Rus terazisinde Buça katliamı: Kasıtlı bir uydurma

Buşa’daki katliamın geride bıraktıklarından (AP)
Buşa’daki katliamın geride bıraktıklarından (AP)
TT

Rus terazisinde Buça katliamı: Kasıtlı bir uydurma

Buşa’daki katliamın geride bıraktıklarından (AP)
Buşa’daki katliamın geride bıraktıklarından (AP)

Sami Amare
Rusya’nın başkenti Moskova'daki tüm departmanlar ve kurumlar, Ukrayna'nın başkenti Kiev'in kuzeyinde yer alan küçük Buça kasabasında onlarca sivilin öldürüldüğü bir katliam yapan Rus güçlerine yöneltilen suçlamaları düşürmekle ilgileniyor.
Çeşitli Avrupa başkentlerinde yaptırımlar ve Rus diplomatların toplu olarak sınır dışı edilmesi kararı bir diğerini takip ederken, Moskova Batılı çevreleri suçlamaların doğru olmadığına ikna etmeye çalışıyor. Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Birleşmiş Miller Güvenlik Konseyi'ni (BMGK) bu sorunun çeşitli yönlerini tartışmak üzere acil toplantı düzenlemeye ikna etmek için iki başarısız girişimde bulundu. İki girişimin, bu ay oturuma başkanlık eden İngiliz delegenin reddiyle karşılaştığını söyledi.

Hayali bir saldırı
Lavrov, Rus güçlerinin Ukrayna'nın Buça kentinde sivilleri öldürdüğü yönündeki suçlamaları, ‘hayali bir saldırı’ olarak nitelendirdi. Birleşmiş Milletler (BM) İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Martin Griffiths ile yaptığı görüşmede, “Planlar uyarınca Rus ordusunun ayrılmasından sonra Buça’da gerçekleşen bir başka hayali saldırıyla karşı karşıyayız. Ne yazık ki, insani meseleleri siyasallaştırma girişimleri ve hatta bunlar üzerine spekülasyonlar bitmiyor” sözlerini sarf etti. Ayrıca bu provokasyonları uluslararası barış ve güvenliğe doğrudan bir tehdit olarak gördüklerini belirterek, bu sebeple Güvenlik Konseyi'nden konuyla ilgili acil bir toplantı yapmasını talep ettiklerini dile getirdi. Ancak, bu talepleri sonuç vermedi.
Moskova, Buça öncesinde de bu tür suçlamalara maruz kalmıştı. Ukrayna ve Batılı müttefikleri, Rus güçlerinin ayrım gözetmeksizin sivilleri hedef aldığını iddia ettiler. ABD merkezli el-Hurra’nın aktardığına göre güney kıyı kenti Mariupol'daki bir doğum hastanesi, üstünde sadece çocukların barınabileceği yazılı olan bir tiyatro binası bombalandı. Rus kaynakları o sırada bunu yalanladı, sesli ve görüntülü olarak bu iddiayı çürüttü. Rusya tarafı, Batılı medya kaynaklarının ‘öldürüldüğünü ve yeni doğan bebeğinin Rus güçlerinin elinde olduğunu’ söylediği hamile kadının görüntüsünü yayınladı.
Rusya'da ‘savaşta olduğu gibi savaşta’ derler. Bu perspektiften bakıldığında, Batılı çevrelerin rakiplerini savaş alanının dışında ‘dize getirmek’ için tüm basın becerisini ve ustalığını devreye sokmaya çalıştığı görülüyor. Yaşanan son hadiseler medyada da bir savaşın sürüp gittiğini teyit ediyor.

Makul talepler
Moskova'dan gelen tablo, uluslararası haber ajansları ve Batı gazeteleri tarafından ele alındığı haliyle birbirine zıt görünümler arz ediyor. Rusya dışındaki izleyici ve gözlemci, resmi kendine eklemeler olmaksızın iletecek nesnel kaynaklara çok ihtiyaç duyuyor gibi görünüyor. Hiç kimse Rus tarafının sunduğu her şeyin yüzde yüz doğru olabileceğini söylemiyor. Ancak her iki tarafın ifadelerinde bir dereceye kadar nesnelliğin ve rasyonelliğin bulunması gerekir.
Batı'da hiç kimse Moskova'ya inanmıyor. Lideri Vladimir Putin'i bazen ‘katil’, bazen de ‘savaş suçlusu’ olmakla suçluyorlar. Sonra onunla oturuyor, tartışıyor ve sunduğu görüş ve vizyonun adil olduğuna kendilerince ikna olup ona karşı tavizler veriyorlar.
Moskova'daki gözlemciler soruyor: Putin, Ukrayna'nın tarafsızlığını, NATO'ya katılmamasını ve ülkesi için yeter derecede stratejik güvenliğin sağlanmasını talep etmiyor muydu? Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy'nin bugün kabul etmeye yakın göründüğü şey bu değil mi? Şayet Ukrayna sınırları dışında güç ve karar sahibi olanların baskılarından kurtulmanın yolunu bulabilseydi aslında çok daha önce kabul edilebilecek olan bu değil miydi?
Bu bağlamda Fransız düşünür Pierre Conesa’nın ortadan kaldırmak amacıyla bir düşmanın nasıl yaratıldığını irdelediği ‘Düşman Yaratmak’ isimli kitabında konu hakkındaki şu ifadelerine bir göz atalım:
“Düşmanı, yok etmek için hazırlamak istiyorsanız, onu şeytanlaştırmaya, ulusal güvenliğe tehdit olarak göstermeye çalışmalısınız. Ayrıca içeriyi, dışarıyı ve uygun söylemi hazırlamalısınız.” 

Rusya soruşturma istedi
Moskova, Ukrayna tarafıyla son görüşmelerde varılan uzlaşıya uygun olarak çekilmeden önce, Buça’daki ‘katliam’ veya ‘suç’ ile ilgili dosyaların ve özellikle de bu bölgeyle ilgili dosyanın açılmasından başka bir şey talep etmediğini söylüyor. Rusya Dışişleri Bakanı bunu talep ediyor ve soruşturuyor.
Rus resmi kaynakları, masumiyet kanıtı olarak sunacakları belgelerinin bulunduğunu söylüyor. Ayrıca tüm bu suçlamaların, sekiz yıldan fazla bir süredir Ukrayna makamlarının gözleri önünde gece gündüz açık bir şekilde faaliyet gösteren Nazi faşist gruplarının ‘ithamları’ olduğuna dair ellerinde kanıtların bulunduğunu ifade ediyor.
Sahneler gerçekten dehşet verici ve korkunç. Suçluların hızla cezalandırılması amacıyla acil bir soruşturmaya şiddetle ihtiyaç duyulduğu görülüyor. Gerek içeride gerekse dışarıda bu hususta herhangi bir anlaşmazlık yok. Moskova'nın talep ettiği şey de bu.
Rus yönetiminin üst düzey yetkililerinden pek çoğu bu bağlamda görüş bildirdi. Bunlar arasında, Ulusal Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı ve eski Devlet Başkanı Dmitry Medvedev de yer alıyor. Medvedev, Ukrayna tarafını ve Batı propaganda mekanizmasını, ‘Rusya'yı mümkün olduğunca insanlıktan çıkarmaya ve onu itibarsızlaştırmaya’ çalışmakla suçladı. Rus karşıtlığıyla beslenen Ukrayna’nın büyük bir yalan ve sahtekarlık örneği ortaya koyduğunu ifade eden Medvedev, bu olgunun tarihte hiçbir zaman bulunmadığını ve halihazırda da olmadığını vurguladı.
Rusya Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Buça’ya ilişkin fotoğraf ve videoların Batı medyası için özel olarak hazırlandığı belirtildi ve bu eylemlerin yeni bir provokasyondan başka bir şey olmadığı vurgulandı. Açıklamanın devamında, orayı kontrol eden Rus kuvvetlerin bölgedeki sakinlere kuzeye gitmek üzere ayrılmalarına izin verdikleri ve Rus silahlı güçlerinin şehri kontrol ettiği sırada yerel sakinlerin hiçbirinin herhangi bir şiddetten zarar görmediği ifade edildi. Ayrıca Rus kuvvetlerinin 30 Mart'ta Buça’dan ayrıldığı ve savaş suçu işlendiğine ilişkin delillerin bundan 4 gün sonra yayınlandığı teyit edildi.
Rus generallerinden biri, Rus güçlerinin şehri ‘barışçıl bir şekilde geri çekildiklerini’ sesli ve görüntülü belgelemeden terk etmekle yaptığı hataya dikkati çekti. Böylece bu güçlerin böylesine iğrenç bir suç işlemediklerine ilişkin reddedilemez bir kanıt oluşturulmuş olurdu. Russia 1 kanalında yayınlanan ‘60 Dakika’ programına katılan General, Rus askeri personellerinden bazısının geri çekilme sürecini tarih ve hafızanın yanında daha sonra herhangi bir soruşturma için kayda almış olmasını umduğunu dile getirdi.
Bu konuda Moskova'nın üst düzey yetkilileri tarafından yapılan açıklamaları takip etmeye devam ediyoruz. Aralarında ‘Telegram’ üzerinden şu sözleri sarf eden Rusya Meclisi Duma Başkanı Vyacheslav Volodin de var:
“Buça'daki durum, Rusya'yı itibarsızlaştırmak ve yaptırımları haklı çıkarmak adına başvurulan provokasyondan ibarettir. NATO ülkelerinin ne olduğuna dair gerçek bir soruşturmaya ihtiyacı yok. Burada tek bir hedef var: Ukrayna'daki durumu kötüleştirmek, Rusya'yı itibarsızlaştırmak, yaptırımları, silah tedarikini ve diğer dostça olmayan eylemleri haklı çıkarmak.”
Rusya'nın Birleşmiş Milletler (BM) Daimî Temsilcisi Vasily Nebenzia, İngiltere'nin Rusya'nın Buça’daki olaylarla ilgili toplantı talebini reddetmesi üzerine acil bir basın toplantısı düzenledi. TASS’ın aktardığına göre bu toplantıdaki diplomatlar, sokaklarda ceset olmadığını doğrulamak üzere Rus ordusunun şehirden ayrılırken çektikleri videoları ve fotoğrafları gösterdiler. Çekilen fotoğraflarda Ukrayna askerlerinin ve şehrin belediye başkanının moralleri yüksek görünüyor.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy’e gelince, olanları kınamakta ve kötülemekte gecikmedi. Rus tarafıyla her türlü görüşmeyi reddettiğini vurgulayarak, böyle insanlarla görüşmenin bir işe yaramayacağını söyledi. Ancak bugün en zor şeyin konuşmak olduğunu ifade ederek, Moskova ile yeniden başlama gerekliliğinden söz etti. Zelenskiy, mevcut durumdan bir çıkış yolu arama ihtiyacına işaret ederek, Ukrayna'nın bu görüşmelerde daha güçlü ve daha iyi bir konuma sahip olacağı umudunu dile getirdi. Bunun da ancak güçlü silahlar ve toplumun birleşmesi ile temin edilebileceğini vurgulayarak sözlerine şöyle devam etti:
“Adımları dikkatle atmalısınız, yoksa bir çıkış yolum olmadığından dolayı değil. Ben kararlarımı tam bir sakinlikle almaya çalışırım. Her halükârda bir müzakere söz konusu olacak ve tek soru, müzakere masasında ne kadar güçlü olduğunuzdur.”
Geriye, tüm dünyanın konuştuğu şeyin ne olduğuna işaret etmek kalıyor. Gözlemcilerin büyük çoğunluğunun tahminlerine göre Zelenskiy ve ülkesi iki arada bir derede kaldı. Görünen o ki her iki durumda da develerin olmadığı bir savaşta daha çok günah keçisi gibi görünüyorlar. Mevcut ve ertelenen savaş, önce Rusya'yı, sonra Çin'i hedef alıyor. İki ülkenin fark ettiği ve rakiplerinin de hedeflediği şey budur.
*Independent Arabia’da yer alan bu makalenin çevirisi Şarku’l Avsat’a aittir.



Baskı ve caydırıcılık arasında: Tahran, Washington ile açık çatışmasını nasıl değerlendiriyor?

Haberler, İran'ın olası bir çatışmaya hazırlık olarak saha planları hazırladığına, hedef listeleri oluşturduğuna ve güçlerini yeniden konuşlandırdığına işaret ediyor (AFP)
Haberler, İran'ın olası bir çatışmaya hazırlık olarak saha planları hazırladığına, hedef listeleri oluşturduğuna ve güçlerini yeniden konuşlandırdığına işaret ediyor (AFP)
TT

Baskı ve caydırıcılık arasında: Tahran, Washington ile açık çatışmasını nasıl değerlendiriyor?

Haberler, İran'ın olası bir çatışmaya hazırlık olarak saha planları hazırladığına, hedef listeleri oluşturduğuna ve güçlerini yeniden konuşlandırdığına işaret ediyor (AFP)
Haberler, İran'ın olası bir çatışmaya hazırlık olarak saha planları hazırladığına, hedef listeleri oluşturduğuna ve güçlerini yeniden konuşlandırdığına işaret ediyor (AFP)

Hüda Rauf

Son derece karmaşık bir bölgesel dönemde, İran ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ilişki ne topyekun bir savaşa meyleden ne de kalıcı bir çözüme ulaşmayı başaran; gri bir alanda sıkışmış görünüyor. Siyasi, askeri ve ekonomik göstergeler, iki tarafın karşılıklı baskı, dolaylı müzakereler ve hesaplı gerilimi artırma kombinasyonuna dayalı uzun süreli bir çatışmayı yönettiğini gösteriyor.

Eski ABD’li yetkililer ve uzmanların değerlendirmeleri bu gerçeği açıkça yansıtıyor; ne ufukta kapsamlı bir anlaşma görünüyor ne de yeni bir çatışma yaşanması olasılığı tamamen dışlanıyor. Bu iki uç nokta arasında en olası senaryo şekilleniyor; patlamayı erteleyen ancak çözmeyen kısmi ve geçici uzlaşılar.

Öte yandan, İran, sınırlı bir güvenle de olsa diplomasiyi sürdürüyor. İran Dışişleri Bakanı'nın Pakistan, Umman ve Rusya'ya yaptığı ziyaretleri içeren son diplomatik hareketlilik, İran'ın gerilimi azaltmakla ilgilendiğini göstermek için çok kanallı bir müzakere süreci oluşturmayı amaçlıyor. İran'ın bölgesel arabulucular ile kanallar açma gayretinde olduğunu vurguluyor. Ancak bu diplomasi, özellikle Amerikan temsilcilerinin ziyaretlerinin aniden iptal edilmesi ve askeri ve ekonomik baskının devam etmesinin ardından, Washington'un niyetlerine dair derin bir şüphenin gölgesi altında yürütülüyor.

Tahran'ın bakış açısına göre, baskı altında müzakere bir seçenek değil; aksine, özellikle ideolojik olarak kendisine bağlı destekçileri karşısında rejimin meşruiyetini tehdit eden siyasi bir teslimiyet olarak görülüyor. Bu nedenle, herhangi bir diplomatik girişim, deniz ablukasının kaldırılmasına bağlı ve bu koşul şimdiye kadar yerine getirilmemiş görünüyor.

Dahası talepler arasında var olan uçurum, her iki tarafın pozisyonlarının öncelikleri arasında derin bir farklılığı ortaya koyması nedeniyle kapsamlı bir anlaşmanın imkansızlığını gösteriyor. Nitekim İran, yaptırımların kaldırılmasını, deniz ablukasının sona erdirilmesini ve uranyum zenginleştirme hakkının korunmasını talep ediyor. Buna karşılık Washington, nükleer programın kilit unsurlarının ortadan kaldırılmasını, füze geliştirme programının kısıtlanmasını ve İran'ın bölgesel etkisinin sınırlandırılmasını şart koşuyor.

Bu uçurum, asgari taleplerle sınırlı olmayıp, karşılıklı koşulların daha geniş bir listesini de kapsıyor ve kapsamlı bir anlaşmaya varmayı imkansız kılıyor. Bunun yerine, en fazla, krizi çözmekten ziyade yönetmeye odaklanan sınırlı ve belirsiz bir anlaşmaya varılabilir görünüyor.

Buna rağmen İran, Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğüne karşılık, ablukanın kaldırılmasını ve savaşın sona erdirilmesini (ve belki de gelecekteki saldırılara karşı garantiler) talep eden revize edilmiş, aşamalı bir teklif sundu. Buna göre nükleer mesele daha sonraki bir aşamada ele alınacak. İran'ın revize edilmiş teklifine bakıldığında çelişkili ve mantıksız görünüyor. Zira Tahran, Boğaz'da seyrüsefer özgürlüğü karşılığında ateşkes ve ablukanın kaldırılması garantisi alarak üzerindeki güvenlik, askeri ve ekonomik baskıyı hafifletmek istiyor. Ama burada seyrüsefer özgürlüğünden ne kastedildiği belirsiz; Boğaz'ın savaş öncesi durumuna geri dönmesi mi, yoksa İran'ın ücret karşılığında geçiş izni verdiği mevcut düzenlemenin artık Amerikan gemilerinin de geçmesine izin vererek sürdürülmesi mi kastediliyor? Bu çelişki, Tahran'ın Boğaz'ın mevcut durumunu yasallaştırmayı ve meşrulaştırmayı amaçlayan mevcut iç icraatları ile daha da öne çıkıyor. Zira İran parlamentosu ve Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi, Boğaz'dan mevcut koşullar altında geçişi düzenleyen bir yasa taslağını görüşüyor. Ayrıca İran Merkez Bankası, Boğaz'dan geçiş ücretleri için dört özel hesap açtı. Dolayısıyla Tahran, karşılığında hiçbir şey sunmadan Washington'dan tavizler istiyor. Bu teklif, İranlı karar vericilerin aşırı özgüvenini yansıtıyor gibi görünüyor; ama bu özgüven, her iki taraf için de çıkmaza girmiş durumun yanlış değerlendirilmesiyle gölgeleniyor. İran, Hürmüz Boğazı'nı en önemli pazarlık kozu, Donald Trump ve dünya üzerinde baskı kurma aracı olarak görüyor.

İran, Hürmüz Boğazı'nı sadece bir enerji koridoru olarak değil, bu denklemin merkezinde yer alan ve en önemli stratejik varlığı olarak öne çıkan bir etki aracı olarak görüyor. Boğaz artık sadece petrol geçişi için bir su yolu değil; ekonomik, güvenlik ve siyasi boyutları kapsayan çok boyutlu bir baskı aracına dönüştü.

İran, boğazı kapatarak değil, etki edebilme ve geçiş trafiğini düzenleyebilme gücüyle rolünü yeniden tanımlamaya çalışıyor. Bu yaklaşımın, doğrudan çatışmaya girmeden küresel tedarik zincirlerini tehdit etmeye dayalı alışılmadık bir caydırıcı güç sağladığını düşünüyor.

Tahran ayrıca Hürmüz Boğazı'nı herhangi bir anlaşmada kendi şartlarını dayatmasını ve büyük enerji ithal eden güçlerle diyalog kanalları açabilmesini sağlayacak bir pazarlık kozu olarak kullanmaya çalışıyor.

Öte yandan Trump, İran'ın teklifini reddetti ve İran'a yönelik ablukayı uzatacağını açıkladı. Trump, ablukanın askeri güçten daha az maliyetli olduğuna ve rejimin uzlaşmaz tavrını sürdürme gücünü zayıflatacağına inanıyor.

Son zamanlarda, ablukanın İran petrol kuyuları ve rezervleri üzerindeki etkisine ilişkin birçok analiz yapıldı. İran'ın söylemine göre abluka petrol kuyularını etkiliyor, ancak kayıplar yönetilebilir durumda.

İranlı petrol uzmanları, petrol ambargosunun Amerikan ekonomik baskısının en önemli araçlarından biri olduğunu belirtiyor. Ancak Tahran, yüksek iç tüketim, sınırlı ulaşım alternatifleri ve petrol sahalarının işletilmesi için esnek politikalar yoluyla bu baskıyı kısa vadede yönetebileceğini söylüyor.

Bazı İran ekonomik raporları, mali kayıpların önemli olduğunu ve yıllık on milyarlarca dolara ulaşabileceğini, ancak petrol sektörünün teknik altyapısının, kısıtlamaların kaldırılmasının ardından üretimin kademeli olarak yeniden başlamasına olanak tanıyarak, tam bir çöküş olasılığını azalttığını belirtiyorlar.

Diplomatik süreç devam etmesine rağmen, askeri hazırlıklar da sürüyor. Haberler, İran'ın olası bir çatışmaya hazırlık olarak saha planları hazırladığına, hedef listeleri oluşturduğuna ve güçlerini yeniden konuşlandırdığına işaret ediyor.

Tahran, herhangi bir gerilimin karşılıksız bırakılmayacağını ve ABD güçleri ile bölge devletlerine ağır bir bedel ödetmeye hazır olduğunu iletmek istiyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre ancak bu hazırlık, savaşmak arzusunda olduğunu değil, savaşı tamamen önlemeyi amaçlayan caydırıcı bir stratejiyi ifade ediyor.

Buna karşılık, ABD, müzakerelerdeki pozisyonunu güçlendirmek için bir askeri ve ekonomik baskı kombinasyonunu benimsiyor. Ancak bu yaklaşım, özellikle kamuoyundaki yeni bir savaşa karşı muhalefet ve yönetimin uzun süreli bir çatışmaya girmesini kısıtlayan yasal sınırlamalar gibi iç kısıtlamalarla karşı karşıya bulunuyor.

Dahası, baskının İran'ı taviz vermeye zorlayacağı varsayımı, rejimin doğasına dair yanlış bir okumaya dayanıyor olabilir; zira İran, kırılmaktan ziyade baskıya direnmeye meyillidir.

Çatışan tarafların birbirine tamamen zıt iki vizyonuyla karşı karşıyayız. Diplomatik düzeyde, her iki tarafın talepleri tamamen zıt olup, bir orta yol görünmüyor. Baskı düzeyine gelince, Trump deniz ablukasını uzatmayı savaştan daha az maliyetli görürken, İran altı ay içinde kendisine zarar verecek bir deniz ablukasından ziyade savaşı daha az maliyetli bulabilir.

En olası senaryo, statükonun yani yaptırımların, sınırlı askeri gerilimlerin, aralıklı müzakerelerin ve gerektiğinde kısmi anlaşmaların devam edeceğidir. Bu, “ne savaş ne de anlaşma yok” denklemi olup, dengeyi kırılgan, gerilimde tırmanmaları olası ve barışı ertelenmiş bir halde bırakmaktadır.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.


Japonya, Ukrayna’ya silah satabilir mi?

Tokyo'nun silah ihracatı kısıtlamalarını gevşetmesiyle Japon firmalar, Ukraynalı şirketlerle işbirliğini hızlandırdı (AFP)
Tokyo'nun silah ihracatı kısıtlamalarını gevşetmesiyle Japon firmalar, Ukraynalı şirketlerle işbirliğini hızlandırdı (AFP)
TT

Japonya, Ukrayna’ya silah satabilir mi?

Tokyo'nun silah ihracatı kısıtlamalarını gevşetmesiyle Japon firmalar, Ukraynalı şirketlerle işbirliğini hızlandırdı (AFP)
Tokyo'nun silah ihracatı kısıtlamalarını gevşetmesiyle Japon firmalar, Ukraynalı şirketlerle işbirliğini hızlandırdı (AFP)

Ukrayna, silah ihracatı kısıtlamalarını gevşeten Japonya'yla anlaşma yapmak istiyor.

Kiev'in Japonya Büyükelçisi Yuriy Lutovinov, Reuters'a açıklamasında Tokyo yönetiminin silah ihracatı kısıtlamalarını büyük ölçüde kaldırmasını memnuniyetle karşıladıklarını söylüyor. Rus işgaline karşı direnişte Japonya yönetimiyle işbirliği yapmak istediklerini yeni yayımlanan röportajda belirtiyor:

Bu gelişme ileride yapılabilecek görüşmelerin önünü açtı. Teorik olarak bu çok büyük bir adım.

Sanae Takaiçi hükümeti, ölümcül silah ve savunma ekipmanlarının yabancı ülkelere satışı üzerindeki kısıtlamaları 21 Nisan'da gevşetmişti.

Yeni düzenleme kapsamında savunma teçhizatı "silah" ve "silah dışı" şeklinde sınıflandırılmıştı. Radar sistemleri gibi "silah dışı" ekipmanın ihracatına yönelik sınırlama kaldırılırken, füze gibi "silah" kategorisindeki ekipmanın sadece Japonya'yla savunma anlaşması yapan ülkelere satışına izin verilmişti.

Öte yandan çatışma halindeki ülkelere silah ihracatı yasağının devam edeceği bildirilmişti. Fakat yönetimin ulusal güvenliğin tehlikede olduğunu düşündüğü "istisnai durumlarda" bu satışların gerçekleştirilmesinin de önü açılmıştı.

Rusya'nın 2022'deki saldırılarıyla başlayan Ukrayna savaşında dönemin Japonya Başbakanı Fumio Kişida, "Bugünün Ukrayna'sı, yarının Doğu Asya'sı olabilir" uyarısı yaparak Kiev'in işgalinin Tokyo'nun ulusal güvenliğini de riske attığını vurgulamıştı.

Lutovinov, bu riskin hâlâ geçerli olduğunu savunuyor:

Ukrayna düşerse bu, büyük bir domino etkisi yaratacaktır. Bu yüzden Hint-Pasifik ve Avrupa kıtası güvenlik açısından birbirinden ayrı düşünülemez.

Sanae Takaiçi, Ukrayna'ya silah satışını destekleyeceğine dair herhangi bir işaret vermedi. Ancak kasımda Ukrayna lideri Volodimir Zelenski'yle yaptığı telefon görüşmesinde Moskova'ya karşı Kiev'i desteklediklerini söylemiş, en kısa zamanda savaşın sonlandırılmasını istediklerini belirtmişti.

Japonya, ulusal güvenliğinin tehdit altında olduğunu söyleyerek "istisnai durum" kapsamında Ukrayna'ya silah gönderebilir. Ya da Kiev yönetimi, silah tedariki için Tokyo'yla savunma paktı imzalayabilir. Japon yönetimi, Almanya, Avustralya, Filipinler ve Vietnam dahil 18 ülkeyle böyle bir anlaşmaya sahip.

Ukrayna'nın ABD menşeli Patriot füzelerine bağımlılığını azaltmak için kendi hava savunma sistemini geliştirmeye çalıştığını belirten Lutovinov, Tokyo'nun bu programa finansal destek sağlayabileceğini de söylüyor.

Japon drone üreticisi Terra Drone'dan 28 Nisan'da yapılan açıklamada, Ukraynalı WinnyLab şirketiyle uzun menzilli insansız hava aracı üretimi için işbirliği yapılacağı duyurulmuştu. Terra Drone CEO'su Toru Tokuşige, Japonya'nın silah ihracatı düzenlemesinin süreci kolaylaştırdığını belirtmişti.

Diğer yandan Pekin yönetimi, Tokyo'nun hamlesine tepki göstermişti. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Guo Jiakun, Japonya'nın II. Dünya Savaşı sonrasında oluşturduğu barışçıl Anayasa'yı terk etmeye başlayarak "somut adımlarla yeniden silahlanma sürecini hızlandırdığını" söylemişti.

Independent Türkçe, Reuters, Kyiv Independent, Global Times


İsrail ordusu, Hizbullah’ın drone saldırılarını durduramıyor

İsrail ordusu, ateşkese rağmen Lübnan'ın güneyindeki işgalini sürdürüyor (Reuters)
İsrail ordusu, ateşkese rağmen Lübnan'ın güneyindeki işgalini sürdürüyor (Reuters)
TT

İsrail ordusu, Hizbullah’ın drone saldırılarını durduramıyor

İsrail ordusu, ateşkese rağmen Lübnan'ın güneyindeki işgalini sürdürüyor (Reuters)
İsrail ordusu, ateşkese rağmen Lübnan'ın güneyindeki işgalini sürdürüyor (Reuters)

Lübnan'da Hizbullah, İsrail birliklerine karşı FVP (First person view/birinci şahıs görüşlü) drone'ları gittikçe daha yoğun şekilde kullanıyor.

Wall Street Journal'ın (WSJ) haberinde Hizbullah militanlarının, pilotun insansız hava aracı (İHA) üzerindeki kameradan gelen görüntüyü anlık olarak izleyebildiği bu drone'larla etkili saldırılar düzenlediği belirtiliyor.

Hizbullah, Haziran 2024'te FPV'leri denemeye başlamış ancak İsrail'in Şii örgüte ait çağrı cihazlarını patlatması üzerine bu operasyonlar askıya alınmıştı.

Örgütün son dönemde düzenlediği saldırılarla FPV drone'lar yeniden gündeme geldi.

Düşük maliyetli drone'larla düzenlenen bu saldırıların, "İsrail ordusu için Gazze ve Lübnan'daki önceki çatışmalarda karşılaşmadığı ciddi bir tehdit oluşturduğu" vurgulanıyor.

Rusya-Ukrayna savaşında sıkça kullanılan yüksek manevra kabiliyetine sahip FPV drone'lar, son dönemde Irak'taki İran destekli Şii milislerin ABD varlıklarına yönelik saldırılarında da görülmüştü.  

Hizbullah, İHA'larla İsrail birliklerine düzenlediği operasyonların propaganda videolarını da yayımlıyor. Uzmanlara göre görüntüler, drone'ların yetenekli pilotlar tarafından kullanıldığını ve örgütün İHA operatörlerinin özel eğitim aldığını ortaya koyuyor.

Analizde, Lübnanlı Şii örgütün fiber optik sisteme sahip FPV'leri kullandığına dikkat çekiliyor. Bunların elektronik saldırılara karşı dayanıklı olduğu ve İsrail ordusunun İHA'lara uzaktan müdahale etmesini zorlaştırdığı vurgulanıyor.

İsrail hükümeti ve ordusu, Ukrayna'daki emsale rağmen FPV drone saldırılarına karşı gerekli önlemleri almadığı için giderek artan eleştirilerle karşı karşıya.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da salı günkü açıklamasında bu tehlikeyle ilgili adım attıklarını duyurmuştu:

İHA tehdidini ortadan kaldırmaya yönelik özel bir proje için birkaç hafta önce talimat verdim. Zaman alacak ama bunları da havaya uçuracağız.

Lübnan'ın güneyinde görev yapan İsrailli bir asker, günde en az 10 drone uyarısı aldıklarını ve Hizbullah'ın bölgede sürekli İHA uçurduğunu söylüyor.

Analist Yigal Levin ise "İsrail, bu operatörleri ortadan kaldırmazsa daha da gelişecekler. Deneyim kazanıyorlar. İHA'ları arızalansa bile bu da bir deneyimdir" diyor.

ABD Başkanı Donald Trump, Lübnan'la İsrail arasında 17 Nisan'da yürürlüğe giren 10 günlük geçici ateşkesin 3 hafta daha uzatıldığını 23 Nisan'da duyurmuştu.

Ateşkese rağmen İsrail ordusu Lübnan'ın güneyindeki operasyonlarını sürdürürken, Hizbullah ise anlaşmayı ihlal ettiği gerekçesiyle İsrail birliklerine saldırılar düzenliyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Ynet