Reaganist eğilimli Lindsey Graham Rusya’nın Brütüs’ünü arıyor

ABD’li Senatör Lindsey Graham, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e suikast düzenlenmesi çağrısında bulundu. (AP)
ABD’li Senatör Lindsey Graham, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e suikast düzenlenmesi çağrısında bulundu. (AP)
TT

Reaganist eğilimli Lindsey Graham Rusya’nın Brütüs’ünü arıyor

ABD’li Senatör Lindsey Graham, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e suikast düzenlenmesi çağrısında bulundu. (AP)
ABD’li Senatör Lindsey Graham, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e suikast düzenlenmesi çağrısında bulundu. (AP)

İmil Emin
ABD’li Senatör Lindsey Graham, bazıları tarafından bir Cumhuriyetçi olarak, bazıları tarafından ise bir zamanlar kullandığı ılımlı üslup ve bağımsız renk tonuyla muhafazakar olarak tanımlanıyor. O ise kendisini ‘Reagan tarzı bir Cumhuriyetçi’ olarak niteliyor..
Komünizmden ve çöken Sovyetler Birliği’nden nefret eden Reaganizm, Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham'ın damarlarında mı geziniyor? Bu açıdan bakıldığında Graham’ın “Sovyetler Birliği'nin dağılması, 20’inci yüzyılın en büyük hatasıydı” diyen Kremlin'in efendisi Vladimir Putin'e karşı yoğun bir kin ve nefret duygusunu miras aldığı söylenebilir.
Güney Carolina’nın güçlü senatörünün Rusya Devlet Başkanı Putin’den ne kadar çok nefret ettiğini herkes iyi biliyor. Ancak analistlerin Ukrayna'ya karşı askeri bir operasyon başlatabileceğine dair tahminlerini dillendirmeye başlamasından sonra Graham’ın Putin’e olan nefreti ikiye katlandı.
Graham, Rusya'nın Ukrayna’ya başlattığı askeri saldırıdan üç gün önce, yani 21 Şubat'ta Twitter hesabından, “Putin'in Lugansk ve Donetsk bölgelerinin bağımsızlığını tanıma kararı, Minsk Anlaşması'nın ihlali ve Ukrayna halkına karşı bir savaş ilanıdır” paylaşımında bulundu.
ABD’li senatör, Putin'in kararına, kendi tabiriyle ‘bir yandan Rusya’nın yerel para birimi rubleyi yok ederek diğer yandan da petrol ve doğalgaz sektörünü ezerek’ ağır yaptırımlarla karşılık verilmesini istedi. Graham bunun öncesinde, 15 Şubat’ta, Rusya ve Ukrayna sınırında bir askeri operasyonunun ayak seslerinin duyulduğu ve Rusya'nın Ukrayna'ya saldırması durumunda iki ülke arasındaki ilişkilerin sonsuza kadar zarar göreceğine dair güçlü sinyallerin olduğu sıralarda, ABD Senatosu’nu Putin'e güçlü bir mesaj göndermeye çağırdı.
ABD’li Senatör’ün bu açıklamaları, Washington ve Moskova arasındaki mevcut ve gelecekteki geleneksel siyasi çatışmalarla tutarlı olarak kabul edilebilir. Zira dünya, Soğuk Savaş yıllarında bu konuda yeterince ders çıkardı.
Ancak dikkate alınmayan bir nokta vardı. Bu nokta, Graham’ın, 1982-1988 yılları arasında ABD Hava Kuvvetleri'nde görev yapmış, hukuk alanında doktorası olan, 1992 yılında Güney Karolina Temsilciler Meclisi'ne seçilmeden önce özel sektörde avukat olarak çalışan, özellikle devletlerin kendi aralarındaki ilişkiler ve devlet başkanlarının durumları ve dokunulmazlıkları konusunda iyi bilinen uluslararası ilkelerin ruhuna aykırı açıklamalar yapan bir adam olmasıydı.
ABD’li Senatör, Rusya'nın Ukrayna'ya karşı başlattığı saldırının ikinci haftasının başlarında attığı bir tweette, “Açıkçası Rusya'da bir rejim değişikliği olsaydı dünya daha iyi bir yer olurdu. Putin, her ne pahasına olursa olsun Rus halkının eline geçmesi gereken bir savaş suçlusu” dedi. Graham, Twitter’dan paylaştığı bir sonraki mesajında şu ifadeleri kullandı:
“Bakan Blinken ve Biden yönetimini Putin'in ve yakın çevresinin faaliyetlerini savaş suçu olarak ilan etmeye ve yönetimin, Putin'in bir savaş suçlusu olarak hakkında soruşturulma ve kovuşturulma başlatılmasını tam olarak desteklemesini sağlamaya çağırıyorum. Bundan daha azının olması, Ukrayna halkına, Rus halkına ve dünya düzenine zarar verir.”  

Brütüs ve Stauffenberg
Herkes bu siyasi söylemdeki sertliğin ve acımasızlığın yanı sıra Rusya'nın Reaganist senatörünün kınayarak verdiği tepkiyi anlayabilir. Ancak şeytan ayrıntıda gizliydi.
ABD’li senatörün bir diğer Twitter mesajı da şöyle oldu:
“Rusya'da bir Brütüs var mı? Rus ordusunda Albay Stauffenberg gibi başarılı biri yok mu? Bu savaşı durdurmanın tek yolu Putin'i ortadan kaldırmak. Bu, ülkeniz ve tüm dünya için çok önemli bir hizmet olacaktır.”


Trump ve Graham arasındaki benzerlikler ve farklılıklar. (AP)

Açıklamaları çözümlemeye çalışmak ya da ayrı ayrı değerlendirmek için fazla bir çabaya gerek yok. Bilindiği gibi Marcus Junius Brütüs, MÖ 15 Mart 44 tarihinde Roma İmparatoru Jül Sezar’ı öldürdü. Kimileri Brütüs’ün Sezar’ın çok yakın arkadaşı olduğunu, kimileri ise onun gayrimeşru oğlu olduğunu söyledi. Brütüs’ün kim olduğu hakkında bazı görüş ayrılıkları söz konusu. Tarihçiler, Jul Sezar’ın gücünü kaybedip teslim olmadan önce, en yakınlarının kendisine karşı planlanan suikasta katıldığını gördüğünde, tarihe geçen “Sen de mi, Brütüs” ifadesiyle bağırmıştır. Albay Claus von Stauffenberg ise 20 Temmuz 1944 tarihinde, Nazi Almanyası lideri Adolf Hitler’e karşı başarısız bir suikast girişiminde bulunmuştur. Tarihe Hitler'e yönelik en önemli suikast girişimlerinden biri olarak geçen ve ‘Valkyrie Operasyonu’ adıyla bilinen Stauffenberg’ün girişimi başarısız oldu.

Puritan mı pragmatik mi? Graham, bu Twitter mesajıyla ne demek istedi?
Düşüncesi açık. Lafı eveleyip gevelemedi. Putin'in yakın çevresindeki sivil ya da asker kim olursa, herhangi biri aracılığıyla Putin’e suikast düzenlenmesini söyleyen Graham bu çağrısını da şu cümlelerle yaptı:
“Bunu sadece Rus halkı yapabilir. Söylemesi kolay, yapması zor. Hayatınızın geri kalanını karanlıkta, dünyanın geri kalanından izole şekilde ve yoksulluk içinde geçirmek istemiyorsanız harekete geçmelisiniz.”
Peki, Graham bu çağrıyla, istihbarat servislerinin devlet başkanlarına ve liderlerine yönelik suikastların kışkırtılmasını yasaklayan ABD yasalarını ihlal etmiyor mu?
1970’li yılların sonlarında, dönemin ABD Başkanı Jimmy Carter istihbarat servislerinin bu tür kanlı operasyonlar düzenleme hakkını iptal etmişti. Ancak Graham'ın konuşması, ABD’nin ellerini kirletmemesi ve iç yasalarını ihlal etmemesi için yabancıları tarafından gerçekleştirilmiş olsalar bile bunu yeniden düşünmeyi gerektirebilir.
Rusya'nın Graham'ın çağrısına yanıtı, Rusya’nın Washington Büyükelçiliği’nin faaliyetlerinin askıya alınması oldu. Büyükelçiliğin resmi Facebook sayfası üzerinden yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Uluslararası sahnede Washington'ın hedeflerine ulaşmanın bir yolu olarak terörizmi savunabilen bir kişinin (Graham) ahlaki değerlerini yücelten ve tüm insanlığa yol gösterici yıldız olan bir ülkenin senatör olduğuna inanmak mümkün değil.”
Bu açıklamayla durumun ‘vahametine’ dikkat çekildi.
Graham'ın açıklamaları bize bu ülkenin gerçek kimliği geride kaldığında ortaya çıkan gerçeğin ABD’nin bir sorunu olduğunu bir kez daha hatırlattı. Puritan bir devlet mi yoksa pragmatist Jacksoncu Demokrasi devleti mi? Uluslararası hukuka saygı duyuyor mu duymuyor mu? Koruyucuların ve azizlerin devleti mi yoksa şeytanların ve iblislerin devleti mi? Demokrasiyi mi savunuyor yoksa stratejik çıkarlarıyla örtüşmediğinde onları hiçe mi sayıyor?

Bireysel özgürlüklere dair
Belki de işin en ilginç yanı, Graham'ın bu terör içeren tweetini savunmaktan vazgeçmemesiydi. Graham’ın geçtiğimiz pazar gecesi Fox News ekranlarından Amerikalılara Ukrayna'daki savaşın ‘daha ​​kötüye gitmeyeceğine’ dair güvence verdiği söylenebilir. Üçüncü Dünya Savaşı’nın olmayacağını da söyleyen ABD’li Senatör, Putin'in nükleer bir savaşı kimsenin kazanamayacağını bildiğini, bu yüzden bunun bir aldatmaca olduğunu vurguladı.
Bir kez de buradan bakınca ifadeleri objektif görünüyor. Fakat kısa süre sonra, daha önceki görüşünün açıkça bir uzantısı olan şu sözleri sarf etti:
 “Eğer Putin, ABD'ye karşı nükleer saldırı emri verirse bir generalin sorunu halledeceğini düşünüyorum.”
Burada şunu sormak zorundayız:
“Graham'ın suikast çağrısını tekrarlaması ve Putin'in suikastıyla ilgili varsayımı sürdürmeye çalışması, bunun bir gün gerçeğe dönüşmesi ve insanların buna hazırlanıp kabul etmesi anlamında kendi kendini gerçekleştirmeye çalışan bir tahmin mi?”
Graham’ın yurt dışından önce yurtiçinde tartışmalı bir isim olduğu görülüyor. Bireysel özgürlükler ve terörizm konusundaki tutumları daha da garip. Örneğin, Ulusal Güvenlik Ajansı’nın (NSA) diğer ülkelerin yetkililerinin ve ABD vatandaşlarının telefonlarını dinleme skandalıyla ilgili değerlendirmesinde, NSA’nın vatandaşların telefon kayıtlarını toplamasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi:
“Ben bir Verizon (Amerikan kablosuz ağ operatörü) müşterisiyim. Eğer hükümet, bir telefon kullanıcısının terörist olduğundan emin olacaksa, şirketin hükümete kayıtları vermesi umurumda değil. Teröristlerle konuşacağımı sanmıyorum. Öyle olmadığımı biliyorum. Bu yüzden de korkacak bir şeyim yok.”
Bir hukukçu olan Graham’ın bireysel özgürlükleri savunması gerekir. Kişisel mahremiyeti ve insan haklarını korumalı. Ancak kendisinin terörle suçlanan ABD vatandaşlarına karşı garip bir tavrı var. Bir keresinde ABD Senatosu’nda yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“Terörle suçlanan ABD’liler avukat istedikleri zaman, onlara çenelerini kapamalarını, avukat tutamayacaklarını, düşmanımız olduklarını söylememiz ve ‘El Kaide'ye katılmanı konuşacağız’ dememiz gerekiyor.”
Graham, ABD merkezli haber ağı CNN’e Mayıs 2009'da verdiği uzun bir röportajda, ABD vatandaşlarının gözaltında tutulacağı merkezlere bir model olarak Japon ve Alman savaş esirlerinin tutulduğu Guantanamo'ya işaret ederek, “Savaş sırasında ABD’de 450 bin Japon ve Alman savaş esiri bulundurduk. Bununla başa çıkabiliriz” şeklinde konuştu.

Trump’ın hem yanında hem de karşısında
Reaganist eğilimleri olan bir senatörle mi yoksa 1950’li yıllarda ABD’li solcuların peşinden koşan, Amerikan sanatının ve siyasetinin birçok sembol isminin yurt dışına kaçırmasına neden olan eski Senatör Joseph McCarthy'nin güncellenmiş bir versiyonuyla mı karşı karşıyayız?
Durum ne olursa olsun siyasi görüşleri ve keskin tutumları olan, yani her zaman aşırı sağdan aşırı sola kaymış gibi görünen bir adamla karşı karşıyayız. Eski Başkan Donald Trump ile olan ilişkisi de bunu doğrular nitelikte.
Graham başlangıçta Trump’ın başkanlığa adaylığına karşı çıktı. 2016 yılında seçmenlere ondan uzak durmaları çağrısında bulundu. Cumhuriyetçi Parti'nin kendisini aday göstermeyeceğini ve onun yerine Trump’ı seçtiğini anladığı için başkanlık yarışından çekildikten sonra o gün Amerikalılara şöyle seslendi:
“Tanrı aşkına bu savaşta savaşanların fedakarlığını hak eden ve gerçekten kazanmasını bilen birini seçin. Bu kişinin Trump olduğunu sanmıyorum.”
Buna rağmen, Trump'ı başkanlığı boyunca yaşadığı zor durumların çoğunda destekledi. Hatta ona en yakın senatörlerden biri oldu. Graham, Kasım 2020'de başkanlık seçimleriyle ilgili itirazlarında Trump'ı destekledi. Bu itirazlar, Joe Biden'ın zaferinin ilan edildiği seçim sonucunu değiştirmedi. Bunu üzerine Graham, Trump'ı 2024 yılında başkanlık seçimlerinde aday olmaya çağırdı.

Graham, Trump'ın önümüzdeki yıllara ilişkin gündeminin arkasında mı?
Graham’ın Trump'ın 2024'teki başkanlık seçimlerinde aday olmak için tüm gücüyle hazırlanması gerektiğini söylemesi bunu doğruluyor. Hatta Trump’a kazandığı ivmeyi canlı tutacak bir organizasyon veya platform oluşturmasını bile öğütledi.  Graham, “Onu (Trump) tekrar aday olmayı düşünmeye teşvik ediyorum. Bunu düşünmeli” dedi. O halde Trump'ı Twitter'da mesaj yayınlama veya Instagram'da fotoğraf paylaşma hakkından mahrum kaldıktan sonra önde gelen Cumhuriyetçilerin ve aralarındaki iş insanlarının bir buçuk milyar dolar toplamaya çalışarak yeni sosyal medya platformu TRUTH Social'ı kurmaya motive eden Graham mıydı?
Belki de Graham'ın Trump ile birleştiği ve Biden ile ayrıldığı nokta İran ve İran düşmanlığıdır. Graham, Haziran 2021'in sonlarında Joe Biden'ı İran'ı ele alış biçimi konusunda uyararak, “İran, (Biden) yönetimini manipüle ediyor ve dünyayı kendisine rehin etmeye çalışıyor” dedi. 
Fox News’e verdiği bir röportajda İran rejimini Hitler Almanya'sındaki Nazi rejimine benzeten Graham, “Hitler'in ırk üstünlüğü, İran'ın ise dini üstünlükle motive olduğu düşünüldüğünde, dünyayı kendisin rehin etmek için nükleer silah yapmaya çalışıyor” yorumunda bulundu.
Hatta Graham, kendi ifadesiyle ‘davranışları zorbaca’ olsa da Rusya ve Çin'i uluslararası gerçekçi aktörler olarak görüyor. Ama Graham’a göre İran böyle değil ve ideolojik düşünceleri politikalarını etkilediği için bu tür yönetimler görmezden gelinemez.
Seantör Lindsey Graham, Reagan ve McCarthy arasında bir profil çizerken hakkındaki tartışma da devam ediyor.
*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrildi.



Trump İran’la savaşa doğru ilerliyor... Danışmanları ekonomiye odaklanmasını tavsiye ediyor

 ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
TT

Trump İran’la savaşa doğru ilerliyor... Danışmanları ekonomiye odaklanmasını tavsiye ediyor

 ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)

ABD Başkanı Donald Trump dün yaptığı açıklamada, İran’a sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi. Pentagon ise İran’a yönelik haftalar sürebilecek bir operasyon için hazırlıklarını sürdürüyor; operasyonun güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da hedef alabileceği belirtiliyor.

Reuters’ın analizine göre, olası saldırı haberleri, Trump’ın danışmanlarının ekonomik kaygılara odaklanması için baskı yaptığı bir döneme denk geliyor. Bu durum, bu yıl yapılacak ara seçimler öncesinde herhangi bir askeri tırmanışın siyasi risklerini öne çıkarıyor.

Trump, Ortadoğu’daki Amerikan birliklerinin yoğun şekilde takviye edilmesini ve İran’a olası bir hava saldırısına hazırlanılmasını emretti; operasyonun haftalar sürebileceği belirtilse de detay verilmedi.

Uzmanlar, Trump’ın İran’a odaklanmasını, ikinci döneminin ilk 13 ayında dış politikanın -özellikle askeri gücün geniş kullanımının- iç politika konularının önüne geçtiğinin en somut göstergesi olarak değerlendiriyor. Bu dönemde ABD halkının çoğunluğunun önceliği olan yaşam maliyeti gibi iç meseleler büyük ölçüde gölgede kaldı.

Trump’ın danışmanları, seçim öncesinde ekonomiye odaklanılması çağrısında bulundu

Beyaz Saray’dan üst düzey bir yetkili, Trump’ın agresif söylemine rağmen yönetim içinde İran’a saldırı konusunda henüz ‘destek’ bulunmadığını açıkladı. Kimliği açıklanmayan yetkili, Trump’ın danışmanlarının, kararsız seçmenlere ‘karışık mesajlar’ vermekten kaçınmanın ve ekonomiye öncelik vermenin önemini de fark ettiklerini belirtti.

Beyaz Saray danışmanları ve Cumhuriyetçi Parti kampanya yetkilileri, Trump’ın ekonomik konulara odaklanmasını istiyor. Geçen hafta bazı kabine üyeleriyle yapılan özel bir brifingde de bu konunun kampanyanın en önemli meselesi olduğu vurgulandı; toplantıya Trump katılmadı, ancak kaynak toplantıya katılanlardan biri olarak bilgi verdi.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre başka bir Beyaz Saray yetkilisi yaptığı açıklamada, Trump’ın dış politika gündeminin ‘doğrudan Amerikan halkı için kazançlar’ sağladığını söyledi. Yetkili, “Başkanın tüm adımları (ister dünyayı daha güvenli hale getirmek, ister ülkemiz için ekonomik kazanımlar sağlamak olsun) ABD’yi önceliklendiriyor” dedi.

Kasım ayında yapılacak seçimler, Trump’ın mensubu olduğu Cumhuriyetçi Parti’nin Kongre’nin her iki kanadındaki kontrolünü koruyup koruyamayacağını belirleyecek. Demokratların bir veya her iki meclisi kazanması, Trump için kalan başkanlık döneminde ciddi bir siyasi engel oluşturabilir.

Cumhuriyetçi stratejist Rob Godfrey, İran ile uzun süreli bir çatışmanın Trump ve Cumhuriyetçiler için büyük bir siyasi tehdit oluşturacağını söyledi. Godfrey, “Başkan, üç kez art arda Cumhuriyetçi Parti’den aday olmasını sağlayan siyasi tabanı göz önünde bulundurmalı; bu taban dış politikaya şüpheyle bakıyor ve dış çatışmalara karışılmasına karşı; çünkü ‘sonsuz savaşları bitirme’ vaat edilmiş açık bir seçim taahhüdüydü” dedi.

Cumhuriyetçiler, seçim kampanyasında geçen yıl Kongre tarafından onaylanan vergi indirimleri ile konut maliyetlerini ve reçeteli bazı ilaçları düşürmeye yönelik programları öne çıkarmayı planlıyor.

Venezuela’dan daha güçlü bir düşman

Bazı muhalif seslere rağmen, Trump’ın izoleci yaklaşımını savunan MAGA (Amerika’yı Yeniden Büyük Yap) hareketinin destekçileri, geçen ay Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu görevden alan ani müdahaleyi destekledi. Ancak ABD, İran ile bir savaşa girerse Trump daha güçlü bir direnişle karşılaşabilir.

Trump, İran’ın nükleer programıyla ilgili bir anlaşmaya varılmaması durumunda ülkeyi bombalamakla defalarca tehdit etti. Dün de uyarısını tekrarlayarak, “Onlar için adil bir anlaşma yapmaları en iyisi” dedi.

İran Dini Lideri Ali Hamaney (AFP)İran Dini Lideri Ali Hamaney (AFP)

ABD, geçtiğimiz haziran ayında İran’daki nükleer tesisleri hedef aldı ve Tahran’ı, tekrar bir saldırıya uğraması durumunda sert bir yanıt vermekle tehdit etti.

Trump destekçileri ‘kararlı ve sınırlı önlemleri’ destekliyor

Trump, 2024 yılında ikinci başkanlık dönemini kazanırken büyük ölçüde ‘Önce Amerika’ yaklaşımına dayandı; bu yaklaşım yüksek enflasyonu düşürme ve maliyetli dış çatışmalardan kaçınma taahhütlerini içeriyordu. Ancak anketler, yüksek fiyatları düşürme konusunda Amerikan halkını ikna etmekte zorlandığını gösteriyor.

Buna karşın Cumhuriyetçi stratejist Lauren Kole, Trump’ın destekçilerinin, eylem belirleyici ve sınırlı olduğu takdirde İran’a karşı askeri adımları destekleyebileceğini söyledi. Kole, “Beyaz Saray, atılacak her adımı Amerikan güvenliği ve iç ekonomik istikrarla açık şekilde ilişkilendirmeli” dedi.

Ancak anketler, halkın başka bir dış savaşa girme konusunda isteksiz olduğunu gösteriyor. Trump’ın seçmenlerin ekonomik kaygılarını tamamen çözme vaadini yerine getirmedeki zorlukları göz önüne alındığında, İran ile olası bir tırmanış, başkan için ciddi riskler taşıyor. Trump, Reuters ile yaptığı son röportajda, partisinin ara seçimlerde zorluklarla karşılaşabileceğini kabul etmişti.

Savaşın çeşitli nedenleri

Tarih boyunca dış politika nadiren ara seçimlerde seçmenler için belirleyici bir konu olmuştur. Ancak Trump, Ortadoğu’ya iki uçak gemisi, savaş gemileri ve savaş uçaklarını içeren büyük bir güç sevk edince, İran önemli tavizler vermediği sürece askeri bir harekât gerçekleştirmekten başka seçeneği kalmamış olabilir. Aksi takdirde uluslararası alanda zayıf görünme riskiyle karşı karşıya.

Trump’ın olası bir saldırı için sunduğu gerekçeler ise belirsiz ve çeşitli. Ocak ayında, İran hükümetinin ülke genelindeki halk protestolarını bastırma kampanyasına yanıt olarak saldırı tehdidinde bulundu, ancak daha sonra geri adım attı.

"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)

Son dönemde ise askeri tehditlerini İran’ın nükleer programını sona erdirme talepleriyle ilişkilendirdi ve ‘rejim değişikliği’ fikrini gündeme getirdi. Ancak kendisi ve yardımcıları, hava saldırılarının bunu nasıl gerçekleştireceğini açıklamadı.

Beyaz Saray’daki ikinci yetkili, Trump’ın ‘her zaman diplomasiyi tercih ettiğinin ve İran’ın geç olmadan anlaşmaya varması gerektiğinin’ açık olduğunu söyledi. Yetkili, başkanın ayrıca İran’ın ‘nükleer silaha sahip olamayacağını, üretim kapasitesi bulunamayacağını ve uranyum zenginleştiremeyeceğini’ vurguladığını bildirdi.

Birçok gözlemci, Trump’ın bu belirsizliğini, Başkan George W. Bush’ın 2003’te Irak’ı işgal etme gerekçesiyle ortaya koyduğu net hedeflerle karşılaştırıyor.

Bush, ülkenin kitle imha silahlarını yok etmeyi amaçladığını açıkça belirtmişti; ancak bu hedeflerin daha sonra yanlış istihbarat ve asılsız iddialara dayandığı ortaya çıkmıştı.

Godfrey, ara seçimlerde belirleyici rol oynayan bağımsız seçmenlerin, Trump’ın İran ile nasıl başa çıktığını yakından izleyeceğini söyledi. Godfrey, “Seçmenler ve başkanın tabanı, Trump’ın argümanlarını sunmasını bekleyecek” dedi.


Doğu Pasifik Okyanusu'nda bir tekneye düzenlenen ABD bombardımanında üç kişi hayatını kaybetti

Karayipler'de ABD'nin düzenlediği bir baskında hedef alınan bir tekne, (Arşiv- Reuters)
Karayipler'de ABD'nin düzenlediği bir baskında hedef alınan bir tekne, (Arşiv- Reuters)
TT

Doğu Pasifik Okyanusu'nda bir tekneye düzenlenen ABD bombardımanında üç kişi hayatını kaybetti

Karayipler'de ABD'nin düzenlediği bir baskında hedef alınan bir tekne, (Arşiv- Reuters)
Karayipler'de ABD'nin düzenlediği bir baskında hedef alınan bir tekne, (Arşiv- Reuters)

ABD ordusu, son aylarda yaşanan benzer olayların sonuncusu olarak, Doğu Pasifik'te bir tekneyi bombaladığını ve üç mürettebatın öldüğünü açıkladı.

Trump yönetimi, bölgede uyuşturucu kaçakçılığı şüphesiyle imha edilen gemilerin başarısını övüyor. ABD ordusu, X platformunda yaptığı bir paylaşımda, teknenin "uyuşturucu kaçakçılığı operasyonlarına karıştığını" belirtti.


Rodriguez: Daha demokratik, adil ve özgür bir Venezuela inşa ediyoruz

Venezuela geçici Cumhurbaşkanı Delcy Rodriguez (Reuters)
Venezuela geçici Cumhurbaşkanı Delcy Rodriguez (Reuters)
TT

Rodriguez: Daha demokratik, adil ve özgür bir Venezuela inşa ediyoruz

Venezuela geçici Cumhurbaşkanı Delcy Rodriguez (Reuters)
Venezuela geçici Cumhurbaşkanı Delcy Rodriguez (Reuters)

Venezuela'nın geçici Cumhurbaşkanı Delcy Rodriguez, devlet televizyonunda dün yayınlanan konuşmasında, "daha demokratik, daha adil ve daha özgür bir Venezuela" inşa etmek için çalıştığını söyledi.

Rodriguez, yüzlerce siyasi mahkumu serbest bırakacak tarihi af yasasının kabul edilmesinden bir gün sonra, dün yaptığı açıklamada, "Bugün daha demokratik, daha adil ve özgür bir Venezuela inşa ediyoruz ve bu herkesin çabasıyla yapılmalıdır" ifadelerini kullandı.