İranlı milletvekilleri Viyana'daki müzakerelerde ‘daha güçlü garantiler alınmasını’ istedi

İranlı milletvekilleri Viyana'daki müzakerelerde ‘daha güçlü garantiler alınmasını’ istedi
TT

İranlı milletvekilleri Viyana'daki müzakerelerde ‘daha güçlü garantiler alınmasını’ istedi

İranlı milletvekilleri Viyana'daki müzakerelerde ‘daha güçlü garantiler alınmasını’ istedi

İranlı milletvekillerinin çoğu, kendileriyle aynı çizgide olan İran’ın katı muhafazakar çizgideki Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'ye bir mektup yazarak, Avusturya’nın başkenti Viyana’da 2015 yılında dünya güçleri ile İran arasında imzalanan nükleer anlaşmanın canlandırılması için yapılan müzakerelerde ABD'den ‘daha güçlü garantiler alınmasını’ ve ‘kırmızı çizgilerin korunmasını’ istediler. Öte yandan Tahran ve Washington, müzakerelerin ertelenmesinden birbirlerini sorumlu tutmaya devam ediyorlar.
İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) yakın Tesnim Haber Ajansı’nın haberine göre 290 sandalyeli İran Şura Meclisi’nden yaklaşık 190 milletvekili, Cumhurbaşkanı Reisi'yi nükleer müzakerelerde ‘İran’ın kırmızı çizgilerini korunması ve çıkarlarının garanti altına alınması’ çağrısında bulunan bir mektubu imzaladılar.
DMO’ya bağlı Fars Haber Ajansı’na konuşan Yezd Milletvekili Muhammed Salih Cokar, “Milletvekilleri, 4+1 grubu ile Viyana’da yapılan müzakerelerde Dini Lider'in (Ali Hamaney) müzakere heyeti için belirlediği çerçeveye riayet edilmesinin vurgulandığı bir mektubu imzaladılar” dedi. Mektupta müzakerelerin İran’ın serbest bir şekilde petrol ihracatı yapması da dahil olmak üzere tüm yaptırımların kaldırılmasını dikkate alması gerektiğine işaret edildiğini belirten Cokar, “(Mektupta) ABD’nin bir daha nükleer anlaşmadan çekilmemesi için gerekli garantilerin alınmasının ve İran’ın müzakere heyetinin karşı taraftan tüm yükümlülüklerini yerine getirmesini talep etmesi istendi” şeklinde konuştu.
İran'ın yarı resmi Mehr Haber Ajansı, Abadan Milletvekili Mücteba Mahfuzi'nin İran Şura Meclisi’nde dün yapılan oturumun başında İran’ın müzakere heyetine sözlü uyarıda bulunduğunu bildirdi.  Ajansın haberine göre müzakere heyetinin, İran’ın haklarından ve kırmızı çizgilerinden geri adım atmaması gerektiğini söyleyen Mahfuzi, “Tüm yaptırımların koşulsuz olarak kaldırılmasında ısrarcıyız” ifadelerini kullandı.
Ajans, Meşhed Milletvekili Nasrallah Begman Far’ın da Viyana’da bir anlaşmaya vardıktan sonra İran’ın serbestçe petrol satabilmesi için İran petrolünü hedef alan yaptırımların kaldırılması gerektiğini söylediğini aktardı. Begman Far, yaptırımların kaldırılmasını doğrulama görevinin diğer tarafların değil, İran tarafının yerine getirmesi gerektiğinin altını çizdi.
Milletvekillerinin İran’ın resmi haber ajansları tarafından aktarılan açıklamalarında DMO’nun terör örgütü olarak sınıflandırılması konusuna değinmemeleri dikkati çekti.
Milletvekilleri, geçtiğimiz hafta sonu, İran ile büyük güçler arasında imzalanabilecek 27 sayfalık anlaşma taslağını eleştirmişlerdi.
Meclis kararlarının uygulanmasını denetleyen 90. Madde Komisyonu Başkanı Hasan Şucai, “Sadece iyi bir anlaşmayı kabul edebiliriz, anlaşmaya varmamak kötü bir anlaşmaya varmaktan iyidir” açıklamasında bulundu.
Milletvekili Mahmud Nebeviyan’ın kaleme aldığı ve İran’ın petrol satışlarını hedef alan yaptırımların kaldırılması da dahil anlaşma taslağından bazı paragraflar alıntılandığı bir makale Cuma günü Fars Haber Ajansı tarafından yayınlandı. Makaleye göre İran, anlaşmaya varıldıktan sonraki ilk 45 gün içinde 50 milyon varile kadar petrol ihracatı yapabilecek. Makalesinde İran'ın petrol ürünlerini istediği para birimine çevirmek için yeterli garantileri alamamasını eleştiren Nebeviyan, ayrıca İran'ın yaptırımların kaldırılması için doğrulama sürecine katılmamasından duyduğu rahatsızlığı ifade etti.
İran ile Çin, Rusya, Fransa, İngiltere ve Almanya, aylardır Avusturya’nın başkenti Viyana'da ABD'nin 2018 yılında tek taraflı olarak çekilmesi ve buna yanıt olarak İran’ın taahhütlerinin çoğunu askıya almasıyla etkisiz hale gelen nükleer anlaşmayı yeniden canlandırmak için müzakereler gerçekleştiriyorlar.
ABD, müzakerelere Avrupa Birliği'nden (AB) bir arabulucu aracılığıyla dolaylı olarak katılıyor. Anlaşmaya taraf olan ülkelerden yetkililer, son haftalarda anlaşmaya ulaşmak üzere oldukları açıklamalarında bulunmuşlardı. Fakat çeşitli engeller nedeniyle henüz bir sonuca varılmadı. Geçtiğimiz Pazartesi günü Washington ve Tahran, müzakerelerin gecikmesi ve uzamasından birbirlerini sorumlu tuttular.
ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Tahran nükleer dosyayla ilgisi olmayan taleplerde bulunmakla suçlandı. Açıklamada, “İran’ın topu ABD’nin sahasına atma girişimi dürüst bir hareket olarak tanımlanamaz” denildi.
Geçtiğimiz ay Rusya'nın ani bir talebi üzerine görüşmelerin durmasının ardından son iki haftadır diplomatik istişarelere ve Viyana’da bir anlaşmaya ulaşma çabalarına, İran’ın DMO'yu terör örgütleri listesinden çıkarma talebiyle ilgili tartışmalar hakim oldu.
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price, Pazartesi gecesi yaptığı açıklamada, ilerleme kaydedilememesinin sebebinin İran'ın tutumu olduğuna açıkça işaret ederek, “Müzakerelere katılan herkes, kimin yapıcı önerilerde bulunduğunu, kimin de nükleer anlaşmayla ilgisi olmayan taleplerde bulunduğunu ve buraya nasıl geldiğimizi çok iyi biliyor” dedi.
Price, bu açıklamayı, İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Abdullahiyan'ın ABD’yi eleştirdiği açıklamasından birkaç saat sonra yaptı.  Abdullahiyan, Ummanlı mevkidaşı Bedr bin Hamed el-Busaidi ile yaptığı telefon görüşmesinde müzakerelerin uzamasından Washington'ın sorumlu olduğunu söyledi. Ardından Twitter’da Viyana’daki görüşmelerin askıya alınmasının nedeninin, ‘ABD’nin taleplerinde aşırıya gitmesi’ olduğunu yazdı.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Said Hatibzade ise yaptığı açıklamada,  “Washington, müzakerelerin AB Koordinatörü Enrique Mora tarafından iletilen önerilere yanıt vermekte geç kaldı” diye konuştu.
Buna karşın ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Price, (Pazartesi günü) düzenlediği basın toplantısında, “Topun bizim sahamıza dönmesinin dürüst bir hareket olarak tanımlanabileceğini düşünmüyorum. Son zamanlardaki anlaşmazlıklarımızın üstesinden gelmenin halen mümkün olduğuna inanıyoruz” dedi. Fransız Haber Ajansı’nın (AFP) haberine göre Price, İran’ın nükleer bir bomba üretmeye çok yaklaştığında artık bunun mümkün olmayacağı konusunda uyardı.
Reuters haber ajansı da Price'ın ABD yönetiminin halen İran'la olan mevcut anlaşmazlıkların üstesinden gelme şansı olduğuna inandığını söylediğini, ancak İran'ın nükleer programının gelişmeye devam etmesinin nükleer anlaşmayı ABD için yararsız hale getirebileceği konusunda uyardığını bildirdi.
Beyaz Saray Sözcüsü Jen Psaki ise anlaşmanın imzalanması sorumluluğunu doğrudan İran'a yükledi. Psaki, “Eğer İran da aynı şeyi yapmak istiyorsa biz ve müttefiklerimiz güçlü bir anlaşma yapmaya hazırız” dedi.
DMO dosyasına da değinen Psaki, ABD yönetiminin nükleer dosyasına odaklandığını vurgulayarak İran'ın nükleer anlaşma ile ilgisi olmayan bir takım konuları gündeme getirdiğini söyledi. Beyaz Saray Sözcüsü, İran'ı, ‘meseleleri Viyana’daki müzakereleri bağlamı dışına çıkarmaya çalışmak veya müzakereleri geciktirmek için başkalarını suçlamak yerine nükleer anlaşmayı canlandırmaya odaklanmaya’ çağırdı.



Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD ile nükleer görüşmeler sürerken dünya güçlerinin baskısına "boyun eğmeyeceğini" söyledi.

Reuters'ın haberine göre Pezeşkiyan televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Dünya güçleri bizi boyun eğmeye zorlamak için sıraya giriyor... ama bize yarattıkları tüm sorunlara rağmen başımızı eğmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü, İran'a iki taraf arasındaki devam eden müzakerelerde "anlamlı bir anlaşmaya" varması için 15 günlük bir ültimatom verdi, aksi takdirde "kötü sonuçlarla" karşılaşacakları uyarısında bulundu. Tahran ise uranyum zenginleştirme hakkını yineledi.

ABD'nin bölgedeki askeri yığılması devam ederken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD müttefiki olan ülkesinin Tahran'ın herhangi bir saldırısına güçlü bir şekilde karşılık vereceği konusunda uyardı.

ABD ve İran, Umman'ın arabuluculuğuyla 6 Şubat'ta dolaylı görüşmelere yeniden başladı. Salı günü Cenevre'de ikinci tur görüşmeleri gerçekleştirdikten sonra müzakerelere devam etme niyetlerini açıkladılar.

İran çarşamba günü bu müzakereleri ilerletmek için bir taslak çerçeve hazırladığını açıklarken, ABD, Tahran'a saldırmak için "birden fazla neden" olduğunu belirterek uyarı tonunu korudu.

Trump, “Yıllar içinde İran'la uygulanabilir bir anlaşmaya varmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Uygulanabilir bir anlaşmaya varmalıyız, yoksa kötü şeyler olacak” dedi.

Şöyle devam etti: “Bir adım daha ileri gitmemiz gerekebilir, gitmeyebiliriz veya bir anlaşmaya varabiliriz. Bunu muhtemelen önümüzdeki 10 gün içinde öğreneceksiniz.” Daha sonra Trump, gazetecilere sürenin “10-15 gün” olduğunu söyledi.


İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
TT

İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)

Yunanistan Kültür Bakanlığı, Naziler tarafından kurşuna dizilen 200 komünistin son anlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları bir Belçikalı koleksiyoncudan almak için ön anlaşma imzaladı.

Bu fotoğrafların ülke mirası olduğunu kabul eden Atina yönetimi, anlaşmanın detaylarını açıklamadı.

Anlaşma üzerine internetteki satış ilanı yayından kaldırıldı. 

Kültür Bakanı Lina Mendoni, koleksiyoncu Tim de Craene'nin yanına giden uzmanların, fotoğrafların gerçek olduğunu tespit ettiğini cuma günü duyurdu. 

200 komünistin, 1 Mayıs 1944'te Atina'nın banliyölerinden Kesariani'de infaz edilmeden önce çekildiği bildirilen 12 fotoğraf, geçen hafta eBay'de satışa çıkarılmıştı. 

Yunanistan Kültür Bakanlığı'nın Belçika'ya gönderdiği uzmanlar, bunların 1943-1944'teki Nazi işgali sırasında Yunanistan'da görevlendirilen Alman komutanlarından Hermann Heuer'ın imzasını taşıyan 262 fotoğraflık koleksiyonun bir parçası olduğunu fark etti. 

Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)

200 komünist siyasi mahkumun Naziler tarafından kurşuna dizilmesi, o dönemin en büyük katliamlarından biri olarak kabul ediliyor. Olaya dair fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkarken açık artırma girişimi tepki çekti.

Teselya Üniversitesi'nde toplumsal tarih dersleri veren Polymeris Voglis, New York Times'a şu yorumu yaptı:

Kendi infazlarına yürüyen bu kişilerin yüzlerini 82 yıl sonra ilk kez görüyoruz. Boyun eğmeyen duruşları beni çok etkiledi.

Voglis bu fotoğrafların ders kitaplarına eklenmesi gerektiğini ifade etti. 

Kesariani'de Nazilerin öldürdüğü komünistler için yapılan bir anıt, fotoğrafların gündem olmasının ardından tahrip edildi. 

Anıtı onaracağını bildiren Kesariani Belediyesi, "Bazılarını ne kadar rahatsız ederse etsin tarihi hafıza silinemez" dedi.

II. Dünya Savaşı biterken Batı destekli yönetimle komünistler arasında patlak veren iç savaş 1949'a kadar sürmüştü. O dönemde yaşanan kutuplaşmaların etkileri, günümüzde de hissediliyor. 

Independent Türkçe, New York Times, France24, AP


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.