Suriye’de çıkmazı kırmak için petrolü bir ‘giriş kapısı’ yapma önerileri

Suriye’de vatandaşlara dağıtılmak üzere 20 milyar dolar sağlanması, erken toparlanma ve insani yardımların desteklenmesi çıkmazını kırmak için petrolün giriş kapısı yapılması önerileri öne sürüldü

Suriye'nin kuzeydoğusunda ABD’ye ait devriye görevindeki bir askeri araç
Suriye'nin kuzeydoğusunda ABD’ye ait devriye görevindeki bir askeri araç
TT

Suriye’de çıkmazı kırmak için petrolü bir ‘giriş kapısı’ yapma önerileri

Suriye'nin kuzeydoğusunda ABD’ye ait devriye görevindeki bir askeri araç
Suriye'nin kuzeydoğusunda ABD’ye ait devriye görevindeki bir askeri araç

Suriye’deki üç nüfuz alanı arasında, iki yıldır süregelen istikrar, ülkede siyasi çıkmazın devam etmesi ve küresel bir enerji krizinin ortaya çıkması sonucunda zorlu şartlarla karşı karşıya kaldı. Suriye’de çıkarılan petrolün, sahadaki aktörler arasında bir uzlaşı noktası olması, petrol üretimini üç yıl içinde günlük yaklaşık 500 bin varile çıkaracak ve yılda yaklaşık olarak 20 milyar dolar tasarruf sağlayacak anlaşmalar yapılması, gelirlerin tüm Suriyelilere dağıtılması, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) Suriye'ye sınır ötesi insani yardımların ulaştırılması mekanizmasıyla ilgili kararı çerçevesinde insani yardımların ve ‘erken toparlanma’ projelerinin desteklenmesi ve siyasi çıkmazın kırılması için bir ‘giriş kapısı’ haline getirmeye yönelik bir takım öneriler ortaya atıldı.

Savaş ağaları
Suriye’de 2011 yılında iç savaşın patlak vermesinden sonra Batılı ülkelerin, ülkenin petrol sektörüne yaptırımlar uygulamaya başlamasıyla yabancı şirketler günlük yaklaşık 400 bin varil petrol üretilen ülkeyi terk etti. Suriye Demokratik Güçleri (SDG), ABD liderliğindeki uluslararası koalisyonun desteğiyle Suriye’nin dörtte birini, petrolün yüzde 90'ını ve doğal gazın yarısından fazlasını kontrol etmesi dikkat çekiyor.
Petrol ve Maden Kaynakları Bakanı Bessam Taame, birkaç gün önce yaptığı bir açıklamada, petrol sektörünün, ülkedeki krizin başlangıcından bu yana 91,5 milyar dolarlık zarara uğradığını söyledi. 3 milyar doları ABD liderliğindeki uluslararası koalisyona ait savaş uçakları tarafından gerçekleştirilen bombardımanların yol açtığı petrol sektöründeki doğrudan kayıpların, 19,3 milyar doları bulduğunu ve dolaylı kayıpların ise 72 milyar dolar olduğunu açıklayan Bakan Taame, geçtiğimiz yıl günlük petrol üretiminin, çoğunluğu SDG’nin kontrolü altındaki bölgelerde olmak üzere 89 bin varil olduğunu söyledi. Suriyeli Bakan, SDG bölgelerinde çıkarılan petrolü ‘yağmalanmış’ olarak nitelendirdi. SDG, 2017 yılının başlarından bu yana Fırat'ın doğusundaki petrol sahalarını ve hükümetle imzalanan sözleşmelere göre Gulf Sands, Total ve Shell dahil olmak üzere yabancı şirketlere ait olan altyapıların kontrolünü ele geçirdi. Petrol kuyularını ve tesislerini de kontrol altına aldı
Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi, petrol üretiminin bir kısmını yerel hizmetler için kullanıyor. Bir kısmını aracılar ve ‘savaş ağaları’ aracılığıyla ülkenin üçte ikisini oluşturan hükümetin kontrolü altındaki bölgelere aktarıyor. Bir kısmını rafine edip diğer kısmını elinde tutuyor. Bir kısmı da yerel tüketim veya Türkiye’ye kaçakçılık için Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne (IKBY) kaçırılıyor. Bu yüzden Suriye petrolü çok düşük fiyatlarla satılıyor ve kuyular zarar görüyor.

Petrolün korunması
ABD'li Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham, 6 Ekim 2019 tarihinde dönemin ABD Başkanı Donald Trump'ın Suriye’nin Türkiye sınırı yakınlarındaki bölgelerinden çekilme kararının ardından ABD ordusunun 900 askerini Suriye'nin doğusunda tutmaya ikna edilmesinde rol oynadı. Trump, o sıra yaptığı bir açıklamada, petrolün güvenliği ve korunması gerektiğini vurgulayarak petrol sahalarının olduğu bölgelerde az sayıda askerin kalacağını söyledi.
Trump'a yakın isimlerden biri olan Graham, Temmuz 2020'de ABD Senatosu önünde, SDG lideri Mazlum Abdi'nin, Hazine Bakanlığı'ndan Suriye’ye uygulanan yaptırımlardan kendisine muafiyet sağlanarak ABD’li Delta Crescent Energy şirketi ile bir anlaşma imzaladığını duyurdu. Ancak ABD Başkanı Joe Biden yönetimi anlaşma süresini uzatmadı. Graham, ABD Senatosu’ndaki konuşmasında, “Delta Crescent Energy, petrol sahalarını daha üretken hale getirmek için çalışacak. Sadece çek yazmak yerine, insanların kendilerine yardım etmelerine yardımcı olmamız daha mantıklı” ifadelerini kullandı. Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, ‘Suriye’deki petrol sektörünü modernize etmeyi amaçlayan anlaşmanın imzalanmasının beklenenden uzun sürdüğünü’ söyledi. Fakat bu durum, “Suriye petrolü Suriye halkınındır. Suriye'nin birliğine ve toprak bütünlüğüne bağlı kalmaya devam edeceğiz” açıklamasında bulunan ABD yönetiminin, Suriye’deki petrol kaynaklarının sahibi olmadığını, kontrol etmediğini ve yönetmediğini, DEAŞ’tan geri alınan bölgelerdeki insanların yerel yönetim konusunda kendi kararlarına sahip olmaları gerektiğini söyleyen Savunma Bakanlığı'nı (Pentagon) utandırdı.
Delta Crescent Energy ile Abdi arasında anlaşmanın imzalanmasından sonra dönemin ABD Savunma Bakanı Mark Esper yaptığı açıklamada, “DEAŞ’ın petrol sahalarına erişimini engellemek için Deyrizor'daki varlığımızı güçlendirecek tedbirler alıyoruz” dedi. Pentagon, petrol sahalarını korumak için bölgeye takviye güçler ve mekanizmalar gönderdiğini duyurdu.

Öfkeli dörtlü
ABD’nin arabuluculuğunda yapılan petrol anlaşması, Şam, Moskova, Tahran ve Ankara tarafından ‘SDG yönetiminin siyasi olarak tanınması’ anlamına geldiği gerekçesiyle eleştirildi. Astana Süreci’nin garantörleri olan Rusya, İran ve Türkiye, ‘her türlü ayrılıkçı oluşuma karşı olduklarını’ vurguladılar. Moskova, söz konusu anlaşmayı ‘Suriye’nin zenginliklerinin çalınması’ olarak değerlendirdi.
Anlaşma, petrol sahalarını yönetme haklarına sahip yabancı şirketleri de kızdırdı. Bu şirketler arasında, 2003 yılında Suriye hükümetiyle Fırat'ın doğusundaki Blok 26 petrol sahasını geliştirmek için bir anlaşma imzalayan Gulf Sands Şirketi de yer alıyor. Gulf Sands tarafından 2019 yılında yayınlanan yıllık rapora göre 2017 yılının başlarından bu yana izinsiz üretim günlük yaklaşık 20 bin varile ulaştı. Bu da şimdiye kadar toplamda yaklaşık 35 milyon varilin üretildiği anlamına geliyor. Gulf Sands, özellikle Delta Crescent Energy'nin dahil olduğu bu yasadışı faaliyetle ilgili ‘endişelerini’ dile getirdi.

Kârlar ve öneriler
Uzmanların tahminlerine göre Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi varil başına kendisi için 16 dolar,  Suriye hükümeti için ise 15 dolar alıyor. Varil başına 50 dolara kadar çıkabilen petrol gelirinin geri kalanı ise ‘boşa gidiyor’ ve savaş zenginlerinin eline geçiyor. Gulf Sands raporunda Blok 26'nın doğru yatırımla üretimi günlük 20 bin varilden 100 bin varile çıkarabileceği bir kez daha vurgulanıyor. Bu da günlük yarım milyon varil üreten bir endüstri anlamına gelebilir ve yıllık toplam geliri bugünün yüksek petrol fiyatlarıyla 18 milyar dolar artırabilir.

Zorluklar
Ancak Suriye’nin petrol endüstrisinin bugün bu şekilde yeniden inşa edilmesi meselesi birçok engelle karşı karşıya. Çünkü Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi ile Şam arasında bir anlaşmaya varılması ve uluslararası camianın da bunu desteklemesi gerekiyor. Bu proje, özellikle petrol sektörüne yaptırımlar uygulayan ABD ile Washington’ı ‘petrol hırsızlığı’ ile suçlayan Rusya arasında siyasi bir anlaşma yapılmasına ihtiyaç duyuyor.
Bazı uzmanlar, Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’in ‘adım adım’ yaklaşımı önerisi bağlamında, Washington ve Moskova tarafından hazırlanan, sınır ötesi insani yardım mekanizmasıyla ilgili yeni bir BMGK kararı kapsamında erken toparlanma projelerine fon sağlanmasını içerecek bir yapı oluşturulmasını öneriyorlar. Son 11 yıldır Suriyelilere AB’nin 25 milyar euro, ABD’nin 14 milyar dolar ve İngiltere'nin 3,7 milyar sterlin bütçe ayırdıkları biliniyor. Yeniden canlandırılan ve tam kapasite çalışan bir petrol sektörü, ayrılan bu bütçelerden daha fazla yararlı olabilir.
İngiltere'nin Suriye Özel Temsilcisi Jonathan Hargreaves, birkaç gün önce Londra'nın Suriyelilerin barışçıl bir siyasi süreçle ilerlemelerine yardımcı olma konusunda mevcut çıkmazı kırmaya yönelik tüm güvenilir girişimleri memnuniyetle karşıladığını açıkladı. Hargreaves, Pedersen’in kısa bir süre önce yaptığı istişarelerin, ‘ilerleme sağlanabilecek ortak zemin arayışı çerçevesinde memnuniyetle karşılandığına’ dikkati çekti.
Yapılan öneriler arasında, tercih edilen yabancı petrol şirketlerine, petrol ticareti yapanlarına ve finansörlere yaptırımlardan muafiyetler verilmesi ve mevcut uluslararası kanallar aracılığıyla petrol ve doğalgaz araması, geliştirilmesi, üretimi, pazarlaması ve satışı için tam şeffaflık ve hesap verebilirlik sağlanması karşılığında yeniden Suriye’deki çalışmalarına dönüşü gibi özel olarak seçilmiş ve denetlenmiş hizmet sağlayıcılar için resmi bir yapının oluşturulması yer alıyor.
Bunun iddialı bir girişim olduğunu düşünen gözlemcilere göre şeffaflığın sağlanması, çıkar elde edilmesi, tüm katılımcıların buna güvenmesi ve ardından destek vermesi için girişime uluslararası yaptırımlardan muafiyetler tanınması gerekeceğine, ancak ödülünün, özellikle Suriye halkı için çok büyük olacağı ve kesinlikle her yönden ilgiyi ve düşünceyi hak ettiğine şüphe yok.



Hamas'ın silahsızlandırılması için son tarih: Uyarıları ve yanlış anlamaları gidermeye yönelik “yakında” istişareler yapılması bekleniyor

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılmış binaların enkazı arasında iftar için bir araya gelen yerinden edilmiş Gazzeliler (AFP)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılmış binaların enkazı arasında iftar için bir araya gelen yerinden edilmiş Gazzeliler (AFP)
TT

Hamas'ın silahsızlandırılması için son tarih: Uyarıları ve yanlış anlamaları gidermeye yönelik “yakında” istişareler yapılması bekleniyor

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılmış binaların enkazı arasında iftar için bir araya gelen yerinden edilmiş Gazzeliler (AFP)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılmış binaların enkazı arasında iftar için bir araya gelen yerinden edilmiş Gazzeliler (AFP)

İsrail aşırı sağı, ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun son açıklamalarının ardından, Hamas'ı zorla silahsızlandırma tehditleri yeniden gündeme geldi. Bu karmaşık konuda ‘anlaşmaların’ ufukta belirdiği yönünde bazı sızıntılar var.

Hamas’ın Gazze’deki Siyasi Büro Üyesi Gazi Hamad, Şarku’l Avsat’a yaptığı kısa açıklamada, konunun ‘zor ve hassas’ olduğunu söyledi. Yeni gelişmeler hakkında ayrıntılı bilgi vermekten kaçınan Hamad'ın aksine Hamas Sözcüsü Hazım Kasım, televizyon ekranlarından yaptığı açıklamada, zorla tahliye tehditlerinin ‘arabulucuların çabalarını hiçe saydığını’ söyledi.

Şarku’l Avsat’a konuşan Filistinli bir kaynak mevcut çabalarla ilgili olarak şunları söyledi:

“Bu konuda anlaşmazlık var ve müzakereler devam ediyor. İsrail'in iki yıllık savaş sırasında başaramadığını şimdi de başaramayacak. Arabulucuların çabalarıyla anlaşmaya en yakın noktaya gelindi. Ancak öncelik saldırıları durdurmak ve İsrail işgalini sona erdirmek olmalı.”

Mısırlı bir kaynak Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu konuyla ilgili olarak Mısır, Türkiye, Katar ve teknokratik komitenin öncülüğünde görüşmelerin sürdüğünü ve Trump'ın girişiminin başarıya ulaşmasını istediği için bu mutabakatların masadaki en önemli konular olduğunu düşündüğünü söyledi.

Şarku’l Avsat’a açıklamalarda bulunan uzmanlara göre Hamas'ın silahsızlandırılması konusunda arabulucuların şu anki çabaları, anlaşmanın sonuçlandırılmasına yönelik mutabakatlara yol açabilir. Uzmanlar, bu uyarıların bu yılki İsrail seçimleri öncesinde baskı ve psikolojik savaş bağlamında yapıldığını belirttiler.

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta Filistinli mültecileri barındıran geçici bir kampta yağmur nedeniyle su basan bir caddeden suyu tahliye etmeye çalışan bir buldozer (AFP)Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta Filistinli mültecileri barındıran geçici bir kampta yağmur nedeniyle su basan bir caddeden suyu tahliye etmeye çalışan bir buldozer (AFP)

Trump'ın önerisi üzerine Gazze'de ateşkes anlaşması 10 Ekim 2025’ten beri yürürlükte. Hamas'ın silahsızlandırılması, ABD'nin ocak ayı ortalarında geçeceğini duyurduğu ikinci aşamanın önemli bir parçası. Buna, İsrail ordusunun Gazze Şeridi'nden kademeli olarak çekilmesi ve Gazze'yi istikrara kavuşturmak için uluslararası bir gücün konuşlandırılmasının eşlik etmesi gerekiyordu.

Yeni uyarı

İsrail’in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, pazartesi akşamı İsrail'in Kanal 12 televizyonuna verdiği röportajda, “Önümüzdeki günlerde Hamas'a silahlarını teslim etmesi ve Gazze'yi tamamen silahsızlandırması için son bir uyarı verilmesi bekleniyor. Hamas buna uymazsa, İsrail ordusu operasyonu kendisi yürütmek için uluslararası meşruiyete ve Amerikan desteğine sahip olacak ve Hamas ortadan kaldırılmazsa kaçınılmaz olarak Gazze'ye girip işgal edecek” ifadelerini kullandı.

Hamas Sözcüsü Kasım, televizyonda yaptığı açıklamada, silahsızlanma gerçekleşmezse savaşı yeniden başlatma tehdidinde bulunan Smotrich'in ‘arabulucuların ve tüm tarafların çabalarını hiçe saydığını ve İsrail hükümetinin sükuneti sağlamaya yönelik hiçbir siyasi süreci veya uluslararası toplantıyı önemsemediğini’ söyledi. Kasım, arabulucular ve uluslararası tarafları, ateşkesi istikrara kavuşturma ve çatışmanın yeniden başlamasını önleme sorumluluklarını üstlenmeye çağırdı.

İsrail, Gazze Barış Kurulu’nun 19 Şubat'ta düzenlenen toplantısı öncesinde Hamas'a toplantının yapılmasından itibaren 60 gün süre tanıyarak silahlarını teslim etmesini istedi. The Times of Israel gazetesi, İsrail Hükümeti Sekreteri Yossi Fuchs'un açıklamalarına atıfla Hamas'ın bu talebe uymaması halinde savaşı yeniden başlatmakla tehdit ettiğini bildirdi. İsrail Başbakanı Netanyahu, Gazze Barış Kurulu toplantısıyla eş zamanlı olarak yeniden inşa öncesinde Hamas'ın silahsızlandırılması gerektiğini vurgularken, Trump ise Truth Social platformunda Hamas’ın tam ve acil silahsızlanma taahhüdüne uyması gerektiğini söyledi.

“Psikolojik savaş”

Mısırlı askeri ve strateji uzmanı Tümgeneral Samir Ferec, İsrail'in bu söyleminin İsrail’deki seçimler öncesinde psikolojik savaş başlatmak için kullandığını, mevcut tartışmaların savaşın yeniden başlamasından ziyade bir uzlaşmaya varacağını çok iyi bildiğini değerlendirdi.

Filistinli siyasi analist Husam ed-Ducani ise İsrail’in özellikle seçimler yaklaşırken, Netanyahu'nun hükümetini kurmasını sağlamak için çıtayı en yüksek seviyeye çıkardığı ve Hamas’ın silahsızlandırılması konusuyla ilgili abartılı bir tutum sergilediğini vurguladı. İsrail'in savaşa geri dönmesinin imkansız olduğunu düşünen Ducani’ye göre bu İsrail’in uluslararası toplum tarafından yeniden tecrit edilmesi anlamına gelir.

Hamas’ın silahsızlandırılması uyarılarına rağmen, anlaşma konuşmaları devam etti. The New York Times (NYT) gazetesi şubat ayında kaynaklara dayanarak Washington'ın Hamas'a, İsrail'i vurabilecek ağır silahları teslim etmesini, ancak ilk aşamada bazı hafif silahları elinde tutmasına izin veren yeni bir teklif hazırladığını bildirdi. NYT, teklifin birkaç hafta içinde sunulacağını bildirdi.

İsrail basınında dün yer alan haberlerde Hamas'ın silahlarıyla ilgili görüşmelerden bahsedildi. The Times of Israel gazetesi, bazı ağır silahların aracıların kontrolündeki yerlere nakledilmesi ve tünel haritalarının teslim edilmesi dahil olmak üzere, silah dosyasının yeniden düzenlenmesine ilişkin devam eden görüşmeleri ortaya çıkardı.

Hamas silahlar konusundaki tutumunu sürdürüyor. Hamas’ın önde gelen liderlerinden Halid Meşal, bir hafta önce Doha'da düzenlenen bir forumda hareketin tamamen silahsızlandırılmasını reddederek şunları söyledi:

“Halkımız hala işgal altında, bu yüzden silahsızlanma konuşmaları, dünyadaki tüm silahlara sahip olan İsrail'in halkımızı yok etme ve imha etme çabalarına kolay bir av haline getirme girişimidir.”

Meşal, Gazze Barış Kurulu’nu ‘dengeli bir yaklaşım’ benimsemeye çağırdı.

Mısırlı askeri ve strateji uzmanı Tümgeneral Ferec, mevcut görüşmelerde silahlarla ilgili bazı önerilerin sunulmasını beklerken Filistinli siyasi analist Ducani, bu konuda müzakere masasındaki farklı görüşler nedeniyle ‘açık bir belirsizlik’ olduğunu kabul ediyor.

Ferec ve Ducani, Hamas'ın silahları konusunun ‘abartıldığı’ konusunda hemfikirler ve bu silahların çoğunun şu anda ‘hafif silahlar’ olduğunun altını çizdiler.


Lübnan, ‘paralel bir savaş arenası’ haline gelmekten korkuyor

Lübnan Ordusu tarafından İsrail sınırında düzenlenen medya turu sırasında askeri araçlar, Kasım 2025 (Lübnan Ordusu Rehberlik Müdürlüğü)
Lübnan Ordusu tarafından İsrail sınırında düzenlenen medya turu sırasında askeri araçlar, Kasım 2025 (Lübnan Ordusu Rehberlik Müdürlüğü)
TT

Lübnan, ‘paralel bir savaş arenası’ haline gelmekten korkuyor

Lübnan Ordusu tarafından İsrail sınırında düzenlenen medya turu sırasında askeri araçlar, Kasım 2025 (Lübnan Ordusu Rehberlik Müdürlüğü)
Lübnan Ordusu tarafından İsrail sınırında düzenlenen medya turu sırasında askeri araçlar, Kasım 2025 (Lübnan Ordusu Rehberlik Müdürlüğü)

Lübnan, ABD ile İran arasındaki gerilimin tırmanmasıyla birlikte ‘paralel bir savaş arenası’ haline gelmekten korkuyor.

ABD’nin Beyrut Büyükelçiliği personelinin tahliye edilmesi ve Lübnan Dışişleri Bakanı Yusuf Raci'nin, gerginliğin artması halinde İsrail'in Beyrut havaalanı da dahil olmak üzere stratejik altyapıyı vurabilecek güçlü saldırılar düzenleyebileceğine dair ‘işaretler’ olduğu yönündeki açıklamaları, endişeleri artırdı.

Lübnan'ın Hizbullah'ın yeni bir ‘destek’ savaşına sürüklenmesini önleme çabaları sürerken, Şarku'l Avsat'ın ulaştığı Lübnan Cumhurbaşkanlığına yakın kaynaklar, ‘İsrail'in askeri gerginliği tırmandıracağına dair Lübnan Cumhurbaşkanlığına herhangi bir uyarı ulaşmadığını’ doğruladı.

Kaynaklar, ‘Hizbullah'ın Meclis Başkanı Nebih Berri aracılığıyla Lübnan Cumhurbaşkanlığı’na, İran ile ABD arasında çıkabilecek bir savaşa müdahil olmayacağına dair güvence verildiğini’ açıkladılar.


ABD ilk kez Batı Şeria'daki bir yerleşim biriminde pasaport hizmetleri verecek

İsrail bayrağı Batı Şeria'nın Efrat yerleşiminde dalgalanıyor (Reuters)
İsrail bayrağı Batı Şeria'nın Efrat yerleşiminde dalgalanıyor (Reuters)
TT

ABD ilk kez Batı Şeria'daki bir yerleşim biriminde pasaport hizmetleri verecek

İsrail bayrağı Batı Şeria'nın Efrat yerleşiminde dalgalanıyor (Reuters)
İsrail bayrağı Batı Şeria'nın Efrat yerleşiminde dalgalanıyor (Reuters)

ABD’li yetkililer dün, ABD’nin bu hafta Batı Şeria'daki bir yerleşim biriminde pasaport hizmetleri vereceğini açıkladı. ABD Konsolosluğu yetkilileri, işgal altındaki topraklardaki yerleşimcilere ilk kez bu tür hizmetler sunuyor. Çoğu ülke, Batı Şeria'daki İsrail yerleşim birimlerini askeri işgalle ilgili uluslararası hukuka göre yasadışı kabul ediyor.

İsrail, yerleşimlerin yasadışı olduğunu reddediyor ve İsrail sağının çoğu Batı Şeria'nın ilhakını talep ediyor. Filistinliler ise gelecekte Batı Şeria, Gazze Şeridi ve Doğu Kudüs'ü kapsayan bağımsız bir devlet kurmayı hedefliyor.

Binyamin Netanyahu liderliğindeki aşırı sağcı İsrail hükümeti, yerleşimcilerin Filistin topraklarını ele geçirmesini kolaylaştıran önlemleri onayladı.

Batı Şeria'da on binlerce Amerikalı

İsrail'in sadık bir destekçisi olan ABD Başkanı Donald Trump, İsrail'in Batı Şeria'yı ilhak etmesine karşı olduğunu söyledi. Ancak, yönetimi, hak gruplarının geçen yıl göreve başladığından beri arttığını söylediği yerleşim faaliyetlerini durdurmak için hiçbir önlem almadı.

Kudüs'teki ABD Büyükelçiliği, X'te yayınladığı bir gönderide, yurtdışındaki tüm Amerikalılara ulaşma çabaları çerçevesinde ‘ABD Konsolosluğu personelinin 27 Şubat Cuma günü Filistin'in Beytullahim kentinin güneyinde bulunan Efrat Yerleşim Birimi’nde rutin pasaport hizmetleri sunacağını’ belirtti.

ABD Büyükelçiliği, Filistin'in Batı Şeria bölgesindeki Ramallah kentinde, Beytullahim yakınlarındaki Beitar Illit Yerleşim Birimi’nde ve Hayfa gibi İsrail'deki kentlerde de benzer hizmetler sunmayı planladığını açıkladı. ABD, Kudüs’teki Büyükelçiliği’nde ve Tel Aviv'deki şubesinde pasaport ve konsolosluk hizmetleri sunuyor. Batı Şeria'da on binlerce ABD vatandaşının yaşadığı tahmin ediliyor.