Suriye Anayasa Komitesi’nin 7’nci tur görüşmelerinde ‘devletin sembolleri’ tartışma konusu oldu

Hükümet heyeti ‘devletin sembollerine’ dokunulmasının komplonun bir parçası olarak niteledi. Muhalefet heyeti ise bu sembollerin bugün tartışmalı olduğunu ifade etti.

BM Temsilcisi Geir Pedersen Cenevre’de düzenlenen Anayasa Komitesi toplantılarında konuşuyor (BM)
BM Temsilcisi Geir Pedersen Cenevre’de düzenlenen Anayasa Komitesi toplantılarında konuşuyor (BM)
TT

Suriye Anayasa Komitesi’nin 7’nci tur görüşmelerinde ‘devletin sembolleri’ tartışma konusu oldu

BM Temsilcisi Geir Pedersen Cenevre’de düzenlenen Anayasa Komitesi toplantılarında konuşuyor (BM)
BM Temsilcisi Geir Pedersen Cenevre’de düzenlenen Anayasa Komitesi toplantılarında konuşuyor (BM)

Cenevre’de düzenlenen Suriye Anayasa Komitesi’nin 7’nci tur görüşmelerinde Ahmed el-Kuzberi başkanlığındaki Suriye hükümeti heyetinin sunduğu ve Şarku’l Avsat’ın bir nüshasına ulaştığı ‘devletin sembolleriyle’ ilgili belge, Hadi el-Bahra başkanlığındaki muhalefet heyeti ve muhalefetle bağlantılı sivil toplum temsilcileri ile hükümet heyeti arasında anlaşmazlığa yol açtı.
Anayasa Komitesi’nin 7’nci tur görüşmeleri bugün (cuma) katılımcıların öneri ve yorumlarını yazılı bir şekilde Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Temsilcisi Geir Pedersen’in ofisine sunmasıyla sona erecek. Pedersen 2254 sayılı BM Güvenlik Konseyi (BMGK) kararı doğrultusunda Suriye Anayasası’nda reformların yapılması amacıyla Kuzberi ve Bahra arasındaki görüşmeleri kolaylaştırmaya çalışıyor.
Daha önce Pedersen’in gözetiminde yapılan anlaşma uyarınca, görüşmelerin son gününde üyelerin toplantılarda ele alınan konularla ilgili önerilerini yazılı bir şekilde Pedersen’in ofisine sunmaları gerekiyor. Hükümet heyeti önceki turlarda bunu yapmayı reddetmişti.
Söz konusu anlaşma doğrultusunda heyetlerin her biri; hükümet, muhalefet ve sivil toplum heyetlerindeki katılımcıların tartıştığı anayasa ilkeleriyle ilgili önerilerine yer verdikleri yazılı bir belgeyi oturum başkanlığına sunmak zorunda. Önceki turda önerisini ilk sunan tarafın hükümet heyeti olması dolayısıyla 7’nci turdaki görüşmelere muhalefet heyetinin sunduğu ‘yönetim esaslarıyla’ ilgili öneriyle başlandı.

Yönetim esasları
Bahra’nın sunduğu öneri metninde “Devletin yönetim biçimi, hukukun egemenliğine dayanan, insanlık onuruna ve halkın iradesine saygı duyan, özgür, adil ve dayanışmacı bir toplum inşa etme taahhütlerine tamamen bağlı bir cumhuriyet olmalı. Halkın, siyasi çoğulculuk ve iktidarın barışçıl değişimi kapsamında ulusal ve yerel düzeyde kendisine vekaleten iktidarı kimin yöneteceğini seçme iradesini özgür ve demokratik bir biçimde ifade etmesine izin verecek şekilde anayasada belirlenen seçim araçları üzerinden halk egemenliği uygulanmalı” ifadeleri kullanıldı. Siyasi partilerin, siyasi çoğulculuğun bir dışavurumu olduğu belirtilen belgede, “Partiler kurulacak. Partiler, çalışmalarını düzenleyen ve anayasa hükümleriyle çelişmeyen yasalar çerçevesinde faaliyetlerini özgürce yerine getirecekler” denildi.
Öneri okunduktan sonra söz alan hükümet heyeti üyeleri yaptıkları konuşmalarda öneride geçen terimlere ve önerinin ‘ilke olarak özgürlüğe odaklanmasına’ takıldı. Toplantıda söz alan bir hükümet üyesi, “Metin, partilerin siyasi çalışmayı tekeline alacağı ve bireyler ile bağımsızlara alan kalmayacağı izlenimi uyandırıyor. Uygulanacak yasal kurallar olmadan özgürlük verilmez” ifadesini kullandı.

Devletin kimliği
Kuzberi oturumun ikinci gününde (salı) toplantıya başkanlık etti. Şam’dan gelen sivil toplum temsilcileri ‘devletin kimliği’ ile ilgili bir öneri sundu. Ülkenin resmi adının ‘Suriye Arap Cumhuriyeti’ olarak kalması teklif edilen öneride “Araplık, Arap halkının tarihi ve coğrafi aidiyeti ve ortak çıkarları ile acılarının hükmettiği medeni bir kültürün kimliğidir. Suriye Arap Cumhuriyeti Arap dünyasının bir parçasıdır. Suriye halkı Arap milletinin bir parçasıdır. Araplık, çeşitlilik ve zenginlikleriyle tüm kültürleri birleştiren ve kucaklayan, tüm kültürlerle etkileşime giren, insanlık medeniyetinin zenginleşmesine katkıda bulunan ve bu ülkenin medeniyetini oluşturan bir medeniyet havzasıdır. Suriye, demokratik bir devlettir. Yasalar, siyasi hayata yön veren parti ve siyasi çoğulculuğu güvence altına alır. Resmi dil, Arapçadır” ifadeleri kullanıldı.
Tartışmalar sırasında bazı katılımcılar ‘Araplığın Arap olmayanların kimlikleri üzerinde bir tahakküm kurmaması gerektiği’ uyarısında bulunarak, ‘metinde Araplığın rolünün tanınmasının diğer bileşenlerin kimlikleri, kültürleri ve dillerinin aleyhine olmasını gerektirmediğini’ ifade ettiler. Bir katılımcı, “Tartışmadaki temel ihtilaf noktası, Araplığın diğer bileşenlerin karşısında belli bir kültür bileşenin kimliği mi yoksa birleştirici bir medeniyet projesi gibi bir kimlik mi olduğudur” dedi.

Devletin sembolleri
Oturumun üçüncü gününde, Kuzberi başkanlığındaki hükümet heyeti, Bahra başkanlığındaki oturuma ‘devletin sembolleri’ ile ilgili önerisini sundu.
Öneri metinde “Suriye Arap Cumhuriyeti’nin sembolleri yüksek ulusal değerlerini ve güçlü bir medeniyeti temsil etmektedir. Bu semboller Suriye Arap Cumhuriyeti’nin tarihini, kültürünü ve birliğini ifade etmektedir. Hiçbiri değiştirilemez” denildi.
Metinde öneriler maddeler halinde sıralandı:
1- Suriye bayrağı kırmızı, beyaz ve siyah olmak üzere üç renkten ve her biri 5 uçlu yeşil renkli iki yıldızdan oluşur. Bayrağın şekli dikdörtgen biçimindedir ve eni boyunun üçte ikisidir. Bayrak boyunca üç dikdörtgen eşit bir şekilde yer tutar. Üst kısım kırmızı, orta kısım beyaz ve alt kısım siyah olup, iki yıldız beyaz dikdörtgenin tam ortasında yer alır.
2- Suriye Arap Cumhuriyeti’nin ulusal marşı “Humat ed-Diyar Aleyküm es-Selam”dır.
3- Suriye Arap Cumhuriyeti’nin resmi dili Arapçadır.
4- Suriye lirası, Suriye Arap Cumhuriyeti'nin para birimi ve para biriminin ölçü birimidir.
5- Suriye Arap Cumhuriyeti'nin arması, üzerine Suriye Arap Cumhuriyeti'nin ulusal bayrağının renkleri işlenen bir Arap şahinidir. Şahin, pençeleriyle tuttuğu ve üzerinde Kûfî hatla “Suriye Arap Cumhuriyeti” yazılı bir kuşak taşır. Şahinin altında iki buğday başağı bulunur. Şahin, kuşak ve iki buğday başağı, altın renginde olur. Yazı ve kanatların çizgileri açık kahverengi renginde olur.
Resmi belgenin başındaki ‘değiştirilemez’ ibaresi, geniş çaplı tartışmalara yol açtı. Ayrıca ‘Anayasa’daki herhangi bir maddenin dokunulmazlığının olup olmadığı meselesi’ tartışıldı.
Muhalifler ‘bu sembollerin bugün tartışmalı bir konumda olduğunu ve Anayasa’ya eklenmesinin halkın büyük bir kesimi tarafından reddedildiğini’ söyledi. Bayrağın anlamı, şekli ve Suriye’nin sembolleriyle ilgili karşı öneriler sunuldu. Katılımcılardan bazıları ‘sembollerin yasalara dahil edilmesi adımının, anayasanın kabul edilmesi ve ilk Suriye Meclisi’nin şeffaf ve adil bir şekilde seçilmesinden sonraki sürece ertelenmesini’ teklif etti.
Oturumun üçüncü günü (çarşamba) devletin sembolleriyle ilgili tartışmalarla geçti. Suriye’nin mevcut ve önceki anayasalarında ve Suriye kültüründe yeri olan ulusal sembollerin tarihi hakkında konuşmalar yapıldı. Hükümet heyetinin bir üyesi, “Bu aşamada sembollere dokunulması sadece vatandaşların güven duygularını tehdit etmekle kalmaz aynı zamanda vatanı hedef almak için sembolleri hedef alan ülkenin birliğine yönelik mevcut komplonun çıkarına olur” dedi.
Buna karşılık olarak muhalifler “Semboller çoğu zaman halka karşı şiddeti meşrulaştırmak için kullanıldı. Ülkenin halkını ve toprağını yeniden birleştirme sürecine girilmesi için anayasa yazım süreci tüm tarafların hassasiyetlerini ve temel güvencelere olan ihtiyaçlarını gözetmelidir” ifadelerini kullandı.

Kamu otoriteleri
Kuzberi ve Bahra dün (perşembe) sabah saatlerinde katılımcılara 7’nci turun son gününde (cuma) takip edilecek çalışma mekanizmasını açıkladı. Zira bu açıklamaya göre tüm üyelerin önerilerle ilgili değişiklik tekliflerini Pedersen’in ofisine sunabileceği bilgisi paylaşıldı. Bu bilgilendirmeden sonra muhalifler ‘kamu otoriteleri’ başlıklı öneri belgesini sundu.
Öneri metninde “Devletin kamu otoriteleri, yasama, yürütme ve yargı otoriteleri arasındaki kuvvetler ayrılığına göre düzenlenir. Yasama, yürütme ve yargı kurum ve kuruluşları yetkilerini anayasanın belirlediği sınırlar içinde kullanır. Bu kurum ve kuruluşların oluşturulması ve görevlerini yerine getirmesi, anayasaya aykırı olmayacak şekilde kanun ve mevzuat hükümlerine tabidir. Ayrıca anayasada ve Suriye devleti tarafından onaylanan uluslararası sözleşmelerde yer alan temel hak ve hürriyetlere saygı duyma ve onları uygulamakla yükümlüdürler” ifadeleri kullanıldı.
Katılımcılar ‘kuvvetler ayrılığının sadece felsefi bir kavramdan ibaret olduğunu’ ve anayasadaki hükümlerin pratikteki uygulaması sırasında otoriteler arasında büyük müdahalelerin olduğuna dikkat çekti. Konuşmacılar yasama ve yürütme ile bu ikisi ile yargı otoritesinin birbirinden ayrılması ve kurumlar arasında dengenin sağlanması gerektiğini vurguladı. Katılımcılardan biri, “Bazı anlarda tartışmalar yaşandı. Ancak saygı çerçevesinde kaldı. Bazen ise pratik fikir alışverişi yapıldı” dedi.



Husiler Sana'daki Şeyh el-Ahmar'ın evini kuşattı

Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)
Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)
TT

Husiler Sana'daki Şeyh el-Ahmar'ın evini kuşattı

Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)
Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)

Husi grubu, birkaç gündür Yemen'deki Haşid aşiretinin en önde gelen şeyhlerinden biri olan aşiret lideri Himyar el-Ahmar’ın, Husi kontrolündeki başkent Sana'nın kuzeyindeki el-Hesebe mahallesindeki evine güvenlik kuşatması uyguluyor. Bu hareket, aşiret ve siyasi çevrelerde geniş çaplı kınamalara yol açtı.

Şarku’l Avsat'a bilgi veren kaynaklar, Husi lideri Yusuf el-Madani'nin birkaç gün önce el-Ahmar’ın evinin etrafına sıkı bir güvenlik kordonu kurulması emrini verdiğini söyledi. Maskeli silahlı kişiler zırhlı araçlar ve askeri kamyonlarla eve giden sokaklara konuşlandırıldı ve giriş çıkışları kısıtlamak için kontrol noktaları kuruldu.

Kaynaklara göre, grubun uyguladığı prosedürler arasında Haşid kabilesi ve diğer kabilelerden şeyhler de dahil olmak üzere ziyaretçilerin kimliklerinin kontrol edilmesi ve bazılarının eve girmesinin engellenmesi, diğer ziyaretçilerin ise bir daha el-Ahmer'i ziyaret etmeyeceklerine dair taahhüt imzalamaya zorlanması yer alıyordu. Bu durum, grubun kontrolü altındaki bölgelerde kabile şeyhlerine karşı dikkat çekici bir tırmanış anlamına geliyor.

Şeyh Himyar el-Ahmar, Yemen'deki Haşid kabilesinin en önde gelen şeyhlerinden biridir (Facebook)

Şeyh Himyar el-Ahmar, Yemen'deki Haşid kabilesinin en önde gelen şeyhlerinden biridir (Facebook)

Sana'a'nın kuzeyindeki el-Ahmar’ın evinin yakınlarında yaşayanlar, Şarku’l Avsat'a verdikleri demeçte, mahallede alışılmadık güvenlik takviyelerinin yaşandığını, bunun günlük hayatı etkilediğini ve özellikle artan halk hoşnutsuzluğu doğrultusunda durumun aşiret çatışmalarına dönüşmesi konusunda ciddi endişeler doğurduğunu söylediler.

Bölge sakinleri ayrıca, "provokatif" olarak nitelendirdikleri bu hamlenin, özellikle kuşatma uzarsa veya hedef alınan kişilerin sayısı artarsa, kabileler arasındaki gerilimleri daha da artıracağından endişe ediyorlar.

Boyun eğdirme mesajları

Şeyh Himyar el-Ahmar, Yemen'in siyasi sahnesindeki en büyük ve en etkili kabilelerden biri olan Haşid kabilesinin en önde gelen sosyal figürlerinden biridir. Gözlemciler, bu statüdeki bir kabile figürünü hedef almanın, acil güvenlik endişelerinin ötesine geçen siyasi bir mesaj olarak görülebileceğini değerlendiriyor.

Amran, Sana ve çevresindeki kırsal kesimden aşiret liderleri, Şarku’l Avsat'a yaptıkları açıklamada, Husilerin aldığı önlemlerden duydukları derin memnuniyetsizliği dile getirerek, aşiret önderlerine yönelik devam eden tacizin yerleşik toplumsal normların ihlali ve kuzeydeki aşiretler arasında gerilimi artırma tehdidi olduğunu belirttiler.

Bu tür önlemlerin devam etmesinin, Yemen toplumunda derinden kök salmış aşiret geleneklerine doğrudan bir provokasyon oluşturduğunu, bu geleneklere göre evleri silahlarla kuşatmanın veya kutsallıklarını ihlal etmenin suç sayıldığını vurguladılar.

 Husiler, kendilerine karşı herhangi bir ayaklanma korkusuyla halk üzerinde sıkı bir güvenlik baskısı uyguluyor (EPA)Husiler, kendilerine karşı herhangi bir ayaklanma korkusuyla halk üzerinde sıkı bir güvenlik baskısı uyguluyor (EPA)

Yerel kaynaklar, Husi militanlarının, Haşid aşiretinin önde gelen isimlerinden aşiret şeyhi Cibran Mücahid Ebu Şevarib'i, Sana'nın kuzeyindeki bir kontrol noktasında, el-Ahmar ailesinin evini ziyaretinden dönerken kaçırdığını ve hiçbir açıklama yapmadan bilinmeyen bir yere götürdüklerini bildirdi.

Ziyaretler devam ediyor

Husilerin sıkılaştırdığı güvenlik önlemlerine rağmen, aşiret şeyhleri ​​ve ileri gelenleri, grubun birkaç gündür konut çevresinde uyguladığı kısıtlamaları hiçe sayarak Sana'daki Şeyh Humeyr el-Ahmar’ın evini ziyaret etmeye devam ediyor.

Aşiret kaynaklarına göre önde gelen sosyal figürler, silahlı adamların konuşlandırılması ve bölge çevresinde kontrol noktalarının kurulmasının devam etmesi göz önüne alındığında, "aşiret geleneklerinin ihlali" olarak nitelendirdikleri durumu reddetmek ve dayanışma göstermek için Şeyh el-Ahmar’ın evine ulaşma konusunda istekliydiler.

Kaynaklar, ziyaretlerin gergin bir atmosferde gerçekleştiğini ancak aşiretlerin Şeyh el-Ahmar'a olan sürekli desteğini yansıttığını vurguladı.

Gözlemciler, bu aşiret hareketlerinin taciz politikasını ve evlerin kuşatılmasını reddeden açık mesajlar taşıdığını, Yemen'deki aşiret geleneklerinin evlere özel bir kutsallık tanıdığını ve onları herhangi bir şekilde hedef almayı yasakladığını savundu.

 Bir güvenlik kamerası görüntüsü, Şeyh el-Ahmar’ın evinin önünde daha önce yapılan bir Husi askeri geçit törenini gösteriyor (Facebook)Bir güvenlik kamerası görüntüsü, Şeyh el-Ahmar’ın evinin önünde daha önce yapılan bir Husi askeri geçit törenini gösteriyor (Facebook)

Bu gelişmeler, Husilerin Sana ve diğer şehirleri ele geçirmesinden bu yana, kabilelerin nüfuz dengesini yeniden şekillendirmek ve geleneksel liderleri kendi otoritesine tabi kılmak amacıyla, Husiler ile bir dizi kabile şeyhi ve ileri gelenleri arasında yaşanan gergin ilişki bağlamında ortaya çıkmaktadır.

Tekrarlanan provokasyonlar bağlamında, Husi grubu geçen yıl Ağustos ayında Sana'da merhum Şeyh Abdullah bin Hüseyin el-Ahmar’ın evinin ana kapısı önünde "Humeyni sloganı" atarak askeri geçit töreni düzenledi.


Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlık ettiği Barış Konseyi’nin ilk toplantısı, çeşitli önerileri gündeme taşıdı. Washington yönetimi toplantının çıktısını Gazze Şeridi’nin yeniden imarı için finansman sağlanması ve Hamas’ın silahsızlandırılması başlıklarında özetlerken, Arap tarafı taleplerini Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının tüm maddeleriyle uygulanması, uluslararası istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin Tel Aviv’in engellemeleri olmaksızın görev yapabilmesi üzerine yoğunlaştırdı.

40’tan fazla ülkeden temsilciler ile 12 ülkeden gözlemcinin katıldığı toplantının sonuçlarının uygulama aşamasında başarıya ulaşıp ulaşamayacağı ise tartışma konusu oldu. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, özellikle İsrail’in geri çekilmemesi ve Hamas’ın silahsızlandırılmasına ilişkin net mutabakat sağlanamaması gibi başlıca engeller nedeniyle sürecin ciddi zorluklarla karşılaşabileceğini, bunun da anlaşmanın aksamasına ya da askıya alınmasına yol açabileceğini ifade etti.

Endişeler

Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto, Gazze Şeridi’ndeki barış sürecini zayıflatabilecek girişimlere karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguladı.

Söz konusu açıklama, Subianto’nun, ABD Başkanı Donald Trump tarafından başlatılan Barış Konseyi’nin açılışına katılmasının ertesi gününde geldi. Toplantıda, İsrail saldırılarıyla büyük yıkıma uğrayan Gazze Şeridi’nin yeniden inşası ve bölgede uluslararası bir istikrar gücü oluşturulması konuları öne çıkmıştı.

Trump, ABD’nin konseye 10 milyar dolar bağışta bulunacağını açıklarken; Suudi Arabistan, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Fas, Bahreyn, Katar, Özbekistan ve Kuveyt’in Gazze Şeridi’ne yönelik yardım paketi için 7 milyar dolardan fazla katkı sağladığını belirtti.

Hamas’ın silahsızlandırılması gerektiğini vurgulayan Trump, hareketin söz verdiği üzere silahlarını teslim edeceğini ifade ederek, aksi halde ‘sert bir karşılık’ verileceği uyarısında bulundu. Trump, “Dünya şu anda Hamas’ı bekliyor… Şu an önümüzdeki tek engel o” dedi.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar da Barış Konseyi toplantısındaki konuşmasında Hamas ve diğer grupların silahsızlandırılması planına destek verdiğini açıkladı. Başbakan Binyamin Netanyahu ise toplantı öncesinde “Gazze silahsızlandırılmadan yeniden inşa olmayacak” mesajını vermişti.

Toplantıda konuşan ve yeni kurulan uluslararası istikrar gücünün komutanı olan General Jasper Jeffers, Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk’un güç göndermeyi taahhüt ettiğini açıkladı. Gazze’ye komşu iki ülke olan Mısır ve Ürdün’ün ise polis ve güvenlik güçlerinin eğitilmesini üstlenmeyi kabul ettiği bildirildi.

Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, toplantıda yaptığı konuşmada Batı Şeria ile Gazze Şeridi arasındaki bağın korunmasının önemine işaret ederek, Filistin Yönetimi’nin Gazze Şeridi’ndeki sorumluluklarını yeniden üstlenebilmesi gerektiğini belirtti. Medbuli, Filistinlilerin kendi işlerini doğrudan yürütebilmesi ve teknokrat komitenin Gazze Şeridi’nin tüm bölgelerinde görev yapabilmesi çağrısında bulundu.

Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ise konuşmasında Doha’nın nihai çözüme ulaşılması amacıyla Konsey’in çalışmalarına 1 milyar dolar katkı sağlayacağını duyurdu. Al Sani, Trump liderliğindeki Barış Konseyi’nin ‘20 maddelik planın tam ve gecikmeksizin uygulanmasını’ sağlayacağını ifade etti.

Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde İsrail meseleleri analisti olarak görev yapan Dr. Said Ukkaşe, Barış Konseyi’nde ortaya konan çerçevenin net planlar içermediğini ve bunun anlaşmanın uygulanmasında karmaşaya, hatta tıkanma ve donmaya yol açabileceğini belirtti. Ukkaşe, ABD Başkanı Donald Trump’ın, engellerin giderilmesi ve gerekli mutabakatların sağlanmasına odaklanmadan konseyi hızla devreye sokarak bir başarı elde etmeye çalıştığını ifade etti.

Filistinli siyasi analist Nizar Nazzal da benzer bir görüş dile getirdi. Nazzal, Konsey’in taahhütlerinin uygulama aşamasında sekteye uğrayabileceğini belirterek, ekonomik başlıklara -örneğin yeniden imar için fon sağlanmasına- ağırlık verildiğini, ancak açık bir yol haritası ortaya konmadığını söyledi. Güvenlik boyutunda ise Hamas’ın silahsızlandırılmasının gündeme getirildiğini, buna karşın İsrail’in çekilmesi ya da hareketin geleceği konusunda netlik bulunmadığını kaydetti.

Nazzal, siyasi yükümlülüklerden uzak bu yaklaşımın temel bir sorun teşkil ettiğini vurgulayarak, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması, İsrail’in geri çekilmesi ve teknokrat komitenin yetkilendirilmesi gibi hassas başlıkların güvenlik alanındaki karmaşık dengeler nedeniyle gecikebileceğini ifade etti.

Hamas’ın önceliği

Hamas ise son günlerde ABD Başkanı Donald Trump’ın silahsızlanma yönündeki açıklamalarıyla doğrudan bir polemiğe girmekten kaçınmayı sürdürdü. Hareket, perşembe günü yayımladığı bildiride, Gazze Şeridi’ne ilişkin herhangi bir düzenlemenin ‘İsrail saldırılarının tamamen durdurulmasıyla’ başlaması gerektiğini vurguladı.

Hamas, akşam saatlerinde yaptığı bir başka açıklamada da Gazze’nin ve Filistin halkının geleceğine dair ele alınacak her türlü siyasi sürecin ya da düzenlemenin, ‘saldırıların bütünüyle sona erdirilmesi, ablukanın kaldırılması ve başta özgürlük ve kendi kaderini tayin hakkı olmak üzere Filistin halkının meşru ulusal haklarının güvence altına alınması’ temelinde şekillenmesi gerektiğini belirtti.

ABD’li arabulucu Bishara Bahbah ise perşembe günü basına yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahsızlandırılmasının, mensuplarına güvence ve koruma sağlanmasına bağlı olduğunu ifade etti.

Ukkaşe, ABD ve İsrail’den gelen açıklamaların, silahsızlanma gerçekleşmeden Gazze Şeridi’nde saldırıların durmasının mümkün olmadığına işaret ettiğini savundu. Ukkaşe, Hamas’ın izlediği çizginin örgütün varlığını sürdürme isteğini yansıttığını belirterek, bunun anlaşma maddelerinin tamamlanmasına engel olabileceğini ve Washington’un istikrar gücünün yetkileri ile konuşlandırılma takvimini netleştirmemesi halinde savaşın yeniden başlayabileceğini söyledi.

Nazzal ise Hamas’ın tamamen tasfiyesi üzerinden bir müzakere yürütülmesinin mümkün olmadığını belirterek, hareketin geleceğinin kapsamlı biçimde ele alınması ve karşılıklı tavizlere dayalı formüller yerine gerçek ve ciddi mutabakatlara yönelinmesi gerektiğini ifade etti.


Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
TT

Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)

Trump yönetimi, ülkedeki iç savaş sırasında 2012 yılında kapatılan Şam'daki ABD büyükelçiliğini yeniden açma planlarıyla ilgili olarak Kongre'ye bildirimde bulundu.

Associated Press (AP) tarafından elde edilen ve bu ayın başlarında Kongre komitelerine gönderilen bir bildirimde, Dışişleri Bakanlığı'nın "Suriye'deki büyükelçilik faaliyetlerinin olası yeniden başlatılmasına yönelik aşamalı bir yaklaşım uygulamayı" amaçladığı belirtildi.

10 Şubat tarihli bildirimde, bu planlara ilişkin harcamaların 15 gün içinde, yani gelecek hafta başlayacağı belirtilmişti; ancak planların tamamlanma tarihi veya Amerikalı personelin Şam'a kalıcı olarak ne zaman döneceğine dair bir zaman çizelgesi belirtilmemişti.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre ABD yönetimi geçen yıldan beri, özellikle Beşşar Esed rejiminin Aralık 2024'te beklenen düşüşünden kısa bir süre sonra, büyükelçiliği yeniden açmayı değerlendiriyordu.

Yönetim, bu adımı Başkan Donald Trump'ın Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın gündemindeki en önemli önceliklerden biri olarak belirledi.