ABD-Rusya-Körfez üçgeninde Esed rejimiyle normalleşme mümkün mü?

Şam’ın Tahran ile ilişkisinin doğası, onu Araplara muhtaç kılıyor aynı zamanda da onu Araplardan uzaklaştırıyor

Ukrayna krizi sonrası Körfez- Rusya yakınlaşmasından ilk yararlanan Şam olabilir (Reuters)
Ukrayna krizi sonrası Körfez- Rusya yakınlaşmasından ilk yararlanan Şam olabilir (Reuters)
TT

ABD-Rusya-Körfez üçgeninde Esed rejimiyle normalleşme mümkün mü?

Ukrayna krizi sonrası Körfez- Rusya yakınlaşmasından ilk yararlanan Şam olabilir (Reuters)
Ukrayna krizi sonrası Körfez- Rusya yakınlaşmasından ilk yararlanan Şam olabilir (Reuters)

Mustafa el-Ensari
Suriye, 2011’den bu yana ülkede yıllardır akan kandan kaçan milyonlarca Suriyeliye ev sahipliği yapan Arap ve Körfez bölgesini göz ardı etmedi. Ancak rejimin piramidinin en tepesinde temsil edilen ‘Körfez’e dönüş’, şaşırtıcı olmasa da bölgede önemli bir dönüm noktasını temsil ediyor. Öyle ki Ukrayna krizi, hızlı bir şekilde Körfez’e uzanan yolu açmadan önce birkaç resmi ve ilan edilmemiş toplantı bu yolu açmıştı.
Ancak Esed’in ‘Suudi Arabistan ve Mısır gibi büyük Arap ülkeleriyle koordineli bir şekilde gerçekleşmesi muhtemel olan’ Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ziyaretinin etkisine dair birçok analistin sorduğu soru şu; Suriye rejimi, son on yılda tüm ağırlığını (bölgenin istikrarına yönelik en büyük tehdit sayılan) İran’a veren Arap çevresine karşı ne ölçüde bir ‘dönüş hattına’ sahip
Suudi Arabistanlı analist Halid ed-Dahil, Şam’daki rejime yönelik yeni açılımın ‘Arapların kapılarını kapatmasının, Rusya ve İran’a olan bağımlılığını derinleştireceği’ gerçeğinden kaynaklandığını söyledi. Dahil, bunu ‘rasyonel bir hipotez’ olarak görüyor. Bununla birlikte rejimin ‘Lübnan Hizbullah’ına bağımlılığından, Hariri suikastından ve kendi halkı karşısında Rusya ve İran’a bağımlılığından’ bu yana’ İran ile bir güvenlik ve siyasi ittifak haline gelmesinin ardından, rejime bir ‘geri dönüş hattı’ bırakılıp bırakılmadığına ilişkin bir soru da hala askıda.

Tek maliyet
Ancak Körfez devletlerinin Rusya ile (özellikle ‘OPEC+’ anlaşmasının ardından) bir süredir gelişen ilişkisi ve ABD’nin Afganistan’dan ve bölgeden çekilmesinin yarattığı boşluk, Moskova’nın bir denge kurabileceğine dair bölge açısından güven verici bir atmosferin oluşmasına olanak sağladı. Bu atmosfer, İran rejiminin siyasi ve kültürel olarak Şam’ı dışlamasını önlemesini de içine alıyor. Ama Araplar, Şam boykotlarına son vermedikçe İran rejiminin nüfuz şansı artmaya devam edecek.
Bu çerçevede Carnegie Enstitüsü’nde analist Karim Sadjadpour, Suriye’ye müdahalenin yüklerinin, ekonomik olarak Tahran’ın ve kültürel olarak Sünni çoğunluğa sahip Şam’ın omuzlarına yük bindirdiğini söyledi. Analist, bu çerçevede herhangi bir Arap dönüşünün memnuniyetle karşılanabileceğini ve tüm tarafların arzularını gerçekleştirebileceğini belirtti.
İran’ın uzun zamandır Suriye’ye sübvansiyonlu petrol sağladığını belirten Sadjadpour, ancak İran’ın finansal cömertliğinin 2011’de savaşın başlamasından bu yana çarpıcı bir şekilde arttığını vurguladı. Her iki ülkedeki resmi medya organları ise İran’ın, ‘görünürde benzin ve ilgili ürünleri finanse etmek üzere’ Suriye’ye 4 milyar doları aşkın kredi sağladığını açıkladı. Doğrulanamayan tahminler ise İran’ın Suriye’ye ayda yaklaşık 700 milyon dolar sağladığını gösteriyor.

Araplar, İsrail kadar genişleyebilir mi?
Bu çatı altında İsrail, zaman zaman Suriye’de Hizbullah ve İran Devrim Muhafızları’na bağlı unsurları hedef alabildi. Bu durumsa oyunun iplerini elinde tutan Rusları endişelendirmedi. Yani Suriye ile ilişkisi, İran’ın Suriye üzerindeki hegemonyasıyla uzlaşmayı gerektirmiyordu. Aksine birçok analiste göre 14 yüzyıl önce Emevi döneminden bu yana en eski Arap başkentlerinden birindeki İran nüfuzunu kuşatmanın en iyi yolu buydu.
Reuters.jpg
2012'de göründüğü şekliyle Humus'un yıkılan sokaklarından biri (Reuters)
Bu nedenle Körfez’in İran’a karşı endişesini paylaşan Tel Aviv, Arapların Şam boykotuna son verecek ilk girişimlerini memnuniyetle karşıladı. İsrail, bu adımı ise ‘ülkedeki İran varlığını azaltmak için bir fırsat’ olarak görüyor. Ancak ona göre yerel arenadaki en büyük zorluk, ekonomik zorluktur, çünkü kriz, bu düzeyde herhangi bir ilerlemenin karşısında bir engel teşkil ediyor.
Washington’un insan hakları baskısı ve sivil baskı altında onayladığı Caesar (Sezar) Yasası’na rağmen ABD de İsrail’in konumundan çok da uzakta değil. Başkan Obama’nın Suriye krizine ve yaşanan ihlallere karşı kayıtsız duruşu meşhurdu. Aynı şekilde ABD’nin bölgedeki müttefiklerinin büyük memnuniyetsizliğinin ardından Suriye’nin kuzeyindeki ABD güçlerini geri çekmekten zar zor geri adım atan Trump’ın tavrı da biliniyordu. Müttefikler, çok geç olmadan, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşı sırasında Suriye’yi Moskova ve Tahran’a bırakmanın affedilmez bir stratejik hata olduğunu fark etti.

Moskova ve Washington çatışması
Ukrayna krizine karşı duruşu ABD’yi öfkelendiren Körfez ülkelerine gelince Rusya, bu ülkelere en iyi selamını verdi. Öyle ki Dışişleri Bakanlığı, Moskova’da açıkça Yemen, Libya, Suriye ve hatta neredeyse umutsuz bir konu olan Filistin davaları da dahil, zorlu olan Arap sorunlarına Körfez ile çözüm aramaya hazır olduğunu söyledi. Aynı şekilde Rus ve Körfez tarafları bir anda kendilerini alışılmadık bir şekilde görüşlerinin yakınlaştığı bir alanda buldular. Bu durumdan ilk yararlanan taraf ise, ‘Arap Birliği’ne dönüşü, bölge ülkeleri arasında sürekli tartışılan bir konu olan’ Şam olabilir. Öyle ki Şam, Körfez ülkeleri dışında hiçbir taraftan güvence alamayacak olan devasa yeniden yapılanma bütçelerine ihtiyaç duyuyor.
Ukrayna sahnesi ve orada yaşanan çatışmaların arka planı, Washington’un Beşşar Esed’in BAE’ye ziyaretine ilişkin tonuna en yakın yorum olabilir. Öyle ki ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan bir sözcü, Esed’i meşrulaştırmaya yönelik bu açık girişim karşısında derin bir hayal kırıklığı ve endişe duyduklarını ifade etmişti.
Sözcü, “Esed, sayısız Suriyelinin ölümünden, çektikleri acılardan ve savaştan önce de var olan Suriye halkının yarısından fazlasının yerinden edilmesinden sorumlu ve suçlu olmaya devam ediyor. 150 binden fazla erkek, kadın ve çocuğun keyfi olarak tutuklanması ve kaybolmasından dolayı da suçludur” dedi.
Sözcü ayrıca, Esed rejimiyle diyalog kurma niyetinde olan ülkeleri, rejimin gerçekleştirdiği vahşetlere ciddi bir şekilde bakmaya çağırdı. Diğer yandan Emirates Haber Ajansı’nın (WAM) aktardığına göre BAE, Esed’i kabul etmesinin ‘iki ülke arasındaki kardeşlik ilişkilerini ve Arap bölgesinde ve Ortadoğu’da güvenlik, istikrar ve barışı güçlendirme’ çabalarını görüşme amacı taşıdığını söyledi.
WAM, iki tarafın ‘Suriye’yi ve kardeş halkını siyasi ve insani olarak desteklemenin yanı sıra, Suriye'nin toprak bütünlüğü ve yabancı güçlerin ülkeden çekilmesi’ meselelerini ele aldığını belirtti.

Ukrayna bu yola hizmet mi ediyor?
Ancak ziyaret, Suriye’nin Arap Birliği’ne giden yolunun dikensiz olduğu anlamına gelmiyor. Mısır, Cezayir ve BAE, Arap dünyasında Suriye rejimini rehabilite etme çabalarına öncülük ederken, diğer Körfez ve Arap ülkeleri ise aşırılık ve geçmişe takılma arasında değişen bir duruş sergiliyor. Ama bugün birçok kişi, Ukrayna krizinin bu dikenleri ortadan kaldırdığına, adımları Körfez’e doğru hızla ilerlerken Şam’ın Arap Birliği’ne doğru uzanan yoluna hizmet ettiğine inanıyor.
Tüm bunlara rağmen, Suriye’ye komşu bir Körfez ülkesi bulunmuyor ve Suudi Arabistan ile önemli kabile bağları dışında Körfez ve Suriye toplumları arasındaki toplumsal etkileşim, diğer doğu bağlarına kıyasla donuk. Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nde araştırmacı olan Emile Hakim, Suriye’nin kültürel çöküşüne, ihraç edilebilir profesyonel yeteneklerin eksikliğine ve elit çevrelerde Suriye ile ilişkileri sınırlandıran bir mesele olarak Körfez ülkelerinin giriş vizeleriyle ilgili politikalarına dikkati çekti.
Araştırmacıya göre Suriye’yi Körfez ülkeleri açısından önemli kılan şey, ‘bölgesel denge’. Hakim, bu çerçevede “Bölgesel güç dengesi, Irak’ın siyasi dönüşümü, ardından İran’ın Körfez'de yükselişi ve doğuda Suriye ve Hizbullah üzerinde artan nüfuzuyla temelden bozuldu” dedi.
Bu nedenle daha önce ise Emile Hakim, “Çökmekte olan Arap düzeni korunurken İran’ın gücünün nasıl ortadan kaldırılması gerektiği, Suriye’yi Körfez’deki stratejik kaygıların merkezine koyuyor. Son yıllarda bu seçenekler, ‘Suriye’yi izole etmek ve onunla savaşmak’ konularından başlayarak, ‘onu birliğe dahil etmek, onunla diyalog kurmak, onu yanlarına çekmek ve İran’dan uzaklaştırmaya çalışmak’ konularına kadar sıralandı. Irak’ın kaybını Suriye’de iktidar geçişiyle telafi etme olasılığı kavramı, Körfez’de çekici bir güç kazanıyor” ifadelerini kullandı.

Körfez’in Suriye amacı farklı
Öte yandan araştırmacı, Körfez ülkelerinin önceki tırmanışının arkasındaki itici gücün ‘jeopolitik gereklilik’ olduğunu söylerken, “Zayıf bir Suriye kaçınılmaz olarak dış müdahaleyi gerektirecek. İran’ın değerli bir müttefiki destekleme çabalarını ikiye katlayan şey, (o dönemdeki) Maliki hükümetinin Sünni radikalizm yanlısı bir hükümetin, iktidarı devralacağı korkusuyla Esed rejimini destekleme kararıydı. Bir diğer endişe ise Suriye’nin kuzeydeki güçlü komşusu Türkiye’nin Şam’da yaşanan dönüşüme sponsor olan ve geleceğini şekillendiren önemli bir ülke olarak ortaya çıkmasıydı” dedi.
Körfez’in endişeleri, Suriye’deki ayaklanmayı takip eden yıllarda ortaya çıktı.
Körfez halkı, Suriye’yi birliğe geri alma amacı taşıdığı sürece daha önce ortaya koyulanlar ve bugün ortaya koyulanlar arasında bir çelişki olmadığına inanıyor.
Öte yandan Carnegie Center’de bir başka araştırmacı olan Marc Pierini, Ukrayna’daki savaşın kaçınılmaz olarak Rusya’nın Ortadoğu, Akdeniz ve Afrika’daki nüfuzunun şeklini tanımlayacağını belirtti.
Pierini, Rus modelinin, Ortadoğu ülkelerindeki, özellikle de Orta Afrika Cumhuriyeti ve Mali (ayrıca bir dereceye kadar Türkiye) dahil Suriye ve Sahra altı Afrika ülkelerindeki birçok lider açısından büyük olasılıkla çekici olacağına inanıyor. Araştırmacı, elbette Çin, büyük Körfez ülkeleri ve Hindistan gibi önde gelen aktörlerin Rus pozisyonlarını desteklemeyi değil, anlamalarını gerektiren jeostratejik çıkarlarına dikkati çekti.
Ukrayna savaşı öncesinde bile Rusya hükümeti, Sergey Lavrov’un Riyad ziyaretinde, Suudi Arabistan ile ‘Suriye’nin Arap kucağına dönüş gerekliliği’ konusunda uzlaşı sağladığını açıklamıştı. Lavrov ayrıca, bu uzlaşının ‘Suriye halkının güvenliğini sağlamayı ve halka hizmet eden gerçek çözümlere erişimi engelleyen terör örgütleri ve mezhepçi milislerden halkı korumayı’ kapsadığını da dile getirmişti. Ancak bu durum, Suriye’ye uzun süredir yatırım yapan İran’ı göz ardı etmek anlamına gelmiyor. Ancak Arapların umudu bu yöndeyse Şam’ı İran ve Türk egemenliğinden kurtarmak için Ruslarla iş birliği yapacaklar.

Şam hala Körfez’in elinde bir seçenek mi?
Öte yandan Şam rejiminin, ‘İranlıları ve vekillerini sınır dışı etmek için’ artık onların ellerinde bir seçenek olmadığı konusunda endişeler tekrarlanıyor. Kaldı ki sınır dışı etme konusu, Şam’ın birliğe dönüşü için Arapların sessiz bir şartı olarak görülüyor.
Bu durum, Suriye kaynaklarını, Beşşar Esed Körfez’e gitmeden önce İran ve milislerinin hegemonyasını azaltmak için ortaya koyulan uygulamaları kamuoyuna sızdırmaya teşvik etti. Kuveyt ‘Al-Jarida’ gazetesine göre bu durum, rejimin kendi topraklarındaki İran varlığına karşı aldığı kararların bir sonucu. Bu da İran’ın Esed’in Arap ülkeleriyle yakınlaşma olasılığı konusundaki endişesine neden oluyor.
Ali Memluk.jpg
Ali Memluk (sağda) Tahran'da Ali Şemhani ile buluştu (AFP)​
Kuveyt Emiri ile Mısır ve Cezayir cumhurbaşkanlarını büyük olasılıkla Suriye meselesini görüşmek üzere bir araya getiren üçlü bir zirveye ev sahipliği yapmıştı. Ancak 27 Şubat’ta İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Şemhani ile Suriye Ulusal Güvenlik Ofisi Başkanı Ali Memluk arasında bir toplantıya tanık olan Tahran’dan tarafından bilinmeyen bir durum değildi.
Şemhani, Memluk ile görüşmesi sırasında Tahran’ın bu desteği sağlamaya devam edeceğini belirtti. Resmi IRNA haber ajansına göre İranlı yetkili, “Suriye hükümetine ve halkına en zor koşullarda ve terör gruplarının hareketlerinin arttığı bir zamanda destek veren İran, Suriye hükümetine ve halkına verdiği desteği sürdürmeye kararlıdır” dedi.
Suriye resmi haber ajansı da toplantıda, ‘uluslararası arenadaki son gelişmeler ve bunların bölgedeki yansımalarının’ ele alındığını belirtirken, ayrıntıya ise yer vermedi. Ancak “Şam ve Tahran’ın terörle mücadele alanındaki işbirliği, bölgedeki bölgesel güvenliği desteklemeye hizmet ediyor” denildi. SANA haber ajansı ayrıca, iki tarafın ‘ABD’nin Suriye’deki terör örgütlerini yeniden barındırmayı ve canlandırmayı amaçlayan çabalarıyla’ mücadelesini de görüştüğünü vurguladı.

Arap rolünü kutsama
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analiz habere göre BAE Dışişlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Enver Karkaş da Esed’in ülkesine yönelik ziyareti hakkında yorum yaparken, adımın ‘Suriye hususundaki Arap rolünü kutsamayı’ amaçlayan bir eğilim çerçevesinde geliştiğini söyledi. Karkaş, bu çabanın ‘bölgenin krizlerine çözüm bulmaya çalışılan gerçekçi bir yaklaşım’ çerçevesinde geldiğini vurguladı. Bakan ayrıca, “Karmaşık bölgesel koşullar, zorluklarla mücadele etmek ve krizlerin ve çekişmelerin kötülüklerinden kaçınmak üzere ortaya koyulmuş Arap çabalarının marjinalleştirilmesini kabul etmeyen pratik ve mantıklı bir yaklaşımın benimsenmesini gerektiriyor” dedi.
O halde eğer Körfez, Suriye’deki Arap rolünü kutsamak istiyorsa gözlemcilerin gözünde bu durum, ‘önce Şam’daki rejimin bağımsızlığını elde etmesi için elinden geleni yapmasını’ gerekli kılıyor. Peki bunu istiyor mu ve istiyorsa da bir ‘dönüş hattı’ var mı?
Bu mesele kapsamında Arapların hafızası, onlarca yıl öncesine, İran- Irak savaşına geri döndü. Öyle ki Suriye rejimi, İran’ın Irak’la olan savaşını kazanan tek Arap idi.
Bu noktadan yola çıkarak, milliyetçiliğe ve partizan kimliğe dahiliyetin, rejimin İran’ın zaferine engel olmadığı sonucu ortaya çıkıyor. Bu çerçevede analist Halid ed-Dahil’e göre Şam rejiminin tarihi, önceliğin, ‘hanedanın ve ulusal bağlılığın üzerinden mezhepçiliğin zaferi’ olduğunu kanıtladı.



Suriye Halk Meclisi Başkanı’nın seçilmesinden önce düzenlenen öğle yemeğinin perde arkası

Suriyeli milletvekilleri, 12 Temmuz 2026’da Şam’da Halk Meclisi’nin ilk oturumuna katıldı. (EPA)
Suriyeli milletvekilleri, 12 Temmuz 2026’da Şam’da Halk Meclisi’nin ilk oturumuna katıldı. (EPA)
TT

Suriye Halk Meclisi Başkanı’nın seçilmesinden önce düzenlenen öğle yemeğinin perde arkası

Suriyeli milletvekilleri, 12 Temmuz 2026’da Şam’da Halk Meclisi’nin ilk oturumuna katıldı. (EPA)
Suriyeli milletvekilleri, 12 Temmuz 2026’da Şam’da Halk Meclisi’nin ilk oturumuna katıldı. (EPA)

Suriye Halk Meclisi’nin dün gerçekleştirilen ilk oturumundan önceki son saatlerde, Meclis Başkanlık Divanı görevleri için bazı adayların desteklenmesi ve bazı adayların ise yarıştan çekilmeleri yönünde yoğun görüşmeler yapıldı. Suriye yönetiminin, parlamento başkanlığı makamına ve bu makamın dış dünyaya vereceği mesajlara özel önem verdiği, ayrıca bazı müttefik ülkelerin rahatsızlık duyabileceği isimlerin göreve gelmesini engellemeye çalıştığı belirtildi.

Konuya yakın kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, tartışmaların Meclis üyeleri ile yürütme organı temsilcileri arasında yaşandığını aktardı. Kaynaklara göre yürütme organı, bazı adayları desteklemek ve bazı adayları ise adaylıktan çekilmeye ikna etmek amacıyla sürece müdahil oldu. Bu girişimlerin, açılış oturumundan sadece birkaç saat önce kısmen sonuç verdiği ifade edildi.

Kaynaklar, Meclis üyelerinin büyük çoğunluğunun ise ‘Meclisin bağımsızlığının korunması ve başkanlık divanının seçim ya da uzlaşı yoluyla belirlenmesi gerektiği, ancak uzlaşının da Meclis içinde sağlanmasının esas olduğu’ görüşünü savunduğunu aktardı.

fgthyju
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, 210 üyenin katıldığı ilk parlamento oturumunun açılışında bir konuşma yaptı. (EPA)

Suriye Halk Meclisi Başkanlığı’na Abdulhamid el-Avak’ın seçilmesi, gelişmeleri yakından takip eden birçok gözlemci açısından sürpriz olarak değerlendirilmedi. Toplumun farklı kesimlerinde saygı gören bir isim olarak öne çıkan el-Avak’ın, Meclis üyelerinin çoğunluğunun oyuyla göreve seçilmesi, Meclisin kamuoyu nezdindeki meşruiyetini güçlendiren bir unsur olarak görüldü. Sonuç ayrıca, Meclisin yürütme organı karşısında geniş ölçüde bağımsız hareket edebileceğine yönelik bir mesaj olarak değerlendirildi.

dfghyju
Esed rejiminin devrilmesinden sonra Suriye Halk Meclisi’nin ilk Başkanı Dr. Abdulhamid el-Avak oldu. (Arşiv)

Son günlerde el-Avak ile Dr. Mueyyed Gazlan Kıblavi’nin, Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera’nın belirlediği 70 üyelik kontenjandan Meclis Başkanlığı için öne çıkan adaylar olduğu konuşuluyordu. Ayrıca iki ismin, Meclis Başkanlık Divanı’nda birinci ve ikinci başkanvekili olarak desteklenmesi gündeme gelirken, söz konusu görevlere bir Kürt siyasetçi ile Hristiyan bir kadın adayın da önerildiği belirtildi.

Ancak yürütme organını temsil eden Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nin cumartesi düzenlediği öğle yemeği ile bunu izleyen toplantı ve görüşmelerde, Meclis Başkanlık Divanı seçimlerine ilişkin uzlaşı sağlanması ve yürütmenin desteklediği isimler etrafında destek oluşturulması yönündeki girişimler, seçim sisteminin korunmasını savunan Meclis üyelerinin itirazıyla karşılaştı.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, Suriye yönetiminin parlamento başkanlığı seçimlerine büyük önem verdiğini belirterek, bunun temel nedeninin dış dünyaya verilecek siyasi mesajlar olduğunu ifade etti. Kaynaklara göre yönetim, hem Meclis içinde hem de kamuoyunda kabul görecek uzlaşı adayı üzerinde anlaşılmasını hedeflerken, bazı radikal akımların oluşturduğu bloklar nedeniyle müttefik ülkelerde rahatsızlık yaratabilecek isimlerin göreve gelmesini önlemeye çalıştı.

Şarku’l Avsat’ın görüştüğü Suriye Halk Meclisi üyeleri de bu değerlendirmeleri doğrulayarak, ilk oturum tarihinin pazartesiden pazara ertelenmesinin, özellikle Meclis Başkanlığı başta olmak üzere Başkanlık Divanı seçimlerinde bazı adaylar üzerinde uzlaşı sağlanmasına yönelik çabalardan kaynaklandığını belirtti. Üyeler, bu sürecin kendileri üzerinde önemli bir baskı oluşturduğunu ifade etti.

dcfghyj
Suriye Halk Meclisi Başkanı Dr. Abdulhamid el-Avak, Suriye Halk Meclisi Başkanı olarak seçildiğinin açıklanmasından önce milletvekili meslektaşlarının arasında (SANA)

Söz konusu Meclis üyeleri, “Parlamento başkanının kim olacağı ya da Başkanlık Divanı’na kimlerin seçileceğinden bağımsız olarak, herhangi bir dayatma olmaksızın göreve gelmeleri halinde tüm isimleri memnuniyetle karşılar ve tamamen destekleriz. Bizim koruduğumuz temel ilke de buydu. Meclisin bağımsızlığının tam anlamıyla muhafaza edilmesinde ısrarcı olduk” ifadelerini kullandı.

Esed rejiminin devrilmesinin ardından oluşturulan ilk Suriye Halk Meclisi’nin başkanlık seçimi için rekabet ise erken dönemde başladı. Birçok Suriye vilayetinde Meclis üyeleri, tek aday etrafında birleşmek, siyasi ittifaklarını güçlendirmek ve parlamentoda etkili bloklar oluşturmak amacıyla çalışmalar yürüttü.

Vilayetlerin öncülüğü

Suriye’nin çeşitli vilayetlerinde, Halk Meclisi’nde görev yapacak üyeler arasında iç seçimler ve istişare toplantıları düzenlendi. Bu süreçte özellikle Halep’te yoğun siyasi hareketlilik yaşanırken, görüş ayrılıkları Meclisin ilk oturumunun başladığı ana kadar sürdü.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Halep Grubu, Ramiz Korc üzerinde tek aday olarak uzlaştı. Bu uzlaşı kapsamında, iç seçimlerde 30’dan fazla oy alan Halep Devrimciler Grubu’nun adayı Muhammed Yasin ile Müslüman Kardeşler’e yakınlığıyla bilinen Azzam Hancı adaylıktan çekildi. Hancı’nın, Suriye yönetimiyle yapılan görüşmenin ardından ve grubun Korc’u vilayetin ortak adayı olarak destekleme konusundaki ısrarı üzerine yarıştan çekildiği belirtildi.

Başkent Şam’da ise bazı üyeler, cumhurbaşkanının kontenjan listesindeki adaylıklarını geri çekerken, bazı isimler Meclis Başkanlık Divanı seçimlerinde, özellikle birinci ve ikinci başkanvekilliği için yarışmayı tercih etti. Bu isimler arasında, Şam Grubu ile Şam kırsalı temsilcilerinin uzlaşı adayı olarak gösterilen hukukçu Muhammed Süleyman Dahla da yer aldı.

Adayları desteklemek amacıyla bölgesel bloklar oluşturulması ve destek kampanyaları yürütülmesi yönündeki yöntemler, Meclis içinde sert eleştirilere neden oldu. Bunun yanı sıra parti ve siyasi hareketler temelinde oluşan gruplaşmalar da dikkat çekti. Ancak çok sayıda milletvekili bu oluşumlara katılmayı reddetti. Parti temelli bloklaşma girişimlerinin ise, geleneksel siyasi akımlar ve partiler arasındaki iç anlaşmazlıklar ile bu yapıların parlamentodaki sınırlı temsili nedeniyle başarısız olduğu değerlendirildi.

csdrfgth
Suriye Halk Meclisi üyeleri, 12 Temmuz’da Şam’da düzenlenen Genel Kurul’un açılış oturumuna katıldı. (Reuters)

Suriye hükümetine yakın kaynaklar, adaylar ve Meclis üyeleri üzerinde kurulan baskının gerekçesini, ‘uzlaşı adayı çıkarılması ve bölgesel ya da parti temelli kutuplaşmanın önüne geçilmesi’ olarak açıkladı. Kaynaklar, Halk Meclisi’ne giren üyelerin bağımsız adaylar olarak seçildiğini belirterek, bölgesel bloklar veya kota anlayışına dayalı bir yapılanmanın, Meclisin dengelerini daha ilk aşamada bozabileceğini savundu.

78k9lş0
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, 210 üyenin katıldığı ilk parlamento oturumunun açılışında bir konuşma yaptı. (EPA)

Suriye Halk Meclisi üyesi Abdulaziz Mağribi ise milletvekili grupları oluşturma girişimleri ile bu süreçte yaşanan görüş ayrılıkları ve baskıları olağan karşıladığını söyledi. Mağribi, ülkedeki olağanüstü koşullar ve siyasi partilerin bulunmaması nedeniyle milletvekillerinin vilayetler temelinde gruplaşarak parlamentoya girmesinin doğal bir durum olduğunu ifade etti.

Mağribi, Meclis Başkanlığı seçiminin, milletvekili grupları ile üyelerin ilk siyasi faaliyet alanı olduğunu belirterek, bu oluşumların zamanla siyasi bloklara dönüşebileceğini ve gelecekte ülkede kurulacak siyasi partilerin temelini oluşturabileceğini dile getirdi.

“Ülkede tek parti döneminin ve göstermelik seçim listelerinin sona ermesinin ardından, siyasi partilerin bulunmadığı bir ortamda seçilmiş yeni bir parlamento ile karşı karşıyayız” diyen Mağribi, “Bugün siyasi olgunlaşma sürecinde önemli bir aşama yaşanıyor. Bu durum, Başkanlık Divanı seçimleri sürecinde ortaya çıkan ve ilkel düzeyde siyasi bloklaşma olarak tanımlanabilecek oluşumları da açıklıyor” ifadelerini kullandı.

Mağribi, zaman içinde bu sürecin daha da gelişmesinin doğal olduğunu belirterek, “İlerleyen dönemde daha kurumsal milletvekili grupları ve siyasi ittifaklar ortaya çıkacak, bunlar farklı siyasi akımları temsil eden organize parlamenter oluşumlara dönüşecektir. Hatta ileride bu grupların parlamentonun iç tüzüğünde tanınması, isimlendirilmesi ve hukuki statü kazanması da mümkün olabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Yürütme organının müdahalesi

Siyasi analist Abdulvehhab Asi ise yürütme organının sürece müdahalesinin, gerek Meclis Başkanı’nın belirlenmesine yönelik baskılar gerekse ilk oturumun ertelenmesi ve yetki alanına ilişkin müdahaleler nedeniyle parlamentonun çalışmalarını geciktirdiğini savundu. Asi, bu durumun kamuoyunda geniş çaplı rahatsızlığa yol açtığını ve milletvekillerinin güçlü ve bağımsız bir yasama organı oluşturma yönündeki sorumluluklarını daha da ağırlaştırdığını ifade etti.

Asi, “Müdahaleler, başkanlık yarışındaki aday sayısının azalmasına neden olurken, üyeler arasında blok oluşturma girişimlerine de zarar verdi. Bu bloklar bölgesel temelli olsa bile özellikle en büyük gruba sahip olan Halep’in, yüksek oy desteğine sahip adayının Cumhurbaşkanı’nın desteklediği adayla yarışabilecek konumda olması dikkat çekiyordu. Aday sayısının azaltılması nedeniyle seçim öncesinde uzlaşı sağlanması zorunlu hale geldi ve bunun bedelini Halep Grubu ödedi” değerlendirmesinde bulundu.

Suriyeli siyasetçi Derviş Halife de daha önce Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada benzer bir değerlendirmede bulunmuştu. Halife, Meclis Başkanı’nın önceden sağlanan uzlaşı temelinde ve özellikle anayasa ile hukuk alanındaki yeterlilik ve deneyim ölçütleri dikkate alınarak seçileceğini ifade etmişti. Halife’ye göre, geçiş döneminde parlamentonun temel görevi, gerekli yasa ve düzenlemeleri hazırlamak ve nihayetinde ülke için yeni bir anayasanın ulusal uzlaşıyla hazırlanmasını sağlamaktır.

Milletvekillerinin yapısına ilişkin değerlendirmede bulunan Halife, “Bilinen anlamda siyasi parlamento gruplarının oluştuğunu düşünmüyorum. Çünkü Halk Meclisi adaylıkları bireysel olarak gerçekleşti; herhangi bir parti ya da ideolojik blok temelinde şekillenmedi. Bu nedenle Meclis Başkanlığı seçimi de uzlaşı esasına dayalı olarak sonuçlandı” ifadelerini kullandı.


Mısır, Suriye’nin iç işlerine dış müdahaleyi reddettiğini bir kez daha yineledi

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ile Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani arasında Kahire’de gerçekleşen önceki bir görüşmeden (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ile Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani arasında Kahire’de gerçekleşen önceki bir görüşmeden (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
TT

Mısır, Suriye’nin iç işlerine dış müdahaleyi reddettiğini bir kez daha yineledi

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ile Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani arasında Kahire’de gerçekleşen önceki bir görüşmeden (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ile Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani arasında Kahire’de gerçekleşen önceki bir görüşmeden (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Mısır, Suriye’nin iç işlerine yönelik dış müdahalelere karşı olduğunu bir kez daha vurgulayarak, ‘Suriye’nin ulusal devlet kurumlarının güçlendirilmesi’ gerektiğini bildirdi. Açıklama, Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ile ABD Başkanı’nın Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack arasında dün gerçekleştirilen telefon görüşmesinin ardından yapıldı.

Abdulati, görüşmede Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunmasının önemine dikkat çekerek, ülkenin iç işlerine yönelik her türlü dış müdahaleyi reddettiklerini ifade etti. Mısır’ın, geçen hafta başkent Şam’da meydana gelen son terör saldırısını kınadığını yineleyen Abdulati, terörizm ve aşırıcılığın tüm biçimleriyle mücadelede uluslararası iş birliğinin önemini vurguladı.

Geçtiğimiz salı sabahı Şam’ın merkezindeki Victoria Köprüsü bölgesinde bulunan Suriye Turizm Bakanlığı binası önünde iki patlama meydana gelmişti. Patlamalar, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Suriye’ye gerçekleştirdiği ilk ziyaret kapsamında konakladığı otele yakın bir noktada yaşanmıştı. Saldırılarda bir kişi hayatını kaybederken, çoğu hafif olmak üzere 31 kişi yaralanmıştı. Olay, bir hafta içinde düzenlenen ikinci terör saldırısı olmuştu.

Mısır, saldırıların ardından yaptığı açıklamada iki bombalı saldırıyı şiddetle kınadığını belirterek, her türlü şiddet ve terör eylemini reddettiğini bildirmiş, Suriye’nin güvenlik ve istikrarını hedef alan tüm girişimlere karşı çıkılması gerektiğini vurgulamıştı.

Kahire yönetimi ayrıca, Suriye’nin güvenlik ve istikrarını hedef alan tüm tehditlere karşı ülkenin yanında olduğunu yineleyerek, güvenliğin korunması ve terörle mücadeleye yönelik çabalara desteğini ifade etmişti.

Mısır Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasına göre Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, geçtiğimiz yıl eylül ayında New York’ta düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu kapsamında Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ile yaptığı görüşmede, Suriye’nin Arap ve bölgesel çevresindeki doğal rolünü yeniden üstlenmesinin Arap ulusal güvenliğini güçlendireceğini belirtmişti.

Abdulati ayrıca, Mısır’ın, İsrail’in Suriye’nin egemenliğine yönelik tekrarlanan ihlallerini kesin bir dille reddettiğini yineleyerek, mevcut koşulların dış müdahaleleri meşrulaştırmak amacıyla kullanılmaya çalışılmasının tehlikelerine dikkat çekti.

Son dönemde Mısır ile Suriye arasında art arda gerçekleştirilen temaslar, yetkililer ve gözlemciler tarafından iki ülke arasındaki yakınlaşma sürecine ivme kazandıran gelişmeler olarak değerlendiriliyor. Geçen ay Abdulati ile Şeybani, Ürdün’ün başkenti Amman’da düzenlenen Arap Birliği Konseyi toplantısı kapsamında bir araya geldi. İki bakan, Mısır ile Suriye arasındaki güçlü bağlara vurgu yaparak, Şeybani’nin geçtiğimiz mayıs ayında Kahire’ye gerçekleştirdiği ziyaretin oluşturduğu zeminin değerlendirilmesinin önemine işaret etti.

Taraflar ayrıca, iki ülkenin ticaret ve yatırım alanındaki ilgili bakanlık ve kurumlarının katılımıyla Mısır-Suriye İkinci Hükümetler Arası Üst Düzey Toplantısı’nın düzenlenmesini memnuniyetle karşıladı. Toplantıda, ortak ekonomik iş birliğinin güçlendirilmesine yönelik uygulama adımlarının ele alınması planlanıyor.


El-Zeydi, ilişkileri güçlendirmek ve geliştirmek için Washington'a gidiyor

Irak Başbakanı Ali el-Zeydi (WAA)
Irak Başbakanı Ali el-Zeydi (WAA)
TT

El-Zeydi, ilişkileri güçlendirmek ve geliştirmek için Washington'a gidiyor

Irak Başbakanı Ali el-Zeydi (WAA)
Irak Başbakanı Ali el-Zeydi (WAA)

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, yaklaşık iki ay önce göreve gelmesinin ardından ilk yurt dışı ziyaretini ABD'ye gerçekleştiriyor.

Irak Hükümet Sözcüsü Haydar el-Abudi, dün düzenlediği basın toplantısında, Başbakan Zeydi'nin bugün üst düzey bir heyetle birlikte ABD'nin başkenti Washington'a gideceğini açıkladı. Ziyaret kapsamında ABD Başkanı Donald Trump'ın yanı sıra Amerikalı ekonomi ve finans yetkilileri ve çeşitli kurum temsilcileriyle önemli görüşmeler yapılacağı belirtildi.

Ziyaret, bölgede artan gerilim ve Irak'ta üst düzey yetkililer ile milletvekillerinin yolsuzluk suçlamalarıyla gözaltına alınması, ayrıca hükümetin silahlı grupları tasfiye ederek silahların yalnızca devletin kontrolünde toplanmasına yönelik taahhütlerinin gündemde olduğu bir dönemde gerçekleşiyor.

Hükümet Sözcüsü el-Abudi, ziyaretin ortak çıkarlara dayalı dengeli dış politika anlayışının bir yansıması olduğunu belirterek, "Ziyaret, özellikle bölgenin hassas bir süreçten geçtiği bu dönemde büyük önem taşıyor" dedi.

El-Abudi ayrıca, "Stratejik Çerçeve Anlaşması'nda herhangi bir değişiklik söz konusu değildir. Yapılacak bütün görüşmeler ve imzalanacak anlaşmalar, bu anlaşma temelinde gerçekleştirilecektir" ifadelerini kullandı.