Tel Aviv saldırısının ardından Cenin Mülteci Kampı’nda kanlı çatışmalar yaşandı

Cenaze töreninden bir kare
Cenaze töreninden bir kare
TT

Tel Aviv saldırısının ardından Cenin Mülteci Kampı’nda kanlı çatışmalar yaşandı

Cenaze töreninden bir kare
Cenaze töreninden bir kare

İsrail güçleri, dün, Tel Aviv’de düzenlenen saldırının ardından Batı Şeria'nın kuzeyinde yer alan Cenin Mülteci Kampı’nda başlatılan bir operasyonda bir Filistinliyi öldürdü, 14 Filistinliyi yaraladı ve isimleri arananlar listesinde olan çok sayıda kişiyi tutukladı.
İsrail güçleri Tel Aviv saldırganı Raad Fethi Hazem'in babası ve üç kardeşini tutuklamak için saldırganın evini kuşattılar, fakat onları tutuklamayı başaramadılar. İşgal güçleri, Filistin güvenlik servislerinden emekli bir subay olan Raad'ın babasına teslim olmaları çağrısında bulundular. Fakat Raad’ın babası teslim olmayı reddetti.
Batı Şeria'dan militanlar, İsrail’de üç hafta içinde 14 İsraillinin ölümüyle sonuçlanan bir dizi eylem gerçekleştirdiler. Bunun üzerine İsrail’in ordu güçleri, Batı Şeria’nın kuzeyinde yoğun bir operasyon başlatarak Cenin Mülteci Kampı’na baskın düzenledi. Kamptaki Filistinliler İsrail ordusunu silahlar, taşlar ve Molotof kokteylleri ile karşıladı. Kamptakiler ile İsrail güçleri arasında uzun süren şiddetli çatışmalar patlak verdi. Çatışmalar sonucunda, İslami Cihad Hareketi’nin silahlı kanadı Kudüs Seriyyeleri’nden bir unsur öldü.
Filistin Sağlık Bakanlığı, çatışmalar sırasında Ahmed es-Saadi (23) isimli gencin biri göğsüne diğeri ise başına isabet eden iki kurşunla hayatını kaybettiğini duyurdu. Bakanlık açıklamasında, çatışmalar sırasında biri karnından iki kurşun isabet etmesi sonucu yaralanan ve derhal ameliyata alınan 19 yaşındaki bir genç kız olmak üzere 14 kişinin gerçek mermilerle yaralandığı bildirildi.
Öte yandan İsrail ordusu dün yaptığı açıklamada operasyonunun sona erdiğini duyurdu. Açıklamada, İsrail’de saldırı hazırlığında olan eylemcilerin bazılarının etkisiz hale getirildikleri bazılarının ise tutukladığı belirtildi. İbranice yayın yapan Ynet haber sitesinin aktardığına göre İsrail ordusu sözcüsü, tutuklular arasında Hamas Hareketi’nden ve İslami Cihad Hareketi’nden birer unsurun olduğunu söyledi. İsrail ordusu ayrıca Tel Aviv'in en işlek caddelerinde Dizengoff'ta düzenlenen saldırının failinin evinin yıkımına hazırlık yapıldığı duyurdu.
Diğer taraftan Filistinliler, çatışmalar sırasında hayatını kaybeden genç Ahmed es-Saadi'nin cenaze törenine yoğun katılım gösterdi. Cenaze töreni, Saadi’nin intikamını almaya yemin eden silahlı adamlar tarafından düzenlendi. İslami Cihad Hareketi, ‘Cenin Tugayı'ndaki kahraman savaşçılarından biri’ olduğunu söylediği Saadi için yas ilan ederken işgalci İsrail güçlerinin işlediği suçların bedelini ‘ağır’ ödeyeceği tehdidinde bulundu.
İsrail güçleri Cenin Mülteci Kampı’na, İsrail Genelkurmay Başkanı Aviv Kochavi'nin Raad Hazem tarafından gerçekleştirilen Tel Aviv’de üç İsrailli’nin ölümüne yol açan saldırının ardından ordu güçlerinin Batı Şeria’nın kuzeyinde Hazem’in evinin de bulunduğu Cenin Mülteci Kampı’ndaki faaliyetlerini yoğunlaştıracağını açıklamasından sadece birkaç saat sonra saldırdı. İsrail ordusu, Tel Aviv saldırganını yakalamak için bin askerini seferber etti. Fail, olaydan 9 saat sonra Yafa’da bir caminin yakınında İsrail güçlerince ölü olarak ele geçirildi.
Raad’ın babası, oğlunun Tel Aviv saldırısından sonra yaptığı konuşmada dikkatleri üzerine çekti. Baba, oğlu için Cenin Mülteci Kampı’ndaki evinin önünde tezahürat yapan yüzlerce gence şunları söyledi:
“Kendi neslinizde ve çağınızda, gelecek yıllarda ve önümüzdeki günlerde zaferi göreceksiniz. Gözleriniz değişimi görecek. Allah'ın izniyle hürriyetinize, bağımsızlığınıza ve zaferinize kavuşacaksınız. Size kurtuluşa şahit olacağınızın müjdesini veriyorum. Bugün Cenin kampının Filistin'in öncüsü olduğunu, tüm ulusa öncülük ettiğini görüyorum.”
Saldırgan Raad’ın babası, İsrail istihbaratından teslim olmasının istendiği telefonlar aldığını, ancak onlara teslim olmayacağını, ama eğer isterlerse kampa gelebileceklerini söylediğini belirtti. Cenin kampının ve Tel Aviv saldırganının babasının provokasyonları öyle bir boyuta ulaştı ki, İsrail Başbakanı Naftali Bennett'in ofisinden ABD aracılığıyla Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın ofisine failin babasının emekli maaşının dondurulmasının istendiği bir mesaj gönderildi. İsrailli kaynaklar, her ne kadar bunun olmasına ihtimal vermese de İsrail’in saldırıların faillerine para ödenmesi konusunu her zaman masada bulundurduğunu belirttiler.
İsrail Başbakanı Bennett, “Teröristin babasının daha fazla şiddete teşvik etmesini ve katil oğluyla övünmesini izledim. Cenin'de nasıl kutlamalar yaptıklarını ve şeker dağıttıklarını gördüm. Moralimizi bozmak istiyorlar, ama başarısız olacaklar. Bunu başaramayacaklar” diyerek Raad'ın babasını sert bir dille eleştirmişti. İsrail, Filistin Yönetimi’ne Cenin'deki militanların yakalanması ve silahlarının ele geçirilmesi için daha geniş çaplı çalışmalar yürütmesini isteyen başka bir mesaj daha gönderdi.
İkinci bir mesaj ise güvenlik ve askeri teşkilatlardan geldi. Güvenlik ve askeri teşkilatları, Filistin Yönetimi’nin Batı Şeria’nın kuzeyinde kontrolü tamamen kaybettiğini düşünüyorlar. İsrail Kamu Yayın Kuruluşu’na (KAN) konuşan güvenlik kaynakları, Tel Aviv’deki saldırının, Filistin Yönetimi’nin Batı Şeria'nın kuzeyinde kontrolünü kaybettiğinin bir göstergesi olduğunu söylediler. Cenin’de İslami Cihad Hareketi unsurlarıyla birlikte Filistin Yönetimi’ne karşı çıkan Fetih Hareketi (El Fetih) üyelerinin de olduğunu belirten kaynaklar, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın kolları sıvaması ve Cenin’deki aşırılık yanlısı unsurlarla mücadele etmesi gerektiğini vurguladılar.
Filistinli gruplara uyarı
Mahmud Abbas, İsrail ve ABD’nin talebi üzerine saldırıyı kınasa da bu hassas dönemde Cenin'de herhangi bir adım atması beklenmiyor. Yetkililer geçtiğimiz yılın sonlarında Cenin Mülteci Kampı’nda bir operasyon başlatmaya çalışmış, ancak karmaşık koşullar operasyonun devam etmesini engellemişti. Cenin Mülteci Kampı, birinci ve ikinci intifadalar sırasında Filistinli militanların faaliyetlerinin merkezi haline gelirken İsrailliler için uzun zamandır bir sorun kaynağı olmaya devam ediyor.
Filistinli gruplar, kampa herhangi bir saldırıda bulunulmasının, diğer noktalarda da olayların patlak vermesi anlamına geleceği konusunda uyarırken “Mübarek Ramazan ayında Allah’ın seçtiği şehitlerin kanlarının boşa gitmeyeceğini” söyleyerek Hamas'a Cenin'i desteklemesi ve işgale ve Batı Şeria'daki yerleşimcilere karşı mücadeleyi artırması çağrısında bulundular.
Hamas Hareketi sözcüsü Fevzi Berhum, ‘işgalci İsrail’in Cenin Mülteci Kampı’na ve orada yaşayanlara yönelik tehdidinin, özgür gençliğin iradesini kırmayacağını, aksine daha da güçlendireceğini’ söyledi. İslami Cihad Hareketi Basın Sözcüsü Tarık Selmi ise Filistinli grupların Cenin'i desteklemek ve işgale karşı koymak için birleştiğini doğruladı. İsrail’i saldırganlığı devam ettirmesinin güvenliğini sağlamayacağı, tüm direniş güçlerinin vatan savunmasında birleşeceği ve işgalcilerin Cenin'de ilerlemesine izin vermeyeceği konusunda uyardı. İslami Cihad Hareketi Sözcüsü Davud Şihab da İsrail'i,  Cenin'deki saldırganlığının devam etmesinin durumu daha da kötüleştireceği ve başka çatışma cepheleri açacağı konusunda uyardı.
Diğer taraftan Filistin Dışişleri Bakanlığı, İsrail'i, müzakere edilmiş siyasi bir çözüm yerine gerilimi tırmandırmakla suçladı. İsrail'in Filistin halkına, topraklarına, mülklerine, evlerine ve kutsal mekanlarına yönelik gerginliği kasıtlı olarak tırmandırmasını kınayan Bakanlık, “Bu tırmanışın çatışma arenası ve tüm bölge üzerindeki sonuçları ve yansımalarından tamamen ve doğrudan aşırılık yanlısı Naftali Bennett başkanlığındaki İsrail hükümeti sorumludur. İşgalci İsrail’in saldırgan uygulamaları, siyasi olan çatışmayı dini bir çatışmaya dönüştürmeye zorluyor” açıklamasında bulundu. Dışişleri Bakanlığı, çatışmanın uluslararası meşru kararlar temelinde müzakere edilerek siyasi bir çözüme kavuşturulmasının başka bir alternatifi olmadığını ve İsrail'in Filistin halkına dayatmaya çalıştığı tüm alternatiflerin başarısız olacağını vurguladı.



Ortadoğu'da Amerikan savaş davulları yeniden çalıyor

USS Gerald Ford uçak gemisi, Akdeniz'deki Girit adasının Suda Körfezi'nde demirlemiş durumda, 24 Şubat 2026 (AFP)
USS Gerald Ford uçak gemisi, Akdeniz'deki Girit adasının Suda Körfezi'nde demirlemiş durumda, 24 Şubat 2026 (AFP)
TT

Ortadoğu'da Amerikan savaş davulları yeniden çalıyor

USS Gerald Ford uçak gemisi, Akdeniz'deki Girit adasının Suda Körfezi'nde demirlemiş durumda, 24 Şubat 2026 (AFP)
USS Gerald Ford uçak gemisi, Akdeniz'deki Girit adasının Suda Körfezi'nde demirlemiş durumda, 24 Şubat 2026 (AFP)

Elie Kuseyfi

İran'a karşı Amerikan askeri saldırısını geciktiren tek şeyin, sanki zaten gerçekleşmiş ve hedeflerine ulaşmış gibi, etkilerinin tamamlanması olduğu açıkça ortaya çıktı. Bunun dışında, saldırı bir zaman meselesi ve görünüşe göre hiçbir sebeple, hatta son günlerde ve haftalarda Donald Trump'ı saldırıyı başlatmadan önce durup on, yüz veya bin kere saymaya iten sebeplerle bile ertelenmesi söz konusu değil. Bu sebepler arasında İran'ın Nicolás Maduro Venezuelası ya da Saddam Hüseyin Irakı olmaması da yer alıyor. Bu nedenle, savaşın uzayacağı ve Amerika Birleşik Devletleri ve bölge içinde çok sayıda yankısı olacağı korkusu var. Mühimmatta, özellikle de İsrail'in geçen haziran ayındaki savunmasında kullanılan, Ukrayna'ya da gönderilen ve üretim sorunları yaşanan önleme füzelerinde bir yetersizlik de yaşanabilir.

Buna ilave olarak, Dini Lider Ali Hamaney'in tehdit ettiği gibi bu “uyarı saldırısının” bölgesel bir savaşı tetiklemesi korkusu da var. Trump da bu tehdide “Ne olacağını göreceğiz” diyerek meydan okumuştu. Ancak ABD Başkanı, İran'a, daha doğrusu Hamaney'e karşı bir “zafer” elde etmeden yarı yoldan geri dönemeyeceğine ikna olmuş gibi görünüyor. Muhtemelen, 2003’teki Irak işgalinden bu yana benzerinin konuşlandırılmadığı bir askeri gücü bölgede kullanmaktan kaçınmanın maliyetinin, özellikle de ABD ara seçimleri yaklaşırken, kullanmanın maliyetinden daha büyük olduğuna ikna olmuş durumda. Trump bu saldırıyı, kritik bir seçim fırsatı (aksi değil) olarak düşünüyor da olabilir.

Yani, ABD’nin savaş hazırlıkları artık tamamlandı, geriye sadece “başlama saati”ni beklemek kaldı. USS Gerald R. Ford uçak gemisi, Yunanistan'ın Girit adasına ulaşarak, onlarca savaş uçağı, bombardıman uçağı, yakıt ikmal uçağı ve füze savunma bataryasıyla birlikte USS Abraham Lincoln'e katıldı. Haberler, bu askeri yığınağın ABD hava kuvvetlerinin küresel konuşlanma kapasitesinin yüzde 40 ila 50'sini temsil ettiğine ve “ABD’nin daha önce hiç bu kadar gücü kullanmadan konuşlandırmadığına” işaret ediyor. Ayrıca, ABD Başkanı pazartesi akşamı Truth Social platformundan yaptığı paylaşımda, Genelkurmay Başkanı General Dan Keane'in İran'a saldırı düzenlenmesine karşı yaptığı uyarılarla ilgili haberleri ve raporları yalanladı. Haberler Keane'in, mühimmat ve müttefiklerden destek eksikliği ve ABD kuvvetleri için olası önemli riskler nedeniyle böyle bir saldırıya karşı çıktığını aktarmışlardı. Bu yalanlamayla Trump, yönetimi içindeki tartışmaya İran rejimine karşı askeri bir saldırı düzenleme lehine son noktayı koyuyor gibi görünüyordu.

Bugün Amerikan sözlüğünde teslimiyet, her şeyden önce, İran rejiminin 47 yıllık tarihinde ikinci kez “zehri yudumlamaya” hazır olduğunu ilan etmesi demek; zehri ilk kez 1980'lerin sonunda Irak ile ateşkesi kabul ederek yudumlamıştı

Bundan önce, ABD Özel Temsilcisi Steve Wittkof, Donald Trump'ın Tahran'ın neden henüz “teslim olmadığını” sorguladığını açıklamıştı. Bu, İran'a bu son fırsatı değerlendirmesi ve mevcut Amerikan mantığına göre, İran rejimini “zorunlu teslimiyete” zorlayacak askeri bir saldırıdan önce “gönüllü teslimiyeti” kabul etmesi için açık bir davetti.

Trump'ın İran'a askeri saldırı düzenleme seçeneğine meyilli olduğunun göstergelerinden biri de Washington'un gerekli olmayan diplomatlara Beyrut'tan ayrılmaları direktifini vermesi ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun İsrail'e yapmayı planladığı hafta sonu ziyaretini gelecek ayın başına ertelemesidir.

Dahası, New York Times gazetesinin sızdırdığı “Trump'ın İran'ı nükleer programından vazgeçmeye zorlamak için sınırlı bir saldırı düşündüğü ve saldırı başarısız olursa rejimi devireceği” yönündeki bilgiler, esasen “İran sorunu” ile başa çıkmakla ilgili mevcut seçenekleri tartışan bir Beyaz Saray toplantısının tutanaklarıydı. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu sadece gazetecilik açısından bir sansasyon haber değildi; İran liderliğine, muhtemelen önümüzdeki perşembe Cenevre'de olacak son fırsatı değerlendirmesi için doğrudan bir mesajdı. Buna göre ya nükleer konuda ciddi tavizler verip “sembolik bir zenginleştirme” oranını kabul etmeli ya da Tahran, Trump'ın uzun süreceğinden korkmadığı bir askeri harekat için hazır olmalıdır. New York Times'ın sızdırdığı bilgiler, Trump'ın savaşın uzun sürmesinden korkmadığını, aksine İran “teslim olmazsa” kendisi ile aylarca, belki de ikinci ve son döneminin geri kalanında, aşamalı olarak sürecek bir savaş olasılığını dışlamadığını gösteriyor. Amerikan gazetesinin haberine göre Trump, yakın danışmanlarına, diplomasi başarısız olursa önümüzdeki aylarda İran'a karşı büyük bir saldırı başlatacağını veya Tahran'ı nükleer programından vazgeçmeye zorlamak için kısa, açılış niteliğinde bir saldırı düzenleyeceğini bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin Florida eyaletindeki Palm Beach'te bulunan Trump'ın Mar-a-Lago kulübündeki görüşmenin ardından düzenlenen basın toplantısında, 29 Aralık 2025 (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin Florida eyaletindeki Palm Beach'te bulunan Trump'ın Mar-a-Lago kulübündeki görüşmenin ardından düzenlenen basın toplantısında, 29 Aralık 2025 (Reuters)

Bugün Amerikan sözlüğünde teslimiyet, her şeyden önce, İran rejiminin 47 yıllık tarihinde ikinci kez “zehri yudumlamaya” hazır olduğunu ilan etmesi demek; zehri ilk kez 1980'lerin sonunda Irak ile ateşkesi kabul ederek yudumlamıştı. Gelgelelim, Irak ile sekiz yıllık savaş İran rejiminin sosyal, siyasi ve askeri temellerini sağlamlaştırdıysa, ABD ile bir savaş, bu rejimi en azından “yumuşatılmış İslami versiyonu” ile yeniden üretecektir.

Ancak, dikkat çekici olan şu ki, önemli ve mesaj yüklü Amerikan sızıntılarına karşılık, İran sızıntıları da en az onlar kadar önemli ve anlamlı; sanki İran rejiminin kendi isteğiyle bir geçiş evresine girdiğini doğruluyor gibi. Nitekim Fransız Le Figaro gazetesi, bilgili kaynaklara dayanarak, eski İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin, protestoların zirveye ulaştığı 8-9 Ocak gecesinde baskıların başlamasından kısa bir süre önce, rejim içinde Dini Lideri görevden almaya yönelik bir harekete öncülük ettiğini belirtti. Kaynaklar, bu girişimin başarısız olduğunu, çünkü toplantıda hazır bulunan Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani'nin desteğini alamadığını ifade etti.

Dini Lider ve oğlu Mücteba da dahil olmak üzere İran liderliğinin hedef alınması, geniş bir askeri seçenek yelpazesinin parçası olarak Trump'a sunulan senaryolar arasındaydı

Bu haber, New York Times gazetesinin, protestolar ve Dini Lider başta olmak üzere İran liderliğine yönelik suikastlar da dahil olmak üzere, ABD ile artan savaş olasılığının gölgesinde, Dini Lider'in, en güvendiği adamlarından biri olan Laricani'yi ülkeyi yönetmekle görevlendirdiğini bildirmesinin ardından geldi. Cumartesi günü Axios sitesi de bilgi sahibi olduğunu söylediği kaynaklara dayanarak, Dini Lider ve oğlu Mücteba da dahil olmak üzere İran liderliğinin hedef alınmasının, geniş bir askeri seçenek yelpazesinin parçası olarak Trump'a sunulan senaryolar arasında yer aldığını bildirdi.

Gazete, adlarını vermediği altı üst düzey İranlı yetkili, 3 Devrim Muhafızı üyesi ve iki eski diplomatın, Laricani'nin ülkenin geniş çaplı protestolar ve ABD askeri saldırısı tehditleriyle karşı karşıya kaldığı ocak ayı başından beri hassas siyasi ve güvenlik dosyalarını etkin bir şekilde yönettiğini söylediğini aktardı. Bu arada, İran medyası da Ayetullah Humeyni'nin ölümünün ardından 1989'da göreve gelen Dini Lider'in yerine bir halef atama çabaları hakkındaki spekülasyonları körükledi.

 İran Parlamentosu Eski Başkanı Ali Laricani, cumhurbaşkanlığı seçimleri için kayıt belgelerini gösteriyor, Tahran, 31 Mayıs 2024 (AFP)İran Parlamentosu Eski Başkanı Ali Laricani, cumhurbaşkanlığı seçimleri için kayıt belgelerini gösteriyor, Tahran, 31 Mayıs 2024 (AFP)

Bütün bunlar, İran iktidar yapısı içinde bir tür “hareketliliğe” veya daha doğrusu, olanların Laricani'ye yönetim gücünün devredilmesinden başka bir şey olmadığına işaret ediyor. Bu, “fırtına geçene” kadar geçici bir icraat olmaktan ziyade, büyük olasılıkla kalıcı bir icraat olacaktır. Yine bu, “Cenevre süreci”ne paralel bir yol izliyor gibi görünen Ali Laricani liderliğinde İran rejiminin gidişatında yeni bir aşamanın duyurusu niteliğindedir. Kendisi büyük olasılıkla Umman ve belki de Katar'ın arabuluculuğuyla Amerikalılarla siyasi müzakereler yürütüyor ve bu müzakereler, Washington'un “yeni rejimi” tanımasını sağlamayı da içeriyor.

Peki, bu gerçekleşecek mi? Amerikan iç kaygılarından bölgesel endişelere kadar, İran meselesini çevreleyen karmaşıklıklar göz önüne alındığında, bu sorunun cevabı şüphesiz zor. Ancak, İran rejiminin şahin kanadından ve son protestoların bastırılmasını denetleyen Laricani'nin hem içeride hem de dışarıda rejimin meşruiyetini yeniden inşa edebileceğini hayal etmek de aynı derecede zor. Bu kesinlikle Trump'ın İran’dan beklediği türden bir “teslimiyet” değil, aksine İran rejiminin tarihinin en zayıf döneminde elde ettiği bir zafer olacaktır. Bu ise Donald Trump “teslimiyet” kelimesini yeniden tanımlamadığı sürece, mevcut bölgesel ve uluslararası iklimde gerçekleşmesi pek olası görünmeyen bir paradoks.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Ulusa Sesleniş'te Trump'tan üçüncü dönem şakası

ABD Başkanı Donald Trump, Ulusa Sesleniş konuşmasında bunun "Üçüncü dönemim olması gerek" diye espri yaptı (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Ulusa Sesleniş konuşmasında bunun "Üçüncü dönemim olması gerek" diye espri yaptı (Reuters)
TT

Ulusa Sesleniş'te Trump'tan üçüncü dönem şakası

ABD Başkanı Donald Trump, Ulusa Sesleniş konuşmasında bunun "Üçüncü dönemim olması gerek" diye espri yaptı (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Ulusa Sesleniş konuşmasında bunun "Üçüncü dönemim olması gerek" diye espri yaptı (Reuters)

Brendan Rascius 

ABD Başkanı Donald Trump, salı akşamı yaptığı Ulusa Sesleniş konuşmasında, üçüncü döneminin ortasında olması gerektiğine dair espri yaptı.

79 yaşındaki Cumhuriyetçi başkan, Temsilciler Meclisi salonunda toplanan meclis üyelerine, kabine üyelerine ve Yüksek Mahkeme yargıçlarına, "İkinci dönemimin ilk yılı... Üçüncü dönemim olmalıydı" dedi.

Bu, Trump'ın, eski Başkan Joe Biden'a kaybettiği 2020 seçiminin kendisinden "çalındığını" kanıt olmadan ima ettiği son olaylardan sadece biri.

Geçen yıl göreve döndüğünden beri başkan, Anayasa'nın 22. maddesi başkanların iki dönemden fazla görev yapmasını yasaklamasına rağmen, üçüncü bir dönem için aday olma fikrini de defalarca dile getirdi.

Martta NBC News'a 2028'de aday olma konusunda "şaka yapmadığını" söylemiş ve "Birçok insan bunu yapmamı istiyor" diye eklemişti.

Ekimde Temsilciler Meclisi Azınlık Lideri Hakeem Jeffries, Kongre Demokratlarıyla yaptığı bir toplantıda "Trump 2028" şapkalarının Oval Ofis'teki çalışma masasına yerleştirildiğini söylemişti.

Aralık ayında Beyaz Saray'da düzenlenen bir resepsiyonda Trump, İsrail asıllı Amerikalı mega bağışçı Miriam Adelson'ın kendisine 2028'de anayasaya aykırı bir üçüncü dönem için aday olması karşılığında 250 milyon dolar teklif ettiğini öne sürmüştü.

Ancak zaman zaman bu kuşkulu olasılık hakkında karışık sinyaller verdi.

Ekimde Air Force One'da tekrar aday olup olmayacağı sorulduğunda gazetecilere, "Bunu yapmayı çok isterim. Şimdiye kadarki en iyi rakamlarıma sahibim" demişti. Ancak daha sonra 2028'de aday olmanın "fazla kurnazca" ve "yanlış" olacağını söylemişti.

Üçüncü bir dönem için aday olmayı tamamen masadan kaldırıp kaldırmadığı sorulduğunda Trump şu yanıtı vermişti:

Masadan kaldırmıyor muyum? Yani, siz söyleyin.

Independent Türkçe,independent.co.uk/news/world/americas/us-politics


Rusya'dan Avrupa'ya göçmen kaçırmak için kullanılan tüneller... Uzmanlar "İran'ın müttefiklerinin" de işin içinde olduğundan şüpheleniyor

Polonya'nın güneydoğusundaki Lippa'da bulunan Kara Kuvvetleri Eğitim Merkezi karargahı- Gomsburg Kampı'ndaki askerler (EPA)
Polonya'nın güneydoğusundaki Lippa'da bulunan Kara Kuvvetleri Eğitim Merkezi karargahı- Gomsburg Kampı'ndaki askerler (EPA)
TT

Rusya'dan Avrupa'ya göçmen kaçırmak için kullanılan tüneller... Uzmanlar "İran'ın müttefiklerinin" de işin içinde olduğundan şüpheleniyor

Polonya'nın güneydoğusundaki Lippa'da bulunan Kara Kuvvetleri Eğitim Merkezi karargahı- Gomsburg Kampı'ndaki askerler (EPA)
Polonya'nın güneydoğusundaki Lippa'da bulunan Kara Kuvvetleri Eğitim Merkezi karargahı- Gomsburg Kampı'ndaki askerler (EPA)

Polonya, Rusya'yı Batı'ya karşı "hibrit savaş" olarak nitelendirdiği bir politika kapsamında, Belarus'tan kaynaklanan yeraltı tünelleri aracılığıyla Avrupa'ya göçmen göndermekle suçladı. Telegraph gazetesi, Polonyalı yetkililere dayandırdığı haberinde, Alexander Lukashenko liderliğindeki Belarus'un bu tünelleri tasarlamak ve kazmak için Ortadoğu'dan "son derece deneyimli" uzmanlar görevlendirdiğini bildirdi.

Askeri uzmanlar, tünel inşaatında uzmanlaşmış Hamas, Hizbullah, Kürt grupları veya DEAŞ gibi Ortadoğu gruplarının bu tasarımın arkasında olabileceğini öne sürdüler.

Bu taktik, Moskova ve Minsk'in Polonya'nın doğu sınırına uyguladığı baskıda yeni bir gerilimi temsil ediyor; bu sınırda on binlerce göçmeni sınırın ötesine geçirme girişimleri defaatle yaşandı.

Araştırmacı Lynette Nussbacher, Lübnan ve Gazze'deki geçmiş deneyimleri örnek göstererek, İran destekli grupların desteğinin "muhtemel" olduğunu belirtti. Diğer uzmanlar da olasılıkların çok sayıda olduğunu ve sorumluluğun kesin olarak belirlenemeyeceğini düşünüyorlardı.

Podlaskie'deki Sınır Muhafız birliğinden Yarbay Katarzyna Zdanovich, 2025 yılında dört tünel keşfedildiğini belirterek, termal kameralar ve sensörler de dahil olmak üzere gözetim sistemlerinin, yer altında bile sızma girişimlerinin tespit edilmesine olanak sağladığını vurguladı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy (DPA)Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy (DPA)

Aralık ayında Polonya'nın doğusundaki Narewka köyü yakınlarında en büyük tünellerden biri keşfedildi. Çoğunluğu Afganistan ve Pakistan'dan olmak üzere 180 göçmeni geçirmek için kullanılmış olan tünelden çıkanların çoğu yakalandı. Yaklaşık 1,5 metre yüksekliğindeki tünelin Belarus tarafındaki girişi bir ormanın içinde gizlenmişti. Tünel, Belarus'a yaklaşık 50 metre, Polonya'ya ise 10 metre uzanıyordu ve çökmesini önlemek için beton desteklerle güçlendirilmişti.

Varşova, bu eylemlerin Batı'yı Ukrayna'ya verdiği askeri destekten dolayı cezalandırmak ve Kiev hükümetine olan desteği zayıflatmak amacıyla yapıldığını savunarak, nihai sorumluluğu Belarus rejimine yüklüyor.

Ukrayna'nın 2022'deki işgalinden önce bile Belarus, Polonya'ya giden göçmenler için bir başlangıç ​​noktası olarak kullanılmış ve bu durum Polonya'nın yüzlerce kamerayla donatılmış 200 kilometrelik bir çit inşa etmesine yol açmıştır.

Polonya ayrıca Rusya'yı insansız hava araçları (İHA) kullanarak sabotaj saldırıları düzenlemek ve kaçak mal taşıyan balonlarla havada kaos yaratmakla suçluyor.

Polonya tünelleri tespit etme ve imha etme yeteneğini koruyor, ancak bir tünel kapatılır kapatılmaz yenilerinin ortaya çıkacağından endişe ediyor. Bu durumu, AB sınırlarına yönelik sistematik bir baskı kampanyası olarak nitelendiriyor.