İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi, nükleer anlaşma müzakereleri ile Erbil'in hedef alınması olayını üstü kapalı olarak birbiriyle ilişkilendirdi

ABD Dışişleri Bakanlığı: Moskova’nın taleplerinden geri adım atmaması halinde alternatif bir anlaşma yapılabilir

Dün ABD’nin Tahran'daki eski büyükelçilik binası duvarına çizili resmin önünden geçen iki İranlı (AFP)
Dün ABD’nin Tahran'daki eski büyükelçilik binası duvarına çizili resmin önünden geçen iki İranlı (AFP)
TT

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi, nükleer anlaşma müzakereleri ile Erbil'in hedef alınması olayını üstü kapalı olarak birbiriyle ilişkilendirdi

Dün ABD’nin Tahran'daki eski büyükelçilik binası duvarına çizili resmin önünden geçen iki İranlı (AFP)
Dün ABD’nin Tahran'daki eski büyükelçilik binası duvarına çizili resmin önünden geçen iki İranlı (AFP)

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Şemhani, Avusturya'nın başkenti Viyana’da nükleer anlaşmayı canlandırmayı amaçlayan diplomatik çabalarla Erbil’de İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) üstlendiği ve Tahran’ın ‘İsrail ait merkezler’ olarak adlandırdığı noktalara düzenlenen balistik füzeli saldırıyı üstü kapalı olarak birbiriyle ilişkilendirdi.
Ülkenin çıkarları ve ulusal güvenliğinin akıllıca savunulması için sahada ve diplomatik alanda birlikte hareket edilmesi gerektiğine işaret eden Şemhani, Twitter hesabından yaptığı ve ‘#Viyana_müzakereleri’ ve ‘#Siyonist_varlığın_cezalandırılması’ etiketlerini kullandığı açıklamada, Doğu'ya ve Batı'ya güvenmenin İran halkının haklarını ve güvenliğini sağlamayacağını yazdı.
İranlı yetkililerin açıklamalarında kullandıkları ‘saha’ ifadesi, DMO'nun faaliyetlerini, özellikle yurtdışı kolu olan Kudüs Gücü'nün rolüne işaret ediyor. Saha ifadesi, eski Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif'in geçtiğimiz yıl Nisan ayında sızdırılan ses kaydında da yer almıştı. Zarif, söz konusu ses kaydında DMO'nun bölgesel faaliyetleri ile Dışişleri Bakanlığı'nın diplomatik çalışmalarının paralel olmamasını eleştiriyor.
İranlı yetkililer, her ne kadar müzakerelerdeki son tutumundan sonra Rusya'yı suçlamaktan kaçınıp ABD’yi suçlamaya devam etseler de Şemhani tweetinde, Rusya'nın Viyana müzakerelerindeki tutumuna işaret ediyordu.
Şemhani, birçok kez, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in ABD yaptırımlarına karşı koymayı amaçlayan uzun vadeli bir plan çerçevesinde Batı'ya açılım politikasına alternatif olarak istediği doğuya yönelme stratejisine göre İran'ın Rusya ve Çin ile yakınlaşmasını savundu.
Şemhani bu açıklamaları, DMO'nun Erbil’deki saldırıyı üstlenmesinden ve İran’ın nükleer programıyla ilgili anlaşmayı yeniden canlandırmayı amaçlayan ve ilgili taraflarca son aşamasına geldiği kabul edilen Viyana’daki müzakerelerin Moskova'nın, Rusya'nın Ukrayna'yı işgali zemininde Washington'dan birtakım garantiler talep etmesinden günler sonra ‘dış faktörlerin’ bir sonucu olarak müzakereleri çöküşün eşiğine getiren sınırsız bir duraklama dönemine girmesinden saatler sonra yaptı.
Fransa, İngiltere ve Almanya önceki gün Rusya’ya bir uyarıda bulundular. Üç ülke tarafından yapılan ortak açıklamada, “Kimse, plandan ayrı güvenceler elde etmek için nükleer anlaşma müzakerelerini kullanmaya çalışmamalı” denildi. Bu durumun anlaşmayı çökmenin eşiğine getirmekle tehdit ettiği vurgulanan açıklamada, masadaki anlaşmanın acilen sonuçlandırılması gerektiği belirtildi.
ABD’nin seçenekleri
Washington, Rusya'nın taleplerini kabul etmeyeceğini daha önce açıklamıştı. Wall Street Journal (WSJ) gazetesi, ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkilinin yaptığı açıklamada, ABD'nin Ukrayna ile ilgili muafiyetler vererek Rusya ile müzakere etmeyeceğini, bunun yerine bir an önce alternatif bir anlaşmaya varmaya çalışacağını ve Moskova’nın taleplerinin ‘anlaşmaya varmanın önündeki en tehlikeli engel’ olarak tanımlayarak Kremlin'in son dakika taleplerinden geri adım atmaması halinde Rusya'nın anlaşmanın tarafları arasından çıkarılacağını söylediğini aktardı.
WSJ’ye göre ABD ve ortakları için ABD tarafından uygulanan bazı yaptırımların hafifletilmesi karşılığında İran'ın nükleer faaliyetlerinin bazılarını donduracağı geçici bir anlaşmaya varma seçenekleri var. Gazeteye konuşan yetkili, “Çeşitli alternatiflere açık olacağımızı düşünüyorum. Bu alternatiflerin neler olabileceğini düşünmeye başladık. Bu noktada hiçbir şeyi göz ardı etmeyeceğiz” dedi.
Ancak Tahran’ın Washington tarafından uygulanan yaptırımların tamamını kaldırana kadar müzakerecilerinin ABD ile doğrudan görüşmesine izin vermeyi reddetmesi, İran'la yeni bir anlaşmayı yeniden formüle etme girişimlerini daha da karmaşık hale getiriyor. WSJ’ye göre herhangi bir yeni anlaşma, ABD Kongresi'ne tüm anlaşmayı derinlemesine incelemesi için zaman verecek olan bir mevzuatın yürürlüğe girmesine de yol açacak.
Öte yandan Fransız Haber Ajansı (AFP), Katar Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani’nin bugün Moskova'da Rus mevkidaşı Sergey Lavrov ile bir araya gelerek Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik askeri saldırısını ve İran ile yeni bir nükleer anlaşma yapılmasını engellemesine ilişkin müzakere taleplerini görüşeceğini bildirdi. Buna karşın Bloomberg Haber Ajansı, bir kaynağın, Katarlı Bakanın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile de görüşebileceğini söylediğini aktardı.
Katar Dışişleri Bakanı, ABD’li mevkidaşı Antony Blinken ve İranlı mevkidaşı Hüseyin Emir Abdullahiyan ile Rusya'nın nükleer müzakerelere ilişkin yeni talepleri hakkında görüştükten birkaç saat sonra Moskova'ya gitti.
Bu arada Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu dün yaptığı açıklamada, Ankara’nın Rusya'nın 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmayı canlandırma müzakereleri sırasında pasif bir tutum sergilememesini umduğunu söyledi.
Reuters’ın haberine göre Çavuşoğlu, Antalya Diplomatik Forumu’ndan gazetecilere yaptığı açıklamada, Moskova'nın sergileyeceği herhangi bir olumsuz tutumun Rusya dahil herkesi etkileyeceğini söyledi. İran ve büyük güçler (Fransa, İngiltere, Almanya, Rusya ve Çin), Tahran'ın nükleer programıyla ilgili 2015 yılında imzalanan anlaşmayı canlandırmak için aylardır Viyana'da müzakereler gerçekleştiriyorlar. 2018 yılında anlaşmadan çekilen ABD, müzakerelere dolaylı olarak katılıyor.
İran merkezli haber siteleri, Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Said Hatibzade'nin dün yaptığı açıklamada, “Henüz anlaşma noktasına ulaşmadık. Rusya'nın geçtiğimiz günlerde yeni taleplerde bulunduğunu herkes biliyor. Tüm ülkeler, iddialarını ileri sürme ve bunları Viyana'daki Ortak Komisyon'da tartışmaya açma hakkına sahiptir” dediğini aktardılar.
Rusya'nın talebiyle ilgili açıklamalarını sürdüren Hatibzade şunları söyledi:
“Ulusal çıkarlarımıza göre hareket ediyoruz, Amerikalılarla aramızdaki çözülmemiş sorunlarda bir çözüme ulaşırsak tablo büyük ölçüde değişecektir. Ama en azından bir veya iki temel konuda bu noktaya gelebildik.”
Viyana’daki müzakerelere dolaylı olarak katılan ABD heyetinin ‘yeşil, sarı ve kırmızı’ olarak sınıflandırdığı üç liste sunduğuna dikkati çeken Hatibzde, Tahran'ın ABD’nin yaptırım uyguladığı en fazla sayıda kişiyi içeren Yeşil Liste’yi kabul ettiğini ve şimdi de Sarı Liste’yi müzakere ettiğini söyledi. Ancak Hatibzade, Sarı Liste ile ilgili detay vermedi.
Hatipzade, balistik füze çalışmaları, bölgesel faaliyetler ve insan hakları konularını içerdiğini belirttiği Kırmızı Liste’nin ise İran tarafından reddedildiğini söyledi. Hatibzade, “Yaptığımız değerlendirmeler sonucunda Kırmızı Liste reddedildi” dedi.
Hatibzade, yaptırımların kaldırılmasıyla ilgili olarak ise bu alanda büyük ilerleme kaydedildiğini belirterek, “Yaptırımların kaldırıldığını doğrulamak üzereyiz” şeklinde konuştu.
Diğer taraftan İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Sözcüsü Mahmud Abbaszade Meşkini, İran ve 4+1 grubu (Fransa, İngiltere, Rusya, Çin ve Almanya) arasındaki müzakerelerde tartışmalı konuların yüzde 80 ile 90'ında anlaşmaya varıldığını söyledi. Meşkini,  kendileri için önemli olmaya devam eden ve çözülmemiş olduğunu düşündükleri güvenlik önlemleri sorunu da dahil olmak üzere geriye halen bazı sorunların kaldığını belirtti.
İran'ın yarı resmi ajansı ISNA’nın aktardığı açıklamasında Meşkini, şunları söyledi:
“Meclis Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu dünkü toplantısında Viyana’da gerçekleşen müzakereleri ele aldı. Teknik meselelerin çözüldüğüne inanıyoruz. Siyasi meseleler halen Viyana'da masada duruyor.  Müzakerelerin son ayağı siyasi kararlar. Batılılar iyi niyet gösterirse iyi bir anlaşma yapılabilir, aksi takdirde İran kötü bir anlaşmayı kabul etmeyecektir. Siyasi kararların alınabilmesi için müzakerecilerin başkentlere geri dönmeleri gerekiyor.”
İran'ın DMO’ya yakın yarı resmi haber ajansı Fars, Viyana müzakerelerinin askıya alınması hakkında yorum yapan bir kaynağın, Batılı ülkelerin, yaptırımların kaldırılmasına hâlâ direndiklerini ve şu ana kadar İran'ın talebini gerçekleştiremediklerini söylediğini aktardı.  Kaynak, "Karşı taraf yaptırımları kaldırmayı kabul etti, ancak eski yaptırımların bir kısmı kaldı” dedi.



Trump: İran'da hedef alınacak "neredeyse bir şey" kalmadı

ABD Başkanı Donald Trump, 9 Mart 2026'da Miami, Florida'da gazetecilere açıklama yaptı (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, 9 Mart 2026'da Miami, Florida'da gazetecilere açıklama yaptı (AFP)
TT

Trump: İran'da hedef alınacak "neredeyse bir şey" kalmadı

ABD Başkanı Donald Trump, 9 Mart 2026'da Miami, Florida'da gazetecilere açıklama yaptı (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, 9 Mart 2026'da Miami, Florida'da gazetecilere açıklama yaptı (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün, İran ile savaşın “yakında” sona ereceğini, çünkü “hedef alınacak pratikte hiçbir şey kalmadığını” söyledi.

Trump, Axios ile yaptığı kısa telefon görüşmesinde, "Bazı basit şeyler... Ben bitirmek istediğimde bitecek" diyerek, dün ABD'nin düzenlediği saldırılarda (Hürmüz Boğazı'nda) 16 mayın döşeme botunun imha edildiğini ve İran'ın planlarının bozulduğunu vurguladı.

ABD başkanı şöyle devam etti: “Savaş iyi gidiyor. Planladığımızdan çok daha ilerideyiz. İlk altı hafta içinde bile beklediğimizden daha fazla hasar verdik.”

Şöyle sürdürdü: “Onlar (İranlılar) gözlerini Ortadoğu'nun geri kalanına dikmişlerdi. 47 yıldır neden oldukları ölüm ve yıkımın bedelini ödüyorlar. Bedeli bu. Bu kadar kolay kurtulamayacaklar.”

Trump, operasyonunun büyük ölçüde hedeflerine ulaştığını kamuoyuna açıklamış olsa da ABD ve İsrail yetkilileri, çatışmaların ne zaman sona erdirileceğine dair herhangi bir iç talimat verilmediğini belirtiyor.

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz yaptığı açıklamada, savaşın, “zaman sınırı olmaksızın, gerekli olduğu sürece, tüm hedeflerimize ulaşana ve kesin olarak kazanana kadar” devam edeceğini söyledi.

İsrailli ve Amerikalı yetkililer, en az iki hafta daha İran'a saldırı hazırlıkları yaptıklarını belirtiyorlar.


Harg Adası... İran’ın ‘dünyanın vurmaktan korktuğu’ zayıf noktası

İran’ın Harg Adası’nın uydu görüntüsü (AFP)
İran’ın Harg Adası’nın uydu görüntüsü (AFP)
TT

Harg Adası... İran’ın ‘dünyanın vurmaktan korktuğu’ zayıf noktası

İran’ın Harg Adası’nın uydu görüntüsü (AFP)
İran’ın Harg Adası’nın uydu görüntüsü (AFP)

ABD ve İsrail’in İran içindeki hedeflere yönelik yoğun saldırılarına rağmen, İran petrol ihracatının en önemli merkezi olan Harg Adası şu ana kadar saldırıların dışında kaldı. Uzmanlar, adanın hedef alınmasının küresel enerji piyasalarında ciddi bir çöküşe yol açabileceği uyarısında bulunuyor.

Harg Adası, Arap Körfezi’nde bulunan ve uzunluğu yaklaşık 8 kilometre olan mercan kökenli bir ada. İran ana karasından yaklaşık 43 kilometre uzaklıkta yer alıyor. Ülkenin orta ve batı bölgelerindeki petrol sahalarından gelen boru hatlarının son noktası olan ada, İran petrol ihracatının ana terminali konumunda. Tesisler ilk olarak ABD’li petrol devi Amoco tarafından inşa edilmiş, ancak 1979’daki İran Devrimi sonrasında İran’ın kontrolüne geçmişti.

İran’ın petrol ihracatının yaklaşık yüzde 90’ı bu adadan gerçekleştiriliyor. Adadaki tesisler normalde günde 1,3 ila 1,6 milyon varil petrol sevkiyatı gerçekleştiriyor. Ancak yatırım bankası JPMorgan’a göre İran, ABD öncülüğünde olası bir saldırıya karşı önlem olarak şubat ortasında sevkiyat hacmini günde 3 milyon varile çıkardı. Banka ayrıca Harg Adası’nda yaklaşık 18 milyon varillik ek petrol stokunun bulunduğunu belirtti.

Washington’da adaya yönelik çeşitli senaryoların da gündeme geldiği ifade ediliyor. Axios internet sitesinin cumartesi günü yayımladığı bir habere göre ABD’li yetkililer, adanın askeri kontrol altına alınması seçeneğini de değerlendirdi.

George W. Bush döneminde Pentagon’da İran ve Irak konularında kıdemli danışmanlık yapan Michael Rubin, geçen hafta Beyaz Saray yetkilileriyle bu fikri görüştüğünü söyledi. Rubin, böyle bir adımın İran yönetimini ekonomik olarak felç edebileceğini belirterek, “Petrollerini satamazlarsa kamu çalışanlarının maaşlarını da ödeyemezler” dedi.

Şarku’l Avsat’ın İngiliz gazetesi The Guardian’dan aktardığı analizlere göre ise adanın hedef alınması, çatışma sonrasında kurulabilecek herhangi bir İran hükümetinin ekonomik geleceğini de zayıflatabilir. Uzmanlar, tesislerin son derece karmaşık yapıya sahip olması ve hızlı şekilde onarılamayacak olması nedeniyle petrol gelirlerinin yıllarca ciddi biçimde zarar görebileceğini belirtiyor.

Ancak bazı uzmanlar, adanın bombalanmasının ya da ABD güçleri tarafından kontrol altına alınmasının yalnızca İran’a zarar vermekle kalmayacağını, aynı zamanda küresel ekonomiyi ciddi bir dalgalanma sürecine sürükleyebileceğini belirtiyor. Böyle bir adımın, hâlihazırda yüksek seviyelerde bulunan petrol fiyatlarında kalıcı artışlara yol açabileceği ifade ediliyor.

Chatham House araştırma merkezinden Neil Quilliam, “Pazartesi günü 120 dolara ulaşan petrol varil fiyatının, Harg Adası hedef alınırsa 150 dolara kadar yükseldiğini görebiliriz. Bu ada küresel enerji piyasaları açısından son derece kritik” değerlendirmesinde bulundu.

Eski İngiliz askeri istihbarat subayı Lynette Nusbacher de Quilliam’ın görüşlerine katılarak, Harg Adası’nın yok edilmesinin ya da ciddi şekilde zarar görmesinin petrol fiyatlarında keskin bir sıçramaya yol açma riski taşıdığını ve bu artışın kısa sürede geri çekilmeyebileceğini söyledi.

Son ABD-İsrail saldırılarından önce İran’ın Harg Adası’ndan ihraç ettiği ham petrolün büyük bölümü Çin’e gönderiliyordu. Ancak küresel petrol piyasalarının birbirine bağlı yapısı nedeniyle, ihracatta yaşanacak kalıcı bir kesinti dünya genelinde fiyatları etkileyecek. Üstelik Hürmüz Boğazı’nın kapanması nedeniyle çoğu Irak’tan gelen yaklaşık 3,5 milyon varil günlük petrol akışı da durma noktasına gelmiş durumda.

ABD’nin İran içinde ve çevresinde yaklaşık 5 bin hedefi vurmasına rağmen, şimdiye kadar ülkenin petrol altyapısını, özellikle de Harg Adası’nı hedef almaktan kaçındığı belirtiliyor.

İsrail ise cumartesi günü iki petrol rafinerisi ile iki depolama tesisine saldırı düzenledi. Bu saldırılar sonrasında Tahran’ın büyük bölümünde elektrik kesintileri yaşandı ve bazı sakinler durumu ‘felaket’ olarak nitelendirdi. Yoğun siyah duman başkentin üzerinde geniş bir alanı kapladı. Ancak o tarihten sonra petrol altyapısına yönelik yeni bir saldırı gerçekleşmedi.

Uzmanlar, Harg Adası gibi bir hedefe yönelik operasyonun büyük askeri güç gerektireceğini ve ciddi bir ekonomik gerilime yol açabileceğini belirtiyor. Bu nedenle söz konusu stratejik tesisin şimdiye kadar hedef alınmamasının, olası sonuçların büyüklüğüyle bağlantılı olduğu değerlendiriliyor.


İran Devrim Muhafızları’nın etkisi ne zamana kadar sürecek?

 İran Devrim Muhafızları, İran-Irak Savaşı'nın yıldönümünü anma amacıyla düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, Tahran, 22 Eylül 2018 (AFP)
İran Devrim Muhafızları, İran-Irak Savaşı'nın yıldönümünü anma amacıyla düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, Tahran, 22 Eylül 2018 (AFP)
TT

İran Devrim Muhafızları’nın etkisi ne zamana kadar sürecek?

 İran Devrim Muhafızları, İran-Irak Savaşı'nın yıldönümünü anma amacıyla düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, Tahran, 22 Eylül 2018 (AFP)
İran Devrim Muhafızları, İran-Irak Savaşı'nın yıldönümünü anma amacıyla düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, Tahran, 22 Eylül 2018 (AFP)

Alex Vatanka

İran, mevcut çatışmaya yapısal olarak zayıflamış bir halde girdi. Yıllarca süren yaptırımlar ekonomisine ciddi zarar verdi, bir zamanlar en önemli nüfuz araçlarından biri olarak kabul edilen bölgesel vekil güçler ağının etkinliği ise 7 Ekim 2023 saldırılarını takip eden İsrail saldırısından bu yana İsrail ve ABD ile ardı ardına yaşanan çatışmalar nedeniyle azaldı. İçeride, yıllarca süren baskı ve ekonomik gerilemenin ardından İslam Cumhuriyeti'ne karşı halkın hoşnutsuzluğu yoğunlaştı ve bu durum, Ali Hamaney'in reform taleplerini görmezden gelme konusundaki ısrarıyla daha da kötüleşti. Bu nedenle, birçok gözlemciye göre bu faktörler tek bir sonuca götürüyor; uzun süren bir savaş rejimin çöküşüne yol açabilir.

Ancak yapısal zayıflık, rejimin mutlaka çökeceği anlamına gelmiyor. Tarih genellikle bunun tam aksini gösterir: Dış baskı altında siyasi rejimler gücü, baskı uygulama ve hayatta kalmayı sağlama konusunda en kudretli olan tarafların elinde yoğunlaştırma eğilimindedir. Bunun örnekleri çoktur; Rus güvenlik servisleri, 1990'lar ile 2000'lerin başlarındaki Çeçen savaşları sırasında ve sonrasında önemli ölçüde nüfuz kazanarak Vladimir Putin'in yükselişinin önünü açmıştı. Benzer şekilde, Çin Komünist Partisi Kore Savaşı sırasında güvenlik aygıtını güçlendirerek, toplumu yabancı kuşatma olarak algıladığı şeye karşı seferber etmişti. İran örneğinde, savaş zamanında bu güç yoğunlaşmasından en iyi şekilde yararlanabilecek kurum İslam Devrim Muhafızları gibi görünüyor.

Savaşın İran içindeki güç dengesini nasıl yeniden şekillendirebileceğini anlamak için yalnızca görünen zayıflıklara odaklanmak yeterli değil, İslam Cumhuriyeti'nin üzerine kurulduğu kurumsal yapıyı da incelemek gerekir. Yaygın inanışın aksine, bu rejim Dini Lider Ali Hamaney kadar güçlü biri bile olsa hiçbir zaman tek bir kişiye dayanmamıştır. İran'da otorite, öncelikle Dini Liderlik Ofisi, dini kurum, güvenlik servisleri ve İslam Devrim Muhafızları gibi birbiriyle iç içe girmiş kurumlar arasında dağıtılmıştır. Bu yapı kısmen, liderlik geçiş dönemleri de dahil olmak üzere kriz zamanlarında rejimin sürekliliğini sağlamak için tasarlanmıştır.

Devrim Muhafızları’nın kökenleri bu mantığı açıkça somutlaştırmaktadır. Devrim Muhafızları, İslamcıların devrimden sonra iktidarı ele geçirmesinden sadece birkaç hafta sonra, Mart 1979'da, yeni siyasi rejimi iç ve dış düşmanlarından koruyacak bir araç olarak kuruldu. Sonraki on yıllar boyunca, ideolojik bir milis gücünden, önemli askeri yeteneklere sahip ve etkisini ekonomi, istihbarat ve bölgesel siyaseti kapsayacak biçimde genişleten en güçlü devlet kurumlarından birine dönüştü.

Hatta şimdi bile, Hamaney'in yokluğundaki geçici liderlik düzenlemeleri, rejimin direncini bir dereceye kadar ortaya koyuyor. İran Anayasası, iktidar boşluğunu önlemek için tasarlanmış mekanizmalar içerir. Geçici bir liderlik yapısı ve yeni bir Dini Liderin seçilmesinde Uzmanlar Meclisi'nin rolü de bu mekanizmalardandır. En önemlisi, ulusal güvenlik konularında gerçek otorite tek bir kişinin elinde değil, liderliği istikrarsızlık yaşadığı dönemlerde bile etkili kalan kurumlarda yoğunlaşmıştır. Devrim Muhafızları ile Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi ve yakın zamanda kurulan Savunma Konseyi, istihbarat servisleriyle birlikte, devletin planlama ile baskı kapasitesinin omurgasını oluşturmaktadır.

Bu kurumsal çerçeve, rejimin ani çöküşüne dair herhangi bir tahmini zorlaştırıyor. Haberler ayrıca, ABD istihbaratının değerlendirmelerinin de benzer sonuçlara ulaştığına ve çok sayıda etki merkezi arasındaki güç dağılımı göz önüne alındığında, büyük ölçekli bir askeri harekatın bile İslam Cumhuriyeti'nin çöküşüne yol açmayabileceği konusunda uyardığına işaret ediyor. Dolayısıyla temel soru sadece rejimin zayıflayıp zayıflamadığı değil, savaş ilerledikçe rejim içindeki güç dengesinin nasıl yeniden şekilleneceğidir.

Bu bağlamda, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın konumu öne çıkıyor. İran'da komşu ülkelere yönelik diplomatik söylemiyle ilgili son tartışmalar, savaş zamanında sivil otoritenin alanının ne kadar sınırlı olduğunu ortaya koyuyor. Pezeşkiyan, kendisini eleştirenlerin uzlaşmacı olarak değerlendirdiği bir dil kullandığında, siyasi kurum içindeki sertlik yanlıları ve milletvekilleri hızla tepki gösterdi. Bu, sadece konuşmasının tonuna itiraz değil, aynı zamanda cumhurbaşkanlığının İran'da stratejik karar alma yetkisinin olmadığının açık bir hatırlatıcısıydı. Bu yeni bir olgu değil, aksine Hamaney'in 36 yıllık iktidarı boyunca rejime eşlik eden ve yokluğuna rağmen bugün de devam eden bir özellik.

dfvgrt
Tahran'daki İslam Devrim Muhafızları Hava Kuvvetleri Müzesi'nde sergilenen füzeler, 15 Kasım 2024 (Reuters)

Şimdiye kadar, Hamaney'in siyasi sahneden ani ayrılışı, cumhurbaşkanlığının somut bir şekilde güçlenmesine yol açmadı. Uygulamada, bu makamın ağırlığı büyük ölçüde sahibinin kişiliğine ve siyasi hırslarına bağlı olmayı sürdürüyor. Pezeşkiyan da diğer güç merkezlerine meydan okumaya veya karar almada daha bağımsız bir rol üstlenmeye pek istekli görünmüyor. Bu çekingenlik, bir dereceye kadar siyasi ihtiyatlılık içeriyor olabilir; çünkü Hamaney'in mirasından uzaklaşmaya yönelik aceleci bir girişim, merhum liderin dönemini karakterize eden ideolojik çerçeveye halen son derece sadık olan sertlik yanlılarını kışkırtabilir.

Savaş zamanlarında sivil otoritenin sınırları daha belirgin hale gelir. Cumhurbaşkanlığı kamuoyuna yönelik söylemi ve iletişim yöntemlerini etkileyebilir, ancak savaş, caydırma ve karşılık verme ile ilgili kararlar askeri ve güvenlik kurumlarının elinde kalır. Bu, diplomatik manevralar için mevcut siyasi alanı önemli ölçüde daraltır. Washington veya İsrail'e karşı daha uzlaşmacı olarak algılanan İranlı yetkililer, yalnızca siyasi marjinalleşme riskiyle değil, aynı zamanda direniş söylemine hâlâ bağlı güçlü kurumlardan sert bir tepkiyle de karşı karşıya kalma riskiyle yüzleşiyorlar.

Bu perspektiften bakıldığında, Devrim Muhafızları, çatışma ne kadar uzun sürerse etkisini o kadar genişletmek için iyi bir konumda görünüyor. Bu kısmen kurumsal konumundan kaynaklanıyor; zira o İran'ın füze gücünü denetliyor, asimetrik savaş stratejisinin önemli bir bölümünü yönetiyor ve Lübnan'daki Hizbullah gibi kalan bölgesel vekil ağlarıyla yakın bağları sürdürüyor. Ek olarak, Devrim Muhafızları, İran içinde geniş bir ekonomik ve siyasi altyapıya sahip. On yıllardır inşaat, enerji, telekomünikasyon ve finans sektörlerindeki varlığını pekiştirmiş ve artık askeri alanın çok ötesine uzanan paralel bir etki sistemi oluşturmuş bulunuyor.

İran'da cumhurbaşkanlığının stratejik karar alma yetkisi yok ve bu yeni bir olgu değil, aksine Hamaney'in 36 yıllık iktidarı boyunca rejime eşlik eden ve yokluğuna rağmen bugün de devam eden bir özellik

Savaşlar bu tür yapıları güçlendirme ve genişletme eğilimindedir. Devletler sürekli dış baskıya maruz kaldığında, karar alma merkezi yavaş yavaş kaynakları seferber etme, disiplini uygulama ve askeri müdahaleyi koordine etme konusunda en donanımlı kurumlara kayar. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İran'da bu işlevlerin çoğunu Devrim Muhafızları yerine getiriyor. Çatışma devletin ekonomik ve askeri yeteneklerine daha fazla zarar verse bile, Devrim Muhafızları bu krizden daha da büyük bir iç etki ile çıkabilir. Bu durum büyük ölçüde savaşın süresine ve ABD ile İsrail'in, Devrim Muhafızları'nın tüm seviyelerdeki ve tüm operasyon alanlarındaki kapasitesini sistematik olarak hedef alma derecesine bağlı olacaktır.

Bununla birlikte, Devrim Muhafızları'nın artan nüfuzu, rejimin mutlaka temelden yeniden yapılandırılması anlamına gelmiyor, aksine daha ziyade İslam Cumhuriyeti'nin kendi içinde yapısal bir dönüşüm anlamına geliyor. Gündemde olan olası senaryolar arasında, rejimin kontrollü bir şekilde devam etmesi ve Hamaney'in yerine nispeten düşük profilli bir dini halefin atanması, gerçek karar alma gücünün ise kademeli olarak güvenlik odaklı bir liderlik koalisyonuna kayması da yer alıyor. Başka bir olasılık ise Devrim Muhafızları'nın hem ulusal güvenlik hem de ekonomi politikası üzerinde baskın bir etkiye sahip olduğu, daha militarize bir rejime kademeli geçiştir.

rtgtr
İsrail ordusu tarafından yayınlanan ve 28 Şubat'ta İran Dini Lideri'nin konutunda meydana gelen patlamayı gösteren videodan bir kare (AFP)

Bu sonuçlar, mevcut gidişattan tamamen kopmayı değil, son yirmi yıldır gelişen eğilimlerin hızlandırılışını temsil edecektir. İran İslam Cumhuriyeti, adım adım, din adamlarına olan bağımlılığını azaltıp güvenlik kurumlarına daha fazla bağımlı hale geldi. Ayrıca Devrim Muhafızları Ordusu'nun ekonomik genişlemesi, bölgesel siyasetteki artan rolü ve kilit devlet kurumları içindeki artan nüfuzu, İran siyasi sahnesini yeniden şekillendirdi. Uzun süreli bir savaş da bu eğilimi hızlandırabilir.

Bununla birlikte, bunların hiçbiri rejimin çöküşe karşı bağışık olduğu anlamına gelmiyor. Otoriter rejimler, iktidardaki elit içinde çatlaklar ortaya çıkmaya başlayana kadar genellikle birleşik görünürler. Bu tür rejimlerin karşı karşıya kalabileceği en büyük tehlike, yalnızca dış baskılarda değil, aynı zamanda rejimi korumakla görevli kurumlar arasındaki iç bölünmelerde de gizlidir. İran örneğinde, bilhassa Devrim Muhafızları içindeki gruplar arasında veya Muhafızlar ile derin devletin diğer baskıcı kurumları arasında gerçek bir güç boşluğu, güvenlik aygıtının kendi içinde bölünmeler gerektirecektir.

Lakin bu tür bölünmelerin yokluğunda, İslam Cumhuriyeti halen önemli bir direnme gücüne sahip olmayı sürdürüyor. Rejim, tam da bu tür bir meydan okumaya hazırlanmak için on yıllarını harcadı. Silahlı kuvvetler içindeki çoklu komuta yapısı, üst düzey komutanların ölümü durumunda bile operasyonların sürekliliğini sağlamak üzere tasarlanmış yardımcı rütbeler ve paralel komuta zincirleri, çok katmanlı istihbarat ağları ve askeri liderlik için önceden belirlenmiş halef planları, devletin saldırı altında bile işleyişinin devamını garanti altına almaya yönelik sistematik bir çabayı ortaya koyuyor.

de
1 Mart'ta bombardımandan sonra başkent Tahran’ın mahalleleri üzerinde yükselen dumanlar (AFP)

İronik bir şekilde, rejimi zayıflatmayı amaçlayan dış askeri baskı, en sert unsurlarını güçlendirebilir. İranlı liderler, savaşın sadece davranışlarını değiştirmeyi değil, devletin kendisini ortadan kaldırmayı amaçladığı sonucuna varırlarsa, herhangi bir uzlaşma çağrısı siyasi olarak maliyetli hale gelecektir. Bu koşullar altında, Devrim Muhafızları'nın İran'ın içsel birlik, direniş ve sıkılaştırılmış bir güvenlik kontrolü gerektiren varoluşsal bir mücadele içinde olduğu yönündeki anlatısı daha da güç kazanacaktır.

Bu nedenle, savaş İslam Cumhuriyeti'nin çöküşüyle ​​sonuçlanmayabilir, aksine onu daha militarize bir biçime doğru itebilir. Zayıflamış bir İran, yaptırımlar altında etkili bir şekilde işleyebilen kurumlara dayanan, daha güvenlik odaklı, daha yoksul, daha izole ve daha bağımlı bir devlete dönüşebilir.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.