Rusya’nın talepleri İran’la yürütülen nükleer müzakereleri çıkmaza soktu

Avrupa Üçlüsü, müzakerelerin çökmesi konusunda uyarıda bulundu: Moskova anlaşmayı engellerse ‘başka seçenekler de’ var.

Avrupa Birliği’nin müzakere sürecindeki koordinatörü Enrique Mora, Viyana’da basına açıklamalarda bulundu. (EPA)
Avrupa Birliği’nin müzakere sürecindeki koordinatörü Enrique Mora, Viyana’da basına açıklamalarda bulundu. (EPA)
TT

Rusya’nın talepleri İran’la yürütülen nükleer müzakereleri çıkmaza soktu

Avrupa Birliği’nin müzakere sürecindeki koordinatörü Enrique Mora, Viyana’da basına açıklamalarda bulundu. (EPA)
Avrupa Birliği’nin müzakere sürecindeki koordinatörü Enrique Mora, Viyana’da basına açıklamalarda bulundu. (EPA)

İran’la yapılan ‘2015 nükleer anlaşmasının’ canlandırılması için Avusturya’nın başkenti Viyana’da yaklaşık bir yıldır devam eden müzakereler Rusya’nın Ukrayna savaşı nedeniyle tıkandı. ABD ile İran arasındaki dolaylı müzakereleri koordine eden Avrupa Birliği, ‘dış etkenler’ nedeniyle görüşmelere süresiz bir şekilde ara verildiğini duyurdu. Avrupa Üçlüsü, Moskova’nın İran’la ticaretinin etkilenmeyeceği yönündeki ticari garanti talepleri konusunda uzlaşmaya yanaşmayarak bu yeni sorunun aşılamaması durumunda müzakerelerin çökebileceği uyarısında bulundu.  
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Josep Borrell dün, Viyana müzakerelerine ‘dış etkenler’ sebebiyle ara verilmesi gerektiğini, nihai metnin hazır ve masada olduğunu belirtti. Twitter hesabından açıklama yapan Borrell şunları söyledi:
“Koordinatör olarak şahsım ve ekibim, mevcut durumun üstesinden gelmek ve anlaşmayı sonuçlandırmak için Kapsamlı Ortak Eylem Planı katılımcıları ve ABD ile iletişimi sürdüreceğiz.’’
Borrell'in yardımcısı ve İran nükleer anlaşmasının koordinatörü Enrique Mora, görüşmelerin yapıldığı Coburg Palais Oteli’nden ayrılırken basına yaptığı açıklamada, müzakere taraflarının ’yakın bir zamanda’ masaya dönmesini umduğunu söyledi. Müzakerelere verilen aranın ne zaman sona ereceğini belirtmeyen Mora sözlerini şöyle sürdürdü:
"Tüm taraflar halen esnek bir yaklaşımla çözüm bulmak için çalışıyor. İyi bir anlaşmanın eşiğine geldik, Washington ve Tahran yapıcı ve olumlu bir yaklaşım benimsiyor. Nihai metnin ayrıntılarını kaleme alıyoruz.” 
Avrupa Birliği'nin açıklamasından kısa bir süre sonra İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Said Hatibzade, nükleer görüşmelere ara verilmesinin sorunların çözümünü hızlandırabileceğini açıkladı. 
Dış etkenlerin ‘anlaşmaya varma iradesini’ etkilemeyeceğini öngören Hatibzade; herkesin temel hedefinin müzakerelerin başarılı bir şekilde sonuçlandırılması olduğunu kaydetti. İran’ın Başmüzakerecisi Ali Bakıri Kani, görüşmelere ara verilmesinin ardından Viyana’dan ayrılarak Tahran’a gitti.  
Tüm bu gelişmeler, Rusya’nın ‘Ukrayna krizi nedeniyle kendisine uygulanan yaptırımların İran’la olan ticaretini ve ilişkilerini etkilemeyeceğine dair ABD’den yazılı garanti talep etmesinin’ ardından yaşandı. Washington, Rusya’nın ‘bağlam dışı taleplerine’ yanıt verme niyetinde olmadığını bildirdi.  

Rusya’nın tutumu  
Üst düzey bir Avrupa Birliği yetkilisi, görüşmelerin duraksamasının ‘çöktüğü’ anlamına gelmediğini, müzakere taraflarının Rusya’nın tutumunu netleştirmesini beklediklerini aktardı. Moskova'nın son günlerde ‘nükleer müzakerelerle’ ilgisi olmayan talepler öne sürdüğünü belirten yetkili, geçtiğimiz günlerde Rus temsilci Mihail Ulyanov’un, özellikle Rusya’nın barışçıl nükleer programının yaptırımlardan etkilenmeyeceğinin anlaşma metninde yer almasında ısrar ettiğini bildirdi. Ulyanov’un müzakere taraflarının karşılayamayacağı bir şekilde taleplerini genişletmesinin kabul edilemez olduğunu kaydeden yetkili, “Mevcut müzakereler uluslararası taraflarla İran’ın ilişkilerini normalleştirmeyi hedefliyor, her ülkenin İran’la ikili ilişkilerini ele almıyor” ifadesini kullandı.
AB yetkilisine göre Ulyanov Rusya’nın tutumunu netleştirmesiyle, birkaç gün sonra müzakerelere dönme sözü verdiğini söyledi. Rusya olmaksızın İran’la anlaşmaya varılmasının mümkün olmayacağını vurgulayan yetkili, anlaşmaya varılması durumunda İran’ın fazladan uranyum stoklarının Rusya’ya taşınacağını hatırlatarak Moskova olmaksızın yapılacak bir anlaşmanın tamamen farklı olacağını ve yeni bir müzakere süreci gerektireceğini kaydetti. Ayrıca İran’ın Washington’la doğrudan müzakerede bulunmaya yanaşmadığını ve bu tutumunu değiştirmesinin beklenmediğinin altını çizdi.  
Diğer yandan bir başka diplomatik kaynak konuya dar yaptığı açıklamada “Umarız Ruslar söz verdikleri gibi birkaç gün sonra müzakerelere dönerler. Ancak bu tam olarak ne zaman olur bilemiyoruz” dedi.  
İran müzakere heyetinden bir kaynak a görüşmelere ara verilmesiyle ilgili İran resmi haber ajansı IRNA’ya yaptığı değerlendirmede ‘Rusya ile ABD arasında İran ile 4+1 arasındaki müzakerelerle ilgisi olmayan bazı sorunların olduğunu ve bu sorunların sadece bu iki ülke tarafından çözülebileceğini’ söyledi.  
Reuters, Batılı diplomatların görüşlerine atıfta bulunduğu haberinde, Rusya'nın talebinin başlangıçta İran’ı kızdırdığını ancak süreç içinde Tahran’ın Rusya’nın bu tutumunun, ABD ile geriye kalan çetrefilli meselelerin çözümüne yardım edebileceğini değerlendirdiğini ileri sürdü. İranlı yetkililerin, özellikle Hamaney’in önceki gün yaptığı açıklamaların, Tahran’ın pozisyonunda bir değişiklik olduğunu gösterdiği savunuldu.  
Diğer yandan Rusya'nın müzakerelerdeki temsilcisi Büyükelçi Mihail Ulyanov, görüşmelerin duraksatılmasının nedeninin Moskova’nın tutumu olduğu yönündeki açıklamalara karşı çıktı. AB Koordinatörü Enrique Mora ile görüşmesinin ardından gazetecilere konuşan Ulyanov “Müzakerelerde anlaşmaya varılması sadece Rusya’ya bağlı değil. Ek zamana ihtiyacı olan ve farklı endişeleri bulunan başka taraflar da var. Umarım en kısa sürede sonuçlanır" dedi. Ulyanov çarşamba günü, müzakerelerin sonuçlanmadığını ve nihai metin üzerinde henüz uzlaşılmadığını söylemiş ve Rusya’nın müzakereleri tıkadığı iddialarını kabul etmemişti. 

 Diğer seçenekler 
İngiltere ve Fransa’nın müzakere heyeti temsilcileri, sona yaklaşılan anlaşmada ‘duraklama’ yaşanması nedeniyle hayal kırıklığı yaşadıklarını dile getirerek, görüşmeleri aksatan ‘dış faktörlerin’ bir an önce izale edilmesi gerektiği, aksi takdirde ‘anlaşmanın çökebileceği’ uyarısında bulundu.  
İngiltere'nin Viyana müzakerelerindeki temsilcisi Stephanie Al-Qaq, Avrupa Troyka’sının anlaşmayı sonuçlandırmaya hazır olduğunu vurguladı. Al-Qaq, Twitter hesabından yaptığı açıklamada “Adil ve kapsamlı bir anlaşma imzalanmaya hazır. Önümüzdeki birkaç gün içinde dış faktörlerin çözülmesi gerekiyor. Aksi takdirde muhtemel anlaşma çökebilir” ifadesini kullandı. Fransız müzakere heyetinin başkanı Philippe Errera da Twitter’dan paylaştığı mesajında benzer ifadeleri kullandı.
Avrupa Üçlüsü'nden bir diplomat Reuters’a yaptığı açıklamada, Rusya'nın İran'dan talep ettiği ticaret garantilerine ilişkin geniş çaplı bir muafiyete dair müzakere yapma niyetleri olmadığını söyledi. Avrupalı diplomat, Moskova'nın süreci engellemeye devam etmesi halinde başka seçenekleri değerlendirmek zorunda kalacaklarını vurguladı. Rusya’nın müzakerelerdeki rolünü suiistimal ettiğini söyleyen diplomat “Anlaşmaya varılması için acil ihtiyaç var. Aksi takdirde dış faktörler anlaşmanın başarısız olmasına neden olabilir” ifadesini kullandı. 
Adının açıklanmasını istemeyen diplomat özlerini şöyle sürdürdü:
"Rusya’nın engellemesi doğrulanırsa diğer seçenekleri değerlendirmek zorunda kalacağız. Taraflar, Rusya’nın anlaşmayı rehin almasını istemiyor. Anlaşmaya varılması hepimizin çıkarınadır. Başarısız olunması durumunda Rusya da bu durumdan zarar görecektir. Çin’in bu süreçte çözüm odaklı önemli bir rol üstlenebileceğini düşünüyorum.”   

Anlaşma elimizin altında  
İran resmi haber ajanı IRNA, konuyla ilgili haberinde, İran müzakere ekibine yakın bir kaynağın şu sözlerini aktardı:
“Siyasi karar alınamaması ve ABD’nin yeni talepleri, Viyana müzakerelerin tamamlanmasını zorlaştırıyor. Avrupalı temsilciler başkentlerine dönmüş olsa da askıda kalan konuların çözümü için müzakereler aktif olarak tartışılmaya devam edecektir. İlan edilen duraklama, Avrupa koordinatörünün önerisiyle gerçekleşti. Avrupalı taraflar, İran ekibinin nihai taslağın ayrıntılarına dair görüşlerini ilgili mercilere aktaracak. Karşı tarafın gerekli kararları alması durumunda nihai anlaşma sağlanacaktır. İran tarafı taleplerini net bir şekilde aktardı. Şimdi diğer tarafların özellikle ABD’nin bir karar vermesi gerekiyor. İran’ın anlaşma taslağına dair nihai çıkarımlarını sunmasının ardından ABD’den yeni talepler geldi.”
Borrell duyuruyu yapmadan önce İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan’ı arayarak, Washington’la doğrudan müzakere yapılması konusunda esneklik göstermesini talep etti.  
Abdullahiyan ise “ABD tarafından gelen bazı yeni taleplerin herhangi bir mantıklı gerekçesi yok" cevabını verdi.
AFP’ye göre Abdullahiyan, ayrıntısına girmediği söz konusu taleplerin ABD'nin ‘çabuk bir anlaşma çağrısında bulunan’ tutumuyla çeliştiğini’ belirtti. “Washington'un koordinatör aracılığıyla bize her gün yeni ve farklı bir mesaj göndermesi kabul edilemez” ifadesini kullandı.  
Abdullahiyan, Twitter hesabında şu paylaşımı yaptı:
“ABD tarafı gerçekçi ve tutarlı davranırsa anlaşma elimizin altında, müzakerelerin sonucu tek taraflı bir yaklaşımla değil, müşterek uzlaşıyla belirlenebilir.”  
Abdullahiyan’ın bu sözleri, İranlı üst düzey yetkililerin, ABD’nin ‘yeni taleplerinin müzakereleri tıkadığı’ yönündeki açıklamalarının ardından gelmesi dikkati çekti. İran Dini Lideri Ali Hamaney daha önce yaptığı açıklamada, savunma kabiliyetinin azaltılmasını (balistik füze) nükleer ilerleme ve bölgesel faaliyetlerinin kısıtlanmasını kabul etmeyeceklerini vurgulamıştı.  
Batı tarafı, İran Başmüzakerecisi Ali Bakıri Kani’nin Tahran’da istişarelerde bulunarak Viyana’ya döndüğünde daha sert bir tutum takındığını aktarmıştı. İran hariciyesi, tüm yaptırımların kaldırılmasını, ABD’nin anlaşmadan çekilmeyeceğinin garantisinin verilmesini ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın ‘uranyum izleri’ dosyasını kapatmasını talep etmişti. UAEA ile İran geçen hafta, ‘uranyum izleri’ soruşturmasının üç aylık bir yol haritası çerçevesinde sonuçlandırılması için anlaştı.  
Müzakereleri yakından takip eden kaynaklar, İran’ın mevcut taleplerine ek olarak Devrim Muhafızları Ordusu’nun uluslararası terör ve yaptırım listesinden kaldırılmasını istediğini aktarmıştı. 



İran savaşı, Güney Asya ekonomilerini Rusya’ya yakınlaştırdı

İran savaşının yarattığı enerji krizi, Cakarta'daki benzin istasyonlarında uzun kuyruklar oluşmasına yol açmıştı (Reuters)
İran savaşının yarattığı enerji krizi, Cakarta'daki benzin istasyonlarında uzun kuyruklar oluşmasına yol açmıştı (Reuters)
TT

İran savaşı, Güney Asya ekonomilerini Rusya’ya yakınlaştırdı

İran savaşının yarattığı enerji krizi, Cakarta'daki benzin istasyonlarında uzun kuyruklar oluşmasına yol açmıştı (Reuters)
İran savaşının yarattığı enerji krizi, Cakarta'daki benzin istasyonlarında uzun kuyruklar oluşmasına yol açmıştı (Reuters)

Enerji ve gübrede büyük ölçüde Ortadoğu'ya bağımlı Güneydoğu Asya ülkeleri, Hürmüz Boğazı'ndaki krizin yarattığı tedarik sıkıntısı sebebiyle oluşan açığı kapatmak için Rusya'ya yanaşıyor.

Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto, Moskova'da Rusya lideri Vladimir Putin'le görüşmesinin ardından 150 milyon varile kadar Rus ham petrolü ithal edeceklerini açıkladı.

ABD müttefiki Filipinler de 5 yıl aradan sonra geçen ay Rusya'dan ilk petrol sevkıyatını tamamladı.

Tayland, Rusya'dan gübre alımı için görüşmeleri sürdürürken, Vietnam da İran savaşı öncesinde Kremlin'le imzaladığı nükleer santral anlaşmasıyla ilgili çalışmaları hızlandırdı.

Enerji fiyatlarındaki yükseliş ve ABD'nin Rus petrolüne yönelik yaptırımları geçici olarak gevşetmesi, Moskova'ya milyarlarca dolarlık gelir sağladı.

Guardian'ın analizine göre bu gelişmeler, Batı'nın Rusya'yı uluslararası alanda izole etme çabalarının sınırlı kaldığı yönündeki Kremlin söylemini de güçlendirdi.

Bölge genelinde yapılan kamuoyu araştırmaları, Rusya ve Putin yönetimi hakkındaki olumlu algının sürdüğünü ortaya koyuyor. 2024'te yayımlanan bir ankete göre Endonezya ve Vietnam'da katılımcıların yüzde 50'den fazlası Rusya'nın Ukrayna savaşını kazanmasını istiyor. Pew Research'ün geçen yılki araştırmasında da Endonezyalıların yüzde 64'ünün Rusya'ya olumlu baktığı, aynı oranın ABD için yüzde 48'de kaldığı ortaya konmuştu.

Singapur merkezli düşünce kuruluşu ISEAS-Yusof Ishak Enstitüsü'nden araştırmacı Ian Storey, bölgede Moskova'nın imajına dair şunları söylüyor:

Putin, Batı'ya karşı duran güçlü lider ve geleneksel değerlerin savunucusu olarak görülüyor. Bu maço imajı, bölgedeki birçok ülkede çoğunlukla karşılık buluyor.

Analist ayrıca Rusya'nın, Vietnam ve Laos gibi komünist yönetimlerle tarihsel bağlara sahip olduğunu hatırlatarak, Kremlin'in İsrail'e karşı Filistin'e verdiği destek nedeniyle Müslüman dünyada da olumlu algılandığı yorumunu yapıyor. Çeçen savaşları ve Sovyetlerin Afganistan işgali gibi geçmiş olayların ise "büyük ölçüde unutulduğunu" savunuyor.

Bununla birlikte uzmanlara göre Rusya'nın bölgedeki etkisini artırma kapasitesinin sınırları var. Moskova'nın özellikle Çin yönetimine artan bağımlılığı, Güney Çin Denizi'nde Pekin'le sorun yaşayan ülkeleri temkinli davranmaya itebilir.

Avrupa Birliği (AB) ise bölgedeki gelişmeleri endişeyle takip ediyor. AB Avrupa Birliği Dış Politika Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Brunei'de Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) dışişleri bakanlarıyla salı günü düzenlediği görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, bölge ülkelerine "büyük resmi görme" çağrısında bulundu.

Kallas, Rus petrolünün satın alınmasının Moskova'nın Ukrayna'daki savaşı sürdürmesine katkı sağlayacağını vurguladı.

Independent Türkçe, Guardian, Jakarta Globe, Channel News Asia


Kral III. Charles’a Epstein tepkisi: Mağdurlarla görüşmeliydin

Kral Charles, Trump'ı doğrudan karşısına almadan NATO'nun birliğinin önemini de vurguladı (Reuters)
Kral Charles, Trump'ı doğrudan karşısına almadan NATO'nun birliğinin önemini de vurguladı (Reuters)
TT

Kral III. Charles’a Epstein tepkisi: Mağdurlarla görüşmeliydin

Kral Charles, Trump'ı doğrudan karşısına almadan NATO'nun birliğinin önemini de vurguladı (Reuters)
Kral Charles, Trump'ı doğrudan karşısına almadan NATO'nun birliğinin önemini de vurguladı (Reuters)

Britanya monarşisinin başındaki Kral III. Charles'ın ABD ziyaretinde Jeffrey Epstein mağdurlarıyla görüşmemesi tepki çekti.

Epstein'in pedofili ağına karşı mücadelenin önde gelen isimlerinden Virginia Giuffre'nin kardeşi Sky Roberts, Epstein Dosyaları Şeffaflık Yasası'nın ortak yazarlarından Demokrat Temsilciler Meclisi üyesi Ro Khanna'nın düzenlediği etkinlikte şunları söyledi:

Mağdurlar burada Kongre üyeleriyle birlikte oturuyor, hâlâ seslerini duyurmak için mücadele ediyor, gerçek hesap verebilirlik için baskı yapıyorlar. Oysa bu sistemlerle bağlantılı birçok güçlü isim ulaşılamaz durumda ve mağdurlarla yüz yüze görüşmüyor. Kralın, mağdurların yanında olduğunu dünyaya duyurması için bu an uygun bir fırsattı.

Etkinliğe, Giufrre'nin yakınlarına ek olarak, Epstein mağdurları Sharlene Rochard ve Danielle Bensky'le insan hakları ve kadın hakları örgütlerinden temsilciler katıldı.

Demokrat siyasetçi Khanna, Kral III. Charles'a geçen ay gönderdiği mektupta, ABD ziyaretinde Epstein'in istismarına maruz kalan kişilerle görüşmesini talep etmişti.

Ancak Kral Charles ve Kraliçe Camilla'nın avukatı, böyle bir görüşmenin yapılmayacağını bildirmişti. Yanıt mektubunda Birleşik Krallık'ta "devam eden polis soruşturmalarına” atıfta bulunulmuş, Kral Charles'ın "kurbanlarla görüşemeyeceği veya soruşturma konusu olan meseleler hakkında doğrudan yorum yapamayacağı" ifade edilmişti.

Epstein dosyalarında adı geçen isimlerden biri de Kral III. Charles'ın kardeşi Andrew Mountbatten-Windsor. Virginia Giuffre, 2021'de ABD'de açtığı davada, 17 yaşındayken Andrew'la cinsel ilişkiye zorlandığını öne sürmüştü. Birleşik Krallık Kraliyet Ailesi mensubu bu iddiaları reddetse de 2022'de Giuffre'yle uzlaşmaya da varmıştı.

Mountbatten-Windsor, Kraliyet Ailesi'ne zarar vermemek adına York Dükü dahil tüm unvanlarından feragat etmişti. Ancak geçen yılın son aylarında artan baskılar ve yeni açıklanan belgeler neticesinde Kral Charles tarafından "Prens" unvanı da elinden alınmıştı.

Giuffre'nin kardeşi Sky Roberts, ABD Başkanı Donald Trump'ın da Epstein'le ilgili süreçte şeffaf davranmadığını vurguladı. Trump, dosyalarda kendisine yöneltilen tüm iddiaları reddetmişti.

ABD Adalet Bakanlığı, Epstein davasına ait yaklaşık 6 milyon belgenin sadece 3,5 milyonunu kamuoyuyla paylaştı.

Epstein olayı nedir?

En küçüğü 14 yaşında olmak üzere 18 yaş altındaki onlarca kız çocuğuna cinsel istismarda bulunmak ve fuhuş ağı oluşturmak suçlamasıyla yargılanan Epstein, tutuklu olduğu New York Manhattan Metropolitan Merkez Hapishanesi'ndeki hücresinde 10 Ağustos 2019'da ölü bulunmuştu.

Açıklanan Epstein dava dosyalarında Andrew Mountbatten-Windsor ve Trump'ın yanı sıra eski ABD Başkanı Bill Clinton, eski İsrail Başbakanı Ehud Barak, eski ABD Başkan Yardımcısı Al Gore, aktör Kevin Spacey, şarkıcı Michael Jackson, illüzyonist David Copperfield, avukat Alan Dershowitz ve eski New Mexico Valisi Bill Richardson gibi ünlü isimler var.

FBI, ABD Adalet Bakanlığı'yla yaptığı inceleme sonucunda, ünlü isimlerden oluşan "müşteri listesi"nin tutulduğuna dair herhangi bir kanıta ulaşılamadığını duyurmuştu. 

İstihbarat ajansı ayrıca hükümet yetkilileri, ünlüler ve iş insanlarının suçlarını örtbas amacıyla öldürüldüğü öne sürülen Epstein'in hücresinde intihar ettiği sonucuna varıldığını açıklamıştı.

Independent Türkçe, CNN, Guardian


BAE’nin OPEC’ten ayrılması petrol piyasasını nasıl etkileyecek?

BAE, OPEC'ten ayrılma kararını Hürmüz krizi derinleşirken aldı (Reuters)
BAE, OPEC'ten ayrılma kararını Hürmüz krizi derinleşirken aldı (Reuters)
TT

BAE’nin OPEC’ten ayrılması petrol piyasasını nasıl etkileyecek?

BAE, OPEC'ten ayrılma kararını Hürmüz krizi derinleşirken aldı (Reuters)
BAE, OPEC'ten ayrılma kararını Hürmüz krizi derinleşirken aldı (Reuters)

Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) ve OPEC+ üyeliğinden çekilme kararının yankıları sürüyor.

BAE yönetiminden dün yapılan açıklamada, Körfez devinin 1 Mayıs itibarıyla OPEC ve OPEC+ üyeliğini sonlandıracağı duyuruldu.

Reuters'ın analizinde, bu hamlenin OPEC'in küresel petrol arzı üzerindeki kontrolünü zayıflatacağına dikkat çekiliyor. Ayrıca BAE'yle OPEC'in fiili lideri Suudi Arabistan arasında "uçurumun derinleşebileceği" ifade ediliyor.

BAE Enerji Bakanı Süheyl Muhammed el Mazravi, ajansa açıklamasında, kararı almadan önce herhangi bir ülkeye danışmadıklarını belirterek şunları söyledi:

Bu bir politika kararıdır; üretim seviyesiyle ilgili mevcut ve gelecekteki politikalar dikkatle incelendikten sonra alınmıştır.

Analize göre BAE'nin gruptan ayrılması, 2018'de BMGK'deki konuşmasında OPEC'i petrol fiyatlarını şişirerek "dünyanın geri kalanını dolandırmakla" suçlayan ABD Başkanı Donald Trump için zafer anlamına geliyor.

İran savaşı nedeniyle Hürmüz Boğazı'nda yaşanan krizin çözülmesinin ardından BAE artık OPEC kotalarına tabi olmayacağı için üretimini artırma imkanı da bulabilir. Uzmanlara göre bu, piyasalar ve küresel ekonomi açısından olumlu bir gelişme.

Ancak Wall Street Journal'ın (WSJ) analizinde, BAE'nin kararının OPEC'in petrol piyasasını yönetme kapasitesine ciddi darbe vuracağına dikkat çekiliyor.

Danışmanlık şirketi Rystad Energy'den Jorge Leon, "Günde 4,8 milyon varil üretim kapasitesine sahip ve daha fazla üretim yapma hedefi güden bir üyeyi kaybetmek, grubun önemli bir aracı da kaybettiğini gösteriyor" diyor.

Uluslararası Enerji Ajansı'nın verilerine göre, BAE'nin üyelikten çıkmasıyla OPEC'in üretim kapasitesinin yüzde 13'ü ortadan kalkacak.

İran, savaşta İsrail'in yanı sıra ABD'nin müttefiki Körfez ülkelerine misilleme yapmıştı. İran ordusu, ABD-İsrail'in 28 Şubat'taki saldırılarıyla başlayan savaşta BAE'ye en az 2 bin 200 füze ve drone fırlattı.

Uzmanlar, savaşın BAE'nin OPEC'ten çıkışını hızlandırdığını ancak Abu Dabi yönetiminin bir süredir zaten örgütten uzaklaştığını belirtiyor.

Guardian'ın analizinde, BAE'nin hamlesinin "Suudi Arabistan'ın itibarını zedeleyebileceği ve ABD'nin bölgedeki konumunu güçlendirebileceği" yazılıyor. Riyad yönetiminin petrol fiyatları üzerindeki kontrolünün zayıflayabileceği ve BAE'nin, uzun süredir OPEC'i eleştiren Trump yönetimine yaklaşarak ABD'yle ilişkilerini kuvvetlendirebileceği ifade ediliyor.

Ayrıca İran savaşı karşısında Körfez ülkelerinin birlik olamamasının da BAE'nin kararında önemli rol oynadığı vurgulanıyor.

WSJ ve Financial Times'ın analizlerinde, BAE'nin hamlesinin "OPEC için sonun başlangıcı olduğu" yorumu da paylaşılıyor.

14 Eylül 1960'ta petrol üreticisi ülkelerin arz politikalarını koordine etmek amacıyla kurulan OPEC'te Suudi Arabistan ve BAE'ye ek olarak Cezayir, Kongo, Ekvator Ginesi, Gabon, İran, Irak, Kuveyt, Libya, Nijerya ve Venezuela olmak üzere 12 üye yer alıyor.

2016'da yapılan anlaşmalarla daha esnek bir yapıya sahip OPEC+'ta Rusya ve Azerbaycan'ın yanı sıra 9 ülke daha var.

Independent Türkçe, Reuters, Wall Street Journal, Financial Times, Guardian