NATO'yu utandıran, Nazi amblemine sahip Azov Taburu nedir?

Ukrayna'nın doğusunda Rusça konuşan ayrılıkçılara karşı 2014’te başlayan savaş süreç içinde daha fazla gerilime sahne oldu.

Batı medyası 2014’te Azov Taburu’nın yurt dışından radikal sağ gönüllüleri topladığını aktarmıştı. (AFP)
Batı medyası 2014’te Azov Taburu’nın yurt dışından radikal sağ gönüllüleri topladığını aktarmıştı. (AFP)
TT

NATO'yu utandıran, Nazi amblemine sahip Azov Taburu nedir?

Batı medyası 2014’te Azov Taburu’nın yurt dışından radikal sağ gönüllüleri topladığını aktarmıştı. (AFP)
Batı medyası 2014’te Azov Taburu’nın yurt dışından radikal sağ gönüllüleri topladığını aktarmıştı. (AFP)

İnci Mecdi
NATO geçtiğimiz 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde resmi Twitter hesabından servis ettiği görüntüde Ukraynalı bir kadın askerin fotoğrafını şu ifadelerle paylaştı:
“Tüm kadınlar ve kız çocukları özgür ve eşit yaşamalı. Ukrayna'nın olağanüstü kadınlarını düşünüyoruz. Güç, cesaret ve dayanıklılıkları, milletlerinin ruhunun bir simgesi.”
Ancak söz konusu tweet, kadın askerin üniformasında görülen ve Nazizm ile ilişkilendirilen Kara Güneş simgesi dolayısıyla hızla silindi.
Söz konusu tweet sert tepkilere yol açtı. Zira sembolün Ukrayna’daki neo-Naziler arasında popüler olduğu biliniyor.
Rusya’nın Ukrayna'yı işgal girişimine destek verenler, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Ukrayna'nın Rusça konuşan nüfusunu neo-Nazilerin soykırım tehdidinden korumak için ‘özel bir görev’ doğrultusunda hareket ettiğini savundular.

Ulusal Kolordu ve Azov Taburu
Neo-Nazi unsurlarının oluşturduğu radikal sağcı Azov Taburu’nun yaklaşık 10 yıldır Ukrayna askeri ve siyasi sahnesindeki varlığı, Ukraynalılar ve Batılı müttefikleri için ciddi bir zayıflık ve tehdit sayılıyor.
2014’te doğu Ukrayna'da Moskova’nın desteklediği Rusça konuşan ayrılıkçılara karşı mücadelede öne çıkan Azov Taburu, Ukrayna ordusu saflarında gönüllü savaştı. Bu dönem böyle bir bu taburun ortaya çıkması, Batılı ülkeleri endişelendirmişti. İngiltere merkezli The Guardian gazetesinin 10 Eylül 2014’te tabur üyeleriyle gerçekleştirdiği röportajlar, bazıları Neo-Nazi olan Azov üyelerinin radikal eğilimlerine dair endişe uyandırdı. Gazete, savaş alanında ayrılıkçılara karşı belki de en güçlü ve en güvenilir Ukrayna taburu sayılan Azov Taburu’nu Kiev için en büyük tehdit olarak değerlendirdi.
Taburun sembolünün Nazilerin kullandığı Wolfsangel'i andırdığı belirtilirken taburdan yapılan açıklamada bunun aslında ‘ulusal fikir’ (national idea) anlamına gelen ‘n’ ve ‘t’ harflerinden oluştuğu öne sürüldü.  
2016’da Ulusal Kolordu Partisi radikal sağdan siyasi bir kanat olarak kurulduğunda Azov’un siyasi ve askeri kanatları birbirinden ayrılmış oldu. Azov Taburu o zamandan bu yana Ukrayna Ulusal Muhafızları’na dahil durumda.
Ukrayna ordusuna dahil edilen taburun neo-Nazi eğilimi geçmişine sahip olduğunu belirten CNN, Azov Taburu'nun beyaz ırkın üstünlüğünü savunanlar ve neo-Nazi ideolojisi ile ilişkilendirildiğini vurguladı. CNN muhabirleri, 2014 ve 2015 yıllarında özellikle Mariupol ve çevresinde faaliyet gösteren taburun üyelerinin söz konusu dönemde neo-Nazi sloganları ve araç gereçlerine başvurduğunu kaydetmişti.

Radikal sağ örgüt
ABD Dışişleri Bakanlığı 2018'de milliyetçi lider Andriy Biletsky tarafından kurulan Ulusal Kolordu Partisi’ni ‘ulusal nefret grubu’ olarak nitelendirmişti. ABD Kongresi de taburun Ukrayna Ulusal Muhafızları’na entegre edilmesi sonrasında yabancı bir terör örgütü olarak tanımlanmasına dair tartışmalara sahne oldu. Ancak söz konusu dönemde taburu savunan Ukrayna İçişleri Bakanı Arsen Avakov, 2019 yılında Ukrayinska Pravda internet sitesinde yayınlanan açıklamasında şu değerlendirmede bulunmuştu:
“Nazi ideolojisinin Azov üyeleri arasında yayıldığı iddiası güden utanç verici medya kampanyası, Azov Taburu ile Ukrayna Ulusal Muhafızları’nı itibarsızlaştırmaya yönelik kasıtlı bir girişimdir.”
Berlin merkezli düşünce kuruluşu Counter Extremism Project'in (CEP) kıdemli danışmanı Alexander Ritzmann, konuya dair şunları söyledi:
“Ulus ötesi radikal sağın önemli ve tehlikeli bir oyuncusu olan Azov hareketi, bazı AB ülkeleri ve ABD'deki radikal sağ kesimlerle olan güçlü bağlantıları ile birkaç yıldır bir merkez görevi görüyor.” 
Batılı ajanslarının 2014'te yayınladığı haberlerde Azov Taburu’nun yurtdışından radikal sağ gönüllüleri kendisine çektiğine dikkat çekilmişti. Bu, taburda şu an Avrupa ülkelerinden ve ABD'den Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’nin çağrısına yanıt vermiş olabilecek birçok Nazi destekçisi  bulunduğu anlamına geliyor. Zira Zelenskiy yabancıları ‘Rus işgalcilere’ karşı mücadelede Ukrayna ordusunu desteklemek için ‘bölgesel savunma’ adına gönüllülerden oluşan uluslararası bir tugaya katılmaya çağırmıştı.
Batı medyası söz konusu çağrının ardından, geçtiğimiz haftalarda hem Batılı vatandaşlar hem de eski ordu mensubu birçok savaşçının Ukrayna'daki savaşa katıldığını aktardı. Alman kanalı DW, geçtiğimiz ayın ortalarında Ukrayna hükümet dairelerinin bildirdiğine göre Almanların Ukrayna ordusuna katılmak için gönüllü olduklarını, yüzlerce Alman vatandaşın Rus ordusuna karşı savaşmak için Ukrayna'ya gittiğini aktarmıştı.
New York Times, giderek artan sayıda Amerikan gazisinin Kiev'e gitmek istediğini bildirirken Ukrayna basını ise 52 ülkeden en az 20 bin gönüllünün gönüllü taburlarına katıldığını aktardı.

Moskova ve Bandera’nın mirası
Azov; Ukrayna hükümetinin ‘uyuşturucu bağımlıları ve neo-Naziler’ tarafından yönetildiğini iddia eden Putin için açık bir hedef sayılıyor. Moskova uzun süredir çatışmada büyük bir rolü olduğunu savunduğu  taburu insan hakları ihlalleriyle suçluyor.
Rusya'nın Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi 7 Mart'ta , Azov’u kuşatma altındaki liman kenti Mariupol'da sivillerin tahliye edileceği insani koridoru kapatmakla suçlamış, ‘vatandaşların canlı kalkan olarak kullanıldığını’ iddia etmişti. Azov Taburu'nun komutanı Denis Prokopenko ise aynı gün taburun Twitter hesabından paylaştığı görüntülerinde “Sivillerin nakli için güvenli bir koridor sağlama girişimleri, düşman Rus kuvvetlerinin insanların toplandıkları alandaki çeşitli davranışları nedeniyle başarısız oldu” açıklamalarında bulunmuştu.

Rusya Savunma Bakanlığı, Azov Taburu üyelerini Mariupol'da sivillerin ve çocukların bulunduğu, bina çevresinde bu yönde kuşbakışı görülebilen uyarıların bulunduğu bir tiyatroyu bombalamakla suçlamıştı.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre Ukrayna’nın Nazizm ile deneyimi, hem ülke içi hem de ülke haricinde tartışma konusu. Nazi Almanyası, 1941 ila 1944 yıllarında Ukrayna'yı işgal etmiş, Ukraynalılar Nazilere karşı savaşmıştı. Sovyetler Birliği'nden bağımsızlık talep eden Stepan Bandera gibi bazı milliyetçiler, Moskova'ya karşı Berlin ile iş birliği yapmayı tercih etmişti. Ancak şu anki Ukrayna, Nazi Almanyası tarafından gerçekleştirilen Holokost'u ve yaklaşık 10 yıl önce Sovyet yönetimi altında kaydedilen Holomodor kıtlığını soykırım olarak görüyor.
ABD merkezli Newsweek dergisi, eski Cumhurbaşkanı Viktor Yuşçenko da dahil olmak üzere bazı Ukraynalı liderlerin, özellikle 1991'de bağımsızlığın kazanılması ardından Bandera'nın mirasını kutladığını belirtiyor. Bu eğilim, Moskova ile ilişkileri ise ciddi biçimde geriyor. Zira Moskova, Kiev'in Batı yanlısı bir hükümeti iktidara getiren 2014 ayaklanmasından bu yana radikal sağ unsurlar tarafından yönetildiğini öne sürüyor. Bu, Rusya'nın güneyde, Kırım Yarımadası’nı ilhakı ile Ukrayna'nın doğusunda Rus yanlısı bir isyana yol açmışttı.

Batı’yı rahatsız eden sorular
Azov unsurlarının Ukrayna silahlı kuvvetleri içerisinde böylesine etkili varlığı olmasının ortaya Ukrayna hükümeti ve Ukrayna'ya yardım göndermeye devam eden Batılı müttefiklerini rahatsız edici sorular çıkardığına dikkat çeken CNN, Azov liderliğinin yakın geçmişte açıkça beyaz üstünlükçü görüşleri benimsediğini, Batı ülkelerinden benzer düşünen gruplar ve bireylerle bağlar kurduğunu hatırlattı.
Ancak Nazizm veya faşizm ile bağlantısını kabul etmeyen Azov Taburu ise CNN'e verdiği demeçlerde, “Beyaz ırkçılığı veya Nazizm fikri ile uyumlu olduğumuzu düşünmek saçma olur” açıklamalarında bulundu. Aynı zamanda saflarında gerek Ukraynalıların gerekse Yunan, Kırım Tatarları ve çoğu Ortodoks Rusların bulunduğunu, aynı zamanda Yahudiler, Katolikler, Protestanlar ve Müslümanların de yer aldığını vurguladı.
Azov’un uluslararası düzeydeki ününe rağmen Ukrayna'nın ‘Nazi sempatizanları için bir mıknatıs kuyusu olmadığının’ altını çizen Ritzmann ise 2019'daki son seçimlerde Azov’un siyasi kanadının oyların yalnızca yüzde 2,15'ini kazandığını, Biletsky’nin parlamentodaki sandalyesini kaybettiğini hatırlattığı açıklamasında şunları söyledi:
“Rusya'da da önde gelen radikal sağ temsilcileri mevcut. Çatışmanın her iki tarafında da radikal sağ sorunu olmasına rağmen sadece Ukrayna'daki radikal sağ sorunundan bahsetmek önyargı gibi görünüyor.”



İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)

İsrail güçleri bu sabah erken saatlerde Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, büyük patlama saat 02:20'de meydana geldi.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Bununla birlikte, İsrail sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.


ABD Adalet Bakanlığı genel merkezine Trump'ın posteri asıldı

İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
TT

ABD Adalet Bakanlığı genel merkezine Trump'ın posteri asıldı

İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan bir pankart, ABD Adalet Bakanlığı binasına asıldı. Bu adım, Trump’ın Washington’daki bir kuruma kimliğini yansıtma yönündeki son girişimi olarak değerlendiriliyor.

Mavi renkli pankart, dün (perşembe) binanın bir köşesindeki iki sütun arasına yerleştirildi. Pankartta “Amerika’yı Yeniden Güvenli Hale Getirelim” sloganı yer aldı.

Trump, geçen yıl Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana federal kurumlar üzerindeki varlığını ve nüfuzunu pekiştirmek için güçlü adımlar atıyor.

Trump, kültürel ve siyasi kurumları yeniden şekillendirirken kendisine yakın isimleri görevlendiriyor, önde gelen kurumların adlarını değiştiriyor ve geçmiş soruşturmalarla bağlantılı yetkilileri geri plana itiyor. Eleştirmenler ise bu adımların, siyasi iktidar ile normal şartlarda bağımsız olması gereken kamu görevleri arasındaki sınırları ortadan kaldırdığını savunuyor.

Geçen yıl Trump’ın fotoğrafını taşıyan pankartlar, ABD Çalışma Bakanlığı, ABD Tarım Bakanlığı ve Amerikan Barış Enstitüsü binalarına da asılmıştı.

Trump tarafından atanan bir yönetim kurulu, Aralık ayında John F. Kennedy Sahne Sanatları Merkezi’ne Trump adının eklenmesi yönünde oy kullandı. Ayrıca Washington’daki Amerikan Barış Enstitüsü binasına da Trump’ın adı verildi.

Son pankarta ilişkin soruları Beyaz Saray, Adalet Bakanlığı’na yönlendirdi. Bakanlık ise şu ana kadar yorum talebine yanıt vermedi.


Netanyahu: İran, İsrail'e saldırırsa "hayal edilemez" bir karşılıkla yüzleşecek

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (Reuters)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (Reuters)
TT

Netanyahu: İran, İsrail'e saldırırsa "hayal edilemez" bir karşılıkla yüzleşecek

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (Reuters)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump'ın Tahran'a karşı askeri harekât olasılığına tekrar işaret etmesinin ardından, ülkesinin İran'ın saldırısına güçlü bir şekilde karşılık vereceği uyarısında bulundu.

Netanyahu, askeri bir tören sırasında televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Eğer bize saldırma hatasını yaparlarsa, hayal bile edemeyecekleri bir karşılık alacaklar" dedi.

Trump, bir anlaşmaya varılmadığı takdirde İran'ı bombalamakla defalarca tehdit etti ve bölgeye iki uçak gemisi, savaş gemileri ve uçaklar göndererek saldırı olasılığını artırdı.

dfvgthy
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, (AP)

İsrail Başbakanı, Gazze Şeridi'nin silahsızlandırılmasından önce yeniden inşa edilmeyeceğini belirterek, "Müttefikimiz Amerika Birleşik Devletleri ile Gazze silahsızlandırılmadan önce yeniden inşa edilmeyeceği konusunda anlaştık" dedi. Başkan Trump'ın temsilcisi Steve Witkoff da dahil olmak üzere Amerikalı yetkililer, somut ilerleme kaydedildiğini ve Hamas'ın silahlarını bırakması için baskı altında olduğunu vurguladı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre İsrail, Hamas'tan küçük kalibreli kişisel silahların müsadere edilmesi de dahil olmak üzere geniş kapsamlı kısıtlamalar getirme tehdidinde bulundu.