Sudan insan kaçakçılarına karşı koyabilir mi?

Sudan İstihbaratı, Kızıldeniz kıyılarında geleneksel teknelerle kaçakçılık yapan mafyaya bir haftada iki operasyon gerçekleştirdi ve 25 yabancı kadını kurtardı. Çevredeki sığınma dalgaları karmaşık zorluklar doğuruyor

Sudan insan kaçakçılarına karşı koyabilir mi?
TT

Sudan insan kaçakçılarına karşı koyabilir mi?

Sudan insan kaçakçılarına karşı koyabilir mi?

Hasan Hamid
Sudan doğusu üzerinden Hartum’a, ardından sınırlar aracılığıyla Libya’ya, Akdeniz’e veya Mısır’a, Sina Yarımadası üzerinden İsrail ve Avrupa’ya doğru, kaçakçılık ve insan ticareti için geçiş kapısı haline getirildi.
Sudan ve Libya arasındaki sınır noktalarında insan ticareti aktif bir durumda. Ancak en aktif durum, Eritre ile sınır şeridinde ve Sudan’ın doğusundaki Eritre ve Etiyopya mülteci kamplarında.
Bir hafta içerisinde Sudan Genel İstihbarat Teşkilatı, 22 Mart’ta insan ticareti ağlarına yönelik iki operasyonun düzenlendiğini açıkladı. Teşkilat, başkent Hartum’un banliyölerinde 25 yabancı kadını bir insan satıcısının elinden kurtardı. Kadınlar, bazı komşu ülkelerden Sudan’a ulaşmıştı. Bir hafta sonra doğuda Kassala vilayeti ve Sudan- Etiyopya sınırı ile sınırlanan el-Kadarif vilayetinde Hartum’un 400 km uzağında İstihbarat Teşkilatı, 31 Mart’ta bir başka ağı durdurabildi ve 18 Etiyopyalıyı kurtardı.
Sudan’ı çevreleyen sayısız mülteci dalgası, benzeri görülmemiş ve karmaşık zorluklar doğuruyor. Afrika Boynuzu, Orta ve Batı Afrika’daki silahlı çatışmalar ortasında bu faktör baş gösterdi. Bu mültecilerin ihtiyaçları, sayılarının fazlalığı, sınırlı kapasiteleri ve onlara yardım ulaştırma zorluğu göz önüne alındığında bu sorun, toplumların bunları kabul edememesi, onlara destek ve koruma sağlayamaması nedeniyle daha da kötüleşiyor.
Sığınma tablosunun iki anlamı var. Bu duruma ilişkin trajedi, ahlaki sorunun, unsurlarının birbirleriyle olan ilişkisi hakkında olayların yüzeyine sıçramasına izin veriyor. Peki bu iki anlam, ister kaçakçılıkla nitelendirilmiş olsun, isterse de doğrudan ticaret muamelesi görmüş olsun, operasyonun kendisi göz önüne alındığında insan ticareti ağlarının suçlarının kurbanı mı yoksa katılımcısı mı?
En meşhuru olmasına rağmen insan ticaretinin kalıpları bu türle sınırlı değil. Ancak geleneksel olarak altın arayışı gibi madenciliğin yaygınlaşmasıyla birlikte başka kalıplar da ortaya çıktı. Bu durum, kuyu kazmak da dahil olmak üzere bu zorlu görevde gençleri sömüren tüccarların ortaya çıkmasına neden oldu. Aynı şekilde Batı Afrika ülkelerine mensup, insan tacirleri tarafından dilenmek için kullanılan çocukların yaygınlaşması olgusu da mevcut.

Organize suç
Sudan, esnek ve değişken bir olgu olması dolayısıyla organize suçun çeşitli nedenleriyle çevrili. Sudan ayrıca, Küresel Organize Suç Endeksi 2021 tarafından sınıflandırılan bir kemerle çevrilmiş durumda. Öyle ki organize suçla ilgili olarak Afrika kıtası, 5,17 puan alarak, Asya kıtası sonrasında ikinci sıraya yerleşti. Yayınlanan bir raporda, “Bu durum, Afrika’da en büyük etkiye sahip bir suç piyasası olan insan kaçakçılığı da dahil olmak üzere, kıtada kök salmış yaygın ve çeşitlendirilmiş yasadışı ekonomilerin bir yansımasıdır. Bu yasadışı ekonominin faaliyetin bir kanıtı olarak, 54 Afrika ülkesinden 30’unun, insan ticareti için önemli bir etki pazarına sahip olduğu değerlendirildi” ifadelerine yer verildi.
Rapor, kıtadaki çatışmalara dikkati çekerken, “2019’da yaklaşık 25 devam eden çatışma kaydedildi. Kıtanın çoğu yerindeki ülkeler, 2020’yi takip eden yılda silahlı saldırılara ve sürekli isyanlara maruz kaldı” ifadelerini içerdi. Raporda ayrıca, organize suç ve çatışma arasındaki ilişki, karşılıklı olarak birbirlerini güçlendirici olarak nitelendirildi. Endeksin sonuçları, organize suçların başında insan ticaretinin geldiğini, ardından silah kaçakçılığının, yenilenemez kaynak kaçakçılığının ve ardından uyuşturucu kaçakçılığının geldiğini gösterdi.
2020 - 2021 yıllarına dair bir rapora göre Uluslararası Af Örgütü (Amnesty) “Doğu ve Batı Afrika’daki silahlı çatışmalar, insan hakları ihlalleri kalıplarını geliştirdi ve uluslararası ve insan hakları hukukuna meydan okudu. İnsan ticareti bu çatışmaların en belirgin ortak özelliklerinden biri haline gelmiştir” dedi. Amnesty, “Milisler, silahlı gruplar ve yaygın çeteler, sistematik olarak insan kaçakçılığı yapmaktadır. Kurbanlarının çoğu, insanlık dışı gözaltı koşullarına ve toplanma noktalarında aşırı izdihama maruz kalan mülteci ve göçmenlerdir. Farklı şekillerde zorla çalıştırma, işkence, tecavüz ve diğer cinsel şiddet biçimlerine maruz kalıyorlar. Kadınlar ve kız çocukları daha da büyük risk altındadır” ifadelerini kullandı.

Güvenlik akışı
Hartum’daki Ulusal Araştırmalar Merkezi’nde kriz yönetimi ve müzakere uzmanı olan Tümgeneral Emin İsmail Meczub, “Ülkede, siyasi istikrarsızlık nedeniyle güvenlik birimlerinin temel görevlerinden ayrılmasından kaynaklanan bir güvenlik akışı var” dedi. İsmail Meczub, “Devletlerin kökeninde, stratejik güvenlik planlarına sahip olma, siyasi, ekonomik veya toplumsal güvenlik olsun, kapsamlı güvenlik sorumluluğunu taşıma, iç veya bölgesel olaylardan kaynaklanan krizleri öngörme ve krizi bu temelde yönetme’ eylemleri yatmaktadır. Ancak Sudan’ın güvenlik likiditesinden mustarip olmasının, şehirlerde ve çevre bölgelerde suç unsurlarının ortaya çıkmasının yanı sıra güvenlik güçlerinin önemli bir bölümünün yokluğuna neden olduğu açıktır” dedi.
Kriz yönetimi uzmanı, “İnsan ticareti, Sudan’ı bir geçiş ülkesi olarak gördüğü için hükümete rahatsızlık veriyor. Doğudaki komşu ülkelerden Batı Sahra’ya, oradan da Libya’ya ve Avrupa’ya doğru Libya kıyılarına geçerek, son on yılda aktif olmuştur” dedi.
İsmail Meczub, “Sudan, yıllardır bu tür faaliyetlerin durdurulması için Avrupa Birliği (AB) ile ortak şekilde, Genel İstihbarat Teşkilatı, polis ve Hızlı Destek Güçleri’nden oluşan büyük kampanyalar yürütüyor. Ancak bu çeteler, komşu ülkelerden vatandaşları Sudan toprakları aracılığıyla kaçırmak için mevcut durumdan yararlanıyor. El-Kadarif’teki Genel İstihbarat ekibinin bu ağı yakalayarak başardıkları; özellikle bu çetelerle savaşmak için son zamanlarda gündeme getirilen yeni teknik birimlerden yararlanarak, izleme ve takip açısından bir gelişmeyi yansıtıyor” şeklinde konuştu.
Tümgeneral Emin İsmail Meczub, AB ile durumun daha da kötüye gitmemesi amacıyla ‘bu çetelerin takibi için eğitim ve teknik donanım sağlanması ve tüm Sudan yollarının onlara kapatılması’ alanında işbirliğinin sürdürülmesi gerektiğini vurguladı.
İsmail Meczub, “İnsan ticaretiyle mücadele, başta toplumsal olmak üzere güvenliği yaygınlaştırarak önleme araçlarını harekete geçirmekten geçmektedir. Çünkü bu suça başvurmak, tacirlerin güvenlik ve yasal boşlukları istismar etmesi ve mağdurların işsizlik nedeniyle bu gerçekliklerinden kaçma girişimleri tarafından motive edilmektedir. Bunlar, toplumu reddetme ve hayallerini gerçekleştirme umuduyla bu çetelerin örgütlerine yönelmektedir” dedi.

Operasyon silsilesi
Öte yandan Port Sudan’daki Genel Mahkemede yargıç olan Belediye Başkanı Ahmed Hebnai, “İnsan kaçakçılığı, Kızıldeniz üzerinden Suudi Arabistan’a doğru geleneksel teknelerle aktif şekilde ve belli bir Sudan kabilesi tarafından uygulanıyordu. Ancak Suudi Arabistan ve Sudan deniz kuvvetlerinin ortak tatbikatlarına ek olarak, bazı tarafların işbirliği ve krallığın desteğiyle Sudan gümrüğüne bir dizi gemi sağlayarak bu durum, Sudan kıyıları üzerinden Krallığa insan kaçakçılığını sınırladı ve kaçakçılık, bir süre durdu. Ama zaman zaman tekrarlanıyor” ifadelerini kullandı.
Hebnai, “Bu kaçakçılığa yönelik uyarılara rağmen kaçakçılık operasyonlarını tam anlamıyla tamamlamak üzere olan çok sayıda kişi tutuklanarak Sevakin Mahkemesi’nde yargılandı. Sudanlılar, Yemenliler, Eritreliler ve Somalililer de dahil olmak üzere farklı milletlerden insan tacirlerinin tutuklandığı birkaç olay dışında, bu işbirliği bu yöntemin solmasına katkıda bulundu” ifadelerini kullandı.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Belediye Başkanı, “Kızıldeniz’de insan kaçakçılığıyla mücadelenin ardından, mülteci kamplarından El-Kadarif şehrine sızma faaliyeti başladı. Kurbanlar, tüccarlar için ev hizmetçisi olarak çalışıyordu. Bazıları tırlarla başka şehirlere kaçırılıyor ve bir kişinin fiyatı arz ve talebe göre belirleniyordu. Göçmenlik ve vatandaşlık yasaları, bu durumu kovuşturuyor. Cezası ise hapis, para ve sınır dışı etme cezalarıdır” dedi.
Yargıç Hebnai, “Mülteci kamplarından insan ticareti amacıyla kaçakçılık; tanınmış milletlerden oluşan özel suç şebekeleri ve bu ticarette aktif olan bir aşiret aracılığıyla iki türlüdür. Birincisiyle çerçevesinde mülteci, anlaşmaya göre dolar cinsinden bir miktar para ödeyip üç aşamadan geçmektedir. Bu çerçevede ilk aşamada sızma yoluyla kamptan çıkış, ikinci aşama ise mülteci kartı veya ulusal numara gibi belgeler çıkarılması için başkalarına teslim edilmesidir. Ama üçüncü aşamada, kendisi için bir tekne ayarlanıyor. Eğer bu grup tutuklanırsa da mülteciler dahil herkes yargılanıyor. İkinci şekle gelince, aynı aşamalardan geçiliyor, ancak mültecinin bilgisi dışında. Çünkü organlarını satmaya özendirilip kurban oluyorlar. Tutuklanırlarsa mülteciler değil tüccarlar yargılanıyor” açıklamasında bulundu.

Önlem alma
Port Sudan limanından emekli Tuğgeneral Ahmed Derrac Surur, “Kızıldeniz’in kendine özgü konumu, üç kıta arasındaki bağlantısı ve sınır komşusu ülkeler ile diğer ülkeler arasındaki gemi trafiği ve ticaret faaliyeti, kara ve deniz sınırlarının ötesine sızma da dahil olmak üzere birçok olgunun ortaya çıkmasını teşvik etti. Ayrıca birçok idari soruna cezai sorumluluğa ve yasal sonuçlara yol açtı” dedi. Surur, “Modern haliyle insan ticareti, sınır kapılarından sızma olgusunun gelişmesi ve bölgesel ve iç çatışmalar sonucunda birçok şekil almasından sonra ortaya çıkmıştır. İnsan ticareti kalıpları, komşu ülkelerden çok sayıda mültecinin hayatına mal olan organ ticareti şeklini alacak şekilde gelişti. Ancak sıkı denetimin artması ve Sudan içindeki ve dışındaki ilgili makamlardan izleme ve takip organlarının geliştirilmesi, bu fenomeni azalttı” açıklamasında bulundu.
Tuğgeneral Ahmed Derrac Surur, “İnsan ticaretiyle uluslararası, bölgesel ve yerel düzeyde mücadele etmek için düzenlenen kampanyaya rağmen bu durum, tamamen ortadan kalkmadı. Kara ve deniz sınırlarının ötesine öncekilerden yeni ve farklı bir şekilde uzanmaya başladı. Başta Eritre ve Etiyopya olmak üzere komşu ülkelerden insan kaçakçılığı baş gösterdi. Kadınların oranı erkeklerden fazla olup, yaşları ise 13- 16 civarında. Faaliyetlerin çoğu ilgili makamlar tarafından engellendi. Çabalar, bu olguyu tam olarak kapsamazken, az görünüyor. Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik koşullar ve ağır siyasi kriz göz önüne alındığında, bu durumla mücadele etmek için her türlü önlemin alınması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Yasaları değiştirmek
Göçmen kaçakçılığı ile insan ticaretinin çeşitli biçimleri arasındaki çizginin bulanıklaşması nedeniyle Sudan’da insan ticareti mağdurlarına ilişkin kesin istatistikler bulunmuyor. Darfur’dan ülke içinde yerinden edilme vakalarının etkinliğine ve Eritre, Etiyopya ve Somali’den gelen mülteci ve yasadışı göçmenlerin sayısındaki artışa gelince, tutarlı bir istatistik de yok.
2014 yılında Sudan hükümeti, İnsan Ticaretiyle Mücadele Hükümet Komitesi’ni kurdu. Öncesinde ise Sudan parlamentosu, özellikle kadın ve çocuklarla ilgili olanlar olmak üzere, insan ticaretiyle mücadele hususunda ilgili birçok uluslararası sözleşme ve protokole dayalı olarak, idam ve 5 ila 20 yıl arasında hapis cezası olarak değişen cezaların uygulanması için bir mücadele yasasını onayladı. Şubat 2021’de geçici Egemenlik Konseyi, insan ticaretiyle mücadele yasa tasarısında değişiklikler yaptı.
Bu çerçevede Yargıç Hebnai, “Kaçakçılar, göçmenlik yasasına göre yargılanırken, göçmen kaçakçılığıyla mücadele için yasa çıkarmak, insan ticareti ve göçmen kaçakçılığı suçlarından hesap sorulmasını sağlamak için Adalet Bakanlığı bünyesinde bir komisyon kuruldu. Bu komisyon, cezai değil idaridir. Yeni yasanın onaylanması yasadışı göç ve insan kaçakçılığıyla mücadeleye yardımcı oldu, ancak onu sona erdirmedi” dedi.



Hicri’nin Cebel el-Beşan Yönetim Konseyi kararı SDG’nin Özerk yönetim modelinin kopyası mı?

Hicri’nin Cebel el-Beşan Yönetim Konseyi kararı SDG’nin Özerk yönetim modelinin kopyası mı?
TT

Hicri’nin Cebel el-Beşan Yönetim Konseyi kararı SDG’nin Özerk yönetim modelinin kopyası mı?

Hicri’nin Cebel el-Beşan Yönetim Konseyi kararı SDG’nin Özerk yönetim modelinin kopyası mı?

Suriyeli bir yetkili Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Süveyda’da hükümet kontrolü dışında kalan bölgelerde hükümet ile Dürzi ruhani lider Hikmet el-Hicri arasında dış arabuluculuk girişimleri bulunduğu yönündeki iddiaları yalanladı.

Bu açıklama, Hicri’nin “Yüksek Hukuk Komitesi” olarak bilinen yapıyı feshettiğini ve hâkim Şadi Fayez Mürşid’i, vilayette mevcut süreci yönetmek üzere “Cebel el-Beşan Yönetim Konseyi”ni kurmakla görevlendirdiğini duyurmasının ardından geldi.

Suriyeli siyasi analistler, Hicri’nin kararına ilişkin farklı değerlendirmelerde bulundu. Bunun Hicri’nin sürdürdüğü politikadan geri adım attığını ve Suriye’nin Cezire bölgesinde (SDG kontrolündeki bölge) uygulanan ve yeni realite karşısında ayakta kalamayan “özerk yönetim” modelinin yeniden üretilmesi olarak değerlendirdi.

“Halkı belirsizliğe sürüklüyor”

Süveyda Valiliği Medya İlişkileri Müdürü Kuteybe Azzam, söz konusu kararı “vilayet halkını bilinmeze sürükleyen ve sıkıntılarını artıran bir adım” olarak nitelendirdi.

Azzam, Hicri’nin kontrolündeki bölgelerde “Süveyda halkını ve değerlerini temsil etmeyen yasa dışı grupların bulunduğunu ve bu grupların vilayeti ve halkını rehin aldığını söyledi. Bu yapıların güvenlik bürosu, ulusal muhafızlar, hukuk komitesi ve şimdi de Cebel el-Beşan Yönetim Konseyi gibi isimler kullandığını belirten Azzam, bu oluşumların hiçbirinin meşruiyeti olmadığını ve yerel ya da uluslararası hukukla insan haklarını tanımadığını vurguladı.

dfbfd
Dürzi militanlar, 26 Şubat 2026’da Süveyda’da gerçekleşen rehine değişim operasyonu sırasında (AP)

Devletin güvenliğin sağlanması ve toplumsal dokunun korunması için temel otorite olduğunu ifade eden Azzam, Süveyda’daki geniş bir kesimin bu grupların eylemlerini reddettiğini ve devletin müdahalesini talep ettiğini belirtti.

Azzam ayrıca, hükümet ile Hicri veya ulusal muhafızlar arasında dışarıdan Dürzi gruplar aracılığıyla yürütülen bir arabuluculuk süreci olduğu iddialarını da reddetti. Görüşmelerin yalnızca hükümet ile yerel ileri gelenler ve din adamları arasında gerçekleştiğini, ancak sonuç alınamadığını söyledi.

Kararın arka planı

Hicri, salı günü yayımladığı açıklamada Hukuk Komitesi’ni feshettiğini ve Cebel el-Beşan Yönetim Konseyi’nin kurulacağını duyurdu. Bu yapının kriz yönetimi niteliğinde olduğunu belirterek, amacının kuşatma ve saldırıların etkilerini azaltmak, yaşam koşullarını iyileştirmek ve toplumsal yapıyı korumak olduğunu ifade etti.

sdvdsfv
Dürzi ruhani lider Hikmet el-Hicri (AFP)

Karar, Hicri’nin kontrolündeki bölgelerde güvenlik zafiyetinin arttığı bir dönemde geldi. Son olarak, ulusal muhafızlara bağlı silahlı bir grubun Süveyda’daki Eğitim Müdürlüğü’nü basarak, kısa süre önce hükümet tarafından atanan müdür Safvan Bilan’ı kaçırdığı bildirildi. Bilan daha sonra görevinden çekildiğini açıkladı.

Süveyda halkı ise siyasi bölünmelerin gölgesinde ağırlaşan yaşam koşulları ve hizmet eksiklikleriyle mücadele ediyor.

“Durum çok kötü”

Güvenlik gerekçesiyle ismini açıklamayan Süveydalı bir siyasi analist, Hicri’ye bağlı silahlı grupların eylemlerini kara noktalar olarak nitelendirerek, kentteki durumun her açıdan çok kötü olduğunu söyledi.

Analist, ulusal elitlerin siyasi faaliyetlerinin tutuklamalar nedeniyle neredeyse tamamen durduğunu ve İsrail projesinin sahada ilerlediğinin gözlemlendiğini ifade etti.

Üniversite öğrencilerinin Şam’a gitmesinin engellenmesi gibi son gelişmeleri “en çirkin adımlar” olarak nitelendiren analist, bu durumun vilayet genelinde tepki ve kısmi grevlere yol açtığını belirtti.

Toplumsal baskı artıyor

Aynı analiste göre, 2025 Ağustos’unda kurulan “Hukuk Komitesi” halkın sorunlarını çözmekte başarısız oldu ve durum daha da kötüleşti.

Un ve maaş krizinin yanı sıra hizmetlerin sağlanamaması nedeniyle Hicri ve çevresinin toplumsal destek kaybettiğini ifade eden analist, bunun temel nedeninin devletle ilişkilerin kesilmesi olduğunu söyledi.

fdvfv
Görevden alınan Yüksek Hukuk Komitesi Başkanı, hâkim ve danışman Muhannad Boufaour (Facebook hesabı).

Analist, Hicri’nin son kararının “yeniden konumlanma” olabileceğini, açıklamada önceki söylemlerinde yer alan kendi kaderini tayin, ayrılık ve İsrail’e teşekkür gibi ifadelerin bulunmamasının dikkat çekici olduğunu belirtti.

Bu adımın, toplumsal ve ekonomik baskılar nedeniyle geri adım anlamına gelebileceğini ve yeni yapının sorumluluğu üstlenecek bir vitrin işlevi görebileceğini de sözlerine ekledi.

Yerel Dürzi kaynaklar da kararın “halkın öfkesini yatıştırma” amacı taşıdığı görüşünde.

“Baştan denenen bir başarısızlık”

Suriyeli yazar ve hukukçu Muhammed Sabra ise kararı, savaş yıllarında ortaya çıkan fikirlerin yeniden üretilmesi olarak değerlendirdi.

Eski muhalefet baş müzakerecisi Sabra, Suriye’nin Cezire bölgesindeki “özerk yönetim” deneyiminin 8 Aralık 2024 sonrası yeni realite karşısında çöktüğünü belirtti.

vfvbf
Süveyda’daki destekçileri tarafından sosyal medyada paylaşılan fotoğraf: İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Dürzi ruhani lider Hikmet el-Hicri.

Sabra, “Hicri şimdi sıfırdan, başarısızlığı baştan belli bir modeli yeniden kurmaya çalışıyor. Süveyda; petrolü, buğdayı, suyu ve açık sınırları olan Cezire bölgesi değil. Bu şartlarda böyle bir projenin başarılı olacağını düşünmek gerçekçi değil” dedi.

İsrail’in böyle bir projeyi başarıya ulaştırabileceği düşüncesinin de “yanılsama” olduğunu söyleyen Sabra, bunun bedelini Süveyda halkının yaşam koşullarının çökmesiyle ödeyebileceğini ifade etti.


Bağdat'ta kaçırılan Amerikalı gazeteci serbest bırakıldı

Amerikalı gazeteci Shelley Kittleson, 2023 yılında İstanbul'da kaldığı dönemde (Facebook)
Amerikalı gazeteci Shelley Kittleson, 2023 yılında İstanbul'da kaldığı dönemde (Facebook)
TT

Bağdat'ta kaçırılan Amerikalı gazeteci serbest bırakıldı

Amerikalı gazeteci Shelley Kittleson, 2023 yılında İstanbul'da kaldığı dönemde (Facebook)
Amerikalı gazeteci Shelley Kittleson, 2023 yılında İstanbul'da kaldığı dönemde (Facebook)

Kataib Hizbullah dün, bir hafta önce Irak'ın başkenti Bağdat'ta kaçırılan Amerikalı gazeteci Shelley Kittleson'un, "ülkeyi derhal terk etmesi" şartıyla serbest bırakıldığını duyurdu.

Grubun güvenlik yetkilisi Ebu Mücahid el-Esaf yaptığı açıklamada, serbest bırakma kararının "görevden ayrılan Başbakan Muhammed Şiya el-Sudani'nin vatansever duruşuna duyulan takdirin bir sonucu" olduğunu belirterek, Kittleson'un "Irak'ı derhal terk edeceğini" vurguladı.

El-Esaf, bu adımın "önümüzdeki günlerde tekrarlanmayacağını ve savaş durumunda koşulların değişebileceğini" ifade etti.

İran'a bağlı silahlı grup, Amerikalı gazetecinin "itirafları" olarak nitelendirdiği kayıtları yayınladı. Kaydın koşullarını doğrulamak zor olsa da Kittleson "Bağdat'taki Amerikan konsolosunun kendisinden Irak'taki Haşdi Şabi Güçleri hakkında bilgi toplamasını istediğini" söyledi.

Geçtiğimiz hafta, başkentin kalbinde kaçırılmasının ardından Kittleson'un serbest bırakılması için Bağdat'ta ortak bir Irak-Amerikan güvenlik operasyonu başlatıldı. Bu olay, bölgesel gerilimlerin ve bunların Irak için güvenlik sonuçlarının arttığı bir dönemde gerçekleşti.

O dönemde Şarku’l Avsat'a konuşan kaynaklar, Irak güvenlik güçlerinin ilgili Amerikan yetkilileriyle birlikte Bağdat'ta kaçıranları bulmak ve Kittleson'ın serbest bırakılmasını sağlamak için yakın iş birliği içinde çalıştığını belirtmişti. Olayın hassasiyeti, siyasi ve güvenlik sonuçları göz önüne alındığında, iki taraf arasında "en üst düzeyde" iletişim kurulduğu ifade edilmişti.

ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Dylan Johnson da Irak yetkililerinin, Ketaib Hizbullah ile bağlantılı olduğuna inanılan ve kaçırma olayına karışmakla suçlanan bir kişiyi tutukladığını duyurdu.

vdf bf
 Kittleson Suriye krizini yerinde takip etti (Facebook).

ABD Dışişleri Bakanlığı daha önce Kittleson'u güvenlik tehditleri konusunda uyarmış ve serbest bırakılmasının en kısa sürede sağlanması için FBI ile koordinasyon içinde olduğunu belirtmişti.

Gözlemcilere göre bu uyarı, özellikle silahlı grupların artan etkisiyle birlikte Irak'taki kötüleşen güvenlik durumu konusunda Batılı diplomatik misyonlar arasında artan endişeyi yansıtıyordu.

Kittleson, Irak ve bölgesel meseleler konusunda uzmanlaşmış bir gazetecidir. Birçok uluslararası kuruluşla çalışmış olup, haberlerinde silahlı gruplar, Irak-Amerika ilişkileri ve bölgesel güvenlik gelişmelerine odaklanmaktadır.

Silahlı gruplar ve Bağdat ile Washington arasındaki ilişkiler hakkındaki haberleriyle tanınmıştır. Ayrıca, 2014'ten sonra DEAŞ'tan Musul'u geri almak için yapılan savaşların yanı sıra Suriye krizi hakkındaki haberleriyle de dikkat çekmiştir.


Etiyopya ile Eritre arasındaki gerginlik ve olası bir savaşın sinyalleri

Çad-Sudan sınırında, Çad'ın Vadi Fara bölgesindeki Tin Geçiş Kampı'na gitmeyi bekleyen mülteciler(AP)
Çad-Sudan sınırında, Çad'ın Vadi Fara bölgesindeki Tin Geçiş Kampı'na gitmeyi bekleyen mülteciler(AP)
TT

Etiyopya ile Eritre arasındaki gerginlik ve olası bir savaşın sinyalleri

Çad-Sudan sınırında, Çad'ın Vadi Fara bölgesindeki Tin Geçiş Kampı'na gitmeyi bekleyen mülteciler(AP)
Çad-Sudan sınırında, Çad'ın Vadi Fara bölgesindeki Tin Geçiş Kampı'na gitmeyi bekleyen mülteciler(AP)

Areig Elhag

Sudan'a komşu yedi ülkenin tamamı Sudan’daki savaşın bedelini her gün ödüyor. Sınırlarında mülteciler, zayıflayan güvenlikleri ve kan kaybeden bir ekonomi... Ancak Etiyopya ve Eritre sadece bedel ödemekle yetinmeyip kendi çıkarları doğrultusunda bu savaşı yönetiyor. Her biri Sudan'ın aleyhine bir tarafı destekliyor. Durumu daha da tehlikeli kılansa bu iki ülkenin önceki savaşlarının yaraları henüz sarılmamış olması ve savaşın yeniden patlak verme olasılığının halen devam etmesi.

En tehlikeli olansa, bu çifte müdahalenin sadece Sudan savaşını beslemekle kalmayıp, daha geniş bir bölgesel çatışmaya da zemin hazırlaması. Bitkin düşmüş Sudan, bu çatışmanın hem kıvılcımı hem de yakıtı olabilir.

Çok yakın bir senaryo var. O da Sudan ve Tigray cephelerinin tek bir bölgesel savaşta birleşmesi. Raporlar, Doğu Sudan'daki Beni Amer kabilesinin, köklü bir tarihsel düşmanlık nedeniyle Eritre'nin yanında Etiyopya'ya karşı savaşmaya hazır olduğunu gösteriyor.

Eğer böyle bir kayma olursa, Addis Ababa duruma seyirci kalmayacak Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve Sudan Halk Kurtuluş Hareketi-Kuzey (SPLM-N) örgütüne daha fazla destek vermesi muhtemel bir tepki olur. Buna karşın HDK, Port Sudan'dan Eritre ve Tigray'e uzanan ikmal hatlarını kesmek için uzun menzilli insansız hava araçlarına (İHA) başvurabilir. Sudan'daki yangın büyürken sınırları da daralıyor.

Etiyopya: Kızıldeniz, sınırlar ve Tigray Savaşı

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Etiyopya’nın Sudan’a yönelik tutumu, ülkenin iç kırılganlığı göz önüne alındığında daha net bir hal alıyor. Tigray Savaşı’nın yıprattığı, çok sayıda isyanla karşı karşıya kalan ve iç krizlerini telafi edecek bir deniz çıkışı arayışında olan Etiyopya, bu açıdan bir baskı aracı haline geliyor. Bu açıdan bakıldığında Sudan, bir baskı aracı haline geliyor.

Savaşın başında Etiyopya, topraklarında Sumud İttifakı ve HDK lideri Muhammed Hamdan Dagalo (Hemideti) gibi sivil siyasi güçleri bir araya getirdi. Bunun sonucunda, HDK’nın liderleri, bazı siviller ve Sumud İttifakı içinde yer alan silahlı hareket liderlerinden oluşan bir kurucu hükümetin çekirdeğini oluşturan ‘Addis Ababa Anlaşması’ imzalandı. Bunların arasında savaş öncesinde Sudan hükümetinde ordunun ortakları olanlar da vardı.

Bazı gözlemciler, Abiy Ahmed'in Sudan geçici hükümetinin merkezi olan Port Sudan'ı ziyaret edip, tırmanan gerilimi hafifletmek için Hartum ile Abu Dabi arasında bir arabuluculuk girişimi önerdiğinde, Etiyopya'nın tutumunun değişme aşamasında olduğunu tahmin etmişti. Ancak bu diplomatik işaret, onu izleyen sahadaki hareketlerin, gerçek bir tutumdan ziyade daha geniş bir bağlamda bir manevra olduğunu ortaya çıkardı.

Sudan Dışişleri Bakanlığı, geçtiğimiz mart ayı başlarında topraklarının İHA’larla saldırı düzenlenmesi için kullanılmasına izin vererek ‘saldırgan davranışını’ sürdürdüğü gerekçesiyle Etiyopya'yı resmi olarak uyardı ve misilleme hakkını saklı tuttuğunu vurguladı. Bu suçlama, iki ülke arasındaki ilişkilerin tarihinde bir ilk teşkil ediyor.

Etiyopya, Sudan'ın Mavi Nil eyaleti ile Etiyopya'nın Benishangul-Gumuz Bölgesi arasındaki sınır bölgesinde binlerce HDK üyesinin eğitildiği bir kampa ev sahipliği yapıyor. Raporlara göre Etiyopya topraklarından kalkan İHA’lar, Damazin ile Kormek bölgesi arasındaki alanları bombaladı. Bu gelişme, Sudan hükümetini söz konusu açıklamayı yapmaya itti.

Aynı zamanda Etiyopya, Sudan ordusunun yanında savaşan Tigray Halk Kurtuluş Cephesi’nin (TPLF) varlığından endişe duyduğunu iddia ederken taraflar birbirlerini kendi savaşlarına müdahale etmekle suçluyor.

Bu diplomatik işaret, ardından gelen sahadaki gelişmelerin de ortaya koyduğu üzere, gerçek bir tutumun ifadesi olmaktan çok, daha geniş bir bağlamda yapılan bir manevra olduğu kısa sürede anlaşıldı.

Eritre: Açıklanmayan ancak net olan tutum

Buna karşın Eritre, Sudan ordusunu destekleyerek tam tersi bir yönde ilerliyor. Ancak gerçek, bu desteği ‘Sudan halkının yanında durmak’ olarak sunan resmi söylemden daha derin. Sadece rakamlar ve konumlar bile bu katılımın boyutunu ortaya koyuyor. Kaş ve Baraka deltalarının çeşitli noktalarında altı eğitim kampı bulunuyor. Bunlardan üçü Mehib bölgesinde, bir diğeri Kassala eyaletine sınır komşusu olan Tamrat köyü çevresinde ve biri de Sudan sınır şeridindeki Karmayka bölgesinde yer alıyor.

Bu kamplar, Doğu Sudan'dan beş ve Darfur'dan altıncı silahlı grubu barındırıyor. Bunlar arasında Beja grupları, Darfur Valisi Minni Arko Minnawi liderliğindeki SPLM-N’in yanı sıra, Mayıs 2024'te Tamrat topraklarında tamamen Eritre'nin himayesinde ilk konferansını düzenleyen Sudan Halk Kurtuluş Hareketi-Doğu (SPLM-East/Doğu Cephesi) de bulunuyor. Bugün, bu hareketin savaşçılarının sayısı, Beni Amir ve Habab kabilelerinden yaklaşık iki bin kişi olarak tahmin ediliyor. Bu destek, geçen Kasım ayında Egemenlik Konseyi Başkanı General Abdelfattah el-Burhan'ın güvenlik ve askeri anlaşmalar imzalamak üzere Asmara'yı ziyaret etmesiyle resmi bir siyasi destek buldu.

Bu sistem, geçtiğimiz mart ayında daha tehlikeli bir aşamaya, yani fiili konuşlandırma aşamasına girdi. Kaynaklar, bazı birliklerin Eritre topraklarında üç grup halinde eğitimlerini tamamlamasının ardından, bu birliklerin Ramazan Bayramı'ndan sonra Sudan'a geri dönmesini öngören mutabakatlar olduğunu ortaya çıkardı. Doğu Ortak Kuvvetleri zaten geri dönmüş ve Kordofan operasyonlarına katıldı. Öte yandan beş hareket, şubat ayı sonlarında Doğu Sudan Güçleri Federal İttifakı’nı kurduklarını açıkladı.

fdvf
Port Sudan'da Sudan Halk Kurtuluş Hareketi (SPLM/A) ve Adalet ve Eşitlik Hareketi'nin (JEM) çağrısıyla düzenlenen yürüyüş sırasında Eritre'ye teşekkür eden bir pankart asıldı, 24 Nisan 2025 (AFP)

Bu tutumun kökenlerini anlamak için, Eritre’nin HDK’nın Sudan’ın doğusunda iki askeri üs kurmaya çalıştığını ve bu proje için Beni Amer ile Bece kabileleri üyelerinin insan kaynağı olarak kullandığını fark ettiği anı hatırlamak gerekir. O andan itibaren Asmara'nın gözünde mesele, komşu ülkedeki bir savaşa taraf olmaktan öte, doğrudan varoluşsal bir tehdit haline geldi.

Sudan'ın doğusunun HDK kontrolü altında olması, bir yandan Etiyopya ile yakın bağları olan, diğer yandan da Kızıldeniz'e doğru askeri kolunu uzatan bir silahlı güce karşı açık sınırlar anlamına geliyordu. Bu denklemde, Sudan savaşı bölgesel bir krizden, tam anlamıyla Eritre’nin ulusal egemenliği meselesine dönüştü.

Eritre’nin rolünden duyulan endişe, desteğin niteliğiyle sınırlı kalmayıp, bu desteğin dayanaklarına ve stratejik hesaplarına da uzanıyor. Zira Eritre, Sudan’ın doğusundan, özellikle de Gedarif bölgesi ve ona komşu sınır bölgelerinden gelen tarım ürünlerine önemli ölçüde bağımlı. Bu bölgelerde yaşanacak herhangi bir güvenlik sorunu veya tarımsal üretimdeki düşüş, ihtiyaçlarını karşılayacak yeterli bir tarım tabanına sahip olmayan Eritre'nin gıda güvenliğini doğrudan etkileyecek.

Bu ekonomik boyutun yanı sıra, Asmara'nın tutumunu açıklayan daha açık bir siyasi ve güvenlik motivasyonu da söz konusu. Bu da Eritre Devlet Başkanı Isaias Afwerki'nin, sınırlarında düşmanlarının veya muhalif hareketlerin sığınağına dönüşebilecek kaotik bir ortamın oluşmasını engelleme çabasından kaynaklanıyor. Afwerki'ye göre sağlam bir Sudan ordusunun varlığı, Sudan devletinin sınırları kontrol edebilen merkezi bir varlık olarak kalmasını garanti eder ve çöküşün Eritre'nin içlerine sıçramasını engeller.

Bu durumun kökenlerini anlamak için, Eritre’nin HDK’nın Sudan’ın doğusunda iki askeri üs kurmaya çalıştığını ve bu proje için Beni Amer ile Bece kabilelerinden insanları ‘insan kaynağı’ olarak kullandığını fark ettiği an hatırlanmalı.

Biriken gerginlik: Kızıldeniz, sınırlar ve çözülmemiş tarih

Burada Sudan’daki nüfuz mücadelesinin, iki ülke arasındaki daha derin bir çatışmanın bir uzantısı olduğu açıkça görülüyor. Afwerki, 2024 yılının eylül ayında Etiyopya’ya karşı ortak düşmanlık duygusuyla Mısır ve Somali ile bir ittifak kurdu ve 2018 ateşkesini tarihin tozlu sayfalarına gömdü. Eritre, geçtiğimiz şubat ayında genel seferberlik emri verirken, Etiyopya sınırlara asker sevk etti ve Abiy Ahmed, Eritre güçlerini ilk kez Tigray'de katliam yapmakla suçladı.

Tüm bunların merkezinde Kızıldeniz yer alıyor. Abiy Ahmed buraya erişimi Etiyopya için ‘bir beka meselesi’ olarak tanımlarken, Eritre ise bunu Assab Limanı üzerindeki egemenliğine yönelik doğrudan bir tehdit olarak görüyor. ‘Beka’ ve ‘egemenlik’ kavramları aynı cümlede bir araya geldiğinde uzlaşıya yer kalmaz.

fbfrb
Başkent Hartum'un yaklaşık 420 kilometre doğusunda bulunan Gedarif eyaletindeki Ebu’n-Neja Mülteci Kampı’nda insani yardım almayı bekleyen Sudanlı mülteciler, 6 Şubat 2026

Üç yıllık savaş, tartışmaya yer bırakmayan tek bir gerçeği ortaya çıkardı. Bölgedeki hiç kimse bu savaşı durdurmak istemiyor. Herkes kendi çıkarları doğrultusunda yönetmek istiyor. Afrika Birliği (AfB) irade eksikliği çekiyor. Büyük bölgesel güçler çeşitli derecelerde çatışmayı körüklemeye karışmış durumdayken uluslararası toplum da ekranlarında daha acil görünen başka krizlerle meşgul.

Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi’ne (IGAD) gelince hem Sudan hem de Eritre, IGAD’ı ‘tarafsız olmamakla’ suçladı. Eritre, krizin derinliğini yansıtan bir adım olarak geçtiğimiz yılın sonlarında IGAD’dan çekilirken, Sudan daha önceki bir aşamada katılımını dondurmuştu.

Suçlamanın özü, eski Etiyopya Dışişleri Bakanı Warken Gebeyehu'nun 2019'dan beri IGAD’ın icra sekreteri olarak görev yapması. Bu durum, Etiyopya'nın taraf olduğu bir çatışmada IGAD'ın tarafsızlığını savunmasını zorlaştırırken örgütün olası bir arabulucu olarak güvenilirliğini yitirmesine neden oluyor.

Kaş ve Bereke deltalarında acil düzenlemeler yapılması ve çeşitli noktalarına kampların kurulması ise, Mavi Nil'de eğitim faaliyetleri ve sınırları geçen milis gruplarının bugün, kendi çıkarları, tarafları ve bağımsız bir ivmesi olan sağlam saha gerçeklerine dönüşmüş olması en büyük tehlikeyi oluşturuyor.

Tüm bu gerçekler politikacıların kararlarını beklemiyor, aksine onlardan önce geliyor ve seçeneklerini daraltırken gelecekteki yapılması planlanan herhangi bir uzlaşı, göz ardı edilemeyecek iki köklü sistemle karşı karşıya kalacak ve uzlaşı kağıt üzerinde kalmaktan öteye gidemeyecek.