Uluslararası uzman: Görüntüler, Buça’da savaş suçu işlendiğine tek başına kanıt teşkil etmez 

Fransa Ukrayna’daki katliamların soruşturulması için mali ve teknik destek sağlayacak... Papa Franciscus: Ukrayna’da zulüm giderek daha korkunç bir hal alıyor 

Ukrayna Buça’da cansız bedenler morga götürülmek üzere hazırlanıyor (AP) 
Ukrayna Buça’da cansız bedenler morga götürülmek üzere hazırlanıyor (AP) 
TT

Uluslararası uzman: Görüntüler, Buça’da savaş suçu işlendiğine tek başına kanıt teşkil etmez 

Ukrayna Buça’da cansız bedenler morga götürülmek üzere hazırlanıyor (AP) 
Ukrayna Buça’da cansız bedenler morga götürülmek üzere hazırlanıyor (AP) 

Ukraynalı yetkililer Rus askerlerinin Buça ve diğer bazı şehirlerde sivillere yönelik ‘vahşi eylemler ve toplu katliamlar’ gerçekleştirdiğini ve bunun ‘savaş suçu’ teşkil ettiğini iddia ederken, uluslararası bir uzman, yollara saçılan cesetlerin şok edici görüntülerinin savaş suçunu yansıttığını, ancak bu görüntülerin tek başına kanıt teşkil etmeye yeterli olmayacağını söyledi. Görüntülerin yasal kanıt teşkil edebilmesinin karmaşık bir süreç olduğuna değinen uzman, suçluların yargı önünde temessülünün sağlanmasının da ‘zorlu bir görev’ olduğunu vurguladı. Öte yandan Moskova, söz konusu eylemleri işlediğini reddetti ve Kiev’e yönelik ‘kurgu ve provokasyon’ ithamını yineledi. Sivilleri hedef almadıklarını iddia eden Rus yetkililer, Batı’nın Rusya’yı itibarsızlaştırmak amacıyla ‘sahtekarlığa’ başvurduğunu ileri sürdü.
Rus kuvvetlerinin Ukrayna'nın başkenti Kiev'i çevreleyen kasaba ve köylerden çekilmesinin ardından, Kiev yönetimi, Rus askerleri tarafından öldürülen sivillerin cesetlerini, tahrip edilen ev ve taşıtları görüntüledi ve gazetecileri bu sahnelere tanık kıldı.  
Uluslararası suçlarda hesap verebilirliği sağlamak için çalışan TRIAL Uluslararası Sivil Toplum Kuruluşu'nun Başkanı Philip Grant, Buça ve diğer kentlerdeki ‘sivil cesetlere’ dair görüntülerin, güçlü olmakla birlikte, bu tür görüntülerin tek başına, savaş suçu işlendiğini ve kimin sorumlu olduğunu yasal olarak kanıtlamak için yeterli olmayacağını söyledi. Fransız haber ajansı AFP’ye konuşan Grant, “Görüntüler nadiren tanımlayıcı kanıt olarak kabul edilir. Önemli unsurları ortaya çıkarabilirler, ancak tüm hikâyeyi ortaya çıkarmaları düşünülemez” dedi.  
Olayları yorumlarken ‘temkinli’ olmak gerektiğinin altını çizen Grant, geçmişteki manipülasyon ve yanlış yorumlama örneklerine işaret ederek, “Örneğin, 1989'da Romanya'daki Timişoara ayaklanması sırasında bir katliam yaşandığına dair dramatik yanlış raporlar sunulmuştu. Sovyetler, Nürnberg mahkemeleri sırasında 1940’da Polonya’da Katyn’de işlediği katliamın sorumluluğunu Nazi Almanya’sına yüklemeye çalışmıştı” değerlendirmesinde bulundu.  
Ukraynalı yetkililer, başkent Kiev'in kuzeyindeki Buça’da bir kilise yakınında toplu mezar bulduklarını, burada 150 ila 300 ceset olabileceğini söyledi. ABD merkezli bir şirket, Buça’da haftalar önce çekilen uydu görüntülerinde sokaklarda cesetlerin tespit edildiğini, bu durumun Rusya’nın, cesetlerin ‘kurgu’ ya da Ukraynalılar tarafından öldürülen kişilere ait olduğu iddiasını çürüttüğünü belirtti.  
Reuters muhabirleri, Buça’da, kolları arkadan bağlı olarak başlarından vurulmuş dört kurbana ait cesetleri görüntüledi. Bölge sakinleri, tanıdıkları bazı sivillerin başlarından vurularak infaz edildiğini ve bazı kişilerin işkence edilerek öldürüldüğünü aktardı. Buça sakinlerinden Serhiy Lahovskiy, kasaba Rus güçleri tarafından işgal edildiğinde ortadan kaybolan çocukluk arkadaşını, ağzına ateş edilerek infaz edilmiş halde bulduğunu ve cesedini gömdüğünü söyledi. Lahovskiy ağlayarak, ‘’Bu hayvanlar onu neden vurdu? Bu Rusya değil bu bir canavar’’ dedi.  
Katoliklerin ruhani lideri ve Vatikan Devlet Başkanı Papa Franciscus, Ukrayna savaşı nedeniyle Birleşmiş Milletleri etkisiz kalmakla eleştirdi ve savaşı şiddetle kınadı. Papa Franciscus, “Ukrayna'daki mevcut savaşta, BM örgütünün acizliğine tanık oluyoruz. Ukrayna’da zulüm giderek daha korkunç bir hal alıyor. Savaşta siviller, kadın ve çocuklar can veriyor” dedi.  
Buça’da bulunan toplu mezarlar ve kolları bağlı olarak infaz edilmiş sivillerin görüntüleri, uluslararası medya tarafından yayınlandıktan sonra tüm dünyada bir öfke dalgasına yol açtı. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği ofisi, ‘tüm göstergelerin sivil kurbanların kasten doğrudan hedef alınarak öldürdüğünü gösterdiğini ve bunun fiili olarak savaş suçu oluşturduğunu’ açıklamıştı. Ancak Philip Grant, görüntülerin tek başına ‘bu sorumluluğun belirli bir kişi veya gruba yüklenmesine’ olanak tanımadığını vurguladı. Grant, “Eğer bunu Ruslar yaptı deniyorsa, katliam emrini kimin verdiğinin tespit edilmesi gerekir. Vladimir Putin mi? Bir saha komutanı mı? Ya da milis güçler mi işledi? Bunların hiçbiri net değil, sonuçta bu suçlardan dolayı kimin mahkeme önüne çıkartılacağının belirlenmesi için henüz çok erken. Savaş suçu ile ilgili yargı süreci, oldukça uzun sürebilen karmaşık bir mekanizmadır’’ değerlendirmesinde bulundu.  
 Philip Grant, bu tür soruşturmalarda ilk adımın ‘suçun işlendiğini doğrulamak’ olduğunu kaydetti. Grant, ‘’Bunun açıkça görüldüğü iddia edilebilir ancak bu yeterli değildir. Örneğin bazı cesetlere rastladığınızda ya da bir toplu mezar bulduğunuzda bu bir savaş suçu yaşandığını kanıtlamaz. Özellikle devam eden bir savaş bağlamında değerlendirirsek, savaşta bir askeri öldürmek suç değildir. Ancak yaralandıktan sonra ya da esir alındıktan sonra öldürülürse bu bir suçtur. Askerlerin çatışmada öldürülmesi ve toplu mezara gömülmesi suç teşkil etmez. Ancak mezarda bir aile bulursanız bu bir suça işaret eder. Bir suçu tespit ettikten sonra en zor ve karmaşık olan, kimin sorumlu olduğunu belirleme görevidir” diye konuştu.  
Savaş suçlarında, komuta zinciri uyarınca ‘birkaç katmana’ yayılabilecek bir sorumluluk bulunabileceğine işaret eden Philip Grant, bu durumda en zor olanın ‘zanlılara ulaşmak’ olduğuna dikkati çekti. Ukrayna’nın soruşturmaları Putin’i suçlu bulursa, bu kişinin tutuklanması gerektiğine işaret eden Grant, “Bu elbette kolay olmayacaktır ancak imkansız da değildir, nitekim savaş suçlarında zamanaşımı söz konusu değildir” dedi.  
BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Michelle Bachelet, Ukrayna'nın Buça şehrindeki görüntülerden dehşete düştüğünü belirterek ‘bağımsız ve etkili’ soruşturma yapılması çağrısında bulunmuştu. Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Batılı ülkeler, Rusya’nın 24 Şubat’tan bu yana işlediği savaş suçlarını araştırmak için hazırlık yapıyor.  
Elysee Sarayı, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Ukraynalı mevkidaşı Vladimir Zelenskiy arasında gerçekleşen telefon görüşmesinin ardından, Paris'in, Rus kuvvetleri tarafından Ukrayna'da işlenen katliamların soruşturulmasının yürütülmesine yardımcı olmak için mali ve insani destek sağlayacağını duyurdu. Yapılan açıklamada, Macron'un Zelenskiy’ye, Buça ve diğer bölgelerden gelen görüntülerin Fransız kamuoyunda şok etkisi uyandırdığını söylediği ve Fransa’nın adaletin yerini bulması için soruşturmalara tam destek vereceği hususunda güvence verdiği belirtildi.  
Açıklamada, Fransa’nın Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne 490 bin avroluk ek destek verdiği ve yıllık 13 milyon Avro olan ödemesini vadesi gelmeden yaptığı kaydedildi. Ayrıca Fransa’nın, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin hizmetine iki yargıç ve on jandarma verilmesini teklif ettiği ve suçların tespit edilmesi için Ukrayna’ya bir teknik ekip sevk etmeyi önerdiği ifade edildi.  
Fransa, Almanya, İtalya, İspanya, Bulgaristan ve Slovenya, Kiev yakınlarındaki ‘katliam görüntülerinin’ ardından, bu hafta onlarca Rus diplomatı sınır dışı etti.  
İngiltere Sağlık Bakanı Sajid Javid dün yaptığı açıklamada, dünyanın Ukrayna'daki katliamları durdurmak için harekete geçmesi gerektiğini söyledi. Javid BBC televizyonuna yaptığı açıklamada, “Avrupa’da 1995’ten (Bosna katliamları) beri bu ölçekte bir şey görmemiştik. Yıllar sonra yeni katliamların yıl dönümlerini anmak istemiyoruz. Dünyanın bu katliamları durdurma gücü var, artık harekete geçilmeli” dedi.  
Bu arada, Sınır Tanımayan Doktorlar, Ukrayna’nın Mikolayiv kentinde üç hastanenin bombalandığını açıkladı. Sağlık çalışanları ve hastalara yönelik saldırıların durdurulmasını talep eden örgüt, saldırılar gerçekleşirken hastanelerde bulunan üyelerinin yaralanmadığını bildirdi. Örgütün Ukrayna’daki misyonunun başındaki Michel Olivier Lacharite, Karadeniz’deki liman kentinde bulunan hastanelerin misket bombalarıyla vurulduğunu düşündüklerini belirterek, “Patlama nedeniyle bir gaz sızıntısı oluştu. Ekibimiz olay yerinden kaçtı. Kaçarken yolda cesetler ve yaralı insanlar gördüklerini söylediler” dedi.  
Mikolayiv Belediye Başkanı Oleksandr Senkevich pazartesi günü yaptığı açıklamada, gün içinde şehri hedef alan Rus bombalamalarında on sivilin öldüğünü ve en az 46 kişinin yaralandığını duyurmuştu. Ukrayna Savcılığı'na göre pazar günü, Rus kuvvetlerinin Mikolayiv ve Ochakiv şehirlerine düzenlediği hava saldırılarında 8 kişi öldü, 34 kişi yaralandı. Ukrayna'nın en büyük limanı olan Odessa yolu üzerinde bulunan Mikolayiv, savaş öncesi 475 bin kişilik nüfusa sahipti.



Trump, İran'a nasıl bir saldırı düzenlemeyi planlıyor?

Trump, İran'da aralık ayında patlak veren protestoların ardından askeri harekat tehdidinde bulunmaya başlamıştı (Reuters)
Trump, İran'da aralık ayında patlak veren protestoların ardından askeri harekat tehdidinde bulunmaya başlamıştı (Reuters)
TT

Trump, İran'a nasıl bir saldırı düzenlemeyi planlıyor?

Trump, İran'da aralık ayında patlak veren protestoların ardından askeri harekat tehdidinde bulunmaya başlamıştı (Reuters)
Trump, İran'da aralık ayında patlak veren protestoların ardından askeri harekat tehdidinde bulunmaya başlamıştı (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağı artırırken, Amerikan medyası İran'a saldırı senaryolarını masaya yatırdı.

CNN'in analizinde, İran'a saldırı durumunda askeri ve siyasi liderlerin hedef alınabileceği veya nükleer tesislere sınırlı saldırılar düzenlenebileceği belirtiliyor.

Nükleer tesislere saldırının, geçen yıl haziranda düzenlenenlere kıyasla "daha büyük ölçekli" olacağı savunuluyor.

İran'a yönelik olası saldırılar için ABD ordusuna bir hedef listesi sunulmadı. Bu da Trump'ın henüz herhangi bir askeri harekat emri vermediğinin işareti. Beyaz Saray yetkilileri, Cumhuriyetçi liderin diplomatik çözümden yana tercihini sürdürdüğünü söylüyor.

ABD Başkanı, perşembe günkü açıklamasında "10 gün içinde" bir anlaşmanın yapılıp yapılamayacağının belli olacağını söylemiş, daha sonra bu süreyi 15 güne çıkardığını bildirmişti. Müzakerelerde anlaşma sağlanamaması halinde İran'a saldırma tehdidini de yinelemişti.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla konuşan Trump'a yakın iki üst düzey yetkili, ABD Başkanı'nın hazirandaki saldırı emrini vermeden önce de son ana kadar beklediğini söylüyor. Venezuela'ya geçen ay düzenlenen operasyonda da benzer bir sürecin yaşandığını aktarıyorlar.

Wall Street Journal'ın analizinde, İran'ın anlaşmaya yanaşmaması halinde Trump'ın geniş ölçekli saldırı talimatı vererek Tahran yönetimini devirmeye çalışabileceği yazılıyor.

Bunun yanı sıra Trump'ın "sınırlı saldırı" seçeneğini değerlendirdiği de belirtiliyor. Bu seçenekle Trump, küçük ölçekli saldırılarla İran'ı anlaşmaya yapmaya zorlayabilir.

Kimliğinin paylaşılmamasını isteyen bir ABD'li yetkili, İran uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurana kadar saldırıların artarak devam edebileceğini savunuyor. Diğer yandan böyle bir hamlenin Tahran yönetiminin müzakerelerden çekilmesine yol açabileceğine de dikkat çekiliyor.

İran muhtemel ABD saldırılarına karşı güçlü misilleme yapılacağı uyarısında bulunmuştu. Ülkenin dini lideri Ali Hamaney, bu haftaki açıklamasında "Dünyanın en güçlü ordusu bile bazen öyle bir tokat yiyebilir ki yerinden kalkamayabilir" demişti.

İsrail ve ABD'nin Haziran 2025'te İran'a düzenlediği saldırılarla 12 gün süren savaş nedeniyle kesintiye uğrayan diplomatik süreç, tarafların Umman'da masaya oturmasıyla yeniden başladı.

Maskat'taki ilk tur görüşmelerin ardından müzakereler Cenevre'ye taşındı. İran heyetine Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi başkanlık ederken, ABD'yi ise Trump'ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Witkoff temsil ediyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


İran'a yönelik saldırı tehditleri arasında "Gerald Ford" uçak gemisi Akdeniz'e girdi

Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
TT

İran'a yönelik saldırı tehditleri arasında "Gerald Ford" uçak gemisi Akdeniz'e girdi

Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)

Dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald R. Ford, dün Akdeniz'e girerken görüntülendi. Bu durum, Başkan Donald Trump'ın emriyle yoğunlaştırılmış askeri konuşlandırma kapsamında İran'a karşı askeri müdahale olasılığını gündeme getirdi.

Atlantik Okyanusu'nu Akdeniz'den ayıran Cebelitarık Boğazı'nı geçen geminin fotoğrafı, AFP tarafından Cebelitarık'tan yayınlandı.

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda davetlilere konuşuyor (AP)Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda davetlilere konuşuyor (Arşiv-AP)

Trump dün, Tahran ve Washington arasında İran'ın nükleer programı konusunda bir anlaşmaya varılamaması durumunda İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi "değerlendirdiğini" söyledi.

Bir önceki gün ise karar verme süresinin 10 ila 15 gün olduğunu belirtmişti.

ABD'ye ait bir diğer uçak gemisi olan USS Abraham Lincoln, ocak ayının sonundan beri Ortadoğu'da bulunuyor.

USS Gerald R. Ford'un Akdeniz'e gelmesiyle birlikte, İran'a karşı olası saldırılara hazırlık amacıyla önemli bir askeri yığılmanın yaşandığı bölgede ABD'nin ateş gücü önemli ölçüde arttı.

Aşağıda, Orta Doğu'da veya yakınlarında konuşlandırılmış en önemli Amerikan askeri varlıklarının listesi yer almaktadır:

Gemiler

ABD'li bir yetkilinin açıklamasına göre Washington'un şu anda Ortadoğu'da 13 savaş gemisi bulunuyor: bir uçak gemisi (USS Abraham Lincoln), dokuz muhrip ve üç kıyı muharebe gemisi.

Dünyanın en büyük uçak gemisi USS Ford, dün çekilen fotoğrafta Cebelitarık Boğazı'ndan Akdeniz'e geçerken görüntülendi. Üç muhrip eşliğinde konuşlanan geminin varlığıyla, Ortadoğu'daki ABD savaş gemisi sayısı toplam 17'ye ulaşacak.

Her bir uçak gemisi binlerce denizci ve onlarca savaş uçağından oluşan hava filoları taşıyor. İki ABD uçak gemisinin aynı anda Ortadoğu'da bulunması nadir görülen bir durumdur.

Uçaklar

İki uçak gemisinde bulunan uçaklara ilave olarak, X platformundaki açık kaynaklı istihbarat bilgilerine, Flightradar24 uçuş takip sitesine ve medya haberlerine göre, Amerika Birleşik Devletleri Ortadoğu'ya onlarca başka savaş uçağı konuşlandırdı.

Bu uçaklar arasında F-22 Raptor ve F-35 Lightning hayalet savaş uçakları, F-15 ve F-16 savaş uçakları ve operasyonlarını desteklemek için gerekli olan KC-135 havadan yakıt ikmal tankerleri de bulunmaktadır.

New York'taki Soufan Araştırma Merkezi, "50 ilave Amerikan savaş uçağı, F-35, F-22 ve F-16, bu hafta Körfez Arap devletlerindeki üslerde konuşlandırılmış yüzlerce uçağa katılmak üzere bölgeye gönderildi" diye yazdı ve bu adımların "Trump'ın (neredeyse her gün tekrarladığı) görüşmelerin başarısız olması durumunda geniş çaplı bir hava ve füze harekatına girişme tehdidini güçlendirdiğini" belirtti.

Şarku'l Avsat'ın Financial Times'ten aktardığına göre bu hafta onlarca askeri yakıt ikmal ve nakliye uçağı Atlantik Okyanusu'nu geçti. Flightradar24'ten alınan verilere göre son üç günde 39 tanker uçağı potansiyel operasyon bölgelerine daha yakın yerlere yeniden konumlandırıldı. Aynı dönemde C-17 Globemaster III'ler de dahil olmak üzere 29 ağır nakliye uçağı ise Avrupa'ya uçtu.

Bir C-17 uçağı üsten Ürdün'e doğru yola çıktı. Gerçek zamanlı komuta ve kontrol operasyonlarının önemli bir bileşeni olan altı adet E-3 Sentry AWACS erken uyarı ve kontrol uçağı da konuşlandırıldı.

Trump, Tahran'dan yaklaşık 5 bin 200 kilometre uzaklıktaki Diego Garcia'daki ortak ABD-İngiltere üssünü saldırılar başlatmak için kullanma olasılığını öne sürdü; Londra ise bu öneriye ilişkin çekincelerini dile getirdi.

 "Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)

Hava savunma sistemleri

Raporlar ayrıca, Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'daki karasal hava savunmasını güçlendirdiğini, bölgedeki güdümlü füze destroyerlerinin ise denizde hava savunma yetenekleri sağladığını gösteriyor.

Bu ay, Patriot ve THAAD füze ve uçak savunma sistemlerini işleten 69. Hava Savunma Tugayı'nın merkezi olan Fort Hood'dan altı uçuş gerçekleştirildi.

Üslerdeki ABD güçleri

Kara birliklerinin İran'a karşı herhangi bir saldırı eylemine katılmaları beklenmese de Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'da misillemeye karşı savunmasız kalabilecek on binlerce askeri personeli bulunmaktadır.

Tahran, Haziran 2015 yılında Washington'un üç İran nükleer tesisini bombalamasının ardından Katar'daki Amerikan üssüne füze fırlatmıştı, ancak bu füzeler hava savunma sistemleri tarafından düşürüldü.


Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
TT

Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)

The Telegraph gazetesinin haberine göre Buckingham Sarayı, eski İngiliz prensi Andrew -kamuoyunda kullanılan adıyla Andrew Mountbatten-Windsor- için doğabilecek hukuki masrafların vergi mükelleflerine yüklenmemesini güvence altına alacak.

Konuya yakın bir kaynak, eski prensin avukatlık ücretlerini karşılayamaması halinde mali yükün ‘kamu hazinesine yansıtılmayacağını’ belirtti. Ancak sarayın söz konusu giderleri hangi kaynaktan karşılayabileceği henüz netlik kazanmadı. Kaynaklar, Kral Charles’ın kardeşinin faturalarını kişisel olarak ödemeyeceğini ifade etti.

Mountbatten-Windsor dün Sandringham House’taki evinde, kamu görevine ilişkin usulsüzlük şüphesiyle gözaltına alındı. Polis, ticari temsilci olarak görev yaptığı dönemde hassas bilgileri Jeffrey Epstein ile paylaştığı iddialarını soruşturuyor.

dfvgthy6yjy6
Andrew Mountbatten-Windsor, kamu görevinde suistimal şüphesiyle gözaltına alındığı gün polis karakolundan ayrılırken (Reuters)

Olası hukuki savunma sürecinde ise Andrew’in yakın çevresinde kalmayı sürdüren tek isim olarak ceza avukatı Gary Bloxsome öne çıkıyor. Bir kaynak dün, “Hâlâ yanında olan tek kişi o” ifadesini kullandı.

The Telegraph’ın haberine göre, Andrew’in gözaltına alınmasının ardından Bloxsome’un hizmetlerine duyulan ihtiyaç daha da artacak. Eski York Dükü, 2020 yılında ABD Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI), çocuklara yönelik cinsel istismar suçlamalarıyla anılan finansör Jeffrey Epstein ile ilişkisine dair yürüttüğü soruşturma sırasında da aynı avukatla çalışmıştı.

Sonrasında Bloxsome’un görevlendirilmesinin isabetli bir karar olduğu değerlendirildi. Prensi çevreleyen utanç verici kriz sürecinde dost ve tanıdıkların zamanla uzaklaştığı belirtilirken, avukatın Andrew’in yanında kalmayı sürdürdüğü aktarıldı. Zaman içinde en yakın isimlerinden biri haline gelen Bloxsome, ‘her an ulaşılabilen avukatı’ olarak tanımlandı; hukuk dosyalarını değerlendirdiği kadar golf sahasında da müvekkiliyle vakit geçirdiği ifade edildi.

Bloxsome’un, yakın zamana kadar Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge adlı konutuna giderek yüksek profilli müvekkiliyle çay içmeyi sürdürdüğü kaydedildi.

dvfgthy
Kraliçe II. Elizabeth, 2013 yılında Buckingham Sarayı’nın balkonundan, oğulları Prens Charles (solda) ve Prens Andrew ile birlikte el sallıyor. (AFP)

Ceza avukatı Gary Bloxsome’un, Andrew Mountbatten-Windsor’ı kamu görevinde suistimal suçlamalarına karşı temsil etmesi en güçlü ihtimal olarak görülüyor. Konuya yakın bir kaynak, “Başka kime başvurabilir? O bir ceza avukatı ve bu Gary’nin uzmanlık alanı. Bu görev için ondan daha iyisi yok” dedi. Aynı kaynak, Mountbatten-Windsor’ın başka bir hukukçuya yönelmesinin mantıklı olmayacağını, zira Bloxsome’un geçmiş sürece hâkim olduğunu ve aralarında güçlü bir ilişki bulunduğunu belirtti.

Polisin, prensin Sandringham Kraliyet Arazisi’ndeki geçici konutu Wood Farm’a baskın düzenlediği sırada, Bloxsome The Telegraph gazetesine yaptığı açıklamada gelişmelerden ‘hiçbir şekilde haberdar olmadığını’ söyledi. Avukatın, Andrew’in sorgulandığı polis merkezine gidip gitmediği ise henüz bilinmiyor.

Gözaltı işlemi, Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge’dan ayrılarak Norfolk’ta yeni bir hayata başlamasından yalnızca iki hafta sonra gerçekleşti. Bloxsome dışında yakın çevresinin giderek daralması, prensin ruh sağlığına ilişkin endişeleri artırdı.

Taşınmadan önce her gün ata bindiği belirtilen Andrew’in, Windsor’daki geniş konutunda neredeyse tamamen izole bir yaşam sürdüğü ifade edildi. Haberlerde, birkaç ay önce haber takibini bıraktığı öne sürülürken, baskıların artmasıyla birlikte ağır bir depresyon sürecine girdiği de kaynaklar tarafından dile getirildi.

vfgthy
Andrew Mountbatten-Windsor, Royal Lodge yakınlarında ata binerken (Reuters)

Aralık ayında, Londra Metropolitan Polisi’nin ziyareti sonrasında Andrew silah ruhsatlarını ve av tüfeği sertifikalarını teslim etmek zorunda kaldı. Bu adımla ilgili resmi bir gerekçe açıklanmadı. Ancak kaynaklar, kişisel güvenliğinin aile için öncelik olmaya devam ettiğini belirterek, tüm aile üyelerinin emniyetini sağlamak amacıyla ‘özen yükümlülüğünün sürdüğünü’ vurguladı.