Ukrayna-Rusya savaşını durdurma başarısızlığı sonrasında BM olmasaydı dünya daha mı iyi olurdu?

Ukrayna’da işgali durduramayan BM olmasaydı dünya daha mı iyi olurdu? BMGK daimî üyeleri, BM tüzüğünde değişiklik yapılarak azledilebilir

Birçok uluslararası uzman açısından şok edici gerçek, üye devletler istediği zaman uluslararası örgütün verimli ve hızlı çalışması ve üye devletler uzlaşı sağlamadığında çalışmamasıdır (Reuters)
Birçok uluslararası uzman açısından şok edici gerçek, üye devletler istediği zaman uluslararası örgütün verimli ve hızlı çalışması ve üye devletler uzlaşı sağlamadığında çalışmamasıdır (Reuters)
TT

Ukrayna-Rusya savaşını durdurma başarısızlığı sonrasında BM olmasaydı dünya daha mı iyi olurdu?

Birçok uluslararası uzman açısından şok edici gerçek, üye devletler istediği zaman uluslararası örgütün verimli ve hızlı çalışması ve üye devletler uzlaşı sağlamadığında çalışmamasıdır (Reuters)
Birçok uluslararası uzman açısından şok edici gerçek, üye devletler istediği zaman uluslararası örgütün verimli ve hızlı çalışması ve üye devletler uzlaşı sağlamadığında çalışmamasıdır (Reuters)

Tarık eş-Şami
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini durduramaması sonrasında pek çok kişi, uluslararası örgütün geleceğini ve BM olmasaydı dünyanın daha iyi bir durumda olup olmayacağını merak ediyor. Ama bazıları, birçok eksikliğine rağmen BMGK’daki veto hakkının nükleer güçler arasında bir çatışmanın patlak vermesini önlemede gerekli ve yararlı olduğuna inanıyor.
Başarısız olan BM, durduramadığı savaş ortasında kriz zamanlarında diplomatik çabalarda bulunmanın yanı sıra yardım sağlamak, mültecilere ve çocuklara bakmak gibi önemli alanlarda da rolünü sürdürüyor. Peki uluslararası örgütün geleceği nedir? Ukrayna savaşı ortasında onu hangi tehlikeler tehdit ediyor?

Dürüst eleştiri
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir I(Volodimir) Zelensky’nin (sokaklarda korkunç ceset görüntülerinin ortaya çıktığı) Kiev’in Buça banliyösünü ziyaretinden bir gün sonra 5 Nisan’da BMGK’da yaptığı duygusal konuşma, dünyanın BM’yi kapatmaya hazır olup olmadığı konusunda birçok soruyu gündeme getirdi. Ukraynalı lider, BMGK’yı açıkça eleştirirken, BMGK’nın güvence altına alması gereken güvenlik hakkında soru işaretlerine değindi. Zelenski ayrıca, saldırganlıkla mücadele etmek ve barışı sağlamak için tasarlanan ana kurumun, etkin bir şekilde çalışmadığına dikkati çekti.
Ancak Ukrayna Devlet Başkanın gerçek dışı olmayan açık sözlülüğüne ve BMGK önündeki konuşmasını görmezden gelme zorluğuna rağmen bu durum, BM tüzüğünün ilk kez ihlal edilişi değil. Deneyimli bir araştırmacı ve BM politikası uzmanı Thomas Weiss’ın belirttiğine göre uluslararası örgüt, birçok defa öldü. Güç kullanımına yalnızca meşru müdafaa amacıyla veya BMGK tarafından yetki verildiğinde izin verilmesi gerekiyordu. Ancak bununla birlikte tüzüğün hükümleri birçok kez ihlal edildi. Öyle ki bunların sonuncusu Rusya’nın, Batı’nın ‘ihlallerin en iğrenci’ olarak nitelendirdiği Ukrayna saldırısıydı.

Savaşı yasaklama girişimleri
Ancak devletlerin ulusal politikalarının bir aracı olarak savaşı yasaklamaya ve uluslararası anlaşmazlıkları çözmek için barışçıl yolları teşvik etmeye yönelik uluslararası girişimler, ilk olarak 1928’de Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa ve BM’deki barış hareketlerinin teşvik ettiği Kellogg-Briand Paktı ile başladı. Pakt, adını başlıca yazarları olan ABD Dışişleri Bakanı Frank Kellogg ve Fransa Dışişleri Bakanı Aristide Briand’dan almıştır. Pakt, hükümlerine uymayan devletlerin bu anlaşmanın sağladığı avantajlardan mahrum bırakılacağı vaadiyle birlikte, nitelikleri ne olursa olsun anlaşmazlıkları çözmenin bir yolu olarak kabul edilen bir antlaşmadır. Ancak antlaşma amaçlarına ulaşamadı, sadece 11 yıl sonra İkinci Dünya Savaşı patlak verdi.
Ancak BM tüzüğü, askeri müdahale tehdidi yoluyla yasadışı güç kullanımını ortadan kaldırmaya çalışarak doğru yönde atılmış bir adımdı. BM tüzüğü fikri, BMGK’nın beş daimî üyesinin onayına tabi olarak, saldırganlığa otomatik bir yanıt verileceğini öngörüyor. Bu üyeler, İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya, İtalya ve Japonya’yı hezimete uğratan Çin, Fransa, Sovyetler Birliği, Birleşik Krallık ve ABD’ydi.

Destekleyici veya engelleyici mekanizma?
BMGK’nın tüzüğü ve eylem mekanizması, daimî üyelerin itiraz etmemesi halinde, BM’nin saldırgan ülkelere askeri, ekonomik ve yargısal yollarla yanıt vereceği anlamına geliyordu. Bu, beş daimî üyenin desteğine ihtiyaç duyulduğu anlamına gelmiyor. Ama vetoyu oluşturan herhangi bir olumsuz oy kullanılamazdı ve BMGK’nın böyle çalışması gerekiyordu.
Pek çok kişi, BM’nin savaş sırasındaki ihlalleri ve vahşeti durduramaması konusunda Zelenski ile hemfikir olsa da BMGK, aslında olması gerektiği gibi çalışıyor. Öyle ki bir ülkenin, veto hakkını baştan beri kullanması mümkün.

En büyük tehlike
City University New York Graduate Center’da Siyaset Bilimi Profesörü ve Chicago Küresel İlişkiler Konseyi üyesi Thomas Weiss’a göre böyle bir yapının örgütü zayıflatabileceği yönündeki tüm ifadelere rağmen en büyük tehlike, örgütün var olmayacağıdır. Weiss’a göre veto olmasaydı ABD Kongresi, ABD’nin BM’ye katılımını onaylayamazdı. Sovyet lideri Josef Stalin’in veto yetkisinden fayda sağlamasaydı imza atmayacağı da açıktı. Ancak Mart 1946’da ‘Demir Perde’den bahseden dönemin Birleşik Krallık Başbakanı Winston Churchill’in sözlerinde görüldüğü üzere bu ortak eylem umutları, hızla suya düştü.
BM ve BMGK’nın bugüne kadar yürürlükte olan yapısının oluşturulmasında arkasında bir başka neden daha var ve bu neden, ABD’nin ve genel olarak Batı’nın Ukrayna’daki savaşa ilişkin tavrını açıklıyor. Öyle ki uluslararası örgütü kurarken mantık, herkesin teke karşı olduğu fikrine dayanıyordu. Yani saldırgan ülke büyük bir güç değilse ve bir saldırganlık olursa ülkeler, otomatik olarak birlikte müdahale edeceklerdi. Saldırgan ülke büyük bir güç ise o zaman büyük güçler işleri daha da kötüleştirmeye çalışmayacaktır. Çünkü Çin’e, ABD’ye veya Sovyetler Birliği’ne saldırmak bir üçüncü dünya savaşını tetikleyecektir. Bu ilke, yalnızca bir nükleer güç olarak Rusya için değil, aynı zamanda diğer nükleer güçler için de geçerli. Bu bağlamda BMGK, Hindistan ve Pakistan ile karşı karşıya gelmeyi ve Kuzey Kore ile de mücadele etmeyi kabul etmeyecek.

Veto, BM’yi yıkar mı?
Birçok uluslararası uzman açısından şok edici gerçek, üye devletler istediği zaman uluslararası örgütün verimli ve hızlı çalışması ve üye devletler uzlaşı sağlamadığında çalışmamasıdır. Örneğin 1990 yılında dünya ülkeleri, Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin’in Kuveyt saldırısına ve işgaline karşı BM aracılığıyla bir araya geldiğinde dünya, uluslararası sistemi savunuyordu. Ama ne yazık ki Körfez Savaşı, o zamanki uluslararası sistemle ilgili nedenlerden dolayı tek istisna olduğunu kanıtladı. ABD ile Çin’in her biri ve o dönemde son nefesini veren Sovyetler Birliği arasındaki ilişkiler nispeten iyiydi. Saddam Hüseyin, saldırganlığının ‘temel bir uluslararası kuralı’, yani sınırları zorla değiştirmenin yasa dışılığını ihlal etmesinden sonra sevilen bir isim değildi.
Ancak o günden bu yana büyük güçlerin ilişkileri önemli ölçüde bozulurken, bu koşullar tekrarlanmadı. BM, yaşananlardan gitgide kopmaya başladı. Balkan Savaşı’nda BMGK’da Sovyetler Birliği’nin koltuğunu devralan Rusya, Balkanlar’da akan kanın durdurulması için BM çatısı altında ortaklaşa her türlü harekete engel oldu. Rusya’nın ‘vetosu’, Moskova 2014’te Kırım’ı yasadışı bir şekilde ilhak ettiğinde herhangi bir Birleşmiş Milletler eylemini de engelledi. Bu durum, 24 Şubat’ta Ukrayna’ya yönelik saldırıdan sonra da tekrarlandı.
Aynı şekilde BM, 1994 yılında da Ruanda soykırımını engelleyemedi. Uluslararası örgüt, Suriye, Libya ve dünyanın diğer değişken bölgelerinde yüzbinlerce cana mal olan iç çatışmaları ve kanlı savaşları durdurmak için kolektif mekanizmalarını harekete geçirmekte de başarısız oldu.

Bir ülkenin BM üyeliğini iptal etmek mümkün mü?
Daimi üyelerin ‘veto’ hakkını kullanmaları nedeniyle BMGK kararlarında değişiklik yapılmasının imkansız görülmesi halinde, bazı taraflara göre, BM üyesi bir devletin dışlanması çözüm olabilir. Ancak bununla birlikte uluslararası örgütün internet sitesinde, tüzüğün 6. maddesinin ‘bir üye devletin, tüzükte yer alan ilkeleri ihlal etmekte ısrar etmesi halinde Genel Kurul’un BMGK’nın tavsiyesi üzerine onu örgütten çıkarabileceğini’ öngördüğü belirtiliyor. Bu uygulama, BM tarihinde henüz ortaya koyulmadı. Aynı şekilde 5. madde, BMGK’nın kendisine karşı önleyici veya idari tedbirler alması halinde, herhangi bir ülkenin BM Genel Kurulu’ndaki üyeliğinin askıya alınmasını öngörüyor. Bu durum, BMGK’nın tavsiyesi üzerine Genel Kurul tarafından üyelik hak ve imtiyazlarını kullanılmasının askıya alınmasına kadar uzanıyor.
BMGK’nın daimî üyeleri açısından ise bu ülkeler, 18. bölümde öngörüldüğü üzere BM tüzüğünde değişiklik yapılarak azledilebilir. Bu da BMGK’nın tüm daimî üyeleri dahil olmak üzere üye devletlerin üçte ikisinin onayını gerektiriyor.

Olası hasar
BMGK’nın mevcut eylemsizliği nedeniyle bazı kesimler, Ukrayna’da yaşananların BM’ye verebileceği olası hasarın boyutunu sorguluyor. Uzmanlara göre bunu tahmin etmek zor. Bununla birlikte bu karamsar görüşler, ABD istatistik rakamları tarafından desteklenmemekte. Chicago Küresel İlişkiler Konseyi’nin yıllık anketi, ABD’lilerin yaklaşık yüzde 60’ının BM’yi desteklediğini gösterdi. Bu nedenle BM’de kısıtlı bir hasar görmek şaşırtıcı olacaktır.
BM, birçok durumda daha iyisini yapabilirdi. Ama çok daha kötüsünü de yapabilirdi. Küba füze krizi sırasında veya Golan Tepeleri’ne barış gücü konuşlandırılması sırasında mekik diplomasisi yürütmeseydi gezegen muhtemelen daha kötü durumda olurdu.

Örgütten vazgeçilebilir mi?
BM araştırmacıları, çiçek hastalığını ortadan kaldırabilecek ve sıtmayı ve diğer hastalıkları yok etmeye yaklaşabilecek bir kuruluştan vazgeçme olasılığı konusunda şüpheci.Şarku’l Avsat’ın Indepedent Arabia’dan aktardığı analiz habere göre, BM’nin ortaya koyduğu her şey olumsuz da değil. BMGK, Ukrayna’da umutsuzca çaba sarf ederken BM’ye bağlı diğer kuruluşlar, yardım sağlamaya devam ediyor. Öyle ki BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin yardım etmeye çalıştığı dört buçuk milyon Ukraynalı mülteci var. UNICEF de Ukrayna’daki çocuklara ve başka yerlerdeki mülteci çocuklara yardım etmek için mücadele ederken, Afganistan’da kız çocuklarının eğitimini de teşvik etmeye çalışıyor.
Uluslararası örgüt, aynı zamanda krizleri yatıştırmak amacıyla farklı ülkelerin hükümetleri arasında diyalog, tartışma ve anlayış için bir alan sağlıyor. BM kuruluşları, dünyanın farklı yerlerinde ekonomik ve sosyal kalkınmanın ilerlemesine önemli ölçüde katkıda bulunuyor, iletişimle ilgili birçok düzenlemeyi koordine ediyor. Birçok ülkede barışı ve düzeni sağlamak için misyonlar göndermenin yanı sıra, ülkelerin nükleer tesislerini izlemek üzere çaba sarf ediyor. Ayrıca diğer insani acil durumlarda faaliyet gösteriyor, insan haklarını korumaya, beşeri ortama ve iklim değişikliğine dair felaket durumu hakkında bilgi sağlamaya çabalıyor.



ABD'de bahisler değişti: 2028 başkanlık seçimi için yeni favori

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Savunma Bakanı Pete Hegseth (Reuters)
ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Savunma Bakanı Pete Hegseth (Reuters)
TT

ABD'de bahisler değişti: 2028 başkanlık seçimi için yeni favori

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Savunma Bakanı Pete Hegseth (Reuters)
ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Savunma Bakanı Pete Hegseth (Reuters)

Popüler tahmin piyasası sitesi Kalshi'nin kullanıcıları, 2028 ABD başkanlık seçiminin yeni favorisini belirledi.

Kalshi, çarşamba sabahı X'te, Dışişleri Bakanı  Marco Rubio'nun artık "2028 başkanlık yarışını kazanma ihtimali en yüksek isim" olduğunu duyurdu. Gönderide Rubio'nun yüzde 19'la başı çektiği, Başkan Yardımcısı J.D. Vance ve Kaliforniya Valisi Gavin Newsom'un ise yüzde 18'lik oranlara sahip olduğu belirtildi.

Bir diğer tahmin piyasası platformu Polymarket da salı sabahı Rubio'nun sitedeki oranlarının "tüm zamanların en yüksek seviyesine" ulaştığını ancak hâlâ Vance'in birkaç puan gerisinde kaldığını açıkladı.

Tahmin piyasası platformları, kullanıcıların olayların sonucuna bahis oynamasına imkan tanıyor ve giderek daha popüler hale geliyor. Washington Post'un ocak ayındaki haberine göre Kalshi ve Polymarket aracılığıyla siyasi veya hükümetle ilgili olaylara 200 milyon dolardan fazla bahis oynandı.

Seçime iki yıldan fazla süre olsa da Başkan Donald Trump'ın yerine kimin geçebileceğine ilişkin sorular artıyor.

Rubio'nun siyasi emelleri hakkında spekülasyonlar giderek artsa da Dışişleri Bakanı, yarışması halinde Cumhuriyetçilerin adaylığı için en güçlü isim olarak görülen Vance'e desteğini defalarca dile getirdi.

Rubio, geçen yılın sonlarında Vanity Fair'da yayımlanan röportajında, "J.D. Vance başkanlık için yarışırsa bizim adayımız olacak ve onu destekleyen ilk kişilerden biri ben olacağım" demişti.

Geçen yaz 2028 seçimi sorulduğunda Rubio, Vance'in "harika bir aday" olacağını söylemişti.

Fox News'dan Lara Trump'a, "Bence başkan yardımcılığında harika iş çıkarıyor. akın bir arkadaşım ve umarım aday olmayı düşünüyordur. Biliyorum, biraz erken" diye konuşmuştu.

Ama Dışişleri Bakanı olarak bulunduğum konum gereği siyasetin içinde yer almıyorum. Aslında iç politikaya karışmamı engelleyen kurallar var ve başkan izin verdiği sürece bu işi yapıp bu görevde kalmak istiyorum, bu da beni Ocak 2028'e kadar burada tutacak.

Dışişleri Bakanı'nın geçmişteki yorumlarına rağmen, Wall Street Journal'ın haberine göre Trump, seçim yaklaştıkça Vance ve Rubio'yu giderek daha fazla karşı karşıya getirmeye başladı. Yakın zamanda düzenlenen bir etkinlikte Trump, bağışçılardan oluşan bir salonda bu iki isim hakkında yoklama yaptı ve katılımcılar, gazeteye Rubio'ya gelen alkışların daha yüksek olduğunu söyledi.

Yine de Trump'ın Vance ve Rubio'yu karşılaştırmayı oyun olarak gördüğü ve henüz bir halef seçimi olarak değerlendirmediği bildiriliyor. Journal'ın kaynakları, Trump'ın Vance ve Rubio'nun aynı listede aday olmasını istediğini dile getirdiğini de belirtti.

Trump'ın kendisi de anayasaya aykırı olacak üçüncü bir dönem için tekrar aday olma ihtimalini defalarca dile getirdi.

Independent Türkçe


Michigan eyaletinde sinagoga silahlı saldırı

ABD kolluk kuvvetleri, Michigan eyaletinin West Bloomfield bölgesindeki “Temple Israel” sinagoguna gelen ihbar üzerine müdahale etti. (Associated Press)
ABD kolluk kuvvetleri, Michigan eyaletinin West Bloomfield bölgesindeki “Temple Israel” sinagoguna gelen ihbar üzerine müdahale etti. (Associated Press)
TT

Michigan eyaletinde sinagoga silahlı saldırı

ABD kolluk kuvvetleri, Michigan eyaletinin West Bloomfield bölgesindeki “Temple Israel” sinagoguna gelen ihbar üzerine müdahale etti. (Associated Press)
ABD kolluk kuvvetleri, Michigan eyaletinin West Bloomfield bölgesindeki “Temple Israel” sinagoguna gelen ihbar üzerine müdahale etti. (Associated Press)

Michigan Eyaleti polisi, bugün (Perşembe) West Bloomfield bölgesinde bir sinagogda silahlı saldırı yaşandığını duyurdu.

FBI Direktörü Kash Patel, “Michigan’daki ortaklarımızla birlikte FBI ekipleri olay yerinde bulunuyor. West Bloomfield’daki sinagogda hem araçla çarpma hem de silahlı saldırı olayıyla ilgileniyoruz” dedi.

Oklend County Şerifi, Detroit yakınlarındaki sinagogda en az bir kişiyle güvenlik görevlilerinin çatıştığını bildirdi. Associated Press’in aktardığına göre, WDIV-TV kanalı, bir kamyonetin “Temple Israel” (İsrail Tapınağı) sinagoguna girdiğini bildirdi.

Oklend County Şerifi Mike Bouchard, henüz kimsenin gözaltına alınmadığını açıkladı. Olay yerinden yükselen dumanlar gözlendi. Görgü tanıklarının aktardığına göre, saldırgan hayatını kaybetti.

FBI Direktörü Kash Patel, polis ekiplerinin olay yerinde olduğunu ve olayın hem araçla çarpma hem de silahlı saldırı içerdiğini doğruladı.

Oklend County polis departmanı, binanın tahliye edildiğini bildirdi. Polis izniyle yaklaşık 12 veli, içerideki küçük çocuk eğitim merkezinden çocuklarını çıkardı. West Bloomfield bölgesindeki okullar kapatıldı.

fbfr
Michigan eyaletinin West Bloomfield bölgesinde “Temple Israel” sinagogu yakınında insanlar toplandı. (Associated Press)

Michigan Valisi Gretchen Whitmer, gelişmeleri yakından takip ettiğini belirterek yaptığı açıklamada, “Bu üzücü bir olay. Michigan’daki Yahudi topluluğu, dini ibadetlerini güvenle gerçekleştirebilmelidir” dedi.

Temple Israel, ülkenin en büyük reformist sinagogu olarak tanımlanıyor ve 12 bin  üyeye sahip. Sinagog, erken çocukluk eğitim merkezi ve aileler ile yetişkinler için eğitim programları sunuyor.

Sinagog web sitesine göre kuruluş amacı Yahudi topluluklarını dünya çapında desteklemek ve misyonu “Reformist Yahudilik perspektifiyle güçlü bir topluluk inşa etmek.

Detroit Yahudi Federasyonu, bölgedeki tüm Yahudi kuruluşlarını “tam kapanma protokolü uygulamaya – binalara giriş ve çıkışları durdurmaya” çağırdı.


İran Dışişleri Bakan Yardımcısı: Bize yeniden savaş dayatılmayacağının garantisini istiyoruz

Mecid Taht Revançi, geçen yıl aralık ayı başında Avrupalılarla yapılan ikinci tur görüşmelerin sonuçları hakkında Ulusal Güvenlik Komisyonu’nu bilgilendirdi. (İran İslam Şurası Meclisi internet sitesi)
Mecid Taht Revançi, geçen yıl aralık ayı başında Avrupalılarla yapılan ikinci tur görüşmelerin sonuçları hakkında Ulusal Güvenlik Komisyonu’nu bilgilendirdi. (İran İslam Şurası Meclisi internet sitesi)
TT

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı: Bize yeniden savaş dayatılmayacağının garantisini istiyoruz

Mecid Taht Revançi, geçen yıl aralık ayı başında Avrupalılarla yapılan ikinci tur görüşmelerin sonuçları hakkında Ulusal Güvenlik Komisyonu’nu bilgilendirdi. (İran İslam Şurası Meclisi internet sitesi)
Mecid Taht Revançi, geçen yıl aralık ayı başında Avrupalılarla yapılan ikinci tur görüşmelerin sonuçları hakkında Ulusal Güvenlik Komisyonu’nu bilgilendirdi. (İran İslam Şurası Meclisi internet sitesi)

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Mecid Taht Revançi, ülkesinin gelecekte yeniden bir savaşla karşı karşıya bırakılmamasını sağlayacak garantiler istediğini belirterek, Tahran’ın dışarıdan dayatılan bir çatışmanın tekrarını önlemeyi amaçladığını söyledi.

Taht Revançi, AFP’ye Tahran’da verdiği röportajda, “İran’a yeniden savaş dayatılmayacağından emin olmak istiyoruz” dedi.

Geçen yıl haziran ayında savaşın başladığını belirten Taht Revançi, “12 gün sonra ‘düşmanlıkların durdurulması’ olarak adlandırılan bir süreç oldu. Ancak sekiz ya da dokuz ay sonra karşı taraf yeniden toparlanarak saldırıyı tekrarladı” ifadelerini kullandı. İranlı yetkili bu sözleriyle ABD ve İsrail’i işaret etti.

Taht Revançi, “Gelecekte bize bu şekilde davranılmasını istemiyoruz” dedi.

İran’ın çatışma başlamadan önce komşu ülkelere mesaj ilettiğini de belirten Taht Revançi, ABD’nin İran’a yönelik herhangi bir saldırıya katılması halinde Amerikan varlıkları ve üslerinin meşru hedef sayılacağını bildirdiklerini söyledi.

Taht Revançi  “Savaş başlamadan önce farklı vesilelerle komşularımıza, ABD’nin İran’a yönelik bir saldırıya katılması halinde tüm Amerikan varlıklarının ve üslerinin İran için meşru hedef olacağını bildirdik” diye konuştu.

İranlı yetkili, ülkesinin askeri adımlarını savunma amaçlı olarak gördüğünü belirterek, “Kendimizi savunmak için hareket ediyoruz ve gerekli olduğu sürece savunmaya devam edeceğiz” dedi.

Taht Revançi ayrıca ABD ve İsrail’in saldırılarının, Washington ile Tahran arasında planlanan yeni bir müzakere turundan birkaç gün önce gerçekleştiğini söyledi. Taraflar arasında daha önce üç tur görüşme yapılmıştı.

Daha önce arabuluculuk yapan Umman ise bu görüşmelerde “önemli ilerleme” kaydedildiğini açıklamıştı.

İranlı yetkili, bazı “dost ülkelerin” çatışmayı sona erdirmek için Tahran ile temasa geçtiğini, ancak bu ülkelerin hangileri olduğunu belirtmedi.

“Bazı dost ülkeler savaşın sona erdirilmesi için bizimle iletişime geçti” diyen Taht Revançi, İran’ın bu ülkelere tutumunu açık şekilde ilettiğini belirtti.

Taht Revançi, ateşkesin kapsamlı bir çözümün parçası olması gerektiğini vurgulayarak, “Onlara aynı şeyi söylüyoruz: Ateşkes, savaşı tamamen sona erdirecek kapsamlı bir formülün parçası olmalı” ifadelerini kullandı.

İranlı yetkili ayrıca dünyanın en önemli petrol taşımacılığı hatlarından biri olan Hürmüz Boğazı’ndaki duruma da değindi.

ABD Başkanı Donald Trump, ABD ordusunun bölgede mayın döşemeye çalışan İran gemilerini hedef aldığını açıklamıştı. Ancak Taht Revançi bu suçlamaları reddetti.

Taht Revançi, “Bölgede, güneyde Körfez’e yakın kara sularımızda, sularımızı ve ülkemizi korumaya hazır olmak için ihtiyati tedbirler alıyoruz” dedi. Bu önlemlerin savunma amaçlı olduğunu belirten yetkili, ayrıntı vermedi.

İran’ın son dönemde birçok ülkenin gemisinin Hürmüz Boğazı’ndan geçişine izin verdiğini de ifade eden Taht Revançi, “Bazı ülkeler boğazdan geçiş konusunda bizimle temas kurdu ve biz de iş birliği yaptık” dedi.

Ancak Tahran’ın saldırılara katılan ülkeler ile katılmayanlar arasında ayrım yaptığını belirterek, “Saldırganlığa katılan ülkelerin Hürmüz Boğazı’ndan güvenli geçişten faydalanmaması gerektiğini düşünüyoruz” diye konuştu.

Taht Revançi ayrıca İran’daki siyasi sistemin bu çatışma nedeniyle tehdit altında olduğuna yönelik değerlendirmelere de değindi.

İran liderliğinin mevcut durumun rejim için varoluşsal bir tehdit oluşturduğunu düşünmediğini belirten Taht Revançi, “Bu aşamayı geride bıraktık” dedi.

Taht Revançi  “Amerikalılar ve İsrailliler 24 ya da 48 saat içinde tüm sistemin çökeceğini düşündü, ancak bu gerçekleşmedi” ifadelerini kullandı.

İran yönetiminin baskılara karşı ayakta kalabileceğine inandığını belirten Taht Revançi,, “Düşman bu sistemin ayakta kalacak kadar güçlü olduğunu biliyor” dedi.

İranlı yetkili, krizin yalnızca askeri yollarla çözülemeyeceğini, çatışmayı tamamen sona erdirecek daha geniş düzenlemelere ihtiyaç olduğunu da vurguladı.

Taht Revançi, Tahran’ın çatışmayı sona erdirecek ve savaşın yeniden başlamasına yol açan koşulların tekrarlanmasını önleyecek bir anlaşma istediğini belirterek, “İstediğimiz şey savaşı tamamen sona erdirecek kapsamlı bir çerçevedir” dedi.

İran’ın bu hedef doğrultusunda diplomatik kanalları kullanmayı sürdüreceğini ifade eden Taht Revançi, “Gerekli olduğu sürece kendimizi savunmaya devam edeceğiz” diye konuştu.