Yahudi cemaati içinde hayırseverliğiyle tanınan Abramoviç’in milyarderliğe uzanan serüveni

Abramoviç’in Rusya - Ukrayna müzakerelerinde de rol oynadığı ortaya çıktı

Rus iş insanı Roman Abramoviç (Reuters)
Rus iş insanı Roman Abramoviç (Reuters)
TT

Yahudi cemaati içinde hayırseverliğiyle tanınan Abramoviç’in milyarderliğe uzanan serüveni

Rus iş insanı Roman Abramoviç (Reuters)
Rus iş insanı Roman Abramoviç (Reuters)

Rusya - Ukrayna savaşı 1. ayını geride bırakırken  Avrupa Birliği (AB), ABD ve Birleşik Krallık (BK), Rusya’yla ilişkili çok sayıda zengini yaptırım listesine aldı ve bu kişilerin Batı’daki mallarına el koydu.
Rusya’nın Ukrayna askeri müdahalesinin ardından aralarında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in de yer aldığı çok sayıda kişi BK tarafından yaptırım listesine alındı.  AB ve BK tarafından yaptırım listesine alınan isimler arasında Britanya futbol kulübü Chelsea’nin sahibi Roman Abramoviç de yer alıyor.
Putin’le yakın ilişkileri olduğu bilinen Abramoviç, savaşın başında eleştiri oklarının kendisine çevrilmesiyle kulübü satmaya karar verdi ve gelirini Rusya - Ukrayna savaşının mağduru sivillere bağışlayacağını açıklamıştı.
Ünlü milyarderin bu hamleyle yaptırımlardan kaçınmaya çalıştığı yorumları yapılıyordu. Öte yandan, bağışlar söz konusu olduğunda, Abramoviç’in özellikle Yahudi cemaati içinde hayırseverliğiyle tanındığı biliniyor.
Ancak bazı yorumcular, Abramoviç’in hayırseverlik faaliyetlerinin Rusya’nın siyasi etki alanını genişletme amacına hizmet ettiğini öne sürüyor.
Kendisini "Yahudi solunun zengin düşünce, aktivizm ve kültür geleneğine bağlı bir yayın" diye niteleyen Jewish Currents’te Abramoviç’in Yahudi cemaatlerine bağışları masaya yatırıldı.
David Klion imzasını taşıyan, "Bizim Oligarkımız" başlıklı makalede Rus milyarderin diğer ülkelerdeki faaliyetleri, çocukluğu ve nasıl zenginleştiği de tartışıldı.
Makalede öne çıkan başlıklarla Roman Abramoviç ve dünya siyasetine etkisi…

Abramoviç’in milyarderliğe uzanan serüveni
Abramoviç’in biyografilerini yazan Dominic Midgley ve Chris Hutchins’e göre Rus milyarder, 1966'da Saratov'da, kökleri Ukrayna, Beyaz Rusya ve Litvanya'ya kadar uzanan Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi.
Ancak ebeveynleri, Abramoviç daha üç yaşına girmeden öldü. Annesi Irina, merdiven altı bir kürtaj operasyonunda, babası Arkady ise bir inşaat kazasında hayatını kaybetti.
1986'da 20 yaşındayken, sokak otomatlarıyla uğraşan Abramoviç, 1988'de, Mihail Gorbaçov'un iş ortamını liberalleştirme projelerinden yararlanarak oyuncak üretmeye başladı. Sonraki 7 yıl içinde ise Sovyet çocuklarına lastik ördek satma işinden uluslararası pazarlarda petrol ve gaz satma işine geçti.
Sovyetler’de beyaz yaka mesleklerinde yoğunlaşan Yahudiler, dağılışın ardından kendilerini yükselen bir piyasa ekonomisinin ön saflarında bulmuştu. Abramoviç de onlardan biriydi.
Sovyetler 1991'in sonunda dağılınca Rusya'nın yeni cumhurbaşkanı Boris Yeltsin, devlet kontrolündeki sanayileri özelleştirmeye başladı. Birbiriyle 1995'te tanışan Boris Berezovski ve Abramoviç de yeni Rusya’nın proto-kapitalistleri oldu.
Abramoviç bu dönemde kendisinden 10 yaş büyük olan Berezovski'nin himayesine girdi. İkili Yeltsin yönetiminin ihalelerinde dünyanın en büyük enerji şirketlerinden Sibneft'te hisse alarak milyarder oldu.
1998'deki ekonomik krizin ardından Putin iktidarı başladığında ise ikilinin yolları ayrıldı. Bir süre sonra Putin’e meydan okumaya başlayan Berezovski, varlıklarını gerçek maliyetlerinin altında satınca, Abramoviç, Sibneft'in kontrolünü ele geçirdi.

Bu olayın ardından Birleşik Krallık’a giden Berezovski, 2008’de Sibneft’teki hisselerine aslında el konduğu iddiasıyla dava açtı ve 2012’de davayı kaybetti. Milyarder 2013’te Londra’daki evinde intihar etti. Bazı çevreler, intiharın şüpheli olduğunu savunsa da sonuç çıkmadı.
Berezovski’yle birlikte ülkeyi terk eden medya patronu Vladimir Gusinski de Putin’in tepkisini çeken ve bu dönemde ülkedeki gücünü kaybeden oligarklardan biriydi.
Lüksemburg’da yaşayan Rus bankacı ve yolsuzlukla mücadele aktvisti Roman Borisovich, konuyla ilgili şu yorumu yaptı:
"Abramoviç'in ölüm kalım savaşında efendisine [Berezovski'ye] sırt çevirmesi gerekiyordu ve yaptığı şey buydu. O zamandan beri Putin'e cömertçe hizmet etti."

Abramoviç’in servetini Putin mi yönlendiriyor?
2017 tarihli bir araştırmada, Rusya'nın GSYİH'sinin tahminen yüzde 60'ının denizaşırı olduğu ifade edilmişti. Bu da ülke dışında kabaca bir trilyon dolar olduğu anlamına geliyor.
İngiliz gazeteci ve yazar Ben Judah, "Putin, Kremlin'e yakın oligarkların elindeki parayı, gerçekten kendi parası olarak görüyor ve bu para, yurtdışındaki çıkarları sürdürmek için kullanılabilir. Çoğu zaman da böyle kullanıldı" ifadelerini kullandı.

Abramoviç, 27 Mayıs 2005'te, Kremlin'de bir buluşmada Başkan Vladimir Putin'le görüntülenmişti (AP)
Sovyet sonrası Rusya hakkında bir dizi kitap yazan New Yorklu Masha Gessen, bu noktada “oligark” kelimesinin "Rusya'daki gücün nasıl işlediğine dair temel bir yanlış anlaşılmaya neden olduğunu" söyledi. Gessen’e göre Yeltsin döneminde bu terim, gerçekten bağımsız kodamanların egemen olduğu bir sistemi tanımlarken, Putin'in en büyük önceliği, bu sistemi yıkmak oldu. Gessen, bu zenginler için, "Artık sadece Putin'in izin verdiği kadar servete erişebiliyorlar" diyor.
14 milyar dolarlık servete sahip olduğu düşünülen Abramoviç ise servetini Putin'in idare ettiğini iddia edenlere sert çıkıyor. Örneğin, geçen yıl, Chelsea'yi satın alma kararı da dahil olmak üzere Abramoviç’in önemli satın alımlarını Putin’in dikte ettiğini öne süren İngiliz gazeteci Catherine Belton'a dava açmıştı.
Rus milyarderler yaptırım listelerine alınırken, Abramoviç hakkındaki bu iddialar da uluslararası kamuoyunun gündemine taşındı.
Rus milyarderin servetinin ne kadar olduğu hakkında da soru işaretleri bulunuyor. Bloomberg’e göre Abramoviç, yaklaşık 13,7 milyar dolarlık servetiyle dünyanın en zengin 128. insanı. Forbes’a göre ise 12,3 milyar dolarlık servetiyle Abramoviç, dünyanın en zengin 142. insanı.

Servetini Batı’ya taşıdı
Abramoviç, yirmi yılı aşkın bir süredir en az 200 milyon sterlini BK’deki konutlarına taşıdı. Londra'nın Tony semtinde bir daire, Batı Sussex'te bir malikane ve Jersey'deki Channel Island vergi cennetinde bir konut satın aldı. 2003'te, o zamanlar Britanya futbolunun gerisinde kalan Chelsea FC'yi de satın aldı ve kulübü kalkındırdı.
Roman Abramoviç, AB ve BK tarafından yaptırım listesine alınmadan 8 gün önce Chelsea kulübünü satacağını duyurdu. Kulübün kalkınması onu taraftarlar arasında adeta bir halk kahramanı kıldı. Kısa süre önce Rus - Ukrayna savaşının protesto edildiği maçta Chelsea taraftarlarının "Roman Abramoviç" diye tezahurat yapması bunun bir örneği.

Chelsea’in Abramoviç’in dünya genelinde seçkinlerin arasında girmesine kapı araladığı düşünülüyor.
Abramoviç, Chelsea taraftarlarına yaptığı bir açıklamada “umarım Stamford Bridge’i ziyaret ederek sizinle vedalaşabilirim” ifadelerini kullanmıştı. Ancak Roman Abramoviç’in kısa süre içinde Londra’ya dönebilmesi pek olası değil.

Milyarderin Yahudi cemaatleriyle ilişkisi
Yahudi cemaatlerine yönelik bağışları da Abramoviç’e hem İsrail'de hem de tüm Yahudi dünyasında meşruiyet sağladı.
Rusya'nın 1993 anayasası dini özgürlüğü garanti altına alınca ülkedeki Yahudi oligarklar arasında bir cemaat kavgası da patlak verdi. Yukarıda sözü edilen medya patronu Gusinski, nispeten liberal Rus Yahudi Kongresi'nin (RJC) kurucularından biriyken, Berezovski ve Abramaoviç, köklü Yahudi organizasyonu Chabad'ı ve onun Rusya'daki baş hahamı Berel Lazar'ı destekledi.
Daha sonra Abramoviç, Lazar'ın başkan olduğu ve RJC'yi hızla geride bırakarak, ülkenin en güçlü Yahudi örgütü haline gelen Rusya Yahudi Toplulukları Federasyonu'nun (FJCR) baş finansörlerinden biri oldu.
2018'de FJCR'nin başkanı Haham Alexander Boroda, Rusya'daki Yahudi topluluğunun gelişiminin yüzde 80'ini Abramoviç’e borçlu olduklarını söylüyordu:
"Bundan hiç bahsetmiyor ama ben istiyorum, çünkü insanlar bunun kaynağının kim olduğunu anlamıyor. Rusya'nın tamamında 160'tan fazla topluluğumuz var ve Roman hepsini destekliyor."
Bazı yorumcular, Abramoviç'in servetinin bu şekilde kullanılmasının bile Putin'den bağımsız olmadığını öne sürüyor. Yahudi kurumlarında Rus fonlarını araştıran ve adını vermek istemeyen bir kaynak, "Putin iktidara geldiğinde Gusinski'den kurtulmak zorunda kaldı ama bir Yahudi düşmanı olarak görülmek istemiyordu" dedi.
Jewish Currents’e konuşan kaynak, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu yüzden RJC'ye alternatif Yahudi örgütleri kurmaya karar verdi ve Abramoviç ve arkadaşı Lev Leviev, bunu yapmasına yardım eden iki ana kişiydi."
Bu arada Abramoviç, hem Rusya'da hem de dünya genelinde Chabad'ı desteklemeye devam etti. 2001’de Moskova'nın en büyük sinagogu olan, Chabad'a bağlı Marina Roscha Sinagogu ve Yahudi Cemaati Merkezi'ne 5 milyon dolar bağışladı. 2014'te Chabad’ın Aspen'deki 18 milyon dolarlık "mega Yahudi merkezinin" açılışına katıldı. Roman Abramoviç’in ismi, merkezin girişinin duvarında bağışçılar arasında yer alıyordu.
Abramoviç, 2012'de açılan, Moskova'daki 50 milyon dolarlık Yahudi Müzesi ve Hoşgörü Merkezi'nin inşaatını da önemli ölçüde finanse etti.
Chelsea bünyesinde de antisemitizme karşı kampanya başlatan Abramoviç'in Yahudilere desteği, Rusya'nın ötesinde, ABD ve BK’deki önde gelen kurumlara da uzandı. Yahudilerin haklarını müdafaa amacıyla kurulan, ABD merkezli İftira ve İnkârla Mücadele Birliği de bu kurumlardan biri oldu
İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, kasımda Abramoviç’in kampanyasını "sporun iyilik ve hoşgörü için nasıl bir güç olabileceğinin parlak bir örneği" diye niteledi.
Abramoviç’in son 20 yılda Yahudi hayır kurumlarına yarım milyar dolar bağışladığı düşünülüyor.

Filistin’deki İsrail yerleşimlerini desteklediği öne sürülüyor
Abramoviç’in İsrail yerleşimlerine de destek verdiği ve bunu iyi gizlediği ileri sürülüyor. BBC Arabic’in 2020'de yaptığı bir araştırma, Abramoviç'in Britanya’nın Virgin Adaları'nda kayıtlı paravan şirketleri kullandığını ve Ir David Vakfı adlı sağcı bir İsrailli örgüte 100 milyon dolardan fazla bağış yaptığını ortaya çıkardı.
Elad diye de bilinen bu örgüt, 1980'lerden beri Yahudi yerleşimcileri işgal altındaki Doğu Kudüs'e taşımak için çalışıyor.
Araştırmaya Abramoviç, Elad'ın 2005 ve 2018 arasında aldığı bağışların neredeyse yarısından sorumluydu.
İsrail merkezli barış örgütü Peace Now'ın Settlement Watch projesinin eş direktörü Hagit Ofran, "Yerleşimcilerin Filistinlilerin evlerini ele geçirmek için çok paraya ihtiyaçları var" dedi:
"Bu tek bir kaynaktan gelen çok fazla para. Bu kadar büyük bir bağış yaparsanız, ne için olduğunu bilirsiniz."

Abramoviç, İsrail’in Rus siyasetini etkiliyor mu?
2018'de Abramoviç, geri dönüş yasasıyla İsrail’den vatandaşlık aldı. Böylece Miriam Adelson'ın ardından en zengin ikinci İsrailli oldu.
ABD ve Avrupa hükümetleri Abramoviç'e yaptırımlar düşünürken, İsrail bu konuya tereddütle yaklaştı. Şimdiye dek İsrail Başbakanı Naftali Bennett'in de işgale ilişkin açıklamaları temkinliydi. 
Bennett’in açıklamalarında Rusya’dan bahsetmekten kaçındığı görüldü. Başbakanın, Rus birliklerinin Ukrayna'yı işgale başlamasının hemen ardından aldığı tavır tartışma konusu oldu. Bennett, barış temennisini dile getirirken, diyalog çağrısı yapmış ve Ukrayna'nın toprak bütünlüğünü savunmuştu. Ancak açıklamada "Rusya" sözcüğünün bir kez bile geçmemesi dikkat çekmişti.
Yorumculara göre bu büyük ölçüde Ortadoğu’daki politik dengelerden kaynaklanıyor. Ancak İsrailliler ve Ruslar arasındaki kapsamlı mali ve kişisel bağlantıların da bu tavırda etkili olduğu düşünülüyor. Ve Abramoviç, bunun en önemli örneği olarak görülüyor.

Abramoviç’in müzakerelerdeki rolü
Diğer yandan, Ukrayna da Yahudiler açısından önemli bir ülke. 
Yahudi nüfusu açısından dünyanın 5., Avrupa'nın da 3. ülkesi olan Ukrayna'nın Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, başkent Kiev'deki Holokost anıtının yakınlarına bir füze isabet ettiğini açıklamıştı.
Kendisi de bir Yahudi olan Zelenski, açıklamasında, dünyanın dört bir yanındaki Yahudileri Rusya'nın saldırısına karşı ses çıkarmaya çağırmıştı.
Bu arada Rusya’daki diğer Yahudi oligarklar da barış çağrısı yapmakta gecikmedi.
Hemen ardından, Abramoviç’in Belarus sınırında gerçekleşen barış görüşmelerinde rol oynadığı ortaya çıktı. The Jerusalem Post, Ukrayna'nın talebi üzerine milyarderin, müzakerelere aracılık ettiğini bildirdi. Haberde Abramoviç’in müzakerelere katılmak için Belarus’a gittiği ifade edildi.
İsrailli medya kurumu ayrıca, Abramoviç'in Ukrayna ve Rusya'daki Yahudi topluluklarıyla yakın bağları olduğu notunu düştü.
Ukrayna'nın İsrail Büyükelçisi Yevgen Kornichuk, Abramoviç'in müzakerelere katılımına dair özel bir yorumda bulunmasa da, "Yeterli nüfuzu olan, yardım edebilecek herkese minnettarız" diye konuşmuştu.
Zelenskiy'nin, Abramoviç'in müzakerelerde rol oynayabileceği iddiasıyla ABD'den kendisine yaptırım uygulanmamasını talep ettiği iddia edildi. 
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, bugün Moskova’da gazetecilere yaptığı açıklamada Abramoviç’in Rusya müzakere heyetinin resmi bir üyesi olmadığını ama yine İstanbul’daki görüşmelerde Rus tarafında yer aldığını ifade etti. Peskov, Abramoviç’in müzakere heyetinde yer almasının iki taraf tarafından da onaylandığını belirtti.
Rusya ile Ukrayna arasında bugün İstanbul’da yüz yüze görüşmeler başladı.

 



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.