Rusya-Batı çatışması Kızıldeniz’e taşınır mı?

Sudan’da bir Rus askeri üssü kurma düzenlemeleri, Washington ile ‘olası bir mücadelenin’ önünü açıyor

Port Sudan limanı yakınlarında, Kızıldeniz bölgesinde bir Rus askeri üssü kurmak için düzenlemeler yapılıyor (Independent Arabia- Hasan Hamid)
Port Sudan limanı yakınlarında, Kızıldeniz bölgesinde bir Rus askeri üssü kurmak için düzenlemeler yapılıyor (Independent Arabia- Hasan Hamid)
TT

Rusya-Batı çatışması Kızıldeniz’e taşınır mı?

Port Sudan limanı yakınlarında, Kızıldeniz bölgesinde bir Rus askeri üssü kurmak için düzenlemeler yapılıyor (Independent Arabia- Hasan Hamid)
Port Sudan limanı yakınlarında, Kızıldeniz bölgesinde bir Rus askeri üssü kurmak için düzenlemeler yapılıyor (Independent Arabia- Hasan Hamid)

Mana Abdulfettah
Sudan hükümeti, bazen inkâr, bazen de sessizlik arasında, Kızıldeniz’de yabancı birimlerin olmayacağını belirtti. Hükümet, birkaç vesileyle limanlarının ulusallığının devam ettiğini vurguladı. Bu ifade, son olarak Egemenlik Konseyi Birinci Başkan Yardımcısı Muhammed Hamdan Dagalu’nun geçen hafta Sudan’ın doğusundaki vatandaşlar ve bu limanlarda çalışanlar ile bir araya gelişinde dile getirildi.
Mona-3.png
Kızıldeniz bölgesi rekabeti yönetmek için bir tiyatro haline geldiğinde çatışma riski yüksek seviyelere ulaşır (Independent Arabia-Hasan Hamed)
Ancak Port Sudan Limanı yakınlarında, askeri ve ekonomik güvenlik üssü için bölgesel ve uluslararası rekabete sahne olan Kızıldeniz bölgesinde bir Rus askeri üssü kurmak için düzenlemeler yapılıyor. Son yirmi yılda uluslararası güçler ile Kızıldeniz’e kıyısı olan bazı ülkeler arasında çeşitli anlaşmalar imzalandı. Anlaşmalar, bölgedeki stratejik ve ekonomik çıkarların korunmasını bu hayati alanda genişleme yarışıyla yaşanan koşullar ile birleştirici ihtiyaçlar uyarınca gelişti.
Bu sahne, gizli bir çatışma durumunu yansıtıyor. Karşımızdaki seferberlik ortasında uluslararası bir gücün, ‘uluslararası rekabet, bölgesel ittifaklar ve politika öncelikleri’ tarafından yönetilen bir başkasının varlığına itiraz edememesi olası.
ne-2.png
Geçtiğimiz yıllarda birkaç Somalili, Eritreli ve Etiyopyalı Kızıldeniz'i gizlice geçmeye çalışırken tutuklandı (The Independent Arabia - Hasan Hamid)
Ancak Kızıldeniz bölgesi, rekabeti yönetmek üzere bir tiyatroya dönüştüğünde çatışma riski, yüksek seviyelere ulaşıyor. ABD ile Çin arasında her zaman yaşananlar, Ukrayna savaşının ardından Rusya ile ABD arasında şu anda yaşananlar ve Rusya’nın Kızıldeniz’de askeri üs kurma projesinin yeniden canlandırılması gibi kendi çatışmalarını, diğer bölgelerden bu bölgeye aktarıyor.

Yoğun mücadele
Dünyanın dikkati Ukrayna’daki savaşa odaklanmışken, Rusya’nın dünyanın herhangi bir yerinde attığı her adım, başlattığı eski bir projenin devamı olsa bile büyük ilgi görüyor. Bu durum, Rusya’nın Kızıldeniz’de kıyı kenti Port Sudan yakınlarında bir askeri üs inşa etme projesi için de geçerli. Proje, 2017 yılında eski Devlet Başkanı Ömer el-Beşir, Moskova’yı ziyaret ettiğinde ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e Sudan’ın ‘Rusya için Afrika’nın anahtarı’ olacağını söylediğinde başladı. Öyle ki bir deniz askeri üssü fikri, Beşir’in Putin’den ABD müdahalesine karşı koruma talep ettiği oturumda doğdu.
Kızıldeniz’de uluslararası taraflarca ateşli bir çatışma çıkması halinde durum, Rusya’yı harekete geçirerek, askeri üs haberlerini artıracak. ABD liderliğindeki uluslararası tarafların, bunu kendilerine bir meydan okuma olarak kabul edebilmeleri mümkün ve durum, Ukrayna savaşına paralel olarak başka bir çatışma tiyatrosu başlatabilir.
Rus üssüne ilişkin haberlerin eski olduğu ve Rusya merkezli ‘TASS’ haber ajansı tarafından bir Sudan karartması ile yayınlandığı göz önüne alındığında ayrıntıları eşelemek, şu an yeni bir boyut kazanmış durumda. Putin’in 17 Kasım 2020’de Sudan’da bir Rus donanma tesisi kurmayı kabul etmesi üzerine yayınlanan haberler, üssün niteliğine, 25 yıllık anlaşmanın maddelerine ve içeriğine ilişkin ayrıntılar içeriyordu. Sovyetler Birliği’nin çöküşünden bu yana Moskova’nın Afrika’daki ilk büyük askeri dayanağının yolunu açarak, nükleer güçle çalışan gemileri yanaştırma kapasitesine sahip’ olacağı belirtiliyordu. Ayrıca Moskova’nın Port Sudan’ın kuzeyinde 50 kilometrekarelik bir alanı satın alması gibi pek çok bilgi yayınlandı. Ancak Sudanlı gözlemciler, belgenin tehlikeli bir madde içerebileceğine, yani Rus üssünün Sudan’ın yetki alanı dışında olduğu gerçeğine odaklandı. Yani bu durum, Hartum’u ‘burayı takip etme veya üzerinde uygulanan herhangi bir faaliyete itiraz etme’ hakkında mahrum bırakıyor.

Bölgesel değişkenler
Bu gerçeklik, Kızıldeniz kıyılarının Sudan limanlarına (Port Sudan, Sevakin ve Bashayer) giriş ve geçiş noktası olarak önemine dair bir farkındalık yarattı. Daha önce tamamen sakin bir şekilde faaliyet gösteren bu limanlar, 2011 yılında Güney Sudan’ın ayrılmasından bu yana siyasallaşma döngüsüne girdi. Bu durum, o dönemde ortaya çıkan çatışmayla, Güney Sudan petrolünün Bashayer Limanı’ndan uluslararası ihracat limanlarına geçişiyle bağlantılıydı. Daha sonra Sudan toprakları üzerinden petrol geçişi için ücret alınması ve transit geçişinin bir kereden fazla kesintiye uğraması konusunda anlaşmazlık çıktı.
Kızıldeniz’in güvenliği konusuyla ilgili olarak kıyı sorunlarının siyasallaşmasına gelince bu durum, Tigray Savaşı, Yemen’deki savaş, İran destekli Husilerin faaliyetleri, terör ve korsanlık gibi bölgesel değişkenlerin yanı sıra Türkiye, İran ve Rusya gibi ülkelerden Batı karşıtı müdahalelerin önünü açan bir önceki rejimin çöküşü ve iç değişimler ışığında ortaya çıktı.
Bölgesel çatışmaların etkisinin yansımaları, silah kaçakçılığının ve insan kaçakçılığının yayılmasının ötesine geçiyor. Geçmiş yıllarda Kızıldeniz’den sızmaya çalışan çok sayıda Somalili, Eritreli ve Etiyopyalı tutuklandı. İnsan tacirlerinin o bölgedeki mülteci kamplarından yararlandığı Sevakin şehrinin güneyindeki Hidub iskelesine bırakıldılar. Aynı şekilde bölgede deniz korsanlığı da yayılırken, korsanlar ve insan kaçakçıları, balıkçılık faaliyetleri için merkez olarak uzak Sudan (yaklaşık 36 ada) adalarından yararlanıyor. Oradan da kurbanlarını Sina Yarımadası’na ve ardından Avrupa’ya gitmeye hazırlamak için İsrail’e naklediyorlar.
Devrimden sonra Sudan’ın zayıf durumu, güvenliği sağlayamamanın yanı sıra imkanlarının azlığı ve limanlarından ekonomik olarak faydalanamaması nedeniyle değişiklik göstermedi. Sudan’ın bağımsızlığından bu yana Kızıldeniz’i korumak üzere entegre bir güvenlik stratejisine sahip olunamadığı göz önüne alındığında, Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ndeki Arap ve Afrika Devletleri Konseyi’ne aktif üye olarak katılması, Sudan’ın rolünü etkili ve gerekli kılıyor. Konsey, Kızıldeniz’e kıyısı olan sekiz Arap ve Afrika ülkesinin dışişleri bakanları tarafından 6 Aralık 2018’de Riyad’da kuruldu.

Uluslararası değişkenler
Başta askeri üsler meselesi olmak üzere Kızıldeniz bölgesine yönelik müdahale eski. 2008’de Kızıldeniz’de Somali kıyılarında korsanlık sorunu ortaya çıktı ve 2009 yılında bu sorun zirveye ulaştı. Öyle ki faaliyetler, yaklaşık 52 adam kaçırma vakasına ulaştı. NATO’ya ait yedi geminin konuşlandırılmasıyla Kızıldeniz’in güvenliğinin uluslararası hale getirilmesi sorunu ortaya çıktı. Gemilerini korsan saldırılarından korumak amacıyla Cibuti merkezli ‘Birleşik Koalisyon Kuvvetleri’, Deniz Koalisyon Kuvvetleri liderliğinde Ocak 2009’da kurulan 30 çok uluslu askeri gemiden oluşmuş bir deniz kuvveti konuşlandırdı. Koalisyon, Aden Körfezi ve Somali’nin doğu kıyısındaki korsanlıkla mücadele operasyonlarını yönetmek üzere kurulmuştu.
Korsanlık faaliyeti, 2007 yılında kurulan ABD askeri komutanlığının (AFRICOM) Afrika’daki faaliyetinin Ekim 2008’de başlamasıyla eş zamanlı olarak başladı. Bu durum, ABD’yi yaklaşık 4 bin askerlik bir üssü tamamlamaya teşvik etti. Ayrıca bu üslerin kurulması, ekonomik çıkarlar için askeri üslerin kurulduğu Kızıldeniz’e kıyısı olan ülkelerin dikkatini üzerine çekti. Askeri üsler kurmanın sonuçlarına, bu ülkelerin ve buna ortak olan ülkelerin çıkarları çerçevesinde bakılmalıdır.
Kızıldeniz bölgesinin genel olarak Rus, Çinli, Fransız, Türk veya diğer yabancı şirketlerle yatırımlara girmesi, bu ülkeleri Kızıldeniz’deki çıkarlarını korumaya itecek, bu da kendi güvenliğine ve ülkelerinin güvenliğine yansıyacak.

Denetim altında
Kızıldeniz bölgesi, uluslararası güçlerin gözetimi altında bulunuyor. İsrail Hava Kuvvetleri’nin Mart 2009’da Port Sudan’ın kuzeybatısında seyahat eden Sudan sevkiyatlarından oluşan bir konvoyu bombalamasının ardından bu gözetim arttı. Sevkiyatın, Gazze Şeridi’ndeki Hamas hareketine İran silahları içerdiğinden şüpheleniliyordu. Sonuç olarak, 16 Eylül 2009’da Filistin direnişine silah girişini yasaklayan bir ABD- İsrail- Fransız anlaşması imzalandı. Ancak Kızıldeniz kıyılarındaki silah kaçakçılığı girişimi, Nisan 2011’de tekrarlandı. Nihayetinde İsrail, harekete silah kaçakçılığı yaptığı şüphesiyle Port Sudan havalimanı yakınlarında bulunan bir Hamas liderini hedef aldı. Aynı yıl İran, gemilerini korsanlıktan koruduğunu iddia ederek donanmasını Kızıldeniz’de konuşlandırmaya çalıştı.
Ocak 2013’te deniz birimleri bölgede konuşlandırıldı. Ancak Mart 2014’te İsrail, Sudan- Eritre sınırının açıklarında Kızıldeniz’de İran’a ait bir silah sevkiyatına el koydu. Sevkiyat, Sina Yarımadası’ndan kaçırılmak üzere Sudan üzerinden Gazze Şeridi’ne gitmekteydi. Aynı yılın Ekim ayında Sudan, topraklarındaki İran kültür ataşelerini kapattı. Ardından 1990’lardan bu yana Sudan sahillerinde ve limanlarında bulduğu kolaylıkları kaybeden İran ile ilişkilerini kesti.
ABD, Çin, Fransa, Türkiye ve İran, Kızıldeniz’in güvenliğini etkilemeye ve nüfuz elde etmeye gelen tek ülkeler değildi. Aksine ticari gemileri korsanlıktan koruma bahanesiyle devriye gezen ortak Avrupa kuvvetleri de mevcuttu. Ayrıca Cibuti’de bir İtalyan üssünün ve o bölgede iki İspanyol ve İngiliz varlığının yanı sıra ABD üssünün yakınında, yurtdışında konuşlanmış ilk Japon üssü de var.

Stratejileri etkinleştirme
Kızıldeniz’in güvenliği, bölge ülkelerinin uluslararası toplumla olan ilişkilerinden etkilenmektedir. Joe Biden ABD yönetimini devralmadan önce ABD, bölgedeki çoğu ülkenin stratejik müttefikiyken, 1997’den beri kendisine uygulanan yaptırımlardan etkilenen Sudan’ın rolü ise zayıftı. Devrimden ve ülkenin uluslararası alana açılmasından sonra ABD, Ortadoğu’dan geri çekildi ve Afrika ile etkileşime girme konusunda da isteksiz görünüyordu.
Çin ile ilgili olarak ise Kızıldeniz, ‘Kuşak ve Yol Girişimi’ çerçevesinde Deniz İpek Yolu’nun önemli bir parçası sayılıyor. Bu devasa proje, Çin’in Cibuti’deki askeri üssünü kullanıyor. Pekin’e yönelik bölgedeki nüfuzunu artırmakla ilgili suçlamalar ortasında Çin, Kızıldeniz’deki Rus üssü haberlerinden yararlanacak. Bu durumsa ABD’yi son derece hızlı şekilde harekete geçirecek ve proje tamamlanana kadar geçici olarak Çin’e maruz kalmasını engelleyecek.
Washington ve Moskova arasında neler olabileceği, iki gücün bölgedeki varlığının arka planına bağlı. Eski Sovyetler Birliği’nin Somali ve Etiyopya’da askeri üsleri bulunuyordu. Bununla birlikte çöküşü ve ardından Kızıldeniz’deki Rus stratejisinin gerilemesi, ABD’nin çıkarlarını korumak için o dönemde benimsediği kontrol stratejisini yeniden canlandırmasını sağladı. Başta bu bölge olmak üzere uluslararası trafik, ardışık ABD yönetimleri için bir öncelik haline geldi. Kontrol stratejisi, 11 Eylül 2001 olaylarından sonra askeri çatışmaya hazırlık stratejisine doğru kaydı. Ardından şu an Joe Biden döneminde bu durum, git- geller içerirken, ancak bu git- gelleri neyin yok edeceği ve geçici bir geri çekilme sonrasında daha gerçekçi bir hale dönüşüm, Rus varlığının Kızıldeniz’deki varlığına bağlı bir hal aldı.



BM ve Körfez’den Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarına kınama

Antonio Guterres, dün New York’ta Casim el-Budeyvi’yi kabul etti (Körfez İşbirliği Konseyi)
Antonio Guterres, dün New York’ta Casim el-Budeyvi’yi kabul etti (Körfez İşbirliği Konseyi)
TT

BM ve Körfez’den Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarına kınama

Antonio Guterres, dün New York’ta Casim el-Budeyvi’yi kabul etti (Körfez İşbirliği Konseyi)
Antonio Guterres, dün New York’ta Casim el-Budeyvi’yi kabul etti (Körfez İşbirliği Konseyi)

Birleşmiş Milletler ve Körfez İşbirliği Konseyi (KİK), dün Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını, sivil yerleşim ve tesislerin hedef alınmasını ve bunun bölgenin güvenlik ve istikrarı üzerindeki ciddi etkilerini kınadı.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile KİK Genel Sekreteri Casim el-Budeyvi, dün New York’ta düzenlenen BM Genel Kurulu’nun 81. oturum toplantıları kapsamında bir araya gelerek bölgedeki son gelişmelere ilişkin görüş alışverişinde bulundu.

Görüşmede taraflar, bölgesel gelişmeler ve bunlara yönelik yürütülen çabaların yanı sıra çeşitli dosyaları ele aldı. Guterres, Körfez ülkelerinin kalkınma, ilerleme ve refah alanlarında kaydettiği gelişmeleri ve güvenlik ile istikrarın güçlendirilmesine yönelik bölgesel ve uluslararası çabalarını takdir etti.

Guterres ve el-Budeyvi ayrıca ortak ilgi alanına giren konuları, KİK ile BM arasındaki iş birliği ilişkilerini ve ortak çıkarlara hizmet edecek şekilde bu iş birliğini güçlendirme ve geliştirme yollarını görüştü.

BM Güvenlik Konseyi daha önce, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarının yanı sıra Kızıldeniz ve Babülmendeb Boğazı’ndaki uluslararası deniz taşımacılığına yönelik tehditlerin yol açabileceği sonuçlar konusunda uyarıda bulunmuştu. Konsey, grubun Yemen içindeki askeri faaliyetlerinin, Suudi Arabistan topraklarını ve ticari gemileri hedef almasının çatışmanın yayılmasına ve deniz güvenliği ile uluslararası ticaretin sekteye uğramasına yol açabileceğini, ayrıca Yemen’de barışın sağlanmasına yönelik bölgesel ve uluslararası çabaları engellediğini belirtmişti.

Konsey üyeleri, cuma gecesi yayımlanan açıklamada, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik devam eden saldırılarını en güçlü ifadelerle kınadı. Açıklamada, sivillerin ve enerji altyapısının zarar gördüğü, kadın ve çocukların da aralarında bulunduğu sivillerin yaralandığı saldırılara özellikle dikkat çekildi.

Konsey, ticari gemilerin ve mürettebatlarının güvenliğinin korunmasının önemini vurgularken, başta BM Deniz Hukuku Sözleşmesi olmak üzere uluslararası hukuka uyulması ve deniz ulaşımına ilişkin hak ve özgürlüklere saygı gösterilmesi gerektiğini belirtti. Bu açıklama, Yemen’deki askeri gelişmelerin deniz koridorlarının güvenliği ve uluslararası ticaretin seyri konusunda endişelere yol açtığı bir dönemde geldi.

Konsey, Suudi Arabistan topraklarında sivilleri ve sivil hedefleri etkileyen saldırılar karşısında Suudi Arabistan’la dayanışma içinde olduğunu ifade etti ve ülkenin uluslararası hukuka uygun şekilde meşru müdafaa hakkının bulunduğunu vurguladı.

Konsey üyeleri ayrıca Husilere, sivilleri ve sivil hedefleri etkileyen saldırılarını derhal durdurma çağrısında bulundu. Üyeler, saldırılar nedeniyle sivillerin öldüğü ve yaralandığı, sivil tesisler ile altyapının tahrip edildiğine ilişkin haberlerden duydukları derin endişeyi dile getirdi.


İsrail çekilmeyi Lübnan ordusunun güçlendirilmesi şartına bağlıyor

İsrail araçları, el-Mansuri kasabasında evleri yıkıyor (Reuters)
İsrail araçları, el-Mansuri kasabasında evleri yıkıyor (Reuters)
TT

İsrail çekilmeyi Lübnan ordusunun güçlendirilmesi şartına bağlıyor

İsrail araçları, el-Mansuri kasabasında evleri yıkıyor (Reuters)
İsrail araçları, el-Mansuri kasabasında evleri yıkıyor (Reuters)

İsrail, Lübnan’ın güneyinden çekilmesini art arda öne sürdüğü güvenlik koşullarına bağlıyor. İsrail son olarak, Lübnan ordusunun güvenliği üstlenebilecek kapasiteye sahip olması gerektiğini vurguladı. ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee dün yaptığı açıklamada, İsrail ordusunun “Lübnan ordusu güçlenene kadar” Güney Lübnan’da kalacağını belirtti. Emekli Tümgeneral Abdurrahman Şehitli ise bu yaklaşımın, Lübnan devletine yönelik İsrail baskısının devamı olduğunu ve İsrail’le doğrudan ilişkiye zemin hazırlayacak güvenlik ve siyasi düzenlemeler dayatmayı amaçladığını ifade etti.

Arkub bölgesinde ise İsrail’in faaliyetleri farklı bir nitelik taşıyor. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail güçleri, köyleri doğrudan işgal etmek yerine bölgeye girerek operasyonlar düzenliyor ve ardından geri çekiliyor. Emekli Tuğgeneral Hasan Cuni, bu yöntemi “doğrudan işgal olmaksızın hareket serbestisi” olarak nitelendirerek, İsrail’in bölgeye yönelik güvenlik yaklaşımının kendine özgü niteliğine dikkat çekti.

Bu kapsamda, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) Komutanı Tümgeneral Diodato Abagnara da yıl sonunda başlaması planlanan çekilme öncesinde Lübnan ordusu ile BM kuruluşlarının UNIFIL tarafından yürütülen görevleri üstlenebilecek kapasiteye sahip olmasının güvence altına alınması gerektiğini vurguladı.


CENTCOM: Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğinde canlanma yaşanıyor

ABD Merkez Komutanlığı’nın dün “X” platformunda paylaştığı, Hürmüz Boğazı’ndaki birliklerinin hareketini gösteren videodan alındı
ABD Merkez Komutanlığı’nın dün “X” platformunda paylaştığı, Hürmüz Boğazı’ndaki birliklerinin hareketini gösteren videodan alındı
TT

CENTCOM: Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğinde canlanma yaşanıyor

ABD Merkez Komutanlığı’nın dün “X” platformunda paylaştığı, Hürmüz Boğazı’ndaki birliklerinin hareketini gösteren videodan alındı
ABD Merkez Komutanlığı’nın dün “X” platformunda paylaştığı, Hürmüz Boğazı’ndaki birliklerinin hareketini gösteren videodan alındı

Washington, Hürmüz Boğazı’ndaki deniz ulaşımının güvenliğini sağlamak amacıyla yürüttüğü girişimlerini sürdürürken, Tahran’la yürütülen müzakerelerdeki tıkanıklık devam ediyor.

ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı General Brad Cooper, dün yaptığı açıklamada, ABD güçlerinin ticari gemi trafiğine boğazı “açık ve güvenli” tutmak için çalışmalarını sürdürdüğünü belirtti. Cooper, son iki ay içinde 1 milyardan fazla varil ham petrolün boğazdan geçişinin kolaylaştırıldığını belirtti.

Cooper ayrıca ABD güçlerinin 2 binden fazla ticari geminin geçişine yardımcı olduğunu, ana geçiş güzergâhlarının mayınlardan temizlendiğini ve binlerce geminin stratejik öneme sahip su yolunu kullanmaya devam ettiğini ifade etti. Son iki hafta içinde petrol ve mal taşımacılığının, önceki altı ayın en yüksek seviyesine ulaştığını belirten Cooper, buna karşılık ABD’nin İran’ın petrol ihracatına yönelik sıkı bir abluka uyguladığını ve İran’ın ABD önlemleri nedeniyle tek bir varil dahi petrol ihraç edemediğini ifade etti.

Askeri ve ekonomik baskıların yanı sıra Pakistan da Tahran’la temaslarını yoğunlaştırıyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar, dün İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde, enerji tedarikinin kesintisiz sürdürülmesinin ve boğazlardaki deniz trafiğinin akışının güvence altına alınmasının önemini ele aldı.

Dar, “diyalog ve diplomasinin bölgede barış ve istikrarı güvence altına almanın tek etkili yolu” olduğunu vurguladı.