Irak’ta engellemede bulunan kesimlerin kenetlenmesi çoğunluğu endişelendiriyor

Mücadele siyasi rekabet çemberinden iradeleri kırmaya doğru ilerliyor.

Sadr Hareketi çoğunluğu ulusal alan olarak tanımlıyor. (AFP)
Sadr Hareketi çoğunluğu ulusal alan olarak tanımlıyor. (AFP)
TT

Irak’ta engellemede bulunan kesimlerin kenetlenmesi çoğunluğu endişelendiriyor

Sadr Hareketi çoğunluğu ulusal alan olarak tanımlıyor. (AFP)
Sadr Hareketi çoğunluğu ulusal alan olarak tanımlıyor. (AFP)

Hasan Fahs
Irak Parlamentosu’da 26 Mart'ta yeni cumhurbaşkanını seçme gündemi ile düzenlenen oturumun başarısız olmasının sonuçlarından birinin, Sadr Hareketi, Kürdistan Demokrat Partisi, Egemenlik Koalisyonu’ndan (Muhammed el-Halbusi’nin lideri olduğu Takaddum ‘İlerleyiş’ ve Hamis el-Hancar liderliğindeki Azm) oluşan Vatanı Kurtarma İttifakı güçlerinin önündeki kartların yeniden karılması olduğu söylenebilir.
Oturum, beklendiği gibi iktidar için mücadele eden ve Şii partileri temsil eden Koordinasyon Grubu ve müttefiki KYB (Kürdistan Yurtseverler Birliği) ile bir yanda Sünni bileşenden bazı güçler, diğer yanda Üçlü İttifak ya da Vatanı Kurtarma İttifakı arasında dağılan Iraklı siyasi güçlerin güç ve büyüklük gösterisine evrildi.
Irak siyasetinde İran nüfuzunu temsil eden veya en güçlü aracı olarak tanımlanan Nuri el-Maliki liderliğindeki Şii Koordinasyon Çerçevesi birliğini korumayı başardı. İttifakı oluşturan taraflardan bazıları, yönetime geri dönmenin ve Mukteda es-Sadr’ın bir sonraki hükümette kendilerine teklif ettiği payı kabul etmenin cazibesine direnebildiler. Bu kenetlenme ve birlik, herhangi bir bölünmeyi önlemek için sağlam ve kararlı bir duruş sergileyen İran iradesinin bir sonucu olarak ortaya çıktı. Yine bu kenetlenme ve birlik, Sadr, Halbusi ve Mesud Barzani üçlüsü liderliğindeki çoğunluk ittifakının cumhurbaşkanlığı seçimlerini gerçekleştirme, başbakanlık görevini üstlenmek ve yeni hükümeti kurmak için yeni bir ismi görevlendirme çabalarının başarısız olmasına yol açtı.
Her bir tarafın Koordinasyon Çerçevesi açısından engelleyici, Üçlü İttifak açısından dışlayıcı taleplere sımsıkı bağlı kalmasının ışığında, Şii Koordinasyon Çerçevesi Grubu ve müttefiklerinin savaşı Üçlü İttifak'ın sahasına veya arenasına taşımayı başardığı ve hesaplarını alt üst ettiği söylenebilir. Bu da aralarındaki mücadeleyi siyasi rekabet çemberinden, siyasi süreç, Irak'ın ve devlet kurumlarının geleceği pahasına bir iradeleri ‘kırma’ savaşına, felce uğratma veya bilinmezliğe doğru sertçe itme çemberine taşıdı.
Parlamento oturumunun başarısızlığının görünen nedeni ‘Kürt’ bileşen ve iki ana parti; Kürdistan Demokrat Partisi ile KYB ‘nin cumhurbaşkanlığı makamı için mücadelesi, Koordinasyon Çerçevesi’nin KYB’nin adayı Berhem Salih’i desteklemesidir. Ancak Koordinasyon Çerçevesi’nin bu pozisyonunun altında yatan asıl faktör, Kürt-Kürt çatışmasının ötesine geçerek başbakanlık makamı için Sadr Hareketi ile kendisi arasındaki şiddetli çekişmeyi gösteriyor. Parlamento oturumunun başarısız olmasını sağlamak Koordinasyon Çerçevesi’nin bir hedefi haline geldi. Zira Sadr'ın akrabası Cafer Sadr'ı başbakanlığa aday gösterme yoluna gitmesi Koordinasyon Çerçevesi’ninbir meydan okuma ile karşı karşıya bıraktı. Cafer Sadr’ın siyasal İslam'ın sistematik kurucusu olarak kabul edilen babası Seyyid Muhammed Bakır es-Sadr'ın merkeziyetine dayanan Koordinasyon Çerçevesi için temsil ettiği fikri, ideolojik ve siyasi sembolizm göz önüne alındığında grubun metodolojik mülahazalar nedeniyle Cafer Sadr’ı reddedemeyeceği görülüyor.
Siyasal İslam'ı temsil eden Şii Koordinasyon Çerçevesi Grubu, Cafer Sadr'ın adaylığını memnuniyetle karşılasa da bunu kabul etmek için bir koşul öne sürdü. O da Sadr’ın Üçlü İttifak’ın adayı olmak yerine Koordinasyon Çerçevesi ve Sadr Hareketi arasındaki bir uzlaşı ve anlaşmanın sonucunda başbakanlığa aday gösterilmesi. Bu nedenle, Üçlü Vatanı Kurtarma İttifakı tarafından deklare edildiğinde bu adaylığı reddettiğini doğrudan açıklaması zordu. Bu çıkmazdan çıkmak için de cumhurbaşkanlığı makamı üzerindeki Kürt-Kürt anlaşmazlığının, Koordinasyon Çerçevesi’nin Sadr Akımı ile konsensüs ve çoğunluk kavramları üzerine mücadelesinin devam ettiği bahanesiyle meclis oturumunun başarılı olmasını engellemeyi tercih etti.
Bu nedenle engellemenin devam etmesi, mevcut ittifakların yeniden düzenlenmesine kapı aralayabilir. İttifakların yeniden düzenlenmesi ise muhtemelen Üçlü İttifakın çıkarına olmayacaktır. Tam aksine, parlamentoyu feshetme ve erken seçim çağrısı seçeneğinden kurtulmak için Sadr Hareketi’nin ulusal alan olarak tanımladığı çoğunluk pahasına, engelleyici Koordinasyon Çerçevesi’nin tercihi ve konsensüs politikasına geri dönme eğilimi daha ağır basacaktır. Zira her iki taraf da parlamento feshedilirse, son seçimlerde elde ettikleri sandalyeleri elde edemeyeceklerini biliyorlar.
Koordinasyon Çerçevesi’nin arkasında duran, pozisyonlarını katılaştırmaya, saflarında herhangi bir gediğin açılmasını veya taraflarından birinin çoğunluk projesinin tarafına geçişini engellemeye çalışan İranlı oyuncunun bu rolünü karanlıkta tutmaya çalıştığına şüphe yok. Perde arkasından oynamayı ve çekişmeyi sanki iki Iraklı yaklaşım, iki yönelim veya iki vizyon arasındaki iradeler mücadelesiymiş gibi yönetmeyi tercih ediyor. Buna karşılık Koordinasyon Çerçevesi liderleri bu savaşın gizli boyutlarını açıklamaktan çekinmiyorlar. Bunun bir yanda İran, diğer yanda Türkiye ile müttefik Arap seçeneği arasındaki bölgesel bir çatışmanın ifadesi olduğunu söylüyorlar. Irak Parlamentosu Başkanı Muhammed Halbusi'nin İranlı mevkidaşı Muhammed Bakır Kalibaf'ın davetlisi olarak 27 Mart'ta Tahran'a yapmayı planladığı ziyaretin Bağdat ile Tahran’ın açıklamalarında öne sürdükleri çelişkili nedenlerle ertelenmesinin asıl sebebi de bu olabilir. Ertelemenin sebebi, büyük olasılıkla Tahran'ın ‘Şii Evi: Koordinasyon Çerçevesi ve Sadr Akımı’ güçlerinin yeni hükümetin kurulması ve başbakanının seçilmesi konusunda bir konsensüse varamamaları ışığında Halbusi'ye herhangi bir İran kalkanı sunma konusundaki isteksizliğidir. Bu, Tahran'ın Kürt lider Mesud Barzani ile uzlaşı çabalarının aksamasından Halbusi'yi kısmen sorumlu tutuyor olabileceğinin bir göstergesidir.
Bu gelişmelerin ve yansımaların belki de en belirgin sonucu, genel olarak Irak güçleri ve partileri, özelde ise siyasal İslam grubu, daha da özelde Şii bileşen içindeki krizi açıkça ortaya koymalarıdır. Muhalif olamadıklarını ve buna güçlerinin yetmediğini, siyasi ve toplumsal varlıklarının devamlılığının ister ellerinde tutarak, kontrol ederek ve tekillerine alarak ister aktif bir ortak olarak iktidar içindeki varlıklarına ve devamlılığına bağlı olduğunu açıkça göstermeleridir.
Görünen o ki tüm bileşenleri (bu genelleme haksız olabilir) ile bu güçlerin muhalefetten anladıkları ilk şey, siyasi hayattan tamamen dışlama yolunda karşı tarafı geçersiz kılma, marjinalleştirme ve tecrittir. Bu, zorba veya hakim ya da çoğunluk ve azınlık, bağlılık ve muhalefet temelinde iktidar devir teslim ilkesini benimseyen tarafların uygulamalarının kökleştirdiği ve pekiştirilmesine katkıda bulunduğu bir anlayıştır. Zira iki taraf da eski Baas rejimi ve Devlet Başkanı Saddam Hüseyin yönetimine muhalif oldukları dönemde benimsedikleri uygulamalardan yola çıkarak bu iki kavrama – bağlılık ve muhalefete- ulaşıyorlar.
Çeşitli kurucu bağlantılarıyla bu güçler ve partiler tarafından yürütülen muhalefet, askeri boyutun siyasi hatta sosyal boyutlara göre maksimize edilmesine dayanıyordu. Sünni muhalefetin çabaları, ordu içinden Baas rejimine karşı tekrarlanan askeri darbe hazırlıklarına odaklanıyordu. Kürt muhalefetin çabaları, öz yönetimin tanınmasını sağlamak için rejim ve ordusuyla savaşı benimsemişti. Ana spektrumları (Dava Partisi, Irak İslam Devrimi Yüksek Kurulu'nun askeri kanadı olan Bedir Tugayı) ile Şii bileşeninin muhalefeti ise dışarıdan, yani Irak’ın sığındığı komşularından, özellikle de İran’dan içeriye yönelik askeri eylemlerle sınırlı kaldı. Bu eylemlerin amacı, içeriden bir darbe hazırlamayı düşünmeye olanak tanıyacak şekilde güvenlik sistemine sızılamadığı ve bunda aciz kalındığı için rejimin liderlerini hedef alarak tasfiye etmekti.  Dolayısıyla halen aşiret devleti fikrinin ötesine geçemeyen Kürt deneyiminin kısmi başarısı dışında bu muhalefetin ideolojik vizyonuyla uyumlu ve iktidara geldikten sonraki aşamanın meydan okumalarına cevap veren bir devlet anlayışı inşa edemediği söylenebilir.



Irak, “sessiz savaşta” silahlı gruplarla karşı karşıya; bir İHA’nın “tank mühimmat stokunu patlattığından” şüpheleniliyor

Irak ordusu, Amerikan yapımı Abrams tanklarıyla bir geçit töreninde (Arşiv-Irak Başbakanlık Ofisi)
Irak ordusu, Amerikan yapımı Abrams tanklarıyla bir geçit töreninde (Arşiv-Irak Başbakanlık Ofisi)
TT

Irak, “sessiz savaşta” silahlı gruplarla karşı karşıya; bir İHA’nın “tank mühimmat stokunu patlattığından” şüpheleniliyor

Irak ordusu, Amerikan yapımı Abrams tanklarıyla bir geçit töreninde (Arşiv-Irak Başbakanlık Ofisi)
Irak ordusu, Amerikan yapımı Abrams tanklarıyla bir geçit töreninde (Arşiv-Irak Başbakanlık Ofisi)

Güvenlik ve istihbarat kaynakları, Irak makamlarının ağustos ayının başında Bağdat'ın kuzeyindeki Taci Üssü'nde stratejik bir depoda meydana gelen patlamanın İHA saldırısından kaynaklandığından şüphelendiğini bildirdi. Kaynaklar, patlamanın Irak ordusuna ait tank ve zırhlı araç mühimmat stoklarında ağır hasara yol açtığını belirtti.

Olayın, yetkililerin daha önce “yüksek sıcaklıkların neden olduğu” şeklinde açıkladığı bir yangınla başladığı ifade edildi.

Kaynaklara göre soruşturmacılar, “henüz modeli belirlenemeyen bir İHA'nın, 9. Zırhlı Tümen'e ait mühimmat deposu patlamadan önce üssün üzerinde uçtuğuna” inanıyor. Patlama sonucunda çok sayıda zırhlı araç ve ABD yapımı Abrams tanklarına ait mühimmatın imha olduğu tahmin ediliyor.

İki subay, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, soruşturmacıların “üsteki termal kamera kayıtlarını incelediğini ve görüntülerde mühimmat deposu ile tank mermileri patlamadan önce üssün güneyinden bölgeye doğru gelen uçan bir cisim görüldüğünü” söyledi.

Subaylardan biri, “Tanklara ait teçhizatımızın büyük bölümünü kaybettik (...) Şu anda 9. Zırhlı Tümen'in, tankların içinde bulunan mühimmat dışında tek bir mermi bir stoğu kalmadı” dedi.

Bir istihbarat yetkilisi de “mühimmat deposunun büyük olasılıkla bir İHA tarafından hedef alındığını” söyledi.

Irak'ın resmi haber ajansı, 2 Ağustos'ta Savunma ve İçişleri bakanlıklarındaki yetkililere dayandırdığı haberinde, “Bağdat'ın kuzeyindeki Taci Üssü'nde bir mühimmat deposunda yüksek sıcaklıkların neden olduğu yangın çıktığını” bildirmişti.

İlk açıklamalarda saldırı ihtimali dışlanmış olsa da üst düzey bir askeri yetkili, Şarku’l Avsat’a, “istihbarat birimlerinin olayın koşullarını netleştirmek amacıyla teknik bir soruşturma yürüttüğünü” söyledi. Yetkili daha fazla ayrıntı vermedi.

Yetkililer, saldırının, silahlı grupların “resmi güvenlik kurumlarını silah üstünlüğü sağlayan unsurlardan mahrum bırakma” girişimlerinin çok sayıdaki göstergesinden biri olarak değerlendirildiğini belirtiyor.

Kaynaklara göre hedef alınan mühimmat deposunda Irak ordusunun en önemli muharip birliklerinden birinin temel cephaneliğini oluşturan yaklaşık 50 bin mermi bulunuyordu. Ancak saldırının yol açtığı gerçek kaybın boyutu henüz kesinleşmiş değil.

ABD yapımı M1 Abrams tankları 2010 yılında Irak ordusunda hizmete girdi (AP)
ABD yapımı M1 Abrams tankları 2010 yılında Irak ordusunda hizmete girdi (AP)

9. Zırhlı Tümen yeniden konuşlanıyordu

Dokuzuncu Zırhlı Tümen, Irak ordusunun en önemli birliklerinden biri olarak öne çıkıyor. Birliğin ilk kez yaklaşık 1975'te kurulduğu, 1982'de lağvedildiği ve 2004'ten sonra yeniden oluşturulduğu değerlendiriliyor. Merkezi Bağdat'ın kuzeyindeki Taci'de bulunan tümen, ordunun başlıca müdahale birliklerinden biri olarak stratejik görevler üstleniyor.

Tümenin silah envanterinin önemli bir bölümünü ABD menşeli sistemler oluştuyor. Özellikle Abrams tankları ve M113 personel taşıyıcıları, Irak'ın zırhlı gücünün belkemiğini oluşturuyor.

Bir güvenlik kaynağı Şarku’l Avsat’a, “Taci Üssü'ndeki tank ve zırhlı araç mühimmatının hedef alınmasının, 9. Zırhlı Tümen birliklerinin Erbain ziyareti için güvenliği sağlamak amacıyla farklı bölgelere yeniden konuşlandığı bir dönemde gerçekleştiğini” söyledi.

Kaynak, “askeri yetkililerin saldırıdan haberdar edilir edilmez Taci Üssü'ndeki tümen karargâhına geldiğini” belirtti. Yetkililerin, bölgenin güvenliğinden sorumlu subay ve askerlerin görevlerini durdurmasına karar verdiği, askeri istihbarattan bir soruşturma ekibinin de olay yerini incelemek üzere bölgeye ulaştığı belirtildi.

Irak'ın kısa süre önce aralarında ABD yapımı tank ve zırhlı araç mermilerinin de bulunduğu mühimmat açığını kapatmak amacıyla acil tedarik sözleşmeleri talep ettiği öğrenildi.

Bu talebin Taci Üssü'ndeki olay nedeniyle oluşan kayıpların telafisiyle bağlantılı olduğu düşünülüyor.

Irak Savunma Bakanlığı Sözcüsü ile Güvenlik Medya Hücresi Başkanı, Şarku’l Avsat’ın yorum taleplerine yanıt vermedi.

Irak İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Mikdad Miri ise bugün düzenlediği basın toplantısında, “İzin alınmadan havalanan her İHA terör eylemi olarak değerlendirilir” dedi. Miri, “bütün silahların devletin kontrolü altında olması gerektiğini” vurguladı.

Sessiz savaş

Bir istihbarat yetkilisi Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “ilk soruşturmaların, silahlı bir grubun Bağdat'ın güneyinde bir mevziyi kullanarak Taci Üssü'ndeki hedefe doğru İHA gönderdiği sonucuna ulaştığını” söyledi.

Yetkililere göre saldırı, silah bırakmayı reddeden grupların, düzenli güçleri düzensiz gruplar karşısında sahada üstün kılan askeri varlıklardan mahrum bırakmaya yönelik “yoğun çabalarını” gösteriyor.

Kaynaklar, “silahlı grupların Irak güvenlik güçleriyle yaşanabilecek herhangi bir çatışmaya karşı önleyici planlar yürüttüğünü ve tank mühimmatı gibi çatışmalarda düzenli güçlere üstünlük sağlayan askeri varlıkları etkisiz hale getirmeyi amaçladığını” ifade etti.

Koordinasyon Çerçevesi ittifakından bir siyasi yetkili, “Irak hükümeti radikal gruplarla sessiz ve hassas bir savaş yürütüyor; yerel ve bölgesel çekinceler ve riskler nedeniyle bunun açık bir çatışmaya dönüşmesini istemiyor” değerlendirmesinde bulundu.

Irak Başbakanı Ali Zeydi (AFP)
Irak Başbakanı Ali Zeydi (AFP)

Bir siyasi yetkili, daha önce silahların devletin kontrolünde toplanması planını reddettiğini açıklayan bir silahlı grup liderinin, “hükümet veya ABD silahları zorla toplamak için güç kullanmaya karar verirse, grubunun ve diğer grupların hükümetle askeri bir çatışmaya hazır olduğunu” söylediğini belirtti.

Irak Başbakanı Ali Zeydi, ABD'nin ülkedeki askeri gücünü çekmesi ve silahlı grupların silahlarını devletin kontrolüne bırakması için belirlenen son tarih olarak 30 Eylül 2026 tarihini belirledi.

Ancak İran müttefiki olan Hizbullah Tugayları, Seyyid el-Şuheda Tugayları ve Nuceba Hareketi şu ana kadar silahlarını devlete teslim etmeyi reddediyor. Bu gruplara yakın aktivistler, “Direniş Ekseni'nin Amerikalılar ülkeden çekildikten sonra bile silahlarını teslim etmeyeceğini” savunurken, kamuoyu önünde meydan okuyan bir üslupla “devletin silahlarının grupların elinde toplanması” çağrısı da yaptılar.

Kimliğinin açıklanmasını istemeyen bir silahlı grup yöneticisi, “direniş silahlarının geleceğine yalnızca bu ekseni kuran taraf karar verebilir” ifadesini kullandı. Yetkili bu ifadeyle İran'a atıfta bulundu.

Taci Üssü'ne yönelik saldırı doğrulanırsa, Irak ordusu mühimmat stoklarının güvenliğini sağlama konusunda kritik bir sınamayla karşı karşıya kalacak. Zeydi hükümeti bir yandan silahların devlet tekeli altında toplanması için mücadele ederken, diğer yandan İran müttefiki grupların kontrolündeki silahlı bölgeler üzerinde sahadaki hakimiyetini güçlendirmeye çalışıyor.

Haziran 2025'te bir İHA saldırısının ardından Taci Üssü'nden yükselen alevler (X).
Haziran 2025'te bir İHA saldırısının ardından Taci Üssü'nden yükselen alevler (X).

Taci Üssü daha önce de İHA saldırısına uğramıştı

Taci'nin hedef alınması münferit bir olay değil. 24 Haziran 2025'te, ABD ile İran arasında yaşanan 11 günlük savaş sırasında üs, kamikaze İHA saldırısına uğramıştı. Dönemin Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Sözcüsü Sabah el-Numan'a göre saldırıda Bağdat'ın kuzeyindeki Taci Üssü'nde bulunan iki radar sistemi zarar gördü.

Irak makamları o dönemde saldırının arkasındaki tarafın belirlenmesi amacıyla soruşturma başlatıldığını açıkladı, ancak soruşturmanın sonuçları bugüne kadar kamuoyuna duyurulmadı.

ABD güçleri, Avustralya, Yeni Zelanda ve ABD askerlerinin Iraklı personeli eğitmek, donatmak ve yetiştirmek amacıyla kullandığı son mevzinin de boşaltılmasının ardından 23 Ağustos 2020'de Taci Üssü'nden çekilmişti.


Şam ile Moskova arasında Tartus ve Hmeymim üslerinin geleceğine dair mutabakat zaptı

Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani ve beraberindeki heyet, Suriye ile Rusya arasındaki mutabakat zaptı kapsamındaki tesis ve birimleri yerinde incelemek üzere Tartus Limanı'nda bir saha ziyareti gerçekleştirdi (Suriye Dışişleri Bakanlığı)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani ve beraberindeki heyet, Suriye ile Rusya arasındaki mutabakat zaptı kapsamındaki tesis ve birimleri yerinde incelemek üzere Tartus Limanı'nda bir saha ziyareti gerçekleştirdi (Suriye Dışişleri Bakanlığı)
TT

Şam ile Moskova arasında Tartus ve Hmeymim üslerinin geleceğine dair mutabakat zaptı

Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani ve beraberindeki heyet, Suriye ile Rusya arasındaki mutabakat zaptı kapsamındaki tesis ve birimleri yerinde incelemek üzere Tartus Limanı'nda bir saha ziyareti gerçekleştirdi (Suriye Dışişleri Bakanlığı)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani ve beraberindeki heyet, Suriye ile Rusya arasındaki mutabakat zaptı kapsamındaki tesis ve birimleri yerinde incelemek üzere Tartus Limanı'nda bir saha ziyareti gerçekleştirdi (Suriye Dışişleri Bakanlığı)

Suriye Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yapılan açıklamada, Şam ve Moskova'nın Tartus ve Hmeymim'deki Rus üslerinin geleceğini belirleyen bir mutabakat zaptına ulaştıkları bildirildi.

Suriye Arap Haber Ajansı’nın (SANA), Dışişleri Bakanlığı Medya ve İletişim Müdürlüğü'nden aktardığına göre "Dışişleri ve Diaspora Bakanlığı'nın yürüttüğü bir buçuk yıllık yoğun müzakere ve görüşmelerin ardından, Hmeymim ve Tartus'taki iki Rus üssünün geleceği nihai olarak karara bağlandı. Varılan mutabakat muhtırası, iki taraf arasındaki ilişkilerin gelecek dönemine ilişkin çerçeveyi çiziyor" ifadelerini kullandı.

SCDFVG
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Suriye'deki Hmeymim Üssü'nü ziyareti sırasında, 12 Aralık 2017 (Getty)

Söz konusu mutabakat uyarınca, Rusya’nın Mart 2011’de başlayan halk ayaklanmasının ardından Beşşar Esed rejimi lehine Eylül 2015’te gerçekleştirdiği kapsamlı askeri müdahaleyle Suriye kıyılarında kurduğu askeri varlığının yeniden yapılandırılması süreci başlıyor.

Mutabakat metninde, başta Hmeymim Havaalanı ve Tartus Limanı'ndaki 4. ticari rıhtım olmak üzere sivil nitelikli tesislerin yönetiminin Suriye devleti tarafından üstlenilmesi ve bu tesislerin kademeli olarak sivil idari sisteme dahil edilmesi öngörülüyor.

RGTHYJ
Rusya ve Suriye liderleri, her iki ülkenin heyetlerinin katılımıyla Moskova'daki Kremlin Sarayı'nda düzenlenen çalışma kahvaltısında bir araya geldi, Ekim 2025 (EPA)

Askeri üslerin ve tesislerin statüsüne ilişkin olarak taraflar, bu yapıların işlevinin yeniden tanımlanması hususunda mutabakata vardı. Buna göre karşılıklı çıkarları koruyacak yeni düzenlemeler kapsamında söz konusu yapılar, askeri üs olmaktan çıkarılarak ortak eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine dönüştürülecek.

Mutabakat zaptı ayrıca, dönüşüm sürecinin tamamlanması için azami üç aylık bir takvim öngörüyor. Yeni düzenlemeler, bu sürenin ardından yürürlüğe girecek.

Yaklaşık bir buçuk yıl önce başlayan müzakerelerden bu yana atılan en kritik adım olan bu gelişme, Suriye-Rusya ilişkilerinde yeni bir dönemin kapısını aralıyor.

Suriye'deki yeni yönetimin, Rusya’nın iki askeri üsteki varlığını hedef almadığı, süreç boyunca bu varlığın sürdüğü ve tarafların üslerin geleceğine ilişkin müzakere yürüttüğü kaydedildi. Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şaraa ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ikili ilişkilerin korunması ve geliştirilmesi yönündeki arzularını vurgulayarak uzlaşmacı bir tutum sergiledi.

Şara, göreve gelmesinden bu yana Moskova'yı iki kez ziyaret etti. İlk ziyaretini Esed'in devrilmesinin ardından Putin ile ilk görüşmesini gerçekleştirdiği 15 Ekim 2025'te yapan Şara, ikinci ziyaretini ise 28 Ocak 2026'da gerçekleştirdi.

Bu ikinci görüşmede Putin, Şara'nın Suriye'nin toprak bütünlüğünü yeniden sağlama çabalarını takdirle karşılarken, Şara da Rusya'nın Suriye ve bölgenin istikrarında ‘tarihi bir role’ sahip olduğunu vurguladı.

Araştırmacı Abdulvahab Assi, mutabakat zaptının Hmeymim ve Tartus üslerinin işlevini değiştirerek Rusya’nın Suriye’deki askeri varlığını fiilen en alt düzeye indirdiğini değerlendirdi. Assi’ye göre bu adım, her şeyden önce Rusya’yı, üssün tamamının yerine geçecek ortak eğitim ve rehabilitasyon tesislerinden birine dönüştürülmesi beklenen dördüncü rıhtıma komşu askeri rıhtım üzerindeki bağımsız yönetim hakkından mahrum bıraktı. Bunun yanı sıra Rusya, sivil (ticari) rıhtımdan yararlanma ve burayı yönetme imkanını da kaybetti.

FRGTHY
Suriye Cumhurbaşkanı Şara’nın kontrolü devralmasının ardından Lazkiye Uluslararası Havalimanı’nda resmi yetkililerin katılımıyla gerçekleştirilen geziden bir kare (Sivil Havacılık ve Hava Taşımacılığı Genel Kurumu)

Ancak Assi, Suriye rejiminin 2017’de Rusya ile imzaladığı önceki mutabakat muhtırası uyarınca 11 gemi kapasiteli askeri rıhtıma demirleyen gemilerin akıbetine ilişkin resmi maddelerde veya açıklamalarda bir ifade yer almadığı sürece, mevcut mutabakatın Rusya’nın Tartus Limanı’na sınırlı erişim sağlamasını kesin olarak engellemediğini de sözlerine ekledi.

Sivil Havacılık ve Hava Taşımacılığı Genel Kurumu Lazkiye Havalimanı’nı devraldı

Bu kapsamda Sivil Havacılık ve Hava Taşımacılığı Genel Kurumu bugün Lazkiye Uluslararası Havalimanı’nı devraldı. Kurum Başkanı Ömer Husri, bu adımı Suriye havalimanlarının geri alınması, yeniden işletilmesi ve ulusal sivil havacılık sistemine dahil edilmesi sürecinde önemli bir aşama olarak nitelendirdi.

Husri, sosyal medya hesaplarından yaptığı açıklamada, kurumun uzman ekiplerinin havalimanının, tesislerinin ve sistemlerinin teknik ve operasyonel değerlendirme çalışmalarına başladığını belirtti. Bu çalışmaların, yenileme ve hazırlık seviyesini artırma planının hazırlanmasına zemin oluşturacağını kaydeden Husri, nihai hedefin havalimanını onaylanmış güvenlik ve işletme standartlarına uygun şekilde yeniden faaliyete geçirmek ve uçuşlara açmak olduğunu ifade etti.

Eski adıyla Basil Esed Uluslararası Havalimanı olarak bilinen Lazkiye Uluslararası Havalimanı, Rusya'nın 2015'teki müdahalesinden bu yana Suriye'deki operasyonları için ana merkez olarak kullandığı askeri Hımeymim Hava Üssü ile sivil havalimanının iç içe geçmesi sebebiyle neredeyse tamamen Rusya'nın kontrolü altındaydı.

Rus güçleri, pistleri genişleterek entegre lojistik tesisler inşa etmiş ve bölgedeki hava trafiğini yönetmek üzere gelişmiş hava savunma sistemleri konuşlandırmıştı.

Rus güçlerinin havalimanına katı kısıtlamalar getirmesi ve bitişik üssündeki askerleri ile askeri teçhizatının güvenliğini gerekçe göstererek buranın ticari sivil uçuşlara tamamen açılmasını defalarca reddetmesi, havalimanındaki sivil havacılık faaliyetlerini sekteye uğratmıştı.

Suriye Tartus Limanı'ndaki Ticari Sahaları Rusya'dan devraldı

Gümrük ve Sınır Kapıları Genel Kurumu tarafından dün yapılan açıklamada, Suriye Arap Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu arasında yürütülen bazı görüşmelerin ardından, Tartus Limanı bünyesinde Rus tarafınca kullanılan 4 numaralı rıhtım ile buna bağlı depo ve tesisler dahil tüm ticari sahaların Suriye tarafına devredilmesi konusunda anlaşmaya varıldığı bildirildi.

Kurum Başkanı Kuteybe Bedevi, Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanı Esad Hasan eş-Şeybani, Tartus Valisi Ahmed eş-Şami ve beraberindeki heyet eşliğinde Tartus Limanı'na saha ziyareti gerçekleştirerek mutabakat kapsamındaki tesis ve yapıların mevcut durumunu yerinde inceledi.


Sudan’daki siyasi süreci kolaylaştırmaya yönelik Beşli Mekanizma nereye gidiyor?

Berlin Konferansı’na ve Addis Ababa toplantılarına katılan uluslararası Beşli Mekanizma’nın üyeleri (X)
Berlin Konferansı’na ve Addis Ababa toplantılarına katılan uluslararası Beşli Mekanizma’nın üyeleri (X)
TT

Sudan’daki siyasi süreci kolaylaştırmaya yönelik Beşli Mekanizma nereye gidiyor?

Berlin Konferansı’na ve Addis Ababa toplantılarına katılan uluslararası Beşli Mekanizma’nın üyeleri (X)
Berlin Konferansı’na ve Addis Ababa toplantılarına katılan uluslararası Beşli Mekanizma’nın üyeleri (X)

Sudan’daki siyasi süreci kolaylaştırmakla görevli Beşli Mekanizma, Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’da düzenlediği son toplantıların sonuçsuz kalmasının ardından zor tercihlerle karşı karşıya. Önemli siyasi güçlerin boykot ettiği toplantıların ardından mekanizma, önceki mutabakatları aşmak ve üzerinde anlaşmaya varılan ‘kolaylaştırıcı’ rolünün sınırlarını ihlal etmekle suçlandı. Önümüzdeki ay Hartum’a gerçekleştirilmesi muhtemel bir ziyarette, mekanizmanın bundan sonraki adımlarının belirlenmesi bekleniyor.

Beşli Mekanizma; Birleşmiş Milletler (BM), Afrika Birliği (AfB), Avrupa Birliği (AB), Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi (IGAD) ve Arap Birliği’nden oluşuyor. Mekanizmaya, ABD, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Mısır’ın oluşturduğu Dörtlü Mekanizma tarafından, Eylül 2025’te ilan edilen ve sivillerin öncülüğünde kapsayıcı bir siyasi süreci desteklemeyi öngören yol haritası doğrultusunda siyasi süreci kolaylaştırma görevi verilmişti.

Beşli Mekanizma, geçtiğimiz haziran ayında bir dizi istişare toplantısı gerçekleştirdi. Bu toplantılarda katılımcılar, siyasi sürecin tasarımı ve gündemi, tarafları, sürecin nerede ve ne zaman yürütüleceği ile bölgesel ve uluslararası rol gibi altı başlığı ele alacak bir ‘hazırlık komitesi’ kurulması konusunda mutabık kaldı. Sürecin, arabulucuların müdahalesi olmaksızın Sudanlı taraflar arasında yürütülmesi esası benimsendi.

Ancak bu mutabakat, temmuz ayının sonunda gerçekleştirilen son turda ‘temel anlaşmazlık noktasına’ dönüştü. Eski Başbakan Abdullah Hamduk liderliğindeki Sumud İttifakı toplantılara katılmayacağını açıkladı ve davet ile hazırlık sürecine ilişkin uygulamalara itiraz etti. Bununla birlikte ittifak, savaşı sona erdirmeye ve kapsamlı bir Sudan siyasi süreci başlatmaya yönelik her türlü çabayı desteklediğini vurguladı.

Sumud İttifakı, Arap Sosyalist Baas Partisi ve Abdulvahid Muhammed Nur liderliğindeki Sudan Kurtuluş Hareketi ile diğer gruplardan oluşan İlkeler Bildirisi Güçleri de resmi açıklamalarla 31 Temmuz’da düzenlenen toplantıları boykot etti.

DCFGTHYJ
Sudan Kurtuluş Hareketi lideri Abdulvahid Muhammed Nur, Nairobi’de düzenlenen önceki toplantılara katılmıştı. (Sumud İttifakı Basın Birimi)

Bu güçler, toplantıları boykot etme gerekçelerini davetlerin ‘önceki mutabakatları yansıtmaması’ olarak açıkladı ve sürecin işleyişinin düzeltilmesini talep etti.

Sumud İttifakı’nın liderlik ofisi üyesi ve Federal Birlik Partisi Genel Başkanı Babekir Faysal, Facebook hesabından yaptığı açıklamada, Beşli Mekanizma’nın “artık siyasi süreci gözetmek için tarafsız bir çatı olmadığını” söyledi. Faysal, mekanizmayı daha önce varılan mutabakatlardan geri adım atmak ve ‘rotasından sapmakla’ suçladı. Ayrıca üzerinde uzlaşılmış seçim kriterleri bulunmaksızın ittifakları, kişileri ve grupları sürece davet ettiğini belirtti.

Faysal, Sudanlıların sürece sahip çıkması ilkesinin, katılımcıları belirleme görevinin Beşli Mekanizma’ya ait olmadığı anlamına geldiğini savundu. Orduyla bağlantılı olduğunu ileri sürdüğü güçlerin ve isimlerin sürece dahil edilerek katılımın genişletilmesinin, siyasi sürecin savaşın taraflarından bağımsız olması ilkesine zarar verdiğini ifade etti.

Sudan Kongresi Partisi Siyasi İşler Sekreteri Şerif Muhammed Osman da bu görüşe katıldı. Osman, basına yaptığı açıklamalarda Beşli Mekanizma’nın ‘kendisine verilen yetkinin sınırlarını aştığını’ söyledi. Özellikle ‘mekanizma içinde görev yapan bazı çalışanları’ yetki aşımından sorumlu tutan Osman, bu kişileri savaşın taraflarından birinin çıkarına hareket etmekle suçladı.

Osman, Sudanlıların sürece sahip çıkması ilkesinin, temsilcilerini kendilerinin seçmesi, gündem maddelerini belirlemesi ve diyaloğun nerede ve ne zaman gerçekleştirileceğine karar vermesi anlamına geldiğini söyledi.

Öte yandan, toplantıları boykot eden güçlerin aksine, Darfur’daki silahlı hareketler ile ordu müttefiki siyasi güç ve partilerden oluşan Demokratik Blok toplantılara katılmayı sürdürdü. Blok tarafından yapılan açıklamalarda, düzenlemelere ilişkin anlaşmazlıkların diyaloğu durdurmaması gerektiği belirtilirken, krizin çözümünün siyasi süreç içerisinde farklı güçlerin yer almasını gerektirdiği vurgulandı.

Addis Ababa’daki toplantılar da söz konusu anlaşmazlıkları aşmayı başaramadı. Temmuz ayının sonunda düzenlenen toplantılara katılan Ulusal Hareket Başkanı et-Ticani Sisi, “Tur, hedeflerine ulaşmada başarısız oldu” diyerek, katılımcıların hazırlık komitesinin oluşturulması ve komitenin oluşum kriterleri konusunda uzlaşamadığını söyledi.

Sisi, Sumud İttifakı’nın toplantıları boykot etmesinin Beşli Mekanizma’nın son toplantılarının başarısını etkilediğini de kabul etti. Bunun üzerine mekanizma, farklı blok ve partilerle ayrı ayrı istişareler gerçekleştirerek görüşlerini dinlemek zorunda kaldı.

Savaşın sona erdirilmesine giden yolun bir parçası olarak görülen mekanizmanın çalışmalarının tıkanması üzerine, faaliyetlerinin bir bölümünün Sudan içine taşınması yönünde bir eğilim ortaya çıktı. December gazetesinin Afrikalı kaynaklara dayandırdığı haberine göre mekanizma, Sudanlılar arasında yürütülecek diyaloga ilişkin görüşmeler gerçekleştirmek üzere gelecek eylül ayında Hartum’u ziyaret etmeyi planlıyor.

Beşli Mekanizma ziyareti henüz resmen açıklamadı. Ancak söz konusu ziyaretin ‘sızan bilgiler’ aracılığıyla gündeme gelmesi, mekanizmanın Hartum’daki yönetime yaklaşacağı ve siyasi sürecin tarafsızlığını etkileyebileceği yönündeki endişeleri artırdı.

Bu girişimler, diyalog için uygun ortamın hazırlanmasına yönelik ülke içindeki çabalarla aynı döneme denk geliyor. Bu kapsamda Sumud İttifakı liderlerine yönelik hukuki takibatların durdurulması yönünde çağrılar yapılırken, Afrika Barış ve Güvenlik Konseyi’nin de Hartum’a gerçekleştirmesi beklenen bir ziyaret gündemde.

Tüm bu görüş ayrılıkları nedeniyle Beşli Mekanizma kendisini zor seçeneklerle karşı karşıya buldu. Mekanizma, başlıca güçlerin yokluğuna rağmen mevcut süreci sürdürmek, hazırlık komitesi konusunda yeniden uzlaşmaya varmak ya da güveni yeniden tesis etmek amacıyla Sudan içinde yürütülecek çalışmaların da dahil olduğu yeni bir istişare turu düzenlemek seçenekleri arasında tercih yapmak zorunda.

Toplantıları boykot eden güçler siyasi çözüm konusundaki kararlılıklarını sürdürdüklerini vurgularken, şu soruya odaklanıyor: “Siyasi sürecin sahibi kim ve sürece kimlerin katılacağını kim belirliyor?” Bu soruya verilecek yanıt, Beşli Mekanizma’nın kabul gören bir kolaylaştırıcı olarak yeniden sahneye dönme kapasitesini ya da çözmek amacıyla oluşturulduğu anlaşmazlığın bir parçası haline gelip gelmeyeceğini belirleyecek.