Sudan insan kaçakçılarına karşı koyabilir mi?

Sudan İstihbaratı, Kızıldeniz kıyılarında geleneksel teknelerle kaçakçılık yapan mafyaya bir haftada iki operasyon gerçekleştirdi ve 25 yabancı kadını kurtardı. Çevredeki sığınma dalgaları karmaşık zorluklar doğuruyor

Sudan insan kaçakçılarına karşı koyabilir mi?
TT

Sudan insan kaçakçılarına karşı koyabilir mi?

Sudan insan kaçakçılarına karşı koyabilir mi?

Hasan Hamid
Sudan doğusu üzerinden Hartum’a, ardından sınırlar aracılığıyla Libya’ya, Akdeniz’e veya Mısır’a, Sina Yarımadası üzerinden İsrail ve Avrupa’ya doğru, kaçakçılık ve insan ticareti için geçiş kapısı haline getirildi.
Sudan ve Libya arasındaki sınır noktalarında insan ticareti aktif bir durumda. Ancak en aktif durum, Eritre ile sınır şeridinde ve Sudan’ın doğusundaki Eritre ve Etiyopya mülteci kamplarında.
Bir hafta içerisinde Sudan Genel İstihbarat Teşkilatı, 22 Mart’ta insan ticareti ağlarına yönelik iki operasyonun düzenlendiğini açıkladı. Teşkilat, başkent Hartum’un banliyölerinde 25 yabancı kadını bir insan satıcısının elinden kurtardı. Kadınlar, bazı komşu ülkelerden Sudan’a ulaşmıştı. Bir hafta sonra doğuda Kassala vilayeti ve Sudan- Etiyopya sınırı ile sınırlanan el-Kadarif vilayetinde Hartum’un 400 km uzağında İstihbarat Teşkilatı, 31 Mart’ta bir başka ağı durdurabildi ve 18 Etiyopyalıyı kurtardı.
Sudan’ı çevreleyen sayısız mülteci dalgası, benzeri görülmemiş ve karmaşık zorluklar doğuruyor. Afrika Boynuzu, Orta ve Batı Afrika’daki silahlı çatışmalar ortasında bu faktör baş gösterdi. Bu mültecilerin ihtiyaçları, sayılarının fazlalığı, sınırlı kapasiteleri ve onlara yardım ulaştırma zorluğu göz önüne alındığında bu sorun, toplumların bunları kabul edememesi, onlara destek ve koruma sağlayamaması nedeniyle daha da kötüleşiyor.
Sığınma tablosunun iki anlamı var. Bu duruma ilişkin trajedi, ahlaki sorunun, unsurlarının birbirleriyle olan ilişkisi hakkında olayların yüzeyine sıçramasına izin veriyor. Peki bu iki anlam, ister kaçakçılıkla nitelendirilmiş olsun, isterse de doğrudan ticaret muamelesi görmüş olsun, operasyonun kendisi göz önüne alındığında insan ticareti ağlarının suçlarının kurbanı mı yoksa katılımcısı mı?
En meşhuru olmasına rağmen insan ticaretinin kalıpları bu türle sınırlı değil. Ancak geleneksel olarak altın arayışı gibi madenciliğin yaygınlaşmasıyla birlikte başka kalıplar da ortaya çıktı. Bu durum, kuyu kazmak da dahil olmak üzere bu zorlu görevde gençleri sömüren tüccarların ortaya çıkmasına neden oldu. Aynı şekilde Batı Afrika ülkelerine mensup, insan tacirleri tarafından dilenmek için kullanılan çocukların yaygınlaşması olgusu da mevcut.

Organize suç
Sudan, esnek ve değişken bir olgu olması dolayısıyla organize suçun çeşitli nedenleriyle çevrili. Sudan ayrıca, Küresel Organize Suç Endeksi 2021 tarafından sınıflandırılan bir kemerle çevrilmiş durumda. Öyle ki organize suçla ilgili olarak Afrika kıtası, 5,17 puan alarak, Asya kıtası sonrasında ikinci sıraya yerleşti. Yayınlanan bir raporda, “Bu durum, Afrika’da en büyük etkiye sahip bir suç piyasası olan insan kaçakçılığı da dahil olmak üzere, kıtada kök salmış yaygın ve çeşitlendirilmiş yasadışı ekonomilerin bir yansımasıdır. Bu yasadışı ekonominin faaliyetin bir kanıtı olarak, 54 Afrika ülkesinden 30’unun, insan ticareti için önemli bir etki pazarına sahip olduğu değerlendirildi” ifadelerine yer verildi.
Rapor, kıtadaki çatışmalara dikkati çekerken, “2019’da yaklaşık 25 devam eden çatışma kaydedildi. Kıtanın çoğu yerindeki ülkeler, 2020’yi takip eden yılda silahlı saldırılara ve sürekli isyanlara maruz kaldı” ifadelerini içerdi. Raporda ayrıca, organize suç ve çatışma arasındaki ilişki, karşılıklı olarak birbirlerini güçlendirici olarak nitelendirildi. Endeksin sonuçları, organize suçların başında insan ticaretinin geldiğini, ardından silah kaçakçılığının, yenilenemez kaynak kaçakçılığının ve ardından uyuşturucu kaçakçılığının geldiğini gösterdi.
2020 - 2021 yıllarına dair bir rapora göre Uluslararası Af Örgütü (Amnesty) “Doğu ve Batı Afrika’daki silahlı çatışmalar, insan hakları ihlalleri kalıplarını geliştirdi ve uluslararası ve insan hakları hukukuna meydan okudu. İnsan ticareti bu çatışmaların en belirgin ortak özelliklerinden biri haline gelmiştir” dedi. Amnesty, “Milisler, silahlı gruplar ve yaygın çeteler, sistematik olarak insan kaçakçılığı yapmaktadır. Kurbanlarının çoğu, insanlık dışı gözaltı koşullarına ve toplanma noktalarında aşırı izdihama maruz kalan mülteci ve göçmenlerdir. Farklı şekillerde zorla çalıştırma, işkence, tecavüz ve diğer cinsel şiddet biçimlerine maruz kalıyorlar. Kadınlar ve kız çocukları daha da büyük risk altındadır” ifadelerini kullandı.

Güvenlik akışı
Hartum’daki Ulusal Araştırmalar Merkezi’nde kriz yönetimi ve müzakere uzmanı olan Tümgeneral Emin İsmail Meczub, “Ülkede, siyasi istikrarsızlık nedeniyle güvenlik birimlerinin temel görevlerinden ayrılmasından kaynaklanan bir güvenlik akışı var” dedi. İsmail Meczub, “Devletlerin kökeninde, stratejik güvenlik planlarına sahip olma, siyasi, ekonomik veya toplumsal güvenlik olsun, kapsamlı güvenlik sorumluluğunu taşıma, iç veya bölgesel olaylardan kaynaklanan krizleri öngörme ve krizi bu temelde yönetme’ eylemleri yatmaktadır. Ancak Sudan’ın güvenlik likiditesinden mustarip olmasının, şehirlerde ve çevre bölgelerde suç unsurlarının ortaya çıkmasının yanı sıra güvenlik güçlerinin önemli bir bölümünün yokluğuna neden olduğu açıktır” dedi.
Kriz yönetimi uzmanı, “İnsan ticareti, Sudan’ı bir geçiş ülkesi olarak gördüğü için hükümete rahatsızlık veriyor. Doğudaki komşu ülkelerden Batı Sahra’ya, oradan da Libya’ya ve Avrupa’ya doğru Libya kıyılarına geçerek, son on yılda aktif olmuştur” dedi.
İsmail Meczub, “Sudan, yıllardır bu tür faaliyetlerin durdurulması için Avrupa Birliği (AB) ile ortak şekilde, Genel İstihbarat Teşkilatı, polis ve Hızlı Destek Güçleri’nden oluşan büyük kampanyalar yürütüyor. Ancak bu çeteler, komşu ülkelerden vatandaşları Sudan toprakları aracılığıyla kaçırmak için mevcut durumdan yararlanıyor. El-Kadarif’teki Genel İstihbarat ekibinin bu ağı yakalayarak başardıkları; özellikle bu çetelerle savaşmak için son zamanlarda gündeme getirilen yeni teknik birimlerden yararlanarak, izleme ve takip açısından bir gelişmeyi yansıtıyor” şeklinde konuştu.
Tümgeneral Emin İsmail Meczub, AB ile durumun daha da kötüye gitmemesi amacıyla ‘bu çetelerin takibi için eğitim ve teknik donanım sağlanması ve tüm Sudan yollarının onlara kapatılması’ alanında işbirliğinin sürdürülmesi gerektiğini vurguladı.
İsmail Meczub, “İnsan ticaretiyle mücadele, başta toplumsal olmak üzere güvenliği yaygınlaştırarak önleme araçlarını harekete geçirmekten geçmektedir. Çünkü bu suça başvurmak, tacirlerin güvenlik ve yasal boşlukları istismar etmesi ve mağdurların işsizlik nedeniyle bu gerçekliklerinden kaçma girişimleri tarafından motive edilmektedir. Bunlar, toplumu reddetme ve hayallerini gerçekleştirme umuduyla bu çetelerin örgütlerine yönelmektedir” dedi.

Operasyon silsilesi
Öte yandan Port Sudan’daki Genel Mahkemede yargıç olan Belediye Başkanı Ahmed Hebnai, “İnsan kaçakçılığı, Kızıldeniz üzerinden Suudi Arabistan’a doğru geleneksel teknelerle aktif şekilde ve belli bir Sudan kabilesi tarafından uygulanıyordu. Ancak Suudi Arabistan ve Sudan deniz kuvvetlerinin ortak tatbikatlarına ek olarak, bazı tarafların işbirliği ve krallığın desteğiyle Sudan gümrüğüne bir dizi gemi sağlayarak bu durum, Sudan kıyıları üzerinden Krallığa insan kaçakçılığını sınırladı ve kaçakçılık, bir süre durdu. Ama zaman zaman tekrarlanıyor” ifadelerini kullandı.
Hebnai, “Bu kaçakçılığa yönelik uyarılara rağmen kaçakçılık operasyonlarını tam anlamıyla tamamlamak üzere olan çok sayıda kişi tutuklanarak Sevakin Mahkemesi’nde yargılandı. Sudanlılar, Yemenliler, Eritreliler ve Somalililer de dahil olmak üzere farklı milletlerden insan tacirlerinin tutuklandığı birkaç olay dışında, bu işbirliği bu yöntemin solmasına katkıda bulundu” ifadelerini kullandı.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Belediye Başkanı, “Kızıldeniz’de insan kaçakçılığıyla mücadelenin ardından, mülteci kamplarından El-Kadarif şehrine sızma faaliyeti başladı. Kurbanlar, tüccarlar için ev hizmetçisi olarak çalışıyordu. Bazıları tırlarla başka şehirlere kaçırılıyor ve bir kişinin fiyatı arz ve talebe göre belirleniyordu. Göçmenlik ve vatandaşlık yasaları, bu durumu kovuşturuyor. Cezası ise hapis, para ve sınır dışı etme cezalarıdır” dedi.
Yargıç Hebnai, “Mülteci kamplarından insan ticareti amacıyla kaçakçılık; tanınmış milletlerden oluşan özel suç şebekeleri ve bu ticarette aktif olan bir aşiret aracılığıyla iki türlüdür. Birincisiyle çerçevesinde mülteci, anlaşmaya göre dolar cinsinden bir miktar para ödeyip üç aşamadan geçmektedir. Bu çerçevede ilk aşamada sızma yoluyla kamptan çıkış, ikinci aşama ise mülteci kartı veya ulusal numara gibi belgeler çıkarılması için başkalarına teslim edilmesidir. Ama üçüncü aşamada, kendisi için bir tekne ayarlanıyor. Eğer bu grup tutuklanırsa da mülteciler dahil herkes yargılanıyor. İkinci şekle gelince, aynı aşamalardan geçiliyor, ancak mültecinin bilgisi dışında. Çünkü organlarını satmaya özendirilip kurban oluyorlar. Tutuklanırlarsa mülteciler değil tüccarlar yargılanıyor” açıklamasında bulundu.

Önlem alma
Port Sudan limanından emekli Tuğgeneral Ahmed Derrac Surur, “Kızıldeniz’in kendine özgü konumu, üç kıta arasındaki bağlantısı ve sınır komşusu ülkeler ile diğer ülkeler arasındaki gemi trafiği ve ticaret faaliyeti, kara ve deniz sınırlarının ötesine sızma da dahil olmak üzere birçok olgunun ortaya çıkmasını teşvik etti. Ayrıca birçok idari soruna cezai sorumluluğa ve yasal sonuçlara yol açtı” dedi. Surur, “Modern haliyle insan ticareti, sınır kapılarından sızma olgusunun gelişmesi ve bölgesel ve iç çatışmalar sonucunda birçok şekil almasından sonra ortaya çıkmıştır. İnsan ticareti kalıpları, komşu ülkelerden çok sayıda mültecinin hayatına mal olan organ ticareti şeklini alacak şekilde gelişti. Ancak sıkı denetimin artması ve Sudan içindeki ve dışındaki ilgili makamlardan izleme ve takip organlarının geliştirilmesi, bu fenomeni azalttı” açıklamasında bulundu.
Tuğgeneral Ahmed Derrac Surur, “İnsan ticaretiyle uluslararası, bölgesel ve yerel düzeyde mücadele etmek için düzenlenen kampanyaya rağmen bu durum, tamamen ortadan kalkmadı. Kara ve deniz sınırlarının ötesine öncekilerden yeni ve farklı bir şekilde uzanmaya başladı. Başta Eritre ve Etiyopya olmak üzere komşu ülkelerden insan kaçakçılığı baş gösterdi. Kadınların oranı erkeklerden fazla olup, yaşları ise 13- 16 civarında. Faaliyetlerin çoğu ilgili makamlar tarafından engellendi. Çabalar, bu olguyu tam olarak kapsamazken, az görünüyor. Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik koşullar ve ağır siyasi kriz göz önüne alındığında, bu durumla mücadele etmek için her türlü önlemin alınması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Yasaları değiştirmek
Göçmen kaçakçılığı ile insan ticaretinin çeşitli biçimleri arasındaki çizginin bulanıklaşması nedeniyle Sudan’da insan ticareti mağdurlarına ilişkin kesin istatistikler bulunmuyor. Darfur’dan ülke içinde yerinden edilme vakalarının etkinliğine ve Eritre, Etiyopya ve Somali’den gelen mülteci ve yasadışı göçmenlerin sayısındaki artışa gelince, tutarlı bir istatistik de yok.
2014 yılında Sudan hükümeti, İnsan Ticaretiyle Mücadele Hükümet Komitesi’ni kurdu. Öncesinde ise Sudan parlamentosu, özellikle kadın ve çocuklarla ilgili olanlar olmak üzere, insan ticaretiyle mücadele hususunda ilgili birçok uluslararası sözleşme ve protokole dayalı olarak, idam ve 5 ila 20 yıl arasında hapis cezası olarak değişen cezaların uygulanması için bir mücadele yasasını onayladı. Şubat 2021’de geçici Egemenlik Konseyi, insan ticaretiyle mücadele yasa tasarısında değişiklikler yaptı.
Bu çerçevede Yargıç Hebnai, “Kaçakçılar, göçmenlik yasasına göre yargılanırken, göçmen kaçakçılığıyla mücadele için yasa çıkarmak, insan ticareti ve göçmen kaçakçılığı suçlarından hesap sorulmasını sağlamak için Adalet Bakanlığı bünyesinde bir komisyon kuruldu. Bu komisyon, cezai değil idaridir. Yeni yasanın onaylanması yasadışı göç ve insan kaçakçılığıyla mücadeleye yardımcı oldu, ancak onu sona erdirmedi” dedi.



Lübnan ordusu pilot bölgelere girme iznini bekliyor

Geçtiğimiz çarşamba günü ABD'nin himayesinde Lübnan ve İsrail arasında yapılan altıncı tur görüşmelerin gerçekleştirildiği Roma'daki ABD büyükelçiliği binası (AP)
Geçtiğimiz çarşamba günü ABD'nin himayesinde Lübnan ve İsrail arasında yapılan altıncı tur görüşmelerin gerçekleştirildiği Roma'daki ABD büyükelçiliği binası (AP)
TT

Lübnan ordusu pilot bölgelere girme iznini bekliyor

Geçtiğimiz çarşamba günü ABD'nin himayesinde Lübnan ve İsrail arasında yapılan altıncı tur görüşmelerin gerçekleştirildiği Roma'daki ABD büyükelçiliği binası (AP)
Geçtiğimiz çarşamba günü ABD'nin himayesinde Lübnan ve İsrail arasında yapılan altıncı tur görüşmelerin gerçekleştirildiği Roma'daki ABD büyükelçiliği binası (AP)

Lübnan ordusu, ABD'nin arabuluculuğunda İsrail ile varılan çerçeve anlaşmasının uygulanması kapsamında ülkenin güneyindeki pilot bölgelere konuşlanmak için "yeşil ışık" bekliyor. Bu kapsamda bugün, Lübnan ve İsrail ordularının temsilcileri ile ABD ordusundan yetkililerin katılımıyla video konferans yöntemiyle üçlü bir toplantı yapılması planlanıyor. Toplantıda uygulama mekanizmasının ve pilot bölgenin coğrafi sınırlarının belirlenmesi hedefleniyor.

Lübnan ordusu, pilot bölge olarak değerlendirilen bazı köylerde askeri ve güvenlik önlemlerini artırdı. Ordu, Bint Cubeyl, Sur ve Nebatiye ilçelerine bağlı bazı beldelerde devriyelerin artırılması, kontrol noktaları ve gözetleme noktaları kurulmasını içeren tedbirleri hayata geçirdi.

Lübnan'da ordunun bölgeye başarılı şekilde konuşlanması, ülkenin müzakere sürecinin İran ekseninden ayrıştırılmasına yönelik ilk somut adım olarak değerlendiriliyor. Lübnanlı kaynaklar, Şarku'l Avsat’a yaptıkları açıklamada, başarının kalıcı hale gelmesinin "varılan mutabakatın eksiksiz uygulanmasına bağlı olduğunu" ifade etti.

Öte yandan Hizbullah, anlaşmayı "halkın tepkisiyle" boşa çıkarma tehdidinde bulundu. Hizbullah Milletvekili Hasan Fadlallah, "Bu anlaşma yaşama şansı olmayan bir anlaşmadır. Siyonistler bunun uygulanmasını dayatamayacaktır. Halkımız sahada bu anlaşmanın sonuçlarını boşa çıkaracaktır" ifadelerini kullandı.


Cezayir'de bir yetimhanede çıkan yangın sonrası büyük üzüntü yaşanıyor

Yangının çıktığı Çocuk Koruma ve Kabul Merkezi'nin (yetimhane) dış cephesi. (EPA)
Yangının çıktığı Çocuk Koruma ve Kabul Merkezi'nin (yetimhane) dış cephesi. (EPA)
TT

Cezayir'de bir yetimhanede çıkan yangın sonrası büyük üzüntü yaşanıyor

Yangının çıktığı Çocuk Koruma ve Kabul Merkezi'nin (yetimhane) dış cephesi. (EPA)
Yangının çıktığı Çocuk Koruma ve Kabul Merkezi'nin (yetimhane) dış cephesi. (EPA)

Cezayir'de dün, başkentin banliyösündeki bir yetimhanede çıkan yangın ülke genelinde büyük üzüntüye yol açtı. Yangında en az 11 çocuk hayatını kaybetti.

Sağlık yetkilileri, başkentteki Zeralda Hastanesi ile Mustafa Paşa Hastanesi'nde en yüksek alarm seviyesini ilan ederek, sabaha karşı doğudaki Muhammediye Belediyesi sınırlarında bulunan Çocuk Koruma ve Kabul Merkezi'nde (yetimhane) çıkan büyük yangında yaralananların tedavisi için acil müdahale başlattı.

Faciada ayrıca 19 kişi yaralandı. Yaralılar olay yerinde ilk müdahalenin ardından çevredeki hastanelere sevk edildi. Sağlık kaynakları ve sivil savunma ekiplerinin verdiği bilgiye göre, yaralılardan 10'u çeşitli derecelerde yanıklar nedeniyle tedavi altına alınırken, 2 kişinin dumandan etkilenerek solunum sıkıntısı yaşadığı belirtildi. Ayrıca psikolojik travma geçiren 7 kişiye de müdahale edildi.

Yangının çıkış nedeni henüz açıklanmadı, ancak Cezayir'in bazı bölgelerinde, özellikle ülkenin kuzeyinde, günlerdir olağanüstü bir sıcak hava dalgası yaşanıyor.


Suriye, Irak sınırından Hizbullah’a füze ve insansız hava aracı kaçakçılığını engelledi

Suriye güvenlik güçleri, Irak’tan Baniyas Limanı’na doğru seyreden bir petrol tankerinde silahlar, füzeler, insansız hava araçları ve çeşitli mühimmat ele geçirdi. (Suriye İçişleri Bakanlığı)
Suriye güvenlik güçleri, Irak’tan Baniyas Limanı’na doğru seyreden bir petrol tankerinde silahlar, füzeler, insansız hava araçları ve çeşitli mühimmat ele geçirdi. (Suriye İçişleri Bakanlığı)
TT

Suriye, Irak sınırından Hizbullah’a füze ve insansız hava aracı kaçakçılığını engelledi

Suriye güvenlik güçleri, Irak’tan Baniyas Limanı’na doğru seyreden bir petrol tankerinde silahlar, füzeler, insansız hava araçları ve çeşitli mühimmat ele geçirdi. (Suriye İçişleri Bakanlığı)
Suriye güvenlik güçleri, Irak’tan Baniyas Limanı’na doğru seyreden bir petrol tankerinde silahlar, füzeler, insansız hava araçları ve çeşitli mühimmat ele geçirdi. (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Suriye resmi haber ajansı SANA’nın bugün İçişleri Bakanlığı'ndaki bir kaynağa dayandırdığı habere göre, güvenlik birimleri Suriye-Irak sınırından ülkeye sokulmak istenen gelişmiş silah ve füze sevkiyatını engelledi.

Kaynak, ilk soruşturmaların ele geçirilen sevkiyatın Suriye topraklarından geçirilerek Lübnan’daki Hizbullah’a ulaştırılmasının planlandığını ortaya koyduğunu belirtti.

Mdmdm
Irak sınırından gelerek Suriye toprakları üzerinden Lübnan’daki Hizbullah’a gönderilmeye çalışılan silah örnekleri. (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Bakanlık, operasyonun sınır hattında şüpheli koşullarda park halinde bulunan bir aracın tespit edilmesinin ardından gerçekleştirildiğini açıkladı. Araçta yapılan aramada uzun menzilli füzelerin yanı sıra tanksavar güdümlü füzeler ve insansız hava araçlarından (İHA) oluşan silah sevkiyatı ele geçirildi.

Sınır Kapıları ve Gümrük Genel İdaresi ise söz konusu sevkiyatın ‘Baniyas kentine gitmekte olan bir petrol tankerinin içine ustalıkla gizlendiğini’ bildirdi.

Açıklamada, silahlar, füzeler ve İHA’ların, gümrük denetimlerini aşmak amacıyla tankerin içine profesyonel bir yöntemle saklandığı ifade edildi.

İçişleri Bakanlığı bugün yayımladığı açıklamada, sınırların korunması ve ulusal egemenliğin muhafazasının taviz verilmeyecek öncelikler arasında yer aldığını vurgulayarak, Suriye topraklarının silah kaçakçılığı için geçiş güzergâhı veya Suriye ile komşu ülkelerin güvenliğini tehdit eden faaliyetler için kullanılmasına izin verilmeyeceğini kaydetti.

Nfjdjd
Irak’tan Baniyas Limanı’na doğru seyreden bir petrol tankerinde çeşitli mühimmat ele geçirildi. (Suriye İçişleri Bakanlığı)

2024 yılı sonlarında Beşşar Esed rejimini devirerek iktidara gelen yeni Suriye yönetimi, İran’ın nüfuzu ve Esed yönetimi döneminde iç savaş sırasında askeri olarak rejime destek veren Hizbullah’a karşı mesafeli bir tutum benimsedi. Esed döneminde Suriye, Tahran ile Lübnan’daki Hizbullah arasında önemli bir lojistik hat işlevi görüyordu. Hizbullah ise Esed sonrası dönemde Suriye topraklarında herhangi bir varlığı ya da faaliyetinin bulunduğu yönündeki iddiaları reddediyor.

Dkkdk
 Suriyeli görevliler, Irak sınırından Lübnan’daki Hizbullah’a gönderilmek üzere hazırlanan sevkiyatı inceliyor. (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Suriye makamları daha önce de Ocak 2026’da, Lübnan sınırından ülkeye sokulmaya çalışılan füze ve çeşitli mühimmatın da bulunduğu bir silah kaçakçılığı girişiminin engellendiğini duyurmuştu.

Bu gelişme, ABD Başkanı Donald Trump’ın son dönemde birden fazla kez Suriye’ye, 2024 ve 2026 yıllarında İsrail ile yaşadığı iki savaşın ardından askeri kapasitesi zayıflayan Hizbullah’la mücadelede rol vermeyi planladığını açıklamasının ardından geldi.

Ancak Şam yönetimi, İsrail ile Hizbullah arasında devam eden kanlı çatışmaların yaşandığı Lübnan’a askeri müdahalede bulunma niyetinde olmadığını daha önce de vurgulamıştı.