Reaganist eğilimli Lindsey Graham Rusya’nın Brütüs’ünü arıyor

ABD’li Senatör Lindsey Graham, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e suikast düzenlenmesi çağrısında bulundu. (AP)
ABD’li Senatör Lindsey Graham, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e suikast düzenlenmesi çağrısında bulundu. (AP)
TT

Reaganist eğilimli Lindsey Graham Rusya’nın Brütüs’ünü arıyor

ABD’li Senatör Lindsey Graham, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e suikast düzenlenmesi çağrısında bulundu. (AP)
ABD’li Senatör Lindsey Graham, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e suikast düzenlenmesi çağrısında bulundu. (AP)

İmil Emin
ABD’li Senatör Lindsey Graham, bazıları tarafından bir Cumhuriyetçi olarak, bazıları tarafından ise bir zamanlar kullandığı ılımlı üslup ve bağımsız renk tonuyla muhafazakar olarak tanımlanıyor. O ise kendisini ‘Reagan tarzı bir Cumhuriyetçi’ olarak niteliyor..
Komünizmden ve çöken Sovyetler Birliği’nden nefret eden Reaganizm, Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham'ın damarlarında mı geziniyor? Bu açıdan bakıldığında Graham’ın “Sovyetler Birliği'nin dağılması, 20’inci yüzyılın en büyük hatasıydı” diyen Kremlin'in efendisi Vladimir Putin'e karşı yoğun bir kin ve nefret duygusunu miras aldığı söylenebilir.
Güney Carolina’nın güçlü senatörünün Rusya Devlet Başkanı Putin’den ne kadar çok nefret ettiğini herkes iyi biliyor. Ancak analistlerin Ukrayna'ya karşı askeri bir operasyon başlatabileceğine dair tahminlerini dillendirmeye başlamasından sonra Graham’ın Putin’e olan nefreti ikiye katlandı.
Graham, Rusya'nın Ukrayna’ya başlattığı askeri saldırıdan üç gün önce, yani 21 Şubat'ta Twitter hesabından, “Putin'in Lugansk ve Donetsk bölgelerinin bağımsızlığını tanıma kararı, Minsk Anlaşması'nın ihlali ve Ukrayna halkına karşı bir savaş ilanıdır” paylaşımında bulundu.
ABD’li senatör, Putin'in kararına, kendi tabiriyle ‘bir yandan Rusya’nın yerel para birimi rubleyi yok ederek diğer yandan da petrol ve doğalgaz sektörünü ezerek’ ağır yaptırımlarla karşılık verilmesini istedi. Graham bunun öncesinde, 15 Şubat’ta, Rusya ve Ukrayna sınırında bir askeri operasyonunun ayak seslerinin duyulduğu ve Rusya'nın Ukrayna'ya saldırması durumunda iki ülke arasındaki ilişkilerin sonsuza kadar zarar göreceğine dair güçlü sinyallerin olduğu sıralarda, ABD Senatosu’nu Putin'e güçlü bir mesaj göndermeye çağırdı.
ABD’li Senatör’ün bu açıklamaları, Washington ve Moskova arasındaki mevcut ve gelecekteki geleneksel siyasi çatışmalarla tutarlı olarak kabul edilebilir. Zira dünya, Soğuk Savaş yıllarında bu konuda yeterince ders çıkardı.
Ancak dikkate alınmayan bir nokta vardı. Bu nokta, Graham’ın, 1982-1988 yılları arasında ABD Hava Kuvvetleri'nde görev yapmış, hukuk alanında doktorası olan, 1992 yılında Güney Karolina Temsilciler Meclisi'ne seçilmeden önce özel sektörde avukat olarak çalışan, özellikle devletlerin kendi aralarındaki ilişkiler ve devlet başkanlarının durumları ve dokunulmazlıkları konusunda iyi bilinen uluslararası ilkelerin ruhuna aykırı açıklamalar yapan bir adam olmasıydı.
ABD’li Senatör, Rusya'nın Ukrayna'ya karşı başlattığı saldırının ikinci haftasının başlarında attığı bir tweette, “Açıkçası Rusya'da bir rejim değişikliği olsaydı dünya daha iyi bir yer olurdu. Putin, her ne pahasına olursa olsun Rus halkının eline geçmesi gereken bir savaş suçlusu” dedi. Graham, Twitter’dan paylaştığı bir sonraki mesajında şu ifadeleri kullandı:
“Bakan Blinken ve Biden yönetimini Putin'in ve yakın çevresinin faaliyetlerini savaş suçu olarak ilan etmeye ve yönetimin, Putin'in bir savaş suçlusu olarak hakkında soruşturulma ve kovuşturulma başlatılmasını tam olarak desteklemesini sağlamaya çağırıyorum. Bundan daha azının olması, Ukrayna halkına, Rus halkına ve dünya düzenine zarar verir.”  

Brütüs ve Stauffenberg
Herkes bu siyasi söylemdeki sertliğin ve acımasızlığın yanı sıra Rusya'nın Reaganist senatörünün kınayarak verdiği tepkiyi anlayabilir. Ancak şeytan ayrıntıda gizliydi.
ABD’li senatörün bir diğer Twitter mesajı da şöyle oldu:
“Rusya'da bir Brütüs var mı? Rus ordusunda Albay Stauffenberg gibi başarılı biri yok mu? Bu savaşı durdurmanın tek yolu Putin'i ortadan kaldırmak. Bu, ülkeniz ve tüm dünya için çok önemli bir hizmet olacaktır.”


Trump ve Graham arasındaki benzerlikler ve farklılıklar. (AP)

Açıklamaları çözümlemeye çalışmak ya da ayrı ayrı değerlendirmek için fazla bir çabaya gerek yok. Bilindiği gibi Marcus Junius Brütüs, MÖ 15 Mart 44 tarihinde Roma İmparatoru Jül Sezar’ı öldürdü. Kimileri Brütüs’ün Sezar’ın çok yakın arkadaşı olduğunu, kimileri ise onun gayrimeşru oğlu olduğunu söyledi. Brütüs’ün kim olduğu hakkında bazı görüş ayrılıkları söz konusu. Tarihçiler, Jul Sezar’ın gücünü kaybedip teslim olmadan önce, en yakınlarının kendisine karşı planlanan suikasta katıldığını gördüğünde, tarihe geçen “Sen de mi, Brütüs” ifadesiyle bağırmıştır. Albay Claus von Stauffenberg ise 20 Temmuz 1944 tarihinde, Nazi Almanyası lideri Adolf Hitler’e karşı başarısız bir suikast girişiminde bulunmuştur. Tarihe Hitler'e yönelik en önemli suikast girişimlerinden biri olarak geçen ve ‘Valkyrie Operasyonu’ adıyla bilinen Stauffenberg’ün girişimi başarısız oldu.

Puritan mı pragmatik mi? Graham, bu Twitter mesajıyla ne demek istedi?
Düşüncesi açık. Lafı eveleyip gevelemedi. Putin'in yakın çevresindeki sivil ya da asker kim olursa, herhangi biri aracılığıyla Putin’e suikast düzenlenmesini söyleyen Graham bu çağrısını da şu cümlelerle yaptı:
“Bunu sadece Rus halkı yapabilir. Söylemesi kolay, yapması zor. Hayatınızın geri kalanını karanlıkta, dünyanın geri kalanından izole şekilde ve yoksulluk içinde geçirmek istemiyorsanız harekete geçmelisiniz.”
Peki, Graham bu çağrıyla, istihbarat servislerinin devlet başkanlarına ve liderlerine yönelik suikastların kışkırtılmasını yasaklayan ABD yasalarını ihlal etmiyor mu?
1970’li yılların sonlarında, dönemin ABD Başkanı Jimmy Carter istihbarat servislerinin bu tür kanlı operasyonlar düzenleme hakkını iptal etmişti. Ancak Graham'ın konuşması, ABD’nin ellerini kirletmemesi ve iç yasalarını ihlal etmemesi için yabancıları tarafından gerçekleştirilmiş olsalar bile bunu yeniden düşünmeyi gerektirebilir.
Rusya'nın Graham'ın çağrısına yanıtı, Rusya’nın Washington Büyükelçiliği’nin faaliyetlerinin askıya alınması oldu. Büyükelçiliğin resmi Facebook sayfası üzerinden yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Uluslararası sahnede Washington'ın hedeflerine ulaşmanın bir yolu olarak terörizmi savunabilen bir kişinin (Graham) ahlaki değerlerini yücelten ve tüm insanlığa yol gösterici yıldız olan bir ülkenin senatör olduğuna inanmak mümkün değil.”
Bu açıklamayla durumun ‘vahametine’ dikkat çekildi.
Graham'ın açıklamaları bize bu ülkenin gerçek kimliği geride kaldığında ortaya çıkan gerçeğin ABD’nin bir sorunu olduğunu bir kez daha hatırlattı. Puritan bir devlet mi yoksa pragmatist Jacksoncu Demokrasi devleti mi? Uluslararası hukuka saygı duyuyor mu duymuyor mu? Koruyucuların ve azizlerin devleti mi yoksa şeytanların ve iblislerin devleti mi? Demokrasiyi mi savunuyor yoksa stratejik çıkarlarıyla örtüşmediğinde onları hiçe mi sayıyor?

Bireysel özgürlüklere dair
Belki de işin en ilginç yanı, Graham'ın bu terör içeren tweetini savunmaktan vazgeçmemesiydi. Graham’ın geçtiğimiz pazar gecesi Fox News ekranlarından Amerikalılara Ukrayna'daki savaşın ‘daha ​​kötüye gitmeyeceğine’ dair güvence verdiği söylenebilir. Üçüncü Dünya Savaşı’nın olmayacağını da söyleyen ABD’li Senatör, Putin'in nükleer bir savaşı kimsenin kazanamayacağını bildiğini, bu yüzden bunun bir aldatmaca olduğunu vurguladı.
Bir kez de buradan bakınca ifadeleri objektif görünüyor. Fakat kısa süre sonra, daha önceki görüşünün açıkça bir uzantısı olan şu sözleri sarf etti:
 “Eğer Putin, ABD'ye karşı nükleer saldırı emri verirse bir generalin sorunu halledeceğini düşünüyorum.”
Burada şunu sormak zorundayız:
“Graham'ın suikast çağrısını tekrarlaması ve Putin'in suikastıyla ilgili varsayımı sürdürmeye çalışması, bunun bir gün gerçeğe dönüşmesi ve insanların buna hazırlanıp kabul etmesi anlamında kendi kendini gerçekleştirmeye çalışan bir tahmin mi?”
Graham’ın yurt dışından önce yurtiçinde tartışmalı bir isim olduğu görülüyor. Bireysel özgürlükler ve terörizm konusundaki tutumları daha da garip. Örneğin, Ulusal Güvenlik Ajansı’nın (NSA) diğer ülkelerin yetkililerinin ve ABD vatandaşlarının telefonlarını dinleme skandalıyla ilgili değerlendirmesinde, NSA’nın vatandaşların telefon kayıtlarını toplamasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi:
“Ben bir Verizon (Amerikan kablosuz ağ operatörü) müşterisiyim. Eğer hükümet, bir telefon kullanıcısının terörist olduğundan emin olacaksa, şirketin hükümete kayıtları vermesi umurumda değil. Teröristlerle konuşacağımı sanmıyorum. Öyle olmadığımı biliyorum. Bu yüzden de korkacak bir şeyim yok.”
Bir hukukçu olan Graham’ın bireysel özgürlükleri savunması gerekir. Kişisel mahremiyeti ve insan haklarını korumalı. Ancak kendisinin terörle suçlanan ABD vatandaşlarına karşı garip bir tavrı var. Bir keresinde ABD Senatosu’nda yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“Terörle suçlanan ABD’liler avukat istedikleri zaman, onlara çenelerini kapamalarını, avukat tutamayacaklarını, düşmanımız olduklarını söylememiz ve ‘El Kaide'ye katılmanı konuşacağız’ dememiz gerekiyor.”
Graham, ABD merkezli haber ağı CNN’e Mayıs 2009'da verdiği uzun bir röportajda, ABD vatandaşlarının gözaltında tutulacağı merkezlere bir model olarak Japon ve Alman savaş esirlerinin tutulduğu Guantanamo'ya işaret ederek, “Savaş sırasında ABD’de 450 bin Japon ve Alman savaş esiri bulundurduk. Bununla başa çıkabiliriz” şeklinde konuştu.

Trump’ın hem yanında hem de karşısında
Reaganist eğilimleri olan bir senatörle mi yoksa 1950’li yıllarda ABD’li solcuların peşinden koşan, Amerikan sanatının ve siyasetinin birçok sembol isminin yurt dışına kaçırmasına neden olan eski Senatör Joseph McCarthy'nin güncellenmiş bir versiyonuyla mı karşı karşıyayız?
Durum ne olursa olsun siyasi görüşleri ve keskin tutumları olan, yani her zaman aşırı sağdan aşırı sola kaymış gibi görünen bir adamla karşı karşıyayız. Eski Başkan Donald Trump ile olan ilişkisi de bunu doğrular nitelikte.
Graham başlangıçta Trump’ın başkanlığa adaylığına karşı çıktı. 2016 yılında seçmenlere ondan uzak durmaları çağrısında bulundu. Cumhuriyetçi Parti'nin kendisini aday göstermeyeceğini ve onun yerine Trump’ı seçtiğini anladığı için başkanlık yarışından çekildikten sonra o gün Amerikalılara şöyle seslendi:
“Tanrı aşkına bu savaşta savaşanların fedakarlığını hak eden ve gerçekten kazanmasını bilen birini seçin. Bu kişinin Trump olduğunu sanmıyorum.”
Buna rağmen, Trump'ı başkanlığı boyunca yaşadığı zor durumların çoğunda destekledi. Hatta ona en yakın senatörlerden biri oldu. Graham, Kasım 2020'de başkanlık seçimleriyle ilgili itirazlarında Trump'ı destekledi. Bu itirazlar, Joe Biden'ın zaferinin ilan edildiği seçim sonucunu değiştirmedi. Bunu üzerine Graham, Trump'ı 2024 yılında başkanlık seçimlerinde aday olmaya çağırdı.

Graham, Trump'ın önümüzdeki yıllara ilişkin gündeminin arkasında mı?
Graham’ın Trump'ın 2024'teki başkanlık seçimlerinde aday olmak için tüm gücüyle hazırlanması gerektiğini söylemesi bunu doğruluyor. Hatta Trump’a kazandığı ivmeyi canlı tutacak bir organizasyon veya platform oluşturmasını bile öğütledi.  Graham, “Onu (Trump) tekrar aday olmayı düşünmeye teşvik ediyorum. Bunu düşünmeli” dedi. O halde Trump'ı Twitter'da mesaj yayınlama veya Instagram'da fotoğraf paylaşma hakkından mahrum kaldıktan sonra önde gelen Cumhuriyetçilerin ve aralarındaki iş insanlarının bir buçuk milyar dolar toplamaya çalışarak yeni sosyal medya platformu TRUTH Social'ı kurmaya motive eden Graham mıydı?
Belki de Graham'ın Trump ile birleştiği ve Biden ile ayrıldığı nokta İran ve İran düşmanlığıdır. Graham, Haziran 2021'in sonlarında Joe Biden'ı İran'ı ele alış biçimi konusunda uyararak, “İran, (Biden) yönetimini manipüle ediyor ve dünyayı kendisine rehin etmeye çalışıyor” dedi. 
Fox News’e verdiği bir röportajda İran rejimini Hitler Almanya'sındaki Nazi rejimine benzeten Graham, “Hitler'in ırk üstünlüğü, İran'ın ise dini üstünlükle motive olduğu düşünüldüğünde, dünyayı kendisin rehin etmek için nükleer silah yapmaya çalışıyor” yorumunda bulundu.
Hatta Graham, kendi ifadesiyle ‘davranışları zorbaca’ olsa da Rusya ve Çin'i uluslararası gerçekçi aktörler olarak görüyor. Ama Graham’a göre İran böyle değil ve ideolojik düşünceleri politikalarını etkilediği için bu tür yönetimler görmezden gelinemez.
Seantör Lindsey Graham, Reagan ve McCarthy arasında bir profil çizerken hakkındaki tartışma da devam ediyor.
*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrildi.



ABD'li milletvekilleri, Trump'ın İran'a karşı askeri yetkilerini kısıtlamayı tartışıyor

ABD Başkanı Donald Trump, çarşamba günü İran'ın nükleer tesislerini vuran B-2 bombardıman uçaklarının maketinin önünde Oval Ofis'te konuşma yapıyor (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, çarşamba günü İran'ın nükleer tesislerini vuran B-2 bombardıman uçaklarının maketinin önünde Oval Ofis'te konuşma yapıyor (AFP)
TT

ABD'li milletvekilleri, Trump'ın İran'a karşı askeri yetkilerini kısıtlamayı tartışıyor

ABD Başkanı Donald Trump, çarşamba günü İran'ın nükleer tesislerini vuran B-2 bombardıman uçaklarının maketinin önünde Oval Ofis'te konuşma yapıyor (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, çarşamba günü İran'ın nükleer tesislerini vuran B-2 bombardıman uçaklarının maketinin önünde Oval Ofis'te konuşma yapıyor (AFP)

ABD Kongresi, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda Tahran'la tehlikeli bir çatışma olasılığına karşı hazırlık yapan ABD ordusunun da katılımıyla, Başkan Donald Trump'ın milletvekillerinin onayı olmadan İran'a saldırı başlatmasını engelleyecek bir karar tasarısı üzerinde önümüzdeki hafta oylama yapabilir.

Kongre üyeleri, Trump'ın Cumhuriyetçi partili bazı üyeleri ve Demokratlar da dahil olmak üzere, başkanın Kongre onayı olmadan yabancı ülkelere karşı askeri harekât düzenlemesini engelleyen kararlar geçirmeye defalarca çalıştılar, ancak başarılı olamadılar.

Şarku'l Avsat'ın edindiği bilgiye göre ABD Anayasası, ulusal güvenlikle ilgili sınırlı durumlar dışında, savaş ilan etme ve askerleri savaşa gönderme yetkisini başkana değil, Kongreye vermektedir.

ABD ordusu,Trump'ın bir saldırı emri vermesi durumunda haftalarca sürebilecek operasyonlara hazırlanıyor.

Trump'ı destekleyen Cumhuriyetçiler hem Senato'da hem de Temsilciler Meclisi'nde az bir çoğunluğa sahip olsalar da Kongre'nin ulusal güvenlik konularında başkanın yetkisini kısıtlamaması gerektiğini savunarak bu kararlara karşı çıkıyorlar.

Geçtiğimiz ayın sonlarında, Virginia'dan Demokrat Senatör Tim Kaine ve Kentucky'den Cumhuriyetçi Senatör Rand Paul, Kongre tarafından açıkça savaş ilanıyla yetkilendirilmedikçe İran'a karşı düşmanca eylemleri yasaklayan bir karar tasarısını Senato'ya sundular.

Görsel kaldırıldı.Washington'daki Kongre binasında ABD bayrağı (Reuters)

ABD askeri unsurlarının İran'a doğru hareket ettiği bir dönemde Kaine dün yaptığı açıklamada, "Eğer bazı meslektaşlarım savaşı destekliyorsa, masalarının altına saklanmak yerine, cesurca oy verip seçmenlerine hesap vermeliler" ifadelerini kullandı.

Kaine'in bir yardımcısı, karar tasarısının Senato'da oylamaya sunulması için henüz bir zaman çizelgesi belirlenmediğini söyledi.

Temsilciler Meclisi'nde, Kentucky'den Cumhuriyetçi Temsilci Thomas Massie ve Kaliforniya'dan Demokrat Temsilci Ro Khanna, önümüzdeki hafta benzer bir karar tasarısı üzerinde oylama yapılması için girişimde bulunacaklarını açıkladılar.

Khanna, X platformunda yaptığı bir paylaşımda şunları yazdı: "Trump'ın yetkilileri, İran'a yönelik saldırı olasılığının yüzde 90 olduğunu söylüyor. Bunu Kongre onayı olmadan yapamaz."


Trump, İran'a nasıl bir saldırı düzenlemeyi planlıyor?

Trump, İran'da aralık ayında patlak veren protestoların ardından askeri harekat tehdidinde bulunmaya başlamıştı (Reuters)
Trump, İran'da aralık ayında patlak veren protestoların ardından askeri harekat tehdidinde bulunmaya başlamıştı (Reuters)
TT

Trump, İran'a nasıl bir saldırı düzenlemeyi planlıyor?

Trump, İran'da aralık ayında patlak veren protestoların ardından askeri harekat tehdidinde bulunmaya başlamıştı (Reuters)
Trump, İran'da aralık ayında patlak veren protestoların ardından askeri harekat tehdidinde bulunmaya başlamıştı (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağı artırırken, Amerikan medyası İran'a saldırı senaryolarını masaya yatırdı.

CNN'in analizinde, İran'a saldırı durumunda askeri ve siyasi liderlerin hedef alınabileceği veya nükleer tesislere sınırlı saldırılar düzenlenebileceği belirtiliyor.

Nükleer tesislere saldırının, geçen yıl haziranda düzenlenenlere kıyasla "daha büyük ölçekli" olacağı savunuluyor.

İran'a yönelik olası saldırılar için ABD ordusuna bir hedef listesi sunulmadı. Bu da Trump'ın henüz herhangi bir askeri harekat emri vermediğinin işareti. Beyaz Saray yetkilileri, Cumhuriyetçi liderin diplomatik çözümden yana tercihini sürdürdüğünü söylüyor.

ABD Başkanı, perşembe günkü açıklamasında "10 gün içinde" bir anlaşmanın yapılıp yapılamayacağının belli olacağını söylemiş, daha sonra bu süreyi 15 güne çıkardığını bildirmişti. Müzakerelerde anlaşma sağlanamaması halinde İran'a saldırma tehdidini de yinelemişti.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla konuşan Trump'a yakın iki üst düzey yetkili, ABD Başkanı'nın hazirandaki saldırı emrini vermeden önce de son ana kadar beklediğini söylüyor. Venezuela'ya geçen ay düzenlenen operasyonda da benzer bir sürecin yaşandığını aktarıyorlar.

Wall Street Journal'ın analizinde, İran'ın anlaşmaya yanaşmaması halinde Trump'ın geniş ölçekli saldırı talimatı vererek Tahran yönetimini devirmeye çalışabileceği yazılıyor.

Bunun yanı sıra Trump'ın "sınırlı saldırı" seçeneğini değerlendirdiği de belirtiliyor. Bu seçenekle Trump, küçük ölçekli saldırılarla İran'ı anlaşmaya yapmaya zorlayabilir.

Kimliğinin paylaşılmamasını isteyen bir ABD'li yetkili, İran uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurana kadar saldırıların artarak devam edebileceğini savunuyor. Diğer yandan böyle bir hamlenin Tahran yönetiminin müzakerelerden çekilmesine yol açabileceğine de dikkat çekiliyor.

İran muhtemel ABD saldırılarına karşı güçlü misilleme yapılacağı uyarısında bulunmuştu. Ülkenin dini lideri Ali Hamaney, bu haftaki açıklamasında "Dünyanın en güçlü ordusu bile bazen öyle bir tokat yiyebilir ki yerinden kalkamayabilir" demişti.

İsrail ve ABD'nin Haziran 2025'te İran'a düzenlediği saldırılarla 12 gün süren savaş nedeniyle kesintiye uğrayan diplomatik süreç, tarafların Umman'da masaya oturmasıyla yeniden başladı.

Maskat'taki ilk tur görüşmelerin ardından müzakereler Cenevre'ye taşındı. İran heyetine Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi başkanlık ederken, ABD'yi ise Trump'ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Witkoff temsil ediyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


İran'a yönelik saldırı tehditleri arasında "Gerald Ford" uçak gemisi Akdeniz'e girdi

Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
TT

İran'a yönelik saldırı tehditleri arasında "Gerald Ford" uçak gemisi Akdeniz'e girdi

Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)

Dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald R. Ford, dün Akdeniz'e girerken görüntülendi. Bu durum, Başkan Donald Trump'ın emriyle yoğunlaştırılmış askeri konuşlandırma kapsamında İran'a karşı askeri müdahale olasılığını gündeme getirdi.

Atlantik Okyanusu'nu Akdeniz'den ayıran Cebelitarık Boğazı'nı geçen geminin fotoğrafı, AFP tarafından Cebelitarık'tan yayınlandı.

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda davetlilere konuşuyor (AP)Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda davetlilere konuşuyor (Arşiv-AP)

Trump dün, Tahran ve Washington arasında İran'ın nükleer programı konusunda bir anlaşmaya varılamaması durumunda İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi "değerlendirdiğini" söyledi.

Bir önceki gün ise karar verme süresinin 10 ila 15 gün olduğunu belirtmişti.

ABD'ye ait bir diğer uçak gemisi olan USS Abraham Lincoln, ocak ayının sonundan beri Ortadoğu'da bulunuyor.

USS Gerald R. Ford'un Akdeniz'e gelmesiyle birlikte, İran'a karşı olası saldırılara hazırlık amacıyla önemli bir askeri yığılmanın yaşandığı bölgede ABD'nin ateş gücü önemli ölçüde arttı.

Aşağıda, Orta Doğu'da veya yakınlarında konuşlandırılmış en önemli Amerikan askeri varlıklarının listesi yer almaktadır:

Gemiler

ABD'li bir yetkilinin açıklamasına göre Washington'un şu anda Ortadoğu'da 13 savaş gemisi bulunuyor: bir uçak gemisi (USS Abraham Lincoln), dokuz muhrip ve üç kıyı muharebe gemisi.

Dünyanın en büyük uçak gemisi USS Ford, dün çekilen fotoğrafta Cebelitarık Boğazı'ndan Akdeniz'e geçerken görüntülendi. Üç muhrip eşliğinde konuşlanan geminin varlığıyla, Ortadoğu'daki ABD savaş gemisi sayısı toplam 17'ye ulaşacak.

Her bir uçak gemisi binlerce denizci ve onlarca savaş uçağından oluşan hava filoları taşıyor. İki ABD uçak gemisinin aynı anda Ortadoğu'da bulunması nadir görülen bir durumdur.

Uçaklar

İki uçak gemisinde bulunan uçaklara ilave olarak, X platformundaki açık kaynaklı istihbarat bilgilerine, Flightradar24 uçuş takip sitesine ve medya haberlerine göre, Amerika Birleşik Devletleri Ortadoğu'ya onlarca başka savaş uçağı konuşlandırdı.

Bu uçaklar arasında F-22 Raptor ve F-35 Lightning hayalet savaş uçakları, F-15 ve F-16 savaş uçakları ve operasyonlarını desteklemek için gerekli olan KC-135 havadan yakıt ikmal tankerleri de bulunmaktadır.

New York'taki Soufan Araştırma Merkezi, "50 ilave Amerikan savaş uçağı, F-35, F-22 ve F-16, bu hafta Körfez Arap devletlerindeki üslerde konuşlandırılmış yüzlerce uçağa katılmak üzere bölgeye gönderildi" diye yazdı ve bu adımların "Trump'ın (neredeyse her gün tekrarladığı) görüşmelerin başarısız olması durumunda geniş çaplı bir hava ve füze harekatına girişme tehdidini güçlendirdiğini" belirtti.

Şarku'l Avsat'ın Financial Times'ten aktardığına göre bu hafta onlarca askeri yakıt ikmal ve nakliye uçağı Atlantik Okyanusu'nu geçti. Flightradar24'ten alınan verilere göre son üç günde 39 tanker uçağı potansiyel operasyon bölgelerine daha yakın yerlere yeniden konumlandırıldı. Aynı dönemde C-17 Globemaster III'ler de dahil olmak üzere 29 ağır nakliye uçağı ise Avrupa'ya uçtu.

Bir C-17 uçağı üsten Ürdün'e doğru yola çıktı. Gerçek zamanlı komuta ve kontrol operasyonlarının önemli bir bileşeni olan altı adet E-3 Sentry AWACS erken uyarı ve kontrol uçağı da konuşlandırıldı.

Trump, Tahran'dan yaklaşık 5 bin 200 kilometre uzaklıktaki Diego Garcia'daki ortak ABD-İngiltere üssünü saldırılar başlatmak için kullanma olasılığını öne sürdü; Londra ise bu öneriye ilişkin çekincelerini dile getirdi.

 "Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)

Hava savunma sistemleri

Raporlar ayrıca, Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'daki karasal hava savunmasını güçlendirdiğini, bölgedeki güdümlü füze destroyerlerinin ise denizde hava savunma yetenekleri sağladığını gösteriyor.

Bu ay, Patriot ve THAAD füze ve uçak savunma sistemlerini işleten 69. Hava Savunma Tugayı'nın merkezi olan Fort Hood'dan altı uçuş gerçekleştirildi.

Üslerdeki ABD güçleri

Kara birliklerinin İran'a karşı herhangi bir saldırı eylemine katılmaları beklenmese de Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'da misillemeye karşı savunmasız kalabilecek on binlerce askeri personeli bulunmaktadır.

Tahran, Haziran 2015 yılında Washington'un üç İran nükleer tesisini bombalamasının ardından Katar'daki Amerikan üssüne füze fırlatmıştı, ancak bu füzeler hava savunma sistemleri tarafından düşürüldü.