Uluslararası uzman: Görüntüler, Buça’da savaş suçu işlendiğine tek başına kanıt teşkil etmez 

Fransa Ukrayna’daki katliamların soruşturulması için mali ve teknik destek sağlayacak... Papa Franciscus: Ukrayna’da zulüm giderek daha korkunç bir hal alıyor 

Ukrayna Buça’da cansız bedenler morga götürülmek üzere hazırlanıyor (AP) 
Ukrayna Buça’da cansız bedenler morga götürülmek üzere hazırlanıyor (AP) 
TT

Uluslararası uzman: Görüntüler, Buça’da savaş suçu işlendiğine tek başına kanıt teşkil etmez 

Ukrayna Buça’da cansız bedenler morga götürülmek üzere hazırlanıyor (AP) 
Ukrayna Buça’da cansız bedenler morga götürülmek üzere hazırlanıyor (AP) 

Ukraynalı yetkililer Rus askerlerinin Buça ve diğer bazı şehirlerde sivillere yönelik ‘vahşi eylemler ve toplu katliamlar’ gerçekleştirdiğini ve bunun ‘savaş suçu’ teşkil ettiğini iddia ederken, uluslararası bir uzman, yollara saçılan cesetlerin şok edici görüntülerinin savaş suçunu yansıttığını, ancak bu görüntülerin tek başına kanıt teşkil etmeye yeterli olmayacağını söyledi. Görüntülerin yasal kanıt teşkil edebilmesinin karmaşık bir süreç olduğuna değinen uzman, suçluların yargı önünde temessülünün sağlanmasının da ‘zorlu bir görev’ olduğunu vurguladı. Öte yandan Moskova, söz konusu eylemleri işlediğini reddetti ve Kiev’e yönelik ‘kurgu ve provokasyon’ ithamını yineledi. Sivilleri hedef almadıklarını iddia eden Rus yetkililer, Batı’nın Rusya’yı itibarsızlaştırmak amacıyla ‘sahtekarlığa’ başvurduğunu ileri sürdü.
Rus kuvvetlerinin Ukrayna'nın başkenti Kiev'i çevreleyen kasaba ve köylerden çekilmesinin ardından, Kiev yönetimi, Rus askerleri tarafından öldürülen sivillerin cesetlerini, tahrip edilen ev ve taşıtları görüntüledi ve gazetecileri bu sahnelere tanık kıldı.  
Uluslararası suçlarda hesap verebilirliği sağlamak için çalışan TRIAL Uluslararası Sivil Toplum Kuruluşu'nun Başkanı Philip Grant, Buça ve diğer kentlerdeki ‘sivil cesetlere’ dair görüntülerin, güçlü olmakla birlikte, bu tür görüntülerin tek başına, savaş suçu işlendiğini ve kimin sorumlu olduğunu yasal olarak kanıtlamak için yeterli olmayacağını söyledi. Fransız haber ajansı AFP’ye konuşan Grant, “Görüntüler nadiren tanımlayıcı kanıt olarak kabul edilir. Önemli unsurları ortaya çıkarabilirler, ancak tüm hikâyeyi ortaya çıkarmaları düşünülemez” dedi.  
Olayları yorumlarken ‘temkinli’ olmak gerektiğinin altını çizen Grant, geçmişteki manipülasyon ve yanlış yorumlama örneklerine işaret ederek, “Örneğin, 1989'da Romanya'daki Timişoara ayaklanması sırasında bir katliam yaşandığına dair dramatik yanlış raporlar sunulmuştu. Sovyetler, Nürnberg mahkemeleri sırasında 1940’da Polonya’da Katyn’de işlediği katliamın sorumluluğunu Nazi Almanya’sına yüklemeye çalışmıştı” değerlendirmesinde bulundu.  
Ukraynalı yetkililer, başkent Kiev'in kuzeyindeki Buça’da bir kilise yakınında toplu mezar bulduklarını, burada 150 ila 300 ceset olabileceğini söyledi. ABD merkezli bir şirket, Buça’da haftalar önce çekilen uydu görüntülerinde sokaklarda cesetlerin tespit edildiğini, bu durumun Rusya’nın, cesetlerin ‘kurgu’ ya da Ukraynalılar tarafından öldürülen kişilere ait olduğu iddiasını çürüttüğünü belirtti.  
Reuters muhabirleri, Buça’da, kolları arkadan bağlı olarak başlarından vurulmuş dört kurbana ait cesetleri görüntüledi. Bölge sakinleri, tanıdıkları bazı sivillerin başlarından vurularak infaz edildiğini ve bazı kişilerin işkence edilerek öldürüldüğünü aktardı. Buça sakinlerinden Serhiy Lahovskiy, kasaba Rus güçleri tarafından işgal edildiğinde ortadan kaybolan çocukluk arkadaşını, ağzına ateş edilerek infaz edilmiş halde bulduğunu ve cesedini gömdüğünü söyledi. Lahovskiy ağlayarak, ‘’Bu hayvanlar onu neden vurdu? Bu Rusya değil bu bir canavar’’ dedi.  
Katoliklerin ruhani lideri ve Vatikan Devlet Başkanı Papa Franciscus, Ukrayna savaşı nedeniyle Birleşmiş Milletleri etkisiz kalmakla eleştirdi ve savaşı şiddetle kınadı. Papa Franciscus, “Ukrayna'daki mevcut savaşta, BM örgütünün acizliğine tanık oluyoruz. Ukrayna’da zulüm giderek daha korkunç bir hal alıyor. Savaşta siviller, kadın ve çocuklar can veriyor” dedi.  
Buça’da bulunan toplu mezarlar ve kolları bağlı olarak infaz edilmiş sivillerin görüntüleri, uluslararası medya tarafından yayınlandıktan sonra tüm dünyada bir öfke dalgasına yol açtı. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği ofisi, ‘tüm göstergelerin sivil kurbanların kasten doğrudan hedef alınarak öldürdüğünü gösterdiğini ve bunun fiili olarak savaş suçu oluşturduğunu’ açıklamıştı. Ancak Philip Grant, görüntülerin tek başına ‘bu sorumluluğun belirli bir kişi veya gruba yüklenmesine’ olanak tanımadığını vurguladı. Grant, “Eğer bunu Ruslar yaptı deniyorsa, katliam emrini kimin verdiğinin tespit edilmesi gerekir. Vladimir Putin mi? Bir saha komutanı mı? Ya da milis güçler mi işledi? Bunların hiçbiri net değil, sonuçta bu suçlardan dolayı kimin mahkeme önüne çıkartılacağının belirlenmesi için henüz çok erken. Savaş suçu ile ilgili yargı süreci, oldukça uzun sürebilen karmaşık bir mekanizmadır’’ değerlendirmesinde bulundu.  
 Philip Grant, bu tür soruşturmalarda ilk adımın ‘suçun işlendiğini doğrulamak’ olduğunu kaydetti. Grant, ‘’Bunun açıkça görüldüğü iddia edilebilir ancak bu yeterli değildir. Örneğin bazı cesetlere rastladığınızda ya da bir toplu mezar bulduğunuzda bu bir savaş suçu yaşandığını kanıtlamaz. Özellikle devam eden bir savaş bağlamında değerlendirirsek, savaşta bir askeri öldürmek suç değildir. Ancak yaralandıktan sonra ya da esir alındıktan sonra öldürülürse bu bir suçtur. Askerlerin çatışmada öldürülmesi ve toplu mezara gömülmesi suç teşkil etmez. Ancak mezarda bir aile bulursanız bu bir suça işaret eder. Bir suçu tespit ettikten sonra en zor ve karmaşık olan, kimin sorumlu olduğunu belirleme görevidir” diye konuştu.  
Savaş suçlarında, komuta zinciri uyarınca ‘birkaç katmana’ yayılabilecek bir sorumluluk bulunabileceğine işaret eden Philip Grant, bu durumda en zor olanın ‘zanlılara ulaşmak’ olduğuna dikkati çekti. Ukrayna’nın soruşturmaları Putin’i suçlu bulursa, bu kişinin tutuklanması gerektiğine işaret eden Grant, “Bu elbette kolay olmayacaktır ancak imkansız da değildir, nitekim savaş suçlarında zamanaşımı söz konusu değildir” dedi.  
BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Michelle Bachelet, Ukrayna'nın Buça şehrindeki görüntülerden dehşete düştüğünü belirterek ‘bağımsız ve etkili’ soruşturma yapılması çağrısında bulunmuştu. Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Batılı ülkeler, Rusya’nın 24 Şubat’tan bu yana işlediği savaş suçlarını araştırmak için hazırlık yapıyor.  
Elysee Sarayı, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Ukraynalı mevkidaşı Vladimir Zelenskiy arasında gerçekleşen telefon görüşmesinin ardından, Paris'in, Rus kuvvetleri tarafından Ukrayna'da işlenen katliamların soruşturulmasının yürütülmesine yardımcı olmak için mali ve insani destek sağlayacağını duyurdu. Yapılan açıklamada, Macron'un Zelenskiy’ye, Buça ve diğer bölgelerden gelen görüntülerin Fransız kamuoyunda şok etkisi uyandırdığını söylediği ve Fransa’nın adaletin yerini bulması için soruşturmalara tam destek vereceği hususunda güvence verdiği belirtildi.  
Açıklamada, Fransa’nın Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne 490 bin avroluk ek destek verdiği ve yıllık 13 milyon Avro olan ödemesini vadesi gelmeden yaptığı kaydedildi. Ayrıca Fransa’nın, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin hizmetine iki yargıç ve on jandarma verilmesini teklif ettiği ve suçların tespit edilmesi için Ukrayna’ya bir teknik ekip sevk etmeyi önerdiği ifade edildi.  
Fransa, Almanya, İtalya, İspanya, Bulgaristan ve Slovenya, Kiev yakınlarındaki ‘katliam görüntülerinin’ ardından, bu hafta onlarca Rus diplomatı sınır dışı etti.  
İngiltere Sağlık Bakanı Sajid Javid dün yaptığı açıklamada, dünyanın Ukrayna'daki katliamları durdurmak için harekete geçmesi gerektiğini söyledi. Javid BBC televizyonuna yaptığı açıklamada, “Avrupa’da 1995’ten (Bosna katliamları) beri bu ölçekte bir şey görmemiştik. Yıllar sonra yeni katliamların yıl dönümlerini anmak istemiyoruz. Dünyanın bu katliamları durdurma gücü var, artık harekete geçilmeli” dedi.  
Bu arada, Sınır Tanımayan Doktorlar, Ukrayna’nın Mikolayiv kentinde üç hastanenin bombalandığını açıkladı. Sağlık çalışanları ve hastalara yönelik saldırıların durdurulmasını talep eden örgüt, saldırılar gerçekleşirken hastanelerde bulunan üyelerinin yaralanmadığını bildirdi. Örgütün Ukrayna’daki misyonunun başındaki Michel Olivier Lacharite, Karadeniz’deki liman kentinde bulunan hastanelerin misket bombalarıyla vurulduğunu düşündüklerini belirterek, “Patlama nedeniyle bir gaz sızıntısı oluştu. Ekibimiz olay yerinden kaçtı. Kaçarken yolda cesetler ve yaralı insanlar gördüklerini söylediler” dedi.  
Mikolayiv Belediye Başkanı Oleksandr Senkevich pazartesi günü yaptığı açıklamada, gün içinde şehri hedef alan Rus bombalamalarında on sivilin öldüğünü ve en az 46 kişinin yaralandığını duyurmuştu. Ukrayna Savcılığı'na göre pazar günü, Rus kuvvetlerinin Mikolayiv ve Ochakiv şehirlerine düzenlediği hava saldırılarında 8 kişi öldü, 34 kişi yaralandı. Ukrayna'nın en büyük limanı olan Odessa yolu üzerinde bulunan Mikolayiv, savaş öncesi 475 bin kişilik nüfusa sahipti.



Fransa-Almanya ilişkilerinin geleceği ve Avrupa liderliği mücadelesi

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)
TT

Fransa-Almanya ilişkilerinin geleceği ve Avrupa liderliği mücadelesi

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)

Hattar Ebu Diyab

Avrupa güvenliği ile ilgili endişeler ve transatlantik ilişkilerdeki temkinlilik, “uluslararası düzenin sarsıldığı” bir dönemde 62. Münih Güvenlik Konferansı'na damgasını vurdu. Bu forumun önemli bir yönü, Fransa ve Almanya'nın Avrupa ile ilgili vizyonlarını sunmalarıydı; bu, Berlin ve Paris'in 1960'lardan beri ortak Avrupa eyleminin ve başarılarının başlıca itici güçleri olması nedeniyle önemli.

Ancak, Şansölye Angela Merkel'in görev süresinin sona ermesinden bu yana en büyük iki Avrupa gücü arasındaki birikmiş anlaşmazlıklar, Avrupa Birliği'nin (AB) performansına ve ortak politikaların geliştirilmesine gölge düşürdü. Şüphesiz ki Avrupa liderliği ve Avrupa karar alma süreçlerindeki örtük rekabet, Fransa-Almanya iş birliğini engelliyor. Dahası, Donald Trump ve Vladimir Putin döneminde iki taraf arasındaki çelişkiler daha da karmaşık hale geliyor. Öte yandan, yaşlı kıtanın karşı karşıya olduğu meydan okumalar, Fransa-Almanya ilişkilerinin yeniden düzenlenmesini, Avrupa'nın çağdaş tarihin bu kritik anında eksik kutup haline gelmesini önlemek için ortak bir Avrupa yaklaşımının geliştirilmesini gerektiriyor. Küresel düzen artık güç dengesini koruyamıyor ve ekonomik ve teknolojik savaş yoğunlaşarak küresel nüfuzun yeni bir dağılımına zemin hazırlıyor.

Fransa-Almanya ayrılığı

“Stratejik kaos” ve uluslararası düzenin yeniden şekillenmesi bağlamında, Avrupa'nın marjinalleşmesi yeni bir hipotez gibi görünüyor; özellikle de Avrupa'nın gelişimine ilişkin vizyon konusunda iki ana itici güç olan Fransa ve Almanya arasındaki anlaşmazlık nedeniyle henüz jeopolitik bir kutbun şekillenmediği göz önüne alındığında.

Son istatistikler, Avrupa Birliği'nin 2024 yılında uluslararası mal ve hizmet ticaretinin yaklaşık yüzde 16'sını oluşturarak, dünyanın önde gelen ticaret gücü olduğunu gösteriyor. Bu, 450 milyon insanı kapsayan Ortak Pazar'ın ağırlığı ve Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand ile Almanya Şansölyesi Helmut Kohl'ün o dönemdeki çabaları sayesinde tek para birimine geçiş olmasaydı mümkün olmazdı. Yani o dönemde Fransız-Alman ortaklığı Avrupa için itici bir güç olmuştu; bu ortaklık, Angela Merkel ve Emmanuel Macron'un çabaları sayesinde Kovid-19 pandemisinin ardından verilen büyük kredinin onaylanması sırasında da tekrarlandı.

Élysee Sarayı, Avrupa yatırımlarını finanse etmek için borç dayanışmasını teşvik ediyor. Paris, Avrupa Merkez Bankası'nın eski başkanı Mario Draghi'nin önerdiği federal yaklaşımı savunuyor

Şu an ise tam aksi oluyor; Fransa ve Almanya arasındaki ilişkiler, özellikle ekonomi, AB reformu, savunma ve diğer ekonomik bloklarla yapılan anlaşmalar konusunda derin siyasi bölünmeler yaşıyor.

Fransa ve Almanya arasındaki uçurum, özellikle Güney Amerika (Mercosur) ülkeleriyle yapılan ticaret anlaşması ile en belirgin şekilde ekonomik cephede kendini gösterdi. Ekonomisi büyük ölçüde sanayi ihracatına dayanan Almanya için bu anlaşma, Moskova ve Washington ile yaşanan engeller ışığında yeni pazarlara açılmak için bir can simidi niteliğinde. Ancak Fransa, bunu tamamen farklı bir perspektiften değerlendiriyor; tarım sektörüne yönelik varoluşsal bir tehdit ve siyasi yansımalar olarak görüyor.

Almanya, AB'nin borç batağına saplanmış bir blok haline gelmesinden açıkça korkarken, Paris ise Berlin'in mali disiplin uygulamasının Fransa'da toplumsal huzursuzluğa yol açmasından endişe ediyor.

Avrupa borç havuzu oluşturulması konusunda anlaşmazlıklar

Avrupa ekonomisi dikkate değer bir direnç gösteriyor. 2025 yılında, euro bölgesindeki büyüme bir önceki yılki %0,9'a kıyasla %1,5'e ulaştı. Ancak, borç krizi hala önemli bir sorun olmaya devam ediyor (sadece Fransa'nın borcu yaklaşık 3,9 trilyon avro) ve Paris ile Berlin arasında bir uçurum yaratıyor. Bu nedenle, yeni bir borç havuzu (eurobond) oluşturulması konusu önemli bir anlaşmazlık noktası olmaya devam ediyor.

Elysee Sarayı, Avrupa yatırımlarını finanse etmek için borç dayanışmasını savunuyor. Paris, Avrupa Merkez Bankası eski başkanı Mario Draghi'nin önerdiği federalist yaklaşımı destekliyor. Emmanuel Macron, Avrupa'nın Çin ve ABD'ye yetişmek için güvenlik ve savunmaya, yeşil geçiş teknolojilerine ve yapay zekaya büyük yatırımlar yapması gerektiğini vurguladı.

tyhty
ABD Başkanı Donald Trump, sağında Fransız mevkidaşı Emmanuel Macron ile birlikte, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'yi dinliyor. Beyaz Saray'da yapılan görüşmede fotoğrafın sağında Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb da görülüyor, 25 Ağustos (AFP)

Buna karşılık Berlin para politikasında geleneksel bir yaklaşım sergiliyor. Son olarak, Almanya Dışişleri Bakanı Johannes Wadephul, Fransa'nın sınırlı savunma harcamalarını eleştirerek, Paris'ten Avrupa'da güvenlik egemenliğini destekleme çağrılarını somut yeteneklere dönüştürmek için daha fazlasını yapma çağrısında bulundu. Bu yorumlar, iki Avrupa devi arasındaki ilişkilerde artan gerilimi yansıtıyor.

Yeni olan husus, Almanya'nın ilk kez AB'ye liderlik etme arayışında Fransa'ya alternatif bulmaya çalışmasıdır. Bu bağlamda, Berlin ve Roma, “tek bir Avrupa borsası, tek bir Avrupa ikincil piyasası oluşturulmasını ve finansal istikrarı tehlikeye atmadan krediler için sermaye gereksinimlerinin gözden geçirilmesini” desteklediler. Ancak bu, Paris ve Berlin'deki bazı kişilerin İtalya Başbakanı Giorgia Meloni'nin, Donald Trump'ın Avrupa'nın gümrük tarifelerine karşı birleşik tutumunu bozmak için kullandığı bir “araç” olduğundan şüphelenmelerini engellemiyor. Zira bilindiği üzere Trump yönetiminin stratejisi Avrupa'daki sağ ve aşırı sağ kanattaki destekçilerine dayanıyor.

Avrupa'nın geleceği ve ABD ile ilişkisi

Birçok Fransız yetkilinin de belirttiği gibi, Avrupa'nın “yeni imparatorluklar” (Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Rusya) tarafından baskı altında olduğu bir dönemde, Macron ve Alman Şansölyesi Friedrich Merz, yaşlı kıtanın geleceği konusunda farklı görüşlere sahipler.

Fransa, 2017'de Fransa Cumhurbaşkanı tarafından ortaya atılan “stratejik özerklik” terimine bağlı kalarak, egemen bir Avrupa'yı sürekli olarak savunuyor. Alman Şansölyesi ise AB'nin bağımsızlığını güçlendirmeyi ABD ile tarihi bağları korumakla birleştiren bir uzlaşma çağrısında bulunuyor.

Şubat 2025 seçimlerinde Avrupa'nın kademeli olarak “ABD'den gerçek bağımsızlığını” elde etmesi çağrısında bulunan Merz, fikrini değiştirmiş gibi görünüyor. Bu, birçok Avrupa başkentinin görüşüne göre Avrupa kendi güvenliğini birkaç yıl boyunca garanti edemeyeceği için bir zayıflık itirafı anlamına geliyor. Yine bunlara göre sert jeopolitik gerçekler ve “büyük birader” veya “Amerikan koruyucu” olmadan “bağımsız bir Avrupa” inşa etmenin zorlukları nedeniyle, transatlantik ortaklığa hâlâ ihtiyaç var.

Peki, nasıl bir ortak Avrupa savunması?

Son haftalarda, Amerikan güvenlik şemsiyesinin kalıcı olmayacağı ve Ukrayna'daki savaş ve Grönland çevresindeki gerilimlerin dayattığı yeni gerçekler göz önüne alındığında, Avrupa'nın yakın gelecekte kendi savunmasından sorumlu olmasının acil bir ihtiyaç olduğu ortaya çıktı. Gerçekten de Ukrayna öngörülebilir gelecekte Avrupa güvenlik söyleminin merkezinde yer alan konu olmaya devam edecek.

Askeri sanayi konusunda, yeni nesil Avrupa savaş uçakları projesiyle ilgili olarak Fransa ve Almanya arasında bir dereceye kadar temkinlilik söz konusu. Nitekim Alman şirketleri ve konsorsiyumları, Fransız havacılık grubu Dassault'u kendi şartlarını dayatmaya çalışmakla suçluyor.

NATO'daki Amerikan rolünün gerilemesi ihtimali göz önüne alındığında, 1945 sonrası düzenin sona ermesiyle birlikte, Avrupalıların nükleer caydırıcılığa ilişkin karar konusunda ABD’yi yetkili kılamayacakları aşikar. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu nedenle, iki nükleer Avrupa gücü olan Fransa ve İngiltere'nin nükleer kapasitelerine dayalı “entegre bir Avrupa nükleer caydırıcılığına” değinilmeye başlandı. Macron'un konuyla ilgili bu ayın 27'sinde bir konuşma yapması bekleniyor.

Finansman konusu, Fransa ve Almanya arasındaki en önemli anlaşmazlık noktalarından biri olarak kabul ediliyor. Bu bağlamda, Berlin'in yeniden silahlanmaya ayırdığı kaynaklar, Almanya'nın kendi sanayisini tercih ederek, tek taraflı hareket edeceğinden korkan Fransa'da endişe yaratıyor.

Finansman konusu, Fransa ve Almanya arasındaki en önemli anlaşmazlık noktalarından biri olarak kabul ediliyor. Bu bağlamda, Berlin'in yeniden silahlanmaya ayırdığı kaynaklar Fransa'da endişe yaratıyor

Paris, iki ülke arasındaki tarihin ağırlığı nedeniyle aşırı temkinli davranırken, Merz “Avrupa'da büyük güç politikası Almanya için bir seçenek değil” diye vurguluyor. Ancak en önemli husus, Birlik içinde veya “istekli devletler grubu” arasında ortak bir savunma vizyonunun geliştirilmesidir. İşte Fransa, Almanya ve Belçika tarafından ortaya atılan, ancak bazı İskandinav ülkeleri ve Macaristan tarafından çekincelerle karşılanan “sağlam bir çekirdek” oluşturma önerisi burada öne çıkıyor.

dferft
Alman askerleri, 18 Ocak'ta Grönland'ın Nuuk kentinden kalkan bir uçağa biniyor (AFP)

İngiltere Başbakanı Keir Starmer'ın da Münih Güvenlik Konferansı sırasında “Avrupa NATO'su” fikrini ortaya attığını belirtmekte fayda var. Bu nedenle, İngiltere’nin AB'den ayrılmasına rağmen, ABD'den ayrışma daha belirgin hale gelirse, bazı Avrupa ülkeleri ile İngiltere arasında bir savunma ittifakı uzak ihtimal değil. Zira ABD’den ayrışma Avrupalıların bölünme lüksünden kaçınmasını gerektiriyor. Avrupa'nın ancak üye devletlerinin geçmişe göre daha yakın olarak bir arada durmasıyla hayatta kalabileceği açık ve net.

Yukarıda zikredilenlere ilave olarak, Amerikan nükleer caydırıcılığını Fransız gücüne dayalı bağımsız bir Avrupa nükleer caydırıcılığıyla değiştirmekte tereddüt eden Almanya, örtük olarak bu gücün ve Fransa'nın BM Güvenlik Konseyi'ndeki daimi koltuğunun paylaşımını talep ediyor gibi görünüyor. Dolayısıyla, Charles de Gaulle ve Konrad Adenauer arasındaki büyük uzlaşmadan bu yana ortak modern tarihlerine rağmen, bu iki Avrupa gücü arasında zorlu bir geçmişin hayaleti hâlâ varlığını koruyor.

Sonuç olarak, birikmiş anlaşmazlıklar, Fransız-Alman motorunu engelliyor ve AB içindeki karar alma süreçlerini tehdit ediyor. AB içinde karşıt blokların oluşması veya federalizmin aceleyle gündeme getirilmesi sihirli çözümler değildir. En iyi yol, tarihsel uygulamada olduğu gibi, kademeli ilerleme, aşamalı kazanımlar ve siyasi irade yoluyla uzlaşma arayışında olmaktır. Şüphesiz, 2027 cumhurbaşkanlığı seçimlerinden bir yıl önce Fransa'nın içinde bulunduğu “geçiş” durumu ve Almanya'nın Avrupa bağımsızlığı konusundaki tereddüdü, kısa vadede Avrupa'nın yeniden canlanması için elverişli faktörler değildir.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


İran: ABD’nin herhangi bir saldırısı, hatta sınırlı saldırıları bile ‘saldırganlık’ olarak kabul edilecek

Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)
Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)
TT

İran: ABD’nin herhangi bir saldırısı, hatta sınırlı saldırıları bile ‘saldırganlık’ olarak kabul edilecek

Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)
Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)

İran bugün yaptığı açıklamada, ABD’den gelecek herhangi bir saldırının -sınırlı hava harekâtı dahil- ‘saldırganlık’ olarak değerlendirileceğini ve buna karşılık verileceğini duyurdu. Açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın böyle bir ihtimali değerlendirdiğini söylemesinin ardından geldi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, haftalık basın toplantısında yaptığı açıklamada, “Sınırlı bir saldırı ile ilgili soruya gelince; sınırlı saldırı diye bir şey yoktur. Her türlü saldırı, saldırganlık olarak kabul edilecektir” dedi.

Bekayi, “Her ülke, meşru müdafaa hakkına dayanarak saldırıya güçlü bir şekilde karşılık verir; biz de bunu yapacağız” ifadesini kullandı.

Bekayi’ye yöneltilen soru, Trump’ın cuma günü yaptığı ve Umman arabuluculuğunda süren müzakerelerde anlaşma sağlanamaması halinde Tahran’a sınırlı bir saldırı düzenlemeyi ‘değerlendirdiğini’ belirttiği açıklamasına atıfta bulunuyordu.

Taraflar, şubat ayı başında Umman arabuluculuğunda dolaylı görüşmelere yeniden başlamış; şimdiye kadar Maskat ve Cenevre’de iki tur müzakere gerçekleştirmişti. Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamed el-Busaidi, üçüncü turun perşembe günü Cenevre’de yapılacağını doğruladı.

İran heyetine başkanlık eden Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise dün yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında diplomatik bir uzlaşıya varılması için ‘iyi bir fırsat’ bulunduğunu söyledi.

Arakçi, ABD merkezli CBS televizyonuna verdiği röportajda, “Hâlâ herkes için fayda sağlayacak diplomatik bir çözüme ulaşma konusunda iyi bir fırsatımız olduğunu düşünüyorum” dedi. Müzakerecilerin bu ay gerçekleştirilen iki tur görüşmenin ardından ‘anlaşmanın unsurları ve taslak metni üzerinde çalıştıklarını’ belirten Arakçi, buna karşın ülkesinin uranyum zenginleştirme hakkından vazgeçmeyeceğini vurguladı.

Washington ile temel anlaşmazlık noktalarından biri olan bu konuda Arakçi, “Egemen bir ülke olarak bu alanda kendi kararımızı verme hakkına sahibiz” diye konuştu.

Tahran ile Washington arasındaki görüşmeler, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik askeri seçenekleri gündeme getirdiği bir ortamda yeniden başlamıştı. Trump önce İran’daki protestolara yönelik kanlı müdahaleleri gerekçe göstermiş, daha sonra ise özellikle nükleer program konusunda anlaşmaya varılamaması halinde askeri adım atılabileceği uyarısında bulunmuştu.

Diplomatik sürece paralel olarak ABD, Ortadoğu’daki askeri varlığını da artırdı. Washington yönetimi bölgeye iki uçak gemisi gönderirken, savaş uçakları, askeri nakliye uçakları ve havada yakıt ikmali yapabilen tanker uçaklardan oluşan filoları da konuşlandırdı.

ffvbf
Arap Denizi’ndeki ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln (AFP)

ABD’nin müzakere heyetine başkanlık eden Özel Temsilci Steve Witkoff cumartesi günü yaptığı basın açıklamasında, Başkan Donald Trump’ın İran’ın ABD’nin askeri yığınağı karşısında neden ‘teslim olmadığını’ sorguladığını söyledi.

Bu açıklamaya yanıt veren Bekayi ise teslimiyetin İranlıların karakterinde olmadığını belirterek, ülkelerinin tarihi boyunca böyle bir tutum sergilemediğini ifade etti.


Kallas, İran sorununa ‘diplomatik çözüm’ çağrısında bulundu: Başka bir savaş istemiyoruz

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
TT

Kallas, İran sorununa ‘diplomatik çözüm’ çağrısında bulundu: Başka bir savaş istemiyoruz

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas bugün, İran ile ABD arasında beklenen görüşmeler öncesinde, Tahran dosyası için ‘diplomatik bir çözüm’ çağrısında bulundu. Bu açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın Tahran’ı askeri müdahalelerle tehdit ettiği bir döneme denk geldi.

Kallas, AB üyesi ülkelerin dışişleri bakanları toplantısı öncesinde yaptığı açıklamada, “Bu bölgede bir başka savaşa ihtiyacımız yok; zaten çok sayıda savaş var” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Kallas, “İran şimdiye kadarki en zayıf dönemini yaşıyor. Bu zamanı diplomatik bir çözüm bulmak için değerlendirmeliyiz” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi dün, ABD ile İran arasındaki yeni müzakere turunun önümüzdeki perşembe günü Cenevre’de yapılacağını duyurdu. Busaidi, müzakereler için ‘ekstra çaba göstermeye yönelik olumlu bir ivme’ olduğunu da belirtti.

ABD, İran’dan uranyum zenginleştirme stokundan vazgeçmesini, Washington’a göre nükleer bomba yapımında kullanılabilecek bu stokların imhasını, Ortadoğu’daki silahlı gruplara desteğini durdurmasını ve füze programına kısıtlamalar getirilmesini talep ediyor.

İran ise nükleer programının barışçıl olduğunu vurguluyor, ancak yaptırımların kaldırılması karşılığında bazı sınırlamaları kabul etmeye hazır olduğunu söylüyor. Tahran, nükleer konuyu füze programı veya silahlı gruplara destek gibi diğer meselelerle ilişkilendirmeyi ise reddediyor.