ABD-Rusya-Körfez üçgeninde Esed rejimiyle normalleşme mümkün mü?

Şam’ın Tahran ile ilişkisinin doğası, onu Araplara muhtaç kılıyor aynı zamanda da onu Araplardan uzaklaştırıyor

Ukrayna krizi sonrası Körfez- Rusya yakınlaşmasından ilk yararlanan Şam olabilir (Reuters)
Ukrayna krizi sonrası Körfez- Rusya yakınlaşmasından ilk yararlanan Şam olabilir (Reuters)
TT

ABD-Rusya-Körfez üçgeninde Esed rejimiyle normalleşme mümkün mü?

Ukrayna krizi sonrası Körfez- Rusya yakınlaşmasından ilk yararlanan Şam olabilir (Reuters)
Ukrayna krizi sonrası Körfez- Rusya yakınlaşmasından ilk yararlanan Şam olabilir (Reuters)

Mustafa el-Ensari
Suriye, 2011’den bu yana ülkede yıllardır akan kandan kaçan milyonlarca Suriyeliye ev sahipliği yapan Arap ve Körfez bölgesini göz ardı etmedi. Ancak rejimin piramidinin en tepesinde temsil edilen ‘Körfez’e dönüş’, şaşırtıcı olmasa da bölgede önemli bir dönüm noktasını temsil ediyor. Öyle ki Ukrayna krizi, hızlı bir şekilde Körfez’e uzanan yolu açmadan önce birkaç resmi ve ilan edilmemiş toplantı bu yolu açmıştı.
Ancak Esed’in ‘Suudi Arabistan ve Mısır gibi büyük Arap ülkeleriyle koordineli bir şekilde gerçekleşmesi muhtemel olan’ Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ziyaretinin etkisine dair birçok analistin sorduğu soru şu; Suriye rejimi, son on yılda tüm ağırlığını (bölgenin istikrarına yönelik en büyük tehdit sayılan) İran’a veren Arap çevresine karşı ne ölçüde bir ‘dönüş hattına’ sahip
Suudi Arabistanlı analist Halid ed-Dahil, Şam’daki rejime yönelik yeni açılımın ‘Arapların kapılarını kapatmasının, Rusya ve İran’a olan bağımlılığını derinleştireceği’ gerçeğinden kaynaklandığını söyledi. Dahil, bunu ‘rasyonel bir hipotez’ olarak görüyor. Bununla birlikte rejimin ‘Lübnan Hizbullah’ına bağımlılığından, Hariri suikastından ve kendi halkı karşısında Rusya ve İran’a bağımlılığından’ bu yana’ İran ile bir güvenlik ve siyasi ittifak haline gelmesinin ardından, rejime bir ‘geri dönüş hattı’ bırakılıp bırakılmadığına ilişkin bir soru da hala askıda.

Tek maliyet
Ancak Körfez devletlerinin Rusya ile (özellikle ‘OPEC+’ anlaşmasının ardından) bir süredir gelişen ilişkisi ve ABD’nin Afganistan’dan ve bölgeden çekilmesinin yarattığı boşluk, Moskova’nın bir denge kurabileceğine dair bölge açısından güven verici bir atmosferin oluşmasına olanak sağladı. Bu atmosfer, İran rejiminin siyasi ve kültürel olarak Şam’ı dışlamasını önlemesini de içine alıyor. Ama Araplar, Şam boykotlarına son vermedikçe İran rejiminin nüfuz şansı artmaya devam edecek.
Bu çerçevede Carnegie Enstitüsü’nde analist Karim Sadjadpour, Suriye’ye müdahalenin yüklerinin, ekonomik olarak Tahran’ın ve kültürel olarak Sünni çoğunluğa sahip Şam’ın omuzlarına yük bindirdiğini söyledi. Analist, bu çerçevede herhangi bir Arap dönüşünün memnuniyetle karşılanabileceğini ve tüm tarafların arzularını gerçekleştirebileceğini belirtti.
İran’ın uzun zamandır Suriye’ye sübvansiyonlu petrol sağladığını belirten Sadjadpour, ancak İran’ın finansal cömertliğinin 2011’de savaşın başlamasından bu yana çarpıcı bir şekilde arttığını vurguladı. Her iki ülkedeki resmi medya organları ise İran’ın, ‘görünürde benzin ve ilgili ürünleri finanse etmek üzere’ Suriye’ye 4 milyar doları aşkın kredi sağladığını açıkladı. Doğrulanamayan tahminler ise İran’ın Suriye’ye ayda yaklaşık 700 milyon dolar sağladığını gösteriyor.

Araplar, İsrail kadar genişleyebilir mi?
Bu çatı altında İsrail, zaman zaman Suriye’de Hizbullah ve İran Devrim Muhafızları’na bağlı unsurları hedef alabildi. Bu durumsa oyunun iplerini elinde tutan Rusları endişelendirmedi. Yani Suriye ile ilişkisi, İran’ın Suriye üzerindeki hegemonyasıyla uzlaşmayı gerektirmiyordu. Aksine birçok analiste göre 14 yüzyıl önce Emevi döneminden bu yana en eski Arap başkentlerinden birindeki İran nüfuzunu kuşatmanın en iyi yolu buydu.
Reuters.jpg
2012'de göründüğü şekliyle Humus'un yıkılan sokaklarından biri (Reuters)
Bu nedenle Körfez’in İran’a karşı endişesini paylaşan Tel Aviv, Arapların Şam boykotuna son verecek ilk girişimlerini memnuniyetle karşıladı. İsrail, bu adımı ise ‘ülkedeki İran varlığını azaltmak için bir fırsat’ olarak görüyor. Ancak ona göre yerel arenadaki en büyük zorluk, ekonomik zorluktur, çünkü kriz, bu düzeyde herhangi bir ilerlemenin karşısında bir engel teşkil ediyor.
Washington’un insan hakları baskısı ve sivil baskı altında onayladığı Caesar (Sezar) Yasası’na rağmen ABD de İsrail’in konumundan çok da uzakta değil. Başkan Obama’nın Suriye krizine ve yaşanan ihlallere karşı kayıtsız duruşu meşhurdu. Aynı şekilde ABD’nin bölgedeki müttefiklerinin büyük memnuniyetsizliğinin ardından Suriye’nin kuzeyindeki ABD güçlerini geri çekmekten zar zor geri adım atan Trump’ın tavrı da biliniyordu. Müttefikler, çok geç olmadan, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşı sırasında Suriye’yi Moskova ve Tahran’a bırakmanın affedilmez bir stratejik hata olduğunu fark etti.

Moskova ve Washington çatışması
Ukrayna krizine karşı duruşu ABD’yi öfkelendiren Körfez ülkelerine gelince Rusya, bu ülkelere en iyi selamını verdi. Öyle ki Dışişleri Bakanlığı, Moskova’da açıkça Yemen, Libya, Suriye ve hatta neredeyse umutsuz bir konu olan Filistin davaları da dahil, zorlu olan Arap sorunlarına Körfez ile çözüm aramaya hazır olduğunu söyledi. Aynı şekilde Rus ve Körfez tarafları bir anda kendilerini alışılmadık bir şekilde görüşlerinin yakınlaştığı bir alanda buldular. Bu durumdan ilk yararlanan taraf ise, ‘Arap Birliği’ne dönüşü, bölge ülkeleri arasında sürekli tartışılan bir konu olan’ Şam olabilir. Öyle ki Şam, Körfez ülkeleri dışında hiçbir taraftan güvence alamayacak olan devasa yeniden yapılanma bütçelerine ihtiyaç duyuyor.
Ukrayna sahnesi ve orada yaşanan çatışmaların arka planı, Washington’un Beşşar Esed’in BAE’ye ziyaretine ilişkin tonuna en yakın yorum olabilir. Öyle ki ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan bir sözcü, Esed’i meşrulaştırmaya yönelik bu açık girişim karşısında derin bir hayal kırıklığı ve endişe duyduklarını ifade etmişti.
Sözcü, “Esed, sayısız Suriyelinin ölümünden, çektikleri acılardan ve savaştan önce de var olan Suriye halkının yarısından fazlasının yerinden edilmesinden sorumlu ve suçlu olmaya devam ediyor. 150 binden fazla erkek, kadın ve çocuğun keyfi olarak tutuklanması ve kaybolmasından dolayı da suçludur” dedi.
Sözcü ayrıca, Esed rejimiyle diyalog kurma niyetinde olan ülkeleri, rejimin gerçekleştirdiği vahşetlere ciddi bir şekilde bakmaya çağırdı. Diğer yandan Emirates Haber Ajansı’nın (WAM) aktardığına göre BAE, Esed’i kabul etmesinin ‘iki ülke arasındaki kardeşlik ilişkilerini ve Arap bölgesinde ve Ortadoğu’da güvenlik, istikrar ve barışı güçlendirme’ çabalarını görüşme amacı taşıdığını söyledi.
WAM, iki tarafın ‘Suriye’yi ve kardeş halkını siyasi ve insani olarak desteklemenin yanı sıra, Suriye'nin toprak bütünlüğü ve yabancı güçlerin ülkeden çekilmesi’ meselelerini ele aldığını belirtti.

Ukrayna bu yola hizmet mi ediyor?
Ancak ziyaret, Suriye’nin Arap Birliği’ne giden yolunun dikensiz olduğu anlamına gelmiyor. Mısır, Cezayir ve BAE, Arap dünyasında Suriye rejimini rehabilite etme çabalarına öncülük ederken, diğer Körfez ve Arap ülkeleri ise aşırılık ve geçmişe takılma arasında değişen bir duruş sergiliyor. Ama bugün birçok kişi, Ukrayna krizinin bu dikenleri ortadan kaldırdığına, adımları Körfez’e doğru hızla ilerlerken Şam’ın Arap Birliği’ne doğru uzanan yoluna hizmet ettiğine inanıyor.
Tüm bunlara rağmen, Suriye’ye komşu bir Körfez ülkesi bulunmuyor ve Suudi Arabistan ile önemli kabile bağları dışında Körfez ve Suriye toplumları arasındaki toplumsal etkileşim, diğer doğu bağlarına kıyasla donuk. Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nde araştırmacı olan Emile Hakim, Suriye’nin kültürel çöküşüne, ihraç edilebilir profesyonel yeteneklerin eksikliğine ve elit çevrelerde Suriye ile ilişkileri sınırlandıran bir mesele olarak Körfez ülkelerinin giriş vizeleriyle ilgili politikalarına dikkati çekti.
Araştırmacıya göre Suriye’yi Körfez ülkeleri açısından önemli kılan şey, ‘bölgesel denge’. Hakim, bu çerçevede “Bölgesel güç dengesi, Irak’ın siyasi dönüşümü, ardından İran’ın Körfez'de yükselişi ve doğuda Suriye ve Hizbullah üzerinde artan nüfuzuyla temelden bozuldu” dedi.
Bu nedenle daha önce ise Emile Hakim, “Çökmekte olan Arap düzeni korunurken İran’ın gücünün nasıl ortadan kaldırılması gerektiği, Suriye’yi Körfez’deki stratejik kaygıların merkezine koyuyor. Son yıllarda bu seçenekler, ‘Suriye’yi izole etmek ve onunla savaşmak’ konularından başlayarak, ‘onu birliğe dahil etmek, onunla diyalog kurmak, onu yanlarına çekmek ve İran’dan uzaklaştırmaya çalışmak’ konularına kadar sıralandı. Irak’ın kaybını Suriye’de iktidar geçişiyle telafi etme olasılığı kavramı, Körfez’de çekici bir güç kazanıyor” ifadelerini kullandı.

Körfez’in Suriye amacı farklı
Öte yandan araştırmacı, Körfez ülkelerinin önceki tırmanışının arkasındaki itici gücün ‘jeopolitik gereklilik’ olduğunu söylerken, “Zayıf bir Suriye kaçınılmaz olarak dış müdahaleyi gerektirecek. İran’ın değerli bir müttefiki destekleme çabalarını ikiye katlayan şey, (o dönemdeki) Maliki hükümetinin Sünni radikalizm yanlısı bir hükümetin, iktidarı devralacağı korkusuyla Esed rejimini destekleme kararıydı. Bir diğer endişe ise Suriye’nin kuzeydeki güçlü komşusu Türkiye’nin Şam’da yaşanan dönüşüme sponsor olan ve geleceğini şekillendiren önemli bir ülke olarak ortaya çıkmasıydı” dedi.
Körfez’in endişeleri, Suriye’deki ayaklanmayı takip eden yıllarda ortaya çıktı.
Körfez halkı, Suriye’yi birliğe geri alma amacı taşıdığı sürece daha önce ortaya koyulanlar ve bugün ortaya koyulanlar arasında bir çelişki olmadığına inanıyor.
Öte yandan Carnegie Center’de bir başka araştırmacı olan Marc Pierini, Ukrayna’daki savaşın kaçınılmaz olarak Rusya’nın Ortadoğu, Akdeniz ve Afrika’daki nüfuzunun şeklini tanımlayacağını belirtti.
Pierini, Rus modelinin, Ortadoğu ülkelerindeki, özellikle de Orta Afrika Cumhuriyeti ve Mali (ayrıca bir dereceye kadar Türkiye) dahil Suriye ve Sahra altı Afrika ülkelerindeki birçok lider açısından büyük olasılıkla çekici olacağına inanıyor. Araştırmacı, elbette Çin, büyük Körfez ülkeleri ve Hindistan gibi önde gelen aktörlerin Rus pozisyonlarını desteklemeyi değil, anlamalarını gerektiren jeostratejik çıkarlarına dikkati çekti.
Ukrayna savaşı öncesinde bile Rusya hükümeti, Sergey Lavrov’un Riyad ziyaretinde, Suudi Arabistan ile ‘Suriye’nin Arap kucağına dönüş gerekliliği’ konusunda uzlaşı sağladığını açıklamıştı. Lavrov ayrıca, bu uzlaşının ‘Suriye halkının güvenliğini sağlamayı ve halka hizmet eden gerçek çözümlere erişimi engelleyen terör örgütleri ve mezhepçi milislerden halkı korumayı’ kapsadığını da dile getirmişti. Ancak bu durum, Suriye’ye uzun süredir yatırım yapan İran’ı göz ardı etmek anlamına gelmiyor. Ancak Arapların umudu bu yöndeyse Şam’ı İran ve Türk egemenliğinden kurtarmak için Ruslarla iş birliği yapacaklar.

Şam hala Körfez’in elinde bir seçenek mi?
Öte yandan Şam rejiminin, ‘İranlıları ve vekillerini sınır dışı etmek için’ artık onların ellerinde bir seçenek olmadığı konusunda endişeler tekrarlanıyor. Kaldı ki sınır dışı etme konusu, Şam’ın birliğe dönüşü için Arapların sessiz bir şartı olarak görülüyor.
Bu durum, Suriye kaynaklarını, Beşşar Esed Körfez’e gitmeden önce İran ve milislerinin hegemonyasını azaltmak için ortaya koyulan uygulamaları kamuoyuna sızdırmaya teşvik etti. Kuveyt ‘Al-Jarida’ gazetesine göre bu durum, rejimin kendi topraklarındaki İran varlığına karşı aldığı kararların bir sonucu. Bu da İran’ın Esed’in Arap ülkeleriyle yakınlaşma olasılığı konusundaki endişesine neden oluyor.
Ali Memluk.jpg
Ali Memluk (sağda) Tahran'da Ali Şemhani ile buluştu (AFP)​
Kuveyt Emiri ile Mısır ve Cezayir cumhurbaşkanlarını büyük olasılıkla Suriye meselesini görüşmek üzere bir araya getiren üçlü bir zirveye ev sahipliği yapmıştı. Ancak 27 Şubat’ta İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Şemhani ile Suriye Ulusal Güvenlik Ofisi Başkanı Ali Memluk arasında bir toplantıya tanık olan Tahran’dan tarafından bilinmeyen bir durum değildi.
Şemhani, Memluk ile görüşmesi sırasında Tahran’ın bu desteği sağlamaya devam edeceğini belirtti. Resmi IRNA haber ajansına göre İranlı yetkili, “Suriye hükümetine ve halkına en zor koşullarda ve terör gruplarının hareketlerinin arttığı bir zamanda destek veren İran, Suriye hükümetine ve halkına verdiği desteği sürdürmeye kararlıdır” dedi.
Suriye resmi haber ajansı da toplantıda, ‘uluslararası arenadaki son gelişmeler ve bunların bölgedeki yansımalarının’ ele alındığını belirtirken, ayrıntıya ise yer vermedi. Ancak “Şam ve Tahran’ın terörle mücadele alanındaki işbirliği, bölgedeki bölgesel güvenliği desteklemeye hizmet ediyor” denildi. SANA haber ajansı ayrıca, iki tarafın ‘ABD’nin Suriye’deki terör örgütlerini yeniden barındırmayı ve canlandırmayı amaçlayan çabalarıyla’ mücadelesini de görüştüğünü vurguladı.

Arap rolünü kutsama
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analiz habere göre BAE Dışişlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Enver Karkaş da Esed’in ülkesine yönelik ziyareti hakkında yorum yaparken, adımın ‘Suriye hususundaki Arap rolünü kutsamayı’ amaçlayan bir eğilim çerçevesinde geliştiğini söyledi. Karkaş, bu çabanın ‘bölgenin krizlerine çözüm bulmaya çalışılan gerçekçi bir yaklaşım’ çerçevesinde geldiğini vurguladı. Bakan ayrıca, “Karmaşık bölgesel koşullar, zorluklarla mücadele etmek ve krizlerin ve çekişmelerin kötülüklerinden kaçınmak üzere ortaya koyulmuş Arap çabalarının marjinalleştirilmesini kabul etmeyen pratik ve mantıklı bir yaklaşımın benimsenmesini gerektiriyor” dedi.
O halde eğer Körfez, Suriye’deki Arap rolünü kutsamak istiyorsa gözlemcilerin gözünde bu durum, ‘önce Şam’daki rejimin bağımsızlığını elde etmesi için elinden geleni yapmasını’ gerekli kılıyor. Peki bunu istiyor mu ve istiyorsa da bir ‘dönüş hattı’ var mı?
Bu mesele kapsamında Arapların hafızası, onlarca yıl öncesine, İran- Irak savaşına geri döndü. Öyle ki Suriye rejimi, İran’ın Irak’la olan savaşını kazanan tek Arap idi.
Bu noktadan yola çıkarak, milliyetçiliğe ve partizan kimliğe dahiliyetin, rejimin İran’ın zaferine engel olmadığı sonucu ortaya çıkıyor. Bu çerçevede analist Halid ed-Dahil’e göre Şam rejiminin tarihi, önceliğin, ‘hanedanın ve ulusal bağlılığın üzerinden mezhepçiliğin zaferi’ olduğunu kanıtladı.



Saddam Hafter’in Libya’nın güneyindeki askeri üs hamlesi ve arkasındaki boyutlar

Ulusal Ordu" Komutan Yardımcısı Saddam Hafter, güneydeki el-Vav Askeri Üssü'nde incelemelerde bulunuyor (Ulusal Ordu)
Ulusal Ordu" Komutan Yardımcısı Saddam Hafter, güneydeki el-Vav Askeri Üssü'nde incelemelerde bulunuyor (Ulusal Ordu)
TT

Saddam Hafter’in Libya’nın güneyindeki askeri üs hamlesi ve arkasındaki boyutlar

Ulusal Ordu" Komutan Yardımcısı Saddam Hafter, güneydeki el-Vav Askeri Üssü'nde incelemelerde bulunuyor (Ulusal Ordu)
Ulusal Ordu" Komutan Yardımcısı Saddam Hafter, güneydeki el-Vav Askeri Üssü'nde incelemelerde bulunuyor (Ulusal Ordu)

Libya Ulusal Ordusu Genel Komutan Yardımcısı Korgeneral Saddam Hafter’in ülkenin güneybatısındaki Vav Askerî Üssü’ne gerçekleştirdiği ziyaret, güneydeki Fizan bölgesinin sınır güvenliği alanında karşı karşıya olduğu sorunları yeniden gündeme taşıdı.

Geçen şubat ayından bu yana askerî noktalara yönelik saldırıların tekrarlanması, güvenlik endişelerini artırıyor. Söz konusu saldırıların, Muhammed Verdagu’nun liderlik ettiği silahlı grup tarafından gerçekleştirildiği belirtiliyor. Grubun faaliyetlerinde gerileme yaşanmasına rağmen, yerel basında yer alan son haberlerde Batı Libya’daki ittifaklar aracılığıyla nüfuzunu yeniden tesis etmeye çalıştığı öne sürülüyor.

Saddam Hafter, pazartesi günü gerçekleştirdiği ziyaretin amacını vurgulayarak bunun sınır güvenliğini sağlama ve Libya’nın egemenliğini koruma çalışmalarını yerinde takip etmeye yönelik saha ziyaretleri kapsamında yapıldığını belirtti. Üste görev yapan subay ve askerlerle bir araya gelen Hafter, personelin bölgenin güvenliğini sağlama ve sınır aşan suç örgütleriyle mücadele kapsamında üstlendiği görevler hakkında bilgi aldı.

Hafter, ziyaretin ardından yaptığı açıklamalarda, kaçakçılık ve organize suçlarla mücadelenin sürdürülmesinin önemine de dikkat çekti. Genel Komutanlığın güney bölgesine yönelik vizyonunun yalnızca sınırların korunmasıyla sınırlı olmadığını belirten Hafter, güvenliğin pekiştirilmesi, kalkınmanın desteklenmesi ve ekonomik faaliyetlerin canlandırılmasının da bu yaklaşımın devamı olduğunu ifade etti.

Verdagu’nun Batı Libya’daki temasları gündemde

Genel Komutanlığa yakınlığıyla bilinen askerî araştırmacı Muhammed Terhuni, Muhammed Verdagu ve liderliğini yaptığı, “Güneyi Kurtarma Harekât Odası” olarak bilinen yapının Batı Libya’daki silahlı gruplarla gerçekleştirdiği toplantı ve temaslara ilişkin haberlere dikkat çekti.

Terhuni, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ismini vermediği bazı tarafların güneydeki dengeleri yeniden değiştirmeye çalıştığını savundu. Terhuni, bu girişimlerin Libya’daki siyasi sürecin ilerletilmesi ve bölünmüşlüğün sona erdirilmesi amacıyla uluslararası düzeyde yakınlaşma işaretlerinin görüldüğü bir eş zamanlı olduğunu belirtti.

Yerel basında daha önce de Verdagu ile Batı Libya’daki Ulusal Birlik Hükümeti arasında bağlantılar bulunduğuna ilişkin haberler yayımlanmıştı. Ancak hükümetten üst düzey bir yetkili, daha önce Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada bu yöndeki iddiaları reddetmişti. İki taraf arasındaki ilişkilerin niteliğini kesinleştirecek bağımsız kanıtlar ise ortaya konmuş değil.

Vav Üssü stratejik konumuyla öne çıkıyor

Libya’nın güneybatısında, Nijer ve Çad sınırlarına yakın çöl bölgesinde bulunan Vav Askerî Üssü, kontrol edilmesi güç geniş bir güvenlik sahasının parçası olması nedeniyle önem taşıyor. Sınır aşan hareketlilik, kaçakçılık faaliyetleri ve silahlı grupların varlığı, bölgedeki güvenlik sorunlarını daha da karmaşık hâle getiriyor.

Geçen şubat ayından itibaren orduya bağlı üs ve stratejik noktalara yönelik saldırılar tekrarlandı. Bu saldırıların bir kısmı, Verdagu’nun liderliğindeki grupla ilişkilendirildi. Nijer sınırındaki Tüm Sınır Kapısı’na düzenlenen saldırı, grubun faaliyetleriyle bağlantılı öne çıkan operasyonlardan biri olarak kayda geçti. Bazı Libya aşiretleri ve belediyeler de daha önce söz konusu gruba atfedilen saldırıları kınamıştı.

Saddam Hafter’in Vav Üssü ziyareti sırasında sınır güvenliği konusu ön plana çıktı. Hafter, bir Türk şirketi ile yürütülmesi kararlaştırılan proje kapsamında sınırların korunması, yönetilmesi ve gözetlenmesine yönelik sistemin geliştirilmesi çalışmalarının sürdürüleceğini belirtti.

Geçen temmuz ayında Libya’nın güney sınırlarında yaşanan istikrarsızlık ve silah ile uyuşturucu kaçakçılığındaki artış, Mareşal Halife Hafter liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu Genel Komutanlığını, geniş bir alana yayılan sınır hattında kontrolü güçlendirmek amacıyla Türk şirketiyle iş birliğini genişletmeye yöneltmişti.

Güneydeki Harawa Belediyesi ileri gelenleri, Korgeneral Saddam Hafter'i karşılıyor (Genel Komutanlık)
Güneydeki Harawa Belediyesi ileri gelenleri, Korgeneral Saddam Hafter'i karşılıyor (Genel Komutanlık)

Güvenlik ve kalkınma birlikte ele alınıyor

Saddam Hafter’in açıklamaları yalnızca askerî konularla sınırlı kalmadı. Hafter, altyapı yatırımlarına ilişkin projelere de değindi. Bu kapsamda Sirte-Sukna-Sebha uluslararası kara yolu, Sirte Serbest Bölgesi, güneyde bulunan şehirler arasındaki yolların bakımı ve yıllardır âtıl durumda olan tarım projelerinin yeniden canlandırılması öne çıktı.

Hafter, söz konusu projelerin ülkenin kuzeyi ile güneyi arasındaki bağlantıyı güçlendirmeyi, ayrıca Afrika’daki komşu ülkelerle ticaret ve yatırım imkanlarını geliştirmeyi amaçladığını söyledi.

Fizan bölgesindeki toplumsal kesimlere de övgüde bulunan Hafter, bu kesimlerin güneyin güvenliğini tehlikeye atmaya yönelik girişimleri reddettiğini ifade etti. Bölge halkına desteğin sürdürüleceğini kaydeden Hafter, hizmetlerin iyileştirilmesi ve yaşam koşullarının geliştirilmesi yönündeki çalışmaların devam edeceğini belirtti.

Güvenlik ile kalkınmanın birlikte ele alınması, güney Libya’da istikrarın yalnızca askerî birliklerin konuşlandırılmasıyla değil, altyapının iyileştirilmesi ve ekonomik fırsatların artırılmasıyla da sağlanabileceği yaklaşımını yansıtıyor.

Hafter Hırava’da aşiret temsilcileriyle görüştü

Genel Komutanlık, dün Saddam Hafter’in Hırava Belediyesine gerçekleştirdiği ziyaretin ayrıntılarını da paylaştı. Hafter, bölgede Süleyman, Cemaat ve Amamra aşiretlerinin şeyhleri ve ileri gelenleri tarafından karşılandı.

Genel Komutanlığın açıklamasına göre aşiret temsilcileri, Genel Komutan Yardımcısı’nın ziyaretinden duydukları memnuniyeti dile getirerek, Silahlı Kuvvetler Genel Komutanlığının güvenlik ve istikrarın korunmasındaki rolünü takdir etti. Temsilciler ayrıca ülkenin korunması, egemenliğinin savunulması ve birliğinin sürdürülmesine yönelik çabalara desteklerini bildirdi.

Saddam Hafter ise Süleyman, Cemaat ve Amamra aşiretlerinin “millî rolüne” övgüde bulundu. Aşiretlerin tarih boyunca sergilediği tutumları takdir eden Hafter, “Kerame Muharebesi” sırasında silahlı kuvvetlere verdikleri desteğe, toplumsal bütünlüğün korunmasına ve ulusal uzlaşı çabalarına katkılarına dikkat çekti.


Bağdat’tan “silahların devletin kontrolünde toplanmasına” karşı çıkanlara uyarı

Haziran 2026’nın başlarında Samarra’da Irak devletine entegrasyon sürecinin başlangıç törenine katılan Seraya es-Selam mensupları. (AP)
Haziran 2026’nın başlarında Samarra’da Irak devletine entegrasyon sürecinin başlangıç törenine katılan Seraya es-Selam mensupları. (AP)
TT

Bağdat’tan “silahların devletin kontrolünde toplanmasına” karşı çıkanlara uyarı

Haziran 2026’nın başlarında Samarra’da Irak devletine entegrasyon sürecinin başlangıç törenine katılan Seraya es-Selam mensupları. (AP)
Haziran 2026’nın başlarında Samarra’da Irak devletine entegrasyon sürecinin başlangıç törenine katılan Seraya es-Selam mensupları. (AP)

Irak’ta yürütme ve yasama organları, dün “silahların devletin kontrolünde toplanması” projesine karşı çıkanlara yönelik yaptırım uygulanabileceği uyarısında bulundu. İktidardaki Koordinasyon Çerçevesi İttifakı, silah meselesinin 30 Haziran 2027’ye kadar çözüme kavuşturulmasını öngören anlaşmaya bağlılığını teyit etti.

Irak hükümeti de kurumlarına yasaları uygulama ve “silahların devlet kontrolünde toplanmasına ilişkin devlet kararlarını engelleyen, bu girişimlere katılan veya katkıda bulunan herkes hakkında cezai şikâyet süreçlerini başlatma” talimatı verdiğini açıkladı.

Irak Meclis Başkanı Heybet el-Halbusi de iç barışın korunması, hukukun uygulanması ve silahların devletin kontrolünde toplanması amacıyla hükümetin attığı adımlara destek verdiğini bildirdi.

Ankara’dan Irak ve Suriye açıklaması

Öte yandan Türkiye Savunma Bakanı Yaşar Güler, Türkiye’nin “komşuları Suriye ve Irak ile sınırlarının güvenliği tamamen sağlanana kadar” bu ülkelerdeki askerlerini tutmaya devam edeceğini söyledi.

Güler, “Kuvvet yapımız ve konuşlanmamız; terör tehdidinin gelişimine, sınır güvenliğimize ve sahadaki gelişmelere göre belirleniyor” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Iraklı bazı silahlı grupların, silahların devlet kontrolünde toplanması planına katılmayı kabul etmeleri karşılığında öne sürdükleri şartlardan biri de Türk askerlerinin Irak’tan çekilmesiydi.


Yemen ordusu, Husilere verdirdiği kayıpları ikiye katladı

Güneydeki “Devler Tugayları”, Babülmendeb Boğazı’na hâkim Kahbub Dağları’na yönelik saldırıları püskürttü.
Güneydeki “Devler Tugayları”, Babülmendeb Boğazı’na hâkim Kahbub Dağları’na yönelik saldırıları püskürttü.
TT

Yemen ordusu, Husilere verdirdiği kayıpları ikiye katladı

Güneydeki “Devler Tugayları”, Babülmendeb Boğazı’na hâkim Kahbub Dağları’na yönelik saldırıları püskürttü.
Güneydeki “Devler Tugayları”, Babülmendeb Boğazı’na hâkim Kahbub Dağları’na yönelik saldırıları püskürttü.

Yemen ordusu, son saatlerde birçok cephede Husilere verdirdiği kayıpları artırdı. Yüzlerce hedefin vurulduğunu duyuran ordu, yaklaşık 500 Husi mensubunun etkisiz hale getirildiğini ve onlarca askeri aracın imha edildiğini açıkladı. Gelişmeler, “Yemen Şafağı” operasyonu sürerken Taiz’in güneyinde şiddetli çatışmaların yeniden başlamasıyla eş zamanlı yaşandı.

Taiz’deki hükümet güçleri ve Halk Direnişi, dün Şakab cephesinde Husilerin saldırılarını püskürttü. Cebel Sabır’daki köylerin topçu ateşine tutulduğu bildirildi. Sınemat ve Misrah bölgelerinde de çatışmalar devam etti.

Hava saldırıları ve insansız hava aracı (İHA) operasyonları, Husilerin Marib ve Cevf vilayetlerindeki mevzilerini de hedef aldı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre güneydeki Devler Tugayları ise Lahic vilayetinin batısında, Babülmendeb Boğazı’na uzanan güzergâhların yakınındaki Kahbub Dağları’nda geniş çaplı bir saldırıyı püskürttü.

El-Alimi: Operasyon hedeflerine ulaşılana kadar sürecek

Siyasi cephede ise Yemen Başkanlık Liderlik Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, “Yemen Şafağı” operasyonunun hedeflerine ulaşılana kadar devam edeceğini vurguladı.

El-Alimi, Birleşmiş Milletler’den, Husilerin terör örgütü olarak sınıflandırılması, örgüte silah tedarikinin yasaklanması ve finansman kaynaklarının kurutulması amacıyla Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üzerinden girişimde bulunulmasına destek vermesini istedi.

El-Alimi ayrıca Taiz’e uygulanan kuşatmanın kaldırılması ve insani yardım malzemelerinin ulaştırılabilmesi için yolların açılması çağrısında bulundu.