Blackwater ve Wagner arasında: Dünya savaşlarını paralı askerler mi yürütüyor?

Çıkarları sınırlarını aşan Batılı ülkeler, özel ordulardan yardım alma fikrini giderek daha fazla kabulleniyor

Eski Libya lideri Muammer Kaddafi'ye paralı askerlik yapmakla suçlanan Rusya ve Ukrayna'dan tutukluların yargılanması (AFP)
Eski Libya lideri Muammer Kaddafi'ye paralı askerlik yapmakla suçlanan Rusya ve Ukrayna'dan tutukluların yargılanması (AFP)
TT

Blackwater ve Wagner arasında: Dünya savaşlarını paralı askerler mi yürütüyor?

Eski Libya lideri Muammer Kaddafi'ye paralı askerlik yapmakla suçlanan Rusya ve Ukrayna'dan tutukluların yargılanması (AFP)
Eski Libya lideri Muammer Kaddafi'ye paralı askerlik yapmakla suçlanan Rusya ve Ukrayna'dan tutukluların yargılanması (AFP)

Emine Hayri
Bir skandalın ortaya çıkması veya bir belgenin sızdırılması ya da ayrıntıları tüyler ürperten bir yargılama ile son birkaç yıldır üzerlerine tutulan merceklere rağmen, özel ordular, şirketlerinin belgelerinde, muharebe yerlerinde, rejimler ve çıkarlarla iç içe geçen ilişkilerinde, sözleşmelerinin şartları ve ayrıntılarının belirsizliğinde saklı kalmayı sürdürdüler.
İsimleri birbirine atıfta bulunmak için kullanılan iki benzer rakip olan "Blackwater" ve "Wagner Grubu" şirketleriyle ilgili detaylar, belirli olaylar ve hadiseler, yankı uyandıran skandallar ve bazılarının "haksız" olarak nitelendirdiği yargılamalar nedeniyle son birkaç yılda küresel olarak dikkatleri çekiyor.

Nüsûr (Kartallar) Meydanı katliamı
2007 yılı Irak'taki Nüsûr Meydanı Katliamı olarak bilinen olaya şahit olmuştu. Bu olayda 4 ABD’li güvenlik görevlisinin açtığı ateş sonucu 17 Iraklı sivil hayatını kaybetmiş, 17’si de yaralanmıştı. Duruşma birçok nedenden dolayı dünya tarafından yakından takip edildi. Zira takipçiler, Iraklı sivillerin kendi ülkelerinde Amerikan askerleri tarafından öldürülmesine yanı sıra, söz konusu askerlerin bilinen anlamda asker olmadıklarını, aslında Amerikan güvenlik şirketi Blackwater’a bağlı unsurlar olduklarını öğrenmişlerdi. Şirket, kökeni, kuruluşu ve yaptığı işin doğasıyla ilgili araştırmalar o zaman başladı. Dünya, paralı askerler değil, özel sektör savaşçılarının bir hayal veya drama değil, gerçek olduğunun farkına vardı.
Asıl dram, daha doğrusu trajedi, yüreği yaralı Iraklıların yıllar süren Blackwater unsurları davası ve 30 yıla varan hapis cezası dahil haklarında verilen cezaların kademeli olarak azaltılmasından birkaç yıl sonra, 2020 yılında, eski ABD Başkanı Donald Trump’ın söz konusu unsurları affeden bir kararname yayınlaması ile yaşadıkları şaşkınlıktı.
Irak ve Arap dünyasında patlak veren öfke ve acıya rağmen, bu yaşananlar, milyonları, eski ABD Deniz Kuvvetleri subaylarından Eric Dean Prince tarafından 1997'de Kuzey Carolina'da kurulan ABD’li özel askeri güvenlik şirketi Blackwater’ı araştırmaya ve incelemeye sevk etti. Dünyanın gözleri açıldı ve her zaman bir tür fantastik fikir olarak gördüğü şeyin gerçek olduğunun farkına vardı.

Herkesin gözü önünde
Ordunun tamamen vatansever ve milli olması adettendir. Fakat herkesin bildiği üzere, bugün olduğu gibi tarih de, gönülsüzce, çekinerek veya gizlice, savaşan bir tarafın elini güçlendirmek veya kimliği açığa çıkmadan silahlı bir çatışma yürütmek için kullandığı paralı askerlerin hikâyeleriyle doludur. Ne var ki, askeri eğitim almış, hizmetlerini talep eden her müşteriye herkesin gözü önünde paralı olarak sunan, mevcut iş fırsatlarını ve talep edilen şartları açıklamak, başvuruları kabul etmek, adaylara testler uygulamak ve başarılı olanları özel sektör savaşçıları olarak işe almak için web siteleri ve sayfalarına sahip olan orduların varlığı, doksanlı yıllardan beri kapalı veya yarı kapalı kapılar ardında yaşanan ve pek çok kimsenin hayal etmediği bir şeydi.
Pek çok kişi, ideolojik bağlılık, vatanseverlik veya milli fanatiklik koşulu olmaksızın bir savaşta muharebe misyonunu üstlenecek savaşçılarıyla birlikte bir askeri güç kiralamanın tarih kadar eski olduğunu bilmez.

Nefret edilen paralı askerler ile yüceltilen askerler
Uluslararası İlişkiler Profesörü Sean McFate’in ABD Ulusal Savunma Üniversitesi tarafından 2019’da yayınlanan "Paralı Askerler ve Savaş: Bugünün Özel Ordularını Anlamak" başlıklı bir çalışma, kayalara kazınmış olanlar dahil ilk belgelerde bile paralı savaşçılara dair kanıtların mevcut olduğuna işaret ediyor. Tarihin Yunan paralı askerleri tanıdığını, Kartaca'nın Roma'ya karşı savaşında bu askerlere güvendiğini ve onlardan İncil'de de bahsedildiğini söylüyor.
Blackwater'dan ne İncil'de ne de herhangi bir kutsal kitapta bahsedilmez. Ancak şirketin ve diğerlerinin bastırmayı başardığı bir dizi yankı uyandıran skandalın ardından dünyaca tanınır hale geldi. Şirket skandallara rağmen her zamanki gibi iş yapma ve her zamanki gibi muharebe hizmeti satma sloganıyla yoluna devam etti.
"Paralı asker" kelimesi ve onunla ilgili her şey genellikle olumsuz duygular uyandırır ve tasvip edilmez. Ama McFate çalışmasında bu imajı çürütmek için çok uğraşıyor ve şöyle diyor: “Paralı askerleri günah işleyenler olarak görüp nefret etmeyi, ama diğer yandan askerleri azizlermiş gibi sevmeyi öğrendik, ancak bunlar cahilce klişelerdir. Her ikisi de tarih boyunca hem asil hem de nefret edilesi eylemler de bulundular.” Sadece bu da değil, paralı askerler bu kelime bir hakaretmiş gibi kendisini kullanmaktan kaçınmayı öğrendiler. Mesleklerine özel askeri müteahhit, özel güvenlik şirketi veya düzensiz askerler gibi isimler vermeye özen gösterdiler.

Yapışmış damga
Paralı askerlik mesleğine yapışmış ve özel ordu sahiplerini kendileri ile sundukları hizmeti kendisinden uzak tutmaya yönelten bu damga yeni değil. Machiavelli'nin kendisinin paralı askerlerden nefret etmesi bu damganın ne kadar eski olduğunu anlamak için yeterli. Machiavelli’nin nefretinin, kendisini savaş ve savunma planlarında aldatmalarından kaynaklanıyor olması muhtemel. Ancak yukarıda bahsi geçen araştırmanın yazarı Sean McFate, bilhassa özel kuvvet kavramı her yerde ve 5 savaş alanında, yani kara, deniz, hava, uzay ve siber savaş alanında görüldüğünden paralı askerlerle çalışmanın farkındalık, sağduyu, zeka ve özen gerektirdiğine inanıyor. Yakın gelecekte muhtemelen uzayda silahlı uyduların bulunacağını düşünüyor.
Şu an, yine herkesi özel ordular sorununu araştırmaya ve incelemeye itiyor. Blackwater Şirketi, özel ordular veya özel askeri güvenlik şirketleri pazarında kalmasına, milyonlarca dolarlık sözleşmeler imzalamaya devam etmesine olanak tanıyan ve birkaç kez başvurduğu isim değiştirme yoluna gitse de, ücretli güvenlik ve askeri hizmetlerini dünyanın her yerinde hükümetlere ve bireylere sunmaya devam ediyor. Hem de Irak'ın Amerikan işgali sırasında kendisine yöneltilen sert eleştirilere ve çalışanlarına atfedilen sivil cinayetlerine rağmen.

Savaşçı müteahhitler
Birbirini takip eden ABD yönetimleri, Afganistan ve Irak savaşlarında savaşçı müteahhitlerinden yardım aldı. Uluslararası ilişkiler araştırmacısı Muhammed el-Arabi, 2021’de yayınlanan "Gölge Ordular: Afganistan'daki savaş paralı askerleri nasıl yeniden gündeme getirdi?" başlıklı araştırmasında, iki savaşta sözleşmeli savaşçıların hacminin toplam düzenli kuvvetlerin sırasıyla yüzde 50 ile 70'ini oluşturduğuna işaret ediyor. "İki savaş, yüzyıllarca gizli çalıştıktan sonra güçlü bir şekilde döndüklerini doğruladığından, paralı asker ve müteahhit şirketlerinin tarihinde bir dönüm noktası oldu. ABD'nin paralı asker ve müteahhit hizmetlerine yönelik talebinin artmasının nedeni, bunların kiralık piyonlar olmaktan çıkıp, hisseleri New York borsalarında işlem gören ve modern savaşın önemli bir bileşeni olan büyük şirketlere dönüşmeleridir” diye ekliyor.
Modern ve özellikle de Ukrayna'da yaşanan savaş, farklı adları ile özel ordulara yeniden değinmenin kapısını ardına kadar açtı. Zira özel ordular artık kapalı hükümet kapıları ardında veya tökezleyen barış görüşmeleri masalarının altında dönen bir iş olmaktan çıkıp, karşıt güçlerin rekabet ettiği, dünyadaki kutupların üstünlük mücadelesi verdiği bir alan haline geldi.

Zelenskiy lejyonu
Ukrayna'nın kendi tarafında savaşmak ve Rus kuvvetlerine karşı koymak isteyen gönüllüleri ülkeye davet etmesi, sadece bir gerçeklik değil, aynı zamanda gelecek vaat eder hale gelen özel ordular sistemi denizinde bir damladan ibaretti.
1998'de, "Özel Ordular ve Askeri Müdahaleler" kitabının yazarı David Shearer, 20. yüzyılın sonlarında ücretli yabancı güçlerin doğasında peş peşe görülen değişiklikler konusunda uyardı. Askeri şirketlerin, bazı Batılı rejimlerin sınırları dışındaki çatışmalara doğrudan müdahale etmeme konusundaki artan eğiliminden yararlandığını, faaliyetlerinin kuruluş, işletme ve çalışma açısından yasal çerçeveler içinde ve yoğun bir şekilde yayılmaya başladığını söyledi.
Shearer, bu şirketleri kişisel kazanç için şiddetten yararlanmaya çalışan paralı askerlerin modern yüzü saydı. Bu tehlikeli olguyla ilgili tartışmaların yeniden başlaması gerektiği çağrısında bulundu. Bunun geçici bir olgu olmadığını vurgulayarak, Batı'nın askeri alanda kemer sıkma politikasının devam etmesi, sınırları dışındaki çatışmalara doğrudan katılımı azaltma arzusunun perçinleşmesi gölgesinde etkisi ile faaliyetlerinde bir artış beklediğini vurguladı.
Shearer, özel orduların bir ülkedeki çatışmayı istikrar aşamasına getirebileceğini ve BM barış güçlerine misyonlarını yerine getirmekte yardımcı olabileceğini belirtse de, dünyanın, askeri eylemler ile iş ilişkilerinin şeffaf olması ilkesinin uygulanması yoluyla bu özel ordulardan hesap sorulabileceğinden emin olmak için kesinlikle katı kurallara ihtiyacı olduğunu da ekledi.

Savaşın özelleştirilmesi
Gazeteci Celal Nassar, "Savaşları Özelleştirme" başlıklı makalesinde, ortaya çıkışlarından itibaren bu şirketlerin misyonlarını belirsizliğin çevrelediğine, çatışma ülkelerinde yerine getirdikleri misyonları ve iş tanımlarını belirlemenin genellikle zor olduğuna dikkat çekti. Bu özel şirketlerin mevcut gevşek durumunun, birçoğunun sızmasına, yayılmasına, kamufle olmasına ve kaybolmasına izin verdiğini de sözlerine ekledi. Kendilerini kontrol etme ve hakim olma kabiliyetlerine ilişkin endişeler de gittikçe artıyor. Öyle ki eski İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw, daha önce, konvansiyonel silahlı kuvvetlerin varlığını düzenleyen kanun ve anlaşmaların statüleri ve faaliyetlerini kapsamadığı paralı askerlerin artan vahşeti olarak adlandırdığı durumdan hoşnutsuzluğunu dile getirmişti.
Çıkarları sınırlarını aşan Batılı ülkelerin orduları, özel orduların yardımıyla muharebe entegrasyonunu sağlama fikrine daha yatkın hale geldi. Eski ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, yıllar önce teröre karşı savaşın en fazla beş gün, haftalar veya aylar sürmeyeceğini, aksine onlarca yıl sürdüğünü ve henüz bitmediğini söylemişti.
Nassar, bu uzun vadenin ya Vietnam Savaşı'nın acı hatıralarını geri getirerek seçimler için bir risk oluşturacak zorunlu askerliğin genişletilmesini ya da siyasi intiharla eş anlamlı olan Irak ve Afganistan’dan hızla geri çekilmeyi gerektirdiğini, bu nedenle de üçüncü seçeneğin, yani özel güvenlik şirketlerinden yardım almanın öne çıktığını söylüyor.
Görünüşe göre bu yardım alma bir sürekliliğe dönüşmüş durumda, zira Amerikan askeri personelinin önemli bir yüzdesi Amerikalı değil. ABD Savunma Bakanlığı, Vietnam'ı hatırlatan bir duygusal travmadan veya Irak ve Afganistan sahnelerinden çekilmesinin çıkarlarına vereceği zarardan kaçınmak için, farklı ülkelerden, özellikle de üçüncü dünya ülkelerinden sözleşmeli unsurlar istihdam eden şirketlerle iş birliği yapıyor.
Resmi bir ABD raporuna (2018) göre, ABD Merkez Komutanlığı bünyesinde çalışan ve savaş dışı faaliyetler yürüten sözleşmeli unsurların sayısı 50 bine ulaştı ve bunların yalnızca 20 bini Amerikalı. Afganistan'daki savaş operasyonları için kullanılan sözleşmeli unsurların sayısı ise, 2002'den bu yana yaklaşık 108 milyar dolarlık bir maliyetle yaklaşık olarak 90 bine ulaştı.
Afganistan ve savaş kaosu
Afganistan'daki askeri faaliyetlerin tümü bilinen anlamda bir muharebe değildi. Araştırmacı Muhammed el-Arabi, “Gölge Orduları” adlı çalışmasında şunları söylüyor, “Kaos ve yolsuzlukla yönetilen bir piyasada güvenliğin özel bir metaya dönüşmesi nedeniyle, bu ve benzeri şirketlerin Afgan vatandaşlarına karşı ihlalleri oldu, hatta Batılı sözleşmeli unsurlar tarafından Afgan ortaklarına yönelik cinayet ve saldırı vakaları kaydedildi. Bu durum, eski Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai'nin 2010 yılında Kabil hükümetiyle anlaşmalı ve aralarında çeşitli isimlerle tanınan "Blackwater" şirketinin de olduğu 54 özel güvenlik şirketinden 8’nin çalışmalarını askıya alma ve engelleme kararı almasına yol açtı. Arabi’ye göre, "Bu şirketlerin yayılması resmi Afgan güvenlik sektörünün gelişimini engellemeye katkıda bulundu. Öte yandan Batı müdahalesi ve NATO'nun bu şirketlere bağımlılığının artması, Afgan hükümetini güvenlik şirketlerinin faaliyetlerini askıya alma kararını birkaç kez ertelemeye sevk etti. Bu şirketlerden bazıları da kendilerini Afgan hükümetine yeni isimler ve diğer Afgan şirketleriyle gizli ortaklıklar altında yeniden sundular.”
Bu özel şirket savaşçılarının Afganistan'a nüfuz etmelerinin sonuçlarından biri, Afgan savaş doktrininde yaşanan dönüşümdür. Kabileler arasında sadakat, cesaret ve fedakarlık adına savaşanlar yerlerini para için savaşanlara bıraktılar. Muhammed Arabi, "Afgan toplumundaki değişimler, kabileler arasındaki çatışmalarda para karşılığında savaşmaya hazır bir savaşçı ordusu yarattı" diyor. Hizmetleri için ayda yaklaşık 450 dolara ulaşan bir fiyat belirlemelerinin yanı sıra, yerel ve harici finansman kaynakları olduğuna değiniyor.

İki kutba yaraşır ordular
Batılı özel ordular dikkatleri üzerine çekiyor. Zelenski'nin yabancı lejyonu ise, Ukrayna'nın eleştiride sağduyu, zaman seçiminde ustalık gerektiren bir felaket içinde olduğu gerekçesiyle özel ordular dosyasının açılması konusunda çekinceli. Ancak iki kutupluluğa dönüş için yoğun çabalara tanık olan dünya, özel ordular dosyasında, özellikle de geleceğin onlar için umut verici olduğu göz önüne alınırsa, bir ikiliğe de tanık oluyor.
Rus Wagner Grubu’ndan bahsedildiğinde çoğunlukla "muhtemel", "denildiğine göre" ve "varsayılıyor" gibi kelimeler kullanılıyor, ancak kesin olan, Wagner savaşçılarının yaklaşık 8 yıldır Ukrayna, Suriye, Mali, Libya gibi ülkeler ve diğer Afrika ülkelerindeki çatışmalara katıldıklarıdır. Wagner'in suç ve insan hakları ihlalleri sicilinin benzeri Batılı şirketlere göre daha kabarık olduğu kesindir. Şirketin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yakın bir ilişkisi olduğuna, nerede ve nasıl olursa olsun Kremlin'in çıkarlarına hizmet ettiğine inanılıyor.
Geçen yıl, Wagner'e savaş suçları işlemekle ve Kremlin ile olan bağlantısıyla ilgili yöneltilen çeşitli ithamların akabinde, Putin, Grubun "kendi çıkarları olduğunu ve Rusya'nın çıkarlarını yansıtmadığını" söyledi. Ancak "Grubun faaliyetleri Moskova'nın çıkarlarıyla çatışırsa, eyleme geçeriz" diye de ekledi.

Wagner hakkında bilinenler
Halihazırda yapılan tek eylem, Wagner Grubunun Ukrayna'daki mevcut savaştaki rolünü ortaya çıkarma çabalarıdır. Savaşın ortasında birkaç gün önce İngiliz Yayın Kuruluşu BBC tarafından yayınlanan bir haber dosyasına göre, Wagner Grubu’nu eski Rus ordusu subayı Dmitry Utkin'in (51 yaşında) kurduğu ve gruba hizmeti sırasında kullandığı kod adını verdiği düşünülüyor. Utkin, Çeçen savaşlarında savaşan bir gazi, eski bir özel kuvvetler subayı ve Rus askeri istihbaratında görev yapmış bir yarbay. Grup muhtemelen Rusya'nın 2014 yılında Kırım'ı ilhakı sırasında faaliyete geçti. Şaeku’l Avsat’ın BBC’den aktardığı habere göre, Wagner esas olarak borçlarını ödemek ve geçimlerini karşılamak için bir geçim kaynağı arayan ve çoğu, para kazanma fırsatlarının kıt olduğu kırsal kesimden gelen gazilerden oluşuyor. Ayrıca Rus askeri istihbaratının Wagner Grubu’nu gizlice finanse ettiği ve denetlediği varsayılıyor.
Herhangi bir özel ordunun veya askerlik hizmeti veren bir şirketin, ülkedeki resmi egemenlik kurumları ve askeri teşkilatlarla çok yakın ilişkiler içinde olduğu bir sır değil.
Özel ordular, olasılıklar, hangi ihlallerin ve suçların fiilen işlenip işlenmediğiyle ilgili karşılıklı atışmalar ve kınamalar, orduların özelleştirilmesine ya da özelleştirme yönünde bir adım olan paralı savaşçılara daha fazla güvenmeye yönelik küresel eğilimi etiketleyen özellikler olmayı sürdürecek.

Geçim kaynağı arayanlar
Sahada ve dünya genelindeki çatışma bölgelerinde olup bitenler, özel orduların mevcut savaşların ayrılmaz bir parçası haline geldiğinin altını çiziyor. Araştırmacı Muhammed Arabi, savaşların paralı askerler için bir talep yarattığı ölçüde, ister ülkelerindeki savaşların bitmesi ile işsiz kalan askerler ister ekonomik koşullar nedeniyle öldürmekten başka geçim kaynağı bulamayan savaşçılar olsun, askeri bir güç olarak tanıtımlarına yardımcı olduğunu da ifade ediyor.
Özel askeri kuvvet, uluslararası bir karaktere sahip büyük bir iş haline geldi. Milyarlarca ve belki de trilyonlarca bütçesi kendi defterlerinde saklı kalmayı sürdürecek. Savaşçılarının sahada işledikleri suçlar ise, bazen şirketin uyruğuna ya da iki ana kutuptan herhangi biriyle olan bağlantısına, bazen de özel ordular konusunda henüz kafası karışık, aciz ya da çaresiz olan savaş yasaları ve kurallarından sıyrılma becerisine göre siyasileştirilmeye devam edecek.
Özel orduları dizginlemek, askeri şirketlerin genişlemesini daraltmak, özel sektör askerlerinin savaş etiğine uyması, bankada hesaplara değil bir savaş doktrinine sahip düzenli orduların daha ağır basması ve tercih edilmesi hakkındaki tartışmalar devam edecek. Ama gölge ordularla, kiralık savaşçılarla yürütülen savaşlar, hesapsız kalan öldürmeler ve suçlar da devam edecek, hem de artan bir biçimde.



ABD'de endişe: "Çin ve Rusya'ya karşı caydırıcılığımız zayıfladı"

İran savaşı, Ukrayna'nın da ihtiyaç duyduğu ABD mühimmatının stoklarını tüketiyor (AP)
İran savaşı, Ukrayna'nın da ihtiyaç duyduğu ABD mühimmatının stoklarını tüketiyor (AP)
TT

ABD'de endişe: "Çin ve Rusya'ya karşı caydırıcılığımız zayıfladı"

İran savaşı, Ukrayna'nın da ihtiyaç duyduğu ABD mühimmatının stoklarını tüketiyor (AP)
İran savaşı, Ukrayna'nın da ihtiyaç duyduğu ABD mühimmatının stoklarını tüketiyor (AP)

Wall Street Journal'ın (WSJ) haberine göre İran savaşında kullanılan silahların miktarı Amerikalı yetkililerde endişe yarattı. 

Amerikan gazetesinin kaynakları, cephanelerin boşalmasının ABD'nin, Çin ve Rusya'nın atabileceği askeri adımları caydırmasını ya da bunlara yanıt vermesini zorlaştıracağını savunuyor. 

Yetkililerden bazıları, ABD'nin Avrupa'daki PAC-3 Patriot hava savunma önleyicileri ve ATACMS karadan karaya füzeleri stoklarının "kritik seviyenin de altına" düştüğünü söyledi.

Yetkililer, Avrupa'da hassas vuruş füzeleri ve güdümlü roketlerin aralarında olduğu diğer silahların da son derece düşük seviyelere indiğini belirtti. Aktarılana göre THAAD füze önleyicileriyle Merops anti-drone sistemleri de Ortadoğu'ya gönderilerek Avrupa'daki stokların daha da azalmasına yol açtı.

ABD ve İran son haftalarda birbirlerine yönelik saldırılarını büyük ölçüde azalttı. Ancak Japonya, Güney Kore ve Almanya gibi ülkelerden kaydırılan silah stoklarının yeniden doldurulmasının yıllar sürebileceği belirtiliyor. 

Batı ülkeleri, Çin ve Rusya'nın yakın zamanda geniş çaplı saldırılar düzenlemesini beklemese de WSJ'ye konuşan yetkililere göre bu durum, ABD'nin küresel askeri kapasitesinde zayıflık yarattı. 

Amerikalı kaynaklar, Çin'in yakın zamanda Tayvan'ı istilaya başlaması durumunda ABD'nin zorluk yaşayabileceğini vurguladı. 

Avrupalı yetkililerin de Rusya'ya karşı ABD desteğine daha az bel bağladığı hatırlatıldı. 

Daha önce de New York Times, Tayvan için savaşa girmeye hazırlandığı öne sürülen Çin ve Washington'ın eskisi kadar destek veremediği Ukrayna'yla çatışan Rusya'nın ABD'nin stoklarını yakından takip ettiğini bildirmişti. 

ABD'nin son dönemde İran'a yönelik saldırılarında daha az silah kullanması dikkat çekiyor. 

Diğer yandan WSJ, Beyaz Saray'ın istenen tüm operasyonları yürütebilecek kadar silaha sahip olduğunu öne sürdüğünü de aktardı. 

Amerikan gazetesi, ABD'den silah sipariş eden ülkelerin gecikmelerle karşı karşıya kaldığını bildiriyor. 

Independent Türkçe, WSJ, NYT


İran basını Amerikan ekonomik savaşını nasıl değerlendiriyor?

Tahran'da bir gazete bayisinde, Javan gazetesinin ön sayfası (solda) ve ABD Başkanı Donald Trump'ın Hürmüz Boğazı'nda boğulduğunu gösteren bir karikatürün yer aldığı ve “Denizcilik Aldatmacası” manşetiyle yayınlanan Jam-e Jam gazetesinin ön sayfası, 13 Nisan 2026
Tahran'da bir gazete bayisinde, Javan gazetesinin ön sayfası (solda) ve ABD Başkanı Donald Trump'ın Hürmüz Boğazı'nda boğulduğunu gösteren bir karikatürün yer aldığı ve “Denizcilik Aldatmacası” manşetiyle yayınlanan Jam-e Jam gazetesinin ön sayfası, 13 Nisan 2026
TT

İran basını Amerikan ekonomik savaşını nasıl değerlendiriyor?

Tahran'da bir gazete bayisinde, Javan gazetesinin ön sayfası (solda) ve ABD Başkanı Donald Trump'ın Hürmüz Boğazı'nda boğulduğunu gösteren bir karikatürün yer aldığı ve “Denizcilik Aldatmacası” manşetiyle yayınlanan Jam-e Jam gazetesinin ön sayfası, 13 Nisan 2026
Tahran'da bir gazete bayisinde, Javan gazetesinin ön sayfası (solda) ve ABD Başkanı Donald Trump'ın Hürmüz Boğazı'nda boğulduğunu gösteren bir karikatürün yer aldığı ve “Denizcilik Aldatmacası” manşetiyle yayınlanan Jam-e Jam gazetesinin ön sayfası, 13 Nisan 2026

Hanan Azizi

“Diplomasi için yeni bir fırsat” ve “kayıp fırsatlar” ile Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir'i “düşman çıkarlarına hizmet eden bir kişi” olarak değerlendirmeleri arasında, İran basınının İran-Amerikan çatışmasındaki son gelişmeler ve ABD Başkanı Donald Trump'ın “ekonomik savaş” duyurusu ve İran'a eşi benzeri görülmemiş bir tecrit uygulanması konusunda görüşleri ve tutumları farklılık gösterdi.

Sertlik yanlısı kesim ekonomik savaşı “hiçbir askeri zafer elde edemediği için Trump'ın sahadaki başarısızlığının bir sonucu” olarak görüyor. Dolayısıyla ona göre bu yüzleşme “ABD'nin savaş bataklığından kurtulmasının bir aracı”dır. Reformist ve ılımlı kesim ise İran'ın “çok sayıda anlaşma ve diplomatik fırsatı kaçırdığını ve şu anda kasvetli bir gelecekle karşı karşıya olduğunu” düşünüyor.

Devrim Muhafızları Ordusu Sözcüsü General Hüseyin Muhibbi, İran'ın ABD ile yakın ekonomik ilişkileri olduğunu belirterek, Amerikan yönetiminin “ekonomik savaşının sonuçlarını yakın gelecekte göreceğini” söyledi ve “Düşman bize kazandığına inandırmak istediği bir savaş yürütüyor” dedi. Sözlerine şöyle devam etti: “Bu savaş, dünyanın en büyük askeri gücü ile 47 yıldır yaptırımlar altında olan bir ülke arasındaki bir mücadeledir. Bu, geleneksel, dengeli bir savaş değil, askeri araçlarla desteklenen bir bilgi savaşıdır. İran halkının düşmanı olan Amerika Birleşik Devletleri, kendisini İran halkının kurtarıcısı olarak göstermek istedi, ancak ulusumuzun zenginliklerini yağmalamaya ve halka hizmet edenleri hain olarak göstermeye çalışıyor. Düşmanın askeri çatışmada aldığı aşağılayıcı yenilgi, İran'a karşı ekonomik savaş başlatmasının ana nedenidir.”

Hüseyin Muhibbi ABD destekçilerine de şunları söyledi: “Eğer askeri çatışmayı kazanmış olsaydınız, ekonomik savaşa gerek kalmazdı. Ekonomik savaş yeni değil, çünkü 47 yıldır bize karşı ekonomik savaş yürütüyorsunuz. Ülke ekonomisinin tüm temellerine yaptırımlar uyguladınız, şimdi de kamuoyunu şekillendirmeye çalışıyorsunuz. Düşmanın her hamlesi için senaryolarımız olduğunu defalarca belirttik ve ekonomik savaş da bunun bir parçasıdır. Olası sonuçlarını hafifletmek ve diğer ülkelerle kolayca ekonomik ilişkiler kurmak için bir senaryomuz var. Ekonomik alan konusunda asla endişe duymuyoruz.” Hüseyin ayrıca Başkan Trump'ın destekçilerine de seslendi: “Hürmüz Boğazı'nı kapatmak amacıyla tüm askeri teçhizatınızı bölgeye gönderdiniz, ancak başaramadınız. Kimle savaştığınızı ve kimi yenmeyi amaçladığınızı biliyor musunuz? ABD şimdi yenildi, çünkü yenilmemiş olsaydı geri çekilip ekonomik savaş ilan etmezdi.”

Zorlayıcı diplomasi etkili mi?

 Devrim Muhafızları'nın meydan okuyucu tonunun aksine, reformist gazeteler “diplomasi ve arabuluculara bir şans daha verme” ihtiyacını vurguluyor. İtimad (Etemad) gazetesi “Diplomasi için bir şans daha: Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir'in Tahran'a son ziyaretinin analizi" başlıklı bir makale yayınladı. Makalede “Bu ziyaretin, baskı yoluyla diplomatik yolun yeniden başlatılma olasılığını değerlendirme girişimi olduğu, ancak Tahran'ın Hürmüz Boğazı'nı ABD ve dünya açısından ekonomik maliyeti artırmak için kullanmaya çalıştığı” belirtildi.

ABD yönetimi, deniz ablukasının ve yaptırımların başarılı olacağına inanıyor ve İran'ın zayıf bir konumda olduğunu, bunun da İran'ı daha fazla taviz vermeye teşvik ettiğini düşünüyor

Araştırmacı ve uluslararası ilişkiler uzmanı Rahman Ghahremanpour İtimad'a verdiği demeçte, Pakistan tarafının ABD yönetiminin yeni tutumlarını İran'a ilettiğini söyledi.

Trump, Tahran ile müzakerelerin askıya alındığını duyurdu, ancak geçmiş deneyimler Trump'ın birkaç sert ve uzlaşmaz tavır aldıktan sonra müzakerelere geri döneceğini gösteriyor. Böyle yaparak müzakerelerde güçlü bir konuma sahip olacağını düşünüyor. Ghahremanpour “Trump şu anda Tahran'a yönelik baskının ve gerilimin arttığına inanıyor. Bu nedenle, ABD zorlayıcı diplomasi yoluyla ve güçlü bir konumdayken, İran'a yeni bir teklif sunabilir ve diplomasiye yeniden başlama şansını test edebilir. Bu girişimin başarısı veya başarısızlığı, İranlı yetkililerin iç ve dış duruma dair değerlendirmelerine ve İran'ın bu koşullara dayanma gücüne bağlı. Herhangi bir diplomatik süreçte her iki taraf da diğer taraftan azami tavizler almaya ve kendileri asgari tavizler vermeye çalışır” ifadelerini kullandı.

Uzmanlar Meclisi Üyesi Muhsin Kumi, Dini Liderin Danışmanı Muhsin Rızai, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ve Cumhurbaşkanı, Tahran'da Ali Hamaney için düzenlenen veda töreninde, 3 Temmuz 2026 (Reuters)
Uzmanlar Meclisi Üyesi Muhsin Kumi, Dini Liderin Danışmanı Muhsin Rızai, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ve Cumhurbaşkanı, Tahran'da Ali Hamaney için düzenlenen veda töreninde, 3 Temmuz 2026 (Reuters)

Tahran ve Washington'un hesapları nelerdir?

Ghahremanpour Tahran'ın hesaplarının, ABD'nin ara seçimlere yaklaşması, petrol fiyatlarının yükselmesi ve Washington'un müttefikleri arasında hoşnutsuzluk olması nedeniyle Trump'ın önemli bir baskı altında olduğu yönünde olduğunu belirtti. Bu nedenle İran, gerilimin devam etmesinin veya Hürmüz Boğazı'nın sürekli olarak kapatılmasının Cumhuriyetçi Parti'nin ara seçimlerdeki şansını azaltabileceğine inanıyor. İran, ABD yönetiminin daha fazla taviz vermesine neden olabileceğinden, şimdi Washington ve Trump'a baskı uygulamak için en uygun zaman olduğuna inanıyor. “İran'ın Hürmüz Boğazı'nın açılmayacağına ve Trump'ın taviz vermesi gerektiğine dair güvencelerinin nedeni de budur” diyor Ghahremanpour. Öte yandan, ABD yönetimi deniz ablukasının ve yaptırımların başarı olacağına inanıyor ve İran'ın zayıf bir durumda olduğunu, bu durumun da onu daha fazla taviz vermeye teşvik ettiğini düşünüyor.

Müzakere aldatmacasıyla savaş alanındaki yenilgiden kaçış

Sertlik yanlısı Keyhan gazetesi, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir ve Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi'nin Tahran ziyaretine ilişkin yayımladığı haberinde, ziyaretleri “bağımsız girişim değil, Amerikan yönetiminin uyguladığı yeni bir aldatma süreci” olarak nitelendirdi. Haberde ayrıca, “ABD'nin, deniz filosunda önemli bir yıpratmaya maruz kaldığı, enerji krizi ve enflasyonla mücadele ettiği, stratejik yenilgisini örtbas etmek için bir yandan yaptırım sopasını, diğer yandan diplomatik mesajlar havucunu kullanmaya çalıştığı” belirtildi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre gazete şöyle devam etti: “Ancak biz aldatıcılara diyoruz ki, İslam Cumhuriyeti onların planlarını gördü ve bu ziyaretlerin amacının İran'a tek taraflı eleştiri yöneltmek ve Tahran'ı gerçek bir karşılık olmadan taviz vermeye teşvik etmek olduğunu biliyor.”

İran bugün gerçek bir sorunla karşı karşıya: Karar alma süreçlerinde yaşanan kafa karışıklığı ve kararsızlık, Hürmüz Boğazı'nın geleceğini ve dış ilişkilerinin seyrini etkiliyor

Keyhan gazetesi, özellikle Pakistanlı yetkilinin Trump ile telefon görüşmesi yapmasının ardından, Pakistan Genelkurmay Başkanını Tahran'da Amerikan çıkarlarına hizmet etmekle suçladı. Ona göre bu, ziyaretin dengeli bir diplomatik hamle değil, Washington tarafından kendisine verilen bir görev olduğunu gösteriyor.

 Gazete, daha önce deniz ablukasının hemen başarılı olacağına bahse giren ABD'nin anlaşmalardan çekildiğini ve kendisini müzakerelerden muaf gördüğünü, ancak şimdi muazzam ekonomik baskı nedeniyle geri adım attığını belirtti. Gazete şöyle devam etti: “Amerikan uçak gemilerinin ve savaş gemilerinin bölgede konuşlandırılması ABD'yi güçlendirmedi. Washington şu anda iki büyük zorlukla karşı karşıya; uzun vadeli görevlerdeki birliklerinin ve askeri güçlerinin önemli ölçüde yıpranması ve İran'ın kendisine deniz ablukası uygulayan savaş gemilerine ateş açma tehditleri. Bu nedenle, gerçek tamamen farklı. Washington, yarattığı enerji krizinden kurtulmak ve Hürmüz Savaşı bataklığından çıkmak için İran'ın müzakere masasına geri dönmesine son derece ihtiyaç duyuyor.” Kayhan gazetesi ayrıca ekonomik sorunların çözümünde diplomatik zayıflığın değil, çaba ve planlamanın anahtar olduğunu da ifade etti.

 İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Tahran'da Pakistan Genelkurmay Başkanı Mareşal Asım Münir ile görüştü, 24 Ağustos 2026 (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Tahran'da Pakistan Genelkurmay Başkanı Mareşal Asım Münir ile görüştü, 24 Ağustos 2026 (Reuters)

22 Ağustos'ta Sazandegi gazetesinde yayınlanan “İyi bir anlaşmadan karanlık bir ufka” başlıklı makalede, İnşaat Partisi (eski Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani'ye yakın bir fraksiyon) Genel Sekreteri Hüseyin Maraşi, ülkenin bugün gerçek bir sorunla karşı karşıya olduğunu savundu. Söz konusu sorun; karar alma süreçlerinde yaşanan kafa karışıklığı ve kararsızlığın Hürmüz Boğazı'nın geleceğini ve dış ilişkilerinin seyrini etkilemesidir. “Ateşkesin sağlanması ve saldırı kabiliyetinin korunması, savaştan sonra İran'ın önemli bir başarısıdır” diye belirtti.

Ayrıca, “savaş sırasında İran'da 16 binden fazla hedefin bombalanmasına rağmen, karşı taraf İran'ın saldırı kabiliyetini etkisiz hale getirmeyi başaramadı. Ardından diplomatik mekanizma savaş sahasındaki bu başarıyı siyasi bir fırsata dönüştürmeyi başardı ve bu da İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasında bir ateşkes anlaşmasının imzalanmasıyla sonuçlandı. Anlaşmanın şartları büyük ölçüde İran'ın lehineydi” değerlendirmesinde bulundu.

 Tahran ve Washington, Dini Lider Ali Hamaney'in cenazesi sırasında da ateşkes konusunda anlaştılar.

Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Pezeşkiyan yaptırımların İran ekonomisini etkilediğini doğruladı

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan (DPA)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan (DPA)
TT

Pezeşkiyan yaptırımların İran ekonomisini etkilediğini doğruladı

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan (DPA)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan (DPA)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesine uygulanan ABD yaptırımlarının İran ekonomisine zarar verdiğini doğruladı. Pezeşkiyan, birkaç gün önce yaptığı açıklamada ise yaptırımların herhangi bir sonuç vermeyeceğini söylemişti.

Pezeşkiyan, dün akşam devlet televizyonuna verdiği röportajda, “Bazıları yaptırımların hiçbir etkisinin olmadığını söylüyor. Bu kişilere nasıl cevap vereceğimi gerçekten bilmiyorum” dedi. Pezeşkiyan, “Savaş halindeyiz ve savaşın dayattığı koşulları kabullenmek zorundayız” ifadelerini kullandı.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, geçen pazartesi günü İran ekonomisini “boğmaya” yönelik planları açıklamış ve İran’la ticari ilişkilerini sürdüren ülkeleri ağır sonuçlarla karşı karşıya kalacakları konusunda uyarmıştı.

Son dönemde açıklanan yeni tedbirler, ABD ve bazı müttefiklerinin Tahran’a 2018’den bu yana uyguladığı yaptırım rejimine ekleniyor. Söz konusu tarih, dönemin ABD Başkanı Donald Trump’ın, İran’la 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmadan (Kapsamlı Ortak Eylem Planı- KOEP) çekildiği döneme denk geliyor.

İran Cumhurbaşkanı, son aylarda “ithalat ve ihracatın yüzde 25 ila 35 arasında azaldığını” belirterek, ticaret hacmindeki düşüşe ayak uydurabilmesi için benzin fiyatlarının nihayetinde artırılması gerektiğini söyledi.

Pezeşkiyan, “Benzin kotasının üçüncü kademesindeki fiyatı yükseltmeliyiz... Örneğin 5 bin tümenden 10 bin tümene çıkarabiliriz” dedi. İran’da tüketim miktarına göre farklı sübvansiyonlu benzin fiyatları uygulanıyor. Dünyanın önde gelen petrol üreticilerinden İran’da akaryakıt fiyatları küresel ölçekte en düşük seviyeler arasında bulunuyor.

İran Cumhurbaşkanı’nın yürütmeden sorumlu yardımcısı Muhammed Cafer Kaimpenah çarşamba günü yaptığı açıklamada, ABD’nin İran limanlarına uyguladığı deniz ablukasının, ülkenin yurt içindeki üretim açığını kapatacak miktarda benzin ithal etmesini engellediğini söylemişti.

Ancak Pezeşkiyan aynı gün yaptığı açıklamada, söz konusu yaptırımların “hiçbir sonuç vermeyeceğini” savunmuş ve İran’ın ekonomik baskılara karşı “kararlılıkla durduğunu” vurgulamıştı.