Tel Aviv saldırısının ardından Cenin Mülteci Kampı’nda kanlı çatışmalar yaşandı

Cenaze töreninden bir kare
Cenaze töreninden bir kare
TT

Tel Aviv saldırısının ardından Cenin Mülteci Kampı’nda kanlı çatışmalar yaşandı

Cenaze töreninden bir kare
Cenaze töreninden bir kare

İsrail güçleri, dün, Tel Aviv’de düzenlenen saldırının ardından Batı Şeria'nın kuzeyinde yer alan Cenin Mülteci Kampı’nda başlatılan bir operasyonda bir Filistinliyi öldürdü, 14 Filistinliyi yaraladı ve isimleri arananlar listesinde olan çok sayıda kişiyi tutukladı.
İsrail güçleri Tel Aviv saldırganı Raad Fethi Hazem'in babası ve üç kardeşini tutuklamak için saldırganın evini kuşattılar, fakat onları tutuklamayı başaramadılar. İşgal güçleri, Filistin güvenlik servislerinden emekli bir subay olan Raad'ın babasına teslim olmaları çağrısında bulundular. Fakat Raad’ın babası teslim olmayı reddetti.
Batı Şeria'dan militanlar, İsrail’de üç hafta içinde 14 İsraillinin ölümüyle sonuçlanan bir dizi eylem gerçekleştirdiler. Bunun üzerine İsrail’in ordu güçleri, Batı Şeria’nın kuzeyinde yoğun bir operasyon başlatarak Cenin Mülteci Kampı’na baskın düzenledi. Kamptaki Filistinliler İsrail ordusunu silahlar, taşlar ve Molotof kokteylleri ile karşıladı. Kamptakiler ile İsrail güçleri arasında uzun süren şiddetli çatışmalar patlak verdi. Çatışmalar sonucunda, İslami Cihad Hareketi’nin silahlı kanadı Kudüs Seriyyeleri’nden bir unsur öldü.
Filistin Sağlık Bakanlığı, çatışmalar sırasında Ahmed es-Saadi (23) isimli gencin biri göğsüne diğeri ise başına isabet eden iki kurşunla hayatını kaybettiğini duyurdu. Bakanlık açıklamasında, çatışmalar sırasında biri karnından iki kurşun isabet etmesi sonucu yaralanan ve derhal ameliyata alınan 19 yaşındaki bir genç kız olmak üzere 14 kişinin gerçek mermilerle yaralandığı bildirildi.
Öte yandan İsrail ordusu dün yaptığı açıklamada operasyonunun sona erdiğini duyurdu. Açıklamada, İsrail’de saldırı hazırlığında olan eylemcilerin bazılarının etkisiz hale getirildikleri bazılarının ise tutukladığı belirtildi. İbranice yayın yapan Ynet haber sitesinin aktardığına göre İsrail ordusu sözcüsü, tutuklular arasında Hamas Hareketi’nden ve İslami Cihad Hareketi’nden birer unsurun olduğunu söyledi. İsrail ordusu ayrıca Tel Aviv'in en işlek caddelerinde Dizengoff'ta düzenlenen saldırının failinin evinin yıkımına hazırlık yapıldığı duyurdu.
Diğer taraftan Filistinliler, çatışmalar sırasında hayatını kaybeden genç Ahmed es-Saadi'nin cenaze törenine yoğun katılım gösterdi. Cenaze töreni, Saadi’nin intikamını almaya yemin eden silahlı adamlar tarafından düzenlendi. İslami Cihad Hareketi, ‘Cenin Tugayı'ndaki kahraman savaşçılarından biri’ olduğunu söylediği Saadi için yas ilan ederken işgalci İsrail güçlerinin işlediği suçların bedelini ‘ağır’ ödeyeceği tehdidinde bulundu.
İsrail güçleri Cenin Mülteci Kampı’na, İsrail Genelkurmay Başkanı Aviv Kochavi'nin Raad Hazem tarafından gerçekleştirilen Tel Aviv’de üç İsrailli’nin ölümüne yol açan saldırının ardından ordu güçlerinin Batı Şeria’nın kuzeyinde Hazem’in evinin de bulunduğu Cenin Mülteci Kampı’ndaki faaliyetlerini yoğunlaştıracağını açıklamasından sadece birkaç saat sonra saldırdı. İsrail ordusu, Tel Aviv saldırganını yakalamak için bin askerini seferber etti. Fail, olaydan 9 saat sonra Yafa’da bir caminin yakınında İsrail güçlerince ölü olarak ele geçirildi.
Raad’ın babası, oğlunun Tel Aviv saldırısından sonra yaptığı konuşmada dikkatleri üzerine çekti. Baba, oğlu için Cenin Mülteci Kampı’ndaki evinin önünde tezahürat yapan yüzlerce gence şunları söyledi:
“Kendi neslinizde ve çağınızda, gelecek yıllarda ve önümüzdeki günlerde zaferi göreceksiniz. Gözleriniz değişimi görecek. Allah'ın izniyle hürriyetinize, bağımsızlığınıza ve zaferinize kavuşacaksınız. Size kurtuluşa şahit olacağınızın müjdesini veriyorum. Bugün Cenin kampının Filistin'in öncüsü olduğunu, tüm ulusa öncülük ettiğini görüyorum.”
Saldırgan Raad’ın babası, İsrail istihbaratından teslim olmasının istendiği telefonlar aldığını, ancak onlara teslim olmayacağını, ama eğer isterlerse kampa gelebileceklerini söylediğini belirtti. Cenin kampının ve Tel Aviv saldırganının babasının provokasyonları öyle bir boyuta ulaştı ki, İsrail Başbakanı Naftali Bennett'in ofisinden ABD aracılığıyla Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın ofisine failin babasının emekli maaşının dondurulmasının istendiği bir mesaj gönderildi. İsrailli kaynaklar, her ne kadar bunun olmasına ihtimal vermese de İsrail’in saldırıların faillerine para ödenmesi konusunu her zaman masada bulundurduğunu belirttiler.
İsrail Başbakanı Bennett, “Teröristin babasının daha fazla şiddete teşvik etmesini ve katil oğluyla övünmesini izledim. Cenin'de nasıl kutlamalar yaptıklarını ve şeker dağıttıklarını gördüm. Moralimizi bozmak istiyorlar, ama başarısız olacaklar. Bunu başaramayacaklar” diyerek Raad'ın babasını sert bir dille eleştirmişti. İsrail, Filistin Yönetimi’ne Cenin'deki militanların yakalanması ve silahlarının ele geçirilmesi için daha geniş çaplı çalışmalar yürütmesini isteyen başka bir mesaj daha gönderdi.
İkinci bir mesaj ise güvenlik ve askeri teşkilatlardan geldi. Güvenlik ve askeri teşkilatları, Filistin Yönetimi’nin Batı Şeria’nın kuzeyinde kontrolü tamamen kaybettiğini düşünüyorlar. İsrail Kamu Yayın Kuruluşu’na (KAN) konuşan güvenlik kaynakları, Tel Aviv’deki saldırının, Filistin Yönetimi’nin Batı Şeria'nın kuzeyinde kontrolünü kaybettiğinin bir göstergesi olduğunu söylediler. Cenin’de İslami Cihad Hareketi unsurlarıyla birlikte Filistin Yönetimi’ne karşı çıkan Fetih Hareketi (El Fetih) üyelerinin de olduğunu belirten kaynaklar, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın kolları sıvaması ve Cenin’deki aşırılık yanlısı unsurlarla mücadele etmesi gerektiğini vurguladılar.
Filistinli gruplara uyarı
Mahmud Abbas, İsrail ve ABD’nin talebi üzerine saldırıyı kınasa da bu hassas dönemde Cenin'de herhangi bir adım atması beklenmiyor. Yetkililer geçtiğimiz yılın sonlarında Cenin Mülteci Kampı’nda bir operasyon başlatmaya çalışmış, ancak karmaşık koşullar operasyonun devam etmesini engellemişti. Cenin Mülteci Kampı, birinci ve ikinci intifadalar sırasında Filistinli militanların faaliyetlerinin merkezi haline gelirken İsrailliler için uzun zamandır bir sorun kaynağı olmaya devam ediyor.
Filistinli gruplar, kampa herhangi bir saldırıda bulunulmasının, diğer noktalarda da olayların patlak vermesi anlamına geleceği konusunda uyarırken “Mübarek Ramazan ayında Allah’ın seçtiği şehitlerin kanlarının boşa gitmeyeceğini” söyleyerek Hamas'a Cenin'i desteklemesi ve işgale ve Batı Şeria'daki yerleşimcilere karşı mücadeleyi artırması çağrısında bulundular.
Hamas Hareketi sözcüsü Fevzi Berhum, ‘işgalci İsrail’in Cenin Mülteci Kampı’na ve orada yaşayanlara yönelik tehdidinin, özgür gençliğin iradesini kırmayacağını, aksine daha da güçlendireceğini’ söyledi. İslami Cihad Hareketi Basın Sözcüsü Tarık Selmi ise Filistinli grupların Cenin'i desteklemek ve işgale karşı koymak için birleştiğini doğruladı. İsrail’i saldırganlığı devam ettirmesinin güvenliğini sağlamayacağı, tüm direniş güçlerinin vatan savunmasında birleşeceği ve işgalcilerin Cenin'de ilerlemesine izin vermeyeceği konusunda uyardı. İslami Cihad Hareketi Sözcüsü Davud Şihab da İsrail'i,  Cenin'deki saldırganlığının devam etmesinin durumu daha da kötüleştireceği ve başka çatışma cepheleri açacağı konusunda uyardı.
Diğer taraftan Filistin Dışişleri Bakanlığı, İsrail'i, müzakere edilmiş siyasi bir çözüm yerine gerilimi tırmandırmakla suçladı. İsrail'in Filistin halkına, topraklarına, mülklerine, evlerine ve kutsal mekanlarına yönelik gerginliği kasıtlı olarak tırmandırmasını kınayan Bakanlık, “Bu tırmanışın çatışma arenası ve tüm bölge üzerindeki sonuçları ve yansımalarından tamamen ve doğrudan aşırılık yanlısı Naftali Bennett başkanlığındaki İsrail hükümeti sorumludur. İşgalci İsrail’in saldırgan uygulamaları, siyasi olan çatışmayı dini bir çatışmaya dönüştürmeye zorluyor” açıklamasında bulundu. Dışişleri Bakanlığı, çatışmanın uluslararası meşru kararlar temelinde müzakere edilerek siyasi bir çözüme kavuşturulmasının başka bir alternatifi olmadığını ve İsrail'in Filistin halkına dayatmaya çalıştığı tüm alternatiflerin başarısız olacağını vurguladı.



İsrail hava saldırıları Beyrut banliyölerini ve Güney Lübnan’ı hedef aldı

İsrail’in Beyrut’un güneyindeki el-Kafaat mahallesine düzenlediği hava saldırısı sonucu çıkan yangını söndürmeye çalışan itfaiye ekipleri (AFP)
İsrail’in Beyrut’un güneyindeki el-Kafaat mahallesine düzenlediği hava saldırısı sonucu çıkan yangını söndürmeye çalışan itfaiye ekipleri (AFP)
TT

İsrail hava saldırıları Beyrut banliyölerini ve Güney Lübnan’ı hedef aldı

İsrail’in Beyrut’un güneyindeki el-Kafaat mahallesine düzenlediği hava saldırısı sonucu çıkan yangını söndürmeye çalışan itfaiye ekipleri (AFP)
İsrail’in Beyrut’un güneyindeki el-Kafaat mahallesine düzenlediği hava saldırısı sonucu çıkan yangını söndürmeye çalışan itfaiye ekipleri (AFP)

İsrail’in saldırıları hız kesmeden devam ediyor; Güney Lübnan, Bekaa Vadisi ve Beyrut’un güney banliyösündeki farklı bölgeler hedef alınıyor.

Bugün sabaha karşı İsrail, güneydeki üç bölge ile Aramun’a hava saldırısı düzenledi. Resmî kaynaklara göre bu saldırılardan biri bir apartmanı hedef aldı.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), İsrail savaş uçaklarının el-Kafaat ve Haret Hreik bölgelerine iki ayrı saldırı gerçekleştirdiğini bildirirken, Aramun’daki saldırının ise bir binanın üst katlarındaki bir daireyi vurduğunu aktardı.

csde
İsrail’in Beyrut’un güneyindeki el-Kafaat mahallesine düzenlediği hava saldırısının ardından yol üzerinde görülen enkaz ve moloz yığınları (AFP)

NNA, şafak vakti gerçekleştirilen bir dizi hava saldırısı ve topçu atışının güneydeki bazı beldelere yöneldiğini de belirtti.

Güneyde şiddetli hava saldırıları

Güneyde ise İsrail savaş uçakları bu sabah, Sayda ilçesine bağlı Vadi Arab el-Cel köyüne yoğun hava saldırısı düzenledi. Saldırının etkisi Sayda ve doğusunda da duyuldu. Olay öncesinde İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, özellikle Vadi Arab el-Cel köyü sakinlerini acil uyarı yaparak bilgilendirdi.

Adraee, X hesabından yaptığı paylaşımda, “Yakın zamanda İsrail ordusu, Hizbullah’a ait askerî altyapıyı hedef alacak. Haritada kırmızı ile işaretlenmiş binadaki ve çevresindeki yapıların sakinlerini derhal tahliye etmeye ve binadan en az 300 metre uzaklaşmaya çağırıyoruz. Bu bölgede kalmanız tehlikeye yol açar” ifadelerini kullandı.

Gece yarısından itibaren İsrail savaş uçakları, Taybe, Debal, Deyr Kifa, Kana, Zebkin, Kafr Cuz, Habuş, el-Beyad, Secd, Bint Cubeyl, Arid, Debbin, el-Hıyam ve el-Kufur gibi güneydeki birçok beldeyi hedef alan bir dizi hava saldırısı gerçekleştirdi.

Deyr Kifa’daki saldırıda üç kişi enkaz altında kalarak yaşamını yitirdi, Kana beldesinin el-Huşne bölgesine düşen bir füze ise patlamadı.

fsvfd
İsrail’in Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarının ardından yükselen dumanlar (Reuters)

Hava saldırılarına paralel olarak, bazı beldelerin çevresi de İsrail topçu birliklerinin bombardımanına maruz kaldı. Bu kapsamda, Cibal el-Batm, Yatar, Zebkin, Taybe, el-Hıyam ve Kafr Şuba çevresindeki bölgeler hedef alındı.

Bir vatandaşın kaçırılıp ardından serbest bırakılması

Şarku’l Avsat’ın NNA’dan aktardığına göre İsrail birlikleri şafak vakti sınır kasabası Kafr Şuba’ya girerek beldenin çevresindeki bazı evleri bastı. Kasım el-Kadiri’yi alıkoyan birlikler, ardından beldenin yüksek kesimlerindeki mevzilerine geri çekildi.

Daha sonra NNA, İsrail güçlerinin el-Kadiri’yi serbest bıraktığını bildirdi; detay verilmedi.

Avichay Adraee, 36. Tümen’in Güney Lübnan’da yürütülen kara operasyonunu genişletmek için harekâta katıldığını ve bunun ‘ileri savunma hattını’ güçlendirme çerçevesinde gerçekleştiğini belirtti.

Adraee, tümen birliklerinin son günlerde, Güney Lübnan’daki ek hedeflere yönelik yoğun kara faaliyetleri yürüttüğünü ve bu sayede askerî varlığın artırıldığını ve savunma hattının güçlendirildiğini açıkladı.

Ayrıca, 36. Tümen’in, 91. Tümen ile birlikte daha önce başlatılan görevleri tamamlayarak ileri savunma hattını pekiştirdiğini ve hedefin İsrail’in kuzeyinde yaşayanlar için ek güvenlik katmanı oluşturmak ve tehditleri ortadan kaldırmak olduğunu vurguladı.

Adraee, kara birliklerinin girişinden önce bölgedeki bir dizi hedefin hem topçu hem de hava saldırılarıyla vurulduğunu da belirtti.

Lübnan ordusu Sadikin’deki Lübnanlıları tahliye etti

Buna paralel olarak, Lübnan ordusu gece yarısına doğru, Sadikin beldesinde kalan vatandaşların güvenli bir şekilde tahliye edilmesine eşlik etti ve yardımcı oldu. Bu adım, İsrail ordusunun, Sur’daki halka yaptığı uyarının ardından gerçekleşti.

Daha önce benzer bir uyarı Cibal el-Batm sakinlerine de iletilmişti.

Savaşın başlamasından bu yana 886 kişi hayatını kaybetti

Ortadoğu’daki savaş, Lübnan’ı 2 Mart’ta etkisi altına aldı. Hizbullah, ABD-İsrail saldırısının ilk gününde İran Dini Lideri Ali Hamaney’nin suikastına yanıt olarak İsrail’e roket attı. İsrail ise geniş çaplı hava saldırıları düzenleyerek, Güney Lübnan’a birliklerini soktu.

grfe
Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail hava saldırısı sonucu hasar gören bir bina (AP)

Lübnan Sağlık Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, İsrail saldırıları sonucu 886 kişinin hayatını kaybettiğini, bunların arasında 67 kadın ve 111 çocuğun bulunduğunu; ayrıca 2 bin 141 kişinin yaralandığını duyurdu.

Yetkililer, 2 Mart’tan bu yana bir milyondan fazla kişinin göçmen kaydı yaptırdığını ve 130 binden fazla kişinin 600’ü aşkın toplu barınma merkezinde ikamet ettiğini bildirdi.

Öte yandan İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz dün yaptığı açıklamada, Lübnan’daki göçmenlerin Litani Nehri güneyindeki evlerine, İsrail’in kuzeyindeki halkın güvenliği sağlanmadan dönmeyeceklerini vurguladı.


Dünya daha geniş kapsamlı bir savaşa mı sürükleniyor?

Tahran petrol rafinerisini hedef alan hava saldırılarının ardından meydana gelen patlamalar, 7 Mart 2026 (AFP)
Tahran petrol rafinerisini hedef alan hava saldırılarının ardından meydana gelen patlamalar, 7 Mart 2026 (AFP)
TT

Dünya daha geniş kapsamlı bir savaşa mı sürükleniyor?

Tahran petrol rafinerisini hedef alan hava saldırılarının ardından meydana gelen patlamalar, 7 Mart 2026 (AFP)
Tahran petrol rafinerisini hedef alan hava saldırılarının ardından meydana gelen patlamalar, 7 Mart 2026 (AFP)

Christopher Phillips

Dünya bugün topyekun bir savaşın eşiğinde mi? İsrail ve ABD'nin İran'a yönelik saldırıları bazı çevrelerde bu konuyla ilgili endişe yarattı. İngiliz The Telegraph gazetesi 7 Mart’ta, ‘İngiltere’nin Üçüncü Dünya Savaşı'na sürüklenme olasılığına’ dair uyaran bir manşet yayınladı. Öte yandan NATO'nun eski üst düzey komutan yardımcısı Richard Shirreff, bu çatışmanın ‘Üçüncü Dünya Savaşı’nın son kıvılcımı olabileceği’ uyarısında bulundu. Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy de bir ay kadar önce, BBC'ye verdiği röportajda, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i ‘Üçüncü Dünya Savaşı'nın fitilini ateşlemekle’ suçladı.

1945 yılındaki son dünya savaşının sona ermesinden bu yana, analistlerin ‘dünya savaşından’ söz etmeleri alışılmış bir klişe haline geldi, fakat bu kez durum farklı mı? Ukrayna ve İran'daki savaşlar mağdurlar için trajik olmasına rağmen, önceki dünya savaşlarına kıyasla bu çatışmalara yönelik küresel müdahalenin kapsamı hala sınırlı kalmaya devam ediyor. Ancak, Richard Shirreff’in dünyanın bugün tanık olduğu olayların daha geniş çaplı bir savaşın kıvılcımını ateşleyebileceği yönündeki görüşü doğru olabilir mi? Peki, son dönemdeki küresel jeopolitik değişiklikler, bu çatışmaların ‘dünya savaşlarına’ dönüşme olasılığını artırmada bir rol oynadı mı?

Bir dünya savaşına doğru sürükleniş

İnsanlık tarihinin büyük bir bölümünde, iletişim ve sanayi kapasitelerinin yetersizliği nedeniyle dünya savaşları imkansızdı. Çin’deki Üç Krallık Savaşı, Asya’daki Moğol istilaları ya da Avrupa’daki Otuz Yıl Savaşları gibi belli bir bölgede yaşanan çatışmalar her ne kadar korkunç olursa olsun, ‘dünya çapında’ değildi.

Ancak lojistik ve endüstriyel kapasitelerin bu genişlemeyi mümkün kılmasıyla durum değişti. 1914-1918 yılları arasında yaşanan Birinci Dünya Savaşı, ‘dünya savaşı’ olarak adlandırılan ilk savaş olsa da 18’inci ve 19’uncu yüzyıllarda Avrupa kıtasında yaşanan örneğin, Yedi Yıl Savaşları ve Napolyon Savaşları gibi çatışmalar, Kuzey ve Güney Amerika, Hindistan ve Karayipler'i de kapsayacak şekilde genişledi ve küresel bir boyut kazandı. Bu çatışmalar, 70'ten fazla ülkenin savaşa katıldığı ve çoğu sivil olmak üzere 75 milyondan fazla kişinin hayatını kaybettiği İkinci Dünya Savaşı'nda kanlı zirveye ulaştı.

Gelişmiş teknolojinin yardımıyla savaşlar küresel bir boyut kazandı; ancak bu savaşların kapsamını genişleten temel etken, iki savaşan taraf arasındaki çatışmanın daha fazla tarafı içine çekmesine olanak tanıyan ittifaklardı.

Bu savaşların, gemilerin ve daha sonra uçakların dünyanın en ücra köşelerine ulaşmasını sağlayan gelişmiş teknolojinin yardımıyla küresel bir nitelik kazandığına şüphe yok. Ancak aynı zamanda söz konusu savaşların kapsamını genişleten temel etken, iki savaşan taraf arasındaki çatışmanın daha fazla tarafı içine çekmesine olanak tanıyan ittifaklardı. Örneğin, bu tür ittifaklar, 1756'da Fransa ile İngiltere arasındaki rekabetin Kuzey Amerika'daki kolonileriyle sınırlı kalmayıp, Londra'nın müttefiki Prusya’nın (bugünkü Almanya'nın doğu kesiminde kurulmuş Berlin merkezli Alman krallığı), Avrupa'da Paris'in müttefikleri olan Rusya ve Avusturya’ya karşı savaşlar yürüttüğünü gördük. Öte yandan, İngiliz komutasındaki Hint askerler, Hindistan'da Fransız komutasındaki Hint askerlerle savaştı. Ayrıca Avrupa’daki karmaşık ittifaklar ağının, 1914 yılında Bosna'da bir Avusturya düküne yapılan suikastın kıtada bir çatışmanın fitilini ateşlemesi ve 1939 yılında Almanya'nın Polonya'yı işgal etmesi, tarihin en yıkıcı savaşının başlamasına neden oldu.

fvgf
İkinci Dünya Savaşı sırasında Sovyet roket fırlatma rampaları 1941 (AFP)

Ancak 1945'te bu savaşın sona ermesinden bu yana, dünya liderleri bu tür yıkıcı küresel çatışmaları önlemek için bilinçli çabalar sarf ettiler. Nükleer silahlar yoluyla kesinleşecek karşılıklı yıkım korkusu, ABD ve Sovyetler Birliği'nin hâkim olduğu iki kutuplu bir siyasi sistemin ortaya çıkması ve Birleşmiş Milletlerin (BM) kurulması, bu çabaları güçlendirmede önemli rol oynayan temel faktörlerdi. Savaşlar tamamen ortadan kalkmadı ve çoğu korkunçtu, ancak çoğu belirli bölgelerle sınırlı kaldı. Yayıldıklarında da bu ilgili bölge içindeydi, küresel düzeyde değildi. Örneğin, 1962 yılında Washington ve Moskova, büyük zorluklarla Küba konusunda doğrudan bir çatışmayı önleyebildi. Bunun yerine süper güçler, Vietnam, Afganistan ve Angola gibi yerlerde, dünya çapındaki iç savaşlarda rakip tarafları destekleyerek vekalet savaşları yürütmeyi tercih etti.

Ukrayna'daki savaşın aksine İran ile olan çatışma, hedef alınan ülkenin sınırlarının ötesine çoktan yayıldı. Tahran'ın misillemesi, insansız hava araçları (İHA) ve füzeler kullanılarak Körfez ülkeleri ve bölgedeki diğer yerlere ulaştı.

Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle dünya savaşları bir daha ortaya çıkmadı. ABD’nin ‘tek kutuplu’ hakimiyetiyle karakterize edilen 1991 sonrası dönemde, çoğu Washington'ın küresel egemenliğini dayatma arayışıyla kışkırttığı bir dizi savaş yaşandı. Ancak ABD’nin küresel hakem rolünü üstlenmesi, ona fiilen meydan okuyabilecek rakip bir ittifakın ortaya çıkmasını imkansızlaştırdı ve çatışmalar, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi yerel düzeyle sınırlı kaldı.

Çok kutuplu bir dünyada riskler artıyor mu?

Günümüzde çok kutuplu bir dünyaya geçiş tehlike çanlarını çaldırmalı. Çok kutupluluk, 1945'ten önce dünya savaşlarının patlak verdiği dönemde hâkim modeldi. Uluslararası ilişkiler uzmanları, çok kutupluluğun, çatışmayı tetikleyebilecek güç blokları arasında çok sayıda rekabetin varlığı nedeniyle, bu tür çatışmaların daha az olduğu ikili veya tek kutuplu sistemlere kıyasla, geniş çaplı çatışmaların çıkma olasılığını artırdığı görüşünde. Tüm bu endişelere rağmen, çok kutuplu dönemin henüz uluslararası ilişkiler uzmanlarının uyardığı ‘süper güçler’ çatışmasına tanık olmadığını belirtmekte fayda var.

dfv
İngiliz Kraliyet Donanması'na ait HMS Dragon destroyer gemisi, bölgedeki İngiliz savunmasına takviye sağlamak üzere Portsmouth Kraliyet Donanma Üssü'nden ayrılıp Doğu Akdeniz'e doğru yola çıktı, 10 Mart 2026 (AFP)

Ukrayna’daki Savaş, süresinin uzunluğuna ve şiddetine rağmen, şu ana kadar Soğuk Savaş döneminde görülen vekalet savaşlarına benziyor. Ukrayna’nın destekçileri olan ABD ve Avrupa güçleri, savaşa doğrudan müdahil olmaktan kaçındılar. Kiev'e para ve silah sağlamakla yetindiler. Bu tıpkı Washington’ın 1980’li yıllarda Afgan mücahitleri silahlandırmasına ya da Çin ve Sovyetler Birliği'nin Vietkong'u (Ulusal Kurtuluş Cephesi- NLF) silahlandırıp eğitmesine benziyor. Benzer şekilde, İran'a karşı savaş da şu ana kadar ABD'nin tek kutuplu hakimiyeti dönemindeki çatışmaları da andırıyor. ABD’nin 2000’li yıllarda Irak ve Afganistan'ı işgal ettiği, 1999 yılında Sırbistan'ı bombaladığı gibi, İran'a karşı başlattığı savaş da eşitliğin olmadığı bir çatışma oldu. ABD ve müttefiki İsrail, ezici bir askeri üstünlüğe sahipler ve süper güçlerden bir rakibe karşı değil, kendilerinden çok daha zayıf bir bölgesel güce hakimiyetini dayatmaya çalışıyorlar.

Ancak İran ile savaş, Ukrayna'daki savaşın aksine, hedef alınan ülkenin sınırlarının ötesine çoktan yayıldı. Tahran'ın misillemesi, İHA’lı ve füzeli saldırılarla Körfez ülkeleri ve diğer bölgesel hedeflere kadar uzandı. Hizbullah'a yönelik destek saldırıları ise İsrail'i Lübnan'ı çatışmanın merkezine yerleştiren geniş çaplı bir harekât başlatmaya itti. İran'ın müttefikleri olan Husiler, Haşdi Şabi (Halk Seferberlik Güçleri) ve Hamas, bulundukları Yemen, Irak ve Filistin'i çatışmayı genişletmek için birer arena olarak görebilirler, ancak Ortadoğu ve dünya ekonomisi üzerindeki yıkıcı etkilerine rağmen, bu durum bir küresel çatışmaya dönüşmeyecektir. Çatışmanın bu düzeye ulaşması için küresel güçlerin müdahalesi gerekli olsa da böyle bir şey şu anda olası görünmüyor.

Eğer Trump İran'da ya da Putin Ukrayna'da başarılı olursa, onların ya da onlardan sonra geleceklerin başka yerlerde de aynı yönteme başvurma olasılığı artar mı?

İran hem Rusya hem de Çin ile yakın ilişkilere sahip olsa da 1756'da İngiltere ile Fransa'yı ya da 1914'te Avrupa güçlerini bir araya getiren ittifaklara benzer bir askeri ittifaka sahip değil. Rusya, Tahran ile İHA’ların kullanımı konusunda deneyimlerini paylaştı ama bu durum Ukrayna ve İran savaşlarını, örneğin, 1941'den sonra İkinci Dünya Savaşı'nın bir parçası haline gelen Çin-Japonya Savaşı'nda olduğu gibi, tek bir bağlantılı çatışmanın parçası haline getirmez. Hatta Başkan Donald Trump, Rus petrolünün pazara girişini kolaylaştırmak için Moskova'ya yönelik yaptırımları geçici olarak hafifletti; bu da İran ve Rusya'yı tek düşman olarak gören bir hükümetin davranışını yansıtmıyor.

Normların yıkılması

Şu anda Ukrayna’daki savaşın ya da İran’a karşı savaşın, genişleyip küresel çatışmalara dönüşebileceğini hayal etmek zor. En büyük tehlike, bu savaşların daha da tırmanabilecek yeni bir çatışma dönemine zemin hazırlaması olacaktır. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Putin ve Trump, savaşlarını başlatırken uluslararası teamülleri hiçe saydılar. İkisi de İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki çoğu çatışmada olduğu gibi, BM’de haklarını savunmaya ya da uluslararası destek toplamaya çalışmadı. Her ikisi de eylemlerini meşrulaştırmak için gerekçeler bulsa da bu gerekçelere ikna olan çok az kişi var ve çoğu insan bunu süper güçlerin bir güç gösterisi olarak görüyor. Bu da diğer küresel güçlerin kendi çıkarlarını gerçekleştirmek için onların izinden gitme olasılığını artırıyor.

cd
Hürmüz Boğazı yakınlarındaki Umman Körfezi'nde, ABD'nin USS Abraham Lincoln uçak gemisinin güvertesinde bulunan F-18 tipi uçaklar, 15 Temmuz 2019 (Reuters)

Çin’in Tayvan’ı bir şekilde hedef almasını, Etiyopya'nın Eritre'ye baskı uygulamasını ya da Hindistan'ın Keşmir'de daha derin bir ilerleme kaydetmesini görebilir miyiz? Trump İran'da, Putin ise Ukrayna'da başarılı olursa, onların ya da onlardan sonra geleceklerin başka yerlerde de aynı yönteme başvurma olasılığı artar mı? Uluslararası ilişkiler araştırmacıları, çok kutuplu bir dünya sisteminde, hedeflerine ulaşmak için güç kullanmaya hazır aktörlerin sayısı arttıkça, çatışma çıkma olasılığının da arttığına işaret ediyor. Böyle bir ortamda, ülkeler gelecekte kendilerini savunmak için 1914 yılında görüldüğü gibi askeri ittifaklar kurmaya çalışacaklardır ki, İran şu anda böyle bir ittifaka sahip değil. Tüm bunlar, şu anda uzak görünse de gelecekte bir dünya savaşının patlak verme olasılığını artırıyor.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


ABD’deki bir jüri heyeti, Esed döneminden bir Suriyeli yetkiliyi işkence suçundan mahkûm etti

Eski cezaevi yetkilisi, astlarına siyasi mahkûmlara ağır fiziksel ve psikolojik işkence çektirmeleri emrini verdi. (Arşiv – Reuters)
Eski cezaevi yetkilisi, astlarına siyasi mahkûmlara ağır fiziksel ve psikolojik işkence çektirmeleri emrini verdi. (Arşiv – Reuters)
TT

ABD’deki bir jüri heyeti, Esed döneminden bir Suriyeli yetkiliyi işkence suçundan mahkûm etti

Eski cezaevi yetkilisi, astlarına siyasi mahkûmlara ağır fiziksel ve psikolojik işkence çektirmeleri emrini verdi. (Arşiv – Reuters)
Eski cezaevi yetkilisi, astlarına siyasi mahkûmlara ağır fiziksel ve psikolojik işkence çektirmeleri emrini verdi. (Arşiv – Reuters)

ABD Adalet Bakanlığı, Los Angeles’ta bir federal jüri heyetinin, eski Suriye hükümet yetkilisi ve Beşşar Esed döneminde Şam Merkez Hapishanesi’nin müdürü olan Semir Osman eş-Şeyh’i işkence suçlamasıyla mahkûm ettiğini açıkladı.

Bakanlık dün yayımladığı açıklamada, 73 yaşındaki eş-Şeyh’in bir işkenceyi planlama suçlaması ve Adra Hapishanesi’ndeki tutuklulara uygulanan işkenceye ilişkin üç ayrı suçtan mahkûm edildiğini duyurdu.

Resmî belgelerde eş-Şeyh’in 2005-2008 yılları arasında hapishanenin müdürü olduğu ve suçlamalar karşısında suçsuz olduğunu savunduğu belirtiliyor. Avukatları, karar karşısında ‘hayal kırıklığı’ yaşadıklarını belirterek, eş-Şeyh’in tüm itiraz ve temyiz yollarını kullanacağını açıkladı.

Adalet Bakanlığı, jüri heyetinin ayrıca eş-Şeyh’i Amerikan göçmenlik makamlarını yanıltmak, yeşil kart almak ve sahtecilik yoluyla Amerikan vatandaşlığı başvurusunda bulunmakla da suçladığını bildirdi.

Eş-Şeyh’e yönelik suçlamalar 2024 sonlarında yöneltilmişti. Savcılar, eş-Şeyh’in astlarına siyasi ve diğer tutuklulara ciddi fiziksel ve psikolojik acı çektirmeleri talimatını verdiğini, bazen kendisinin de bu eylemlere katıldığını ifade etti.

Bakanlık, işkencenin amacının halkı Esed rejimine karşı çıkmaktan caydırmak olduğunu belirtti.

Savcılar, güvenlik birimlerinde görev yapan eş-Şeyh’in, Esed’in üyesi olduğu Suriye Baas Partisi ile bağlantılı olduğunu ve 2011 yılında eski Devlet Başkanı tarafından Deyrizor Valisi olarak atandığını söyledi.

Adalet Bakanlığı, eş-Şeyh’in üç işkence suçundan ve bir işkenceyi planlama suçundan her biri için azami 20 yıl hapis cezasıyla karşı karşıya olduğunu belirtti.

Ayrıca göçmenlik ve vatandaşlık sahtekârlığı suçları için her bir suçtan azami 10 yıl hapis cezası öngörülüyor. Eş-Şeyh, ABD’de tutuklu bulunuyor.

Suriye muhalefeti, 50 yılı aşkın süren Esed rejimini 2024 sonunda sonlandırmıştı. On yıldan uzun süren iç savaş, yüzbinlerce kişinin ölümüne ve mülteci krizine yol açarken şehirleri harabeye çevirmişti. Ardından Ahmed eş-Şera Cumhurbaşkanı olarak göreve gelmiş ve Batı ile ilişkileri geliştirmeye çalışmıştı.