Yemen'de sahne barış için mi hazırlanıyor?

İkinci Riyad Konferansı’nın çıktıları, devleti restore etme ve savaşı sona erdirme sürecinde bir dönüm noktası oluşturuyor.

İkinci Riyad Konferansı (AFP)
İkinci Riyad Konferansı (AFP)
TT

Yemen'de sahne barış için mi hazırlanıyor?

İkinci Riyad Konferansı (AFP)
İkinci Riyad Konferansı (AFP)

Halid el-Yemani*
Yemenliler, Körfez İşbirliği Konseyi'nin (KİK) değerli himayesinde geçen hafta gerçekleştirilen İkinci Riyad Konferansı'nda Yemen devletinin mustarip olduğu zayıflık, kararlı bir liderlik vizyonunun yokluğu ve yolsuzluğun yaygınlaşmasına karşı devletin yeniden yapılandırılması hususunda hemfikirler.   
Geçen haftaki yazımda, İkinci Riyad Konferansı’nda gerçekleşeceklerin niyetlerin samimiyetine, iradelerin birleşmesine, Arap ittifakındaki kardeşlerin üzerinde artan bir yüke dönüşmemek dahil herkesin hizipsel, bölgesel ve bireysel dar çıkarları aşmasına bağlı olacağını belirtmiştim. Riyad’da toplananların karşılığı da Yemen ihtilafında karanlık tünelin sonunu görmeyi dört gözle bekleyen kardeşlerimizin ve dostlarımızın bizden beklediği yönde oldu.
Bu, eski Cumhurbaşkanı Abdurabbu Mansur Hadi'nin perşembe günü cumhurbaşkanlığı yetkilerini Başkanlık Konseyi'ne devretme yönünde aldığı tarihi karar sayesinde oldu. Zira bu karar işleri rayına soktu. Husi projesine karşı çıkan tüm güçleri birleştirmek, Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyon için her zaman ciddi bir endişe kaynağı oldu. İşaretleri ufukta beliren Yemen barışının yararlarını ele almak için gerekli bir giriş noktası sayıldı.
Bir sonraki aşamanın çehresi, Başkanlık Konseyi Başkanı Sayın Dr. Reşad el-Uleymi'nin ilk konuşmasında belirdi. İkinci Riyad Konferansı sonuçlarının devleti restore etme, savaşı sona erdirme ve sürdürülebilir barışı tesis etme sürecinde bir dönüm noktası oluşturduğunu vurgulayan Uleymi, Başkanlık Konseyi’nin kendisine uzanan bir el bulursa barış için elini uzatacağını, ancak aynı zamanda bir savunma ve güç konseyi olduğunu kaydetti.
Koalisyon lideri Suudi Arabistan'ın Yemen devletini restore etmeye yönelik çabaları kapsamında olup bitenleri dikkatle okuduğumuzda, Yemen'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan stratejik vizyonunun birbirini tamamlayan iki rotada ilerlediğini ve hepimizin gerçekleştirmeye çalıştığı asil hedefe ulaşmak için bunu kuvvetle desteklediğini görüyoruz.
Birinci rota, şimdi devleti restore etme projesine bağlı tüm güçlerin yeniden düzenlenmesi ve birleştirilmesi yoluyla gerçekleştiriliyor. Önceki yazılarımda ve röportajlarımda, İkinci Riyad Konferansı'nın İran'ın Yemen projesine karşı çıkan tüm güçleri birleştirmesinin ve bilhassa hükümet ile Güney Geçiş Konseyi arasında Suudi Arabistan himayesinde Kasım 2019'da varılan Riyad Anlaşması'nın tamamlanmasının, Cumhuriyet Muhafızları Siyasi Bürosu ile temsil edilmeyen Selefi güçlerin kapsanmasının önemine değinmiştim.
İkinci Riyad Konferansı’nda gerçekleşen ve dikkate değer bir gücü ortaya çıkaran birleşme süreci, hala birçok zorlukla karşı karşıya bulunuyor.
Bunlardan biri de, devleti restore etme projesindeki dağınık çabaları bir araya getirmek, çatışma ve parçalanmayı reddetmek için tüm bileşenlerinin bir ekip gibi çalışmasıdır.
Bugün, tüm bu güçler tek bir potada kaynaşmış, savaşı sona erdirme ve barışı sağlama hedefine ulaşmak için koalisyon liderliğinin arkasında aynı bayrak altında toplanmış durumda.
Suudi Arabistan liderliğindeki KİK ülkelerinden kardeşlerin samimi ve kardeşçe himayesi altında Riyad'da bir araya gelen muhatapların kolektif bir biçimde düşünmeleri, dün bölünmüş olan tarafları bir araya getirdi.
Rakiplerin çekişmeleri ve birbirlerini zayıflatmaları sebebiyle parçalanan tarafları birleştirdi.
Düne kadar bölünmüş olan tarafların anlaşmazlıklarını bir kenara bırakmalarının, saflarını birleştirmelerinin, ortak düşmanlarına karşı birlikte hareket etmelerinin imkansızlığına işaret eden rahatsız edici görüşler var. Bu nedenle dün ayrı, bugün yoldaş olan taraflar, geçmiş deneyimlerden ders almalı ve bunları bir an önce aşmalılar. Anlaşmazlıkları bir kenara bırakıp Başkanlık Konseyi öncülüğünde yenilenen meşruiyetin arkasında durmalılar.

Başkanlık Konseyi: Anavatanın emaneti
Son 7 yılın başarısızlıkları bugün herkesin gözü önünde. Önceki aşamalarda onurlu ulusal güçler, sorunları çözmeyi amaçlayan samimi bir çabayla her zaman bunlarla mücadele ettiler. Bugün Başkanlık Konseyi'nin karşı karşıya olduğu zorluklar, tahminlerin ötesinde. Ancak, bu hassas aşamada bize önderlik eden vatansever şahsiyetler, sorunların büyüklüğünün farkında ve kardeşlerimizin samimi desteğiyle herkesin onlara karşı koymaya katılmasını umuyor.
Yapılması gerekenlerin başında, içeriye dönme, vatandaşların devlet otoritelerine olan güvenini yeniden tesis etme, askeri, güvenlik ve sivil kurumları aktifleştirme ve birleştirme, Yemen diplomasisini ve yurtdışındaki misyonlarını yeniden yapılandırma, hükümet performansını reforme etme ve ülke içindeki kötü yaşam koşullarını iyileştirme meseleleri geliyor.
Geçmiş yıllarda üstlendiğim çeşitli görevlerden edindiğim tecrübeye dayanarak, siyaset sahnesini karıştırmak, Başkanlık Konseyi tecrübesinin başarılı olma olasılığı hakkında şüphelere yol açmak, Suudi Arabistan’daki kardeşlerin samimi kardeşlik niyetlerini kötülemek için gece gündüz çalışan aktif güçlere karşı uyarmadan edemiyorum. Bu güçler, savaş ağalarının ve vurguncularının tarafındadırlar, dolayısıyla milli eylemlerden dışlanmalı ve yalıtılmalıdırlar.
Başkanlık Konseyi'nin önündeki en büyük zorluk, barış mücadelesini yürütmek ve sonuçlarını hazırlamaktır. Buna paralel olarak, iç birliği güçlendirmek ve yalnızca güçlülerin barışı sağlayabileceğini temel alarak çeşitli cephelerde yiğit kuvvetlerimizi desteklemektir. Bu durumda, rakibi kontrol altına alma, Husi milislerine lojistik malzeme temin etmek için kaçakçılık yaparak Yemen halkının kanıyla zenginleşen savaş ağalarının kökünü kazıma, en büyük öncelik ve şiddetin kontrol altına alınmasının ana faktörlerinden biri olmaya devam ediyor.

Olaylara gebe günler
Fakat vatan ve kader ortaklarımız Husilerin samimi katılımı olmadan barışa nasıl ulaşılabilir? Bu sorunun cevabı, Suudi Arabistan’ın bölgedeki ve dünyadaki liderlik rolüne dayanan stratejik vizyonunun öncülük ettiği çabanın ikinci rotası ile bağlantılıdır.
İkinci Riyad Konferansı’nın çıktıları ve etrafında oluşan Körfez mutabakatı, barış söyleminin kristalleşmesinde yeni bir aşamaya girildiğini gösteriyor. Askeri seçeneğin başarısız olduğunun altını çizen ifadeler, Husiler dahil olmak üzere herkesi barış seçeneğine ve siyasi çözüme davet etme eğilimini içeren sonuç bildirgesi, bilhassa BM Özel Elçisi gözetiminde yürütülen ateşkesin yürürlüğe girmesinden birkaç gün sonra yayınlandığı için, satırları arasında pek çok işaret taşıyordu. Ateşkes ihlallere rağmen halen yürürlükte ve milyonlarca Yemenli ateşkesin bozulmaması, savaş sayfasını kapatma ve tam bir barış sürecine girme adımlarına zemin oluşturması için bu mübarek günlerde Cenab-ı Hakk'a dua ediyor.
Ortak Yemenimiz ile ilgili vizyonları ve ülke içindeki çıkarları kapsamında Husiler, Riyad'da yaşananların ve yaşanmakta olanların ne Yemen ne de çıkarlarıyla hiçbir ilgisi olmadığı, barışla bir bağı olmadığı, dolayısıyla Riyad’da olup bitenlerin onları ilgilendirmediği konusunda ısrar ediyorlar. Ancak buna rağmen tüm Yemenliler, Suudi Arabistan'daki kardeşlerin himayesinde, Yemen mutabakatına kapılarını açık tutan Körfez evi çatısı altında yeniden bir araya gelmeyi ve bölünme sayfasını kapatmayı içtenlikle umuyorlar.
Sana'dan gelen ve talep çıtaları günlük olarak değişen açıklamalarda duyduklarımıza rağmen gözlemciler, Husi liderliğinin ateşkes belgesine bağlı kalacağına oldukça fazla güveniyorlar. Zira bu, içerdiği taahhütler ile uluslararası hukuktaki temellerin ötesine geçen bir ateşkes belgesi. Bu taahhütlere bağlı olarak BM’nin gözetiminde atılacak ardışık adımlar; Sana Havaalanı’nın ve Taiz'deki geçiş noktalarının açılması, Hudeyde'de kolaylıklar sağlanmasıdır.  Bunlar, sonunda savaşı sona erdirecek sonraki adımlarla ilgili önerileri tartışmak üzere masaya oturulmasını temin edecek karşılıklı güven artırıcı eylemlerin bir parçasıdır.
Suudi Arabistan pozisyonunu belirledi, memleketlerine barışı ve bir arada yaşamı geri döndürme, çatışma sayfasının kapatma amacıyla en iyi formülleri müzakere etmeleri için Yemenlileri müzakere masasına oturtacak nesnel ve öznel koşulları hazırladı. Yemenlilerin ulaşacakları sonuçları siyasi, ekonomik ve kalkınma başta olmak üzere çeşitli alanlarda cömertçe destekleme sözü verdi. Peki, bu mübarek ayda önümüzdeki günler bizlere müjdeler taşıyacak mı?
Devleti restore etme güçlerinin saflarını birleştirmelerinden ve meşruiyeti yenilemelerinden, Yemen'deki krizin askeri bir çözümü olmadığını ve barış projesine açık olduklarını tekrarlamalarından sonra, bugün İkinci Riyad Konferansı’nın akabinde 30 milyon Yemenli ile birlikte kritik bir yol ayrımında duruyoruz. Peki, Husi grubu hepimizi içine alan bu vatan projesine katılacak mı?
Yoksa vatanın tek projesi olduğu konusundaki ısrarını sürdürecek mi?
Bugün barışa her zamankinden daha yakınız. Bugün, bu sonuçsuz çekişmenin 8’inci yılında, Yemenliler, barış bayraklarının yükselmesi umuduyla zorlu bir yol ayrımında duruyor ve ellerini uzatıyorlar.
Peki, Husiler bu yolu birlikte tamamlamak için uzanan bu eli mi tutacaklar yoksa bizi şiddetli bir şekilde ek savaş ve yıkım yıllarına mı sürükleyecekler?
Eninde sonunda savaş davulları susacak ve savaşanlar barış masasına oturacaklar, o halde neden bugünden oturmayalım?
* Şarku’l Avsat okurları için Independent Arabia’dan tercüme edilmiştir



Husiler Sana'daki Şeyh el-Ahmar'ın evini kuşattı

Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)
Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)
TT

Husiler Sana'daki Şeyh el-Ahmar'ın evini kuşattı

Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)
Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)

Husi grubu, birkaç gündür Yemen'deki Haşid aşiretinin en önde gelen şeyhlerinden biri olan aşiret lideri Himyar el-Ahmar’ın, Husi kontrolündeki başkent Sana'nın kuzeyindeki el-Hesebe mahallesindeki evine güvenlik kuşatması uyguluyor. Bu hareket, aşiret ve siyasi çevrelerde geniş çaplı kınamalara yol açtı.

Şarku’l Avsat'a bilgi veren kaynaklar, Husi lideri Yusuf el-Madani'nin birkaç gün önce el-Ahmar’ın evinin etrafına sıkı bir güvenlik kordonu kurulması emrini verdiğini söyledi. Maskeli silahlı kişiler zırhlı araçlar ve askeri kamyonlarla eve giden sokaklara konuşlandırıldı ve giriş çıkışları kısıtlamak için kontrol noktaları kuruldu.

Kaynaklara göre, grubun uyguladığı prosedürler arasında Haşid kabilesi ve diğer kabilelerden şeyhler de dahil olmak üzere ziyaretçilerin kimliklerinin kontrol edilmesi ve bazılarının eve girmesinin engellenmesi, diğer ziyaretçilerin ise bir daha el-Ahmer'i ziyaret etmeyeceklerine dair taahhüt imzalamaya zorlanması yer alıyordu. Bu durum, grubun kontrolü altındaki bölgelerde kabile şeyhlerine karşı dikkat çekici bir tırmanış anlamına geliyor.

Şeyh Himyar el-Ahmar, Yemen'deki Haşid kabilesinin en önde gelen şeyhlerinden biridir (Facebook)

Şeyh Himyar el-Ahmar, Yemen'deki Haşid kabilesinin en önde gelen şeyhlerinden biridir (Facebook)

Sana'a'nın kuzeyindeki el-Ahmar’ın evinin yakınlarında yaşayanlar, Şarku’l Avsat'a verdikleri demeçte, mahallede alışılmadık güvenlik takviyelerinin yaşandığını, bunun günlük hayatı etkilediğini ve özellikle artan halk hoşnutsuzluğu doğrultusunda durumun aşiret çatışmalarına dönüşmesi konusunda ciddi endişeler doğurduğunu söylediler.

Bölge sakinleri ayrıca, "provokatif" olarak nitelendirdikleri bu hamlenin, özellikle kuşatma uzarsa veya hedef alınan kişilerin sayısı artarsa, kabileler arasındaki gerilimleri daha da artıracağından endişe ediyorlar.

Boyun eğdirme mesajları

Şeyh Himyar el-Ahmar, Yemen'in siyasi sahnesindeki en büyük ve en etkili kabilelerden biri olan Haşid kabilesinin en önde gelen sosyal figürlerinden biridir. Gözlemciler, bu statüdeki bir kabile figürünü hedef almanın, acil güvenlik endişelerinin ötesine geçen siyasi bir mesaj olarak görülebileceğini değerlendiriyor.

Amran, Sana ve çevresindeki kırsal kesimden aşiret liderleri, Şarku’l Avsat'a yaptıkları açıklamada, Husilerin aldığı önlemlerden duydukları derin memnuniyetsizliği dile getirerek, aşiret önderlerine yönelik devam eden tacizin yerleşik toplumsal normların ihlali ve kuzeydeki aşiretler arasında gerilimi artırma tehdidi olduğunu belirttiler.

Bu tür önlemlerin devam etmesinin, Yemen toplumunda derinden kök salmış aşiret geleneklerine doğrudan bir provokasyon oluşturduğunu, bu geleneklere göre evleri silahlarla kuşatmanın veya kutsallıklarını ihlal etmenin suç sayıldığını vurguladılar.

 Husiler, kendilerine karşı herhangi bir ayaklanma korkusuyla halk üzerinde sıkı bir güvenlik baskısı uyguluyor (EPA)Husiler, kendilerine karşı herhangi bir ayaklanma korkusuyla halk üzerinde sıkı bir güvenlik baskısı uyguluyor (EPA)

Yerel kaynaklar, Husi militanlarının, Haşid aşiretinin önde gelen isimlerinden aşiret şeyhi Cibran Mücahid Ebu Şevarib'i, Sana'nın kuzeyindeki bir kontrol noktasında, el-Ahmar ailesinin evini ziyaretinden dönerken kaçırdığını ve hiçbir açıklama yapmadan bilinmeyen bir yere götürdüklerini bildirdi.

Ziyaretler devam ediyor

Husilerin sıkılaştırdığı güvenlik önlemlerine rağmen, aşiret şeyhleri ​​ve ileri gelenleri, grubun birkaç gündür konut çevresinde uyguladığı kısıtlamaları hiçe sayarak Sana'daki Şeyh Humeyr el-Ahmar’ın evini ziyaret etmeye devam ediyor.

Aşiret kaynaklarına göre önde gelen sosyal figürler, silahlı adamların konuşlandırılması ve bölge çevresinde kontrol noktalarının kurulmasının devam etmesi göz önüne alındığında, "aşiret geleneklerinin ihlali" olarak nitelendirdikleri durumu reddetmek ve dayanışma göstermek için Şeyh el-Ahmar’ın evine ulaşma konusunda istekliydiler.

Kaynaklar, ziyaretlerin gergin bir atmosferde gerçekleştiğini ancak aşiretlerin Şeyh el-Ahmar'a olan sürekli desteğini yansıttığını vurguladı.

Gözlemciler, bu aşiret hareketlerinin taciz politikasını ve evlerin kuşatılmasını reddeden açık mesajlar taşıdığını, Yemen'deki aşiret geleneklerinin evlere özel bir kutsallık tanıdığını ve onları herhangi bir şekilde hedef almayı yasakladığını savundu.

 Bir güvenlik kamerası görüntüsü, Şeyh el-Ahmar’ın evinin önünde daha önce yapılan bir Husi askeri geçit törenini gösteriyor (Facebook)Bir güvenlik kamerası görüntüsü, Şeyh el-Ahmar’ın evinin önünde daha önce yapılan bir Husi askeri geçit törenini gösteriyor (Facebook)

Bu gelişmeler, Husilerin Sana ve diğer şehirleri ele geçirmesinden bu yana, kabilelerin nüfuz dengesini yeniden şekillendirmek ve geleneksel liderleri kendi otoritesine tabi kılmak amacıyla, Husiler ile bir dizi kabile şeyhi ve ileri gelenleri arasında yaşanan gergin ilişki bağlamında ortaya çıkmaktadır.

Tekrarlanan provokasyonlar bağlamında, Husi grubu geçen yıl Ağustos ayında Sana'da merhum Şeyh Abdullah bin Hüseyin el-Ahmar’ın evinin ana kapısı önünde "Humeyni sloganı" atarak askeri geçit töreni düzenledi.


Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlık ettiği Barış Konseyi’nin ilk toplantısı, çeşitli önerileri gündeme taşıdı. Washington yönetimi toplantının çıktısını Gazze Şeridi’nin yeniden imarı için finansman sağlanması ve Hamas’ın silahsızlandırılması başlıklarında özetlerken, Arap tarafı taleplerini Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının tüm maddeleriyle uygulanması, uluslararası istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin Tel Aviv’in engellemeleri olmaksızın görev yapabilmesi üzerine yoğunlaştırdı.

40’tan fazla ülkeden temsilciler ile 12 ülkeden gözlemcinin katıldığı toplantının sonuçlarının uygulama aşamasında başarıya ulaşıp ulaşamayacağı ise tartışma konusu oldu. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, özellikle İsrail’in geri çekilmemesi ve Hamas’ın silahsızlandırılmasına ilişkin net mutabakat sağlanamaması gibi başlıca engeller nedeniyle sürecin ciddi zorluklarla karşılaşabileceğini, bunun da anlaşmanın aksamasına ya da askıya alınmasına yol açabileceğini ifade etti.

Endişeler

Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto, Gazze Şeridi’ndeki barış sürecini zayıflatabilecek girişimlere karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguladı.

Söz konusu açıklama, Subianto’nun, ABD Başkanı Donald Trump tarafından başlatılan Barış Konseyi’nin açılışına katılmasının ertesi gününde geldi. Toplantıda, İsrail saldırılarıyla büyük yıkıma uğrayan Gazze Şeridi’nin yeniden inşası ve bölgede uluslararası bir istikrar gücü oluşturulması konuları öne çıkmıştı.

Trump, ABD’nin konseye 10 milyar dolar bağışta bulunacağını açıklarken; Suudi Arabistan, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Fas, Bahreyn, Katar, Özbekistan ve Kuveyt’in Gazze Şeridi’ne yönelik yardım paketi için 7 milyar dolardan fazla katkı sağladığını belirtti.

Hamas’ın silahsızlandırılması gerektiğini vurgulayan Trump, hareketin söz verdiği üzere silahlarını teslim edeceğini ifade ederek, aksi halde ‘sert bir karşılık’ verileceği uyarısında bulundu. Trump, “Dünya şu anda Hamas’ı bekliyor… Şu an önümüzdeki tek engel o” dedi.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar da Barış Konseyi toplantısındaki konuşmasında Hamas ve diğer grupların silahsızlandırılması planına destek verdiğini açıkladı. Başbakan Binyamin Netanyahu ise toplantı öncesinde “Gazze silahsızlandırılmadan yeniden inşa olmayacak” mesajını vermişti.

Toplantıda konuşan ve yeni kurulan uluslararası istikrar gücünün komutanı olan General Jasper Jeffers, Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk’un güç göndermeyi taahhüt ettiğini açıkladı. Gazze’ye komşu iki ülke olan Mısır ve Ürdün’ün ise polis ve güvenlik güçlerinin eğitilmesini üstlenmeyi kabul ettiği bildirildi.

Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, toplantıda yaptığı konuşmada Batı Şeria ile Gazze Şeridi arasındaki bağın korunmasının önemine işaret ederek, Filistin Yönetimi’nin Gazze Şeridi’ndeki sorumluluklarını yeniden üstlenebilmesi gerektiğini belirtti. Medbuli, Filistinlilerin kendi işlerini doğrudan yürütebilmesi ve teknokrat komitenin Gazze Şeridi’nin tüm bölgelerinde görev yapabilmesi çağrısında bulundu.

Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ise konuşmasında Doha’nın nihai çözüme ulaşılması amacıyla Konsey’in çalışmalarına 1 milyar dolar katkı sağlayacağını duyurdu. Al Sani, Trump liderliğindeki Barış Konseyi’nin ‘20 maddelik planın tam ve gecikmeksizin uygulanmasını’ sağlayacağını ifade etti.

Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde İsrail meseleleri analisti olarak görev yapan Dr. Said Ukkaşe, Barış Konseyi’nde ortaya konan çerçevenin net planlar içermediğini ve bunun anlaşmanın uygulanmasında karmaşaya, hatta tıkanma ve donmaya yol açabileceğini belirtti. Ukkaşe, ABD Başkanı Donald Trump’ın, engellerin giderilmesi ve gerekli mutabakatların sağlanmasına odaklanmadan konseyi hızla devreye sokarak bir başarı elde etmeye çalıştığını ifade etti.

Filistinli siyasi analist Nizar Nazzal da benzer bir görüş dile getirdi. Nazzal, Konsey’in taahhütlerinin uygulama aşamasında sekteye uğrayabileceğini belirterek, ekonomik başlıklara -örneğin yeniden imar için fon sağlanmasına- ağırlık verildiğini, ancak açık bir yol haritası ortaya konmadığını söyledi. Güvenlik boyutunda ise Hamas’ın silahsızlandırılmasının gündeme getirildiğini, buna karşın İsrail’in çekilmesi ya da hareketin geleceği konusunda netlik bulunmadığını kaydetti.

Nazzal, siyasi yükümlülüklerden uzak bu yaklaşımın temel bir sorun teşkil ettiğini vurgulayarak, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması, İsrail’in geri çekilmesi ve teknokrat komitenin yetkilendirilmesi gibi hassas başlıkların güvenlik alanındaki karmaşık dengeler nedeniyle gecikebileceğini ifade etti.

Hamas’ın önceliği

Hamas ise son günlerde ABD Başkanı Donald Trump’ın silahsızlanma yönündeki açıklamalarıyla doğrudan bir polemiğe girmekten kaçınmayı sürdürdü. Hareket, perşembe günü yayımladığı bildiride, Gazze Şeridi’ne ilişkin herhangi bir düzenlemenin ‘İsrail saldırılarının tamamen durdurulmasıyla’ başlaması gerektiğini vurguladı.

Hamas, akşam saatlerinde yaptığı bir başka açıklamada da Gazze’nin ve Filistin halkının geleceğine dair ele alınacak her türlü siyasi sürecin ya da düzenlemenin, ‘saldırıların bütünüyle sona erdirilmesi, ablukanın kaldırılması ve başta özgürlük ve kendi kaderini tayin hakkı olmak üzere Filistin halkının meşru ulusal haklarının güvence altına alınması’ temelinde şekillenmesi gerektiğini belirtti.

ABD’li arabulucu Bishara Bahbah ise perşembe günü basına yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahsızlandırılmasının, mensuplarına güvence ve koruma sağlanmasına bağlı olduğunu ifade etti.

Ukkaşe, ABD ve İsrail’den gelen açıklamaların, silahsızlanma gerçekleşmeden Gazze Şeridi’nde saldırıların durmasının mümkün olmadığına işaret ettiğini savundu. Ukkaşe, Hamas’ın izlediği çizginin örgütün varlığını sürdürme isteğini yansıttığını belirterek, bunun anlaşma maddelerinin tamamlanmasına engel olabileceğini ve Washington’un istikrar gücünün yetkileri ile konuşlandırılma takvimini netleştirmemesi halinde savaşın yeniden başlayabileceğini söyledi.

Nazzal ise Hamas’ın tamamen tasfiyesi üzerinden bir müzakere yürütülmesinin mümkün olmadığını belirterek, hareketin geleceğinin kapsamlı biçimde ele alınması ve karşılıklı tavizlere dayalı formüller yerine gerçek ve ciddi mutabakatlara yönelinmesi gerektiğini ifade etti.


Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
TT

Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)

Trump yönetimi, ülkedeki iç savaş sırasında 2012 yılında kapatılan Şam'daki ABD büyükelçiliğini yeniden açma planlarıyla ilgili olarak Kongre'ye bildirimde bulundu.

Associated Press (AP) tarafından elde edilen ve bu ayın başlarında Kongre komitelerine gönderilen bir bildirimde, Dışişleri Bakanlığı'nın "Suriye'deki büyükelçilik faaliyetlerinin olası yeniden başlatılmasına yönelik aşamalı bir yaklaşım uygulamayı" amaçladığı belirtildi.

10 Şubat tarihli bildirimde, bu planlara ilişkin harcamaların 15 gün içinde, yani gelecek hafta başlayacağı belirtilmişti; ancak planların tamamlanma tarihi veya Amerikalı personelin Şam'a kalıcı olarak ne zaman döneceğine dair bir zaman çizelgesi belirtilmemişti.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre ABD yönetimi geçen yıldan beri, özellikle Beşşar Esed rejiminin Aralık 2024'te beklenen düşüşünden kısa bir süre sonra, büyükelçiliği yeniden açmayı değerlendiriyordu.

Yönetim, bu adımı Başkan Donald Trump'ın Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın gündemindeki en önemli önceliklerden biri olarak belirledi.