İstanbul'daki tartışmalı ve çok boyutlu barış görüşmeleri

Rus oligark Roman Abramoviç, Ukrayna heyetiyle birlikte yeniden ortaya çıktı

Rusya Savunma Bakanı Yardımcısı Fomin, Kiev ve Çernihiv'e operasyonların azaltılacağını duyurdu
Rusya Savunma Bakanı Yardımcısı Fomin, Kiev ve Çernihiv'e operasyonların azaltılacağını duyurdu
TT

İstanbul'daki tartışmalı ve çok boyutlu barış görüşmeleri

Rusya Savunma Bakanı Yardımcısı Fomin, Kiev ve Çernihiv'e operasyonların azaltılacağını duyurdu
Rusya Savunma Bakanı Yardımcısı Fomin, Kiev ve Çernihiv'e operasyonların azaltılacağını duyurdu

Sami Ammara
Moskova, uzun süre tereddüt ettikten sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Rusya ve Ukrayna heyetleri arasındaki barış görüşmelerine ev sahipliği yapma önerisini kabul etti. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, geçtiğimiz hafta sonu Erdoğan ile yaptığı telefon görüşmesinde çağrıya yanıt verdi. Bu gelişmenin birçok anlamı olabilir ve iki ülkenin heyetleri arasındaki görüşmelerin ötesine geçen sonuçlar doğurabilir.
Türk yetkililer, Türkiye’nin, Rusya Devlet Başkanı Putin ile Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy arasındaki ilk zirveye ev sahipliği yapmasını ve Putin'in Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) ya da Avrupa Birliği (AB) ile bir araya getirebileceği daha önemli ve daha ağır toplantılara doğru ilerleme kaydedilmesinin önünü açabileceğini umuyorlar. Öte yandan Rusya, her ne kadar bu tür görüşme girişimlerini onaylamamaya dikkat etse de gözlemciler, Putin ve ABD Başkanı Joe Biden'ın bir araya gelebilecekleri bir zirve olasılığına da sıcak bakıyorlar.
Rusya ve Ukrayna heyetleri arasındaki görüşmeler, İstanbul’da alınan sıkı güvenlik önlemleri altında başladı. Görüşmelerin açılış konuşmasını yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, toplantıların ve yapılacak görüşmelerin, Ukrayna ve Rusya ile bölge ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını temenni etti. Erdoğan, her ne kadar Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, böyle bir olasılığın olmadığını vurgulamak için acele ile bir açıklamada bulunsa da bir sonraki süreç için hiçte anlamsız sayılmayacak bir atıfla Putin ve Zelenskiy arasında bir görüşme olmasına yönelik umudunu ifade etti. Rusya Federasyon Konseyi Başkanı Valentina Matviyenko da “Şu an Rusya ve Ukrayna liderleri arasında herhangi bir müzakere gündemi yok” diyerek Peskov’un açıklamalarını yineledi. Matviyenko, dün yaptığı basın açıklamasında, “Rusya, müzakerelerin yeni aşamasını ve anlaşmaların sonuçlandırılmasını umutla bekliyor. Ancak bundan sonra Putin ve Zelenskiy arasında bir görüşme olasılığı hakkında konuşmak mümkün olacaktır” dedi. Mevcut aşamada böyle bir görüşme için uygun bir zemin olmadığını söyleyen Matviyenko, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy’nin mevcut tutumuna anlam veremediğini kaydetti. Ancak Matviyenko daha sonra Çinli bir televizyon kanalına verdiği röportajda, Ukrayna ve Rusya’nın toplantının gündemi üzerinde fikir birliğine vardığında ve bir şekilde onaylanması gereken nihai anlaşma hazırlandığında, Putin-Zelenskiy görüşmesinin mümkün olacağını belirtti. Aksi takdirde iki liderin şimdi bir araya gelip konuşacağı ve sonuç alınmayacak bir görüşmenin yapılmasının sebebini soran Matviyenko, “Rusya, bu tür önemli bir toplantıya hazır, fakat bunun için nihai belgelerin mevcut olması şart” dedi.

Erdoğan'ın umutları ve İstanbul müzakereleri
Türkiye’den resmi kaynaklar, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'na her türlü imkanın sağlanması talimatın verdiğini aktardılar. Kaynaklar, Erdoğan’ın resmi bir ziyaret için Özbekistan’a gitmesi gerektiğini, ancak Rusya ve Ukrayna heyetlerinin ihtiyaç duymaları halinde çalışmalarını kolaylaştırması ve destek sağlaması için Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nu İstanbul'da bırakacağını söylediğini belirttiler.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, heyetler arasındaki toplantının açılış konuşmasında, “Adil bir barışın kaybedeni olmayacağına inanıyoruz. Çatışmanın uzaması hiç kimsenin yararına değildir” ifadelerini kullandı. Bu trajediyi durdurabilme imkanının iki tarafın elinde olduğunu vurgulayan Erdoğan, “Bir an önce ateşkesin ve barışın sağlanması herkesin faydasına olacaktır” dedi. Aynı kaynaklar, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, Türkiye olarak barış ve istikrar için bölgede ve ötesinde sorumluluk üstlenmekten hiçbir zaman kaçınmadıklarını vurgulayarak bölgedeki insani durumun iyileştirilmesi gereğinin altını çizdiğini aktardılar.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, doğuluların duygularını ve konuşmalarının kelime dağarcığını yansıtan bir şekilde, beşinci haftasına giren çatışmaların, dost ve komşu olarak kendilerini derinden üzdüğünü belirterek, Türkiye'nin Putin ve Zelenskiy arasındaki bir toplantıya ev sahipliği yapmaya hazır olduğunu bir kez daha yineledi. Erdoğan, her iki ülkenin heyetlerine hitaben yaptığı konuşmada, “Sizlerin müzakerelerde sağlayacağınız ilerleme bir sonraki aşama olan liderler düzeyindeki teması da mümkün hâle getirecektir. Böyle bir görüşmeye de ev sahipliği yapmaya hazırız” ifadelerini kullandı.
İstanbul’daki Ukrayna-Rusya müzakerelerinin ardından açıklama yapan Rus heyetine başkanlık eden Rusya Devlet Başkan Yardımcısı Vladimir Medinsky, Ukrayna’daki Rus askerlerine yönelik kötü muameleye yönelik protestolara atıfta bulunarak Kiev’den Ukrayna'daki esir Rus askerlerine şiddet uygulayanlara karşı en ağır önlemleri alacağına dair bir söz aldıklarını söyledi.
Öte yandan İstanbul’daki görüşmelerin gündemi, iki tarafın Belarus'taki görüşmelerde temel özelliklerini ve noktalarını belirledikleri ve ardından telekonferans aracılığıyla yapılan sınırlı toplantılarla aynı içeriğe sahipti. Rus kaynaklar, ateşkes ve sivillerin çıkışı için güvenli koridorlar oluşturulması konusunda bir anlaşmaya varılması meselesinin görüşmelerin gündemin üst sıralarında yer aldığını belirttiler.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu konuda Ukrayna'nın Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’ne (NATO) katılması ve Rusçanın ülkede resmi dil olarak tanıması konuları dışında Rusya ve Ukrayna heyetleri arasında altı önemli sorunun dördünde ‘uzlaşıya’ varıldığını açıklamıştı. İki tarafın heyetlerinden hiçbiri, Putin'in Ukrayna'ya yönelik ‘askeri harekâtın başlayacağı sinyallerini verdiği konuşmasında belirttiği ‘Ukrayna'nın silahsızlandırılması’ ve Şubat 2014'te eski Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç'in yönetiminin devrilmesiyle sonuçlanan Ukrayna sokak hareketinin patlak vermesinden bu yana Ukrayna'da fiili iktidarın birçok kolunu ele geçiren batı Ukrayna'daki aşırı milliyetçi oluşumlara atıfta bulunduğu ‘neo-Nazi oluşumlardan Ukrayna’nın arındırılması’ şeklindeki iki hedef konusunda Ukrayna'nın tutumunu açıklamadı.

Putin ve Zelenskiy görüşmesi
Rus heyetine başkanlık eden Medinsky, dün İstanbul’da düzenlenen müzakere turunun sonunda gazetecilere yaptığı açıklamalarda, Moskova’nın Kiev ile siyasi ve askeri boyutlarda yakınlaşmaya doğru iki adım attığını söyledi.
Medinsky, siyasi yönde atılan adımla ilgili açıklamasında, iki ülke arasında tüm ayrıntılarıyla bir anlaşmaya varıldıktan sonra değilse bile, iki ülkenin dışişleri bakanları tarafından imzalanan ilk anlaşmalarla birlikte Rusya ve Ukrayna liderleri arasında bir görüşme yapılabileceğini vurguladı.
Askeri olarak yaşanan gelişmelerle ilgili açıklama ise Rus heyetinde yer alan Rusya Federasyonu Savunma Bakan Yardımcısı Alexander Fomin’den geldi. Bakan Fomin, “Karşılıklı güveni arttırmak, daha fazla müzakere koşulları oluşturmak ve anlaşmanın kabul edilip imzalanması nihai hedefine ulaşmak için Kiev ve Çernihiv yönlerinde askeri operasyonların azaltılmasına karar verildi” dedi.
Medinsky, müzakereler sırasında Ukrayna heyetinden bir yazılı teklif paketi aldıklarını açıkladı. Medinsky’nin açıklamasına göre Ukrayna’nın teklif paketinde, uluslararası yasal güvenceler altında kalıcı olarak askeri tarafsızlık, NATO'ya dahil olmama, ülkesinde yabancı asker konuşlandırmama ve nükleer silah bulundurmama maddeleri yer aldı. Ukrayna, talep ettiği güvenlik garantilerinin Kırım ve Donbas için geçerli olmadığına işaret ederek, herhangi bir yabancı güce ev sahipliği yapmak için Rusya'nın önceden onayını alacağı taahhüdünde bulundu. Medinsky, bu önerilerin Kiev'in mevcut tutumunu yansıttığını, Kırım ve Donbas bölgesini Ukrayna topraklarının bir parçası olarak görmeyen Moskova'nın tutumuyla uyumlu olmadığını belirtti.
Ukrayna, Rusya dahil garantör devletlerin rızası olmadan askeri ittifaklara katılmamayı, topraklarında yabancı askeri üsler ve tesisler konuşlandırmamayı, askeri tatbikatlara ev sahipliği yapmamayı taahhüt etti.
Rusya ise Ukrayna'nın AB üyeliğine karşı çıkmadı.
Ukrayna, kararın iki ülkenin liderleri arasında yapılacak bir toplantıda kesinleştirilmesini talep etti.
Ukrayna'nın önerilerini ‘uzlaşıya yönelik yapıcı bir adım’ olarak nitelendiren Medinsky, Rusya'nın bunları inceleyeceğini de sözlerine ekledi.
Mevcut müzakere turunun sonuçları açıklanıncaya kadar, tüm dikkatler, Ukrayna’daki gelişmelere ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Orta Asya’daki yakın komşu ülkelere ve eski Sovyetler Birliği cumhuriyetlerine yaptığı ziyaretlere ve hedeflerine odaklanmaya devam ediyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Erdoğan, Orta Asya'nın en önemli ülkelerinden biri olan Özbekistan'ı ziyaret edeceğini duyururken, ülkedeki gözlemciler, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çalışmalarının boyutlarını inceliyor ve Ukrayna'da devam eden askeri operasyonların ardından üstlendiği rolünü güçlendirmesi konusunda değerlendirmeler yapıyorlar.
Rusya merkezli Nezavisimaya Gazeta (bağımsız) yazarı Igor Sobotin, kaleme aldığı makalede, Hürriyet Gazetesi'nde yer alan, Optimar tarafından yapılan ve ‘savaş zamanında’ ülkenin cumhurbaşkanı olarak seçilecek kişiyle ilgili bir sorunun yöneltildiği anket sonuçlarıyla ilgili olarak Erdoğan’ın savaş zamanlarında popülaritesinin artmasına değindi.

Putin ile diyalog faydalı mı faydasız mı?
Öte yandan mevcut kriz ve Ukrayna'daki saldırıların devam etmesi ile ilgili olarak, Rus oligark Roman Abramoviç'in dönüşü, Rusya ve Ukrayna heyetleri arasındaki son barış görüşmelerinin başlamasıyla aynı zamana denk geldi. İki ülkenin heyetleri arasında Belarus’ta yapılan ilk tur müzakerelerin başlangıcında gözlemciler Abramoviç’e odaklanmışlardı. Rusya’nın resmi haber ajansı RIA Novosti’nin Rusya-Ukrayna müzakereleri başlamadan önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Abramoviç ile bir araya gelmesiyle ilgili bir haber yapması şaşkınlık yarattı. Türk kaynaklar, Rusya-Ukrayna müzakerelerinin yeni turunun yapıldığı Dolmabahçe Sarayı'nda gerçekleşen toplantıya Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile Rus mevkidaşı Sergey Lavrov ve Ukraynalı mevkidaşı Dmitry Kuleba'nın da katıldıklarını aktardılar. Öte yandan Türkiye, Rusya ve Ukrayna siyaset çevreleri arasında, toplantının sonuç vermediği konusunda bir fikir birliği var gibi görünüyordu.
Kremlin kaynakları, Rusya ve Ukrayna heyetlerinin İstanbul'daki görüşmeleri başladığı sırada, Rusya Devlet Başkanı Putin ile Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron arasında bir görüşme hazırlığı olduğunu aktardılar. Kremlin Sözcüsü Peskov, Fransa Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamayla ilgili değerlendirmesinde haberi doğruladı. Fransa Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Macron’un Rusya Devlet Başkanı Putin ile uzun süreli görüşmeler gerçekleştirdiği, bu kez, Macron’un Putin ile Ukrayna’nın kuşatma altındaki Mariupol kentinden sivillerin tahliye edilmesi için yürütülecek insani operasyonun ayrıntılarını görüşmek istediği belirtildi.
Ancak bu açıklama, Bloomberg Ajansı’nın “NATO ülkeleri, Ukrayna'daki durumu çözmek için Putin ile diyaloga girip girmemeyi tartışıyor” şeklindeki haberi ile çelişti. Ajans, haberini NATO’nun her iki yakasındaki tartışmaları yakından takip eden kaynaklara ve bu konudaki belgelere dayandırdığını bildirdi. Ajansın elde ettiği verilere göre NATO ülkeleri, Ukrayna'ya hangi silahların gönderilmesi gerektiği ve Putin ile diyaloga girmenin yararlı olup olmayacağı konusunda farklı görüşlere sahipler. Haberde, İngiltere, Polonya ve Macaristan dışında Doğu ve Orta Avrupa'daki birçok ülkeye atıfla NATO'nun diğer üyelerinin, Paris ve Berlin arasındaki diyalogun Moskova ile ters teptiğine ve diyalogun Putin'in lehine olduğuna inandıkları belirtildi. ABD merkezli ajans, söz konusu ülkelerin görüşmelerin gerekliliği ve etkinliğinden şüphe duyduklarını ve Putin’in bir barış anlaşması imzalama konusunu ciddi olarak düşünmediğine inandıklarını aktardı. Ajansın haberine göre Moskova'da buna, ‘gerçeklik ve gerçekliğin karşısında, zıt uçlarda durmak’ deniyor.



İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
TT

İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)

Yunanistan Kültür Bakanlığı, Naziler tarafından kurşuna dizilen 200 komünistin son anlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları bir Belçikalı koleksiyoncudan almak için ön anlaşma imzaladı.

Bu fotoğrafların ülke mirası olduğunu kabul eden Atina yönetimi, anlaşmanın detaylarını açıklamadı.

Anlaşma üzerine internetteki satış ilanı yayından kaldırıldı. 

Kültür Bakanı Lina Mendoni, koleksiyoncu Tim de Craene'nin yanına giden uzmanların, fotoğrafların gerçek olduğunu tespit ettiğini cuma günü duyurdu. 

200 komünistin, 1 Mayıs 1944'te Atina'nın banliyölerinden Kesariani'de infaz edilmeden önce çekildiği bildirilen 12 fotoğraf, geçen hafta eBay'de satışa çıkarılmıştı. 

Yunanistan Kültür Bakanlığı'nın Belçika'ya gönderdiği uzmanlar, bunların 1943-1944'teki Nazi işgali sırasında Yunanistan'da görevlendirilen Alman komutanlarından Hermann Heuer'ın imzasını taşıyan 262 fotoğraflık koleksiyonun bir parçası olduğunu fark etti. 

Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)

200 komünist siyasi mahkumun Naziler tarafından kurşuna dizilmesi, o dönemin en büyük katliamlarından biri olarak kabul ediliyor. Olaya dair fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkarken açık artırma girişimi tepki çekti.

Teselya Üniversitesi'nde toplumsal tarih dersleri veren Polymeris Voglis, New York Times'a şu yorumu yaptı:

Kendi infazlarına yürüyen bu kişilerin yüzlerini 82 yıl sonra ilk kez görüyoruz. Boyun eğmeyen duruşları beni çok etkiledi.

Voglis bu fotoğrafların ders kitaplarına eklenmesi gerektiğini ifade etti. 

Kesariani'de Nazilerin öldürdüğü komünistler için yapılan bir anıt, fotoğrafların gündem olmasının ardından tahrip edildi. 

Anıtı onaracağını bildiren Kesariani Belediyesi, "Bazılarını ne kadar rahatsız ederse etsin tarihi hafıza silinemez" dedi.

II. Dünya Savaşı biterken Batı destekli yönetimle komünistler arasında patlak veren iç savaş 1949'a kadar sürmüştü. O dönemde yaşanan kutuplaşmaların etkileri, günümüzde de hissediliyor. 

Independent Türkçe, New York Times, France24, AP


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.


Trump İran’la savaşa doğru ilerliyor... Danışmanları ekonomiye odaklanmasını tavsiye ediyor

 ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
TT

Trump İran’la savaşa doğru ilerliyor... Danışmanları ekonomiye odaklanmasını tavsiye ediyor

 ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)

ABD Başkanı Donald Trump dün yaptığı açıklamada, İran’a sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi. Pentagon ise İran’a yönelik haftalar sürebilecek bir operasyon için hazırlıklarını sürdürüyor; operasyonun güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da hedef alabileceği belirtiliyor.

Reuters’ın analizine göre, olası saldırı haberleri, Trump’ın danışmanlarının ekonomik kaygılara odaklanması için baskı yaptığı bir döneme denk geliyor. Bu durum, bu yıl yapılacak ara seçimler öncesinde herhangi bir askeri tırmanışın siyasi risklerini öne çıkarıyor.

Trump, Ortadoğu’daki Amerikan birliklerinin yoğun şekilde takviye edilmesini ve İran’a olası bir hava saldırısına hazırlanılmasını emretti; operasyonun haftalar sürebileceği belirtilse de detay verilmedi.

Uzmanlar, Trump’ın İran’a odaklanmasını, ikinci döneminin ilk 13 ayında dış politikanın -özellikle askeri gücün geniş kullanımının- iç politika konularının önüne geçtiğinin en somut göstergesi olarak değerlendiriyor. Bu dönemde ABD halkının çoğunluğunun önceliği olan yaşam maliyeti gibi iç meseleler büyük ölçüde gölgede kaldı.

Trump’ın danışmanları, seçim öncesinde ekonomiye odaklanılması çağrısında bulundu

Beyaz Saray’dan üst düzey bir yetkili, Trump’ın agresif söylemine rağmen yönetim içinde İran’a saldırı konusunda henüz ‘destek’ bulunmadığını açıkladı. Kimliği açıklanmayan yetkili, Trump’ın danışmanlarının, kararsız seçmenlere ‘karışık mesajlar’ vermekten kaçınmanın ve ekonomiye öncelik vermenin önemini de fark ettiklerini belirtti.

Beyaz Saray danışmanları ve Cumhuriyetçi Parti kampanya yetkilileri, Trump’ın ekonomik konulara odaklanmasını istiyor. Geçen hafta bazı kabine üyeleriyle yapılan özel bir brifingde de bu konunun kampanyanın en önemli meselesi olduğu vurgulandı; toplantıya Trump katılmadı, ancak kaynak toplantıya katılanlardan biri olarak bilgi verdi.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre başka bir Beyaz Saray yetkilisi yaptığı açıklamada, Trump’ın dış politika gündeminin ‘doğrudan Amerikan halkı için kazançlar’ sağladığını söyledi. Yetkili, “Başkanın tüm adımları (ister dünyayı daha güvenli hale getirmek, ister ülkemiz için ekonomik kazanımlar sağlamak olsun) ABD’yi önceliklendiriyor” dedi.

Kasım ayında yapılacak seçimler, Trump’ın mensubu olduğu Cumhuriyetçi Parti’nin Kongre’nin her iki kanadındaki kontrolünü koruyup koruyamayacağını belirleyecek. Demokratların bir veya her iki meclisi kazanması, Trump için kalan başkanlık döneminde ciddi bir siyasi engel oluşturabilir.

Cumhuriyetçi stratejist Rob Godfrey, İran ile uzun süreli bir çatışmanın Trump ve Cumhuriyetçiler için büyük bir siyasi tehdit oluşturacağını söyledi. Godfrey, “Başkan, üç kez art arda Cumhuriyetçi Parti’den aday olmasını sağlayan siyasi tabanı göz önünde bulundurmalı; bu taban dış politikaya şüpheyle bakıyor ve dış çatışmalara karışılmasına karşı; çünkü ‘sonsuz savaşları bitirme’ vaat edilmiş açık bir seçim taahhüdüydü” dedi.

Cumhuriyetçiler, seçim kampanyasında geçen yıl Kongre tarafından onaylanan vergi indirimleri ile konut maliyetlerini ve reçeteli bazı ilaçları düşürmeye yönelik programları öne çıkarmayı planlıyor.

Venezuela’dan daha güçlü bir düşman

Bazı muhalif seslere rağmen, Trump’ın izoleci yaklaşımını savunan MAGA (Amerika’yı Yeniden Büyük Yap) hareketinin destekçileri, geçen ay Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu görevden alan ani müdahaleyi destekledi. Ancak ABD, İran ile bir savaşa girerse Trump daha güçlü bir direnişle karşılaşabilir.

Trump, İran’ın nükleer programıyla ilgili bir anlaşmaya varılmaması durumunda ülkeyi bombalamakla defalarca tehdit etti. Dün de uyarısını tekrarlayarak, “Onlar için adil bir anlaşma yapmaları en iyisi” dedi.

İran Dini Lideri Ali Hamaney (AFP)İran Dini Lideri Ali Hamaney (AFP)

ABD, geçtiğimiz haziran ayında İran’daki nükleer tesisleri hedef aldı ve Tahran’ı, tekrar bir saldırıya uğraması durumunda sert bir yanıt vermekle tehdit etti.

Trump destekçileri ‘kararlı ve sınırlı önlemleri’ destekliyor

Trump, 2024 yılında ikinci başkanlık dönemini kazanırken büyük ölçüde ‘Önce Amerika’ yaklaşımına dayandı; bu yaklaşım yüksek enflasyonu düşürme ve maliyetli dış çatışmalardan kaçınma taahhütlerini içeriyordu. Ancak anketler, yüksek fiyatları düşürme konusunda Amerikan halkını ikna etmekte zorlandığını gösteriyor.

Buna karşın Cumhuriyetçi stratejist Lauren Kole, Trump’ın destekçilerinin, eylem belirleyici ve sınırlı olduğu takdirde İran’a karşı askeri adımları destekleyebileceğini söyledi. Kole, “Beyaz Saray, atılacak her adımı Amerikan güvenliği ve iç ekonomik istikrarla açık şekilde ilişkilendirmeli” dedi.

Ancak anketler, halkın başka bir dış savaşa girme konusunda isteksiz olduğunu gösteriyor. Trump’ın seçmenlerin ekonomik kaygılarını tamamen çözme vaadini yerine getirmedeki zorlukları göz önüne alındığında, İran ile olası bir tırmanış, başkan için ciddi riskler taşıyor. Trump, Reuters ile yaptığı son röportajda, partisinin ara seçimlerde zorluklarla karşılaşabileceğini kabul etmişti.

Savaşın çeşitli nedenleri

Tarih boyunca dış politika nadiren ara seçimlerde seçmenler için belirleyici bir konu olmuştur. Ancak Trump, Ortadoğu’ya iki uçak gemisi, savaş gemileri ve savaş uçaklarını içeren büyük bir güç sevk edince, İran önemli tavizler vermediği sürece askeri bir harekât gerçekleştirmekten başka seçeneği kalmamış olabilir. Aksi takdirde uluslararası alanda zayıf görünme riskiyle karşı karşıya.

Trump’ın olası bir saldırı için sunduğu gerekçeler ise belirsiz ve çeşitli. Ocak ayında, İran hükümetinin ülke genelindeki halk protestolarını bastırma kampanyasına yanıt olarak saldırı tehdidinde bulundu, ancak daha sonra geri adım attı.

"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)

Son dönemde ise askeri tehditlerini İran’ın nükleer programını sona erdirme talepleriyle ilişkilendirdi ve ‘rejim değişikliği’ fikrini gündeme getirdi. Ancak kendisi ve yardımcıları, hava saldırılarının bunu nasıl gerçekleştireceğini açıklamadı.

Beyaz Saray’daki ikinci yetkili, Trump’ın ‘her zaman diplomasiyi tercih ettiğinin ve İran’ın geç olmadan anlaşmaya varması gerektiğinin’ açık olduğunu söyledi. Yetkili, başkanın ayrıca İran’ın ‘nükleer silaha sahip olamayacağını, üretim kapasitesi bulunamayacağını ve uranyum zenginleştiremeyeceğini’ vurguladığını bildirdi.

Birçok gözlemci, Trump’ın bu belirsizliğini, Başkan George W. Bush’ın 2003’te Irak’ı işgal etme gerekçesiyle ortaya koyduğu net hedeflerle karşılaştırıyor.

Bush, ülkenin kitle imha silahlarını yok etmeyi amaçladığını açıkça belirtmişti; ancak bu hedeflerin daha sonra yanlış istihbarat ve asılsız iddialara dayandığı ortaya çıkmıştı.

Godfrey, ara seçimlerde belirleyici rol oynayan bağımsız seçmenlerin, Trump’ın İran ile nasıl başa çıktığını yakından izleyeceğini söyledi. Godfrey, “Seçmenler ve başkanın tabanı, Trump’ın argümanlarını sunmasını bekleyecek” dedi.