Ukrayna’ya füze gönderen İngiltere mültecileri ağırlamaya devam ediyor

Geçen Ocak ayında Ukrayna askerleri, geçen pazar günü Rusya tarafından bombalanan Lviv yakınlarındaki Yavoriv üssündeki tatbikatlar sırasında İngiliz füze fırlatıcılarıyla birlikte (AP)
Geçen Ocak ayında Ukrayna askerleri, geçen pazar günü Rusya tarafından bombalanan Lviv yakınlarındaki Yavoriv üssündeki tatbikatlar sırasında İngiliz füze fırlatıcılarıyla birlikte (AP)
TT

Ukrayna’ya füze gönderen İngiltere mültecileri ağırlamaya devam ediyor

Geçen Ocak ayında Ukrayna askerleri, geçen pazar günü Rusya tarafından bombalanan Lviv yakınlarındaki Yavoriv üssündeki tatbikatlar sırasında İngiliz füze fırlatıcılarıyla birlikte (AP)
Geçen Ocak ayında Ukrayna askerleri, geçen pazar günü Rusya tarafından bombalanan Lviv yakınlarındaki Yavoriv üssündeki tatbikatlar sırasında İngiliz füze fırlatıcılarıyla birlikte (AP)

“İyi gidiyor.” Bir İngiliz yetkili, ülkesinin Ukrayna ordusunun Rus saldırısını püskürtmesine yardım etmek için gönderdiği silahlar hakkında soru sorulduğunda bu yorumu yaptı. Ayrıntılara girmedi, ancak sevincini de gizleyemedi. Yetkili, İngiliz füze rampalarının çok sayıda Rus tankını ve zırhlı aracını etkisiz hale getirmedeki başarısını gösteren, Ukrayna’dan gelen görüntülere dikkati çekti.
İngiltere, ABD ile birlikte 24 Şubat’ta Rus askeri operasyonunun başlamasından birkaç hafta önce Ukraynalılara ‘savunma’ amaçlı gelişmiş ‘ölümcül’ silahlar sağlayan ilk ülkeler arasındaydı.
17 Ocak’taki İngiltere yardımının ilk paketi, silah, mühimmat, zırh, miğfer, askeri bot, yiyecek, iletişim ve konumlandırma ekipmanlarının yanı sıra en az 2 bin adet ‘NLAW’ türü hafif tanksavar füzesi içeriyordu. 9 Mart’ta İngiltere Savunma Bakanı Ben Wallace, ülkesinin daha fazla gelişmiş silah sevkiyatı yaptığını açıkladı. Avam Kamarası üyelerine hitaben yaptığı açıklamada Wallace, “Rusya’nın saldırgan davranışına yanıt olarak askeri ekipmanları artırdık. Avam Kamarası’na, bugün (9 Mart) itibarıyla 3 bin 615 NLAW füzesi uçurduğumuzu söyleyebiliriz. Aynı şekilde yakın zamanda küçük bir Javelin tanksavar füzesi sevkiyatına da başlayacağız. Avam Kamarası’nın temin ederim ki, yaptığımız her şey, Ukraynalılara savunma sistemleri sağlama kararımız kapsamındadır ve stratejik düzeye tırmanmayacak şekilde tasarlanmıştır” ifadelerini kullandı. Bakan, İngiltere’nin ‘askeri yardımlarını Rusya ile doğrudan bir çatışmaya yönlendirmek istemediği’ konusundaki tavrını da yineledi. Londra’nın Ukrayna üzerinde uçuşa yasak bölge oluşturulmasını desteklemekteki isteksizliği de bu tavrı yansıtıyor. Zira böyle bir hamlenin, bir dünya savaşına yol açması mümkün.
İngiltere, şu anda Ukrayna’nı Rus hava saldırılarına karşı koymak için diğer Avrupa ülkelerinden gelen yüzlerce Stinger füzesinin yanı sıra ‘Starstreak’ uçaksavar füze sistemi sevkiyatını gerçekleştirmeyi düşünüyor. Bu adımın, ‘savunma yardımından saldırıya geçişi’ temsil edip etmediği ise net değil.

İngiltere silah yardımına devam edecek
İngiltere Başbakanı Boris Johnson’ın bir sözcüsü, 14 Mart’ta Londra’nın Ukrayna hükümetine ‘savunma silahları ve muharebe yetenekleri’ sağlamaya kesinlikle devam edeceğini yineledi. Açıklama, Rus füze saldırılarının ‘İngiliz askerlerinin, geçen yıl Ukrayna askerlerini tanksavar füzeleri kullanmaları için eğitmek üzere kullandığı’ Polonya sınırına yakın büyük bir Ukrayna üssünü hedef almasının ardından geldi.
İngiltere Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada “İngiltere, Ukrayna’nın egemenliğini destekleyen önde gelen bir Avrupa ülkesiydi. Ukrayna’ya savunma yeteneklerinin güçlendirilmesi de dahil olmak üzere çeşitli destek türleri sağlıyoruz. 2015’ten bu yana İngiliz kuvvetleri, Ukrayna silahlı kuvvetlerinin 22 binden fazla üyesine eğitim verdi. Aynı şekilde Ukrayna’nın deniz yeteneklerini geliştirmek için 1,7 milyar sterlinlik mali destek sağlıyoruz” değerlendirmesinde bulundu. Sözcü, Avrupa Birliği (AB) ve diğer birçok ülkenin artık ‘Ukrayna’ya savunma silahları sağlayarak İngiltere örneğini takip etmeye başladığına’ dikkati çekti.
Sözcü, “İngiltere, 2008’deki NATO Zirvesi’ndeki Bükreş Zirvesi tarafından yayınlanan ve Gürcistan ile Ukrayna’nın bir gün ittifaka katılacağını doğrulayan bildirge uyarınca, Ukrayna’nın NATO üyeliğine yönelik arzularının sağlam bir destekçisi olmaya devam ediyor. Ukrayna’nın NATO üyeliği için bir giriş noktası olarak savunma ve güvenlik reformlarında ısrar etmesi gerekiyor. Ukrayna, ittifaklarını ve geleceğini seçme hakkına sahiptir. Rusya’nın tekrarlanan anlaşmalara göre bu seçimi, Ukraynalılara dayatma hakkı yoktur” ifadelerini kullandı.

İngiltere’nin hamleleri
Ukrayna’ya yönelik bu İngiliz desteği, elbette, askeri olmayan diğer alanlara da uzanıyor. İngiltere hükümeti, Devlet Başkanı Vladimir Putin ile bağları olmakla suçladığı zengin Ruslara (oligarklara) karşı en geniş yaptırım kampanyasını başlattı. Bu çerçevede oligarkların, milyarlarca dolar olduğu tahmin edilen varlıkları donduruldu. Ayrıca Luhansk ve Donetsk cumhuriyetlerinin Ukrayna’dan bağımsızlığını tanımaya oy veren Devlet Duması’nın 386 üyesi de dahil olmak üzere çok çeşitli Rus şirketlerine ve üst düzey yetkililere yaptırımlar uygulandı.
İnsani düzeyde ise İngiltere, Rus saldırısının yansımalarıyla mücadele etmesine yardımcı olmak için Ukrayna hükümetine mali destekte bulundu. Londra yönetimi, 14 Mart’ta vatandaşlarını ülkelerinden kaçan Ukraynalı ailelere bakmaya teşvik etmek için bir kampanya başlattı ve mültecileri ağırlamak için evini açan her vatandaşa ayda 350 sterlin ödeme taahhüdünde bulundu. Aynı şekilde belediyelere de bu ülkede kalmak üzere başvuru yapmadan önce, üç yıl boyunca İngiltere’de oturma ve çalışma hakkına sahip olacak kişilere ücretsiz eğitim, sağlık hizmeti ve ayni yardım için destek sağlanacak. Hükümet, İngiltere’nin misafir edeceği Ukraynalılar için belirlenmiş bir tavanın olmadığını söyledi. Ancak mevcut beklentiler, on binlerce mültecinin İngiltere’deki ‘kapsama planından’ yararlanacağını gösteriyor.
Şu anda en az 2 milyon 700 bin Ukraynalı komşu ülkelere sığınırken, Rus saldırılarının şiddetlenmesiyle bu sayının artacağı belirtildi.



Trump’tan Rutte'a: NATO ülkeleri İran savaşında ABD'yi ‘yarı yolda bıraktı’

Trump, Beyaz Saray’daki Oval Ofis’te Rutte ile yaptığı görüşme sırasında (AP)
Trump, Beyaz Saray’daki Oval Ofis’te Rutte ile yaptığı görüşme sırasında (AP)
TT

Trump’tan Rutte'a: NATO ülkeleri İran savaşında ABD'yi ‘yarı yolda bıraktı’

Trump, Beyaz Saray’daki Oval Ofis’te Rutte ile yaptığı görüşme sırasında (AP)
Trump, Beyaz Saray’daki Oval Ofis’te Rutte ile yaptığı görüşme sırasında (AP)

ABD Başkanı Donald Trump dün NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'a ABD/İsrail-İran Savaşı’nda NATO ülkelerinin ABD'yi ‘yarı yolda bıraktığını’ söyledi.

Trump, Beyaz Saray'daki Oval Ofis'te Rutte ile yaptığı görüşmede "Yarı yolda bırakıldık. Bu konuda yardıma hiç ihtiyacımız yoktu zaten. İlk haftada İran'ı kelimenin tam anlamıyla paramparça ettik, ama 'yardım etmek isteriz' deselerdi iyi olurdu" dedi.

Rutte ise NATO üyelerinin performansını savunarak savaş süresince ‘Avrupa'daki üslerden 4 ila 5 bin Amerikan uçağının havalandığını’ hatırlattı.

Görüşmenin ardından gazetecilere konuşan Rutte, Trump'ın ‘NATO’ya tam anlamıyla bağlı’ olduğunu belirterek Washington'ın herhangi bir saldırıya maruz kalması halinde Avrupa'yı ‘kesinlikle' koruyacağını teyit etti.

Trump, NATO'ya yönelik bu eleştirileri, 32 üye ülke liderinin 7-8 Temmuz'da Türkiye'nin başkenti Ankara'da bir araya geleceği zirveden yalnızca iki hafta önce yöneltti.

ABD ile İsrail, 28 Şubat'ta İran'a ortak saldırı düzenledi. Trump bu operasyonun öncesinde NATO'ya danışmamıştı. Öte yandan başlıca Avrupalı müttefikler savaşın gerekçesine ilişkin kuşkularını dile getirdi.

Trump'ın ikinci dönemi NATO müttefikleriyle gerginliklerle geçti. Bu gerginlikler arasında Trump'ın geçtiğimiz ocak ayında haftalarca süren tehditlerinin ardından geri adım attığı Grönland'ı ele geçirme tehdidi de yer alıyor.

Washington, Avrupa'daki NATO müttefiklerine kıtanın savunmasının birincil sorumluluğunu üstlenmeleri gerektiğini açıkça ifade etti. ABD'nin stratejik odağını Çin'e kaydırması bu tutumun temel gerekçesini oluşturuyor.

Bu çerçevede ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), müttefiklere NATO operasyonlarına tahsis ettiği askeri kapasiteyi kısaltma sürecinde olduğunu bildirdi.

Bu gelişme, Avrupa'nın Rusya tehditleri karşısında savunmasız kalabileceğine dair kaygıları beraberinde getirdi. Müttefikler hâlâ bazı kritik silah sistemleri için Washington'a bağımlı.


Trump, İran'daki okula düzenlenen saldırıda ABD'nin sorumluluğunu sorguluyor

İran'ın Minab kentindeki bir okula düzenlenen saldırının olay yerinde bulunan sakinler ve kurtarma ekipleri (Reuters)
İran'ın Minab kentindeki bir okula düzenlenen saldırının olay yerinde bulunan sakinler ve kurtarma ekipleri (Reuters)
TT

Trump, İran'daki okula düzenlenen saldırıda ABD'nin sorumluluğunu sorguluyor

İran'ın Minab kentindeki bir okula düzenlenen saldırının olay yerinde bulunan sakinler ve kurtarma ekipleri (Reuters)
İran'ın Minab kentindeki bir okula düzenlenen saldırının olay yerinde bulunan sakinler ve kurtarma ekipleri (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, 28 Şubat'ta ABD ve İsrail'in Tahran'a yönelik saldırılarıyla başlayan savaşın ilk gününde, İran'da bir okulun vurulmasından ABD'nin sorumlu olduğuna dair şüphelerini dile getirerek, o esnada "füzelerin her yerde uçuştuğunu" söyledi.

İran resmi medyasının bildirdiğine göre 28 Şubat'ta ülkenin güneyindeki Minab şehrinde düzenlenen saldırıda 73 erkek, 47 kız çocuk, 26 öğretmen, 7 veli, bir okul otobüsü şoförü ve bir yetişkin sivil hayatını kaybetmişti.

Trump, Beyaz Saray'da gazetecilere yaptığı açıklamada, "Yaşananlar korkunç, ancak füzeler her yöne uçuşuyordu. Birileri bizim füzemiz olduğunu söyledi; peki, belki de öyle değildi. Bunun bir Amerikan füzesi olduğuna inanmamı sağlayacak hiçbir şey görmedim" ifadelerini kullandı.

Daha sonra Oval Ofis'teki koltukta oturan Savunma Bakanı Pete Hegseth’e dönen Trump, sözlerinin doğrulanmasını istedi.

Hegseth ise "Sayın Başkan, bu soruşturmayı son derece ciddiye alıyoruz. Zamanı geldiğinde, ulaştığımız sonuç ne olursa olsun bunu açıklamak için en uygun an olacaktır" şeklinde cevap verdi.

ABD bu trajedinin sorumluluğunu üstlenmekten kaçınırken; Trump daha önce yaptığı bir açıklamada, İran'ın mühimmat hedeflemede "hiçbir isabet yeteneğinin bulunmadığını" iddia ederek, okulu kendilerinin vurmuş olabileceğini öne sürmüştü.

Mayıs ayında ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, Kongre'ye verdiği brifingde "karmaşık" bir soruşturmanın sürdüğünü belirterek, orduya ait inceleme sonuçlarının tamamlanır tamamlanmaz paylaşılacağını ifade etmişti.

Buna karşın New York Times gazetesi daha önce yayımladığı bir haberde, okulun İran'ın envanterinde bulunmayan Amerikan yapımı bir "Tomahawk" seyir füzesiyle vurulduğunu yazdı. CNN International da saldırının arkasında ABD'nin olduğunu bildirmişti.


G7 Zirvesi: Filizlenen uluslararası ortaklık başarıya ulaşıyor

G7 Zirvesi sırasında Fransa'nın doğusundaki Evian şehrinde çekilen aile fotoğrafı, 16 Haziran 2026 (AFP)
G7 Zirvesi sırasında Fransa'nın doğusundaki Evian şehrinde çekilen aile fotoğrafı, 16 Haziran 2026 (AFP)
TT

G7 Zirvesi: Filizlenen uluslararası ortaklık başarıya ulaşıyor

G7 Zirvesi sırasında Fransa'nın doğusundaki Evian şehrinde çekilen aile fotoğrafı, 16 Haziran 2026 (AFP)
G7 Zirvesi sırasında Fransa'nın doğusundaki Evian şehrinde çekilen aile fotoğrafı, 16 Haziran 2026 (AFP)

James Jeffrey

Fransa'da 15 Haziran’da G7 Zirvesi’nin düzenlendiği kayda değer bir uluslararası günde yaşandı. Ancak zirve biraz sönük geçti. Dünya Kupası maçlarına eşlik eden heyecan, New York Knicks'in NBA şampiyonluğu ve İran'la ateşkese ilişkin siyasi drama bütün dikkatleri başka yöne çekti. Bununla birlikte bu toplantı, acil manşetlerin ve hızlı haber akışının gerisinde kaldığında bile çok daha uzun soluklu bir öneme sahip. Zirve, yalnızca G7 üyelerini bir araya getirmekle kalmadı. ABD ile güvenlik ittifakı, küresel ticaret ve finans sistemine entegrasyon ve güçlü bölgesel ağırlıkla temellenen uluslararası bir ‘ortaklık’ olarak nitelendirilebilecek yapının diğer kilit aktörlerini de bünyesinde barındırdı. Bu aktörler arasında Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Katar gibi Arap ülkelerinin yanı sıra Güney Kore ve Ukrayna da yer aldı. Söz konusu paylaşılan ortaklık, coğrafi ve kültürel açıdan dar kapsamlı ‘Batı’ kavramının yerini alarak geniş ve etkili bir küresel devletler topluluğunu tanımlıyor.

Avrasya'daki zorluklarla mücadeleye hazırlık

Bu ortaklık bünyesindeki ülkeler ABD önderliğindeki küresel güvenlik ve ekonomik düzeni destekleme kararlılıklarını teyit etmek, ABD'nin çalkantılı ya da geri çekilme eğiliminde olduğu dönemlerde bile bu düzen içindeki iş birliğini derinleştirmeye hazır olduklarını ortaya koymak ve en önemlisi de biri Avrupa'da diğeri Ortadoğu'da olmak üzere iki sıcak savaşı hegemonya güdüsüyle sürdüren Rusya ve İran'ın yarattığı Avrasya'daki askeri zorluklarla mücadele hazırlıklarını ilan etmek gibi belirli hedefler doğrultusunda bir araya geldi. Zirvenin nihai bildirgesi de bunu açıkça yansıttı. Nihai bildirgede, ‘Ukrayna'ya kararlı destek’, ‘İran'ın nükleer silah edinmesinin engellenmesi’ ve ‘Tayvan Boğazı üzerinden tek taraflı statüko değiştirme girişimlerine karşıt tutumun teyit edilmesi’ şeklinde üç net tutum ortaya kondu.

Katılımcılar ayrıca Avrasya'da ticari, teknolojik ve muhtemelen askerî açıdan da tehdit unsuru olan üçüncü büyük dış tehdit olarak değerlendirilen Çin'e yönelik ticari ve ekonomik adımlar atmak üzere de anlaştı. Bu ortaklık söz konusu tehditlere karşı farklı cephelerde ilerleme kaydediyor.

Geçtiğimiz yıllarda medya, anketler, seçimler ve akademik analizler, ABD önderliğindeki uluslararası kolektif güvenlik yapısının iç bölünmelerle ve genel bir hayal kırıklığıyla boğuştuğu izlenimini yarattı.

Bu tablo birkaç ay önce şaşırtıcı görünürdü. Geçtiğimiz yıllarda medya, kamuoyu yoklamaları, seçimler ve akademik analizler, ABD önderliğindeki uluslararası kolektif güvenlik yapısının iç bölünmelerle ve genel bir hayal kırıklığıyla boğuştuğu, dış güvenlik tehditlerini bertaraf etmekten aciz olduğu izlenimini yarattı. Rusya'nın Ukrayna'yı işgali, ardından İran'ın saldırıları ve Orta Doğu'daki İran vekil güçlerinin eylemleri, Çin'in Tayvan'a ve Güney Çin Denizi'ne yönelik hamle için fırsat kolladığı bir ortamda bu ortaklığın kendini savunma kapasitesine ilişkin köklü sorular doğurdu. Bu izlenimi daha da pekiştiren etkenler arasında pek çok ortak ülkedeki ekonomik zayıflık, Kuzey Amerika ve Batı Avrupa'da milliyetçi muhafazakârlarla ilerici evrenselciler arasındaki derin ideolojik kırılmalar ve Başkan Trump'ın ülkesinin onlarca yıl boyunca gayri resmi şekilde öncülük ettiği uluslararası düzene taşıdığı özel çatışmacı eğilim yer aldı.

xdvfd
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Güney Kore Cumhurbaşkanı Lee Jae-myung, Fransa'nın doğusundaki Evian kentinde düzenlenen G7 Zirvesi kapsamındaki çalışma yemeği öncesinde gerçekleştirilen resmi karşılama töreninde, 16 Haziran 2026 (AFP)

Bununla birlikte bu yılın ortalarına gelindiğinde ortaya çıkan tablo, pek çok tartışma ve analizin ima ettiğinden çok daha iyi görünüyor. Bu ortaklık, Trump'ın şimdiye kadar sürdürdüğü iki cumhurbaşkanlığı döneminin yarattığı iç karışıklık dahil, söz konusu zorluklara karşı genel itibarıyla bütünlüğünü korumayı başardı.

Rusya ve İran'ın saldırılarının dizginlenmesi

2022'den bu yana ortaya çıkan iki büyük askeri zorluğa nasıl yanıt verildiği asıl belirleyici olan nokta oldu. Rusya'nın Ukrayna'ya savaş açmasının, İran’ın bölgedeki vekil güçlerinin saldırılarının, akabinde İran'ın bizzat İsrail ile bölgedeki diğer ülkelere, ayrıca Avrupa'ya ve ABD'ye karşı savaşa dahil olmasının taşıdığı anlam küçümsenemez. Moskova ve Tahran ‘gri bölge’ çatışmaları yürüttü. Rusya bunu 2008 yılında Gürcistan'da başlatarak Kırım'da, Doğu Ukrayna'da, Suriye'de ve Libya'da sürdürdü. İran ise 2000'den bu yana büyük ölçüde vekil güçler aracılığıyla bölge genelinde aynı yaklaşımı izledi. Çıkarlarını ve müttefiklerinin çıkarlarını pekiştirmek amacıyla Gazze, Yemen, Suriye, Irak ve Lübnan'daki iç çatışmalardan yararlandı.

İran'la yaşanan çatışmada ateşkesi hayata geçirmeye yönelik mutabakat muhtırası, Tahran'ın tam anlamıyla yenilgiye uğratılması olarak değerlendirilemese de 2023'ten bu yana süregelen çatışmanın bütününe bakıldığında İran derin bir zafiyet içinde kalıyor.

Ancak Rusya'nın Ukrayna'ya karşı başlattığı savaş, küresel düzende ciddi gedik açtı ve yeni bir uluslararası kaos dalgasının kapısını araladı. Büyük güçler, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana sömürge karşıtı kurtuluş savaşlarından Kore, Vietnam ve defalarca Afganistan'da yaşanan türden iç savaşlara kadar pek çok çatışmaya dahil oldu. Ne var ki bu güçler, İkinci Dünya Savaşı'nın arifesinde Almanya, Japonya ve Sovyetler Birliği'nin yaptığı biçimde bütün devletleri ortadan kaldırmayı hedefleyen bir saldırganlıktan her zaman kaçındı. Rusya'nın 2022'de Ukrayna'yı silmek, topraklarını ve halkını ilhak etmek için giriştiği açık saldırı, büyük bir nükleer güçten ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) daimî üyesinden gelen aleni tecavüzdü ve Avrasya'yı derin bir krize sürükledi.

Benzer biçimde Hamas'ın 7 Ekim 2023'teki saldırısı da sınırlı füze bombardımanı, terör operasyonları ve kısa süreli çatışmaların ötesine geçerek İsrail'in bir bölümünü ele geçirmeyi hedefledi. Kısa süre içinde İran’ın diğer vekil güçleri de çatışmalara katıldı, ardından 2024 yılına kadar İran'ın kendisi iki büyük balistik füze saldırısıyla sahneye çıktı. Çatışma daha sonra Gazze'deki kara harekâtlarından Lübnan ve Suriye'ye, Yemen kıyılarında ABD ile Husiler ve zaman zaman Avrupa deniz kuvvetlerinin katıldığı deniz-hava savaşından 2025 ve 2026'da gerçekleştirilen ABD-İsrail ortak bombardıman seferlerine ve ardından gelen İran'ın karşı saldırılarına kadar geniş bir coğrafyaya yayıldı. Bu gelişmeler, 1990'da Saddam Hüseyin'in Kuveyt'i işgalinden beri bölgenin tanık olmadığı türden bir İran bölgesel hegemonik girişimini temsil ediyordu.

scvd
Ukrayna'nın Zaporijya bölgesinde cephe hattı yakınında düzenlenen askeri tatbikata katılan Ukrayna Silahlı Kuvvetleri'ne bağlı 118. Bağımsız Mekanize Tugay'dan bir er, 21 Mayıs 2026 (Reuters)

G7 zirvesine gelindiğinde bu ortaklık ülkelerinin, Rusya ve İran'ın saldırganlığını birlikte dizginlemeyi başardığı artık açıkça görülüyordu. Rusya geçtiğimiz yıl Ukrayna cephesinde fiilen durdurulurken, Ukrayna'nın insansız hava araçlarıyla Rusya enerjisine yönelik gerçekleştirdiği saldırılar Rusya'nın derinlerindeki kritik hedeflere ulaştı. Savaş yalnızca Zelenskiy'nin liderliği, Ukraynalıların cesareti ve muharebe etkinliği sayesinde değil; aynı zamanda Avrupa, Türkiye ve ABD'nin sağladığı mali, askeri ve istihbarat desteği aracılığıyla da bir çıkmaza dönüştü. Trump'ın doğrudan mali desteği kesmesine karşın Washington, Kiev'e kritik hedef tespiti istihbaratı sağlamayı sürdürdü ve İran'a karşı yürütülen harekât nedeniyle bir miktar yavaşlasa da Ukrayna ile NATO ortaklarına silah tedarikini devam ettirdi. G7 bildirgesinde de Rusya'ya güçlü yaptırımlar uygulanması desteklendi. Bu gelişmelerin sonucunda Putin, son aylarda Avrupa ile savaşın gidişatına ilişkin doğrudan müzakerelere çağrıda bulunmaya başladı.

İran'la yaşanan çatışmada ateşkesi hayata geçirmeye yönelik mutabakat muhtırası, Tahran'a sunulan yaptırım hafifletmeleri ve diğer mali transferler göz önüne alındığında tam bir yenilgi olarak değerlendirilemez. Bununla birlikte 2023'ten bu yana süregelen çatışmanın bütününe bakıldığında İran derin bir zafiyet içinde kalmaktadır. Hamas büyük ölçüde ya da tamamen tasfiye edildi; Husiler ve Iraklı milisler İran'a karşı yürütülen son harekâta katılmaktan kaçındı. Harekâta dahil olan tek vekil güç olan Hizbullah ise İsrail karşısında ağır bir yenilgiye uğrayarak güneyden çekilmek zorunda kaldı. Lübnan bugün, İsrail'le doğrudan müzakere masasına oturmaktadır.

ABD'nin teknoloji sektörü sayesinde Kuzey Amerika, Avrupa, Türkiye, Arap ülkeleri ve Doğu Asya kıyı devletlerinin birleşik gayri safi yurt içi hasılası, küresel toplam GSYİH'nin yaklaşık yarısına ulaşmaktadır.

Öte yandan Iraklı siyasetçiler, Amerikan baskısı altında İran'a yakın öne çıkan başbakan adaylarını reddederek, Washington'la iş birliğini ön plana çıkaran Ali el-Zeydi’yi seçti. İran'ın kendisi ise askeri teçhizatının ve sanayi kapasitesinin önemli bir bölümünü yitirdi. Füze ve insansız hava aracı saldırıları İsrail'de son derece sınırlı, Körfez ülkelerinde ise orta düzeyde hasara yol açtı. Bu ülkeler söz konusu saldırıların büyük çoğunluğunu kayda değer bir başarıyla savuşturdu. İran'ın boğazları kapatması küresel enerji fiyatlarında sert bir yükselişe ve Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) üyesi ülkelerin ekonomilerinin zayıflamasına neden olsa da küresel enerjiye genel etkisi, 1974 petrol ambargosu ve ardından yaşanan kesintilere kıyasla çok daha sınırlı kaldı. Dahası, Washington'ın İran'a giden ve gelen gemi trafiğine ambargo uygulaması Tahran'ı derinden sarstı.

Bu ortaklığın elde ettiği görece başarının izleri Çin'den de kaçmadı. Japonya, Tayvan, Güney Kore ve Filipinler savunma harcamalarını artırıyor ve ABD'nin güçlü desteğiyle birinci ada zincirini savunmaya yönelik koordinasyonlarını geliştiriyor. Üstelik Rusya'nın Ukrayna'daki saldırısının tökezlemesi ve İran'la yaşanan çatışmada Amerikan silahlarının stratejik başarıya her zaman eşlik etmemiş olsa da gösterdiği kayda değer taktik etkinlik, Pekin'e önemli uyarı dersleri sunmaktadır.

frgty
Hürmüz Boğazı'ndaki gemiler, Umman'ın Musandam ilinden görüldüğü gibi, 18 Haziran 2026 (Reuters)

Gerçi İran'la varılan mutabakat muhtırası başarısızlıkla sonuçlanabilir; bununla birlikte herhangi bir normalleşme süreci de rayından çıkabilir. Dört yıldır süren amansız saldırıların ardından Ukrayna halkının ve savaşan kuvvetlerinin ne denli direnç gösterebileceğini kimse bilmiyor. Ani bir çöküş ihtimali göz ardı edilemez; her ne kadar bu olasılık Rusya için daha düşük ölçüde de olsa geçerliyse. Putin, başarısızlıkla yüz yüze geldiğinde NATO üyesi ülkelere saldırılar düzenleyerek gerilimi artırmaya gidebilir; bunu yaparken Trump'ın hızlı ve etkin biçimde karşılık vermeyeceğini varsayabilir. Bununla birlikte, Rusya ve İran'ın küresel düzene yönelik şiddetli meydan okumalarının gerilemeyi sürdüreceği yönündeki beklenti en makul seçenek olmayı koruyor.

Batı ortaklığının zorlukları

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, bu ortaklığın ekonomik konumu güçlü olmayı sürdürmektedir. İstisnaî yaratıcılığıyla öne çıkan ABD'nin yüksek teknoloji sektörü sayesinde Kuzey Amerika, Avrupa, Türkiye, Arap ülkeleri ve Doğu Asya kıyı devletlerinin birleşik gayri safi yurtiçi hasılası (GSYH), dünyanın hidrokarbon kaynaklarının büyük bölümüne sahip olmalarıyla birlikte küresel toplamın yaklaşık yarısına ulaşmaktadır. Buna karşın Çin, Rusya, İran ve Kuzey Kore'den oluşan hasım ittifakının toplam GSYH'si bunun yarısının altında kalmaktadır. Meksika, Brezilya, Güney Afrika, Nijerya, Hindistan ve Endonezya gibi Güney'in büyük zengin ülkeleri ise tutarlı bir diplomatik ve ekonomik blok oluşturmalarına imkân tanıyacak ortak bir ilkeye, paylaşılan değerlere ya da birbirine bağlı kurumlara sahip bulunmuyor.

En büyük tehlike, gelecekteki ABD’li liderlerin ABD'nin 1940'lardan bu yana üstlendiği küresel stratejik rolden vazgeçilmesi yönündeki siyasi sol ve sağdan gelen çağrılara kulak verme ihtimalinde yatıyor.

Bu gayri resmi uluslararası ortaklığın önümüzdeki aylardaki başlıca zorluğu dış tehditten değil, iç bölünmeden kaynaklanmaktadır. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Arap ülkeleri, başlıca rakipleri İran'a yaklaşımda olduğu gibi gayri resmi müttefikleri İsrail'e karşı tutumda da görece bölünmüş bir tablo sergileniyor. Üstelik İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu önderliğindeki İsrail, Batı Şeria'daki baskıcı politikalarını sürdürüyor. Avrupa, göç politikası, iklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik sert önlemler ve zayıf ekonomik performansın yol açtığı sosyal yardım erozyonu konularında popülist ayaklanmalarla yüzleşiyor. Öte yandan Avrupa’nın şu an, Avrupa'daki popülist yükselişe sempatiyle yaklaşan kişilerce yönetilen ABD’den gelen ideolojik meydan okumayla da başa çıkması gerekiyor. ABD, Avrupa ve Doğu Asya ülkeleri ise Çin'in merkantilist ticaret ilişkilerini sınırlandırmaya çalışırken en azından kısa vadede Pekin'le son derece kârlı ekonomik bağlarını koruma dengesini kurmaya çabalıyor.

Bu zorluk, ortaklığın en güçlü üyesi ve sekiz on yıldır gayri resmi öncüsü olan ABD'de en belirgin biçimiyle kendini göstermektedir. Trump yönetimi, ortakları ve müttefiklere yönelik küçümseyici tutumu, güvenlik güvencelerine ilişkin koyduğu sınırlamalar ve bazı diğer adımlarıyla liderler ve halklar nezdinde öfke uyandırdı; bu durum ABD'nin güvenilirliğine dair temel varsayımların sorgulanmasına zemin hazırladı. Ancak bu meseleler büyük ölçüde ‘taktik’ nitelik taşıyor.

Trump, kolektif güvenlik sistemini destekleyen ve ortaklığın özünü oluşturan ABD askeri varlığını ciddi biçimde zayıflatacak herhangi bir adım atmadı. Grönland meselesi gibi alanlarda temel ilişkiler ve davranışlar konusundaki belirsizliği beslerken güce sık sık başvurması, bir ölçüde güvence de vermektedir. Bununla birlikte en büyük tehlike, gelecekteki ABD’li liderlerin, ABD'nin 1940'lardan bu yana üstlendiği küresel stratejik rolden vazgeçilmesi yönünde hem sol hem de sağdan gelen çağrılara kulak verme ihtimalinde yatıyor. Bu olasılığı bertaraf etmek, önümüzdeki yıllarda bu uluslararası ortaklığın karşılaşacağı en büyük görev olacaktır.

*”Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."