Kiev, Rusya'yı Ukrayna’yı ikiye bölmeye çalışmakla suçluyor

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, uluslararası toplumdan daha fazla silah istiyor

Sivil Kurtarma ekipleri dün Harkov’daki enkazda hayatta kalanları arıyor (AP)
Sivil Kurtarma ekipleri dün Harkov’daki enkazda hayatta kalanları arıyor (AP)
TT

Kiev, Rusya'yı Ukrayna’yı ikiye bölmeye çalışmakla suçluyor

Sivil Kurtarma ekipleri dün Harkov’daki enkazda hayatta kalanları arıyor (AP)
Sivil Kurtarma ekipleri dün Harkov’daki enkazda hayatta kalanları arıyor (AP)

Ukrayna Askeri İstihbarat Başkanı Tuğgeneral Kırılo Budanov, Rusya'yı, Kore'nin Kuzey ve Güney olarak ikiye bölünmesi gibi Ukrayna'yı ikiye bölmeye çalışmakla suçladı.
Ülkenin ikiye bölünmesini önlemek için topyekün bir gerilla savaşı yürütme sözü veren Budanov, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Kore devletinin bölünmesine atıfta bulunarak, “Aslında Ukrayna'yı Kuzey ve Güney Kore gibi bölme girişiminde bulunuyorlar” açıklamalarına başvurdu.
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir (Volodomir) Zelenskiy uluslararası toplumu Rus işgal güçlerini püskürtmek için Ukrayna’ya tanklar, uçaklar ve füzeler vermeye çağırırken, hükümeti ise Moskova güçlerinin yakıt ve yiyecek depolarını hedef aldığını söyledi.

NATO uçaklarının yüzde 1'i
Bazı Ukrayna şehirlerini tahrip eden Rus savaşı, insani krize neden oldu. Ülke nüfusunun yaklaşık dörtte birini temsil edecek şekilde yaklaşık 10 milyon insanı evlerini terk etmek zorunda kaldı. Cumartesi akşamı görüntülü açıklamada bulunan Zelenskiy, Batılı ülkeleri artık ‘toz toplamış’ askeri teçhizat stoklarından sağlamaya çağırdı. Aynı zamanda Ukrayna’nın NATO uçakları ve tanklarının yüzde 1’ine ihtiyacı olduğunu vurguladı.
Batılı ülkeler Ukrayna'ya şimdiye kadar hafif silahlar ve savunma teçhizatının yanı sıra tanksavar ve uçaksavar füzeler sağladı. Ancak herhangi bir ağır silah veya uçak tedarik etmedi. Zelenskiy, “31 gündür bekliyoruz. Avrupa-Atlantik topluluğundan kim sorumlu? Korkutma yoluna başvurduğu için hala Moskova mı?” vurgusunda bulundu.
Diğer yandan Ukrayna İçişleri Bakanı Danışmanı Vadim Denisenko, Rusya'nın Ukrayna'daki akaryakıt ve gıda depolarını yok etmeye başladığını, dolayısıyla hükümetin yakın gelecekte bu stokları ayrı yerlere yerleştirmek zorunda kalacağını vurguladı. Rusya Savunma Bakanlığı ise füzelerin Cumartesi günü Polonya sınırına yalnızca 60 kilometre uzaklıktaki batı şehri Lviv yakınlarındaki bir yakıt deposunu ve bir askeri teçhizat onarım tesisini hedef aldığını bildirdi.
Rus işgal güçlerinin doğrudan ülkenin doğusundaki ayrılıkçı bölgelere bakan Ukrayna güçlerini kuşatmaya almaya yoğunlaştığı fikrindeki Birleşik Krallık Savunma Bakanlığı ise “Kuzey Ukrayna'daki savaş alanı büyük ölçüde durağan. Ukrayna'nın karşı saldırıları ise Rusya'nın kuvvetlerini yeniden organize etme girişimlerini engelliyor” açıklamalarında bulundu.

Çernobil ve nükleer tesisler
Ukrayna parlamentosu tarafından yapılan açıklamada, Rus kuvvetlerinin Harkov şehrindeki bir nükleer araştırma tesisini ateş altına aldığı belirtildi. Devlet Nükleer Denetim Kurumu tarafından yapılan açıklamada, “Nükleer tesis bölgesinde durmaksızın süren çatışmalar nedeniyle hasarın boyutunu değerlendirmek şu anda mümkün değil” ifadelerine başvuruldu.
Ukraynalı yetkililerin bildirdiğine göre Çernobil nükleer santrali çalışanlarına ev sahipliği yapan şehrin kontrolünü ele geçiren Rus kuvvetleri, Belediye Başkanı’nı kısa süreliğine alıkoyarak protestolara yol açtı.
Şehri de sınırları içerisine alan Kiev Bölgesel Askeri İdaresi, Slavutıç’a baskın düzenleyen Rus işgal güçlerinin belediye hastanesini işgal ettiğini duyurdu. Başkentin yaklaşık 160 kilometre kuzeyinde yer alan yaklaşık 25 bin nüfuslu şehir, 1986 yılında Çernobil tesisinde meydana gelen nükleer felaketin ardından inşa edilmişti. Vatandaşların devasa bir Ukrayna bayrağı ile hastaneye doğru yürüdüklerini bildiren yetkililer, Rus güçlerinin ise kalabalığı dağıtmak için havaya ateş açtığını ve ses bombası kullandığını kaydetti.
Instagram’da yetkililer tarafından yayınlanan görüntülerde, onlarca insanın Ukrayna bayrağının etrafında toplanıp “Zafer Ukrayna’nın!” sloganları attığı görülüyor. AFP’ye yaptığı ilk açıklamada gösterinin barışçıl bir şekilde sona erdiğini söyleyen Belediye Başkanı, Facebook'ta yayınlanan bir videoda gösterilerde en az 3 kişinin öldürüldüğünü duyurdu. Ancak can kayıplarının ne zaman ve hangi şartlar altında kaydedildiğini belirtmeyen Belediye Başkanı, “Ölü insanlarımız var, bu doğru. Şu ana kadar 3 ölüm doğrulandı” dedi.
Rus kuvvetleri, işgalin ilk günü 24 Şubat'ta Çernobil tesisinin kontrolünü ele geçirmişti. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), Ukrayna'nın Rusya'nın Slavutıç’ı bombaladığını bildirmesi ardından endişesini dile getirmişti. Rusya'nın sahanın kontrolünü ele geçirmesi ardından tesiste çalışanlar ilk defa bu hafta sonu görevlerini devretti. Ukraynalı yaklaşık yüz teknisyen, tesisteki günlük işleri yaklaşık 4 hafta boyunca herhangi bir dönüşüm olmaksızın yürütmeye devam etti.

Mariupol şehri
Mariupol Belediye Başkanı Vadim Boyçenko, Rusya'yı söz konusu liman şehrini yeryüzünden silmeye çalışmakla suçladı. Ukrayna Bağımsız Enformasyon Ajansı'na konuşan Boyçenko, Rus güçlerini şimdiye kadar ağır hasar gören şehrin Rusların da dahil olduğu nüfusuna karşı ‘katı adımlar’ atmakla suçladı. Aynı zamanda “Kimseyi korumakla mükellef değiller. Görevleri, sakinleri dahil olmak üzere şehri yeryüzünden silmek. Bunun adı yalın bir dille etnik temizliktir. Başka bir adı olamaz” vurgusunda bulundu.
Ukrayna bayrağının Mariupol üzerinde dalgalanmaya devam ettiğinin altını çizen Boyçenko, “Askerlerimiz bayrağın gelecekte de dalgalanmasını sağlamak için ellerinden geleni yapıyor” dedi. Ancak şehrin bazı bölgelerinin gerçekten Rus kontrolü altında olduğunu hatırlatan Belediye Başkanı, Ukrayna güçlerinin şehri kurtarma olasılığı hakkında herhangi bir yorum yapmayı reddederek “Şehir kuşatma altında. Çember daralıyor. Şehrin geleceğini bize zaman gösterecek” vurgusunda bulundu.
Geçtiğimiz günlerde Mariupol'dan yetkililer, bir aydır süren savaşta 2 bin 187 sivilin öldürüldüğünü söyledi. Boyçenko ise “Rakamın artık çok daha yüksek olduğunu söyleyebilirim” ifadeleri ile yetindi. 

Bin 119 sivil öldürüldü
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (OHCHR) tarafından Pazar günü yapılan açıklamada, Rusya'nın Ukrayna'ya saldırısı başladığından bu yana bin 119 sivilin öldüğü, bin 790 kişinin ise yaralandığı belirtildi. BM, 24 ila 26 Mart gece yarısı arasındaki süreyi kapsayan açıklamasında, ölenlerden 15’inin genç kız, 32’sinin erkek çocuk, 52’sinin ise bebek olduğunu bildirdi. Şiddetli çatışmaların yaşandığı bazı bölgelerden gelen bildiri eksikliği nedeniyle gerçek kayıp sayısının çok daha yüksek olduğu beklentisine de değindi.
OHCHR, çoğu sivilin ağır toplar, çok namlulu füze sistemleri, füze ve hava saldırıları gibi geniş alanları etkileyen patlayıcı silahlara kurban gittiğini aktardı.



Ortadoğu'da Amerikan savaş davulları yeniden çalıyor

USS Gerald Ford uçak gemisi, Akdeniz'deki Girit adasının Suda Körfezi'nde demirlemiş durumda, 24 Şubat 2026 (AFP)
USS Gerald Ford uçak gemisi, Akdeniz'deki Girit adasının Suda Körfezi'nde demirlemiş durumda, 24 Şubat 2026 (AFP)
TT

Ortadoğu'da Amerikan savaş davulları yeniden çalıyor

USS Gerald Ford uçak gemisi, Akdeniz'deki Girit adasının Suda Körfezi'nde demirlemiş durumda, 24 Şubat 2026 (AFP)
USS Gerald Ford uçak gemisi, Akdeniz'deki Girit adasının Suda Körfezi'nde demirlemiş durumda, 24 Şubat 2026 (AFP)

Elie Kuseyfi

İran'a karşı Amerikan askeri saldırısını geciktiren tek şeyin, sanki zaten gerçekleşmiş ve hedeflerine ulaşmış gibi, etkilerinin tamamlanması olduğu açıkça ortaya çıktı. Bunun dışında, saldırı bir zaman meselesi ve görünüşe göre hiçbir sebeple, hatta son günlerde ve haftalarda Donald Trump'ı saldırıyı başlatmadan önce durup on, yüz veya bin kere saymaya iten sebeplerle bile ertelenmesi söz konusu değil. Bu sebepler arasında İran'ın Nicolás Maduro Venezuelası ya da Saddam Hüseyin Irakı olmaması da yer alıyor. Bu nedenle, savaşın uzayacağı ve Amerika Birleşik Devletleri ve bölge içinde çok sayıda yankısı olacağı korkusu var. Mühimmatta, özellikle de İsrail'in geçen haziran ayındaki savunmasında kullanılan, Ukrayna'ya da gönderilen ve üretim sorunları yaşanan önleme füzelerinde bir yetersizlik de yaşanabilir.

Buna ilave olarak, Dini Lider Ali Hamaney'in tehdit ettiği gibi bu “uyarı saldırısının” bölgesel bir savaşı tetiklemesi korkusu da var. Trump da bu tehdide “Ne olacağını göreceğiz” diyerek meydan okumuştu. Ancak ABD Başkanı, İran'a, daha doğrusu Hamaney'e karşı bir “zafer” elde etmeden yarı yoldan geri dönemeyeceğine ikna olmuş gibi görünüyor. Muhtemelen, 2003’teki Irak işgalinden bu yana benzerinin konuşlandırılmadığı bir askeri gücü bölgede kullanmaktan kaçınmanın maliyetinin, özellikle de ABD ara seçimleri yaklaşırken, kullanmanın maliyetinden daha büyük olduğuna ikna olmuş durumda. Trump bu saldırıyı, kritik bir seçim fırsatı (aksi değil) olarak düşünüyor da olabilir.

Yani, ABD’nin savaş hazırlıkları artık tamamlandı, geriye sadece “başlama saati”ni beklemek kaldı. USS Gerald R. Ford uçak gemisi, Yunanistan'ın Girit adasına ulaşarak, onlarca savaş uçağı, bombardıman uçağı, yakıt ikmal uçağı ve füze savunma bataryasıyla birlikte USS Abraham Lincoln'e katıldı. Haberler, bu askeri yığınağın ABD hava kuvvetlerinin küresel konuşlanma kapasitesinin yüzde 40 ila 50'sini temsil ettiğine ve “ABD’nin daha önce hiç bu kadar gücü kullanmadan konuşlandırmadığına” işaret ediyor. Ayrıca, ABD Başkanı pazartesi akşamı Truth Social platformundan yaptığı paylaşımda, Genelkurmay Başkanı General Dan Keane'in İran'a saldırı düzenlenmesine karşı yaptığı uyarılarla ilgili haberleri ve raporları yalanladı. Haberler Keane'in, mühimmat ve müttefiklerden destek eksikliği ve ABD kuvvetleri için olası önemli riskler nedeniyle böyle bir saldırıya karşı çıktığını aktarmışlardı. Bu yalanlamayla Trump, yönetimi içindeki tartışmaya İran rejimine karşı askeri bir saldırı düzenleme lehine son noktayı koyuyor gibi görünüyordu.

Bugün Amerikan sözlüğünde teslimiyet, her şeyden önce, İran rejiminin 47 yıllık tarihinde ikinci kez “zehri yudumlamaya” hazır olduğunu ilan etmesi demek; zehri ilk kez 1980'lerin sonunda Irak ile ateşkesi kabul ederek yudumlamıştı

Bundan önce, ABD Özel Temsilcisi Steve Wittkof, Donald Trump'ın Tahran'ın neden henüz “teslim olmadığını” sorguladığını açıklamıştı. Bu, İran'a bu son fırsatı değerlendirmesi ve mevcut Amerikan mantığına göre, İran rejimini “zorunlu teslimiyete” zorlayacak askeri bir saldırıdan önce “gönüllü teslimiyeti” kabul etmesi için açık bir davetti.

Trump'ın İran'a askeri saldırı düzenleme seçeneğine meyilli olduğunun göstergelerinden biri de Washington'un gerekli olmayan diplomatlara Beyrut'tan ayrılmaları direktifini vermesi ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun İsrail'e yapmayı planladığı hafta sonu ziyaretini gelecek ayın başına ertelemesidir.

Dahası, New York Times gazetesinin sızdırdığı “Trump'ın İran'ı nükleer programından vazgeçmeye zorlamak için sınırlı bir saldırı düşündüğü ve saldırı başarısız olursa rejimi devireceği” yönündeki bilgiler, esasen “İran sorunu” ile başa çıkmakla ilgili mevcut seçenekleri tartışan bir Beyaz Saray toplantısının tutanaklarıydı. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu sadece gazetecilik açısından bir sansasyon haber değildi; İran liderliğine, muhtemelen önümüzdeki perşembe Cenevre'de olacak son fırsatı değerlendirmesi için doğrudan bir mesajdı. Buna göre ya nükleer konuda ciddi tavizler verip “sembolik bir zenginleştirme” oranını kabul etmeli ya da Tahran, Trump'ın uzun süreceğinden korkmadığı bir askeri harekat için hazır olmalıdır. New York Times'ın sızdırdığı bilgiler, Trump'ın savaşın uzun sürmesinden korkmadığını, aksine İran “teslim olmazsa” kendisi ile aylarca, belki de ikinci ve son döneminin geri kalanında, aşamalı olarak sürecek bir savaş olasılığını dışlamadığını gösteriyor. Amerikan gazetesinin haberine göre Trump, yakın danışmanlarına, diplomasi başarısız olursa önümüzdeki aylarda İran'a karşı büyük bir saldırı başlatacağını veya Tahran'ı nükleer programından vazgeçmeye zorlamak için kısa, açılış niteliğinde bir saldırı düzenleyeceğini bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin Florida eyaletindeki Palm Beach'te bulunan Trump'ın Mar-a-Lago kulübündeki görüşmenin ardından düzenlenen basın toplantısında, 29 Aralık 2025 (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin Florida eyaletindeki Palm Beach'te bulunan Trump'ın Mar-a-Lago kulübündeki görüşmenin ardından düzenlenen basın toplantısında, 29 Aralık 2025 (Reuters)

Bugün Amerikan sözlüğünde teslimiyet, her şeyden önce, İran rejiminin 47 yıllık tarihinde ikinci kez “zehri yudumlamaya” hazır olduğunu ilan etmesi demek; zehri ilk kez 1980'lerin sonunda Irak ile ateşkesi kabul ederek yudumlamıştı. Gelgelelim, Irak ile sekiz yıllık savaş İran rejiminin sosyal, siyasi ve askeri temellerini sağlamlaştırdıysa, ABD ile bir savaş, bu rejimi en azından “yumuşatılmış İslami versiyonu” ile yeniden üretecektir.

Ancak, dikkat çekici olan şu ki, önemli ve mesaj yüklü Amerikan sızıntılarına karşılık, İran sızıntıları da en az onlar kadar önemli ve anlamlı; sanki İran rejiminin kendi isteğiyle bir geçiş evresine girdiğini doğruluyor gibi. Nitekim Fransız Le Figaro gazetesi, bilgili kaynaklara dayanarak, eski İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin, protestoların zirveye ulaştığı 8-9 Ocak gecesinde baskıların başlamasından kısa bir süre önce, rejim içinde Dini Lideri görevden almaya yönelik bir harekete öncülük ettiğini belirtti. Kaynaklar, bu girişimin başarısız olduğunu, çünkü toplantıda hazır bulunan Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani'nin desteğini alamadığını ifade etti.

Dini Lider ve oğlu Mücteba da dahil olmak üzere İran liderliğinin hedef alınması, geniş bir askeri seçenek yelpazesinin parçası olarak Trump'a sunulan senaryolar arasındaydı

Bu haber, New York Times gazetesinin, protestolar ve Dini Lider başta olmak üzere İran liderliğine yönelik suikastlar da dahil olmak üzere, ABD ile artan savaş olasılığının gölgesinde, Dini Lider'in, en güvendiği adamlarından biri olan Laricani'yi ülkeyi yönetmekle görevlendirdiğini bildirmesinin ardından geldi. Cumartesi günü Axios sitesi de bilgi sahibi olduğunu söylediği kaynaklara dayanarak, Dini Lider ve oğlu Mücteba da dahil olmak üzere İran liderliğinin hedef alınmasının, geniş bir askeri seçenek yelpazesinin parçası olarak Trump'a sunulan senaryolar arasında yer aldığını bildirdi.

Gazete, adlarını vermediği altı üst düzey İranlı yetkili, 3 Devrim Muhafızı üyesi ve iki eski diplomatın, Laricani'nin ülkenin geniş çaplı protestolar ve ABD askeri saldırısı tehditleriyle karşı karşıya kaldığı ocak ayı başından beri hassas siyasi ve güvenlik dosyalarını etkin bir şekilde yönettiğini söylediğini aktardı. Bu arada, İran medyası da Ayetullah Humeyni'nin ölümünün ardından 1989'da göreve gelen Dini Lider'in yerine bir halef atama çabaları hakkındaki spekülasyonları körükledi.

 İran Parlamentosu Eski Başkanı Ali Laricani, cumhurbaşkanlığı seçimleri için kayıt belgelerini gösteriyor, Tahran, 31 Mayıs 2024 (AFP)İran Parlamentosu Eski Başkanı Ali Laricani, cumhurbaşkanlığı seçimleri için kayıt belgelerini gösteriyor, Tahran, 31 Mayıs 2024 (AFP)

Bütün bunlar, İran iktidar yapısı içinde bir tür “hareketliliğe” veya daha doğrusu, olanların Laricani'ye yönetim gücünün devredilmesinden başka bir şey olmadığına işaret ediyor. Bu, “fırtına geçene” kadar geçici bir icraat olmaktan ziyade, büyük olasılıkla kalıcı bir icraat olacaktır. Yine bu, “Cenevre süreci”ne paralel bir yol izliyor gibi görünen Ali Laricani liderliğinde İran rejiminin gidişatında yeni bir aşamanın duyurusu niteliğindedir. Kendisi büyük olasılıkla Umman ve belki de Katar'ın arabuluculuğuyla Amerikalılarla siyasi müzakereler yürütüyor ve bu müzakereler, Washington'un “yeni rejimi” tanımasını sağlamayı da içeriyor.

Peki, bu gerçekleşecek mi? Amerikan iç kaygılarından bölgesel endişelere kadar, İran meselesini çevreleyen karmaşıklıklar göz önüne alındığında, bu sorunun cevabı şüphesiz zor. Ancak, İran rejiminin şahin kanadından ve son protestoların bastırılmasını denetleyen Laricani'nin hem içeride hem de dışarıda rejimin meşruiyetini yeniden inşa edebileceğini hayal etmek de aynı derecede zor. Bu kesinlikle Trump'ın İran’dan beklediği türden bir “teslimiyet” değil, aksine İran rejiminin tarihinin en zayıf döneminde elde ettiği bir zafer olacaktır. Bu ise Donald Trump “teslimiyet” kelimesini yeniden tanımlamadığı sürece, mevcut bölgesel ve uluslararası iklimde gerçekleşmesi pek olası görünmeyen bir paradoks.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Ulusa Sesleniş'te Trump'tan üçüncü dönem şakası

ABD Başkanı Donald Trump, Ulusa Sesleniş konuşmasında bunun "Üçüncü dönemim olması gerek" diye espri yaptı (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Ulusa Sesleniş konuşmasında bunun "Üçüncü dönemim olması gerek" diye espri yaptı (Reuters)
TT

Ulusa Sesleniş'te Trump'tan üçüncü dönem şakası

ABD Başkanı Donald Trump, Ulusa Sesleniş konuşmasında bunun "Üçüncü dönemim olması gerek" diye espri yaptı (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Ulusa Sesleniş konuşmasında bunun "Üçüncü dönemim olması gerek" diye espri yaptı (Reuters)

Brendan Rascius 

ABD Başkanı Donald Trump, salı akşamı yaptığı Ulusa Sesleniş konuşmasında, üçüncü döneminin ortasında olması gerektiğine dair espri yaptı.

79 yaşındaki Cumhuriyetçi başkan, Temsilciler Meclisi salonunda toplanan meclis üyelerine, kabine üyelerine ve Yüksek Mahkeme yargıçlarına, "İkinci dönemimin ilk yılı... Üçüncü dönemim olmalıydı" dedi.

Bu, Trump'ın, eski Başkan Joe Biden'a kaybettiği 2020 seçiminin kendisinden "çalındığını" kanıt olmadan ima ettiği son olaylardan sadece biri.

Geçen yıl göreve döndüğünden beri başkan, Anayasa'nın 22. maddesi başkanların iki dönemden fazla görev yapmasını yasaklamasına rağmen, üçüncü bir dönem için aday olma fikrini de defalarca dile getirdi.

Martta NBC News'a 2028'de aday olma konusunda "şaka yapmadığını" söylemiş ve "Birçok insan bunu yapmamı istiyor" diye eklemişti.

Ekimde Temsilciler Meclisi Azınlık Lideri Hakeem Jeffries, Kongre Demokratlarıyla yaptığı bir toplantıda "Trump 2028" şapkalarının Oval Ofis'teki çalışma masasına yerleştirildiğini söylemişti.

Aralık ayında Beyaz Saray'da düzenlenen bir resepsiyonda Trump, İsrail asıllı Amerikalı mega bağışçı Miriam Adelson'ın kendisine 2028'de anayasaya aykırı bir üçüncü dönem için aday olması karşılığında 250 milyon dolar teklif ettiğini öne sürmüştü.

Ancak zaman zaman bu kuşkulu olasılık hakkında karışık sinyaller verdi.

Ekimde Air Force One'da tekrar aday olup olmayacağı sorulduğunda gazetecilere, "Bunu yapmayı çok isterim. Şimdiye kadarki en iyi rakamlarıma sahibim" demişti. Ancak daha sonra 2028'de aday olmanın "fazla kurnazca" ve "yanlış" olacağını söylemişti.

Üçüncü bir dönem için aday olmayı tamamen masadan kaldırıp kaldırmadığı sorulduğunda Trump şu yanıtı vermişti:

Masadan kaldırmıyor muyum? Yani, siz söyleyin.

Independent Türkçe,independent.co.uk/news/world/americas/us-politics


Rusya'dan Avrupa'ya göçmen kaçırmak için kullanılan tüneller... Uzmanlar "İran'ın müttefiklerinin" de işin içinde olduğundan şüpheleniyor

Polonya'nın güneydoğusundaki Lippa'da bulunan Kara Kuvvetleri Eğitim Merkezi karargahı- Gomsburg Kampı'ndaki askerler (EPA)
Polonya'nın güneydoğusundaki Lippa'da bulunan Kara Kuvvetleri Eğitim Merkezi karargahı- Gomsburg Kampı'ndaki askerler (EPA)
TT

Rusya'dan Avrupa'ya göçmen kaçırmak için kullanılan tüneller... Uzmanlar "İran'ın müttefiklerinin" de işin içinde olduğundan şüpheleniyor

Polonya'nın güneydoğusundaki Lippa'da bulunan Kara Kuvvetleri Eğitim Merkezi karargahı- Gomsburg Kampı'ndaki askerler (EPA)
Polonya'nın güneydoğusundaki Lippa'da bulunan Kara Kuvvetleri Eğitim Merkezi karargahı- Gomsburg Kampı'ndaki askerler (EPA)

Polonya, Rusya'yı Batı'ya karşı "hibrit savaş" olarak nitelendirdiği bir politika kapsamında, Belarus'tan kaynaklanan yeraltı tünelleri aracılığıyla Avrupa'ya göçmen göndermekle suçladı. Telegraph gazetesi, Polonyalı yetkililere dayandırdığı haberinde, Alexander Lukashenko liderliğindeki Belarus'un bu tünelleri tasarlamak ve kazmak için Ortadoğu'dan "son derece deneyimli" uzmanlar görevlendirdiğini bildirdi.

Askeri uzmanlar, tünel inşaatında uzmanlaşmış Hamas, Hizbullah, Kürt grupları veya DEAŞ gibi Ortadoğu gruplarının bu tasarımın arkasında olabileceğini öne sürdüler.

Bu taktik, Moskova ve Minsk'in Polonya'nın doğu sınırına uyguladığı baskıda yeni bir gerilimi temsil ediyor; bu sınırda on binlerce göçmeni sınırın ötesine geçirme girişimleri defaatle yaşandı.

Araştırmacı Lynette Nussbacher, Lübnan ve Gazze'deki geçmiş deneyimleri örnek göstererek, İran destekli grupların desteğinin "muhtemel" olduğunu belirtti. Diğer uzmanlar da olasılıkların çok sayıda olduğunu ve sorumluluğun kesin olarak belirlenemeyeceğini düşünüyorlardı.

Podlaskie'deki Sınır Muhafız birliğinden Yarbay Katarzyna Zdanovich, 2025 yılında dört tünel keşfedildiğini belirterek, termal kameralar ve sensörler de dahil olmak üzere gözetim sistemlerinin, yer altında bile sızma girişimlerinin tespit edilmesine olanak sağladığını vurguladı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy (DPA)Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy (DPA)

Aralık ayında Polonya'nın doğusundaki Narewka köyü yakınlarında en büyük tünellerden biri keşfedildi. Çoğunluğu Afganistan ve Pakistan'dan olmak üzere 180 göçmeni geçirmek için kullanılmış olan tünelden çıkanların çoğu yakalandı. Yaklaşık 1,5 metre yüksekliğindeki tünelin Belarus tarafındaki girişi bir ormanın içinde gizlenmişti. Tünel, Belarus'a yaklaşık 50 metre, Polonya'ya ise 10 metre uzanıyordu ve çökmesini önlemek için beton desteklerle güçlendirilmişti.

Varşova, bu eylemlerin Batı'yı Ukrayna'ya verdiği askeri destekten dolayı cezalandırmak ve Kiev hükümetine olan desteği zayıflatmak amacıyla yapıldığını savunarak, nihai sorumluluğu Belarus rejimine yüklüyor.

Ukrayna'nın 2022'deki işgalinden önce bile Belarus, Polonya'ya giden göçmenler için bir başlangıç ​​noktası olarak kullanılmış ve bu durum Polonya'nın yüzlerce kamerayla donatılmış 200 kilometrelik bir çit inşa etmesine yol açmıştır.

Polonya ayrıca Rusya'yı insansız hava araçları (İHA) kullanarak sabotaj saldırıları düzenlemek ve kaçak mal taşıyan balonlarla havada kaos yaratmakla suçluyor.

Polonya tünelleri tespit etme ve imha etme yeteneğini koruyor, ancak bir tünel kapatılır kapatılmaz yenilerinin ortaya çıkacağından endişe ediyor. Bu durumu, AB sınırlarına yönelik sistematik bir baskı kampanyası olarak nitelendiriyor.