Batı’nın Ukrayna’ya sağladığı ezici desteğin sırrı ne?

‘Kiev’in Avrupalılaşması’ yıllar önce başladı. Avrupalılar, şu an bunu açıkça kabul ediyor.

Ukrayna kazanır ve mevcut çatışmadan bağımsız bir ülke olarak çıkarsa Vladimir Putin, istemeden Ukrayna’yı sonsuza kadar Batı Avrupa’nın kollarına itmiş olabilir (Reuters)
Ukrayna kazanır ve mevcut çatışmadan bağımsız bir ülke olarak çıkarsa Vladimir Putin, istemeden Ukrayna’yı sonsuza kadar Batı Avrupa’nın kollarına itmiş olabilir (Reuters)
TT

Batı’nın Ukrayna’ya sağladığı ezici desteğin sırrı ne?

Ukrayna kazanır ve mevcut çatışmadan bağımsız bir ülke olarak çıkarsa Vladimir Putin, istemeden Ukrayna’yı sonsuza kadar Batı Avrupa’nın kollarına itmiş olabilir (Reuters)
Ukrayna kazanır ve mevcut çatışmadan bağımsız bir ülke olarak çıkarsa Vladimir Putin, istemeden Ukrayna’yı sonsuza kadar Batı Avrupa’nın kollarına itmiş olabilir (Reuters)

Tarık eş-Şami
Birçok insan, dünya genelindeki silahlı direnişleri hemen kınayan Batı ülkelerinin, 2008 yılında Rusya ile savaşında Gürcistan’ı desteklemekten kaçınması, ardından Rus güçler Kırım’a girerek 2014’te onu ilhak ettiğinde Kırım’ı desteklemeyi reddetmesi karşısında şaşkın. Ancak bu Batı ülkeleri, söz konusu Ukrayna olduğunda tam tersi bir tavır sergiliyor. Peki bu dönüşüme ne sebep oldu? Neden Avrupa tüm bu ezici desteğini Ukrayna’ya veriyor? Durum, Ukraynalıların son yıllarda Rusya’dan uzakta inşa etmeye çalıştıkları Avrupa ​​kültürel kimliğiyle mi, yoksa Avrupalıların artan Rusya korkusuyla mı ilgili?

Dönüşüm
24 Şubat 2022’de Ukrayna’ya yönelik Rusya saldırısının başlamasından bu yana Kiev’in Avrupa’dan aldığı muazzam dayanışma ve maddi destek olağanüstü ve şaşırtıcı oldu. Örneğin Sovyetler Birliği’nin 1939’da Finlandiya’yı işgal etmesinden bu yana savaş halindeki hiçbir ülkeye askeri yardım sağlamayan ve tarihsel olarak tarafsız İsveç, Ukrayna’ya askeri yardımda bulundu. Ayrıca dünyadaki çatışma bölgelerine sadece ölümcül olmayan yardımlarda bulunma politikası izleyen Almanya, bu politikaya göz yumdu ve neredeyse her hafta Ukrayna’ya askeri yardım yapıldığını duyurdu. Her iki ülke de şu an Ukrayna’ya askeri silahlarla yardım ediyor. Öyle ki son olarak ‘Strela’ uçaksavar füzelerinin gönderileceği ilan edildi. Ayrıca Almanya Dışişleri Bakanı, büyük bir kısmı Almanya tarafından karşılanacak olan 1 milyar 100 milyon dolarlık askeri yardım tahsis edildiğini duyurdu.
İsveç, Almanya ve ABD’nin yanı sıra Danimarka, Estonya, Letonya, Polonya, Fransa, Çek Cumhuriyeti ve Slovakya, Ukraynalılara yönelik devam eden insani ve ekonomik yardımın yanı sıra Rus saldırısına direnmek için Ukrayna’ya silah sağlamanın meşru olduğuna karar verdi.
Gözlemcileri ve araştırmacıları şaşırtan şey ise dünyanın başka yerlerinde devam eden silahlı direnişi uzun bir süredir kınayan Batı ülkelerinin, ‘çatışan ülkelere silah ihracatına karşı sıkı ulusal düzenlemeler nedeniyle’ çatışma bölgelerine silah tedarik etmekten kaçınmalarıydı. Bu ülkeler, Avrupa Birliği’nin (AB) silah ihracatı üzerindeki özel kısıtlamalarına da tabi. Bu Avrupalı ve Batılı ülkeler, 2008’de Rusya saldırıda bulunduğunda Gürcistan’a benzer ve hatta sembolik bir destek sağlamamış olmasına rağmen Ukrayna’ya oldukça farklı davrandılar. Ayrıca bu ülkeler, Rusya’nın Doğu Ukrayna’yı işgal ettiği ve Kırım’ı ilhak ettiği 2014’te de herhangi bir yardımda bulunmadı.

Rusya’dan Avrupa’ya tehdit
Avrupa’nın Ukrayna’ya yönelik aceleciliğinin etkenlerinden biri de kuşkusuz büyük ölçüde eski Sovyet komşusuna yönelik Rus saldırısının ardından birçok Avrupa ülkesinin hissettiği endişe duygusundan kaynaklanıyor. Bu duygunun bir sebebi ise Rusya’nın askeri yetenekleri ve coğrafi yakınlığının yanı sıra Finlandiya ve İsveç gibi tarafsız ülkelerin bile Rusya’yı ana askeri tehdit olarak gördüğü gerçeği.
Finlandiya açısından, kendisi ve Sovyetler Birliği (daha sonra da Rusya) arasındaki güvensizlik, onlarca yıldır devam ediyor. Öyle ki Finlandiya, Sovyetler Birliği’nin 1939’un sonunda yaptığı gibi topraklarını genişletmek istediğine ve kendisini topraklarının onda birinden vazgeçmeye zorlayacağına inandı. Aynı şekilde Moskova, Finlandiya topraklarının NATO kuvvetleri için bir üs olarak kullanılmasına izin vereceğinden de korkuyordu. Bu durumlar, nüfusu 5,5 milyondan fazla olmayan Finlandiya gibi bir ülkenin neden zorunlu askerlik ve sürekli periyodik tatbikat sürdürdüğünü ve savaş zamanında toplam 900 bin yedek kuvvetten 280 bin askeri seferber edebildiğini gösteriyor.
Ama İsveç ise Sovyetler Birliği’nin ve ardından Rusya Federasyonu’nun denizaltılarını karasularına sızdığından şüpheleniyor. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra bile İsveç ordusu, doğudan gelen işgalcilere karşı gerilla savaşı eğitimi yürütüyor. Batı’da kimse NATO’dan bir saldırı beklemiyordu. Rus askeri uçaklarının İsveç hava sahasını ihlal etmesiyle son yıllarda Rusya’dan gelen tehdit hissi de önemli ölçüde arttı. Son olarak Ukrayna savaşının patlak vermesinden sadece birkaç hafta önce Rus olduğuna inanılan bir insansız keşif uçaklarının ‘İsveç nükleer santralleri ve 19. yüzyılın başında Rusya tarafından işgal edilen Baltık Denizi’ndeki bir ada’ üzerinde uçuşu endişe vericiydi.
Bu endişeler, dağılmadan önce Sovyetler Birliği’nin bir parçası olan üç Baltık devleti Litvanya, Letonya ve Estonya gibi diğer birçok Avrupa ülkesinin yanı sıra, Polonya ve eski Varşova Paktı ülkeleri açısından değişen düzeylerde benzer.

Kültürel kimlik
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, Rusya’nın Avrupa’ya yönelik tehdit endişelerinin önemine rağmen, Ukrayna’yı silahlandırmanın ve her alanda yardım etmenin tek nedeni bu değil. Öyle ki yıllar boyunca Ukrayna’nın ayrı bir Avrupa devleti olarak çerçevelendiği bir anlayış ortaya çıktı.
Amerikan Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler Profesörü Anders Hardig gibi kimlik sorunları ve toplumsal hareketler konusunda uzman bir dizi uzman, Avrupa’nın Ukrayna’ya verdiği desteğin artmasının, Ukraynalıların son yıllarda Ukrayna kimliğini Rusya’dan daha uzak ve AB’ye daha yakın olacak şekilde dönüştürmek için yürüttüğü bir kampanyadan kaynaklandığını söyledi.

Kim Avrupalı?
Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasından sadece dört gün sonra Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, “Ukrayna, bizden biri ve onu AB’de istiyoruz” diyerek, Rusya’nın Avrupa’yı ve uluslararası sistemi kurallara dayalı olarak istikrarsızlaştırmaya çalıştığını söyledi. Bir hafta önce ise Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, ülkesinin AB’ye katılım başvurusunda ilerleme kaydedilmesini beklendiğini söyledi.
Ancak Avrupa kimliği, yalnızca coğrafi konumla belirlenmiyor. Uzun bir süredir Avrupa kimliği, Orta ve Doğu Avrupa ülkelerini kategorik olarak dışladı. Örneğin Polonya ve Macaristan, 21. yüzyılın ilk on yılında AB’ye dahil olduğunda gerçek Avrupalılar olarak katılımları en iyi ihtimalle zayıftı. Doğu Avrupa'nın komünizm sonrası devletlerinin kimliği göz önüne alındığında kimlikleri, Osmanlı, Prusya, Çarlık ve Alman Nazi imparatorluklarının çoğuna karşı kendi ulusal kaderlerini tayin hakkı için verilmiş iki yüzyıllık mücadelenin doruk noktası olarak kabul edilen 1989 devrimleri tarafından şekillendirildi.
Bu dönemde halkın kolektif bir varlık veya bir ulus olarak, kendi etnik kimliğini ifade etme hakkına sahip olduğu ve aidiyet konusunu temel bir değer olarak vurgulama fikri ortaya çıktı. Bu fikir, bazıları tarafından kolektif Avrupa kimliğiyle bağdaşmadığını düşündüğü haklardan yararlanmanın temel koşulu olarak görülüyor. 2008 ekonomik krizi sırasında Polonyalılara ve Macarlara yönelik önyargı ve ırkçı şiddet ortaya çıktı. İngiltere’nin AB’den ayrılma kararı aldığı 2020’deki Brexit sırasında ırkçılık şiddetlendi. İngiltere’de yaşayan Polonyalılar ve diğer Doğu Avrupalılar, Brexit’in ardından kendilerine yönelik nefret suçlarının artmasından sonra radikalizm yanlısı grupların saldırılarından korkmaya başladı. Yalnızca Temmuz 2020’de bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 40’lık bir artışla 5 binden fazla nefret suçu rapor edildi. Bu suçların büyük çoğunluğu, Doğu Avrupa ülkelerinin vatandaşlarına yönelikti ve Polonyalılara yönelik saldırılar, diğer farklı milletlere karşı daha fazlaydı.

Ukrayna için ne değişti?
Ancak son birkaç yılda kimin ‘Avrupalı’ olarak kabul edildiğine dair Avrupa anlayışında bir şeylerin değiştiği açık. Bu değişimin, 2013- 2014 yıllarında Ukrayna’daki Maidan protestolarıyla bağlantılı olduğu ortaya çıktı. O yıllarda, dönemin Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç, ülkenin AB ile entegrasyonunu ilerletme amaçlı bir anlaşmayı imzalamayı reddetmesinden kısa bir süre sonra sivil kargaşa ve sokak protestoları patlak vermişti. Binlerce eylemcinin polis ve güvenlik güçlerinin şiddetine maruz kalmasına ve onlarca eylemcinin öldürülmesine rağmen nihayetinde protestolar, Yanukoviç’in ülkeden kaçmasına ve yeni seçimlerin yapılmasına yol açtı.
1991’deki Ukrayna bağımsızlığından bu yana birbirini takip eden Ukrayna hükümetleri, kimliklerinin ‘Avrupalılaştırılması’ konusundaki ısrarlarını alenen ilan etmek üzere bilinçli bir kampanya başlattı. Bu durum hala, Zelenskiy hükümetinin (Ukrayna toplumunun uzun vadeli hedefi olan) AB’ye katılma hırslarına ve siyasi yasaları ve yönetmelikleri değiştirmekten daha fazlası üzerinde çalışan toplumsal hareketlerine yansıyor. Maidan protestolarına tanık olan sosyologlara göre Rusya’ya yakınlık hissedenler ile Avrupa’ya meyledenler arasında bağımsızlık sonrası verilen kimlik mücadelesinde bir dönüm noktası olarak toplum, yeni bir kimlik yarattı.

Biz Avrupalıyız
Ukrayna’nın tam üyelik umuduyla AB ile entegrasyonunu artırmaya yönelik art arda gelen çabaları, Ukrayna’yı AB içinde zorla Avrupalılaşmayı pazarlamaya yöneltti. 2020’deki Avrupa- Ukrayna zirvesinde Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, “Ukraynalılar inandığımız değerler açısından temelde Avrupalıdır. Biz, doğuştan gelen özgürlüklerimizde ve derin demokratik ilkelerimizde Avrupalıyız” dedi.
Avrupa’nın Ukrayna’ya yönelik ezici ve duygusal desteği, Rus saldırısının 2014’te Kırım’a yönelik başlattığı saldırıya kıyasla çok daha geniş kapsamlı olmasının bir sonucu değildi. Ancak bu durum, AB içerisinde Ukrayna’nın aslında Avrupalı ​​olduğu algısının artmasıyla bağlantılı ve bu da Ukrayna hükümeti tarafından iyi bilinen bir algıdır. Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmitro Kuleba, Twitter üzerinden yaptığı açıklamada, Rus ordusunun Avrupa’nın en büyük nükleer santraline dört bir yandan ateş ettiğini belirtti. Ukrayna First Lady’si Olena Zelenskiy ise eşinin resmi internet sitesinde Avrupa ülkelerine etkili bir çağrıda bulunarak, bunun Avrupa’da, AB sınırları yakınında gerçekleşen bir savaş olduğunu söyledi.

Avrupa’nın rolü
Her ne kadar Avrupa sağ partileri, 2012 yılında Hollandalı sağcı politikacı Geert Wilders’ın yaptığı gibi yakın zamana kadar Orta ve Doğu Avrupa vatandaşlarına karşı kullandıkları, Avrupa medeniyetinin üstünlüğü fikrini içiren söylemler kullanmış olsalar da aslında bu söylemi Avrupa sağı icat etmedi. Bu partiler, halka, toplumu rahatsız eden, kirlilik ve sorunlara neden olan Polonya, Romanya ve Bulgar vatandaşlarını kınama çağrısı yapıyordu. Kendileri, eski Avrupa kültürüne ve barbar bölgeler olarak tanımladıkları yerler karşısında uygar Avrupa klişelerine sıkı sıkıya bağlılar.
Belki de bu durum, AB yetkililerinin yakın zamana kadar Ukrayna’nın AB üyeliği fikrine direnmelerinin nedenlerinden biriydi. Ancak Rus işgali, şu an onları ters yöne itti. İspanya Temsilciler Meclisi’nde Halk Partisi’nin bir üyesi, “Bu, Batı’nın kötü ve liberal olmayan rejimlere karşı savaşıdır ve biz tarihin doğru tarafında olmalıyız” dedi.
Yakın zamanda bir Avrupa ülkesini işgal etmesi nedeniyle çoğu Avrupalı, ​​Rusya’yı hala barbar olarak görürken, aynı zamanda Ukrayna’yı medeni Avrupa toplumunun bir parçası olarak hızla kabul etmeye de daha çok istekliler. Ukrayna, Batı medyasında Rusya’ya karşı bağımsızlığı, Batı Avrupa ve değerleri için yiğitçe savaşan bir kişi olarak göründü. Eğer Ukrayna kazanır ve mevcut çatışmadan bağımsız bir ülke olarak çıkarsa Vladimir Putin, istemeden Ukrayna’yı sonsuza kadar Batı Avrupa’nın kollarına itmiş olabilir.



Trump İran’la savaşa doğru ilerliyor... Danışmanları ekonomiye odaklanmasını tavsiye ediyor

 ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
TT

Trump İran’la savaşa doğru ilerliyor... Danışmanları ekonomiye odaklanmasını tavsiye ediyor

 ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)

ABD Başkanı Donald Trump dün yaptığı açıklamada, İran’a sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi. Pentagon ise İran’a yönelik haftalar sürebilecek bir operasyon için hazırlıklarını sürdürüyor; operasyonun güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da hedef alabileceği belirtiliyor.

Reuters’ın analizine göre, olası saldırı haberleri, Trump’ın danışmanlarının ekonomik kaygılara odaklanması için baskı yaptığı bir döneme denk geliyor. Bu durum, bu yıl yapılacak ara seçimler öncesinde herhangi bir askeri tırmanışın siyasi risklerini öne çıkarıyor.

Trump, Ortadoğu’daki Amerikan birliklerinin yoğun şekilde takviye edilmesini ve İran’a olası bir hava saldırısına hazırlanılmasını emretti; operasyonun haftalar sürebileceği belirtilse de detay verilmedi.

Uzmanlar, Trump’ın İran’a odaklanmasını, ikinci döneminin ilk 13 ayında dış politikanın -özellikle askeri gücün geniş kullanımının- iç politika konularının önüne geçtiğinin en somut göstergesi olarak değerlendiriyor. Bu dönemde ABD halkının çoğunluğunun önceliği olan yaşam maliyeti gibi iç meseleler büyük ölçüde gölgede kaldı.

Trump’ın danışmanları, seçim öncesinde ekonomiye odaklanılması çağrısında bulundu

Beyaz Saray’dan üst düzey bir yetkili, Trump’ın agresif söylemine rağmen yönetim içinde İran’a saldırı konusunda henüz ‘destek’ bulunmadığını açıkladı. Kimliği açıklanmayan yetkili, Trump’ın danışmanlarının, kararsız seçmenlere ‘karışık mesajlar’ vermekten kaçınmanın ve ekonomiye öncelik vermenin önemini de fark ettiklerini belirtti.

Beyaz Saray danışmanları ve Cumhuriyetçi Parti kampanya yetkilileri, Trump’ın ekonomik konulara odaklanmasını istiyor. Geçen hafta bazı kabine üyeleriyle yapılan özel bir brifingde de bu konunun kampanyanın en önemli meselesi olduğu vurgulandı; toplantıya Trump katılmadı, ancak kaynak toplantıya katılanlardan biri olarak bilgi verdi.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre başka bir Beyaz Saray yetkilisi yaptığı açıklamada, Trump’ın dış politika gündeminin ‘doğrudan Amerikan halkı için kazançlar’ sağladığını söyledi. Yetkili, “Başkanın tüm adımları (ister dünyayı daha güvenli hale getirmek, ister ülkemiz için ekonomik kazanımlar sağlamak olsun) ABD’yi önceliklendiriyor” dedi.

Kasım ayında yapılacak seçimler, Trump’ın mensubu olduğu Cumhuriyetçi Parti’nin Kongre’nin her iki kanadındaki kontrolünü koruyup koruyamayacağını belirleyecek. Demokratların bir veya her iki meclisi kazanması, Trump için kalan başkanlık döneminde ciddi bir siyasi engel oluşturabilir.

Cumhuriyetçi stratejist Rob Godfrey, İran ile uzun süreli bir çatışmanın Trump ve Cumhuriyetçiler için büyük bir siyasi tehdit oluşturacağını söyledi. Godfrey, “Başkan, üç kez art arda Cumhuriyetçi Parti’den aday olmasını sağlayan siyasi tabanı göz önünde bulundurmalı; bu taban dış politikaya şüpheyle bakıyor ve dış çatışmalara karışılmasına karşı; çünkü ‘sonsuz savaşları bitirme’ vaat edilmiş açık bir seçim taahhüdüydü” dedi.

Cumhuriyetçiler, seçim kampanyasında geçen yıl Kongre tarafından onaylanan vergi indirimleri ile konut maliyetlerini ve reçeteli bazı ilaçları düşürmeye yönelik programları öne çıkarmayı planlıyor.

Venezuela’dan daha güçlü bir düşman

Bazı muhalif seslere rağmen, Trump’ın izoleci yaklaşımını savunan MAGA (Amerika’yı Yeniden Büyük Yap) hareketinin destekçileri, geçen ay Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu görevden alan ani müdahaleyi destekledi. Ancak ABD, İran ile bir savaşa girerse Trump daha güçlü bir direnişle karşılaşabilir.

Trump, İran’ın nükleer programıyla ilgili bir anlaşmaya varılmaması durumunda ülkeyi bombalamakla defalarca tehdit etti. Dün de uyarısını tekrarlayarak, “Onlar için adil bir anlaşma yapmaları en iyisi” dedi.

İran Dini Lideri Ali Hamaney (AFP)İran Dini Lideri Ali Hamaney (AFP)

ABD, geçtiğimiz haziran ayında İran’daki nükleer tesisleri hedef aldı ve Tahran’ı, tekrar bir saldırıya uğraması durumunda sert bir yanıt vermekle tehdit etti.

Trump destekçileri ‘kararlı ve sınırlı önlemleri’ destekliyor

Trump, 2024 yılında ikinci başkanlık dönemini kazanırken büyük ölçüde ‘Önce Amerika’ yaklaşımına dayandı; bu yaklaşım yüksek enflasyonu düşürme ve maliyetli dış çatışmalardan kaçınma taahhütlerini içeriyordu. Ancak anketler, yüksek fiyatları düşürme konusunda Amerikan halkını ikna etmekte zorlandığını gösteriyor.

Buna karşın Cumhuriyetçi stratejist Lauren Kole, Trump’ın destekçilerinin, eylem belirleyici ve sınırlı olduğu takdirde İran’a karşı askeri adımları destekleyebileceğini söyledi. Kole, “Beyaz Saray, atılacak her adımı Amerikan güvenliği ve iç ekonomik istikrarla açık şekilde ilişkilendirmeli” dedi.

Ancak anketler, halkın başka bir dış savaşa girme konusunda isteksiz olduğunu gösteriyor. Trump’ın seçmenlerin ekonomik kaygılarını tamamen çözme vaadini yerine getirmedeki zorlukları göz önüne alındığında, İran ile olası bir tırmanış, başkan için ciddi riskler taşıyor. Trump, Reuters ile yaptığı son röportajda, partisinin ara seçimlerde zorluklarla karşılaşabileceğini kabul etmişti.

Savaşın çeşitli nedenleri

Tarih boyunca dış politika nadiren ara seçimlerde seçmenler için belirleyici bir konu olmuştur. Ancak Trump, Ortadoğu’ya iki uçak gemisi, savaş gemileri ve savaş uçaklarını içeren büyük bir güç sevk edince, İran önemli tavizler vermediği sürece askeri bir harekât gerçekleştirmekten başka seçeneği kalmamış olabilir. Aksi takdirde uluslararası alanda zayıf görünme riskiyle karşı karşıya.

Trump’ın olası bir saldırı için sunduğu gerekçeler ise belirsiz ve çeşitli. Ocak ayında, İran hükümetinin ülke genelindeki halk protestolarını bastırma kampanyasına yanıt olarak saldırı tehdidinde bulundu, ancak daha sonra geri adım attı.

"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)

Son dönemde ise askeri tehditlerini İran’ın nükleer programını sona erdirme talepleriyle ilişkilendirdi ve ‘rejim değişikliği’ fikrini gündeme getirdi. Ancak kendisi ve yardımcıları, hava saldırılarının bunu nasıl gerçekleştireceğini açıklamadı.

Beyaz Saray’daki ikinci yetkili, Trump’ın ‘her zaman diplomasiyi tercih ettiğinin ve İran’ın geç olmadan anlaşmaya varması gerektiğinin’ açık olduğunu söyledi. Yetkili, başkanın ayrıca İran’ın ‘nükleer silaha sahip olamayacağını, üretim kapasitesi bulunamayacağını ve uranyum zenginleştiremeyeceğini’ vurguladığını bildirdi.

Birçok gözlemci, Trump’ın bu belirsizliğini, Başkan George W. Bush’ın 2003’te Irak’ı işgal etme gerekçesiyle ortaya koyduğu net hedeflerle karşılaştırıyor.

Bush, ülkenin kitle imha silahlarını yok etmeyi amaçladığını açıkça belirtmişti; ancak bu hedeflerin daha sonra yanlış istihbarat ve asılsız iddialara dayandığı ortaya çıkmıştı.

Godfrey, ara seçimlerde belirleyici rol oynayan bağımsız seçmenlerin, Trump’ın İran ile nasıl başa çıktığını yakından izleyeceğini söyledi. Godfrey, “Seçmenler ve başkanın tabanı, Trump’ın argümanlarını sunmasını bekleyecek” dedi.


Doğu Pasifik Okyanusu'nda bir tekneye düzenlenen ABD bombardımanında üç kişi hayatını kaybetti

Karayipler'de ABD'nin düzenlediği bir baskında hedef alınan bir tekne, (Arşiv- Reuters)
Karayipler'de ABD'nin düzenlediği bir baskında hedef alınan bir tekne, (Arşiv- Reuters)
TT

Doğu Pasifik Okyanusu'nda bir tekneye düzenlenen ABD bombardımanında üç kişi hayatını kaybetti

Karayipler'de ABD'nin düzenlediği bir baskında hedef alınan bir tekne, (Arşiv- Reuters)
Karayipler'de ABD'nin düzenlediği bir baskında hedef alınan bir tekne, (Arşiv- Reuters)

ABD ordusu, son aylarda yaşanan benzer olayların sonuncusu olarak, Doğu Pasifik'te bir tekneyi bombaladığını ve üç mürettebatın öldüğünü açıkladı.

Trump yönetimi, bölgede uyuşturucu kaçakçılığı şüphesiyle imha edilen gemilerin başarısını övüyor. ABD ordusu, X platformunda yaptığı bir paylaşımda, teknenin "uyuşturucu kaçakçılığı operasyonlarına karıştığını" belirtti.


Rodriguez: Daha demokratik, adil ve özgür bir Venezuela inşa ediyoruz

Venezuela geçici Cumhurbaşkanı Delcy Rodriguez (Reuters)
Venezuela geçici Cumhurbaşkanı Delcy Rodriguez (Reuters)
TT

Rodriguez: Daha demokratik, adil ve özgür bir Venezuela inşa ediyoruz

Venezuela geçici Cumhurbaşkanı Delcy Rodriguez (Reuters)
Venezuela geçici Cumhurbaşkanı Delcy Rodriguez (Reuters)

Venezuela'nın geçici Cumhurbaşkanı Delcy Rodriguez, devlet televizyonunda dün yayınlanan konuşmasında, "daha demokratik, daha adil ve daha özgür bir Venezuela" inşa etmek için çalıştığını söyledi.

Rodriguez, yüzlerce siyasi mahkumu serbest bırakacak tarihi af yasasının kabul edilmesinden bir gün sonra, dün yaptığı açıklamada, "Bugün daha demokratik, daha adil ve özgür bir Venezuela inşa ediyoruz ve bu herkesin çabasıyla yapılmalıdır" ifadelerini kullandı.