İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi, nükleer anlaşma müzakereleri ile Erbil'in hedef alınması olayını üstü kapalı olarak birbiriyle ilişkilendirdi

ABD Dışişleri Bakanlığı: Moskova’nın taleplerinden geri adım atmaması halinde alternatif bir anlaşma yapılabilir

Dün ABD’nin Tahran'daki eski büyükelçilik binası duvarına çizili resmin önünden geçen iki İranlı (AFP)
Dün ABD’nin Tahran'daki eski büyükelçilik binası duvarına çizili resmin önünden geçen iki İranlı (AFP)
TT

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi, nükleer anlaşma müzakereleri ile Erbil'in hedef alınması olayını üstü kapalı olarak birbiriyle ilişkilendirdi

Dün ABD’nin Tahran'daki eski büyükelçilik binası duvarına çizili resmin önünden geçen iki İranlı (AFP)
Dün ABD’nin Tahran'daki eski büyükelçilik binası duvarına çizili resmin önünden geçen iki İranlı (AFP)

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Şemhani, Avusturya'nın başkenti Viyana’da nükleer anlaşmayı canlandırmayı amaçlayan diplomatik çabalarla Erbil’de İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) üstlendiği ve Tahran’ın ‘İsrail ait merkezler’ olarak adlandırdığı noktalara düzenlenen balistik füzeli saldırıyı üstü kapalı olarak birbiriyle ilişkilendirdi.
Ülkenin çıkarları ve ulusal güvenliğinin akıllıca savunulması için sahada ve diplomatik alanda birlikte hareket edilmesi gerektiğine işaret eden Şemhani, Twitter hesabından yaptığı ve ‘#Viyana_müzakereleri’ ve ‘#Siyonist_varlığın_cezalandırılması’ etiketlerini kullandığı açıklamada, Doğu'ya ve Batı'ya güvenmenin İran halkının haklarını ve güvenliğini sağlamayacağını yazdı.
İranlı yetkililerin açıklamalarında kullandıkları ‘saha’ ifadesi, DMO'nun faaliyetlerini, özellikle yurtdışı kolu olan Kudüs Gücü'nün rolüne işaret ediyor. Saha ifadesi, eski Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif'in geçtiğimiz yıl Nisan ayında sızdırılan ses kaydında da yer almıştı. Zarif, söz konusu ses kaydında DMO'nun bölgesel faaliyetleri ile Dışişleri Bakanlığı'nın diplomatik çalışmalarının paralel olmamasını eleştiriyor.
İranlı yetkililer, her ne kadar müzakerelerdeki son tutumundan sonra Rusya'yı suçlamaktan kaçınıp ABD’yi suçlamaya devam etseler de Şemhani tweetinde, Rusya'nın Viyana müzakerelerindeki tutumuna işaret ediyordu.
Şemhani, birçok kez, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in ABD yaptırımlarına karşı koymayı amaçlayan uzun vadeli bir plan çerçevesinde Batı'ya açılım politikasına alternatif olarak istediği doğuya yönelme stratejisine göre İran'ın Rusya ve Çin ile yakınlaşmasını savundu.
Şemhani bu açıklamaları, DMO'nun Erbil’deki saldırıyı üstlenmesinden ve İran’ın nükleer programıyla ilgili anlaşmayı yeniden canlandırmayı amaçlayan ve ilgili taraflarca son aşamasına geldiği kabul edilen Viyana’daki müzakerelerin Moskova'nın, Rusya'nın Ukrayna'yı işgali zemininde Washington'dan birtakım garantiler talep etmesinden günler sonra ‘dış faktörlerin’ bir sonucu olarak müzakereleri çöküşün eşiğine getiren sınırsız bir duraklama dönemine girmesinden saatler sonra yaptı.
Fransa, İngiltere ve Almanya önceki gün Rusya’ya bir uyarıda bulundular. Üç ülke tarafından yapılan ortak açıklamada, “Kimse, plandan ayrı güvenceler elde etmek için nükleer anlaşma müzakerelerini kullanmaya çalışmamalı” denildi. Bu durumun anlaşmayı çökmenin eşiğine getirmekle tehdit ettiği vurgulanan açıklamada, masadaki anlaşmanın acilen sonuçlandırılması gerektiği belirtildi.
ABD’nin seçenekleri
Washington, Rusya'nın taleplerini kabul etmeyeceğini daha önce açıklamıştı. Wall Street Journal (WSJ) gazetesi, ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkilinin yaptığı açıklamada, ABD'nin Ukrayna ile ilgili muafiyetler vererek Rusya ile müzakere etmeyeceğini, bunun yerine bir an önce alternatif bir anlaşmaya varmaya çalışacağını ve Moskova’nın taleplerinin ‘anlaşmaya varmanın önündeki en tehlikeli engel’ olarak tanımlayarak Kremlin'in son dakika taleplerinden geri adım atmaması halinde Rusya'nın anlaşmanın tarafları arasından çıkarılacağını söylediğini aktardı.
WSJ’ye göre ABD ve ortakları için ABD tarafından uygulanan bazı yaptırımların hafifletilmesi karşılığında İran'ın nükleer faaliyetlerinin bazılarını donduracağı geçici bir anlaşmaya varma seçenekleri var. Gazeteye konuşan yetkili, “Çeşitli alternatiflere açık olacağımızı düşünüyorum. Bu alternatiflerin neler olabileceğini düşünmeye başladık. Bu noktada hiçbir şeyi göz ardı etmeyeceğiz” dedi.
Ancak Tahran’ın Washington tarafından uygulanan yaptırımların tamamını kaldırana kadar müzakerecilerinin ABD ile doğrudan görüşmesine izin vermeyi reddetmesi, İran'la yeni bir anlaşmayı yeniden formüle etme girişimlerini daha da karmaşık hale getiriyor. WSJ’ye göre herhangi bir yeni anlaşma, ABD Kongresi'ne tüm anlaşmayı derinlemesine incelemesi için zaman verecek olan bir mevzuatın yürürlüğe girmesine de yol açacak.
Öte yandan Fransız Haber Ajansı (AFP), Katar Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani’nin bugün Moskova'da Rus mevkidaşı Sergey Lavrov ile bir araya gelerek Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik askeri saldırısını ve İran ile yeni bir nükleer anlaşma yapılmasını engellemesine ilişkin müzakere taleplerini görüşeceğini bildirdi. Buna karşın Bloomberg Haber Ajansı, bir kaynağın, Katarlı Bakanın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile de görüşebileceğini söylediğini aktardı.
Katar Dışişleri Bakanı, ABD’li mevkidaşı Antony Blinken ve İranlı mevkidaşı Hüseyin Emir Abdullahiyan ile Rusya'nın nükleer müzakerelere ilişkin yeni talepleri hakkında görüştükten birkaç saat sonra Moskova'ya gitti.
Bu arada Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu dün yaptığı açıklamada, Ankara’nın Rusya'nın 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmayı canlandırma müzakereleri sırasında pasif bir tutum sergilememesini umduğunu söyledi.
Reuters’ın haberine göre Çavuşoğlu, Antalya Diplomatik Forumu’ndan gazetecilere yaptığı açıklamada, Moskova'nın sergileyeceği herhangi bir olumsuz tutumun Rusya dahil herkesi etkileyeceğini söyledi. İran ve büyük güçler (Fransa, İngiltere, Almanya, Rusya ve Çin), Tahran'ın nükleer programıyla ilgili 2015 yılında imzalanan anlaşmayı canlandırmak için aylardır Viyana'da müzakereler gerçekleştiriyorlar. 2018 yılında anlaşmadan çekilen ABD, müzakerelere dolaylı olarak katılıyor.
İran merkezli haber siteleri, Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Said Hatibzade'nin dün yaptığı açıklamada, “Henüz anlaşma noktasına ulaşmadık. Rusya'nın geçtiğimiz günlerde yeni taleplerde bulunduğunu herkes biliyor. Tüm ülkeler, iddialarını ileri sürme ve bunları Viyana'daki Ortak Komisyon'da tartışmaya açma hakkına sahiptir” dediğini aktardılar.
Rusya'nın talebiyle ilgili açıklamalarını sürdüren Hatibzade şunları söyledi:
“Ulusal çıkarlarımıza göre hareket ediyoruz, Amerikalılarla aramızdaki çözülmemiş sorunlarda bir çözüme ulaşırsak tablo büyük ölçüde değişecektir. Ama en azından bir veya iki temel konuda bu noktaya gelebildik.”
Viyana’daki müzakerelere dolaylı olarak katılan ABD heyetinin ‘yeşil, sarı ve kırmızı’ olarak sınıflandırdığı üç liste sunduğuna dikkati çeken Hatibzde, Tahran'ın ABD’nin yaptırım uyguladığı en fazla sayıda kişiyi içeren Yeşil Liste’yi kabul ettiğini ve şimdi de Sarı Liste’yi müzakere ettiğini söyledi. Ancak Hatibzade, Sarı Liste ile ilgili detay vermedi.
Hatipzade, balistik füze çalışmaları, bölgesel faaliyetler ve insan hakları konularını içerdiğini belirttiği Kırmızı Liste’nin ise İran tarafından reddedildiğini söyledi. Hatibzade, “Yaptığımız değerlendirmeler sonucunda Kırmızı Liste reddedildi” dedi.
Hatibzade, yaptırımların kaldırılmasıyla ilgili olarak ise bu alanda büyük ilerleme kaydedildiğini belirterek, “Yaptırımların kaldırıldığını doğrulamak üzereyiz” şeklinde konuştu.
Diğer taraftan İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Sözcüsü Mahmud Abbaszade Meşkini, İran ve 4+1 grubu (Fransa, İngiltere, Rusya, Çin ve Almanya) arasındaki müzakerelerde tartışmalı konuların yüzde 80 ile 90'ında anlaşmaya varıldığını söyledi. Meşkini,  kendileri için önemli olmaya devam eden ve çözülmemiş olduğunu düşündükleri güvenlik önlemleri sorunu da dahil olmak üzere geriye halen bazı sorunların kaldığını belirtti.
İran'ın yarı resmi ajansı ISNA’nın aktardığı açıklamasında Meşkini, şunları söyledi:
“Meclis Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu dünkü toplantısında Viyana’da gerçekleşen müzakereleri ele aldı. Teknik meselelerin çözüldüğüne inanıyoruz. Siyasi meseleler halen Viyana'da masada duruyor.  Müzakerelerin son ayağı siyasi kararlar. Batılılar iyi niyet gösterirse iyi bir anlaşma yapılabilir, aksi takdirde İran kötü bir anlaşmayı kabul etmeyecektir. Siyasi kararların alınabilmesi için müzakerecilerin başkentlere geri dönmeleri gerekiyor.”
İran'ın DMO’ya yakın yarı resmi haber ajansı Fars, Viyana müzakerelerinin askıya alınması hakkında yorum yapan bir kaynağın, Batılı ülkelerin, yaptırımların kaldırılmasına hâlâ direndiklerini ve şu ana kadar İran'ın talebini gerçekleştiremediklerini söylediğini aktardı.  Kaynak, "Karşı taraf yaptırımları kaldırmayı kabul etti, ancak eski yaptırımların bir kısmı kaldı” dedi.



Üçüncü Dünya Savaşı’nı başlatma arzusu

Fransa'nın 1971 yılında Pasifik'teki Mururoa Adası'nda gerçekleştirdiği nükleer deneme sırasında meydana gelen nükleer patlama (AFP)
Fransa'nın 1971 yılında Pasifik'teki Mururoa Adası'nda gerçekleştirdiği nükleer deneme sırasında meydana gelen nükleer patlama (AFP)
TT

Üçüncü Dünya Savaşı’nı başlatma arzusu

Fransa'nın 1971 yılında Pasifik'teki Mururoa Adası'nda gerçekleştirdiği nükleer deneme sırasında meydana gelen nükleer patlama (AFP)
Fransa'nın 1971 yılında Pasifik'teki Mururoa Adası'nda gerçekleştirdiği nükleer deneme sırasında meydana gelen nükleer patlama (AFP)

Jo Inge Bekkevold

‘Üçüncü Dünya Savaşı’ ifadesini hafife alarak kullanmamak gerekse de bu savaşın yakında patlak vereceğine dair kesin yargılar, siyasi yorumcuların tartışmalarında artık yerleşik bir klişe haline geldi. Bugün Ortadoğu’da devam eden savaş da bu kalıbın dışındaki bir istisna değil. İngiliz basını, ABD uçaklarının İran'ı bombalamak için İngiltere’nin hava üslerini kullanmasına izin verilmesi halinde, ülkesinin nasıl bir Üçüncü Dünya Savaşı'na sürüklenebileceğini tartışmakla meşgul. John Mearsheimer, Tucker Carlson ve Elon Musk 2022 ve 2023 yıllarında, Ukrayna'ya Rusya'ya karşı savaşında yardım etmenin küresel bir yangını tetikleyebileceği konusunda uyardı. Politico Dergisi’nin internet sitesi üzerinden yaptığı son ankete göre İngiltere, Kanada, Fransa ve ABD'den ankete katılanların çoğu, önümüzdeki beş yıl içinde üçüncü bir dünya savaşının çıkma olasılığının çıkmama olasılığından daha yüksek olduğunu düşünüyor.

Günümüz dünya siyasetini kasıp kavuran kaosları anlayabilmek için, farklı savaş türlerini birbirinden ayırt edebilmeliyiz. Bu mesele, kelime oyunları ya da salt akademik bir incelemeden ziyade sağduyulu siyasi kararlar alabilmek ve zihinsel dengemizi bir ölçüde koruyabilmek için gerekli bir koşuldur.

Rusya'nın Ukrayna'yı işgali ve ABD-İsrail'in İran'a karşı savaşı, ilgili ülkeler için yıkıcı sonuçlar doğuran tehlikeli çatışmalar olsa da özünde bölgesel savaşlar olmaya devam ediyor. İran komşularına saldırmaya kalkışsa bile, bu komşular savaşa katılsın ya da katılmasın, bu gerçek değişmez. Çünkü dünya savaşı, büyük güçlerin politikaları, istikrar, ekonomik büyüme ve uluslararası sistemin yapısı üzerinde, bölgesel savaşların, sınırlı savaşların veya diğer melez ve eşitsiz savaş biçimlerinin bıraktıklarından çok daha derin izler bırakır.

frgt
Almanların Mayıs 1940'ta Sedan'a saldırmasından önce cepheden dönen Fransız askerleri, 1939-1940 kışı (AFP)

Şarku'l Avsat'ın Al Majalla'dan aktardığı analize göre Ortadoğu'da başlayan bir savaşın, bölgenin sınırlarını aşan derin etkileri olabileceği doğru olsa da bu çatışmaya veya başka herhangi bir çatışmaya ‘dünya savaşı’ tanımı yakıştırmak için, bir savaşı dünya savaşı olarak sınıflandırmak üzere dört kriterin karşılanması gerekir.

Günümüz dünya siyasetini sarsan kaosları anlayabilmek için, farklı savaş türlerini birbirinden ayırt edebilmeliyiz.

Bu kriterler;

Birincisi, bir dünya savaşının uluslararası sistemdeki tüm büyük güçleri, ya da bunların çoğunu, birbirleriyle doğrudan karşı karşıya getirmesi.

İkincisi, buna bağlı askeri operasyonların küresel ölçekte olması, ya da en azından iki veya daha fazla kıtada gerçekleşmesi.

Üçüncüsü, sınırlı bir savaş değil, kapsamlı bir savaş olması, yani büyük güçlerin bu savaşı yürütmek için askeri kapasitelerinin ve diğer hayati kaynaklarının büyük bir kısmını seferber etmeleri.

Dördüncüsü, sonuçlarının uluslararası sistem üzerinde yapısal etkileri olması, yani büyük devletler arasındaki güç dengesindeki açık bir değişime yol açması.

scde
İngiltere Başbakanı Winston Churchill, İkinci Dünya Savaşı sırasında Ren Nehri'ni geçtikten sonra, nehrin doğu yakasında Mareşal Bernard Montgomery ile birlikte yürürken, 25 Mart 1945 (AFP)

İkinci Dünya Savaşı, yukarıdaki bu dört kriteri karşılıyordu. O dönemin tüm büyük güçleri savaşa katılmış, savaş tüm yerleşik kıtalara yayılmış, kapsamlı bir savaş olmuş ve büyük yapısal etkiler bırakmıştı. Savaş, ABD ve Sovyetler Birliği'ni en büyük iki güç konumuna yükseltti. Buna karşın Avrupalı eski büyük güçleri konumlarını ve sömürgelerini kademeli olarak kaybetmeye başladı. Savaş ayrıca, dünya düzenini düzenlemek için tamamen yeni bir formatta Birleşmiş Milletler (BM) ve ‘Bretton Woods’ kurumlarının (Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu/IMF) kurulmasının önünü açtı.

İkinci Dünya Savaşı, ABD ile Sovyetler Birliği'ni iki süper güç konumuna yükselten kapsamlı bir savaştı.

Birinci Dünya Savaşı ise özünde Avrupa’da patlak vermişti. Ancak kısa sürede Osmanlı İmparatorluğu ve ABD de dahil olmak üzere o dönemin tüm büyük güçlerini içine çekti. Bu savaş, Afrika, Asya ve Pasifik’te birçok cepheye yayılan ve Avrupa sömürgeci güçlerinin topraklarını da kapsayan, küresel ölçekte bir savaştı. Savaşın doğrudan çatışmalarına ve diğer destek faaliyetlerine, sömürgelerin vatandaşları olan iki milyondan fazla Afrikalı ve bir milyon Hint katıldı. Müttefikler, 1914'te Alman İmparatorluğu'na savaş ilan eden Japonya ile birlikte, Güneybatı Afrika'dan Çin'e, oradan da Yeni Gine ve Marshall Adaları'na kadar uzanan Alman kolonileri üzerinde hakimiyet kurdu. Birinci Dünya Savaşı, şüphesiz kapsamlı bir savaştı.  Ayrıca, başta Rus, Alman, Avusturya-Macaristan ve Osmanlı imparatorluklarının dağılması olmak üzere, derin yapısal etkiler bıraktı.

Tarihte, hakiki anlamda ‘dünya savaşı’ olarak nitelendirilebilecek başka savaşlara pek rastlanmaz. Bu sıfatla anılan savaşlardan biri, 1756 ile 1763 yılları arasında yaşanan Yedi Yıl Savaşları’ydı. Dönemin İngiltere Başbakanı Winston Churchill ve diğerleri bu savaşı ilk gerçek dünya savaşı olarak değerlendirdi. İngiltere, Fransa, Prusya ve diğer büyük Avrupa güçlerinin savaşlarını esas olarak Avrupa sahnesinde yürütmüş olmaları doğru olmakla birlikte, savaş Kuzey Amerika'ya da sıçradı ve burada savaş, Fransız-Kızılderili Savaşı olarak biliniyordu. Savaş aynı zamanda Güney Asya ve diğer bölgelere de yayıldı. Bu savaş, İngiltere'nin bir dünya gücü olarak konumunu güçlendirmesine de katkıda bulundu.

Diğer gözlemciler ise 1688-1697 yılları arasındaki Dokuz Yıl Savaşı, 1701-1714 yılları arasındaki İspanya Veraset Savaşı, 1792-1802 yılları arasındaki Fransız Devrim Savaşları ve 1803-1815 yılları arasındaki Napolyon Savaşları gibi Avrupa’da patlak veren diğer büyük savaşların da dünya savaşları kategorisine dahil edilebileceğini düşünüyor. Zira bu savaşların yankıları, ana tarafların kolonilerine kadar uzanmıştı. Bazıları bu listeye, 13. yüzyılda Moğolların Avrasya kıtasının büyük bir bölümünü işgal etmesini de ekliyor. Ancak buna rağmen, bu genişletilmiş liste bile yetersiz kalıyor.

drgt
Kore Savaşı sırasında, ABD Ordusu'nun 2. Piyade Tümeni'ne ait bir tank konvoyu, Hwang Jang Nehri üzerindeki hasarlı bir köprüyü geçerken 17 Ekim 1950 (AFP)

Soğuk Savaş ise küresel bir boyuta sahipti ve ABD ile Sovyetler Birliği rekabeti nedeniyle bazı bölgesel savaşların ve vekalet savaşının patlak vermesine sahne oldu. Ancak iki süper güç hiçbir zaman doğrudan askeri bir çatışmaya girmedi. Bu durumdan dolayı bu isimle anıldı. Aynı durum, Washington liderliğindeki ‘Terörle Mücadele’ için de geçerli. Bu savaşın kapsamı dünya çapında genişletildi. Fakat bu büyük güçler arasındaki bir çatışma değil, güç dengelerinin ciddi şekilde bozulduğu bir savaştı.

Tarihte, dünya savaşı olarak nitelendirilmeye hak kazanan başka savaşlara pek rastlanmaz.

Peki ya bugün siyasi tartışmalarda gündeme gelen ve ‘dünya savaşı’ olarak nitelendirilmeye aday olan çatışmalar ne olacak? Ukrayna’nın Rusya’ya karşı topyekûn bir savaş yürüttüğüne şüphe yok. Zira bu savaşta, Ukrayna devletinin bekası kadar önemli bir mesele söz konusu. Aynı şekilde bu savaşın Avrupa'nın güvenliği, ABD'nin stratejisi ve uluslararası ekonomi üzerinde büyük etkileri olacaktır. Kuzey Kore, Rusya'nın yanında savaşmak üzere askerler gönderdi. Bunun yanında savaşın sonucu, bu yarı bağımlı müttefiki aracılığıyla Çin'in Avrupa'daki nüfuzunun boyutunu da etkileyecektir. Ancak tüm bunlar, bu savaşı bir dünya savaşı yapmaz. Askeri operasyonlar hâlen Ukrayna ve Rusya ile sınırlı ve mevcut uluslararası sistemin en önemli iki gücü olan ABD ile Çin arasında doğrudan bir askeri çatışma yok. Dolayısıyla, Rusya-Ukrayna savaşının sonuçları, uluslararası sistem düzeyinde yapısal etkilere yol açmaz.

Bu sebeple Rusya-Ukrayna savaşı bölgesel bir savaş olarak kalıyor ve bu açıdan 1950-1953 yılları arasındaki Kore Savaşı’na benziyor. Ancak o dönemin süper güçlerinden biri olan ABD, Kore Savaşı’nda doğrudan ve başlıca bir taraf olarak yer almıştı. ABD ordusunun Çin Halk Kurtuluş Ordusu ile doğrudan çatışmaya girmesine rağmen, o savaş uluslararası düzende yapısal bir etki bırakmamıştı.

Bugün İran ve Ortadoğu'da devam eden savaş ise ABD’nin bu çatışmaya ne kadar dahil olursa olsun, enerji fiyatları üzerindeki dramatik etkileri, uluslararası hava trafiğinde neden olduğu aksaklıklar ve İran'ın füzeleri ve insansız hava araçlarının birçok ülkeye verdiği zararlar ne olursa olsun, yine de bölgesel bir savaş. İran'ın komşularına karşı insansız hava araçlarını tırmandırıcı bir şekilde kullanması, yeni bir krizin çatışma bölgesinin çevresindeki diğer ülkeleri ne kadar kolay bir şekilde içine çekebileceğini ortaya koyuyor.

fgty
ABD ve İsrail tarafından İran'ın başkenti Tahran'a düzenlenen saldırılar sırasında isabet alan bir petrol depolama tesisinden yükselen alevler ve duman, 7 Mart 2026 (AP)

Bununla birlikte, bu çatışma bölgesel bir kriz olarak kalmaya devam ediyor. Moskova’nın Tahran’a ABD’nin askeri hedefleri hakkında istihbarat sağladığına ve Rusya’nın İran’ın Şahid model insansız hava araçlarını (İHA) Ukrayna’ya saldırmak için kullandığına dair haberlere rağmen, bu çatışmanın Rusya’nın Ukrayna’daki savaşıyla bağlantısı bulunmuyor. Aynı şekilde, İran ile yakın bağları, bölgeden ham petrol ithalatı ve Ortadoğu'daki aktif diplomatik varlığı olmasına rağmen, Çin bu savaşta belirleyici bir unsur değil.

Ortadoğu'daki çatışma bölgesel bir savaş olarak devam ediyor ve Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik saldırısı 1950'deki Kore Savaşı'nı andırıyor.

Günümüzde Çin ile ABD arasında olduğu gibi, ya da Soğuk Savaş döneminde ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki rekabette olduğu gibi, iki kutuplu uluslararası yapılar, üç veya daha fazla büyük gücü barındıran çok kutuplu sistemlere kıyasla daha fazla istikrara ve çatışmaya sürüklenme olasılığının azalmasına eğilimli. Bunun yanında nükleer silahlar da büyük güçler arasında geniş çaplı bir savaşın patlak verme olasılığını da azalttı.

Günümüzde, iki süper gücün içine çekilebileceği bir savaşın en olası senaryosu, Pekin’in Tayvan’ı kontrol altına alma çabası çerçevesinde ABD ile Çin arasında yaşanacak bir çatışma olarak görülüyor. Bununla birlikte, Pekin ve Washington'daki tarafların bu tür çatışma risklerini nasıl yöneteceklerine bağlı olarak, bu iki büyük güç arasındaki çatışmanın sınırlı bir savaş olarak kalma ihtimali de bulunuyor. Eğer çatışma nükleer eşiğin altında kalırsa ve Batı Pasifik'te yoğunlaşırsa, bu durum devam edebilir. Ancak sınırlı nükleer savaş kavramı konusunda tartışmalar halen sürüyor.

Ancak Çin ve ABD’nin Tayvan konusunda sınırlı bir savaşa girme olasılığını düşünmesi bile, dikey ve yatay tırmanma olasılıkları göz önüne alındığında, başlı başına daha büyük bir çatışmaya sürüklenme tehlikesini barındırıyor. Avrupalı taraflar kendilerini bir ABD-Çin çatışmasının içine çekilmiş bulabilirler ve Rusya, Asya'daki bir savaşı, Avrupa'daki Avrupa ve ABD tutumlarının ne kadar sağlam olduğunu test etmek için kullanabilir.

gth
ABD uçak gemisi USS Gerald R. Ford, İran'a yönelik saldırıları desteklemek üzere hava operasyonları yürütüyor, 9 Mart 2026 (Reuters)

Modern toplumlar arasındaki ekonomik ve teknolojik iç içe geçmişlik göz önüne alındığında, Batı Pasifik'te sınırlı bir savaş ya da Avrupa ya da Ortadoğu'da başka herhangi bir bölgesel savaş bile, çatışmanın coğrafi merkezinden uzak bölgelerdeki ülkeler, ekonomiler ve vatandaşlar üzerinde muazzam etkiler bırakacağı kesin. Yeni bir dünya savaşının sonuçları ise hayal gücünün sınırlarını aşıyor.

Çin ve ABD'nin Tayvan konusunda sınırlı bir savaşa girme olasılığının düşüncesi bile, daha büyük bir çatışmaya sürüklenme tehlikesini barındırıyor.

Her ne şekilde olursa olsun, savaştan kaçınmak her zaman en iyisidir; özellikle de daha büyük bir çatışmaya sürüklenmekten kaçınmak gerekir. Ancak siyasi seçenekleri daha iyi değerlendirebilmek ve giderek daha çalkantılı hale gelen bir dünyada bir parça da olsa dengemizi koruyabilmek için, söylem ve konuşmalarımızda gerginliği tırmandırmaktan da kaçınmalıyız.


Trump neden İran'ın Hark Adası'nın bombalanması direktifini verdi?

Avrupa Uzay Ajansı tarafından 7 Mart 2026'da çekilen İran'ın Hark Adası'nın görüntüsü (AFP)
Avrupa Uzay Ajansı tarafından 7 Mart 2026'da çekilen İran'ın Hark Adası'nın görüntüsü (AFP)
TT

Trump neden İran'ın Hark Adası'nın bombalanması direktifini verdi?

Avrupa Uzay Ajansı tarafından 7 Mart 2026'da çekilen İran'ın Hark Adası'nın görüntüsü (AFP)
Avrupa Uzay Ajansı tarafından 7 Mart 2026'da çekilen İran'ın Hark Adası'nın görüntüsü (AFP)

John Haltiwanger

ABD Başkanı Donald Trump, cuma akşamı İran'ın Hark Adası'nın hava saldırıları ile vurulması direktifini verdiğini duyurdu. Bu ada, İran'ın ham petrol ihracatının yüzde 90'ının geçtiği, Körfez'de küçük ama stratejik açıdan önemli bir ada.

Trump, Truth Social’dan yaptığı paylaşımında; “Birkaç dakika önce, benim direktifimle, ABD Merkez Komutanlığı Ortadoğu tarihinin en güçlü hava saldırılarından birini gerçekleştirdi. İran'ın gözbebeği Hark Adası'ndaki tüm askeri hedefler tamamen imha edildi” dedi.

Trump, “nezaket kuralları gereği” adanın petrol altyapısını yok etmemeyi tercih ettiğini söyledi, ancak “İran veya başka herhangi bir taraf, Hürmüz Boğazı'ndan gemilerin serbest ve güvenli geçişini aksatacak herhangi bir eylemde bulunursa, bu kararı derhal yeniden gözden geçireceğim” diye ekledi.

Hark Adası, İran'ın ana petrol ihracat istasyonu ve işleme tesisleri İran ekonomisi için hayati önem taşıyor. İran kıyılarından sadece 24 kilometre açıkta bulunan adada, yılda yaklaşık 950 milyon varil ham petrol işleniyor.

Şarku'l Avsat'ın Al Majalla'dan aktardığı analize göre Hark'a yapılan hava saldırıları, bir tarafta ABD ve İsrail, diğer tarafta İran arasında savaşın başlamasından yaklaşık iki hafta sonra gerçekleşti. Tahran, dünyanın ham petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz ticaretinin yaklaşık yüzde 20'sinin geçtiği dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda bir düzineden fazla gemiyi hedef alarak, petrol fiyatlarını yükseltmek ve savaş konusunda Washington üzerindeki baskıyı artırmak amacıyla bu hayati su yolundaki gemi trafiğini fiilen durdurdu.

 Küresel petrol göstergesi olan Brent petrolü, cuma günü varil başına 100 doları aşarak, Şubat sonlarında savaşın başlamasından bu yana yüzde 40'tan fazla yükseliş kaydetti.

Son günlerde, ABD'nin İran üzerinde daha fazla nüfuz kazanmak için Hark Adası'nı hedef alabileceği veya ele geçirebileceği yönünde spekülasyonlar yaygınlaştı. Ancak uzmanlar, Hark Adası'nı ele geçirmeye çalışmanın önemli riskler taşıdığı konusunda uyardı. Trump'ın sadece hava saldırıları düzenleme yoluyla daha sınırlı bir yaklaşımı benimsemesinin açıklaması da olabilir.

Hark Adası'nın kontrolünü ele geçirmek, ilgili herhangi bir Amerikan kuvveti için önemli riskler oluşturacaktır ve İran rejiminin çok agresif bir tepki vermesine neden olabilir

 İran uzmanı ve Avrasya Grubu'nun kıdemli analisti Greggory Burrow, perşembe günü Foreign Policy dergisindeki yazısında şöyle diyordu: “Hark Adası'nın kontrolünü ele geçirmenin avantajları ve potansiyel faydaları var. Teorik açıdan, ABD, İran’ın petrol ihracatını sekteye uğratacak bir konuma gelecektir. Ayrıca bu adım Trump’a artık ABD'nin İran üzerinde daha büyük bir nüfuzu olduğunu söyleyebileceği daha kesin bir zafer iddiasında bulunma fırsatı da verecektir. Aynı şekilde İran rejimini zayıflatacaktır, çünkü mevcut seviyelerde petrol ihracatını sürdüremeyecektir.”

fdvf
ABD-İsrail'in İran'a düzenlediği saldırıların ardından Hürmüz Boğazı'na nazır Bender Abbas Limanı’nda meydana gelen patlamanın ardından dumanlar yükseliyor, 2 Mart 2026 (AFP)

Burrow “Ancak ciddi dezavantajları da var,” diye ekliyor. “İran ihracat kapasitesini tamamen kaybetmeyecek. İhracat için başka tesisleri var ve ayrıca Hürmüz Boğazı'nın doğusunda, Cask'ta zaten daha yoğun bir şekilde kullanmaya başladığı bir tesis bulunuyor. Dolayısıyla Hark Adası’nı kaybetse bile ihracat kapasitesini kaybetmeyecek; en azından başlangıçta daha küçük miktarlarda da olsa muhtemelen ihracatına devam edecektir.”

Hark'ın kontrolü, operasyona dahil olan ABD kuvvetleri için de önemli riskler oluşturabilir. Burrow'a göre, İran toprakları içinde böyle bir hamle, İran rejiminin “çok agresif” bir tepki vermesine neden olabilir ve bu kuvvetleri “ateş hattında” bırakabilir. Daha ağır tahkim edilmiş yerlerdeki üslerinde bulunan ABD kuvvetlerinin aksine, füze ve insansız hava aracı saldırılarına maruz kalabilirler.

Cuma günü gelen çeşitli haberlerde, Pentagon'un çatışma devam ederken bölgeye ek birlikler ve savaş gemileri gönderdiği, bunların arasında amfibi hücum gemisi USS Tripoli ve yaklaşık 2.500 deniz piyadesinin de bulunduğu belirtildi. Bu da Trump'a Hark Adası'na karşı daha fazla eyleme girişmeye karar vermesi halinde daha fazla seçenek sunuyor.

Trump, uzun zamandır, en az 1988'den beri Hark Adası'nı ele geçirme fikrinden bahsediyor. Fox News Radio sunucusu Brian Kilmeade, perşembe akşamı Trump ile yaptığı ve cuma günü yayınlanan röportajda bu noktayı gündeme getirerek, şu anda böyle bir hamleyi düşünüp düşünmediğini sordu.

u67ı8
USS Gerald R. Ford uçak gemisi, İran'a yönelik saldırıları desteklemek amacıyla hava operasyonları yürütüyor, 9 Mart 2026 (Reuters)

Trump'ın yanıtı, röportajın o ana kadar büyük ölçüde samimi geçmesine rağmen, şaşırtıcı derecede gergindi: “Brian, bu soruyu cevaplayamam ve sormaman bile gerekirdi. Bu birçok farklı şeyden biri. Listenin başında değil, ama birçok seçenekten biri ve fikrimi saniyeler içinde değiştirebilirim.”

Ardından ekledi; “Ama, biliyorsunuz, böyle bir soru sorduğunuzda, kim cevaplayacak? Yani, bana soruyorsunuz: Hark Adası ve bu hamleyi düşünüyor muyum? Böyle bir soruyu kim sorar ve hangi aptal cevaplayabilir? Tamam, diyelim ki düşünüyorum, ya da düşünmüyorum. Neden size söyleyeyim ki? Sana ‘Evet Brian, düşünüyorum, ne zaman ve nasıl olacağını söyleyeyim mi’ diyeceğim? Bu bir bakıma akıllıca olmayan bir soru, ki bu nedenle de senden gelmesi beni şaşırttı, çünkü sen zeki bir adamsın.”


Trump anlaşmayı reddederken İran Devrim Muhafızları Netanyahu’yu öldürmekle tehdit etti

TT

Trump anlaşmayı reddederken İran Devrim Muhafızları Netanyahu’yu öldürmekle tehdit etti

Trump anlaşmayı reddederken İran Devrim Muhafızları Netanyahu’yu öldürmekle tehdit etti

Devrim Muhafızları, İsrail ve ABD ile süren savaşın 16’ncı gününe girilirken İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu takip edip öldürmekle tehdit etti.

Devrim Muhafızları tarafından yapılan açıklamada, “Eğer bu çocuk katili suçlu hâlâ hayattaysa, onu takip etmeye ve tüm gücümüzle öldürmeye çalışmaya devam edeceğiz” ifadeleri kullanıldı.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, şu aşamada İran ile savaşı sona erdirmeye yönelik herhangi bir anlaşma yapılmasını reddettiğini açıkladı. Trump, “Tahran savaşı sona erdirmek için bir uzlaşma arıyor, ancak şu anda bunu istemiyorum çünkü sundukları şartlar henüz yeterince iyi değil” dedi.

Trump ayrıca, gelecekte yapılabilecek herhangi bir anlaşmanın İran’ın nükleer programından tamamen vazgeçmesini garanti altına alması gerektiğini vurguladı.

Öte yandan haber platformu Semafor, cumartesi günü ABD’li yetkililere dayandırdığı haberinde, İsrail’in İran ile devam eden çatışmalar sırasında balistik füze önleme sistemlerinde ciddi bir eksiklik yaşadığını birkaç gün önce Washington’a bildirdiğini aktardı.