Suriye’de çıkmazı kırmak için petrolü bir ‘giriş kapısı’ yapma önerileri

Suriye’de vatandaşlara dağıtılmak üzere 20 milyar dolar sağlanması, erken toparlanma ve insani yardımların desteklenmesi çıkmazını kırmak için petrolün giriş kapısı yapılması önerileri öne sürüldü

Suriye'nin kuzeydoğusunda ABD’ye ait devriye görevindeki bir askeri araç
Suriye'nin kuzeydoğusunda ABD’ye ait devriye görevindeki bir askeri araç
TT

Suriye’de çıkmazı kırmak için petrolü bir ‘giriş kapısı’ yapma önerileri

Suriye'nin kuzeydoğusunda ABD’ye ait devriye görevindeki bir askeri araç
Suriye'nin kuzeydoğusunda ABD’ye ait devriye görevindeki bir askeri araç

Suriye’deki üç nüfuz alanı arasında, iki yıldır süregelen istikrar, ülkede siyasi çıkmazın devam etmesi ve küresel bir enerji krizinin ortaya çıkması sonucunda zorlu şartlarla karşı karşıya kaldı. Suriye’de çıkarılan petrolün, sahadaki aktörler arasında bir uzlaşı noktası olması, petrol üretimini üç yıl içinde günlük yaklaşık 500 bin varile çıkaracak ve yılda yaklaşık olarak 20 milyar dolar tasarruf sağlayacak anlaşmalar yapılması, gelirlerin tüm Suriyelilere dağıtılması, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) Suriye'ye sınır ötesi insani yardımların ulaştırılması mekanizmasıyla ilgili kararı çerçevesinde insani yardımların ve ‘erken toparlanma’ projelerinin desteklenmesi ve siyasi çıkmazın kırılması için bir ‘giriş kapısı’ haline getirmeye yönelik bir takım öneriler ortaya atıldı.

Savaş ağaları
Suriye’de 2011 yılında iç savaşın patlak vermesinden sonra Batılı ülkelerin, ülkenin petrol sektörüne yaptırımlar uygulamaya başlamasıyla yabancı şirketler günlük yaklaşık 400 bin varil petrol üretilen ülkeyi terk etti. Suriye Demokratik Güçleri (SDG), ABD liderliğindeki uluslararası koalisyonun desteğiyle Suriye’nin dörtte birini, petrolün yüzde 90'ını ve doğal gazın yarısından fazlasını kontrol etmesi dikkat çekiyor.
Petrol ve Maden Kaynakları Bakanı Bessam Taame, birkaç gün önce yaptığı bir açıklamada, petrol sektörünün, ülkedeki krizin başlangıcından bu yana 91,5 milyar dolarlık zarara uğradığını söyledi. 3 milyar doları ABD liderliğindeki uluslararası koalisyona ait savaş uçakları tarafından gerçekleştirilen bombardımanların yol açtığı petrol sektöründeki doğrudan kayıpların, 19,3 milyar doları bulduğunu ve dolaylı kayıpların ise 72 milyar dolar olduğunu açıklayan Bakan Taame, geçtiğimiz yıl günlük petrol üretiminin, çoğunluğu SDG’nin kontrolü altındaki bölgelerde olmak üzere 89 bin varil olduğunu söyledi. Suriyeli Bakan, SDG bölgelerinde çıkarılan petrolü ‘yağmalanmış’ olarak nitelendirdi. SDG, 2017 yılının başlarından bu yana Fırat'ın doğusundaki petrol sahalarını ve hükümetle imzalanan sözleşmelere göre Gulf Sands, Total ve Shell dahil olmak üzere yabancı şirketlere ait olan altyapıların kontrolünü ele geçirdi. Petrol kuyularını ve tesislerini de kontrol altına aldı
Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi, petrol üretiminin bir kısmını yerel hizmetler için kullanıyor. Bir kısmını aracılar ve ‘savaş ağaları’ aracılığıyla ülkenin üçte ikisini oluşturan hükümetin kontrolü altındaki bölgelere aktarıyor. Bir kısmını rafine edip diğer kısmını elinde tutuyor. Bir kısmı da yerel tüketim veya Türkiye’ye kaçakçılık için Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne (IKBY) kaçırılıyor. Bu yüzden Suriye petrolü çok düşük fiyatlarla satılıyor ve kuyular zarar görüyor.

Petrolün korunması
ABD'li Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham, 6 Ekim 2019 tarihinde dönemin ABD Başkanı Donald Trump'ın Suriye’nin Türkiye sınırı yakınlarındaki bölgelerinden çekilme kararının ardından ABD ordusunun 900 askerini Suriye'nin doğusunda tutmaya ikna edilmesinde rol oynadı. Trump, o sıra yaptığı bir açıklamada, petrolün güvenliği ve korunması gerektiğini vurgulayarak petrol sahalarının olduğu bölgelerde az sayıda askerin kalacağını söyledi.
Trump'a yakın isimlerden biri olan Graham, Temmuz 2020'de ABD Senatosu önünde, SDG lideri Mazlum Abdi'nin, Hazine Bakanlığı'ndan Suriye’ye uygulanan yaptırımlardan kendisine muafiyet sağlanarak ABD’li Delta Crescent Energy şirketi ile bir anlaşma imzaladığını duyurdu. Ancak ABD Başkanı Joe Biden yönetimi anlaşma süresini uzatmadı. Graham, ABD Senatosu’ndaki konuşmasında, “Delta Crescent Energy, petrol sahalarını daha üretken hale getirmek için çalışacak. Sadece çek yazmak yerine, insanların kendilerine yardım etmelerine yardımcı olmamız daha mantıklı” ifadelerini kullandı. Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, ‘Suriye’deki petrol sektörünü modernize etmeyi amaçlayan anlaşmanın imzalanmasının beklenenden uzun sürdüğünü’ söyledi. Fakat bu durum, “Suriye petrolü Suriye halkınındır. Suriye'nin birliğine ve toprak bütünlüğüne bağlı kalmaya devam edeceğiz” açıklamasında bulunan ABD yönetiminin, Suriye’deki petrol kaynaklarının sahibi olmadığını, kontrol etmediğini ve yönetmediğini, DEAŞ’tan geri alınan bölgelerdeki insanların yerel yönetim konusunda kendi kararlarına sahip olmaları gerektiğini söyleyen Savunma Bakanlığı'nı (Pentagon) utandırdı.
Delta Crescent Energy ile Abdi arasında anlaşmanın imzalanmasından sonra dönemin ABD Savunma Bakanı Mark Esper yaptığı açıklamada, “DEAŞ’ın petrol sahalarına erişimini engellemek için Deyrizor'daki varlığımızı güçlendirecek tedbirler alıyoruz” dedi. Pentagon, petrol sahalarını korumak için bölgeye takviye güçler ve mekanizmalar gönderdiğini duyurdu.

Öfkeli dörtlü
ABD’nin arabuluculuğunda yapılan petrol anlaşması, Şam, Moskova, Tahran ve Ankara tarafından ‘SDG yönetiminin siyasi olarak tanınması’ anlamına geldiği gerekçesiyle eleştirildi. Astana Süreci’nin garantörleri olan Rusya, İran ve Türkiye, ‘her türlü ayrılıkçı oluşuma karşı olduklarını’ vurguladılar. Moskova, söz konusu anlaşmayı ‘Suriye’nin zenginliklerinin çalınması’ olarak değerlendirdi.
Anlaşma, petrol sahalarını yönetme haklarına sahip yabancı şirketleri de kızdırdı. Bu şirketler arasında, 2003 yılında Suriye hükümetiyle Fırat'ın doğusundaki Blok 26 petrol sahasını geliştirmek için bir anlaşma imzalayan Gulf Sands Şirketi de yer alıyor. Gulf Sands tarafından 2019 yılında yayınlanan yıllık rapora göre 2017 yılının başlarından bu yana izinsiz üretim günlük yaklaşık 20 bin varile ulaştı. Bu da şimdiye kadar toplamda yaklaşık 35 milyon varilin üretildiği anlamına geliyor. Gulf Sands, özellikle Delta Crescent Energy'nin dahil olduğu bu yasadışı faaliyetle ilgili ‘endişelerini’ dile getirdi.

Kârlar ve öneriler
Uzmanların tahminlerine göre Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi varil başına kendisi için 16 dolar,  Suriye hükümeti için ise 15 dolar alıyor. Varil başına 50 dolara kadar çıkabilen petrol gelirinin geri kalanı ise ‘boşa gidiyor’ ve savaş zenginlerinin eline geçiyor. Gulf Sands raporunda Blok 26'nın doğru yatırımla üretimi günlük 20 bin varilden 100 bin varile çıkarabileceği bir kez daha vurgulanıyor. Bu da günlük yarım milyon varil üreten bir endüstri anlamına gelebilir ve yıllık toplam geliri bugünün yüksek petrol fiyatlarıyla 18 milyar dolar artırabilir.

Zorluklar
Ancak Suriye’nin petrol endüstrisinin bugün bu şekilde yeniden inşa edilmesi meselesi birçok engelle karşı karşıya. Çünkü Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi ile Şam arasında bir anlaşmaya varılması ve uluslararası camianın da bunu desteklemesi gerekiyor. Bu proje, özellikle petrol sektörüne yaptırımlar uygulayan ABD ile Washington’ı ‘petrol hırsızlığı’ ile suçlayan Rusya arasında siyasi bir anlaşma yapılmasına ihtiyaç duyuyor.
Bazı uzmanlar, Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’in ‘adım adım’ yaklaşımı önerisi bağlamında, Washington ve Moskova tarafından hazırlanan, sınır ötesi insani yardım mekanizmasıyla ilgili yeni bir BMGK kararı kapsamında erken toparlanma projelerine fon sağlanmasını içerecek bir yapı oluşturulmasını öneriyorlar. Son 11 yıldır Suriyelilere AB’nin 25 milyar euro, ABD’nin 14 milyar dolar ve İngiltere'nin 3,7 milyar sterlin bütçe ayırdıkları biliniyor. Yeniden canlandırılan ve tam kapasite çalışan bir petrol sektörü, ayrılan bu bütçelerden daha fazla yararlı olabilir.
İngiltere'nin Suriye Özel Temsilcisi Jonathan Hargreaves, birkaç gün önce Londra'nın Suriyelilerin barışçıl bir siyasi süreçle ilerlemelerine yardımcı olma konusunda mevcut çıkmazı kırmaya yönelik tüm güvenilir girişimleri memnuniyetle karşıladığını açıkladı. Hargreaves, Pedersen’in kısa bir süre önce yaptığı istişarelerin, ‘ilerleme sağlanabilecek ortak zemin arayışı çerçevesinde memnuniyetle karşılandığına’ dikkati çekti.
Yapılan öneriler arasında, tercih edilen yabancı petrol şirketlerine, petrol ticareti yapanlarına ve finansörlere yaptırımlardan muafiyetler verilmesi ve mevcut uluslararası kanallar aracılığıyla petrol ve doğalgaz araması, geliştirilmesi, üretimi, pazarlaması ve satışı için tam şeffaflık ve hesap verebilirlik sağlanması karşılığında yeniden Suriye’deki çalışmalarına dönüşü gibi özel olarak seçilmiş ve denetlenmiş hizmet sağlayıcılar için resmi bir yapının oluşturulması yer alıyor.
Bunun iddialı bir girişim olduğunu düşünen gözlemcilere göre şeffaflığın sağlanması, çıkar elde edilmesi, tüm katılımcıların buna güvenmesi ve ardından destek vermesi için girişime uluslararası yaptırımlardan muafiyetler tanınması gerekeceğine, ancak ödülünün, özellikle Suriye halkı için çok büyük olacağı ve kesinlikle her yönden ilgiyi ve düşünceyi hak ettiğine şüphe yok.



Irak Başbakanı  Zeydi, silahların devlet kontrolüne alınması için 30 Haziran 2027'ye kadar süre verdi

Irak Başbakanı Ali Falih Zeydi (Telegram kanalı)
Irak Başbakanı Ali Falih Zeydi (Telegram kanalı)
TT

Irak Başbakanı  Zeydi, silahların devlet kontrolüne alınması için 30 Haziran 2027'ye kadar süre verdi

Irak Başbakanı Ali Falih Zeydi (Telegram kanalı)
Irak Başbakanı Ali Falih Zeydi (Telegram kanalı)

Irak Başbakanı Ali Falih Zeydi, 1 Ekim 2026'yı devletin kontrolü dışındaki silahlar meselesinin ele alınması için ciddi bir başlangıç olarak belirlerken sürecin en geç 30 Haziran 2027'de tamamlanmasını öngördü.

Zeydi bugün (perşembe) yaptığı açıklamada, “1 Ekim 2026, devletin kontrolü dışındaki silahlar meselesinin ele alınması ve anayasal yükümlülüklere uyulması için ciddi bir başlangıçtır. Açık bir yol haritası ve üzerinde mutabık kalınan, 30 Haziran 2027'yi aşmayacak takvimler doğrultusunda hareket edilecektir” ifadelerini kullandı.

Zeydi, bunun savaş ve barış kararının anayasal makamlara bırakılmasını ve bunun dışında herhangi bir askeri faaliyetin engellenmesini öngören anayasal ilke doğrultusunda yürütüleceğini belirtti.

Irak hükümetinin anayasa doğrultusunda, Irak topraklarında bulunan Iraklı olmayan tüm silahlı grupların silahlarını tamamen teslim etmesini sağlayacağını belirten Zeydi, bunun ülkenin güvenliğinin ve istikrarının korunmasını ve sınırların kontrol altında tutulmasını amaçladığını kaydetti.

Zeydi, “1 Ekim, Irak'ın tam egemenliğe sahip, kurumlarıyla güçlü, anayasa, hukuk ve uluslararası hukuk ilkeleri çerçevesinde hareket eden yeni bir aşamaya geçişinin başlangıcını temsil ediyor” dedi.

Irak'ın bölgesel ve uluslararası çevresiyle ortak çıkarlara ve karşılıklı saygıya dayalı dengeli ilişkiler geliştireceğini belirten Zeydi, hükümetin Irak topraklarının ve hava sahasının komşu ülkelerin güvenliğini tehdit edecek herhangi bir eylem için çıkış noktası veya geçiş güzergâhı olarak kullanılmasını engelleme konusunda kararlı olduğunu vurguladı.

Zeydi, Irak'a yönelik saldırılarda herhangi bir ülkenin topraklarının veya hava sahasının kullanılmasını da reddettiklerini belirterek bunun karşılıklı egemenlik, iyi komşuluk ve iç işlerine müdahale etmeme ilkelerine dayandığını ifade etti.

Başbakan, Irak hükümetinin güvenlik kurumlarını desteklemek amacıyla kapsamlı bir hava savunma sistemi satın alacağını belirterek bunun “Irak devletinin tam hava egemenliğini güçlendirmeyi” hedeflediğini söyledi.

Zeydi ayrıca Haşdi Şabi yasasının çıkarılması ve yapının başbakan sıfatıyla silahlı kuvvetler başkomutanının komutası altında güvenlik sisteminin ayrılmaz bir parçası olarak statüsünün belirlenmesi için çalışılacağını açıkladı.

Zeydi sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu büyük gün, 1 Ekim 2026'yı ve Irak'taki uluslararası koalisyon misyonunun sona ermesi, güçlerinin kara, hava ve deniz yoluyla tamamen ve nihai olarak çekilmesi ve Irak'ın tam ve kapsamlı egemenliğini elde etmesiyle gerçekleşen büyük ulusal başarıyı kutluyoruz.”


Kararlı Azim Irak’tan ayrıldı

Irak güvenlik güçlerinden iki unsur, ABD askerlerinin çekilmesi vesilesiyle dün Bağdat’ta zafer işareti yapıyor. (EPA)
Irak güvenlik güçlerinden iki unsur, ABD askerlerinin çekilmesi vesilesiyle dün Bağdat’ta zafer işareti yapıyor. (EPA)
TT

Kararlı Azim Irak’tan ayrıldı

Irak güvenlik güçlerinden iki unsur, ABD askerlerinin çekilmesi vesilesiyle dün Bağdat’ta zafer işareti yapıyor. (EPA)
Irak güvenlik güçlerinden iki unsur, ABD askerlerinin çekilmesi vesilesiyle dün Bağdat’ta zafer işareti yapıyor. (EPA)

Uluslararası Koalisyon, Bağdat hükümetinin DEAŞ’la mücadelede yardım talep etmesinin ardından yıllardır yürüttüğü “Kararlı Azim” misyonunu Irak’ta sona erdirdi.

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), ABD ve koalisyon ortaklarının “Kararlı Azim” operasyonunu tamamladığını ve operasyonun Ürdün’e taşındığını, Iraklı ortaklara istihbarat desteğinin ise sürdürüleceğini açıkladı.

Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi, “Uluslararası Koalisyon’un görevinin sona ermesi, terörle mücadelemizin sona erdiği anlamına gelmiyor. Aksine bu, Irak’ın güvenliğin sorumluluğunu tamamen üstleneceği yeni bir aşamaya geçiştir” dedi. Kontrolsüz silahlanma konusunda ise Zeydi, “Hukukun çatısı dışında silah, devlet kurumları dışında güç olmayacak; anayasanın gereği budur” ifadelerini kullandı.

Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesud Barzani de dün, Uluslararası Koalisyon güçlerinin görevlerinin sona ermesinin ardından bölgenin tehdit altında olmadığı konusunda halkına güvence verdi.

Washington’da ise uzmanlar, ABD’nin çekilmenin ardından mevcut aşamada milisleri dağıtmaya ve İran’ın nüfuzunu izole etmeye odaklandığını belirtti.

İran ve müttefiklerinin, son ABD askerlerinin — esas olarak Kürdistan Bölgesi’ndeki Erbil’de bulunan bir hava üssünden — çekilmesini “zafer” olarak nitelendirerek kutlaması dikkat çekti. Bu gelişme, Iraklıların bir bölümünün jeopolitik meydan okumalara ilişkin endişeler taşıdığı bir dönemde yaşandı.


Suriye’de kampsız hayat planı… 10 bin ailenin dönüşü ve 157 kampın kapatılması

Kuzey Suriye’deki Münbiç bölgesinde bulunan Resim Kampı'ndan, yerinden edilenleri kendi memleketlerine götüren konvoy yola çıktı. (Acil Durumlar Bakanlığı)
Kuzey Suriye’deki Münbiç bölgesinde bulunan Resim Kampı'ndan, yerinden edilenleri kendi memleketlerine götüren konvoy yola çıktı. (Acil Durumlar Bakanlığı)
TT

Suriye’de kampsız hayat planı… 10 bin ailenin dönüşü ve 157 kampın kapatılması

Kuzey Suriye’deki Münbiç bölgesinde bulunan Resim Kampı'ndan, yerinden edilenleri kendi memleketlerine götüren konvoy yola çıktı. (Acil Durumlar Bakanlığı)
Kuzey Suriye’deki Münbiç bölgesinde bulunan Resim Kampı'ndan, yerinden edilenleri kendi memleketlerine götüren konvoy yola çıktı. (Acil Durumlar Bakanlığı)

Kış mevsiminin yaklaşmasıyla birlikte Suriye hükümetinin “Kamplar Olmadan Suriye” vizyonunu hayata geçirme planı hız kazanıyor. Geçen hafta 500’den fazla yerinden edilmiş aile Halep, İdlib, Hama ve Deyrizor illerindeki memleketlerine dönerken, Acil Durumlar Bakanı Raid es-Salih de iki hafta önce konuyu Birleşmiş Milletler gündemine taşıdı. Salih, uluslararası destek sağlanarak meselenin “yerinden edilmenin finansmanından çözümlerin finansmanına” taşınmasını hedefliyor.

Mart ayında 59 sayılı kararname uyarınca yıkılmış bölgelerde altyapının hazırlanması amacıyla Yüksek Komite’nin kurulmasından ağustos ayı sonuna kadar, kuzey Suriye’deki kamplardan 10 binden fazla aile memleketlerine döndü. Acil Durumlar Bakanlığı Medya ve İletişim İdaresi yetkilileri tarafından “Şarku’l Avsat”a yapılan açıklamada, yaklaşık 157 kampın kapatıldığı, 220 kampın daha kapatılması için hazırlık yapıldığı bildirildi.

İdare, yalnızca 3 bin 344 bölgenin 120’sindeki altyapının yeniden inşası, temel hizmetlerin yeniden işler hale getirilmesi ve dönen aileler için konut çözümleri sağlanması için gereken finansman ihtiyacının 2 milyar doları aştığını belirtti.

Bu rakam, dönüş bölgelerindeki ihtiyaçların boyutunu ortaya koyuyor. Söz konusu bölgelerin “büyük ölçüde zarar gördüğü ve su, elektrik, kanalizasyon, sağlık, eğitim, belediye hizmetleri ve konut alanlarında kapsamlı yatırımlara ihtiyaç duyduğu” ifade edildi.

En azından kendi toprağımızdayız

Ümmü Muhammed, Hama kırsalındaki Latamne beldesine dönen kafilede yer alan ailelerden biriydi. Aileye dönüşü kolaylaştırmak amacıyla mutfak malzemeleri, battaniyeler ve ulaşım desteği sağlandı.

Ümmü Muhammed, kamptaki çadırdan, yıkılmış evinin yanına kurduğu başka bir çadıra taşındığını anlatıyor. Alternatif bir konut bulunmadığını belirten Ümmü Muhammed, buna rağmen kampta kalmaktan daha iyi olduğunu düşünüyor:

“En azından kendi toprağımızda ve kendi insanlarımızın arasındayız. İşlerimizi yoluna koyup evimizi yeniden inşa edene kadar burada kalabiliriz.”

rgthyu7
Hama kırsalındaki Latamne beldesinde “Kamplar Olmadan Suriye” vizyonu kapsamında evleri inceleyen ekip. (Latamne Belediyesi)

Beşşar Esed yönetiminin devrilmesinden bu yana memleketlerine dönen ailelerin sayısının 170 bini aştığı tahmin ediliyor. Bu sayı, kuzey Suriye’deki kamplarda yaşayan nüfusun yaklaşık yüzde 64’üne tekabül ediyor. Ancak savaş yıllarında bölgelerin büyük ölçüde tahrip olması nedeniyle dönüş yapılan yerlerin ezici çoğunluğunda hâlâ temel hizmetler bulunmuyor.

Dönenlerin verdiği bilgilere göre aileler mevcut alternatif imkânlarla hayatlarını sürdürmeye çalışıyor. Yerel ve uluslararası kuruluşların sınırlı desteğiyle, yıkılmış evlerin yanına çadır kurulması, kanalizasyon için fosseptik çukurları açılması, su temini amacıyla kuyu kazılması veya yakındaki bir kaynaktan su getirilmesi ve elektrik ihtiyacı için güneş enerjisinden yararlanılması gibi yöntemlere başvuruluyor.

BM’den daha fazla destek talebi

Suriye hükümeti, erken toparlanma ve yeniden rehabilitasyon projelerine Birleşmiş Milletler ve uluslararası ortakların katkısını artırmayı, finansman açığının kapatılmasına destek sağlamayı ve böylece dönüş bölgelerinin hazırlanmasını hızlandırarak güvenli ve sürdürülebilir dönüş için uygun koşulları oluşturmayı hedefliyor. Planın hükümet öncülüğünde, ulusal ve uluslararası ortaklarla iş birliği içinde uygulanması öngörülüyor.

Acil Durumlar Bakanlığı’nın çalışmalarının ana finansörü hâlâ Suriye hükümeti. BM kuruluşları ile uluslararası ve yerel kuruluşlardan da destek geliyor, ancak Bakanlığın Medya ve İletişim İdaresi’ne göre bu destek “ihtiyacın boyutuyla kıyaslandığında sınırlı”.

Acil Durumlar Bakanı Raid es-Salih, kısa süre önce New York’ta BM Genel Kurulu toplantılarına katılan Suriye heyetinde yer aldığı sırada, bakanlığının “Kamplar Olmadan Suriye” vizyonunu Eylül 2027’ye kadar hayata geçirmek için hazırladığı rakam, istatistik ve çalışmaları sundu.

Genel Kurul toplantıları çerçevesinde düzenlenen bir etkinlikte konuşan Salih, planın amacının altyapı, okullar, sağlık merkezleri, su ve kanalizasyon sistemlerini yeniden inşa etmenin yanı sıra istihdam imkânları sağlayarak “kamplara duyulan ihtiyacı ortadan kaldırmak” olduğunu söyledi.

Plan kamplar dışındaki yerinden edilmişleri de kapsıyor

Bakanlığın Medya ve İletişim İdaresi’ne göre “Kamplar Olmadan Suriye” vizyonu, kampların dışında yaşayan yerinden edilmiş aileleri de kapsıyor. Buna kiralık evlerde veya akrabalarının yanında yaşayanlar ile ülke dışında bulunan ve gönüllü olarak memleketlerine dönmek isteyen Suriyeliler de dahil.

cdfvgb
Kuzey Suriye’deki kamplardan yerinden edilmişlerin eşyaları, memleketlerine dönüş için yükleniyor. (Acil Durumlar Bakanlığı)

Ancak bu kişilerin dönüşü için altyapının rehabilite edilmesi, temel hizmetlerin yeniden işler hale getirilmesi, risklerin ortadan kaldırılması ve geçim kaynaklarına erişim imkânlarının güçlendirilmesi gerekiyor.

Kamplar girişimin mevcut aşamadaki başlangıç noktası ve önceliği olmayı sürdürürken, elde edilecek sonuçların yıllardır şartlar nedeniyle dönemeyen bütün Suriyeliler için dönüşü teşvik eden bir ortam oluşturması bekleniyor.

Halep, İdlib ve Hama’da projeler

Halep, İdlib ve Hama valilikleri bu ay “Kamplar Olmadan Suriye” kapsamında bir dizi kalkınma ve hizmet projesi başlattı. Projelerin değeri Halep’te yaklaşık 9,25 milyon dolar, İdlib’de 8,2 milyon dolar ve Hama’da 7,5 milyon dolar olarak açıklandı.

Bu çalışmalar, hükümetin enkaz kaldırma projesiyle eş zamanlı yürütülüyor. Yıl başından bu yana 3 milyon metreküp enkaz kaldırılırken, yıl sonuna kadar 3 milyon metreküp daha enkazın kaldırılmasına yönelik projelerin kısa süre içinde başlatılması planlanıyor.

Acil Durumlar Bakanlığına göre Şam kırsalındaki Duma ve Deraya kentlerinde enkaz kaldırma ve yönetimi projesi de yürütülüyor. Suudi Arabistan tarafından Kral Selman İnsani Yardım ve Yardım Çalışmaları Merkezi aracılığıyla finanse edilen proje kapsamında yaklaşık 85 bin metreküp enkazın kaldırılması ve geri dönüştürülebilir yaklaşık 30 bin metreküp molozun bu amaçla kurulan uzman birim aracılığıyla geri dönüştürülmesi hedefleniyor.

Projenin, kaynakların yeniden kullanılmasına, çevresel etkinin azaltılmasına ve erken toparlanma sürecinin desteklenmesine katkı sağlaması amaçlanıyor.

Suriye genelinde hâlen yaklaşık 50 milyon metreküp enkaz ve moloz bulunduğu tahmin ediliyor.