Batı’nın Ukrayna’ya sağladığı ezici desteğin sırrı ne?

‘Kiev’in Avrupalılaşması’ yıllar önce başladı. Avrupalılar, şu an bunu açıkça kabul ediyor.

Ukrayna kazanır ve mevcut çatışmadan bağımsız bir ülke olarak çıkarsa Vladimir Putin, istemeden Ukrayna’yı sonsuza kadar Batı Avrupa’nın kollarına itmiş olabilir (Reuters)
Ukrayna kazanır ve mevcut çatışmadan bağımsız bir ülke olarak çıkarsa Vladimir Putin, istemeden Ukrayna’yı sonsuza kadar Batı Avrupa’nın kollarına itmiş olabilir (Reuters)
TT

Batı’nın Ukrayna’ya sağladığı ezici desteğin sırrı ne?

Ukrayna kazanır ve mevcut çatışmadan bağımsız bir ülke olarak çıkarsa Vladimir Putin, istemeden Ukrayna’yı sonsuza kadar Batı Avrupa’nın kollarına itmiş olabilir (Reuters)
Ukrayna kazanır ve mevcut çatışmadan bağımsız bir ülke olarak çıkarsa Vladimir Putin, istemeden Ukrayna’yı sonsuza kadar Batı Avrupa’nın kollarına itmiş olabilir (Reuters)

Tarık eş-Şami
Birçok insan, dünya genelindeki silahlı direnişleri hemen kınayan Batı ülkelerinin, 2008 yılında Rusya ile savaşında Gürcistan’ı desteklemekten kaçınması, ardından Rus güçler Kırım’a girerek 2014’te onu ilhak ettiğinde Kırım’ı desteklemeyi reddetmesi karşısında şaşkın. Ancak bu Batı ülkeleri, söz konusu Ukrayna olduğunda tam tersi bir tavır sergiliyor. Peki bu dönüşüme ne sebep oldu? Neden Avrupa tüm bu ezici desteğini Ukrayna’ya veriyor? Durum, Ukraynalıların son yıllarda Rusya’dan uzakta inşa etmeye çalıştıkları Avrupa ​​kültürel kimliğiyle mi, yoksa Avrupalıların artan Rusya korkusuyla mı ilgili?

Dönüşüm
24 Şubat 2022’de Ukrayna’ya yönelik Rusya saldırısının başlamasından bu yana Kiev’in Avrupa’dan aldığı muazzam dayanışma ve maddi destek olağanüstü ve şaşırtıcı oldu. Örneğin Sovyetler Birliği’nin 1939’da Finlandiya’yı işgal etmesinden bu yana savaş halindeki hiçbir ülkeye askeri yardım sağlamayan ve tarihsel olarak tarafsız İsveç, Ukrayna’ya askeri yardımda bulundu. Ayrıca dünyadaki çatışma bölgelerine sadece ölümcül olmayan yardımlarda bulunma politikası izleyen Almanya, bu politikaya göz yumdu ve neredeyse her hafta Ukrayna’ya askeri yardım yapıldığını duyurdu. Her iki ülke de şu an Ukrayna’ya askeri silahlarla yardım ediyor. Öyle ki son olarak ‘Strela’ uçaksavar füzelerinin gönderileceği ilan edildi. Ayrıca Almanya Dışişleri Bakanı, büyük bir kısmı Almanya tarafından karşılanacak olan 1 milyar 100 milyon dolarlık askeri yardım tahsis edildiğini duyurdu.
İsveç, Almanya ve ABD’nin yanı sıra Danimarka, Estonya, Letonya, Polonya, Fransa, Çek Cumhuriyeti ve Slovakya, Ukraynalılara yönelik devam eden insani ve ekonomik yardımın yanı sıra Rus saldırısına direnmek için Ukrayna’ya silah sağlamanın meşru olduğuna karar verdi.
Gözlemcileri ve araştırmacıları şaşırtan şey ise dünyanın başka yerlerinde devam eden silahlı direnişi uzun bir süredir kınayan Batı ülkelerinin, ‘çatışan ülkelere silah ihracatına karşı sıkı ulusal düzenlemeler nedeniyle’ çatışma bölgelerine silah tedarik etmekten kaçınmalarıydı. Bu ülkeler, Avrupa Birliği’nin (AB) silah ihracatı üzerindeki özel kısıtlamalarına da tabi. Bu Avrupalı ve Batılı ülkeler, 2008’de Rusya saldırıda bulunduğunda Gürcistan’a benzer ve hatta sembolik bir destek sağlamamış olmasına rağmen Ukrayna’ya oldukça farklı davrandılar. Ayrıca bu ülkeler, Rusya’nın Doğu Ukrayna’yı işgal ettiği ve Kırım’ı ilhak ettiği 2014’te de herhangi bir yardımda bulunmadı.

Rusya’dan Avrupa’ya tehdit
Avrupa’nın Ukrayna’ya yönelik aceleciliğinin etkenlerinden biri de kuşkusuz büyük ölçüde eski Sovyet komşusuna yönelik Rus saldırısının ardından birçok Avrupa ülkesinin hissettiği endişe duygusundan kaynaklanıyor. Bu duygunun bir sebebi ise Rusya’nın askeri yetenekleri ve coğrafi yakınlığının yanı sıra Finlandiya ve İsveç gibi tarafsız ülkelerin bile Rusya’yı ana askeri tehdit olarak gördüğü gerçeği.
Finlandiya açısından, kendisi ve Sovyetler Birliği (daha sonra da Rusya) arasındaki güvensizlik, onlarca yıldır devam ediyor. Öyle ki Finlandiya, Sovyetler Birliği’nin 1939’un sonunda yaptığı gibi topraklarını genişletmek istediğine ve kendisini topraklarının onda birinden vazgeçmeye zorlayacağına inandı. Aynı şekilde Moskova, Finlandiya topraklarının NATO kuvvetleri için bir üs olarak kullanılmasına izin vereceğinden de korkuyordu. Bu durumlar, nüfusu 5,5 milyondan fazla olmayan Finlandiya gibi bir ülkenin neden zorunlu askerlik ve sürekli periyodik tatbikat sürdürdüğünü ve savaş zamanında toplam 900 bin yedek kuvvetten 280 bin askeri seferber edebildiğini gösteriyor.
Ama İsveç ise Sovyetler Birliği’nin ve ardından Rusya Federasyonu’nun denizaltılarını karasularına sızdığından şüpheleniyor. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra bile İsveç ordusu, doğudan gelen işgalcilere karşı gerilla savaşı eğitimi yürütüyor. Batı’da kimse NATO’dan bir saldırı beklemiyordu. Rus askeri uçaklarının İsveç hava sahasını ihlal etmesiyle son yıllarda Rusya’dan gelen tehdit hissi de önemli ölçüde arttı. Son olarak Ukrayna savaşının patlak vermesinden sadece birkaç hafta önce Rus olduğuna inanılan bir insansız keşif uçaklarının ‘İsveç nükleer santralleri ve 19. yüzyılın başında Rusya tarafından işgal edilen Baltık Denizi’ndeki bir ada’ üzerinde uçuşu endişe vericiydi.
Bu endişeler, dağılmadan önce Sovyetler Birliği’nin bir parçası olan üç Baltık devleti Litvanya, Letonya ve Estonya gibi diğer birçok Avrupa ülkesinin yanı sıra, Polonya ve eski Varşova Paktı ülkeleri açısından değişen düzeylerde benzer.

Kültürel kimlik
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, Rusya’nın Avrupa’ya yönelik tehdit endişelerinin önemine rağmen, Ukrayna’yı silahlandırmanın ve her alanda yardım etmenin tek nedeni bu değil. Öyle ki yıllar boyunca Ukrayna’nın ayrı bir Avrupa devleti olarak çerçevelendiği bir anlayış ortaya çıktı.
Amerikan Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler Profesörü Anders Hardig gibi kimlik sorunları ve toplumsal hareketler konusunda uzman bir dizi uzman, Avrupa’nın Ukrayna’ya verdiği desteğin artmasının, Ukraynalıların son yıllarda Ukrayna kimliğini Rusya’dan daha uzak ve AB’ye daha yakın olacak şekilde dönüştürmek için yürüttüğü bir kampanyadan kaynaklandığını söyledi.

Kim Avrupalı?
Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasından sadece dört gün sonra Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, “Ukrayna, bizden biri ve onu AB’de istiyoruz” diyerek, Rusya’nın Avrupa’yı ve uluslararası sistemi kurallara dayalı olarak istikrarsızlaştırmaya çalıştığını söyledi. Bir hafta önce ise Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, ülkesinin AB’ye katılım başvurusunda ilerleme kaydedilmesini beklendiğini söyledi.
Ancak Avrupa kimliği, yalnızca coğrafi konumla belirlenmiyor. Uzun bir süredir Avrupa kimliği, Orta ve Doğu Avrupa ülkelerini kategorik olarak dışladı. Örneğin Polonya ve Macaristan, 21. yüzyılın ilk on yılında AB’ye dahil olduğunda gerçek Avrupalılar olarak katılımları en iyi ihtimalle zayıftı. Doğu Avrupa'nın komünizm sonrası devletlerinin kimliği göz önüne alındığında kimlikleri, Osmanlı, Prusya, Çarlık ve Alman Nazi imparatorluklarının çoğuna karşı kendi ulusal kaderlerini tayin hakkı için verilmiş iki yüzyıllık mücadelenin doruk noktası olarak kabul edilen 1989 devrimleri tarafından şekillendirildi.
Bu dönemde halkın kolektif bir varlık veya bir ulus olarak, kendi etnik kimliğini ifade etme hakkına sahip olduğu ve aidiyet konusunu temel bir değer olarak vurgulama fikri ortaya çıktı. Bu fikir, bazıları tarafından kolektif Avrupa kimliğiyle bağdaşmadığını düşündüğü haklardan yararlanmanın temel koşulu olarak görülüyor. 2008 ekonomik krizi sırasında Polonyalılara ve Macarlara yönelik önyargı ve ırkçı şiddet ortaya çıktı. İngiltere’nin AB’den ayrılma kararı aldığı 2020’deki Brexit sırasında ırkçılık şiddetlendi. İngiltere’de yaşayan Polonyalılar ve diğer Doğu Avrupalılar, Brexit’in ardından kendilerine yönelik nefret suçlarının artmasından sonra radikalizm yanlısı grupların saldırılarından korkmaya başladı. Yalnızca Temmuz 2020’de bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 40’lık bir artışla 5 binden fazla nefret suçu rapor edildi. Bu suçların büyük çoğunluğu, Doğu Avrupa ülkelerinin vatandaşlarına yönelikti ve Polonyalılara yönelik saldırılar, diğer farklı milletlere karşı daha fazlaydı.

Ukrayna için ne değişti?
Ancak son birkaç yılda kimin ‘Avrupalı’ olarak kabul edildiğine dair Avrupa anlayışında bir şeylerin değiştiği açık. Bu değişimin, 2013- 2014 yıllarında Ukrayna’daki Maidan protestolarıyla bağlantılı olduğu ortaya çıktı. O yıllarda, dönemin Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç, ülkenin AB ile entegrasyonunu ilerletme amaçlı bir anlaşmayı imzalamayı reddetmesinden kısa bir süre sonra sivil kargaşa ve sokak protestoları patlak vermişti. Binlerce eylemcinin polis ve güvenlik güçlerinin şiddetine maruz kalmasına ve onlarca eylemcinin öldürülmesine rağmen nihayetinde protestolar, Yanukoviç’in ülkeden kaçmasına ve yeni seçimlerin yapılmasına yol açtı.
1991’deki Ukrayna bağımsızlığından bu yana birbirini takip eden Ukrayna hükümetleri, kimliklerinin ‘Avrupalılaştırılması’ konusundaki ısrarlarını alenen ilan etmek üzere bilinçli bir kampanya başlattı. Bu durum hala, Zelenskiy hükümetinin (Ukrayna toplumunun uzun vadeli hedefi olan) AB’ye katılma hırslarına ve siyasi yasaları ve yönetmelikleri değiştirmekten daha fazlası üzerinde çalışan toplumsal hareketlerine yansıyor. Maidan protestolarına tanık olan sosyologlara göre Rusya’ya yakınlık hissedenler ile Avrupa’ya meyledenler arasında bağımsızlık sonrası verilen kimlik mücadelesinde bir dönüm noktası olarak toplum, yeni bir kimlik yarattı.

Biz Avrupalıyız
Ukrayna’nın tam üyelik umuduyla AB ile entegrasyonunu artırmaya yönelik art arda gelen çabaları, Ukrayna’yı AB içinde zorla Avrupalılaşmayı pazarlamaya yöneltti. 2020’deki Avrupa- Ukrayna zirvesinde Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, “Ukraynalılar inandığımız değerler açısından temelde Avrupalıdır. Biz, doğuştan gelen özgürlüklerimizde ve derin demokratik ilkelerimizde Avrupalıyız” dedi.
Avrupa’nın Ukrayna’ya yönelik ezici ve duygusal desteği, Rus saldırısının 2014’te Kırım’a yönelik başlattığı saldırıya kıyasla çok daha geniş kapsamlı olmasının bir sonucu değildi. Ancak bu durum, AB içerisinde Ukrayna’nın aslında Avrupalı ​​olduğu algısının artmasıyla bağlantılı ve bu da Ukrayna hükümeti tarafından iyi bilinen bir algıdır. Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmitro Kuleba, Twitter üzerinden yaptığı açıklamada, Rus ordusunun Avrupa’nın en büyük nükleer santraline dört bir yandan ateş ettiğini belirtti. Ukrayna First Lady’si Olena Zelenskiy ise eşinin resmi internet sitesinde Avrupa ülkelerine etkili bir çağrıda bulunarak, bunun Avrupa’da, AB sınırları yakınında gerçekleşen bir savaş olduğunu söyledi.

Avrupa’nın rolü
Her ne kadar Avrupa sağ partileri, 2012 yılında Hollandalı sağcı politikacı Geert Wilders’ın yaptığı gibi yakın zamana kadar Orta ve Doğu Avrupa vatandaşlarına karşı kullandıkları, Avrupa medeniyetinin üstünlüğü fikrini içiren söylemler kullanmış olsalar da aslında bu söylemi Avrupa sağı icat etmedi. Bu partiler, halka, toplumu rahatsız eden, kirlilik ve sorunlara neden olan Polonya, Romanya ve Bulgar vatandaşlarını kınama çağrısı yapıyordu. Kendileri, eski Avrupa kültürüne ve barbar bölgeler olarak tanımladıkları yerler karşısında uygar Avrupa klişelerine sıkı sıkıya bağlılar.
Belki de bu durum, AB yetkililerinin yakın zamana kadar Ukrayna’nın AB üyeliği fikrine direnmelerinin nedenlerinden biriydi. Ancak Rus işgali, şu an onları ters yöne itti. İspanya Temsilciler Meclisi’nde Halk Partisi’nin bir üyesi, “Bu, Batı’nın kötü ve liberal olmayan rejimlere karşı savaşıdır ve biz tarihin doğru tarafında olmalıyız” dedi.
Yakın zamanda bir Avrupa ülkesini işgal etmesi nedeniyle çoğu Avrupalı, ​​Rusya’yı hala barbar olarak görürken, aynı zamanda Ukrayna’yı medeni Avrupa toplumunun bir parçası olarak hızla kabul etmeye de daha çok istekliler. Ukrayna, Batı medyasında Rusya’ya karşı bağımsızlığı, Batı Avrupa ve değerleri için yiğitçe savaşan bir kişi olarak göründü. Eğer Ukrayna kazanır ve mevcut çatışmadan bağımsız bir ülke olarak çıkarsa Vladimir Putin, istemeden Ukrayna’yı sonsuza kadar Batı Avrupa’nın kollarına itmiş olabilir.



Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD ile nükleer görüşmeler sürerken dünya güçlerinin baskısına "boyun eğmeyeceğini" söyledi.

Reuters'ın haberine göre Pezeşkiyan televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Dünya güçleri bizi boyun eğmeye zorlamak için sıraya giriyor... ama bize yarattıkları tüm sorunlara rağmen başımızı eğmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü, İran'a iki taraf arasındaki devam eden müzakerelerde "anlamlı bir anlaşmaya" varması için 15 günlük bir ültimatom verdi, aksi takdirde "kötü sonuçlarla" karşılaşacakları uyarısında bulundu. Tahran ise uranyum zenginleştirme hakkını yineledi.

ABD'nin bölgedeki askeri yığılması devam ederken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD müttefiki olan ülkesinin Tahran'ın herhangi bir saldırısına güçlü bir şekilde karşılık vereceği konusunda uyardı.

ABD ve İran, Umman'ın arabuluculuğuyla 6 Şubat'ta dolaylı görüşmelere yeniden başladı. Salı günü Cenevre'de ikinci tur görüşmeleri gerçekleştirdikten sonra müzakerelere devam etme niyetlerini açıkladılar.

İran çarşamba günü bu müzakereleri ilerletmek için bir taslak çerçeve hazırladığını açıklarken, ABD, Tahran'a saldırmak için "birden fazla neden" olduğunu belirterek uyarı tonunu korudu.

Trump, “Yıllar içinde İran'la uygulanabilir bir anlaşmaya varmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Uygulanabilir bir anlaşmaya varmalıyız, yoksa kötü şeyler olacak” dedi.

Şöyle devam etti: “Bir adım daha ileri gitmemiz gerekebilir, gitmeyebiliriz veya bir anlaşmaya varabiliriz. Bunu muhtemelen önümüzdeki 10 gün içinde öğreneceksiniz.” Daha sonra Trump, gazetecilere sürenin “10-15 gün” olduğunu söyledi.


İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
TT

İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)

Yunanistan Kültür Bakanlığı, Naziler tarafından kurşuna dizilen 200 komünistin son anlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları bir Belçikalı koleksiyoncudan almak için ön anlaşma imzaladı.

Bu fotoğrafların ülke mirası olduğunu kabul eden Atina yönetimi, anlaşmanın detaylarını açıklamadı.

Anlaşma üzerine internetteki satış ilanı yayından kaldırıldı. 

Kültür Bakanı Lina Mendoni, koleksiyoncu Tim de Craene'nin yanına giden uzmanların, fotoğrafların gerçek olduğunu tespit ettiğini cuma günü duyurdu. 

200 komünistin, 1 Mayıs 1944'te Atina'nın banliyölerinden Kesariani'de infaz edilmeden önce çekildiği bildirilen 12 fotoğraf, geçen hafta eBay'de satışa çıkarılmıştı. 

Yunanistan Kültür Bakanlığı'nın Belçika'ya gönderdiği uzmanlar, bunların 1943-1944'teki Nazi işgali sırasında Yunanistan'da görevlendirilen Alman komutanlarından Hermann Heuer'ın imzasını taşıyan 262 fotoğraflık koleksiyonun bir parçası olduğunu fark etti. 

Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)

200 komünist siyasi mahkumun Naziler tarafından kurşuna dizilmesi, o dönemin en büyük katliamlarından biri olarak kabul ediliyor. Olaya dair fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkarken açık artırma girişimi tepki çekti.

Teselya Üniversitesi'nde toplumsal tarih dersleri veren Polymeris Voglis, New York Times'a şu yorumu yaptı:

Kendi infazlarına yürüyen bu kişilerin yüzlerini 82 yıl sonra ilk kez görüyoruz. Boyun eğmeyen duruşları beni çok etkiledi.

Voglis bu fotoğrafların ders kitaplarına eklenmesi gerektiğini ifade etti. 

Kesariani'de Nazilerin öldürdüğü komünistler için yapılan bir anıt, fotoğrafların gündem olmasının ardından tahrip edildi. 

Anıtı onaracağını bildiren Kesariani Belediyesi, "Bazılarını ne kadar rahatsız ederse etsin tarihi hafıza silinemez" dedi.

II. Dünya Savaşı biterken Batı destekli yönetimle komünistler arasında patlak veren iç savaş 1949'a kadar sürmüştü. O dönemde yaşanan kutuplaşmaların etkileri, günümüzde de hissediliyor. 

Independent Türkçe, New York Times, France24, AP


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.