkilerin uygulanışı noktasında, mevcut olanı tanımlamak, ilkeli pozisyonlar almak ve dış ilişkilerin yönetiminde toplumsal ve insani ilkelere bağlı kalmak karşılığında çıkarlara öncelik vermek anlamına gelen siyasi gerçekçilik temelinde süregelen bir tartışma söz konusu.
Modern çağda siyasi gerçekçilik felsefesini benimseyen en önemli isimlerden biri olan ABD’nin eski başkanlarından Richard Nixon yönetimi sırasında ABD’nin Çin'e açılması ve Rusya ile ateşkes yapması için çalışan eski Dışişleri Bakanı Dr. Henry Kissinger, Batı'nın, aralarında tarihi, etnik ve siyasi bağlar olan Rusya ve Ukrayna'yı birbirinden ayırma çabalarının sonuçlarına ve beyhudeliğine karşı uyardığı bir makale kaleme aldı. Bu makale, çıkar ve gerçekçilik kavramlarının sadece Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinden düşünürler tarafından dile getirilmediği anlamına geliyordu.
Buna karşın Batılı ülkeler, dış ilişkilerinin birçok yönünü toplumlarının ilke ve kurallarına, özellikle de 21. yüzyılın gerektirdiği üslupla en iyi, en yararlı ve en tutarlı olanı olmasından ötürü demokrasi ve insan haklarına saygı göstermeye dayalı olduğunu iddia ettiler.
Geçmişte bir diplomat olarak geçirdiğim yıllar boyunca, dış ilişkiler konusunda eylem için bir temel veya çerçeve oluşturan ulusal kurallar ve Birleşmiş Milletler (BM) Anlaşması gibi uluslararası kuralların biri olmadan diğerinin de olmayacağına inandım. Büyük ülkeler, Kuveyt'in Irak işgalinden kurtuluşundan önce BM Güvenlik Konseyi'nden (BMGK) kararlar çıkarmaya ve Libya'ya bir hava ambargosu uygulamaya çalıştılar. Ancak her ikisi arasındaki temel itici güç bir biriyle bağlantılı olsa da her biri diğerinden farklı meselelerdi.
Batılı ülkelerin yalnızca ilkelere ve hukuka bağlı oldukları iddiasında da herhangi bir inandırıcılık bulamadım. Çünkü gerektiğinde ilke yerine çıkara öncelik verebiliyorlar. Ayrıca onlar da işgalci ülkelerdi. ABD’nin önderliğinde, sınırlarının dışında halen en çok sömürgecilik yapanlar onlar. Maalesef ne kadar önemli olsa da demokrasi ve insan hakları ilkelerine bağlı kalmak, jeo-stratejik amaç ve çıkarlara ulaşmak için sadece bir araç ve bahaneden ibarettir.
Ukrayna’nın mevcut durumu ve Rusya ile Batı'nın eylemleri, yukarıdakilerin hepsini doğruluyor. Elbette Rusya'nın Ukrayna topraklarının çeşitli bölgelerinde askeri güç kullanması ve silah zoruyla hükümeti değiştirmeyi istemesi, uluslararası hukukla çelişen ve istenmeyen bir eylemdir. Fakat bu, ABD ve Batı'nın Ukrayna konusundaki tutumlarının doğru olduğu anlamına gelmiyor.
Başkan Putin, Donetsk ve Luhansk'ın bağımsızlığını tanımasını 2014 yılında imzalanan Minsk Anlaşması’nın zaten ihlal edildiği gerekçesiyle savundu. Donetsk ve Luhansk ile iş birliği anlaşmaları imzaladı ve güvenliklerini sağlamak amacıyla askeri kuvvetler gönderen Putin, Ukrayna hükümetinin Minsk Anlaşması’nı ihlal ettiğini öne sürerek Batı'nın bu konuda Ukrayna’yı desteklemekte ve cesaretlendirmekte çok ileri gittiğini söyledi ve bunda da haklıydı.
Rusya’nın askeri seçeneğe yönelmesini savunmuyorum ve de savunmayacağım. Çünkü bu bir oldu-bittiyi getirmek için güç gösterisi ve özellikle Batılı rakiplerini buna başvurdukları için eleştiren ülkelerin 21. yüzyılda aşmaları gereken bir eylemdir. Sorunun kaynağının ve daha fazla ağırlaşmasının asıl sorumlusunun ABD ve Batılı ülkeler olduğunu düşünüyorum. Batı, Soğuk Savaş'ın sona ermesinden sonra NATO'nun doğuya genişlemeyeceğine dair Sovyetler Birliği'ne verdiği sözü çiğnedi ve önce 1999 yılında ve ardından 2004 yılında Doğu Avrupa ülkelerinden üyelerle doğuya doğru genişledi. NATO, 2008 yılında Bükreş'te yapılan zirvede Ukrayna ve Gürcistan'ın üyeliğinin tartışılabileceğini duyurdu.
Rusya, 2008 yılında Gürcistan ile arasında bir savaşın patlak verdiği Bükreş zirvesi sonrasındaki kadar hızlı ve net bir tepki vermemişti. Ukrayna krizi ise 2014 yılında patlak verdi. Rusya, o yıl, Karadeniz’deki limanlarını korumak da dahil olmak üzere stratejik amaçlarla Kırım'ı ilhak etti. ABD'nin Ukrayna’daki yönetimin Batı yanlısı bir yönetimle değiştirildiği darbeyi desteklemesinin ardından Ukrayna bir iç savaşa itildi. Nispeten sakin geçen bir dönemin ardından, Ukrayna'yı dolaylı olarak NATO’ya daha yakın hale getirmek için (eski ABD Başkanı Donald) Trump ve (mevcut ABD Başkanı Joe) Biden dönemlerinde ABD tarafından Ukranya’ya silah ve askeri eğitim alanlarında verilen desteğin yanı sıra Türkiye'nin Ukrayna hükümetine insansız hava araçları (İHA) temin etmesi gibi Batılı adımların sıklaşmasıyla 2021 sonbaharı ve 2022 yılı başlarında bölgede tansiyon yeniden yükseldi.
Rusya, Batı'nın, NATO üyeliği, Avrupa Birliği (AB) üyeliği ve demokratik ve liberal temellerin yaygınlaştırılması olmak üzere üç taraftan çıkarlarına zarar vermeye çalıştığı değerlendirmesinde bulundu. Bu da Rusya’nın, bölgesindeki siyasi varlığı ve güvenliği için daha sert tutumlar sergilemesine neden oldu.
Başkan Putin'in 2014 yılındaki bir toplantıda, Batı ile doğrudan bir askeri çatışmaya girmek istemediğini belirterek, Batı'yı bir kez daha ülkesine saygı duymaya zorlayacağını söylediğini hatırlıyorum.
Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik askeri operasyonlarının başlamasından birkaç gün önce, BMGK’nın daimi üyesi olan Batılı bir ülkenin büyükelçisi ile bir görüşmem oldu. Bu görüşmede, Batılı büyükelçi, Batılı ülkelerin ya da NATO'nun Ukrayna’yı askeri olarak koruyamayacaklarını ve Batı'nın tepkisinin Rusya'ya ekonomik yaptırımlar uygulamaktan öteye geçemeyeceğini vurguladı. Bu sözler benim için şaşırtıcı değildi. Batı'nın askeri bir çatışmaya girmesinden kaçınmasını destekliyorum, ancak önce cesaret verilen ve ardından büyük bir ülkenin gücü önünde yalnız bırakılan ülkelerin olmasına halen şaşırdığımı gizleyemem.
Ukrayna’da yaşananlar, uluslararası yahut bölgesel olarak tek taraflı gücün kimsenin çıkarına olmadığını, siyasi ve askeri bir dengenin varlığının herkesin çıkarına olduğunu ortaya koyuyor.
Rusya ile siyasi varlık ve güvenlik konularında yaşanan anlaşmazlıklarla, bu anlaşmazlıklar artmadan, sancılı bir süreçten sonra sonuçları alınabilecek askeri operasyonlara başvurmadan ve meseleler üstesinden gelinmesi zor hale gelmeden önce yüzleşmeliydi.
Bununla birlikte Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik tutumunda fazla bir değişiklik olması beklenmiyor.
ABD ve Batı ülkelerin, özellikle güvenlik ve müttefikini koruma konularında güvenilirliklerini büyük ölçüde kaybetmelerinin ardından baskı yapma ve siyasi söylemde bulunma noktalarında kendilerini kontrol etme çabası olduğunu düşünüyorum. Ukraynalılar, tüm bunlardan ders çıkarıp, başkalarına bağımlılığın güvenliklerini sağlamayacağını ve ulusal uzlaşının akıllıca ve tercih edilen bir tutum olduğu sonucuna varmalılar.
Avrupa, özellikle Almanya, Doğu Avrupa ile siyasi uzlaşı çağrısında bulunan geleneksel ‘kıtanın bilgesi’ rolünü yeniden üstlenmeli.
Dünya ülkelerinin güç değil, çıkarlar dengesine dayalı yeni bir uluslararası düzenin temellerini atmalarının zamanı geldi. İkinci Dünya Savaşı dönemindeki gerilimler şu an olmasa bile, dünyayı Soğuk Savaş rekabetlerinin bir uzantısı olarak Soğuk Savaş teorilerine göre yönetmek artık kabul edilebilir değil. Eğer ABD ya da Rusya'nın Avrupa’ya güç dayatmalarını kabul edersek, aynı şeyin bölgesel bir güç tarafından diğer bölgelerde de uygulanması kimseyi şaşırtmamalı.

*Şarku’l Avsat okurları için Independent Arabia’dan tercüme edilmiştir.



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.