Çad: Hükümet ile muhalefet arasındaki diyalog nasıl sonuçlanacak?

Çad’daki koşullar, çatışmanın ve siyasi istikrarsızlığın devam ettiğini gösteriyor

Çad Devlet Başkanı Mahamat Kaka Deby, babası Idriss Deby’nin isyancılarla girdiği bir savaşta öldürülmesinin ardından iktidara geldi (Reuters)
Çad Devlet Başkanı Mahamat Kaka Deby, babası Idriss Deby’nin isyancılarla girdiği bir savaşta öldürülmesinin ardından iktidara geldi (Reuters)
TT

Çad: Hükümet ile muhalefet arasındaki diyalog nasıl sonuçlanacak?

Çad Devlet Başkanı Mahamat Kaka Deby, babası Idriss Deby’nin isyancılarla girdiği bir savaşta öldürülmesinin ardından iktidara geldi (Reuters)
Çad Devlet Başkanı Mahamat Kaka Deby, babası Idriss Deby’nin isyancılarla girdiği bir savaşta öldürülmesinin ardından iktidara geldi (Reuters)

Mana Abdulfettah
Çad Devlet Başkanı Idriss Deby’in 20 Nisan 2021’de hayatını kaybetmesinden bu yana Çad’da iktidarda olan Askeri Geçiş Konseyi, ülkede yasama ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapılmasına hazırlık olarak 15 Şubat’ta Doha’da muhalefetle kapsamlı bir ulusal diyalog düzenleme sözü verdi. Ancak diyalog, 10 Mayıs 2022 tarihine ertelendi.
Deby’nin 30 yıllık iktidarına ve ardından (demokratik seçimler yapılana kadar 18 ay boyunca askeri konseye başkanlık ederek işlerin sorumluluğunu üstlenen) oğlu Mahamat Kaka Deby’e eşlik eden belirsizlik ve medya karartması ile açık bir sakinlik baş gösterirken, koşulların ardındaki istikrarsızlık hali de gizlendi. Ülkede birçok başarısız darbe girişiminde bulunan devrimci ve silahlı bir askeri hareket mevcut. Gelecek Nisan ayında ilk yılını tamamlayacak olan oğul Deby, babasının izini takip ediyor gibi görünüyor. Bu hareketin temel sorunları, hala toplumsal eşitsizlik ve beraberinde işsizlik, Çad’ın doğal ve petrol zenginliğine rağmen kötüleşen ekonomik ve yaşam koşulları, sınırlı siyasi katılım, hak, özgürlük ve düşünce ifadelerindeki kısıtlamalar gibi sorunlardır. Bazı insan hakları örgütleri de Deby’nin baskı uygulamaları, siyasi tasfiyeler ve muhaliflerinin tutuklanmasıyla ilgili raporlarında bu noktalara dikkati çekti.
Altıncı cumhurbaşkanlığı dönemini kazandığının açıklanması sonrasında ülkenin kuzeyinde isyancılarla girdiği çatışmada babasının öldürülmesinin ardından Mahamat Kaka’nın atanma hızı, iktidarı elinde tutma niyetini açığa çıkarıyor. Bu çerçevede dikenli sorunlar, çözümü olmaksızın devam etti. Aksine olağanüstü hâl ilan edilmesi ve Deby’nin ölüm koşulları nedeniyle siyasi hayatın donması, ardında bir başkanlık boşluğu bırakmadı ya da ordu subaylarına iktidarı ele geçirmeleri için bir fırsat sağlamadı. Kaka’nın, Çad ordusunda bir subay olması ve Güvenlik Servisi Genel Müdürlüğü’ne başkanlık etmesi ile birlikte yetkinin kendisine devredilmesi, askeri bir darbe ve babası tarafından belirlenen anayasal kuralların ihlali olarak kabul ediliyor. Mahamat Kaka, Fransa’nın desteğini alırken, iktidara gelişini de ülkenin olağanüstü koşullara tanık olmasına bağladı.

İç koşulların çatallanması
Askeri Geçiş Konsey temsilcileri ile ‘Değişim ve Uyum Cephesi (FACT)’ liderliğindeki bazı Çadlı silahlı hareketlerin temsil ettiği muhalefet güçlerini kapsayan Diyalog Komitesi arasındaki istişare müzakereleri, Hartum’da düzenlendi. Taraflar, daha sonra kapsamlı ulusal diyalog için nihai düzenlemeler üzerinde anlaşmaya varma amacıyla geçen Şubat ayında Doha’da bir araya geldi. 2009 yılında iki ülke arasındaki barış girişimine uygun olarak Hartum ve Encemine arasında yapılan bir anlaşmanın ardından, Başkan Deby döneminde Çad muhalefet liderinin Hartum’da ikamet ediyor olmaları dikkat çekicidir. Liderler, daha sonra Doha’ya taşındı.
Çad Devlet Başkanının diyaloğu ertelemesinin, etnik karmaşalara ek olarak, ülkenin Müslüman kuzeyi ve doğusu ve Hristiyan güneyi arasındaki çatışmadan kaynaklanan iç siyasi koşullarla bağlantılı olması muhtemel. Öyle ki Çad’da 200’den fazla farklı etnik köken yaşıyor. Resmi dil Arapça ve Fransızca olmasına rağmen 100 yerel lehçe konuşuluyor. Ama bu konuda ülkedeki siyasi durumun ciddiyetini artırabilecek bir belirsizlik var. Özellikle de üst düzey subaylardan ve babasının iktidardaki yoldaşlarından oluşan Askeri Konsey, oğul Deby’e gerekli korumayı sağlıyor ve karar almasında yardımcı oluyor. Bu çerçevede bu erteleme, Mahamat Kaka’nın babasından daha az sert ve kararlı görünen tavırları ışığında bu konulardan kaçtığı şeklinde yorumlanırsa bu ciddiyet artacak. Öyle görünüyor ki genel olarak Mahamat Kaka’nın iktidarının istikrar kazanmasına dair bir ısrar var ve diyaloğun sonuçlarının, onu muhalefeti iktidara getirebilecek seçimler yapmaya iteceğine dair bir korku hali mevcut. Bu nedenle diyalogu ertelemek, oğul Deby’nin nüfuzu genişleyene kadar seçimleri ertelemenin uygun bir yoludur.
Fransızların desteğini alan Çad güçlerinin isyancı saldırıyı durdurmayı başarmasına rağmen koşullar, çatışmanın ve siyasi istikrarsızlığın devam ettiğini gösteriyor. Bu da diyaloğun başarısızlığına işaret ediyor. Diyaloğa, Askeri Geçiş Konseyi ve Çad silahlı hareketlerini temsil eden yaklaşık 300 kişinin katılması kararı alındı.

Muhalefet unsurlarının çatışması
Çad hükümeti ve muhalefeti arasında yapılacak diyaloğun, ülkenin neye ulaşabileceğini ortaya çıkarması bekleniyor. Öyle ki ya başarılı bir diyalog ve demokrasiye geçiş ya da diyaloğun başarısız olması ve muhalefet güçlerinin siyasi ve askeri faaliyetlerine geri dönmesi durumları baş gösterecek, Askeri Şura’nın geçiş sürecini uzatması için bir fırsat doğacaktır. Bu son olasılık, Askeri Konsey’in bir dizi yankı uyandıracak ek bir baskı politikası dayatmasına izin verecektir. Ama Mahamat Kaka’nın ve arkasındaki Askeri Konsey’in ‘muhalefete baskı yapmak ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi talebini görmezden gelmek’ dışında ülkeyi nasıl yönetebileceğini görmek zor. Bununla birlikte Çad Devlet Başkanı, muhalif unsurların iç içe geçmesi ve çeşitliliği karşısında esneklik göstermek için hâlâ zamana sahip. Ulusal Demokrasi Mitingi ve Özgürlük ve Kalkınma Partisi başta olmak üzere, sokak ve sivil toplum örgütlerini harekete geçiren ve Askeri Geçiş Konseyi’nin istifası talebiyle gösteri düzenleyen siyasi partiler mevcut.
Silahlı muhalefetin başında ise Çad içerisindeki faaliyetlerini yürütmek için Libya- Çad sınırını üs olarak kullanan FACT geliyor. FACT, Tebu ve Çad hükümetiyle çatışan diğer etnik kabilelerden oluşuyor. 2006 yılında kurulan ve özellikle 2008 yılında hükümete karşı askeri operasyonlar düzenleyen ‘Demokrasi ve Kalkınma için Güçler Birliği’nden ayrılmasının ardından cephe ile Çad düzenli ordusu arasında çeşitli çatışmalar yaşandı. Bu güçler, daha önce cumhurbaşkanlığı sarayına ulaştığında Fransız güçler müdahalede bulunup bu güçleri geri püskürtmüştü. FACT’ın Çad’ın kuzeyindeki Tanoa’daki ayrı kuvvetlerle 2016’da birlikten ayrılması sonrasında cephe, 2019’da hükümete karşı bir askeri operasyon gerçekleştirerek başkent Encemine’ye yaklaştı. Fransız güçler tekrar müdahale etti ve saldırılar, savaş uçakları aracılığıyla püskürttü. Ardından silahlı gruplar, kalan güçlerle birlikte ülke dışına çekildi. Daha sonra son operasyonunu Devlet Başkan Deby’nin ülkenin kuzeyinde silahlı muhalefete karşı cephe hattında askerlerini ziyaret etmesi sırasında gerçekleştirdi. İdriss Deby, bu ziyaret sırasında hayatını kaybetmişti.

Çatışma halkası
Terörle mücadele kapsamında komşu ülkelerde artan etnik çatışmalar nedeniyle Çad’daki çatışmalar, bölge ülkelerinde de etkiye sahip olacak. Bir etnik çatışmalar, siyasi çatışma modellerinden birini ve askeri rejimden ‘seçimlere ve demokratik geçişe uzanması beklenen’ geçiş dönemine çıkış kaosunu temsil ediyor. Bu modeller, doğuda Sudan, kuzeyde Libya, güneyde Orta Afrika ve batıda Kamerun, Nijerya ve Nijer olan Çad’ın komşu ülkelerini temsil ediyor. Bu ülkeler, mevcut koşullar ortasında, Çad’ın bölgesel koşullara bağlı olmayan iç değişimler meydana getirmesine izin verecek bir istikrar durumunu garanti edemeyeceklerdir.
Sudan, önceki rejimin devrilmesinden sonra bu bölgesel etnik ve siyasi çatışma döngüsünden, Çad sınırındaki Darfur’dan gelen silahlı hareketleri ve onlarla Libya arasındaki bazı hareketleri yatıştırarak kurtulmaya çalıştı. Ancak Cuba Barış Anlaşması’nın sahada sonuca ulaşamaması ve bazı silahlı hareketlerin anlaşmayı imzalamayı reddetmesi, diğer kabile çatışmalarının devam etmesine ek olarak Darfur bölgesindeki çatışmayı olduğu haliyle bıraktı. Libya tarafında iç koşullar, Libya’yı Çad sınırındaki tehlikeyi hissetmeye yöneltti. Silahlı isyancı güçlerin Libya’nın derinliklerine sızmaması için güçlerini alarma geçirdi. Bu durum, ülkedeki güvenlik gerginliğini artırabilir ve bu güçleri kovuşturma amacıyla başta Fransız müdahalesi olmak üzere daha fazla dış müdahaleyi teşvik edebilir. Çad’ın batı ve güney komşularına gelince, terörist grupların faaliyetleri şiddeti ve siyasi çatışmayı tırmandırıyor. Bu durum ise krizleri çözme çabalarını baltalıyor.

Bölgesel hesaplar
Çad, muhalefeti kontrol altına almak için ister devrim isterse de askeri darbe yoluyla rejim değişikliği sonrasında, her zaman başarısız olan diğer Afrika komşu ülkelerinin deneyimlerinden sapmayabilir. Ayrıca tüm tarafları memnun eden sonuçlara olanak tanıyacak verimli bir diyalog kurmakta başarısız olabilir. Bu durum, genellikle hükümetin diğer siyasi güçler üzerinde sürekli kontrol dayatması ve muhalifleri bastırması ile sona ermekte. Öyle görünüyor ki Çad’daki iktidar rejimi, hem silahlı hem de siyasi muhalefetle yaşadığı krizlerden bir çıkış yolu bulunana kadar siyasi durumu sakinleştirmeye çalışıyor. Ancak Askeri Konsey, kendisinin görevden alınması çağrısı yapan sesleri kontrol edemiyor.
Mevcut durum uyarınca diyalog yoluyla çözüme ulaşmak, Çad Askeri Konseyi’nin muhalif güçlerin siyasi katılımı için sağlayabileceği garantilere bağlı ve koşullar, bu güçlerin savaşa geri dönmeme taahhüdünde bulunmalarını gerektiriyor. Aynı şekilde Sudan ve Libya’dan, Askeri Geçiş Konseyi’nin kalmasını veya diyalogla ilerlemesini tercih eden bölgesel hesaplamalar da mevcut. Diyalog, seçimlerle ortaya çıkan tanınmış veya diğer siyasi güçlerin sivil bir hükümetine olanak tanıyabilir. Tercih ise, mevcut hükümetin güvenlik ve terör tehditlerinin iki ülkeye ulaşma olasılığını azaltmaya devam etme yeteneğine bağlı. Bu nedenle, diyalog yoluyla siyasi çözümün yalnızca Çad’ın iç bölgesini ilgilendirmediği ve daha ziyade etkisinin bölgeye yayıldığı açık. Dolayısıyla bir sonraki aşamada, bir yanda Çad hükümeti ile bu hükümetler arasında diğer yanda da Çad muhalefeti ve bu ülkelerdeki muhalefet arasında bölgesel bir ittifakın kurulmasına tanık olunması muhtemel. Söz konusu ikinci ittifak için en belirgin model, etnik çakışma ve her iki taraftan güçlerin askeri bileşimine göre Çad isyancı güçleri ile Sudan silahlı hareketleri arasında ortaya çıkabilecek model olacaktır. Bu durum, bölgedeki güvenlik tehditlerinin genişlemesine ve bölgeye silah sızmasına neden olabilir.



BM ve Körfez’den Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarına kınama

Antonio Guterres, dün New York’ta Casim el-Budeyvi’yi kabul etti (Körfez İşbirliği Konseyi)
Antonio Guterres, dün New York’ta Casim el-Budeyvi’yi kabul etti (Körfez İşbirliği Konseyi)
TT

BM ve Körfez’den Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarına kınama

Antonio Guterres, dün New York’ta Casim el-Budeyvi’yi kabul etti (Körfez İşbirliği Konseyi)
Antonio Guterres, dün New York’ta Casim el-Budeyvi’yi kabul etti (Körfez İşbirliği Konseyi)

Birleşmiş Milletler ve Körfez İşbirliği Konseyi (KİK), dün Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını, sivil yerleşim ve tesislerin hedef alınmasını ve bunun bölgenin güvenlik ve istikrarı üzerindeki ciddi etkilerini kınadı.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile KİK Genel Sekreteri Casim el-Budeyvi, dün New York’ta düzenlenen BM Genel Kurulu’nun 81. oturum toplantıları kapsamında bir araya gelerek bölgedeki son gelişmelere ilişkin görüş alışverişinde bulundu.

Görüşmede taraflar, bölgesel gelişmeler ve bunlara yönelik yürütülen çabaların yanı sıra çeşitli dosyaları ele aldı. Guterres, Körfez ülkelerinin kalkınma, ilerleme ve refah alanlarında kaydettiği gelişmeleri ve güvenlik ile istikrarın güçlendirilmesine yönelik bölgesel ve uluslararası çabalarını takdir etti.

Guterres ve el-Budeyvi ayrıca ortak ilgi alanına giren konuları, KİK ile BM arasındaki iş birliği ilişkilerini ve ortak çıkarlara hizmet edecek şekilde bu iş birliğini güçlendirme ve geliştirme yollarını görüştü.

BM Güvenlik Konseyi daha önce, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarının yanı sıra Kızıldeniz ve Babülmendeb Boğazı’ndaki uluslararası deniz taşımacılığına yönelik tehditlerin yol açabileceği sonuçlar konusunda uyarıda bulunmuştu. Konsey, grubun Yemen içindeki askeri faaliyetlerinin, Suudi Arabistan topraklarını ve ticari gemileri hedef almasının çatışmanın yayılmasına ve deniz güvenliği ile uluslararası ticaretin sekteye uğramasına yol açabileceğini, ayrıca Yemen’de barışın sağlanmasına yönelik bölgesel ve uluslararası çabaları engellediğini belirtmişti.

Konsey üyeleri, cuma gecesi yayımlanan açıklamada, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik devam eden saldırılarını en güçlü ifadelerle kınadı. Açıklamada, sivillerin ve enerji altyapısının zarar gördüğü, kadın ve çocukların da aralarında bulunduğu sivillerin yaralandığı saldırılara özellikle dikkat çekildi.

Konsey, ticari gemilerin ve mürettebatlarının güvenliğinin korunmasının önemini vurgularken, başta BM Deniz Hukuku Sözleşmesi olmak üzere uluslararası hukuka uyulması ve deniz ulaşımına ilişkin hak ve özgürlüklere saygı gösterilmesi gerektiğini belirtti. Bu açıklama, Yemen’deki askeri gelişmelerin deniz koridorlarının güvenliği ve uluslararası ticaretin seyri konusunda endişelere yol açtığı bir dönemde geldi.

Konsey, Suudi Arabistan topraklarında sivilleri ve sivil hedefleri etkileyen saldırılar karşısında Suudi Arabistan’la dayanışma içinde olduğunu ifade etti ve ülkenin uluslararası hukuka uygun şekilde meşru müdafaa hakkının bulunduğunu vurguladı.

Konsey üyeleri ayrıca Husilere, sivilleri ve sivil hedefleri etkileyen saldırılarını derhal durdurma çağrısında bulundu. Üyeler, saldırılar nedeniyle sivillerin öldüğü ve yaralandığı, sivil tesisler ile altyapının tahrip edildiğine ilişkin haberlerden duydukları derin endişeyi dile getirdi.


İsrail çekilmeyi Lübnan ordusunun güçlendirilmesi şartına bağlıyor

İsrail araçları, el-Mansuri kasabasında evleri yıkıyor (Reuters)
İsrail araçları, el-Mansuri kasabasında evleri yıkıyor (Reuters)
TT

İsrail çekilmeyi Lübnan ordusunun güçlendirilmesi şartına bağlıyor

İsrail araçları, el-Mansuri kasabasında evleri yıkıyor (Reuters)
İsrail araçları, el-Mansuri kasabasında evleri yıkıyor (Reuters)

İsrail, Lübnan’ın güneyinden çekilmesini art arda öne sürdüğü güvenlik koşullarına bağlıyor. İsrail son olarak, Lübnan ordusunun güvenliği üstlenebilecek kapasiteye sahip olması gerektiğini vurguladı. ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee dün yaptığı açıklamada, İsrail ordusunun “Lübnan ordusu güçlenene kadar” Güney Lübnan’da kalacağını belirtti. Emekli Tümgeneral Abdurrahman Şehitli ise bu yaklaşımın, Lübnan devletine yönelik İsrail baskısının devamı olduğunu ve İsrail’le doğrudan ilişkiye zemin hazırlayacak güvenlik ve siyasi düzenlemeler dayatmayı amaçladığını ifade etti.

Arkub bölgesinde ise İsrail’in faaliyetleri farklı bir nitelik taşıyor. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail güçleri, köyleri doğrudan işgal etmek yerine bölgeye girerek operasyonlar düzenliyor ve ardından geri çekiliyor. Emekli Tuğgeneral Hasan Cuni, bu yöntemi “doğrudan işgal olmaksızın hareket serbestisi” olarak nitelendirerek, İsrail’in bölgeye yönelik güvenlik yaklaşımının kendine özgü niteliğine dikkat çekti.

Bu kapsamda, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) Komutanı Tümgeneral Diodato Abagnara da yıl sonunda başlaması planlanan çekilme öncesinde Lübnan ordusu ile BM kuruluşlarının UNIFIL tarafından yürütülen görevleri üstlenebilecek kapasiteye sahip olmasının güvence altına alınması gerektiğini vurguladı.


CENTCOM: Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğinde canlanma yaşanıyor

ABD Merkez Komutanlığı’nın dün “X” platformunda paylaştığı, Hürmüz Boğazı’ndaki birliklerinin hareketini gösteren videodan alındı
ABD Merkez Komutanlığı’nın dün “X” platformunda paylaştığı, Hürmüz Boğazı’ndaki birliklerinin hareketini gösteren videodan alındı
TT

CENTCOM: Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğinde canlanma yaşanıyor

ABD Merkez Komutanlığı’nın dün “X” platformunda paylaştığı, Hürmüz Boğazı’ndaki birliklerinin hareketini gösteren videodan alındı
ABD Merkez Komutanlığı’nın dün “X” platformunda paylaştığı, Hürmüz Boğazı’ndaki birliklerinin hareketini gösteren videodan alındı

Washington, Hürmüz Boğazı’ndaki deniz ulaşımının güvenliğini sağlamak amacıyla yürüttüğü girişimlerini sürdürürken, Tahran’la yürütülen müzakerelerdeki tıkanıklık devam ediyor.

ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı General Brad Cooper, dün yaptığı açıklamada, ABD güçlerinin ticari gemi trafiğine boğazı “açık ve güvenli” tutmak için çalışmalarını sürdürdüğünü belirtti. Cooper, son iki ay içinde 1 milyardan fazla varil ham petrolün boğazdan geçişinin kolaylaştırıldığını belirtti.

Cooper ayrıca ABD güçlerinin 2 binden fazla ticari geminin geçişine yardımcı olduğunu, ana geçiş güzergâhlarının mayınlardan temizlendiğini ve binlerce geminin stratejik öneme sahip su yolunu kullanmaya devam ettiğini ifade etti. Son iki hafta içinde petrol ve mal taşımacılığının, önceki altı ayın en yüksek seviyesine ulaştığını belirten Cooper, buna karşılık ABD’nin İran’ın petrol ihracatına yönelik sıkı bir abluka uyguladığını ve İran’ın ABD önlemleri nedeniyle tek bir varil dahi petrol ihraç edemediğini ifade etti.

Askeri ve ekonomik baskıların yanı sıra Pakistan da Tahran’la temaslarını yoğunlaştırıyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar, dün İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde, enerji tedarikinin kesintisiz sürdürülmesinin ve boğazlardaki deniz trafiğinin akışının güvence altına alınmasının önemini ele aldı.

Dar, “diyalog ve diplomasinin bölgede barış ve istikrarı güvence altına almanın tek etkili yolu” olduğunu vurguladı.