Reaganist eğilimli Lindsey Graham Rusya’nın Brütüs’ünü arıyor

ABD’li Senatör Lindsey Graham, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e suikast düzenlenmesi çağrısında bulundu. (AP)
ABD’li Senatör Lindsey Graham, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e suikast düzenlenmesi çağrısında bulundu. (AP)
TT

Reaganist eğilimli Lindsey Graham Rusya’nın Brütüs’ünü arıyor

ABD’li Senatör Lindsey Graham, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e suikast düzenlenmesi çağrısında bulundu. (AP)
ABD’li Senatör Lindsey Graham, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e suikast düzenlenmesi çağrısında bulundu. (AP)

İmil Emin
ABD’li Senatör Lindsey Graham, bazıları tarafından bir Cumhuriyetçi olarak, bazıları tarafından ise bir zamanlar kullandığı ılımlı üslup ve bağımsız renk tonuyla muhafazakar olarak tanımlanıyor. O ise kendisini ‘Reagan tarzı bir Cumhuriyetçi’ olarak niteliyor..
Komünizmden ve çöken Sovyetler Birliği’nden nefret eden Reaganizm, Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham'ın damarlarında mı geziniyor? Bu açıdan bakıldığında Graham’ın “Sovyetler Birliği'nin dağılması, 20’inci yüzyılın en büyük hatasıydı” diyen Kremlin'in efendisi Vladimir Putin'e karşı yoğun bir kin ve nefret duygusunu miras aldığı söylenebilir.
Güney Carolina’nın güçlü senatörünün Rusya Devlet Başkanı Putin’den ne kadar çok nefret ettiğini herkes iyi biliyor. Ancak analistlerin Ukrayna'ya karşı askeri bir operasyon başlatabileceğine dair tahminlerini dillendirmeye başlamasından sonra Graham’ın Putin’e olan nefreti ikiye katlandı.
Graham, Rusya'nın Ukrayna’ya başlattığı askeri saldırıdan üç gün önce, yani 21 Şubat'ta Twitter hesabından, “Putin'in Lugansk ve Donetsk bölgelerinin bağımsızlığını tanıma kararı, Minsk Anlaşması'nın ihlali ve Ukrayna halkına karşı bir savaş ilanıdır” paylaşımında bulundu.
ABD’li senatör, Putin'in kararına, kendi tabiriyle ‘bir yandan Rusya’nın yerel para birimi rubleyi yok ederek diğer yandan da petrol ve doğalgaz sektörünü ezerek’ ağır yaptırımlarla karşılık verilmesini istedi. Graham bunun öncesinde, 15 Şubat’ta, Rusya ve Ukrayna sınırında bir askeri operasyonunun ayak seslerinin duyulduğu ve Rusya'nın Ukrayna'ya saldırması durumunda iki ülke arasındaki ilişkilerin sonsuza kadar zarar göreceğine dair güçlü sinyallerin olduğu sıralarda, ABD Senatosu’nu Putin'e güçlü bir mesaj göndermeye çağırdı.
ABD’li Senatör’ün bu açıklamaları, Washington ve Moskova arasındaki mevcut ve gelecekteki geleneksel siyasi çatışmalarla tutarlı olarak kabul edilebilir. Zira dünya, Soğuk Savaş yıllarında bu konuda yeterince ders çıkardı.
Ancak dikkate alınmayan bir nokta vardı. Bu nokta, Graham’ın, 1982-1988 yılları arasında ABD Hava Kuvvetleri'nde görev yapmış, hukuk alanında doktorası olan, 1992 yılında Güney Karolina Temsilciler Meclisi'ne seçilmeden önce özel sektörde avukat olarak çalışan, özellikle devletlerin kendi aralarındaki ilişkiler ve devlet başkanlarının durumları ve dokunulmazlıkları konusunda iyi bilinen uluslararası ilkelerin ruhuna aykırı açıklamalar yapan bir adam olmasıydı.
ABD’li Senatör, Rusya'nın Ukrayna'ya karşı başlattığı saldırının ikinci haftasının başlarında attığı bir tweette, “Açıkçası Rusya'da bir rejim değişikliği olsaydı dünya daha iyi bir yer olurdu. Putin, her ne pahasına olursa olsun Rus halkının eline geçmesi gereken bir savaş suçlusu” dedi. Graham, Twitter’dan paylaştığı bir sonraki mesajında şu ifadeleri kullandı:
“Bakan Blinken ve Biden yönetimini Putin'in ve yakın çevresinin faaliyetlerini savaş suçu olarak ilan etmeye ve yönetimin, Putin'in bir savaş suçlusu olarak hakkında soruşturulma ve kovuşturulma başlatılmasını tam olarak desteklemesini sağlamaya çağırıyorum. Bundan daha azının olması, Ukrayna halkına, Rus halkına ve dünya düzenine zarar verir.”  

Brütüs ve Stauffenberg
Herkes bu siyasi söylemdeki sertliğin ve acımasızlığın yanı sıra Rusya'nın Reaganist senatörünün kınayarak verdiği tepkiyi anlayabilir. Ancak şeytan ayrıntıda gizliydi.
ABD’li senatörün bir diğer Twitter mesajı da şöyle oldu:
“Rusya'da bir Brütüs var mı? Rus ordusunda Albay Stauffenberg gibi başarılı biri yok mu? Bu savaşı durdurmanın tek yolu Putin'i ortadan kaldırmak. Bu, ülkeniz ve tüm dünya için çok önemli bir hizmet olacaktır.”


Trump ve Graham arasındaki benzerlikler ve farklılıklar. (AP)

Açıklamaları çözümlemeye çalışmak ya da ayrı ayrı değerlendirmek için fazla bir çabaya gerek yok. Bilindiği gibi Marcus Junius Brütüs, MÖ 15 Mart 44 tarihinde Roma İmparatoru Jül Sezar’ı öldürdü. Kimileri Brütüs’ün Sezar’ın çok yakın arkadaşı olduğunu, kimileri ise onun gayrimeşru oğlu olduğunu söyledi. Brütüs’ün kim olduğu hakkında bazı görüş ayrılıkları söz konusu. Tarihçiler, Jul Sezar’ın gücünü kaybedip teslim olmadan önce, en yakınlarının kendisine karşı planlanan suikasta katıldığını gördüğünde, tarihe geçen “Sen de mi, Brütüs” ifadesiyle bağırmıştır. Albay Claus von Stauffenberg ise 20 Temmuz 1944 tarihinde, Nazi Almanyası lideri Adolf Hitler’e karşı başarısız bir suikast girişiminde bulunmuştur. Tarihe Hitler'e yönelik en önemli suikast girişimlerinden biri olarak geçen ve ‘Valkyrie Operasyonu’ adıyla bilinen Stauffenberg’ün girişimi başarısız oldu.

Puritan mı pragmatik mi? Graham, bu Twitter mesajıyla ne demek istedi?
Düşüncesi açık. Lafı eveleyip gevelemedi. Putin'in yakın çevresindeki sivil ya da asker kim olursa, herhangi biri aracılığıyla Putin’e suikast düzenlenmesini söyleyen Graham bu çağrısını da şu cümlelerle yaptı:
“Bunu sadece Rus halkı yapabilir. Söylemesi kolay, yapması zor. Hayatınızın geri kalanını karanlıkta, dünyanın geri kalanından izole şekilde ve yoksulluk içinde geçirmek istemiyorsanız harekete geçmelisiniz.”
Peki, Graham bu çağrıyla, istihbarat servislerinin devlet başkanlarına ve liderlerine yönelik suikastların kışkırtılmasını yasaklayan ABD yasalarını ihlal etmiyor mu?
1970’li yılların sonlarında, dönemin ABD Başkanı Jimmy Carter istihbarat servislerinin bu tür kanlı operasyonlar düzenleme hakkını iptal etmişti. Ancak Graham'ın konuşması, ABD’nin ellerini kirletmemesi ve iç yasalarını ihlal etmemesi için yabancıları tarafından gerçekleştirilmiş olsalar bile bunu yeniden düşünmeyi gerektirebilir.
Rusya'nın Graham'ın çağrısına yanıtı, Rusya’nın Washington Büyükelçiliği’nin faaliyetlerinin askıya alınması oldu. Büyükelçiliğin resmi Facebook sayfası üzerinden yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Uluslararası sahnede Washington'ın hedeflerine ulaşmanın bir yolu olarak terörizmi savunabilen bir kişinin (Graham) ahlaki değerlerini yücelten ve tüm insanlığa yol gösterici yıldız olan bir ülkenin senatör olduğuna inanmak mümkün değil.”
Bu açıklamayla durumun ‘vahametine’ dikkat çekildi.
Graham'ın açıklamaları bize bu ülkenin gerçek kimliği geride kaldığında ortaya çıkan gerçeğin ABD’nin bir sorunu olduğunu bir kez daha hatırlattı. Puritan bir devlet mi yoksa pragmatist Jacksoncu Demokrasi devleti mi? Uluslararası hukuka saygı duyuyor mu duymuyor mu? Koruyucuların ve azizlerin devleti mi yoksa şeytanların ve iblislerin devleti mi? Demokrasiyi mi savunuyor yoksa stratejik çıkarlarıyla örtüşmediğinde onları hiçe mi sayıyor?

Bireysel özgürlüklere dair
Belki de işin en ilginç yanı, Graham'ın bu terör içeren tweetini savunmaktan vazgeçmemesiydi. Graham’ın geçtiğimiz pazar gecesi Fox News ekranlarından Amerikalılara Ukrayna'daki savaşın ‘daha ​​kötüye gitmeyeceğine’ dair güvence verdiği söylenebilir. Üçüncü Dünya Savaşı’nın olmayacağını da söyleyen ABD’li Senatör, Putin'in nükleer bir savaşı kimsenin kazanamayacağını bildiğini, bu yüzden bunun bir aldatmaca olduğunu vurguladı.
Bir kez de buradan bakınca ifadeleri objektif görünüyor. Fakat kısa süre sonra, daha önceki görüşünün açıkça bir uzantısı olan şu sözleri sarf etti:
 “Eğer Putin, ABD'ye karşı nükleer saldırı emri verirse bir generalin sorunu halledeceğini düşünüyorum.”
Burada şunu sormak zorundayız:
“Graham'ın suikast çağrısını tekrarlaması ve Putin'in suikastıyla ilgili varsayımı sürdürmeye çalışması, bunun bir gün gerçeğe dönüşmesi ve insanların buna hazırlanıp kabul etmesi anlamında kendi kendini gerçekleştirmeye çalışan bir tahmin mi?”
Graham’ın yurt dışından önce yurtiçinde tartışmalı bir isim olduğu görülüyor. Bireysel özgürlükler ve terörizm konusundaki tutumları daha da garip. Örneğin, Ulusal Güvenlik Ajansı’nın (NSA) diğer ülkelerin yetkililerinin ve ABD vatandaşlarının telefonlarını dinleme skandalıyla ilgili değerlendirmesinde, NSA’nın vatandaşların telefon kayıtlarını toplamasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi:
“Ben bir Verizon (Amerikan kablosuz ağ operatörü) müşterisiyim. Eğer hükümet, bir telefon kullanıcısının terörist olduğundan emin olacaksa, şirketin hükümete kayıtları vermesi umurumda değil. Teröristlerle konuşacağımı sanmıyorum. Öyle olmadığımı biliyorum. Bu yüzden de korkacak bir şeyim yok.”
Bir hukukçu olan Graham’ın bireysel özgürlükleri savunması gerekir. Kişisel mahremiyeti ve insan haklarını korumalı. Ancak kendisinin terörle suçlanan ABD vatandaşlarına karşı garip bir tavrı var. Bir keresinde ABD Senatosu’nda yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“Terörle suçlanan ABD’liler avukat istedikleri zaman, onlara çenelerini kapamalarını, avukat tutamayacaklarını, düşmanımız olduklarını söylememiz ve ‘El Kaide'ye katılmanı konuşacağız’ dememiz gerekiyor.”
Graham, ABD merkezli haber ağı CNN’e Mayıs 2009'da verdiği uzun bir röportajda, ABD vatandaşlarının gözaltında tutulacağı merkezlere bir model olarak Japon ve Alman savaş esirlerinin tutulduğu Guantanamo'ya işaret ederek, “Savaş sırasında ABD’de 450 bin Japon ve Alman savaş esiri bulundurduk. Bununla başa çıkabiliriz” şeklinde konuştu.

Trump’ın hem yanında hem de karşısında
Reaganist eğilimleri olan bir senatörle mi yoksa 1950’li yıllarda ABD’li solcuların peşinden koşan, Amerikan sanatının ve siyasetinin birçok sembol isminin yurt dışına kaçırmasına neden olan eski Senatör Joseph McCarthy'nin güncellenmiş bir versiyonuyla mı karşı karşıyayız?
Durum ne olursa olsun siyasi görüşleri ve keskin tutumları olan, yani her zaman aşırı sağdan aşırı sola kaymış gibi görünen bir adamla karşı karşıyayız. Eski Başkan Donald Trump ile olan ilişkisi de bunu doğrular nitelikte.
Graham başlangıçta Trump’ın başkanlığa adaylığına karşı çıktı. 2016 yılında seçmenlere ondan uzak durmaları çağrısında bulundu. Cumhuriyetçi Parti'nin kendisini aday göstermeyeceğini ve onun yerine Trump’ı seçtiğini anladığı için başkanlık yarışından çekildikten sonra o gün Amerikalılara şöyle seslendi:
“Tanrı aşkına bu savaşta savaşanların fedakarlığını hak eden ve gerçekten kazanmasını bilen birini seçin. Bu kişinin Trump olduğunu sanmıyorum.”
Buna rağmen, Trump'ı başkanlığı boyunca yaşadığı zor durumların çoğunda destekledi. Hatta ona en yakın senatörlerden biri oldu. Graham, Kasım 2020'de başkanlık seçimleriyle ilgili itirazlarında Trump'ı destekledi. Bu itirazlar, Joe Biden'ın zaferinin ilan edildiği seçim sonucunu değiştirmedi. Bunu üzerine Graham, Trump'ı 2024 yılında başkanlık seçimlerinde aday olmaya çağırdı.

Graham, Trump'ın önümüzdeki yıllara ilişkin gündeminin arkasında mı?
Graham’ın Trump'ın 2024'teki başkanlık seçimlerinde aday olmak için tüm gücüyle hazırlanması gerektiğini söylemesi bunu doğruluyor. Hatta Trump’a kazandığı ivmeyi canlı tutacak bir organizasyon veya platform oluşturmasını bile öğütledi.  Graham, “Onu (Trump) tekrar aday olmayı düşünmeye teşvik ediyorum. Bunu düşünmeli” dedi. O halde Trump'ı Twitter'da mesaj yayınlama veya Instagram'da fotoğraf paylaşma hakkından mahrum kaldıktan sonra önde gelen Cumhuriyetçilerin ve aralarındaki iş insanlarının bir buçuk milyar dolar toplamaya çalışarak yeni sosyal medya platformu TRUTH Social'ı kurmaya motive eden Graham mıydı?
Belki de Graham'ın Trump ile birleştiği ve Biden ile ayrıldığı nokta İran ve İran düşmanlığıdır. Graham, Haziran 2021'in sonlarında Joe Biden'ı İran'ı ele alış biçimi konusunda uyararak, “İran, (Biden) yönetimini manipüle ediyor ve dünyayı kendisine rehin etmeye çalışıyor” dedi. 
Fox News’e verdiği bir röportajda İran rejimini Hitler Almanya'sındaki Nazi rejimine benzeten Graham, “Hitler'in ırk üstünlüğü, İran'ın ise dini üstünlükle motive olduğu düşünüldüğünde, dünyayı kendisin rehin etmek için nükleer silah yapmaya çalışıyor” yorumunda bulundu.
Hatta Graham, kendi ifadesiyle ‘davranışları zorbaca’ olsa da Rusya ve Çin'i uluslararası gerçekçi aktörler olarak görüyor. Ama Graham’a göre İran böyle değil ve ideolojik düşünceleri politikalarını etkilediği için bu tür yönetimler görmezden gelinemez.
Seantör Lindsey Graham, Reagan ve McCarthy arasında bir profil çizerken hakkındaki tartışma da devam ediyor.
*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrildi.



Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
TT

Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)

The Telegraph gazetesinin haberine göre Buckingham Sarayı, eski İngiliz prensi Andrew -kamuoyunda kullanılan adıyla Andrew Mountbatten-Windsor- için doğabilecek hukuki masrafların vergi mükelleflerine yüklenmemesini güvence altına alacak.

Konuya yakın bir kaynak, eski prensin avukatlık ücretlerini karşılayamaması halinde mali yükün ‘kamu hazinesine yansıtılmayacağını’ belirtti. Ancak sarayın söz konusu giderleri hangi kaynaktan karşılayabileceği henüz netlik kazanmadı. Kaynaklar, Kral Charles’ın kardeşinin faturalarını kişisel olarak ödemeyeceğini ifade etti.

Mountbatten-Windsor dün Sandringham House’taki evinde, kamu görevine ilişkin usulsüzlük şüphesiyle gözaltına alındı. Polis, ticari temsilci olarak görev yaptığı dönemde hassas bilgileri Jeffrey Epstein ile paylaştığı iddialarını soruşturuyor.

dfvgthy6yjy6
Andrew Mountbatten-Windsor, kamu görevinde suistimal şüphesiyle gözaltına alındığı gün polis karakolundan ayrılırken (Reuters)

Olası hukuki savunma sürecinde ise Andrew’in yakın çevresinde kalmayı sürdüren tek isim olarak ceza avukatı Gary Bloxsome öne çıkıyor. Bir kaynak dün, “Hâlâ yanında olan tek kişi o” ifadesini kullandı.

The Telegraph’ın haberine göre, Andrew’in gözaltına alınmasının ardından Bloxsome’un hizmetlerine duyulan ihtiyaç daha da artacak. Eski York Dükü, 2020 yılında ABD Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI), çocuklara yönelik cinsel istismar suçlamalarıyla anılan finansör Jeffrey Epstein ile ilişkisine dair yürüttüğü soruşturma sırasında da aynı avukatla çalışmıştı.

Sonrasında Bloxsome’un görevlendirilmesinin isabetli bir karar olduğu değerlendirildi. Prensi çevreleyen utanç verici kriz sürecinde dost ve tanıdıkların zamanla uzaklaştığı belirtilirken, avukatın Andrew’in yanında kalmayı sürdürdüğü aktarıldı. Zaman içinde en yakın isimlerinden biri haline gelen Bloxsome, ‘her an ulaşılabilen avukatı’ olarak tanımlandı; hukuk dosyalarını değerlendirdiği kadar golf sahasında da müvekkiliyle vakit geçirdiği ifade edildi.

Bloxsome’un, yakın zamana kadar Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge adlı konutuna giderek yüksek profilli müvekkiliyle çay içmeyi sürdürdüğü kaydedildi.

dvfgthy
Kraliçe II. Elizabeth, 2013 yılında Buckingham Sarayı’nın balkonundan, oğulları Prens Charles (solda) ve Prens Andrew ile birlikte el sallıyor. (AFP)

Ceza avukatı Gary Bloxsome’un, Andrew Mountbatten-Windsor’ı kamu görevinde suistimal suçlamalarına karşı temsil etmesi en güçlü ihtimal olarak görülüyor. Konuya yakın bir kaynak, “Başka kime başvurabilir? O bir ceza avukatı ve bu Gary’nin uzmanlık alanı. Bu görev için ondan daha iyisi yok” dedi. Aynı kaynak, Mountbatten-Windsor’ın başka bir hukukçuya yönelmesinin mantıklı olmayacağını, zira Bloxsome’un geçmiş sürece hâkim olduğunu ve aralarında güçlü bir ilişki bulunduğunu belirtti.

Polisin, prensin Sandringham Kraliyet Arazisi’ndeki geçici konutu Wood Farm’a baskın düzenlediği sırada, Bloxsome The Telegraph gazetesine yaptığı açıklamada gelişmelerden ‘hiçbir şekilde haberdar olmadığını’ söyledi. Avukatın, Andrew’in sorgulandığı polis merkezine gidip gitmediği ise henüz bilinmiyor.

Gözaltı işlemi, Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge’dan ayrılarak Norfolk’ta yeni bir hayata başlamasından yalnızca iki hafta sonra gerçekleşti. Bloxsome dışında yakın çevresinin giderek daralması, prensin ruh sağlığına ilişkin endişeleri artırdı.

Taşınmadan önce her gün ata bindiği belirtilen Andrew’in, Windsor’daki geniş konutunda neredeyse tamamen izole bir yaşam sürdüğü ifade edildi. Haberlerde, birkaç ay önce haber takibini bıraktığı öne sürülürken, baskıların artmasıyla birlikte ağır bir depresyon sürecine girdiği de kaynaklar tarafından dile getirildi.

vfgthy
Andrew Mountbatten-Windsor, Royal Lodge yakınlarında ata binerken (Reuters)

Aralık ayında, Londra Metropolitan Polisi’nin ziyareti sonrasında Andrew silah ruhsatlarını ve av tüfeği sertifikalarını teslim etmek zorunda kaldı. Bu adımla ilgili resmi bir gerekçe açıklanmadı. Ancak kaynaklar, kişisel güvenliğinin aile için öncelik olmaya devam ettiğini belirterek, tüm aile üyelerinin emniyetini sağlamak amacıyla ‘özen yükümlülüğünün sürdüğünü’ vurguladı.


Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.


İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)

İsrail güçleri bu sabah erken saatlerde Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, büyük patlama saat 02:20'de meydana geldi.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Bununla birlikte, İsrail sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.