Orta Asya'nın hesapları ve Ukrayna krizindeki egemenlik açmazının boyutları

Bu ülkelerin Moskova ile derin ilişkileri, Rus harekâtını kendileri için de geçerli olan gerekçelerle meşrulaştırmalarını gerektiriyor.

Rusya'nın müttefiki Orta Asya ülkeleri, müttefiklerini desteklemek ile benzer bir işgalden korkma ikilemi arasında kaldılar (AFP)
Rusya'nın müttefiki Orta Asya ülkeleri, müttefiklerini desteklemek ile benzer bir işgalden korkma ikilemi arasında kaldılar (AFP)
TT

Orta Asya'nın hesapları ve Ukrayna krizindeki egemenlik açmazının boyutları

Rusya'nın müttefiki Orta Asya ülkeleri, müttefiklerini desteklemek ile benzer bir işgalden korkma ikilemi arasında kaldılar (AFP)
Rusya'nın müttefiki Orta Asya ülkeleri, müttefiklerini desteklemek ile benzer bir işgalden korkma ikilemi arasında kaldılar (AFP)

Süleyman el-Vadai
Beş Orta Asya ülkesi "Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Tacikistan ve Kırgızistan" diğer sosyal ve siyasi bağlara ilaveten, bilhassa ekonomileri Rus ekonomisi ile yakından ilişkili olduğu için Rusya-Ukrayna savaşından doğrudan etkileniyorlar. Hem Batı hem de Doğu ülkeleri bölgeye ilgi ve ihtimam gösterse de Sovyetler Birliği'nin meşru varisi olduğu için bölgenin, Rus gücü için hayati bir bölge olduğu gerçeği gözden kaçırılmamalı. Bu nedenle Rus karşıtı güçlerin güvenlik alanındaki herhangi bir sızma girişimi, Rus zihninde Ukrayna, Belarus ve Gürcistan gibi ülkelerin NATO'ya katılması tehdidiyle eşdeğer derecede ulusal güvenliğine yönelik bir tehdittir.
Ukrayna krizinin ortasında Orta Asya ülkelerinin siyasi gerçekliğine ilişkin okumamızdan, bu ülkelerin kötü bir çıkmazda oldukları sonucuna varıyoruz. Bu açmaz üç maddede gruplandırılabilir; Birincisi, dış politika kararları alırken ihtiyatlı olmak. İkincisi, ekonomik sorunların iç toplumsal koşullarla çakışması. Üçüncüsü, krizden etkili çıkışlara yönelik beklentiler ve çabalar.

Dış politika kararlarını alırken ihtiyat ve dikkat
Orta Asya ülkelerinin her birinin siyasi özgünlüğü dikkate alınsa ve her birinin stratejik hedefleri diğer ülkelerin hedeflerinden ayrılsa da genel görüş, bölge ülkelerinin, ikisinin de kötünün iyisi olan iki seçenek arasında bir yol ayrımında olduklarına işaret ediyor. Birincisi, uluslararası yasalara saygı duyma, Rus işgalini kınama ve bağımsız devletlerin egemenliğinin korunması çağrısı yapma eğilimidir ki, bu da Rus ihlallerine karşı Batı ve Ukrayna ile ittifak, dolayısıyla Moskova'yı ve Devlet Başkanı Putin’i kızdırmak anlamına geliyor. Ama bu 5 ülkenin de arzu etmediği ve yapma gücüne sahip olmadıkları bir şey. Öte yandan, diğer seçenek, Rusya'nın harekâtını meşrulaştırmayı ve bunu, Rusya'nın ulusal güvenliğini tehdit edecek biçimde hayati bölgelerine yönelik Batı genişlemesine karşı meşru bir hak olarak görmesini gerektiriyor. Bu, Orta Asya ülkelerinin kendi bağımsızlıkları için çeşitli riskler içeren bir seçenektir. Zira bir zamanlar Sovyetler Birliği çatısı altında bulunan başka bir ülkenin egemenliğinin ihlal edilmesine verilecek destek, örtülü olarak Rus anlatısıyla özdeşleştiklerine işaret edecektir. Bu ise, Rusya'ya gelecekte Orta Asya ülkelerinin egemenliğini ihlal etme hakkı verecektir. Bu nedenle, bölge ülkeleri her halükârda muğlak bir üçüncü seçenek etrafında siperlenmeye çalışıyorlar. Her ne kadar Kırgızistan Cumhurbaşkanının kişisel hesaplarından yaptığı paylaşımlar gibi bazı aleni pozisyonlar, Orta Asya liderlerinin Rus harekâtını desteklediğini ifşa etse bile, söz konusu ülkelerin hepsi Ukrayna krizinde tarafsızlıklarını duyurdular. Kazakistan'ın, Rusya'nın Ukrayna'yı işgaline askeri katkıda bulunmayı reddettiğine dair ilgili basında çıkan haberlere rağmen genel Orta Asya pozisyonu, halen güvenli tarafsız bölgede kalmaya çalışıyor.

Ekonomik sorunların iç toplumsal koşullarla çakışması
Rus-Ukrayna savaşının 5 ülkenin ekonomilerini içine düşürdüğü zorluklar bize şunu gösterdi; Orta Asya hükümetleri, boğucu mali koşullar örsü ile öfkeli halkların ve sokakların çekici arasında kalmışlar. Halklar, ekonomileri frenleyen darboğazdan çıkışa yönelik herhangi bir umut olmadan çektikleri geçim sıkıntıları ve çileler nedeniyle hükümetlerinin kararlarına öfkeliler.
Kuşkusuz, bir lider olarak Putin ve ülkesinde devletin gücünü artırması ve önemli bir ekonomik büyümenin önünü açması, Orta Asya ülkeleri halkları tarafından beğenildi ve takdir edildi. Ancak bu halklar, ulusal bağımsızlıklarını kutsamakta ve hiçbir şekilde bağımsızlıktan vazgeçip Sovyetler Birliği günlerine öykünen bir rejime geri dönmeyi istememektedirler. Ne var ki bu bağımsızlık prensibine rağmen Orta Asya halkları, Putin ile kıyasladıklarında hükümetlerini hep aşağı görmüşlerdir. Ancak Orta Asya halkları, bu kriz uzun süredir çektikleri zorluk ve acıları daha da şiddetlendirmiş olsa bile, Ukrayna krizinin yansımaları konusunda sadece hükümetlerini suçlayamazlar.
Orta Asya hükümetleri, siyasi sistemleri demokratik özellikler ve mekanizmalar içerse bile demokratik değiller. Laikliği benimsemeleri, otoriter yönetim lekesinden kurtulmalarına yardımcı olmadı. Bölge halkları, çeşitli medya kuruluşlarının gözlemlerine göre, hükümetlerinin despotizmini veya yaşam pahalılığını defalarca protesto ettiler. Ancak, mevcut krizin nedenleri haricidir. Bu nedenle, mevcut durumun, 5 ülke hükümetleri için art arda gelecek zorlukları beraberinde getirdiğini savunuyoruz. Uzun vadede Ukrayna krizinin ekonomik yansımalarının ve bunun sonucunda ortaya çıkacak sosyal koşulların kurbanı olacakları şüphesiz. Bu nedenle halklarını güvene kavuşturmak amacıyla Rus ekonomisine olan bağımlılıklarını azaltan yenilikçi çözümler bulmak için çok çaba sarf etmeliler.

Orta Asya ülkeleri diğer bölgesel güçlere yönelir mi?
Üçüncü madde, çözümler bulmakla bağlantılıdır. Bu da bizi, Rusya dışındaki diğer bölgesel ve uluslararası güçlere kıyasla, 5 ülkeden üçü ile kara sınırı ve bölgedeki artan ekonomik hâkimiyeti sayesinde bu konuda başı çeken, ekonomik olarak en önde gelen Çin başta olmak üzere, bölgedeki diğer rakip güçlerin fırsatlarını gözden geçirmeye itiyor. Hindistan, uzun süredir bölge ülkeleriyle ekonomik temas köprüleri kurmaya çalışıyor. Ancak jeopolitik komplikasyonlarla ilişkili coğrafi zorluklar ve engebeler nedeniyle bu çabaları şimdiye kadar boşa gitti. Öte yandan, özellikle Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi çatısı altında bölge ülkeleriyle yakınlaşma girişimlerinin, geçmişte laik eğilimli bölge ülkelerinin, Türkiye’nin motivasyonlarının altında yatan ideolojik ve siyasi hedeflere karşı tedbirli olmaları nedeniyle başarısız olduğu göz önüne alınırsa, bu kriz sırasında Türkiye her zamankinden daha fazla fırsata sahip olabilir. Zira bugün bölge ülkelerinin güvenlik ve ekonomik ortaklıklarını çeşitlendirmeye gereksinimleri var ve Azerbaycan ile Türkiye arasında kristalleşen iş birliği, Ankara'nın Orta Asya ülkeleri arasındaki dış imajını güçlendiriyor.
Her halükârda, coğrafi ikilem bölge ülkeleri için en önemli engel olmaya devam ediyor. Sorunsuz erişimlerinin olmaması nedeniyle açık denizler veya su yollarından izole olmaları, büyük güçlerin kaynakları ve zenginliklerine yönelik rekabeti, başta Rusya, İran ve Afganistan olmak üzere birçok komşu ülkenin Batı'nın ekonomik yaptırımlarının ağırlığı altında olması gibi tüm bu nedenler, siyasi durumu çözmek yerine, ağırlaştırıyor. Afganistan'da Taliban’ın iktidara geri dönüşünün getirdiği olumsuz yansımalar, 5 ülkenin Rusya'nın radikal İslami hareketleri bastırmalarına, siyasi istikrarı baltalayan gösteriler veya ayrılıklarla başa çıkmalarına yardımcı olmak için bölgede oynadığı güvenlik rollerine olan ihtiyaçlarını büyütüyor. Güney koridor hattının bölgenin can damarı olabileceği söylense de Afganistan, Pakistan ve Hindistan'dan geçtiği için çetrefilli jeopolitik zorluklara bağlı birikmiş komplikasyonlardan muzdarip. Ayrıca bu koridor Çin'in arzusunun hilafına bir yön izliyor ve Rusya'nın bölge üzerindeki hegemonyasını, enerji ihracatına bağımlı bölge ekonomilerini sarsıyor.



Ortadoğu'da Amerikan savaş davulları yeniden çalıyor

USS Gerald Ford uçak gemisi, Akdeniz'deki Girit adasının Suda Körfezi'nde demirlemiş durumda, 24 Şubat 2026 (AFP)
USS Gerald Ford uçak gemisi, Akdeniz'deki Girit adasının Suda Körfezi'nde demirlemiş durumda, 24 Şubat 2026 (AFP)
TT

Ortadoğu'da Amerikan savaş davulları yeniden çalıyor

USS Gerald Ford uçak gemisi, Akdeniz'deki Girit adasının Suda Körfezi'nde demirlemiş durumda, 24 Şubat 2026 (AFP)
USS Gerald Ford uçak gemisi, Akdeniz'deki Girit adasının Suda Körfezi'nde demirlemiş durumda, 24 Şubat 2026 (AFP)

Elie Kuseyfi

İran'a karşı Amerikan askeri saldırısını geciktiren tek şeyin, sanki zaten gerçekleşmiş ve hedeflerine ulaşmış gibi, etkilerinin tamamlanması olduğu açıkça ortaya çıktı. Bunun dışında, saldırı bir zaman meselesi ve görünüşe göre hiçbir sebeple, hatta son günlerde ve haftalarda Donald Trump'ı saldırıyı başlatmadan önce durup on, yüz veya bin kere saymaya iten sebeplerle bile ertelenmesi söz konusu değil. Bu sebepler arasında İran'ın Nicolás Maduro Venezuelası ya da Saddam Hüseyin Irakı olmaması da yer alıyor. Bu nedenle, savaşın uzayacağı ve Amerika Birleşik Devletleri ve bölge içinde çok sayıda yankısı olacağı korkusu var. Mühimmatta, özellikle de İsrail'in geçen haziran ayındaki savunmasında kullanılan, Ukrayna'ya da gönderilen ve üretim sorunları yaşanan önleme füzelerinde bir yetersizlik de yaşanabilir.

Buna ilave olarak, Dini Lider Ali Hamaney'in tehdit ettiği gibi bu “uyarı saldırısının” bölgesel bir savaşı tetiklemesi korkusu da var. Trump da bu tehdide “Ne olacağını göreceğiz” diyerek meydan okumuştu. Ancak ABD Başkanı, İran'a, daha doğrusu Hamaney'e karşı bir “zafer” elde etmeden yarı yoldan geri dönemeyeceğine ikna olmuş gibi görünüyor. Muhtemelen, 2003’teki Irak işgalinden bu yana benzerinin konuşlandırılmadığı bir askeri gücü bölgede kullanmaktan kaçınmanın maliyetinin, özellikle de ABD ara seçimleri yaklaşırken, kullanmanın maliyetinden daha büyük olduğuna ikna olmuş durumda. Trump bu saldırıyı, kritik bir seçim fırsatı (aksi değil) olarak düşünüyor da olabilir.

Yani, ABD’nin savaş hazırlıkları artık tamamlandı, geriye sadece “başlama saati”ni beklemek kaldı. USS Gerald R. Ford uçak gemisi, Yunanistan'ın Girit adasına ulaşarak, onlarca savaş uçağı, bombardıman uçağı, yakıt ikmal uçağı ve füze savunma bataryasıyla birlikte USS Abraham Lincoln'e katıldı. Haberler, bu askeri yığınağın ABD hava kuvvetlerinin küresel konuşlanma kapasitesinin yüzde 40 ila 50'sini temsil ettiğine ve “ABD’nin daha önce hiç bu kadar gücü kullanmadan konuşlandırmadığına” işaret ediyor. Ayrıca, ABD Başkanı pazartesi akşamı Truth Social platformundan yaptığı paylaşımda, Genelkurmay Başkanı General Dan Keane'in İran'a saldırı düzenlenmesine karşı yaptığı uyarılarla ilgili haberleri ve raporları yalanladı. Haberler Keane'in, mühimmat ve müttefiklerden destek eksikliği ve ABD kuvvetleri için olası önemli riskler nedeniyle böyle bir saldırıya karşı çıktığını aktarmışlardı. Bu yalanlamayla Trump, yönetimi içindeki tartışmaya İran rejimine karşı askeri bir saldırı düzenleme lehine son noktayı koyuyor gibi görünüyordu.

Bugün Amerikan sözlüğünde teslimiyet, her şeyden önce, İran rejiminin 47 yıllık tarihinde ikinci kez “zehri yudumlamaya” hazır olduğunu ilan etmesi demek; zehri ilk kez 1980'lerin sonunda Irak ile ateşkesi kabul ederek yudumlamıştı

Bundan önce, ABD Özel Temsilcisi Steve Wittkof, Donald Trump'ın Tahran'ın neden henüz “teslim olmadığını” sorguladığını açıklamıştı. Bu, İran'a bu son fırsatı değerlendirmesi ve mevcut Amerikan mantığına göre, İran rejimini “zorunlu teslimiyete” zorlayacak askeri bir saldırıdan önce “gönüllü teslimiyeti” kabul etmesi için açık bir davetti.

Trump'ın İran'a askeri saldırı düzenleme seçeneğine meyilli olduğunun göstergelerinden biri de Washington'un gerekli olmayan diplomatlara Beyrut'tan ayrılmaları direktifini vermesi ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun İsrail'e yapmayı planladığı hafta sonu ziyaretini gelecek ayın başına ertelemesidir.

Dahası, New York Times gazetesinin sızdırdığı “Trump'ın İran'ı nükleer programından vazgeçmeye zorlamak için sınırlı bir saldırı düşündüğü ve saldırı başarısız olursa rejimi devireceği” yönündeki bilgiler, esasen “İran sorunu” ile başa çıkmakla ilgili mevcut seçenekleri tartışan bir Beyaz Saray toplantısının tutanaklarıydı. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu sadece gazetecilik açısından bir sansasyon haber değildi; İran liderliğine, muhtemelen önümüzdeki perşembe Cenevre'de olacak son fırsatı değerlendirmesi için doğrudan bir mesajdı. Buna göre ya nükleer konuda ciddi tavizler verip “sembolik bir zenginleştirme” oranını kabul etmeli ya da Tahran, Trump'ın uzun süreceğinden korkmadığı bir askeri harekat için hazır olmalıdır. New York Times'ın sızdırdığı bilgiler, Trump'ın savaşın uzun sürmesinden korkmadığını, aksine İran “teslim olmazsa” kendisi ile aylarca, belki de ikinci ve son döneminin geri kalanında, aşamalı olarak sürecek bir savaş olasılığını dışlamadığını gösteriyor. Amerikan gazetesinin haberine göre Trump, yakın danışmanlarına, diplomasi başarısız olursa önümüzdeki aylarda İran'a karşı büyük bir saldırı başlatacağını veya Tahran'ı nükleer programından vazgeçmeye zorlamak için kısa, açılış niteliğinde bir saldırı düzenleyeceğini bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin Florida eyaletindeki Palm Beach'te bulunan Trump'ın Mar-a-Lago kulübündeki görüşmenin ardından düzenlenen basın toplantısında, 29 Aralık 2025 (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin Florida eyaletindeki Palm Beach'te bulunan Trump'ın Mar-a-Lago kulübündeki görüşmenin ardından düzenlenen basın toplantısında, 29 Aralık 2025 (Reuters)

Bugün Amerikan sözlüğünde teslimiyet, her şeyden önce, İran rejiminin 47 yıllık tarihinde ikinci kez “zehri yudumlamaya” hazır olduğunu ilan etmesi demek; zehri ilk kez 1980'lerin sonunda Irak ile ateşkesi kabul ederek yudumlamıştı. Gelgelelim, Irak ile sekiz yıllık savaş İran rejiminin sosyal, siyasi ve askeri temellerini sağlamlaştırdıysa, ABD ile bir savaş, bu rejimi en azından “yumuşatılmış İslami versiyonu” ile yeniden üretecektir.

Ancak, dikkat çekici olan şu ki, önemli ve mesaj yüklü Amerikan sızıntılarına karşılık, İran sızıntıları da en az onlar kadar önemli ve anlamlı; sanki İran rejiminin kendi isteğiyle bir geçiş evresine girdiğini doğruluyor gibi. Nitekim Fransız Le Figaro gazetesi, bilgili kaynaklara dayanarak, eski İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin, protestoların zirveye ulaştığı 8-9 Ocak gecesinde baskıların başlamasından kısa bir süre önce, rejim içinde Dini Lideri görevden almaya yönelik bir harekete öncülük ettiğini belirtti. Kaynaklar, bu girişimin başarısız olduğunu, çünkü toplantıda hazır bulunan Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani'nin desteğini alamadığını ifade etti.

Dini Lider ve oğlu Mücteba da dahil olmak üzere İran liderliğinin hedef alınması, geniş bir askeri seçenek yelpazesinin parçası olarak Trump'a sunulan senaryolar arasındaydı

Bu haber, New York Times gazetesinin, protestolar ve Dini Lider başta olmak üzere İran liderliğine yönelik suikastlar da dahil olmak üzere, ABD ile artan savaş olasılığının gölgesinde, Dini Lider'in, en güvendiği adamlarından biri olan Laricani'yi ülkeyi yönetmekle görevlendirdiğini bildirmesinin ardından geldi. Cumartesi günü Axios sitesi de bilgi sahibi olduğunu söylediği kaynaklara dayanarak, Dini Lider ve oğlu Mücteba da dahil olmak üzere İran liderliğinin hedef alınmasının, geniş bir askeri seçenek yelpazesinin parçası olarak Trump'a sunulan senaryolar arasında yer aldığını bildirdi.

Gazete, adlarını vermediği altı üst düzey İranlı yetkili, 3 Devrim Muhafızı üyesi ve iki eski diplomatın, Laricani'nin ülkenin geniş çaplı protestolar ve ABD askeri saldırısı tehditleriyle karşı karşıya kaldığı ocak ayı başından beri hassas siyasi ve güvenlik dosyalarını etkin bir şekilde yönettiğini söylediğini aktardı. Bu arada, İran medyası da Ayetullah Humeyni'nin ölümünün ardından 1989'da göreve gelen Dini Lider'in yerine bir halef atama çabaları hakkındaki spekülasyonları körükledi.

 İran Parlamentosu Eski Başkanı Ali Laricani, cumhurbaşkanlığı seçimleri için kayıt belgelerini gösteriyor, Tahran, 31 Mayıs 2024 (AFP)İran Parlamentosu Eski Başkanı Ali Laricani, cumhurbaşkanlığı seçimleri için kayıt belgelerini gösteriyor, Tahran, 31 Mayıs 2024 (AFP)

Bütün bunlar, İran iktidar yapısı içinde bir tür “hareketliliğe” veya daha doğrusu, olanların Laricani'ye yönetim gücünün devredilmesinden başka bir şey olmadığına işaret ediyor. Bu, “fırtına geçene” kadar geçici bir icraat olmaktan ziyade, büyük olasılıkla kalıcı bir icraat olacaktır. Yine bu, “Cenevre süreci”ne paralel bir yol izliyor gibi görünen Ali Laricani liderliğinde İran rejiminin gidişatında yeni bir aşamanın duyurusu niteliğindedir. Kendisi büyük olasılıkla Umman ve belki de Katar'ın arabuluculuğuyla Amerikalılarla siyasi müzakereler yürütüyor ve bu müzakereler, Washington'un “yeni rejimi” tanımasını sağlamayı da içeriyor.

Peki, bu gerçekleşecek mi? Amerikan iç kaygılarından bölgesel endişelere kadar, İran meselesini çevreleyen karmaşıklıklar göz önüne alındığında, bu sorunun cevabı şüphesiz zor. Ancak, İran rejiminin şahin kanadından ve son protestoların bastırılmasını denetleyen Laricani'nin hem içeride hem de dışarıda rejimin meşruiyetini yeniden inşa edebileceğini hayal etmek de aynı derecede zor. Bu kesinlikle Trump'ın İran’dan beklediği türden bir “teslimiyet” değil, aksine İran rejiminin tarihinin en zayıf döneminde elde ettiği bir zafer olacaktır. Bu ise Donald Trump “teslimiyet” kelimesini yeniden tanımlamadığı sürece, mevcut bölgesel ve uluslararası iklimde gerçekleşmesi pek olası görünmeyen bir paradoks.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Ulusa Sesleniş'te Trump'tan üçüncü dönem şakası

ABD Başkanı Donald Trump, Ulusa Sesleniş konuşmasında bunun "Üçüncü dönemim olması gerek" diye espri yaptı (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Ulusa Sesleniş konuşmasında bunun "Üçüncü dönemim olması gerek" diye espri yaptı (Reuters)
TT

Ulusa Sesleniş'te Trump'tan üçüncü dönem şakası

ABD Başkanı Donald Trump, Ulusa Sesleniş konuşmasında bunun "Üçüncü dönemim olması gerek" diye espri yaptı (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Ulusa Sesleniş konuşmasında bunun "Üçüncü dönemim olması gerek" diye espri yaptı (Reuters)

Brendan Rascius 

ABD Başkanı Donald Trump, salı akşamı yaptığı Ulusa Sesleniş konuşmasında, üçüncü döneminin ortasında olması gerektiğine dair espri yaptı.

79 yaşındaki Cumhuriyetçi başkan, Temsilciler Meclisi salonunda toplanan meclis üyelerine, kabine üyelerine ve Yüksek Mahkeme yargıçlarına, "İkinci dönemimin ilk yılı... Üçüncü dönemim olmalıydı" dedi.

Bu, Trump'ın, eski Başkan Joe Biden'a kaybettiği 2020 seçiminin kendisinden "çalındığını" kanıt olmadan ima ettiği son olaylardan sadece biri.

Geçen yıl göreve döndüğünden beri başkan, Anayasa'nın 22. maddesi başkanların iki dönemden fazla görev yapmasını yasaklamasına rağmen, üçüncü bir dönem için aday olma fikrini de defalarca dile getirdi.

Martta NBC News'a 2028'de aday olma konusunda "şaka yapmadığını" söylemiş ve "Birçok insan bunu yapmamı istiyor" diye eklemişti.

Ekimde Temsilciler Meclisi Azınlık Lideri Hakeem Jeffries, Kongre Demokratlarıyla yaptığı bir toplantıda "Trump 2028" şapkalarının Oval Ofis'teki çalışma masasına yerleştirildiğini söylemişti.

Aralık ayında Beyaz Saray'da düzenlenen bir resepsiyonda Trump, İsrail asıllı Amerikalı mega bağışçı Miriam Adelson'ın kendisine 2028'de anayasaya aykırı bir üçüncü dönem için aday olması karşılığında 250 milyon dolar teklif ettiğini öne sürmüştü.

Ancak zaman zaman bu kuşkulu olasılık hakkında karışık sinyaller verdi.

Ekimde Air Force One'da tekrar aday olup olmayacağı sorulduğunda gazetecilere, "Bunu yapmayı çok isterim. Şimdiye kadarki en iyi rakamlarıma sahibim" demişti. Ancak daha sonra 2028'de aday olmanın "fazla kurnazca" ve "yanlış" olacağını söylemişti.

Üçüncü bir dönem için aday olmayı tamamen masadan kaldırıp kaldırmadığı sorulduğunda Trump şu yanıtı vermişti:

Masadan kaldırmıyor muyum? Yani, siz söyleyin.

Independent Türkçe,independent.co.uk/news/world/americas/us-politics


Rusya'dan Avrupa'ya göçmen kaçırmak için kullanılan tüneller... Uzmanlar "İran'ın müttefiklerinin" de işin içinde olduğundan şüpheleniyor

Polonya'nın güneydoğusundaki Lippa'da bulunan Kara Kuvvetleri Eğitim Merkezi karargahı- Gomsburg Kampı'ndaki askerler (EPA)
Polonya'nın güneydoğusundaki Lippa'da bulunan Kara Kuvvetleri Eğitim Merkezi karargahı- Gomsburg Kampı'ndaki askerler (EPA)
TT

Rusya'dan Avrupa'ya göçmen kaçırmak için kullanılan tüneller... Uzmanlar "İran'ın müttefiklerinin" de işin içinde olduğundan şüpheleniyor

Polonya'nın güneydoğusundaki Lippa'da bulunan Kara Kuvvetleri Eğitim Merkezi karargahı- Gomsburg Kampı'ndaki askerler (EPA)
Polonya'nın güneydoğusundaki Lippa'da bulunan Kara Kuvvetleri Eğitim Merkezi karargahı- Gomsburg Kampı'ndaki askerler (EPA)

Polonya, Rusya'yı Batı'ya karşı "hibrit savaş" olarak nitelendirdiği bir politika kapsamında, Belarus'tan kaynaklanan yeraltı tünelleri aracılığıyla Avrupa'ya göçmen göndermekle suçladı. Telegraph gazetesi, Polonyalı yetkililere dayandırdığı haberinde, Alexander Lukashenko liderliğindeki Belarus'un bu tünelleri tasarlamak ve kazmak için Ortadoğu'dan "son derece deneyimli" uzmanlar görevlendirdiğini bildirdi.

Askeri uzmanlar, tünel inşaatında uzmanlaşmış Hamas, Hizbullah, Kürt grupları veya DEAŞ gibi Ortadoğu gruplarının bu tasarımın arkasında olabileceğini öne sürdüler.

Bu taktik, Moskova ve Minsk'in Polonya'nın doğu sınırına uyguladığı baskıda yeni bir gerilimi temsil ediyor; bu sınırda on binlerce göçmeni sınırın ötesine geçirme girişimleri defaatle yaşandı.

Araştırmacı Lynette Nussbacher, Lübnan ve Gazze'deki geçmiş deneyimleri örnek göstererek, İran destekli grupların desteğinin "muhtemel" olduğunu belirtti. Diğer uzmanlar da olasılıkların çok sayıda olduğunu ve sorumluluğun kesin olarak belirlenemeyeceğini düşünüyorlardı.

Podlaskie'deki Sınır Muhafız birliğinden Yarbay Katarzyna Zdanovich, 2025 yılında dört tünel keşfedildiğini belirterek, termal kameralar ve sensörler de dahil olmak üzere gözetim sistemlerinin, yer altında bile sızma girişimlerinin tespit edilmesine olanak sağladığını vurguladı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy (DPA)Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy (DPA)

Aralık ayında Polonya'nın doğusundaki Narewka köyü yakınlarında en büyük tünellerden biri keşfedildi. Çoğunluğu Afganistan ve Pakistan'dan olmak üzere 180 göçmeni geçirmek için kullanılmış olan tünelden çıkanların çoğu yakalandı. Yaklaşık 1,5 metre yüksekliğindeki tünelin Belarus tarafındaki girişi bir ormanın içinde gizlenmişti. Tünel, Belarus'a yaklaşık 50 metre, Polonya'ya ise 10 metre uzanıyordu ve çökmesini önlemek için beton desteklerle güçlendirilmişti.

Varşova, bu eylemlerin Batı'yı Ukrayna'ya verdiği askeri destekten dolayı cezalandırmak ve Kiev hükümetine olan desteği zayıflatmak amacıyla yapıldığını savunarak, nihai sorumluluğu Belarus rejimine yüklüyor.

Ukrayna'nın 2022'deki işgalinden önce bile Belarus, Polonya'ya giden göçmenler için bir başlangıç ​​noktası olarak kullanılmış ve bu durum Polonya'nın yüzlerce kamerayla donatılmış 200 kilometrelik bir çit inşa etmesine yol açmıştır.

Polonya ayrıca Rusya'yı insansız hava araçları (İHA) kullanarak sabotaj saldırıları düzenlemek ve kaçak mal taşıyan balonlarla havada kaos yaratmakla suçluyor.

Polonya tünelleri tespit etme ve imha etme yeteneğini koruyor, ancak bir tünel kapatılır kapatılmaz yenilerinin ortaya çıkacağından endişe ediyor. Bu durumu, AB sınırlarına yönelik sistematik bir baskı kampanyası olarak nitelendiriyor.