ABD’nin Libya'da istikrara ulaşmak için ‘on yıllık’ planı

ABD’nin planını memnuniyetle karşılayan Başağa başarmak için işbirliği sözü verirken, geri kalan yerel partilerin tutumu bekleniyor.

Libya Başbakanı Fethi Başağa, ABD’nin ‘on yıllık’ planını memnuniyetle karşıladı ve içeriğine uyma söz verdi (Reuters)
Libya Başbakanı Fethi Başağa, ABD’nin ‘on yıllık’ planını memnuniyetle karşıladı ve içeriğine uyma söz verdi (Reuters)
TT

ABD’nin Libya'da istikrara ulaşmak için ‘on yıllık’ planı

Libya Başbakanı Fethi Başağa, ABD’nin ‘on yıllık’ planını memnuniyetle karşıladı ve içeriğine uyma söz verdi (Reuters)
Libya Başbakanı Fethi Başağa, ABD’nin ‘on yıllık’ planını memnuniyetle karşıladı ve içeriğine uyma söz verdi (Reuters)

Zayed Hediyye
ABD, Libya dosyasına olan ilgisini son dönemde belirgin bir şekilde artırdı. Bunu da iktidar için rekabet eden iki hükümet arasında yeni bir bölünmenin eşiğinde duran ülkedeki mevcut siyasi krizi çözmek için birçok teklifle ifade etti. ABD, bu ilgisini ifadeye petrol gelirlerini yönetme teklifiyle başladı ve devamı geldi. Libya'nın yıllardır ulaşamadığı istikrara kavuşmak için ‘on yıllık’ bir plan önerisinde bulunması teklifi ise ülkede yeni bir tartışma yarattı.
Washington, on yıllık planının ayrıntılarını ya da aşamalarının doğasını şu ana kadar açıklamamış olsa da Libya'nın yeni Başbakanı Fethi Başağa bu teklifi memnuniyetle karşıladı. İçeriğine bağlı kalacağına söz verdi. Öte yandan, farklılıkları çözmek için herhangi bir proje üzerinde nadiren anlaşmaya varan diğer tarafların konumu ise bekleniyor.

10 yıllık plan
ABD'nin Trablus Büyükelçisi ve Özel Temsilcisi Richard Norland, ayrıntıları açıklanmayan ve bütün bir ülkeyi kapsayan, ABD’nin Libya'da ve birçok başka ülkede istikrarı destekleyecek 10 yıllık bir plan aracılığıyla Libya'da tarafların uzlaşması için çalıştığını duyurdu. Norland, "ABD, Libyalılara karşı sorumlu, seçilmiş bir hükümet altında yeniden birleşme istiyor" dedi. ABD Büyükelçisi, ülkesinin önerdiği 10 yıllık stratejinin, mevcut aşamanın ötesine geçen ve Libya'da sürdürülebilir istikrarı sağlamaya çalışan bir ABD taahhüdünü gösterdiğine işaret etti.
Büyükelçi’nin açıklaması, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken'in Washington'ın, Libya ve diğer ülkelerdeki çatışmaları önlemek için ‘10 yıllık bir strateji’ uygulamaya hazırlandığını açıklamasından günler sonra geldi. Blinken, resmi Twitter hesabından yaptığı açıklamada “Ortaklarımızla birlikte, çatışmaları önlemek ve istikrarı teşvik etmek için 10 yıllık strateji uygulayacağız. ABD, Haiti, Libya, Mozambik, Papua Yeni Gine ve Batı Afrika kıyılarında istikrar oluşturmak için ortak hükümetler, işletmeler ve sivil toplumla birlikte çalışacak” ifadelerini kullandı.

Başağa’nın memnuniyet duyması
Parlamento tarafından Başbakan olarak görevlendirilen Fethi Başağa, Libya çatışmasını sona erdirmeyi hedefleyen ABD projesine ilk tepki veren isim oldu. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, Başağa, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Libya'da ve benzer çatışmalar yaşayan birçok ülkede istikrarı desteklemek için açıkladığı stratejiyi memnuniyetle karşıladı. Başağa, ‘Libya halkının yerel ve bölgede istikrarı desteklemek için ABD Dışişleri Bakanlığı ile çalışma fırsatını memnuniyetle karşıladığını’ ifade etti. Libya'nın ‘dostları ve komşuları için barış ve refahta bir ortak olacağını’ vurguladı.

Eylem beklenirken
Siyasi bir analist olan İzzeddin Akil, ABD’nin girişimi hakkında yorumda bulunurken, “Libyalılar ABD'den söz değil eylem bekliyor, çünkü ABD hegemonya empoze etme davranışından ve çıkarlarından başka bir şey bilmeyen bir ülke. Libya dosyası, üzerinde birkaç tarafın boğuştuğu ve Washington'un ülkeyi bir ondalık veya yüzdelik tekeline almasına izin vermeyecek bir uluslararası anlaşmazlıklar arenasına dönüştü” dedi. Blinken ve Norland'ın tweetlerinin, Washington'un Libya üzerinde 10 yıl çalışmayı planladığı anlamına geldiğine işaret eden Akil, “Bu da kaosun devam edeceği, tahakküm ve müdahalenin tahmin edilenden daha uzun süre devam edeceği anlamına geliyor. Bu strateji sadece Libya ile değil, birkaç ülke ile yürütülecek. Bu, genel hegemonik bir siyasi eğilim olduğu ve Blinken'in bahsettiği ülkelerdeki diğer uluslararası çıkarlarla kaçınılmaz olarak çatışacağı anlamına gelir” dedi.

Ayrılıkçılığı teşvik etme
Libya Ulusal Güvenlik Danışmanı İbrahim Buşnaf, Libya'daki geçiş aşamalarının süresinin uzunluğunun ayrılıkçı eğilimleri teşvik edeceğinden ve Libya'nın parçalanmasına ve birliğinin dağılmasına doğru ilerleyeceğinden duyduğu endişeyi dile getirdi. Buşnaf, ‘seçim sürecini tamamlayan bir mini yetkiler hükümetinin kurulmasının, ülkedeki çatışan iki hükümeti gölgede bırakan kota hükümetlerinden daha iyi olduğunu’ vurguladı. Buşnaf, bir an önce gerçekleşmesi gereken çözüm için uluslararası fikir birliğini gerekli kılan Libya dosyasına uluslararası müdahalenin boyutu ve etkisini eleştirdi.

Ukrayna savaşının yansımaları
Öte yandan Libyalı gazeteci Ömer el-Ceruşi, Washington'un Libya dosyasına artan ilgisi ve şimdi öne sürdüğü teklifler dizisini, Libya dosyasında ABD ile Avrupa kıtasındaki müttefikleri ve Rusya arasında Libya sorunu da dahil olmak üzere birçok uluslararası konuda Batı ile farklılıklarını derinleştirecek olan Ukrayna'daki Rus savaşının yansımalarından biri olarak kaçınılmaz bir şekilde yaklaşan bir hegemonya çatışmasının başlangıcı olarak nitelendirdi. Ceruşi, “ABD yönetiminin son birkaç yıldır Libya'ya olan dikkat çekici ilgisi, Washington'un, Moskova'nın yıllardır peşinde olduğu Libya'daki hedeflerine ulaşmasını engellemeye yönelik proaktif bir hareketidir. Suriye gibi başka alanlarda da iki taraf arasında siyasi bir tartışmanın başlangıcı olmasını bekliyorum. Washington tarafından açıklanan 10 yıllık stratejinin, özellikle Birleşmiş Milletler'in (BM) beklendiği gibi Trablus'taki misyonu aracılığıyla bunu benimsemesi halinde, Libya krizi bağlamında temel değişiklikler getireceğini umuyorum. Bu, Amerikan planıyla çatışabilecek yerel tarafları zor durumda bırakacak ve isteksizce kabul etmekten başka bir şeylerinin olacağını sanmıyorum” dedi.

Suçlular cezasız kalmaya devam ediyor
Öte yandan BM uzmanları Libya'daki yaygın olan suçluların cezadan kurtulması kültürünü barışa ulaşmak, demokratik yolu ilerletmek ve ülkenin çeşitli bölgelerinde adil seçimler yapmakla ilişkilendirdi. BM müfettişleri, ‘ülkenin barış ve demokrasiye geçişini engelleyen bir cezasızlık kültürünün yayılması sırasında, insanlığa karşı olası suçları da içeren Libya'nın birçok yerinde ciddi insan hakları ihlallerinin devam etmesine’ vurgu yaptılar.
Bu, Libya'daki bağımsız bilgi toplama misyonunun Uluslararası İnsan Hakları Konseyi'ne sunulan ara ve ek raporunda belirtildi. Gerçekleri Araştırma Heyeti, geçtiğimiz Kasım ayından Mart ayına kadar olan dönemi kapsayan raporda, ‘çok sayıda ve yaygın ihlallerin seçim sürecinin bütünlüğünü ve demokrasiye doğru ilerleme çabalarını tehdit ettiği’ konusunda uyardı. BM Heyeti Muhammed Uccar (Aoujjar), yaptığı basın açıklamasında, “Bu ihlaller sona ermeden barış olmayacak ve suçluların cezasız kalması sona ermeden demokrasi olmayacak" dedi.

Kapsamlı ihlaller
Üç üyeden oluşan misyon, ‘aktivistlerin sindirilmesi ve taciz edilmesine, avukatlara ve hakimlere yönelik saldırılara ve göçmenler, kadınlar ve tutuklular gibi savunmasız gruplara yönelik toplu suiistimallere’ dikkati çekti. Uccar’a göre misyonun geçtiğimiz Ekim ayında yayınlanan ilk raporunda, ‘Libya hapishanelerinde öldürme, işkence, hapis, tecavüz ve zorla adam kaçırma eylemlerinin insanlığa karşı suç teşkil ettiği’ sonucuna varıldı. Muhammed Uccar, “O zamandan beri, Libya'da tutuklulara yönelik insan hakları ihlallerinin yaygın veya sistematik ya da her ikisinin birden olduğuna dair daha fazla kanıt ortaya çıkardık” dedi.
Bağımsız BM Misyonu’nun Başkanı, "BM İnsan Hakları Konseyi tarafından 2020 yılının Haziran ayında kurulan Gerçekleri Araştırma Misyonu, ülkedeki siyasi gelişmeler hakkında yorum yapmayacak. Ancak, özellikle Libya'nın barış, demokrasi ve hukukun üstünlüğüne geçişi engelleyebilecek ihlaller ve suçlara odaklandı" dedi. Uccar, "Bize göre Libya'nın farklı yerlerinde hüküm süren cezasızlık kültürü bu dönüşümü engelliyor" şeklinde konuştu.



İsrail istihbaratının gözü Yemen’de: Husilere özel birim

 İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
TT

İsrail istihbaratının gözü Yemen’de: Husilere özel birim

 İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)

Emel Şehade

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, Almanya’da diğer ülkelerdeki mevkidaşlarıyla katıldığı gizli toplantının ifşa olmasının ardından yaptığı konuşmada, ordusunun çeşitli cephelerdeki başarılarına değindi. Zamir, Gazze savaşının üçüncü yılını doldurmak üzere olduğu bu süreçte İsrail’in savunma ve saldırı kapasitesini Arap ülkelerinin ordu komutanlarına aktardıklarını belirterek, bunu savaşın ürettiği büyük bir başarı olarak niteledi.

İsrailli kaynaklara göre bölgesel iş birliğinin merkezinde yer alan Zamir’in, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliğine ikna ettiği ve Ortadoğu’da güvenlik iş birliğini derinleştirme fırsatlarını sunduğu kaydedildi.

Cooper ise toplantıya katılanlara ABD ordusunun bölgeden çekilme niyetinin olmadığını ve İran ile mücadelenin süreceğini bildirdi. Toplantıda Husi dosyası, İsrail ile katılımcı ülkeler arasındaki ilişkiler açısından en önemli başlığı oluşturdu. Bu kapsamda Askeri İstihbarat Dairesi’nin (AMAN) üç yıl süren savaş boyunca savunma ve saldırı kapasitelerinin yanı sıra Yemen’e özel ayrı bir birim kurduğu açıklandı. Zamir’in bu durumu, söz konusu ülkeler için stratejik önem taşıyan müteakip bir tecrübe olarak sunduğu aktarıldı.

Stratejik hazine

AMAN’ın özel bir bütçe ve çeşitli kaynaklar ayırarak, İsrail’e göç eden Yemenli Yahudi toplumundan çok sayıda kişiyi aktif istihbarat elemanı olarak yetiştirdiği ortaya çıktı. Bu kişilerin, Yemen dosyası ve Husi tehdidiyle mücadelede merkezi bir rol üstlendiği belirtildi.

Söz konusu adımların, Husilerin savaşın başından bu yana İran ve Hizbullah lehine hareket ederek İsrail’in güney bölgesini günlük hedef haline getirmesinin ardından atıldığı ifade edildi. Zamir’in askeri ve istihbari kurumların elde ettiği başarılar olarak sunduğu bu verilerin, güvenlik kaynaklarınca ‘stratejik bir hazine’ şeklinde nitelendirildiği ifade edildi.

İsrail sisteminin Yemenli Yahudilerle yürüttüğü çalışmaların üç ana halkaya dayandığı kaydedildi. İlk halkanın Yemen’e istihbarat sızma kapasitesini sağlamaya odaklandığı; görevlerin İsrail güvenlik kurumlarının Husilere karşı planlar geliştirmesi için ihtiyaç duyduğu bilgi toplama faaliyetleri ile Batılı ve Arap istihbarat servisleriyle iş birliğini artırmayı kapsadığı belirtildi.

İkinci halkanın ise füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarından Husilerin olası baskın kapasitelerine ve Kızıldeniz’deki seyrüsefer hatlarını kapatma yeteneklerine kadar olan tehditlere karşı bir savunma mekanizması oluşturduğu ifade edildi.

Üçüncü halkanın ise gelişmiş mühimmat, teçhizat ve siber alan imkanlarıyla taarruz operasyonlarına odaklandığı kaydedildi.

Husilere karşı yürütülen görevlerin başarısı için AMAN’ın, seçilen Yemenli Yahudiler adına Yemen sahasına özel bir istihbarat okulu kurduğu bildirildi. Bütün mesaileri Husileri izlemek ve bilgi toplamak olan ilk istihbarat grubunun eğitimlerini tamamladığı, elde edilen verilerin Hava ve Deniz Kuvvetleri tarafından Yemen’in derinliklerindeki kritik Husi hedeflerine düzenlenen saldırılara dönüştürüldüğü kaydedildi.

İsrail, Yemen karşısında yeteneklerini nasıl öne çıkarıyor?

İsrail merkezli çeşitli raporlara göre bu dosyaya odaklanılmasının, ABD’nin Husileri havadan yenilgiye uğratma yönündeki üç girişiminin de başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından gerçekleştiği belirtildi. Askeri ve güvenlik yetkililerinin değerlendirmelerine dayandırılan haberlerde, Husi tehdidinin tamamen ortadan kaldırılması için Yemen’de karadan harekete geçebilecek etkili bir askeri güce ihtiyaç duyulduğu vurgulandı.

Söz konusu raporlarda, ABD’nin başarısızlığı ile İsrail’in 2024 ve 2025 yıllarındaki hamleleri karşılaştırıldı. ABD’nin Husilere yönelik üç ayrı hava harekâtı düzenlediği, Nisan 2025’te kapsamlı bombardıman harekatının da sonuçsuz kalmasıyla Amerikalıların bu yapıyı havadan yenmenin imkansızlığını anladığı iddia edildi. Buna karşın İsrail Hava Kuvvetleri’nin daha etkili sonuçlar aldığı öne sürüldü. İsrail’in düzenlediği bir hava saldırısıyla Husilerin siyasi ve askeri lider kadrosunun büyük bölümünü etkisiz hale getirdiği, ayrıca örgütün Kızıldeniz kıyısındaki ana ikmal hattı olan Hudeyde Limanı’nı vurduğu kaydedildi. Üst düzey bir İsrailli güvenlik yetkilisi, Husilerin güney bölgelerine ve Tel Aviv yönüne füze fırlatmasını tamamen engelleyemeseler de Tel Aviv’in caydırıcılık sağladığını savundu.

Eilat’a giden deniz ulaşımını tehdit eden unsurlar

İsrail basınına yansıyan değerlendirmelerde, Husilerin yalnızca Eilat’a yönelik seyrüsefer özgürlüğünü tehdit etmekle kalmadığı, ABD’nin son bombardıman harekatının başarısız olmasından sonra geçen bir yıllık ateşkes sürecini değerlendirerek balistik füze ve İHA kapasitelerini yeniden İsrail’i tehdit edecek seviyeye çıkardıkları kaydedildi. Raporlarda, Husilerin Irak’taki Şii milislerin desteğiyle İsrail’i doğu sınırından da daha etkin şekilde tehdit edebilecek yeteneğe ulaştığı vurgulandı.

Yemen ve Husilere yönelik adımları bölgesel bir stratejik başarı olarak değerlendiren İsrail tarafı; Yemenli Yahudiler kanalıyla toplanan istihbarat ve yapay zekâ dahil gelişmiş teknolojiler sayesinde diğer ülkelere de Husi tehdidiyle mücadelede destek verebileceğini öne sürdü. İsrailli yetkililer, bu kapasitenin Tel Aviv’i Husilere karşı yürütülen savaşta kritik bir istihbarat aktörü haline getirdiğini savundu.

Öte yandan İsrailli güvenlik birimlerinin tespit, engelleme ve taarruz sistemlerini kapsayan gelişmiş teçhizatları daha etkin yollarla tedarik etme seçeneklerini değerlendirdiği bildirildi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Husi tehdidine karşı kapasitesini örneklendiren İsrail makamları, Lübnan’ın güneyindeki Ali et-Tahir tepesini stratejik ve güvenlik açısından elde edilen başarılara örnek gösterdi.

Bir askeri yetkili, İran’dan kaçak yollarla getirilen parçalarla balistik füzelerin, seyir füzelerinin ve İHA’ların üretildiği yer altı tesislerinin imha edilmesine yönelik dış unsurlara eğitim verilebileceğini ifade etti.

Bununla birlikte, söz konusu askeri kapasitelerin müzakere edildiği raporlarda bazı askeri yetkililerin uyarılarda bulunduğu aktarıldı. Yetkililer, Husi tehdidiyle mücadelede yalnızca bu yöntemlere dayanmanın yetersiz kalacağını, örgütün kaçmaya zorlanması, dağıtılması ve Sana ile diğer bölgeleri ele geçirmeden önce bulundukları Yemen’in kuzeyindeki Saada vilayetine geri çekilmeye mecbur bırakılması için karadan bir askeri gücün müdahalesinin şart olduğunu vurguladı.

Uluslararası bir ittifakın kurulması

Bu sırada İsrail’in, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı’nı kontrol etmesinden zarar gören Avrupa ülkelerini de kapsayan uluslararası bir koalisyon kurmak için çalışmalarını sürdürdüğü belirtildi. Askeri Uzman Itamar Eichner konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Mesele sadece İsraillilerle sınırlı değil; Amerikalılar da İsrail’in ortaya koyduğu yaklaşımın önemini kavradı ve buna paralel olarak yeni bir bölgesel güvenlik mimarisi oluşturmak için çalışıyorlar” değerlendirmesinde bulundu. Washington’ın Arap ülkelerinin de katılımıyla İran’a karşı bir ittifak kurmayı hedeflediğini belirten Eichner, “Bölge ülkelerinin en önemli görevlerinden biri, bölgesel bir sorun olmaktan çıkıp küresel soruna dönüşen Hürmüz ve Babu’l Mendeb boğazlarında seyrüsefer özgürlüğünü güvence altına almaktır. Bu nedenle dünya genelinin, Amerikalılara bu boğazlardaki seyrüsefer güvenliğini sağlama konusunda destek olmak için çabalarını seferber etmesi gerektiğine inanılıyor” yorumunda bulundu.

Eichner ayrıca, ABD’nin Hürmüz Boğazı’na olan bağımlılığı azaltmayı hedefleyen uzun vadeli çözümleri değerlendirdiğine dikkati çekti. Bu planlar arasında boğazı bypass edecek bir petrol boru hattı döşenmesi ihtimalinin yanı sıra, ABD topraklarındaki rafine kapasitesinin genişletilmesi de yer alıyor. Böylelikle Amerikan ekonomisine sağlanan yakıt tedarikinin artırılması ve bölgedeki çalkantılardan etkilenme oranının en aza indirilmesi hedefleniyor.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir."


Gazze’de motosiklete yönelik İsrail saldırısında bir kişi öldü, çok sayıda yaralı var

Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
TT

Gazze’de motosiklete yönelik İsrail saldırısında bir kişi öldü, çok sayıda yaralı var

Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)

İsrail güçlerinin Gazze kentinin batısında bir motosiklete düzenlediği saldırıda DPA’nın haberine göre Filistinli bir kişi öldü, çok sayıda kişi de yaralandı.

Filistin Haber ve Enformasyon Ajansı’nın (WAFA) Şifa Hastanesi’ndeki sağlık kaynaklarına dayandırdığı haberine göre, “İşgal güçlerinin Şeyh Rıdvan Mahallesi’ndeki Takva Kampı’nda bir motosikleti hedef alması sonucu bir şehit ve aralarında durumu ağır bir çocuğun da bulunduğu çok sayıda yaralı hastaneye ulaştı.”

Filistin makamları, İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşında 73 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini belirtiyor. Söz konusu savaş, Hamas’ın Ekim 2023’te İsrail’in güneyine düzenlediği ve bin 200 kişinin ölümüne yol açan saldırının ardından başlamıştı.


Beyrut, UNIFIL’in görev süresinin uzatılması için baskıyı artırıyor

İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
TT

Beyrut, UNIFIL’in görev süresinin uzatılması için baskıyı artırıyor

İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)

Lübnan, UNIFIL’in görev süresinin yıl sonunda sona erecek olması nedeniyle güneydeki BM şemsiyesini korumak amacıyla siyasi ve diplomatik girişimlerini yoğunlaştırıyor. Lübnan ve Fransa, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni kararını yeniden değerlendirmeye ikna etmek için çabalarını sürdürüyor.

“Şarku’l Avsat”a konuşan konuya yakın bir kaynak, Beyrut’un Avrupa’nın Lübnan ordusuna destek verilmesine ilişkin önerileri ile uluslararası varlığın geleceğini birbirinden ayrı değerlendirdiğini ve daha küçük çaplı olsa dahi BM gücünün görevine devam etmesinde ısrarcı olduğunu belirtti. Dışişleri Komisyonu Başkanı Milletvekili Fadi Allame de etkin bir BM varlığına duyulan ihtiyacın “hiç olmadığı kadar büyük” olduğunu belirterek, 1701 sayılı kararın uygulanmasının BM güçlerinin bölgede kalmasını gerektirdiğini vurguladı.

Lübnan, güneydeki gelişmeler ve müzakere süreciyle ilgili temaslar devam ederken New York’ta da diplomatik girişimlerini sürdürüyor.