Batı’nın Rusya’ya yaptırımları Rus milliyetçiliğini yükseltiyor

Paylaşılan acılar Rusları kızdırırken, karşılık verme arzusu yaratıyor ve hükümetlerinin yanında yer alma olasılığını artırıyor

Rusya Devlet Başkanı Putin, Ukrayna’da en güçlü imha silahlarını kullandığı amansız bir savaşa öncülük ediyor (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Putin, Ukrayna’da en güçlü imha silahlarını kullandığı amansız bir savaşa öncülük ediyor (Reuters)
TT

Batı’nın Rusya’ya yaptırımları Rus milliyetçiliğini yükseltiyor

Rusya Devlet Başkanı Putin, Ukrayna’da en güçlü imha silahlarını kullandığı amansız bir savaşa öncülük ediyor (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Putin, Ukrayna’da en güçlü imha silahlarını kullandığı amansız bir savaşa öncülük ediyor (Reuters)

Tarık eş-Şami
McDonald’s restoranları, 1990’da Moskova’da ilk kez açıldığında yeni Batı yanlısı Rusya döneminin bir simgesiydi. Ancak bu dönem, Moskova’nın Ukrayna’yı işgal saldırılarından sonra uygulanan yaptırımların bir parçası olarak Batılı markaların Rusya’yı topluca terk edişiyle. Batı’nın ‘istenen etkiyi yaratacağına ve Rusların Devlet Başkanı Vladimir Putin’e karşı darbesine neden olacağına’ inandığı ekonomik darboğaz sonucunda ise Rus milliyetçiliği yayılıyor.
Peki tarih, Rusların 20. yüzyıl boyunca kargaşa, istikrarsızlık ve sert sosyal deneyimler ortasında yaşama yetenekleri hakkında ne diyor?

Markanın ayrılışı
Putin, ‘Hipersonik’ (sesten beş kat daha hızlı) ve uzun menzilli füzeler gibi güçlü imha silahlarını kullandığı Ukrayna’da amansız bir savaşa öncülük ederken, savaşın cehenneminden komşu ülkelere kaçan mültecilerin sayısı da artıyor. Ancak Rusya’dan kaçış ve toplu göç sürecinde başka bir şey daha var ki, bu da 1990’da ABD merkezli McDonald’s restoranlarının başkent Moskova’da ilk şubelerini açmasıyla Rusya’ya ilk kez giren Batılı markaların ülkeyi topluca terk edişi. McDonald’s’ın gelişi, Sovyetler Birliği’nin ve komünist rejiminin çöküşünden bir yıl önce Batı yanlısı yeni bir Rusya’nın ve 64 yıllık bir varlığın ardından Demir Perde’nin bir simgesiydi.
Ancak bu dönem ve otuz yılı aşkın bir süredir Batı’ya tanık olduğu geniş açıklık, Putin’in 24 Şubat’ta komşusu Ukrayna’yı işgal etmeye karar vermesinin ardından, birkaçı faaliyete devam etse de farklı alanlarda yaygınlaşan yüzlerce Batılı markanın geri çekilmesiyle aniden sona erdi. Araştırmacılara göre yatırımların neden olduğu ekonomik boğulma, Batı’nın ‘Rusya’nın genişlemesini ve Ukrayna’ya saldırısını’ reddetmesinin doğrudan bir sonucu olarak, Rus milliyetçiliğinin hızla yayılmasına yol açtı.

Yaptırımların hedefi
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Batı, Rusya’yı cezalandırarak, sadece Başkan Putin’in mali çevresine baskı yapmakla kalmayıp, yaptırımların yol açtığı korkunç ekonomik krize de son vermeyi amaçlıyor. Aynı zamanda Rus sokaklarında savaşa karşı baskıların artması umuduyla sıradan vatandaşa mümkün olan en büyük zararı vermeyi hedefliyor. Putin’i savaşın gidişatını değiştirmeye, artan gıda, temel ürünler, elektrikli ev aletleri, arabalar ve ilaçlarla vatandaşın hissetmeye başladığı yaptırımları hafifletebilecek bir ateşkes veya hızlı bir barış anlaşması kabul etmeye zorlamak da bu amaçların arasında yer alıyor. Öyle ki şubelerini kapatan ve piyasadan çıkan Batılı markaların ortadan kalkmasıyla birlikte iş kaybı riski de artmış durumda.
Rusya Merkez Bankası, ekonominin yüzde sekiz küçülmesini beklerken öyle görünüyor ki birçok Rus, sosyal medya iletişimlerinin etkisi, seyahat edememe ve artan izolasyon duygusu da dahil olmak üzere yaşam biçimlerinden vazgeçmek zorunda kaldı. ABD ve Batı Avrupa ülkeleri de istenen etkiyi yaratabileceğini düşündükleri ekonomik ve psikolojik acıyı artırmak için bahis oynuyorlar.

Rusların kalıcı acısı
Bununla birlikte Colorado Eyalet Üniversitesi’nde kültürel ve uluslararası ilişkiler uzmanı Prof. Dr. Julia Hörhager, yaptırımların Batı’nın istediği etkiyi yaratmayacağı, çünkü Rusların kargaşa ve istikrarsızlığa alışkın olduğunu belirtti. Hörhager, Rusların 20. ve 21. yüzyılın başlarında sert toplumsal tecrübelere katlandığını hatırlattı. Ayrıca Rusya, Birinci Dünya Savaşı’ndan yoksullaşarak çıktı. Bolşevikler 1917’de Çar yönetimini vahşice devirerek, altmış yıldan fazla süren uzun bir Sovyet komünist yönetimi dönemini başlattı ve devrimci dava adına, siyasi düşmanlarını bastırmak için sert yöntemler kullandı.
Birçok akademik çalışma, Bolşeviklerin ‘devletin çıkarları uğruna bireyin çıkarlarının feda edilmesi gerektiğine inandıklarını gösteriyor ve bu durumu, kutsal bir toplumsal misyon olarak tasvir ediyorlar. 1929 yılında özel mülkiyet kaldırıldı ve siyasi liderler Sovyet devletine mutlak itaati emrettiler. Josef Stalin (1917 - 1956), milyonlarca insanı Gulag zorunlu çalışma kamplarına sürgün ederek ve birçoğunu soğukkanlılıkla infaz ederek Stalinizm’i inşa etmeye çalıştı. Kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere her Rus vatandaşının acı verici bir fedakârlık yapmasını gerektiren İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesine kadar muazzam insan ıstırabına ve can kaybına yol açan tarımsal ve endüstriyel programlar ortaya koyuldu.
Savaşın sonlanmasının ardından Sovyetler Birliği, vatandaşlarının seyahat etmesini ve Batı ile iletişim kurmasını engelleyen Demir Perde olarak tanımlanan şeyi inşa etti. Sovyet devletinin ABD etkisi karşısında komünist etkisini genişletme girişimleri, Soğuk Savaş’a yol açtı, silahlanma ve ordu harcamalarını artırdı. Bu da Sovyet lideri Mihail Gorbaçov’un geç reform girişimlerinin başarısızlıkla sonuçlanmasıyla 1990 yılında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin sancılı bir şekilde dağılmasına, ilgisizliğin ve idari yozlaşmanın yaygınlaşmasına neden oldu. Bu koşulları da yeni kurulan Rusya’daki yaygın ekonomik kargaşa, yaygın işsizlik ve yüksek intihar oranları takip etti.

Zorluklara alışmak
Güney Florida Üniversitesi’nde araştırmacı Evgeniya Pyatovskaya, Rusların yaşadığı tüm bu zorlukların, (son 20 yılda Rus yaşamının bir parçası haline gelen son moda markalar, IPhone’lar, lüks kahvelerden ve arabalardan sonra bile) son Batı ekonomik yaptırımlarının dayattığı malların yokluğundan korkmayacaklarını gösterdiğini ifade etti. Pyatovskaya, Rusların kısa bir süre içerisinde bunlara sahip olduklarını söylerken, bu durumun da onsuz bir hayat hayal edebilecekleri anlamına geldiğini vurguladı.
Pyatovskaya, Rusya’da lüks bir şirket olan McDonald’s restoranları da dahil olmak üzere Batı’nın yasakladığı lüks şirketlerin ve ürünlerin çoğunun ağırlıklı olarak Moskova ve komşu bölgelerde bulunduğunu ve Rusların büyük çoğunluğunun, bu şirket ve ürünleri şehirlerinde görmediğini söyledi. Araştırmacıya göre bu da Rus halkının çoğunluğunun lüks ve eğlence amaçlı mal ve ürünlere dair yaptırımlardan çok fazla etkilenmeyeceğini gösteriyor.

Mücadelelerinde birleştiler
Öte yandan tarih, herhangi bir siyasi ve ekonomik çatışmanın, özellikle ABD ve Batı ülkeleri tarafından geleneksel olarak temsil edilen ortak bir düşman karşısında Rusya’yı ve halkını birleştirdiğini söylüyor. İkinci Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş, Rus ulusunu ‘ruhunu feda eden ahlaki açıdan üstün bir ulustan oluşmuş benzersiz Sovyet kimliğinin merkezi olarak’ özveri fikri etrafında birleştirmişti.
Sovyet kimliği, Rusya da dahil olmak üzere çok çeşitli etnik kökenleri içeriyordu. Ayrıca Moskova, SSCB’nin başkenti ve Rusça da SSCB’nin resmi dili olmasına rağmen birlik, Rus dili ve kültürünün yayılması ve zorla asimilasyon yoluyla benzerlikleri dayatılan 100’den fazla farklı ulusu birleştirmiş 14 ek cumhuriyetten oluşuyordu. Dolayısıyla Sovyet kelimesi, Ukraynalılar, Ruslar, Gürcüler, Belaruslar, Ermeniler, Azeriler ve diğerleri dahil olmak üzere Sovyetler Birliği’nde yaşayan herkesi ifade ediyor.
Sovyetler Birliği, vatanseverliğin ve anavatana sadakatin bir hareketi olarak Sovyetlerin benzerliğini ve halkın ahlaki fedakarlığını yücelten bir retorik kullandı. Bunu belirten sloganları arasında, ‘Anavatanını düşün, sonra kendini düşün’ ve Slav halklarının dili olan ‘Kiril’e atıfla ‘Ben alfabenin son harfiyim’ ifadeleri yer alıyor.
Nihayetinde Rusya ve Sovyetler Birliği, yurtiçinde ve yurtdışında ve özellikle Sovyetler Birliği’nde doğup büyüyen Rus milliyetçileri açısından aynı şekilde anlaşıldı. Son zamanlarda Batı’yı kucaklayan bir Ukrayna izlemek, onlar açısından Rusya’nın Ukrayna ile birlikte giden tarihinin bir kısmından vazgeçmek anlamına geliyor.

Ters sonuç
Rus kökenli bazı göçmen akademisyenler, birçok Rus’un Ukrayna’daki savaşı reddetmesine ve kendilerini bu durumun içine çeken hükümeti desteklememelerine rağmen Batı’nın yaptırım stratejisinin geri tepebileceğini söylüyor. Ancak tüm Rusların yaptırımlardan mustarip olduğunu ve krizden etkilendiğini belirten araştırmacılar, bu nedenle ortak acılarının çok tanıdık olmalarına rağmen sonucun çok tehlikeli olduğunu ve koşulların onları kızdırdığını vurguladı. Araştırmacılara göre bazı vatandaşlar, Sovyet döneminde ortaya çıkmış Rus milli zihniyetinden kaynaklanan bu ıstıraba karşılık verme arzusuna sahip.
Bazı taraflar, Batı özgürlüklerinin Rus gençler için çekici olduğunu söylese de bu, sadece kısmen doğru olabilir. Öyle ki Ruslar, tarihsel olarak ne ifade özgürlüğüne, ne kendi kaderini tayin etme özgürlüğüne, ne din özgürlüğüne, hatta ne de sınırsız seyahat özgürlüğüne sahipti. Ama bunun karşısında Rus halkı, savaşı başlatmaya karar veren onların otokratik lideri olsa bile sabırlıdır, acıya ve ıstıraba karşı dayanıklıdır ve çoğu zaman anavatanlarına aşırı sadıktır.

Yaralı ayı
ABD’deki Colorado Üniversitesi’nden Julia Hörhager, Rusların şu an büyük bir çıkmazda olduğunu, şu anda Ukrayna’yı bombalayan ve yok eden ülkenin aynı zamanda sevgili vatanları olduğunu vurguladı. Araştırmacıya göre uluslararası toplum tarafından reddedilme duygusundan dolayı Rusların, hükümetlerinden yana olma şansları büyük ve bu durum, Batı reddi ile mücadelede ülke sanayisini ve ekonomisini yeniden canlandırma kisvesi altında Putin rejiminin güçlendirilmesine yol açabilir.
Bu çerçevede Rusya’nın yeniden ortak bir düşmanı olacak. Genellikle korkunç sonuçları olan isyan ve ayaklanma sesi azalırken, Rusların Anna Politkovskaya, Alexander Litvinenko, Boris Nemtsov ve Aleksey Navalni gibi en ünlü, öldürülen veya hapsedilen liderlerinin hikayelerini öğrettiği muhalefet duyulmayacak.
Bu nedenle Batılı ülkeler, Rusları hükümetlerini protesto etmeye teşvik etti. Batı onlarla iyi ilişkileri kestikçe durum, Ruslar için ideolojik bir çelişki haline geliyor. Çünkü Batı, bu hükümetin yaptıkları dolayısıyla insanları cezalandırıyor ve yaptırımlar vatandaşların ekonomik olarak boğulmasına neden oluyor.
Rusların dediği gibi güvenlik kuralları, Rus ayısının yuvası olan Sibirya’da bir ölüm kalım meselesi haline geldi. En önemli kurallardan biri ise ayıya her zaman bir kaçış yolu bırakmaktır. Çünkü üç durumda saldırganlaşacaktır; yaralandığında, etrafı sarıldığında ve tehdit altında yavrularını korumak zorunda kaldığında. Bu çerçevede Rus milletini temsil eden ayı da zaten yaralı ve tuzağa düşmüş durumda.



İran, AB üyesi ülkelerin silahlı kuvvetlerini “terör örgütü” olarak sınıflandırdı

İran'ın güneyinde yapılan tatbikat sırasında DMO üyeleri (Wana - Reuters)
İran'ın güneyinde yapılan tatbikat sırasında DMO üyeleri (Wana - Reuters)
TT

İran, AB üyesi ülkelerin silahlı kuvvetlerini “terör örgütü” olarak sınıflandırdı

İran'ın güneyinde yapılan tatbikat sırasında DMO üyeleri (Wana - Reuters)
İran'ın güneyinde yapılan tatbikat sırasında DMO üyeleri (Wana - Reuters)

İran, Avrupa Birliği (AB) üyesi tüm ülkelerin deniz ve hava kuvvetlerini terör örgütü olarak tanımladı.

İran Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yapılan açıklamada, Tahran'ın İran Devrim Muhafızları Ordusu’nu (DMO) terör örgütü olarak sınıflandıran AB'nin ‘yasadışı ve haksız’ olarak nitelendirdiği karara yanıt olarak harekete geçeceği belirtildi.

AB'nin 19 Şubat'ta aldığı karara yanıt olarak yayınlanan açıklamada, “Avrupa hükümetleri, İran silahlı kuvvetlerinin resmi bir kolu olan Devrim Muhafızlarını terör örgütü olarak tanımladığından, İran da karşılıklılık ilkesine dayalı önlemler alacaktır” denildi.

Alman Haber Ajansı DPA’nın aktardığına göre Tahran’ın kararı 2019 yılında çıkarılan ‘ABD’nin DMO’yu Terör Örgütü Olarak Tanımlamasına Karşı Misilleme Tedbirleri Yasası'nın 7’nci maddesine dayanıyor. İran Dışişleri Bakanlığı, “ABD’nin bu konudaki kararını herhangi bir şekilde destekleyen veya buna uyan tüm ülkeler, İran tarafından benzer tedbirlere tabi tutulacaktır” açıklamasında bulundu.

Açıklama şöyle devam etti:

“Bu yasa ve 4’üncü madde dahil olmak üzere hükümleri uyarınca İran, AB üyesi tüm ülkelerin deniz ve hava kuvvetlerini bu yasanın hükümlerine tabi kabul etmekte ve bunları terörist örgütler olarak sınıflandırıp ilan etmektedir.”

Bakanlık, bu önlemin İran'ın iç hukuku çerçevesinde, Avrupa hükümetlerinin uluslararası hukuk ilkelerini açıkça ihlal etmesine yanıt olarak alındığını vurgulayarak açıklamasını sonlandırdı.


ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin açıklamalarına Arap ve İslam dünyası tepki gösterdi

Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
TT

ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin açıklamalarına Arap ve İslam dünyası tepki gösterdi

Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)

Arap ve Müslüman ülkeler tarafından bugün yapılan ortak açıklamada, ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee'nin, Tevrat'a dayanarak İsrail'in Ortadoğu'nun büyük bir bölümünü kapsayan topraklar üzerinde hakkı olduğunu söylediği açıklamalarını kınadılar.

ABD’li muhafazakar çizgideki gazeteci Tucker Carlson, 2025 yılında Başkan Donald Trump tarafından büyükelçi olarak atanan, eski Baptist papazı ve Yahudi devletinin önde gelen destekçisi Huckabee ile bir röportaj gerçekleştirdi.

Arap ve İslam ülkeleri tarafından yapılan ortak açıklamada şöyle denildi:

"Suudi Arabistan Krallığı, Mısır Arap Cumhuriyeti, Ürdün Haşimi Krallığı, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Endonezya Cumhuriyeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti, Türkiye Cumhuriyeti, Bahreyn Krallığı, Katar Devleti, Suriye Arap Cumhuriyeti, Filistin Devleti, Kuveyt Devleti, Lübnan Cumhuriyeti, Umman Sultanlığı, Körfez İşbirliği Konseyi Sekreterliği, Arap Birliği (AL) ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin, işgal altındaki Batı Şeria dahil olmak üzere Arap devletlerine ait topraklar üzerinde İsrail'in kontrolünü kabul ettiğini belirten açıklamalarını kategorik olarak kınıyor ve derin endişelerini ifade ediyor.”

Açıklamada, ‘uluslararası hukuk ilkelerini ve Birleşmiş Milletler (BM) Şartını açıkça ihlal eden ve bölgenin güvenliği ve istikrarına ciddi bir tehdit oluşturan bu tür tehlikeli ve kışkırtıcı açıklamaların kategorik olarak reddedildiği’ vurgulandı.

dfvgthy
ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee (Reuters)

Suudi Arabistan, Büyükelçisi Huckabee’nin açıklamalarını ‘sorumsuzca’ ve ‘tehlikeli bir emsal’ olarak değerlendirirken Ürdün, bu sözleri ‘bölge ülkelerinin egemenliğine yönelik bir ihlal! olarak gördü. Mısır, !İsrail'in işgal altındaki Filistin toprakları veya diğer Arap toprakları üzerinde egemenliği olmadığını’ teyit etti.

Kuveyt, Huckabee’nin açıklamalarını ‘uluslararası hukuk ilkelerinin açık bir ihlali’ olarak kınarken Umman, bu sözlerin ‘barış şansını zedelediğini ve bölgenin güvenliğini ve istikrarını tehdit ettiğini’ vurguladı.

Filistin Yönetimi, Huckabee’nin açıklamalarının ‘ABD Başkanı Donald Trump'ın işgal altındaki Batı Şeria'nın ilhakını reddeden açıklamasının tersi’ olduğunu değerlendirdi.

ABD’nin İsrail Büyükelçisi dün sosyal medya platformu X’te, Siyonizm'in tanımı da dahil olmak üzere röportajda tartışılan diğer konular hakkındaki tutumunu açıklığa kavuşturmak için iki mesaj yayınladı. Ancak İsrail'in Ortadoğu'daki topraklar üzerindeki kontrolüne ilişkin açıklamalarına değinmedi.

Huckabee, söz konusu açıklamaları, İsrail'in 1967'den beri işgal altında tuttuğu Batı Şeria üzerindeki kontrolünü artırmak için önlemlerini yoğunlaştırdığı bir dönemde yaptı.

İsrail, onlarca yıl önce Doğu Kudüs ve Suriye'ye ait Golan Tepeleri'nin bir kısmını ilhak ettiğini açıklamıştı.


Pakistan’dan Afganistan sınırındaki silahlı unsurların “sığınaklarına” hava saldırıları

Belucistan'ın Çaman bölgesinde devriye gezen Pakistan askerleri (EPA)
Belucistan'ın Çaman bölgesinde devriye gezen Pakistan askerleri (EPA)
TT

Pakistan’dan Afganistan sınırındaki silahlı unsurların “sığınaklarına” hava saldırıları

Belucistan'ın Çaman bölgesinde devriye gezen Pakistan askerleri (EPA)
Belucistan'ın Çaman bölgesinde devriye gezen Pakistan askerleri (EPA)

Pakistan, bu sabah erken saatlerde, Afganistan'ın desteklediği silahlı grupların üstlendiği son intihar saldırılarına misilleme olarak Pakistan-Afganistan sınır bölgesindeki yedi noktaya hava saldırısı düzenlediğini duyurdu.

Enformasyon Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Pakistan'ın ‘istihbarat bilgilerine dayanarak yedi terörist kampına ve sığınağına askeri operasyonlar düzenlediği’ belirtildi. Açıklamaya göre Ramazan'ın başlamasından bu yana üç intihar saldırısı düzenlendi.

Enformasyon Bakanı Attaullah Tarar, sosyal medya platformu X hesabından yaptığı açıklamada, Pakistan'ın DEAŞ terör örgütünün bir kolunun hedef alındığını söyledi.

Tatar, açıklamada saldırıların yeri veya daha fazla ayrıntı belirtmedi.

Ancak Afganistan Hükümet Sözcüsü Zabihullah Mucahid bugün X üzerinden yaptığı açıklamada, ‘Pakistan tarafından Afganistan’ın Nangarhar ve Paktika illerinde sivillerin bombaladığını, kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere onlarca kişinin öldüğünü ve yaralandığını’ söyledi.

Bakanlık, operasyonların iki hafta önce İslamabad'daki bir Şii camisini hedef alan intihar bombalı saldırı ve son zamanlarda Pakistan'ın kuzeybatısında meydana gelen diğer intihar bombalı saldırılara misilleme olarak gerçekleştirildiğini açıkladı.

Pakistan tarafından bugün yapılan açıklamada, İslamabad'ın defalarca kez talepte bulunmasına rağmen, Kabil'deki Taliban yetkililerinin Afganistan topraklarını Pakistan'da saldırılar düzenlemek için kullanan silahlı gruplara karşı harekete geçmediği belirtildi.

Enformasyon Bakanlığından yapılan açıklamada, “Pakistan her zaman bölgede barış ve istikrarı korumak için çaba göstermiştir, ancak aynı zamanda vatandaşlarımızın güvenliği ve emniyeti de bizim en önemli önceliğimiz olmaya devam ediyor” denildi.

İslamabad ayrıca uluslararası topluma, Kabil'i geçtiğimiz yıl Doha’da varılan anlaşma kapsamında diğer ülkelere karşı düşmanca eylemleri desteklememe yükümlülüğünü yerine getirmesi için baskı yapmaya çağırdı.

Afganistan ve Pakistan arasındaki gerginlik, Taliban'ın 2021 yılında Kabil'in kontrolünü yeniden ele geçirmesinden bu yana tırmanıyor.

Son aylarda kanlı sınır çatışmalarıyla iki ülke arasındaki ilişkiler keskin bir şekilde kötüleşti.

Ekim ayında patlak veren ve Katar ile Türkiye'nin arabuluculuğunda ateşkesle sona eren çatışmalarda 70'den fazla kişi öldü, yüzlerce kişi yaralandı.

Ancak, Doha ve İstanbul'da birkaç tur görüşme yapıldıysa da kalıcı bir anlaşma sağlanamadı.