Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Burhan Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Üç hayır’ tasmasını, ülkemin çıkarları için kırdım… Tel Aviv’e yönelik gizli ziyaretler yok

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Burhan ülkesindeki geçiş süreci, İsrail’le normalleşme ve Nahda Barajı krizi hakkında Şarku’l Avsat’a açıklamalarda bulundu

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Korgeneral Burhan (Fotoğraf / Beşir Salih)
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Korgeneral Burhan (Fotoğraf / Beşir Salih)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Burhan Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Üç hayır’ tasmasını, ülkemin çıkarları için kırdım… Tel Aviv’e yönelik gizli ziyaretler yok

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Korgeneral Burhan (Fotoğraf / Beşir Salih)
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Korgeneral Burhan (Fotoğraf / Beşir Salih)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan Şarku’l Avsat’a konuştu. Burhan, Suudi Arabistan’a yönelik devam eden Husi saldırılarının, tüm bölgenin güvenliğini ve istikrarını tehdit ettiğini vurguladı.
Burhan, Sudan’da gerçekleşmesi için uygun ortamı sağlamaya çalışacağı devasa bir Suudi yatırımından bahsetti.
Hartum’un Riyad’a desteğini ve her türlü terör eylemini savuşturmak ve Kızıldeniz’de güvenli seyir sağlamak için istihbarat, güvenlik ve siyasi işbirliğine devam ettiklerini dile getirdi.
Burhan, Riyad’da Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, geçiş hükümetinin genişlemesiyle Sudan’da devam eden siyasi, ekonomik istikrarsızlığını güvenlik boşluğunu kabul ederken, durumun siyasi uyumsuzluk ve parçalanmadan kaynaklandığını söyledi.
Burhan, “Geçen yılın 25 Ekim’inden bu yana geçiş aşamasını tamamlamak için bir yol haritası çizmek amacıyla, her kesimden siyasi ve ulusal güçlerden kardeşlerimize birlikte oturmak için elimizi uzattık” dedi. Burhan, tüm Sudan’ın çıkarlarına duyarlı ulusal ortaklar ile iş birliği içerisinde demokratik geçiş sürecine ve seçim aşamasına geçişin tamamlanmasına olan bağlılığını yineledi.
Hükümetinin sokaklarda gösteri yapan sivillerin öldürülmesi olaylarına karışanlarla ilgili aldığı önlemler hakkında ise Burhan, “Ortaya koyulan uygulamalar var. Çünkü hem resmi kurumlar hem de diğerleri içerisinde, karşı taraflardan bazı kurbanlara yönelik cinayetleri işlediklerinden şüphelenilen çok sayıda tutuklu var. Kasıtlı olarak ya da göstericiler ile diğer taraflar arasındaki çatışmalar sırasında çeşitli şekillerde, bazı protestocuların Sudan sokaklarında öldürülmesinde parmağı olan üçüncü bir taraf kesinlikle var” ifadelerini kullandı. Yürütme ve yasama makamlarının yargı çalışmalarına müdahale etmeyeceklerini vurgulayan Burhan, yargı prosedürlerinin normal şekilde ilerlediğine dikkati çekti.
Mevcut geçiş hükümeti ile sivil bileşen arasındaki ilişkideki çıkmaz hakkında ise Abdulfettah el-Burhan, “Siyasi güçlerin çözüm için fazla seçeneği yok. Ya anlaşıyoruz ya da seçimlerin başlamasını bekliyoruz. Bu güçler bir araya gelip aralarında bir anlayış ve anlaşmaya vardığında, onlarla oturup anlamaya hazır olduğumuzu ilan edeceğiz ya da askeri bileşenin yardımcı olduğu her şeyi sunacağız” şeklinde konuştu. Burhan, Birleşmiş Milletler Sudan Entegre Geçiş Yardımı Misyonu’nun (UNITAMS) ve Afrika Birliği’nin (AfB) önerisinin, Sudan toplumunun birçok kesimi için daha kabul edilebilir olduğunu, öneri etrafında bir araya gelmenin ve onu kapsamlı bir kriz vizyonuna doğru itmenin mümkün olduğunu belirtti.
Her ne kadar planlı seçimlere aday olma niyeti taşımadığını belirtmesine rağmen Abdulfettah el-Burhan, hükümetinin başsız çalışmasının birçok soruna yol açtığını ve Hamduk’un aylar önce ayrıldığı görevine geri dönüşünün pek olası olmadığını ifade etti.
Ülkesinin bazı taraflarca sistematik ve kasıtlı medya çarpıtmalarına ve yanlış bilgilendirmelerine maruz kaldığına dikkati çeken Burhan, Sudan’ın doğusunda yaşananlarla hiçbir bağlantı olmayan Cuba Barış Anlaşması’nı savundu.
Burhan ayrıca, ülkesinin Rusya- Ukrayna krizindeki tavrının diyalog ve müzakereye dayandığına dikkat çekti.

İsrail’le normalleşme
Yeni Hartum yönetiminin Tel Aviv’in karşısında “Üç Hayır” ilkesini bozmaya cesaret ettiğini kabul eden Burhan, bu adımın Sudan ve halkının çıkarları için atıldığını söyledi.

Üç Hayır Nedir?
1 Eylül 1967 tarihli Hartum Kararı, Altı Gün Savaşı'nın ardından Sudan'ın başkenti Hartum'da toplanan 1967 Arap Birliği Zirvesi'nin sonunda yayınlandı.
Karar, (üçüncü paragrafta) “Üç Hayır” olarak bilinen sloganı içermesiyle ünlü: “İsrail'le barışa hayır, İsrail'i tanımaya hayır, İsrail'le müzakereye hayır!”
Tel Aviv ve Hartum arasındaki karşılıklı ziyaretlerin de gizli olmadığını savunan Abdulfettah el-Burhan, bunların istihbarat ve bilgi alışverişi amaçlı ziyaretler olmaktan öteye geçmediğini, dolayısıyla bunları ilan etmeye veya gizlemeye gerek duymadıklarını vurguladı.

Nahda Barajı krizi
Burhan, Nahda Barajı krizine bir çözüm konusunda da iyimser konuşurken, meselenin arka planında Hartum ve Cuba arasındaki ilişkiyi bozacak herhangi bir şey olmadığını ifade etti.
İşte Şarku’l Avsat’ın Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan ile gerçekleştirdiği röportajın tamamı;

-Başkent Riyad’a yaptığınız ziyarette Suudi Arabistan - Sudan ilişkilerinin atmosferi hakkında ne hissettiniz?
Tanık olunan tüm zor koşullarda Sudan’ın yanında yer aldığı için Suudi liderliğini selamlıyorum. Suudi Arabistan, genel olarak bölgede ve Sudan düzeyinde çok önemli bir ülke. Kendisi, kardeş ve dost bir ülke ve iyi bir tarihi ilişkilere sahibiz. Suudi Arabistan topraklarındaki Sudanlıların bir milyonu aşmasından dolayı gurur duyabiliriz. Onlar, tüm iyi sıfatları beraberlerinde taşıyor. Kral Selman da onlara seçkin bir topluluk olarak övgüde bulundu. O topraklardaki varlıkları boyunca dürüstlük, güven ve samimiyet yaşadılar. Bu durum, hepimizin gurur duyduğu bir şeydir.

-Ziyaret, Suudi Arabistan Kralı ve Veliaht Prensi ile yapılan görüşmeyle damgasını vurdu. Bu iki görüşmede neler görüştünüz?
Ziyaretin amacı, ilk olarak Suudi Arabistan Sudan’da yaşananlar hakkında bilgi vermek ve ülkeye yönelik tekrarlı Husi saldırılarına karşı Krallık ile tam dayanışmamızı ilan etmekti. Elbette bu saldırıları kınıyoruz, çünkü Krallığın güvenliğini istikrarsızlaştırmanın Sudan’ın güvenliğini ve bölge ülkelerinin güvenliğini istikrarsızlaştırdığından eminiz.
İki görüşme sırasında Suudi Arabistan Kralı’na ve Veliaht Prensi’ne Sudan’daki koşullar hakkında bilgi verdik. Kendilerinden ülkemize ve geçiş dönemine desteklerini sürdürmelerini istedik. Suudi Arabistan, dörtlü (ABD, Birleşik Krallık, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)) aracılığıyla devletler topluluğunda güçlü ve aktif bir varlığın yanı sıra bölgesel ortamında etkinliğe sahiptir. Sudan’a karşı her zaman beyaz ellere sahiptir.

-Toplantı programında mevcut Sudan durumunu ele alan herhangi bir siyasi, ekonomik ve yatırım girişimi yer almıyor mu?
Suudi Arabistan, her zaman Sudan’a yatırım yapmaya hazır. Biz Sudan’da sadece Suudi yatırımını çekecek uygun ortamı sağlamaya ve onu korumak üzere yeterli garantilere ulaşmaya çalışmalıyız. Zira özellikle sermaye, getirileri ve faydaları en üst düzeye çıkaracak şekilde çalışabilmek için güvenli bir ortama ihtiyaç duyuyor. Ama Sudan’daki zor koşullara rağmen Suudi Arabistan yönetimi, Sudan’a sınırı olmayan bir şekilde yatırım yapmaya istekli olduğunu ifade etti. Veliaht Prens, Sudan halkına çeşitli projelerle doğrudan yararlandıkları hizmetler sağlama sözü verdi.

-Deniz trafiğine yönelik güvenlik tehditleri ortasında görüşmeler, Kızıldeniz’e kıyısı olan ülkelerin anlaşmasını canlandırmak için belirli bir işbirliğine değindi mi?
Sudan ve Suudi Arabistan Krallığı arasında Kızıldeniz’in güvenliği konusunda sürekli bir işbirliği var. İstihbarat ve güvenlik servislerimizi kullanarak birlikte çalışıyoruz. Daha önce iki ülkeye yönelik birçok terör operasyonunu engellemek için de işbirliği yaptık. Dolayısıyla bu durum, iyi iletişim ve işbirliği yoluyla, önemi nedeniyle sürekli bir tartışma konusudur.

Sudan’da demokrasiye geçiş

-Sudan halkı, hala birçok alanda ekonomik kriz ve güvenlik boşluğundan mustarip. Bu durumla mücadele etmek için araçlarınız nelerdir? Bu dengesizlikleri gidermek için planınız nedir?
Şu anda bahsettiğiniz tüm bu siyasi, ekonomik istikrarsızlık ve güvenlik boşluğu tesadüflerin değil, son üç yılda artan eski birikimlerin sonucudur. Elbette siyasi olarak istikrarsız herhangi bir ülke, ekonomik ve güvenlik durumunda kaçınılmaz olarak bir dengesizlik yaşayacaktır. Bu nedenle geçiş aşamasını tamamlama amaçlı bir yol haritası çizmek amacıyla, geçen yılın 25 Ekim’inden bu yana her kesimden siyasi ve ulusal güçlerdeki kardeşlerimize birlikte oturmak için elimizi uzattık.
Bu kürsüden, demokratik dönüşüm sürecine olan bağlılığımızı vurguluyoruz. Seçim aşamasına geçiş sürecini tamamlama ve Sudan’ı ülkenin çıkarları karşısında duyarlı tüm ulusal ortaklarla ‘ortaklık ve işbirliği çerçevesinde’ bir geçiş döneminden ve ardından bir seçim sürecinden geçirme taahhüdümüzü beyan ederiz.

-Mevcut geçiş hükümeti ile Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri’ni (ÖDBG) içeren sivil bileşen arasındaki ilişkide çıkmaz var. Geçiş sürecini barışçıl seçimlere ulaştırmak için iki bileşen arasındaki ilişkiyi güçlendirecek gelişmeler var mı?
Farklı bileşenler arasındaki uyumu savunduk ve hala savunuyoruz. Mevcut krizden çıkmanın tek yolunun uzlaşma olduğunu defalarca söyledik. Çözüm için çok fazla seçenek yok. Ya anlaşırız ya da seçimlere kadar bekleriz. Gereken uzlaşının, tüm sivil güçlerin bir araya gelmesi hususunda bir uzlaşı olduğuna inanıyoruz. Bu güçler bir araya gelip aralarında bir anlayış ve anlaşmaya vardığında, onlarla oturup anlamaya hazır olduğumuzu ilan edeceğiz ya da askeri bileşenin yardımcı olduğu her şeyi ona sunacağız.

-UNITAMS ve AfB’nin önerisi, Sudan’ın yeniden birleşim sürecinde ne ölçüde bir atılım sağladı?
UNITAMS ve AfB, ulusal safları bir araya getirmek amacıyla özel bir girişime sahipler. Öte yandan geçiş hükümetinde siyasi güçler arasında bir ayrışma ve siyasi bileşenler arasında güven kaybı olduğu için biz de ulusal birlik çağrısı yapıyoruz. UNITAMS ve Afrika örgütlerinin Sudan toplumunun birçok kesimi için daha kabul edilebilir olduğuna inanıyorum. Bu ise öneri etrafında bir araya gelme ve bir çıkış yolu bulmak için onu kapsamlı bir kriz vizyonuna doğru itme olasılığının mümkün olduğu anlamına geliyor.

-Farklı tarafları birbirine yakınlaştırmaya yönelik girişimler var mı?
Temelde bu girişimler hiç duraksamadı ve hala devam ediyor. Özellikle Sudan’ın çıkarları için çalışma arzuları varsa, herhangi bir tarafla herhangi bir şekilde yakınlaşma sağlamak için her zaman inisiyatif alırız.

-Sudan şu anda fiilen hem Cumhurbaşkanı hem Başbakansız. Bu ikilemle nasıl yüzleşiyorsunuz?
Hükümetin oluşumunun tamamlanmaması, birçok soruna neden oldu. Uzlaşmayı sabırsızlıkla bekliyoruz. Bir sonraki aşama için sivil ve siyasi güçler arasında asgari düzeyde bir uzlaşma gerçekleştirebilecek bir başbakanın gelişini bekliyoruz. Biz tek başımıza çalışmak istemiyoruz, bu yüzden siyasi ve ulusal güçlerden izole bir şekilde çalışmak istemediğimizi ilk günlerde söyledik.

-Başbakanlığı devralacak belirli bir isim belirlendi mi?
Henüz değil.

-Buna yaklaşıldı mı?
Bir araya geldiğimizde bu ikilemi aşacağımıza inanıyoruz.

-Dr. Abdullah Hamduk’un başbakanlık görevine geri döndüğü söylentisi ne kadar doğru?
Biz, kendi başımıza bu konuda karar alacak durumda olmadığımız için bu meseleyi tartışmadık. Tüm siyasi ve ulusal güçlerle birlikte bir karar almaya çalışıyoruz.

-Bir başbakan olmadan geçiş hükümetine daha ne kadar liderlik edeceksiniz?
Bu durumun, yakın zamanda biteceğini umuyoruz.

-Seçimler hakkında bir şeyler duyuyoruz. Seçimleri yapmaya yönelik bir istek var mı? Seçim süreci için kurumlar oluşturuldu mu? Ve içinde bulunduğumuz dönemde geçiş hükümetinin barışçıl bir şekilde seçimlere ulaşması için neler yaptınız?
Seçimlerle ilgili olarak, bunlarla ilgili birimler zaten mevcut ve ilgili lojistiğin büyük bir kısmı şu anda mevcut. Yükümlülüklerinin yüzde 80’i Seçim Komisyonu’na ait. Yani eski komisyonu kastediyoruz. Bu nedenle siyasi güçler arasında bir tür ulusal mutabakat oluştuğunda bunun bir veya bir buçuk yıldan fazla sürmeyeceğinden eminim. Ancak Sudan’daki rejimin değişmesi gerektiğinden bahseden bazı seslerin ve bazı siyasi güçlerin sunduğu başka vizyonlar olduğu göz önüne alındığında, siyasi güçler bu konuda ulusal bir uzlaşmaya varırsa ve başkanlık sistemini seçerlerse, seçimlerin uygulanması için gereken çaba kaçınılmaz olarak daha az ve daha hızlı olacaktır.

-Yaklaşan seçimlere aday olma arzunuz var mı?
Şahsen seçimlere aday olmak gibi bir arzum yok.

-Sudan sokakları hâlâ gençlik hareketi ve devrimcilerle dolup taşıyor. Ölümcül mermilerle karşı karşıya kalırlarken, mevcut iktidarın azlini talep ediyorlar. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Öncelikle gösterilere çıkan gençlerin, değişimi yaratan gerçek güçler ve geçiş aşamasını inşa etmek için yüksek sese sahip olması gereken gerçek güçler olduğunu vurgulamak isterim. Çünkü Sudan için geçmişte olduğundan farklı bir gelecek görmeden, uzun bir süredir tek başlarına hareket ediyorlar.

-Gösterilerde kurbanların olmasının sorumluluğunu taşıyor musunuz? Yoksa sorumluluğu üstlenen belirli taraflar var mı?
Bu gençlerden bazılarıyla sık sık görüştük ve değişim sağlamak için gösterdikleri çabayı takdir ediyoruz. Ayrıca bu geçiş aşamasında haklarına ve şanslarına etkin bir şekilde ulaşmalarını bekliyoruz. Sudan halkının gösterileri sırasında ölenlerin olmasından üzüntü duyuyoruz. Eminiz ki nihayetinde sorumluluk, fail düzenli kuvvetlerden veya bir başka taraftan olsa da devletindir. Devlet, vatandaşların canlarını alanları tutuklamaya çalışarak bu konudaki görevini yerine getirmelidir.

-Sudan sokaklarında sivil gençlerin öldürülmesinde parmağı olanlar hakkında şu ana kadar ne yapıldı?
Ortaya koyulan uygulamalar var. Çünkü hem resmi kurumlar hem de diğerleri içerisinde, karşı taraflardan bazı kurbanlara yönelik cinayetleri işlediklerinden şüphelenilen çok sayıda tutuklu var.

-Sokaklardaki eylemcilerin saflarına üçüncü bir kişinin sızdığından şüphelenmenizin sebepleri nelerdir?
Kasıtlı olarak ya da göstericiler ile diğer taraflar arasındaki çatışmalar sırasında çeşitli şekillerde, bazı protestocuların Sudan sokaklarında öldürülmesine parmağı karışan üçüncü bir taraf kesinlikle var.

-Halk hala eski rejimin bazı sembol isimlerinin yargılanması için ilan edilen davaları ve kabul edilebilir sonuçları bekliyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Sudan, bağımsızlığıyla tanınan eski bir yargı mirasına sahiptir. Yürütme ve egemen makamlar, yargı çalışmalarına hiçbir şekilde müdahale etmeyeceklerdir. Bu nedenle adli işlemler normal seyrinde ilerliyor.

-Kapatılan Yetkilendirme Komitesi’ne ilişkin çekincenizin gerekçeleri nelerdir?
Kapatılan Yetkilendirme Komitesi dosyasını inceleyen ve şu anda araştırılmakta olan ihlalleri tespit eden bir komite var.

İsrail’le normalleşme

-Hartum’un Tel Aviv karşı “Üç Hayır” ilkesini çiğnemenizi Sudan halkı karşısında nasıl haklı gösterebilirsiniz?
Halka, Hartum’un İsrail’e karşı “Üç Hayır” yönelttiği o dönemdeki (1967’deki) Sudan’ın çıkarlarının, Sudan’ın bugünkü çıkarlarından farklı olduğunu söyleyebilirim. Sudan’ın bugünkü çıkarları belli. Biz de ülkenin geleceği için çıkarlar arıyoruz. 

-Hartum ve Tel Aviv arasındaki turlar ve karşılıklı ziyaretler neden bu düzeyde gizli?
Üst düzey ziyaretler yürütülmüyor. Halihazırda gerçekleşen tüm ziyaretler, istihbarat ve bilgi alışverişi amaçlı ziyaretlerdir. İlan edilmesine veya gizlenmesine gerek yoktur.

-Hartum ve Tel Aviv’in normalleşme aşamasına geldiği söylenebilir mi?
Şu anda Hartum ve Tel Aviv arasındaki ilişki, oluşum sürecinde.

-Bu, normalleşmenin kaçınılmaz olduğu anlamına mı geliyor?
Belki bir sonraki hükümet bunu gerçekleştirebilir.

Geçiş Hükümeti’nin uluslararası meşruiyeti

-Mevcut haliyle geçiş hükümetinin, başta ABD ve Avrupa olmak üzere uluslararası bir onay aldığını düşünüyor musunuz?
Sudan’ın bazı taraflarca sistematik ve kasıtlı bir medya çarpıtması ve yanlış bilgilendirme sürecine maruz kaldığı artık herkes tarafından biliniyor. Bunlar, kişisel çıkarlar elde etmek için Sudan’ın çıkarlarına dar partizan bir mercekten bakıyorlar. Ama Sudan’ın kaçınılmaz olarak geri döneceği, çocuklarının ve gençlerinin müreffeh bir gelecek görecekleri kesindir.

-Bazı gözlemciler, Cuba Barış Anlaşması’nın Sudan’a barış getirmediğine inanıyor. Siz, bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bence Cuba Barış Anlaşması, Sudan’da barışa birçok katkı sağladı ve hala faydaları bulunuyor. Barış sürecini tamamlama yolunda geriye kalanları başarmak için herkesle birlikte çalışıyoruz.

-Sudan’ın doğusunda yolların kesilmesi nedeniyle yaşananlar, barış anlaşmasındaki bir eksiklikten dolayı değil, değil mi?
Sudan’ın doğusunda yaşananlar, Cuba Anlaşması ile ilgili değil. Daha ziyade bölge halkının ileri sürdüğü taleplerin bir sonucu ve bu taleplerin çoğu meşru kabul ediliyor. Bu talepleri dile getiren birçok grupla diyalog sağlandı ve haklarının verilmesi için bir yol bulunması gerektiği konusunda hemfikiriz.

-Birkaç gün önce Cuba’yı ziyaret ettiniz. Görüşmelerde Abyei meselesi, sınırlar ve kuzeyden petrol pompalama krizi, ne düzeyde ele alındı?
Elbette Güney Sudan, kardeş bir ülke ve bu nedenle onunla ilişkimizin konuşulmasına gerek yok. Biz kuzeyde güneyde kardeşiz. Bu nedenle sınır anlaşmazlıklarına veya Abyei meselesine Hartum ve Cuba arasındaki ilişkileri bozan sorunların çekirdeği olarak bakmıyoruz. Aksine ona bizi bütünleşmeye, kaynaşmaya ve birliğe götüren bir gerçeklik olarak yaklaşıyoruz. Dolayısıyla sınır veya Abyei bölgesi nedeniyle iki ülke arasındaki anlaşmazlıklar hakkındaki ortaya koyulan her şey, iki ülke arasındaki ilişkiyi doğru şekilde taşımayan konuşmalardır. Entegrasyonumuzu ve birliğimizi geliştiren bir gerçekliğe ulaşmak için, iki ülkede bazı fikirleri ele almaya çalışıyoruz.

Nahda Barajı krizi

-Peki ya Nahda (Hedasi) Barajı’na ilişkin gelişmeler?
İstişare süreci, Nahda Barajı’na ilişkin askıda kalmış sorunlar etrafında dönmeye başladı. Bu istişarelerin, başarıyla taçlanacağını ve paydaşları tatmin edecek bir mutabakata varılacağını umuyoruz.

-Addis Ababa, Sudan geçiş hükümetini son savaşlarında Tigrayları desteklemekle suçladı. İki ülke arasındaki son müzakerelerin sonucu ne oldu?
Etiyopya, bir kardeş ve komşu ülkedir. Aramızda tarihi ve etnik uzantılar ve eski zamanlardan kalma çakışmalar var. Bu nedenle Hartum ve Addis Ababa arasındaki ilişkide diyaloğu ve uzlaşmayı sorunların çözümü için bir yöntem haline getirmek amacıyla var gücümüzle çalışıyoruz.

Ukrayna’nın işgali

-Rusya’nın Ukrayna’yı işgal için başlattığı savaşla ilgili olarak tutumunuz nedir? Sudan üzerinde doğrudan bir ekonomik ve politik etki hissettiniz mi?
Sudan’da her zaman krizlere diyalog ve müzakere yoluyla çözüm aramaktan yanayız. Tabi ki Sudan, küresel ve bölgesel sistemin içinde yer alan diğer ülkeler gibi, jeopolitik ortamında Rus-Ukrayna krizinin yansımalarından nasibini alacaktır.

-Avrupa, kıtlık ihtimalinden ve gıda, enerji ve yakıt kıtlığından bahsediyor. Bu, Afrika kıtası için ne ölçüde yeni bir durum oluşturur?
Tabi ki Afrika, bir zenginlik, doğal kaynaklar ve iş gücü deposudur. Bu nedenle Rusya- Ukrayna krizinin patlak vermesinden sonra dünyanın ilgi odağı olacaktır. Bu nedenle genel olarak mevcut durum, AfB’nin ‘ülkelerinin kaynaklarının herkesin ekonomik ve siyasi çıkarlarını sağlayacak şekilde, nasıl istihdam edileceğine ve bu kaynaklara nasıl yatırım yapılacağına odaklanan’ bir girişim başlatması için yeni bir fırsat sunuyor.



Barış Konseyi’ndeki İsrail ekibi Gazze Şeridi’nin nasıl yeniden inşa edileceğini açıkladı

Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)
Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)
TT

Barış Konseyi’ndeki İsrail ekibi Gazze Şeridi’nin nasıl yeniden inşa edileceğini açıkladı

Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)
Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın Ortadoğu’da kapsamlı barış planının başarıya ulaşıp ulaşamayacağına dair tartışmalar sürerken, özellikle Hamas’ın silah bırakmayı kabul etmeyeceğini düşünen çevreler planın uygulanabilirliği konusunda şüphelerini dile getiriyor. Bu kesimler, İsrail hükümetinin de bu durumu, süreci bütünüyle sekteye uğratmak için kullanabileceğini ve müzakereleri zorlaştıracak çok sayıda ağır şart öne sürebileceğini savunuyor. Buna karşılık ABD yönetimine yakın isimler ise iyimser mesajlar veriyor. Projede kilit sorumluluklar üstlenen üç İsrailli yetkili de bu isimler arasında yer alıyor.

Söz konusu isimler, ABD Başkanı’nın planın başarıya ulaşması konusunda kararlı olduğunu ve sürecin sabote edilmesine izin vermeyeceğini vurguluyor. Ayrıca şimdiye kadar atılan adımların, biriken engellere rağmen ‘umut verici’ olduğunu ifade ediyorlar.

dvfd
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nın kuzeyinde, toplu iftar yapan yerinden edilmiş aileler, 21 Şubat 2026 (AFP)

İsrail’in önde gelen gazetelerinden Yedioth Ahronoth, ABD ekibi tarafından görevlendirilen ve İsrail’i resmen temsil etmeyen İsrailli yetkililere dayandırdığı haberinde, sürecin artık geri dönülmez biçimde başladığını aktardı. Yetkililer, Mısır, Türkiye ve Katar’ın Hamas’ı iş birliğine ikna etmek için etkili bir rol üstlendiğini ifade etti.

Gazete, İsrail’in siyasi ve askeri liderliğinde birçok ismin Trump’ın vizyonuna ve bu vizyona inanan danışmanları Steve Witkoff ile Jared Kushner’ın planı fiilen hayata geçirme kapasitesine kuşkuyla yaklaştığını yazdı. Söz konusu iki ismin, planın uygulanma mekanizmalarını oluşturmak ve başarıya ulaştırmakla görevlendirildiği belirtildi.

Buna karşılık Barış Konseyi’nde yer alan İsrailli yetkililer (İş insanı Yakir Gabay, teknoloji sektörü yöneticisi Liran Tancman ve Başbakan Binyamin Netanyahu’nun ABD koordinasyon merkezindeki temsilcisi Michael Eisenberg) Hamas’ın silah bırakmayı kabul etmesi ve Filistinlilerin okul müfredatını ‘barış ve hoşgörü kültürünü’ esas alacak şekilde değiştirmesi halinde Trump’ın projesinin ‘Gazze Şeridi’ni gerçek bir rivieraya dönüştürmek için tarihi bir fırsat’ olacağını savundu.

Şarku’l Avsat’ın Yedioth Ahronoth’tan aktardığına göre yetkililer, projenin arkasında ‘engellenmesi zor, sağlam, profesyonel ve dengeli bir çekirdek oluşturan’ Amerikalı, Arap ve uluslararası isimlerden oluşan bir kadronun bulunduğunu ifade etti.

Ancak aynı yetkililer, Hamas’tan talep edilen hususun ‘taviz verilemeyecek belirleyici unsur’ olduğuna da dikkat çekti.

İlk görev

Barış Konseyi üyesi Yakir Gabay, projenin uygulanmasına ilişkin vizyonunu açıklarken, “İlk görev 70 milyon ton moloz ve patlayıcı kalıntısını temizlemek, geri dönüştürülebilecek malzemeleri değerlendirmek, yüzlerce kilometrelik tüneli yıkıp doldurmak ve Gazze sakinleri için dayanıklı çadırlar ile konteynerlerden oluşan geçici konutları hızla organize etmek olacak. Bu adımlar, altyapı ve konut inşasıyla eş zamanlı yürütülecek” dedi.

dfvfdv
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nın kuzeyinde, yerinden edilmiş kişiler için kurulan çadırlar (AFP)

Gabay, modern hastaneler, okullar, fabrikalar, tarım alanları, karayolu ve demiryolu ağları, enerji, su ve veri merkezleri ile bir liman ve havaalanı inşasını içeren ayrıntılı bir plan hazırlandığını belirtti.

Ortadoğu’da milyonlarca konut inşa etmiş deneyimli müteahhitlerin projeye dahil edileceğini kaydeden Gabay, ‘uygun maliyetli’ konut üretimi için finansmanın hazır olduğunu, yüz binlerce kişiye istihdam sağlanacağını ifade etti.

Konut ve iş alanlarının yanı sıra 200 otelin inşasının da planlandığını açıkladı.

Gabay ayrıca, bu çerçevede Jared Kushner’ın açıklamalarına atıfta bulunarak, Gazze’de Ali Şaas liderliğinde kurulan teknokrat hükümete ve yolsuzlukla mücadele konusunda sağlanan mutabakata dayandıklarını söyledi.

Yüksek teknoloji girişimcisi ve hükümete bağlı siber merkez danışmanı Liran Tancman ise Amerikalı, Arap ve Filistinli taraflarla iş birliği içinde modern teknolojik çözümler geliştirilmesini öngören bir planın uygulanmasından sorumlu olduğunu belirtti. Gazze Şeridi’nde internet altyapısının 2G’den beşinci nesil teknolojiye yükseltileceğini ve hizmetin halka ücretsiz sunulacağını vaat eden Tancman, Gazze Şeridi’nde üretilen mal ve ürünlerin yurt dışına ihracı için modern mekanizmaların oluşturulduğunu da açıkladı.

Yeni bir çağ

İsrailli yetkililer, Yedioth Ahronoth gazetesine yaptıkları açıklamada, Gazze Şeridi’nin yeniden imar planının fiilen Refah’ta başladığını ve üç yıl süreceğini bildirdi. İsrail’in halihazırda moloz temizleme çalışmalarını yürüttüğünü belirten yetkililer, ilk aşamada 500 bin kişiyi barındıracak 100 bin konut inşa edileceğini, yalnızca altyapı maliyetinin 5 milyar dolar olacağını ifade etti. Hedefin, Gazze Şeridi’ndeki tüm vatandaşlar için 400 bin konut inşa etmek olduğu; altyapı için 30 milyar dolar ve yeniden inşa için aynı tutarda kaynak öngörüldüğü kaydedildi.

vfdvfd
Gazze şehrindeki er-Rimal Mülteci Kampı’nda yerinden edilmiş bir kadın, seyyar su tankerlerinden doldurduğu iki su kabını taşıyor, 21 Şubat 2026 (AFP)

Gazete, Barış Konseyi’nden üst düzey bir üyenin, “Hamas planla olumlu şekilde etkileşime girerse bunun iyi bir karşılığı olur. İsrail’de liderleri için af çıkabilir, hatta silahları para karşılığında satın alınabilir. En önemlisi, Gazze ve halkı dünyaya açık ve bağlantılı yeni bir döneme geçer” ifadelerini aktardı.

Öte yandan The Times of Israel’e konuşan bir ABD’li yetkili, Yedioth Ahronoth’ta yer alan bilgilerin büyük bölümünü doğruladı. Yetkili, “Hamas silah bırakmayı kabul etmeden fon akışı başlamaz. Ancak İsrail’in de olumlu bir tutum sergilemesi gerekecek” dedi.

The Times of Israel’e konuşan bir Arap diplomat ise “Ortadoğu’da kibir tehlikeli olabilir” uyarısında bulunarak, ABD’nin Gazze’nin yeniden inşasını ve bölgede yeni bir teknokrat hükümet kurulmasını kapsayan planının ikinci aşamasının başarıya ulaşması için hem İsrail hem de Hamas üzerindeki sürekli baskının gerekli olacağını söyledi.

Bölgesel arabulucuların Hamas ile yürüttüğü silahsızlanma görüşmelerine de vakıf olduğu belirtilen diplomat, Washington’un bu konuda bir anlaşmaya varılabileceğine inanması için gerekçeler bulunduğunu aktardı.

Ancak diplomat, silahsızlanma sürecinin zaman alacağını ve Hamas’ın bazı üyelerinin, Gazze Şeridi’ni yönetmek üzere oluşturulan Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi gözetimindeki kamu sektörüne entegre edilmesini gerektireceğini ifade etti. İsrail’in bu çerçeveye karşı çıkmasının muhtemel olduğunu belirten diplomat, Tel Aviv yönetiminin söz konusu komitenin başarısını kolaylaştıracağı konusunda da ciddi şüpheler bulunduğunu dile getirdi.


Şarku’l Avsat’a konuşan Lübnan Meclis Başkanı Berri: Meclis seçimlerinin ertelenmesini istemiyorum

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri (Meclis Başkanlığı)
Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri (Meclis Başkanlığı)
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan Lübnan Meclis Başkanı Berri: Meclis seçimlerinin ertelenmesini istemiyorum

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri (Meclis Başkanlığı)
Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri (Meclis Başkanlığı)

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, Şarku’l Avsat gazetesine verdiği demeçte, ‘Beşli Komite’deki büyükelçilerin 10 Mayıs'ta yapılması planlanan meclis seçimlerinin ertelenmesinden yana olduklarını belirterek “Onlara bunu reddettiğimi ve (Beşli Komite'den) diğer büyükelçilere de teknik olarak parlamento seçimlerinin ertelenmesini veya parlamentonun görev süresinin uzatılmasını desteklemediğimi bildirdim” dedi.

Berri, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Meclisin teknik nedenlerle ertelenmesi veya uzatılması konusunda beni kişisel olarak suçlamaya çalışanları engellemek için seçimlere ilk aday olan bendim. Bu yüzden hem ülke içinde hem de dışında ilgili kişilere, son dakikaya kadar bu konuyu takip edeceğime dair bir mesaj vermek istedim.”

 (Lübnan'ın doğusunda) Bekaa Vadisi’nin orta kesimlerindeki ve kuzeyindeki beldeleri hedef alan İsrail saldırılara değinen Berri, tüm bunları ‘Lübnan'ı Tel Aviv'in koşullarını kabul etmeye zorlamayı amaçlayan yeni bir savaş’ olarak nitelendirdi.


DEAŞ, Suriye Cumhurbaşkanı Şara’yı tehdit edip orduya saldırdı

DEAŞ terör örgütü üyelerinin tutulduğu Rakka'daki El-Aktan hapishanesinin önünde Suriyeli bir asker (AFP)
DEAŞ terör örgütü üyelerinin tutulduğu Rakka'daki El-Aktan hapishanesinin önünde Suriyeli bir asker (AFP)
TT

DEAŞ, Suriye Cumhurbaşkanı Şara’yı tehdit edip orduya saldırdı

DEAŞ terör örgütü üyelerinin tutulduğu Rakka'daki El-Aktan hapishanesinin önünde Suriyeli bir asker (AFP)
DEAŞ terör örgütü üyelerinin tutulduğu Rakka'daki El-Aktan hapishanesinin önünde Suriyeli bir asker (AFP)

Suriye Savunma Bakanlığı dün, DEAŞ’ın açıklamasından birkaç saat sonra, Rakka'nın kuzey kırsalında kimliği belirsiz kişiler tarafından düzenlenen saldırıda bir askerin ve bir sivilin öldüğünü duyurdu.

DEAŞ tarafından yapılan açıklamada, Suriyeli yetkililere karşı ‘yeni bir saldırı aşaması’ başlatıldığı duyuruldu. Suriye'nin doğusunda düzenlenen saldırının sorumluluğunu üstlenen DEAŞ, terör eylemlerini artırdı.

DEAŞ, cumartesi günü geç saatlerde yayınlanan bir sesli mesajda Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'ya saldırarak, onun kaderinin de devrik Devlet Başkanı Beşşar Esed'in kaderine benzeyeceğini öne sürdü. Mesajda, dünyanın dört bir yanındaki DEAŞ destekçilerini önceki yıllarda yaptıkları gibi Yahudi ve Batılı hedeflere saldırı çağrısı yapıldı.