Meğer Nicholas Cage tüm o kötü filmleri iyi bir nedenle çekmiş, kimsiniz de onu yargılıyorsunuz?

Son derece dürüst bir röportajda Cage, alacaklılara borçlu olduğu milyonlardan ve "annesini akıl hastanesinden uzak tutma çabasıyla aylık 20 bin dolardan fazla harcadığından" bahsetti

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP
TT

Meğer Nicholas Cage tüm o kötü filmleri iyi bir nedenle çekmiş, kimsiniz de onu yargılıyorsunuz?

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP

Nicolas Cage yeniden doğuş yaşıyor. Hafif tabirle zor geçtiği söylenebilecek (derin mali sıkıntıya düştüğü, iki kere evlenip boşandığı) 10 yıldan sonra Cage'in hayatı yeniden rayına oturmuşa benziyor. Geçen yıl "Pig" (Domuz) filmindeki münzevi eski aşçı performansı, aktöre layık olduğu övgü dolu eleştiriler kazandırmıştı. Cage, kariyerinden biraz olsun etkilenmiş herkesin kulağına kesinlikle çekici gelen bir meta kara komedi aksiyon türündeki Yetenekli Bay C (The Unbearable Weight of Massive Talent) adlı iddialı filmde kendini oynuyor. Oyuncu aynı zamanda geçen yıl şubatta evlendiği Riko Shibata'yla bir bebek (kendisinin üçüncü çocuğu) bekliyor. Cage, yakın zamandaki bir söyleşisinde GQ yazarı Gabriella Paiella'ya telefonundan ultrason fotoğrafını gösterirken, "Bence çok tatlı" demişti.
Cage, "Küçük bir edamame gibi. Minik bir fasulye" diye konuştu. 
The Independent'ta yer alan yazıya göre GQ'nun röportajında, Cage'in mali ve kişisel sorunlarının başlangıç tarihi olarak 2009 gösteriliyor. O yılın ekim ayında, 75 yaşındaki edebiyat profesörü babası August Coppola kalp krizi nedeniyle ölmüştü. Paiella, "Babasının ölümünü ve mali yıkımını, borçlarını ödemek için olabildiğince çok para kazanmak amacıyla oynayabildiği kadar fazla filmde oynayarak geçen 10 yıllık bir macera takip etti" diye yazıyor. Cage o dönem, ABD Gelir İdaresi'ne (IRS) 14 milyon dolar ve GQ'ya göre diğer alacaklılara da "milyonlarca dolar" borçluydu.
Cage'in paraya ihtiyacı vardı ve bu yüzden geçinmek için bildiği şeyi yaptı: Oyunculuk yaptı. Ve oyunculuk yaptı. Ve oyunculuk yaptı. 46 filmden oluşan bir "taşıma bandında" rol aldı, bazen yılda 4'e varan filmde oynuyordu. 2011'de rekor sayıda, 5 Nicolas Cage filmi gösterime girdi: Cadılar Zamanı (Season of the Witch), İntikam Yolu (Drive Angry), İntikamın Bedeli (Seeking Justice), Yakın Tehdit (Trespass) ve Hayalet Sürücü 2: İntikam Ateşi (Ghost Rider: Spirit of Vengeance). Cage 2018 ve 2019'da 7'şer filmde rol aldı. Karşılaştırmak gerekirse, Leonardo DiCaprio 2013 ile 2021 arasında filmografisine 8 yapım eklemişti.
Kamuoyu Cage'in tercihlerine anlam veremiyordu. Oscar ödüllü büyük bir aktörün kendini, bir sebepten, oyuncu olarak yeteneklerinin seviyesine pek de çıkamıyor gibi görünen filmlerde oynamaya adadığına dair genel bir kanı vardı. Aralık 2021'de bir manşette, "Nic Cage Gerçekten Sadece Kötü Filmler mi Yapıyor?" diye sorulmuştu. 150 milyon dolarlık bir serveti çılgın satın alımlar yaparak çarçur ettiği söylentileri vardı fakat Cage, GQ'ya mali problemlerinin çoğunlukla kötü emlak tercihlerinden kaynaklandığını belirtti. (Cage 2009'da eski iş menajerine dava açmış ve menajerin kendini "mali çöküşe giden bir yola" soktuğunu iddia etmişti. Menajer karşı dava açarak Cage'i daha akıllıca bir doğrultuya yönlendirmeye çalıştığını fakat bunun işe yaramadığını öne sürmüştü. Her iki dava da 2010'da düştü.)
Cage borçlu olduğu parayı kazanma çabasıyla film rollerini toplarken, oyuncu beynini asla devre dışı bırakmadığını söylüyor. Oyuncu, GQ'ya "Yılda arka arkaya ve arka arkaya 4 filmde oynarken, her şeyimi verebilmek için yine de bu filmlerde bir şeyler bulmam gerekiyordu" dedi.
Oyuncu, "İşe yaramadılar, hiçbiri. Bazıları, Mandy gibi, müthişti ama bazıları işe yaramadı. Ama asla üstünkörü geçiştirmedim. Yani bir yanlış anlama varsa, işte buydu. Öylesine yaptığım ve umursamadığım. Umursuyordum" ifadelerini kullandı. 
Anlaşılan Cage için de çok büyük kişisel riskler söz konusu. Hayatının bahse konu dönemini hatırlayan Cage, Paiella'ya "Tüm bu alacaklılar ve IRS vardı ve annemi akıl hastanesinden uzak tutmak için ayda 20 bin dolar harcıyordum ve beceremiyordum. Her şey bir anda oluyordu" dedi. 
Oyuncuları çalışan kimseler olarak düşünmekte pek iyi değiliz. Onları ikonlar, karakterler olarak düşünürüz. Bu durum binlerce mimin yüzü ve YouTube'daki birçok derleme videosunun öznesi olan Cage için de geçerliydi. Hollywood kendini bir emek yeri olarak resmetmiyor. Oyuncular "işten" bahsettiğinde genelde esasen sete gelme, yapmaları için işe alındıkları şeyi yapma ve karşılığında çek alma sürecini değil sanatı kastediyor. Kamuoyunun büyük bir kısmının milyonlarca dolar kazanıp da halen beş parasız kalmanın nasıl mümkün olduğunu anlamakta zorlanması da mantıklı. Bunun olduğunu biliyoruz (yaşandığını duyduk) ama tam olarak iliklerimize kadar hissedemiyoruz.
Ama yine de, bu düşünce tarzını yeniden şekillendirmek önemli görünüyor: Çünkü sadece bu dünyanın Nicholas Cage'ini etkilemiyor. Tabloid manşetleri 2018'de eski Cosby Show oyuncusu Geoffrey Owens'ın bir Trader Joe mağazasında market ürünleri paketlediğini duyurduğunda, birçok kimse Owens'ın gereksiz yere utandırıldığını hissetmişti. Neticede sadece, çoğu kişinin yapmaya ihtiyaç duyduğu şeyi yapıyordu: Geçinmek için çalışıyordu ki kendi adına bu oyunculuk kariyerini mesaili bir işle desteklemesi anlamına geliyordu. Tartışmanın alevlendiği o dönemde Michael Schulman, New Yorker'daki yazısında "Oyuncuları işçi olarak düşünme eğiliminde değiliz" demişti.
Cage, "...Yaratıcı mesleklerin emeğini hafife alarak, sanatçıları iki arada bir derede bırakıyoruz: Sanatsal çalışmaları iş olarak görülmüyor ama aynı zamanda o kadar kazançlı olduğu varsayılıyor ki, icra edebilecekleri oyunculuk dışı her iş şüpheli bir hal alıyor" ifadelerini kullanmıştı. 
Buffy the Vampire Slayer dizisinde oynadığı dönemle ilgili yeni bir kitapta kendisi ve dizideki bazı rol arkadaşları arasındaki sürtüşme yaşandığı söylentilerini ele alan Sarah Michelle Gellar'ı düşünün. Birçok kimse, özellikle Gellar ile Alyson Hannigan arasındaki sürtüşmelerin skandal dedikodularını yapıyordu. Ayakları daha yere basan biri olan Gellar, yazar Evan Ross Katz'a: "Bakın, gerçekten çok çalışıyorduk. Gençtik, inişlerimiz ve çıkışlarımız oldu. Herkes tartışırdı" demişti.
Cage"...Toz pembe değildi. Kimse sürekli iyi geçinemez. Alyson ve benim tartıştığımız zamanlar oldu. Şüphe yok. Ama gençtik" ifadesini kullanmıştı. 
Aynı kişilerle uzun ve çok çalışıyorlardı, her gün böyleydi ve bazen, anlaşılır bir şekilde, geçinmek zorlaşıyordu. Başka bir işyerinde olsaydı kimse bunu bu kadar garip bulmayacakken Hollywood neden farklı olsun?
Cage, kazancını artırmak için mesaili bir işe girmedi. Bunun yerine zaten ünlü olduğu şeyden daha fazla yaptı. Film seçme lüksü yoktu, o yüzden de seçmedi. Bu bağlamda tamamen anlaşılabilir bir durum.
Son yıllarda Hollywood'u daha adil sözleşmeler, Kovid güvenlik önlemleri veya seks sahnelerinde samimiyet koordinatörlerinden yararlanmak gibi daha güvenli, daha adil bir çalışma yeri haline getirme çabası var. Sadece film ve TV setlerini işyerleri olarak düşünürsek (ve oyuncuları da belirli bir iş türünü icra etmeleri için tutulan kişiler olarak değerlendirirsek) burada ilerleme kaydedebiliriz.
Yaratıcı çalışmayı (elbette ilham ve yetenekle, hayal gücünün heyecanı ve tüm bu eğlenceli şeylerle ilgili olsa da) yalnızca ruhani, anlaşılması zor bir alan olarak düşünmenin kimseye faydası yok. Fakat gerçekten, bu bir iş ve bunu maddi gerçeklikten tamamen kopmuş biçimde düşünemeyiz. Böyle yaptığımız takdirde, ismen anmak gerekirse kimin yaratıcı iş yaptığı ve bu işe girişmek isteyenlerin önünde kimin durduğuna dair, yapmayacağımız bir yığın konuşma olacak.



Bilim insanları sivrisinekleri kullanarak yarasaları aşılıyor

Güvenlik personeli, Vuhan Viroloji Enstitüsü'nün önünde nöbet tutuyor (AFP)
Güvenlik personeli, Vuhan Viroloji Enstitüsü'nün önünde nöbet tutuyor (AFP)
TT

Bilim insanları sivrisinekleri kullanarak yarasaları aşılıyor

Güvenlik personeli, Vuhan Viroloji Enstitüsü'nün önünde nöbet tutuyor (AFP)
Güvenlik personeli, Vuhan Viroloji Enstitüsü'nün önünde nöbet tutuyor (AFP)

Çinli bilim insanları, yarasalara kuduz hastalığına karşı bağışıklık kazandırmak için aşı taşıyan sivrisinekler geliştirdi. Bu yeni strateji, hayvanlardan insanlara bulaşma potansiyeli taşıyan virüslerin yayılmasını önlemeye katkı sunabilir.

Kuduz ve Nipah virüsleri gibi viral patojenlerin taşıyıcısı olarak bilinen yarasalar, bu nedenle virüslerin yarasalardan insanlara "sıçradığı" olayların başlıca sorumlularından biri haline geliyor.

Yarasaların aşılanması sıçramayı önleme yolu sunabilir ancak yaban hayatındaki hayvanları aşılamak için etkili bir strateji halihazırda yok.

Vuhan Viroloji Enstitüsü'nden bilim insanları, yarasalarda kuduz ve Nipah bağışıklığı oluşturmak için aşı taşıyan sivrisinekler ve tuzlu su tuzakları kullanmaya başladı.

Araştırmacılara göre bu "ekolojik aşılama" yaklaşımı, hayvanları yakalayıp fiziksel olarak işlemden geçirmeyi gerektirmediğinden daha güvenli ve etkili.

Deneyler, aşı taşıyan sivrisinekleri yiyen veya onlar tarafından ısırılan yarasaların, her iki virüsün antijenlerine karşı güçlü bağışıklık tepkileri geliştirdiğini ortaya koydu.

Bilim insanları çarşamba günü hakemli dergi Science Advances'ta yayımlanan çalışmada şöyle yazıyor: 

Doğal koşulların simüle edildiği ortamda aşı taşıyan sivrisineklerle birlikte yaşamanın yarasalarda güçlü bağışıklık tepkileri uyandırması, laboratuvar ortamının ötesinde uygulanabilirliği destekliyor.

Kavram kanıtı çalışması, aşı içeriğiyle virüslere karşı bağışıklık sağlayan tuzlu suyu yarasaların çabucak içtiğini de gösterdi.

Bilim insanları çalışmada yarasaları aşı taşıyan sivrisineklerle kapalı alanlara yerleştirdi ve böylece sivrisinekler yarasaları ısırırken yarasalar da sivrisineklerle beslendi.

Aşılar, hem böcekleri hem de memelileri enfekte edebildiği için sivrisinekler aracılığıyla taşınmaya uygun olan veziküler stomatit virüsü (VSV) kullanılarak tasarlandı.

Araştırmacılar, VSV'yi kuduz virüsü veya Nipah virüsünden proteinler üretecek şekilde değiştirdi.

Daha sonra, Aedes aegypti sivrisineklerini virüs içeren kanla besleyerek aşı virüsüyle enfekte ettiler.

VSV aşısının sivrisinekler arasında yayılmasını önlemek için sivrisinekler X ışınlarıyla kısırlaştırıldı.

Araştırmacılar, özel sivrisineklerle temas eden yarasaların Nipah ve kuduz virüslerine karşı güçlü bir savunma geliştirmeye başladığını saptadı.

Çalışmaya göre aşı taşıyan sivrisineklere maruz kalan 6 yarasadan 4'ü, kuduz ve Nipah virüsüne karşı tespit edilebilir seviyede antikor geliştirdi.

Bilim insanları, yarasaların mineralleri aradığı ve doğal bir şekilde bu içeceğe yöneldiği bilindiğinden, aşı içeren tuzlu su tuzaklarının etkinliğini de test etti.

Araştırmacılar, bu tekniğin de benzer şekilde güçlü bağışıklık tepkileri ürettiğini buldu.

Bu tür tuzaklar, yabani yarasa popülasyonlarının bulunduğu mağaralara yerleştirilebilir.

Araştırmacılar, birden fazla yoldan aktarılan aşının yarasadan yarasaya bulaşmadığını çünkü bunun öngörülemeyen yan etkilere yol açabileceğini vurguluyor.

Bilim insanları, "Bulaşıcı aşılar, minimum girdiyle geniş bir popülasyonu kapsama potansiyeli sunsa da doğası gereği evrimsel ve ekolojik riskleri artırıyor" diye yazıyor.

Buna karşılık bizim stratejimiz 'sınırlı yayılma' yaklaşımıyla biyogüvenliği kasten önceliklendiriyor.

Ancak araştırmacılar bu tür yaban hayatı aşılarının uygulanmasının, aşı bulaşıcılığıyla biyogüvenlik arasında bir denge kurmayı gerektirdiğini belirtiyor.

Tasarlanmış virüslerin yaban hayatı popülasyonlarına bulaşmasının, ekosistemleri istenmeyen şekillerde etkileyebileceği uyarısında bulunuyorlar.

Ekolojik aşılar minimum girdiyle geniş bir popülasyonu etkileme potansiyeli sunarken, aşının tehlikeli hale gelme olasılığı gibi riskler yaratabileceğini söylüyorlar.

Araştırmacılar, "Stratejimiz, 'sınırlı yayılma' yaklaşımıyla biyogüvenliği kasten önceliklendiriyor" diye yazıyor.

Aşı maruziyeti, yarasa popülasyonları arasında yayılmak yerine, doğrudan hedeflenen konakçılarla sınırlı kalıyor.

Tasarlanmış virüsler içeren her türlü teknolojinin dikkatli bir denetim ve biyogüvenlik değerlendirmesi gerektirdiğine dair uyarıyorlar.

Independent Türkçe


Gökbilimciler ilk kez bir magnetarın doğumuna tanık oldu

Genel göreliliğin etkisiyle magnetar, titreyen bir diskle çevrili (Joseph Farah/Curtis McCully)
Genel göreliliğin etkisiyle magnetar, titreyen bir diskle çevrili (Joseph Farah/Curtis McCully)
TT

Gökbilimciler ilk kez bir magnetarın doğumuna tanık oldu

Genel göreliliğin etkisiyle magnetar, titreyen bir diskle çevrili (Joseph Farah/Curtis McCully)
Genel göreliliğin etkisiyle magnetar, titreyen bir diskle çevrili (Joseph Farah/Curtis McCully)

Bilim insanları ilk kez bir magnetarın doğumuna tanıklık etti. Yeni çalışma aynı zamanda 16 yıllık bir teoriyi de doğruluyor.

Yaşam döngüsünün sonuna gelen yıldızların çekirdeği kendi içine çökerken dış katmanları süpernova olarak patlıyor. 

Büyük kütleli yıldızlar süpernovanın ardından geriye kara delik veya son derece yoğun ve hızlı dönen bir nötron yıldızı bırakabiliyor. Yaşamı süresince güçlü bir manyetik alana sahip yıldızlar ise özel bir tür nötron yıldızı olan magnetara dönüşüyor. 

Olağanüstü hızlı dönen magnetarlar, Dünya'nınkinden trilyonlarca kat daha güçlü bir manyetik alana sahip.

Gökbilimciler Aralık 2024'te, Güneş'in 25 katı kütleye sahip bir yıldızın geçirdiği süpernova patlamasını 200 gün boyunca takip etti. 

Dünya'dan yaklaşık 1 milyar ışık yılı uzaktaki SN 2024afav isimli süpernova, "süper parlak" sınıfına giriyordu. Bu tür patlamalar, normal süpernovalardan yaklaşık 10 kat daha parlak oluyor.

Kaliforniya Üniversitesi Berkeley kampüsünden astrofizikçi Dan Kasen, 16 yıl önce süper parlak süpernovalara magnetarların yol açtığını öne sürmüştü. Ancak bu teori o zamana kadar doğrulanamamıştı.

Üniversitenin Santa Barbara kampüsünden araştırmacılar ise Albert Einstein'ın genel görelilik teorisine başvurarak bu hipoteze kanıt sundu. 

Normalde bir süpernovadan yayılan ışık, en yüksek parlaklığa ulaştıktan sonra yavaş yavaş sönmeye başlar. Ancak SN 2024afav'dan gelen ışık, bu zirvenin ardından sönmek yerine titreşir gibi davranarak bir dizi küçük parlama üretti.

Araştırmacılar bunun, yıldızın bazı kalıntılarının uzaya kaçmak yerine magnetara geri düşmesi ve girdap şeklinde bir gaz diski oluşturmasından kaynaklandığını düşünüyor.

Bulguları hakemli dergi Nature'da dün (11 Mart) yayımlanan çalışmaya göre diskteki bu enkaz alanı asimetrik; yani hem diskin hem de magnetarın dönüş eksenlerinin hizası bozulmuş durumda.

Bilim insanları SN 2024afav'ın ışımasındaki salınımlara bu eğikliğin yol açtığını söylüyor. 

Görelilik teorisine göre, dönen devasa bir cisim uzay-zaman dokusunu bükerek buna yol açabilir.

Bu nedenle araştırmacılar, Kasen'ın öne sürdüğü gibi diskin içinde bir magnetarın döndüğü ve ona enerji aktardığı sonucuna vardı.

Magnetar, yüklü parçacıkları hızlandırarak süpernovanın enkazıyla çarpışıyor ve bu nedenle süpernova son derece parlak oluyordu.

Makalenin yazarlarından Joseph Farah "Süpernova mekanizmasını açıklamak için genel görelilik ilk kez kullanıldı" diyor.

Öte yandan süper parlak süpernovaların tek açıklaması magnetar olmayabilir. Patlayan yıldızın şok dalgasının yakındaki maddelere çarparak parlaklıklarını artırması da muhtemel.

Ancak magnetarlar bu süpernovaların küçük bir kısmından sorumlu olsa bile yeni çalışma hem astronomi hem de genel görelilik açısından önem taşıyor.

Farah, "Bu, parçası olma ayrıcalığını yaşadığım en heyecan verici şey" diyerek ekliyor: 

Bu, çocukken hayalini kurduğum bilim.

Independent Türkçe, Popular Science, Times, Nature


215 milyon yıllık sürüngen, timsah evrimi teorilerini sarsıyor

Artık Petrified Forest Ulusal Parkı olan bölgede, 215 milyon yıl önce Sonselasuchus cedrus'un yaşadığı çevrenin sanatçı gözünden tasviri (Gabriel Ugueto)
Artık Petrified Forest Ulusal Parkı olan bölgede, 215 milyon yıl önce Sonselasuchus cedrus'un yaşadığı çevrenin sanatçı gözünden tasviri (Gabriel Ugueto)
TT

215 milyon yıllık sürüngen, timsah evrimi teorilerini sarsıyor

Artık Petrified Forest Ulusal Parkı olan bölgede, 215 milyon yıl önce Sonselasuchus cedrus'un yaşadığı çevrenin sanatçı gözünden tasviri (Gabriel Ugueto)
Artık Petrified Forest Ulusal Parkı olan bölgede, 215 milyon yıl önce Sonselasuchus cedrus'un yaşadığı çevrenin sanatçı gözünden tasviri (Gabriel Ugueto)

Bilim insanları, hayatına dört ayak üzerinde başladıktan sonra iki ayak üzerinde yürüyen, eski dönemlerde yaşamış "tuhaf" bir timsah keşfetti.

Sonselasuchus cedrus adı verilen bu hayvan, yaklaşık 201 ila 225 milyon yıl önce, Geç Triyas Dönemi'nde yeryüzünde dolaşıyordu.

O dönemin bazı dinozor türleriyle yüzeysel benzerlikler taşıyan ancak günümüz timsahlarının doğrudan akrabaları olan shuvosauridae grubuna ait bu türün keşfi, timsahların evrimine ilişkin önceki anlayışa meydan okuyor.

Washington Üniversitesi Biyoloji Bölümü ve Burke Doğa Tarihi ve Kültürü Müzesi'nden araştırmacılar, bulguları Journal of Vertebrate Paleontology'de yayımlanan çalışmada fosilleşmiş uzuv kemiklerinin sıradışı oranlarının, timsahın büyüdükçe yürüme şeklinin değiştiğini gösterdiğini öne sürüyor.

Başyazar Elliott Armour Smith, "Sonselasuchus'un yavruyken ön ve arka uzuvlarının daha orantılı olduğunu ve yetişkinlikte arka bacaklarının uzayıp sağlamlaştığını düşünüyoruz" diyor.

Esasen bu canlıların hayatlarına dört ayak üzerinde başladığını... Sonra büyüdükçe iki ayak üzerinde yürümeye geçtiğini düşünüyoruz. Bu bilhassa tuhaf bir durum.

Yaklaşık 64 santimetre boyunda olduğu tahmin edilen sürüngen, dişsiz bir gaga, büyük göz çukurları ve içi boş kemiklere sahipti. Bu özellikler, genellikle "devekuşu dinozorlar" denen ornithomimidae dinozorlara çarpıcı benzerlik gösteriyor.

Ancak Armour Smith bu özelliklerin birbirinden bağımsız şekilde evrimleştiğini belirtiyor.

Bu benzerlik muhtemelen timsah ve kuş soylarındaki arkozorların aynı ekosistemlerde evrimleşmesi ve benzer ekolojik rollere yönelmesi nedeniyle ortaya çıktı.

Sonselasuchus gibi shuvosauridlerdeki iki ayak üzerinde yürüme, dişsiz gaga, içi boş kemikler ve büyük göz çukurları gibi özelliklerin timsah soyunda da görüldüğünü ekliyor.

Sonselasuchus cedrus fosilleri Arizona'daki Petrified Forest Ulusal Parkı'nda, Armour Smith'in iş arkadaşı Profesör Christian Sidor'un da aralarında yer aldığı bir ekip tarafından ilk olarak 2014'te bulunmuştu.

10 yıllık kazı ve hazırlık çalışmalarında 3 binden fazla kemik keşfedilen bu bölge, olağanüstü bir fosil zenginliğine sahip.

frttr
Sonselasuchus cedrus'un radius kemikleri (Elliott Armour Smith/Christian A. Sidor)

Türün adı "cedrus", bu sürüngenin yaşadığı düşünülen ormanlık ortamlardan hareketle, Geç Triyas Dönemi'ndeki ormanlarda bulunan sedir (cedrus) ağaçlarına gönderme yapıyor.

Cins adı "Sonselasuchus" ise keşfin yapıldığı jeolojik tabaka olan Üst Triyas Chinle Formasyonu'nun Sonsela Üyesi'ne atıf yapıyor.

Profesör Sidor için bu süregelen keşifler, ABD Ulusal Park Servisi'yle 10 yılı aşkın süredir ortaklaşa yürütülen özverili araştırmaların sonucu.

Bilim insanı "2014'de Petrified Forest'ta saha çalışmasına başladığımızdan bu yana Sonselasuchus kemik yatağından 3 binden fazla fosil topladık ve hiç bitecekmiş gibi görünmüyor" diyor.

Kemik yatağında balık, amfibi, dinozor ve diğer sürüngenlerin fosilleri de keşfedilirken, Washington Üniversitesi'nden 30'dan fazla öğrenci ve gönüllü "yeni ve ilginç fosillerin" sürekli ortaya çıkmasına katkı sağlıyor.

Independent Türkçe