Blackwater ve Wagner arasında: Dünya savaşlarını paralı askerler mi yürütüyor?

Çıkarları sınırlarını aşan Batılı ülkeler, özel ordulardan yardım alma fikrini giderek daha fazla kabulleniyor

Eski Libya lideri Muammer Kaddafi'ye paralı askerlik yapmakla suçlanan Rusya ve Ukrayna'dan tutukluların yargılanması (AFP)
Eski Libya lideri Muammer Kaddafi'ye paralı askerlik yapmakla suçlanan Rusya ve Ukrayna'dan tutukluların yargılanması (AFP)
TT

Blackwater ve Wagner arasında: Dünya savaşlarını paralı askerler mi yürütüyor?

Eski Libya lideri Muammer Kaddafi'ye paralı askerlik yapmakla suçlanan Rusya ve Ukrayna'dan tutukluların yargılanması (AFP)
Eski Libya lideri Muammer Kaddafi'ye paralı askerlik yapmakla suçlanan Rusya ve Ukrayna'dan tutukluların yargılanması (AFP)

Emine Hayri
Bir skandalın ortaya çıkması veya bir belgenin sızdırılması ya da ayrıntıları tüyler ürperten bir yargılama ile son birkaç yıldır üzerlerine tutulan merceklere rağmen, özel ordular, şirketlerinin belgelerinde, muharebe yerlerinde, rejimler ve çıkarlarla iç içe geçen ilişkilerinde, sözleşmelerinin şartları ve ayrıntılarının belirsizliğinde saklı kalmayı sürdürdüler.
İsimleri birbirine atıfta bulunmak için kullanılan iki benzer rakip olan "Blackwater" ve "Wagner Grubu" şirketleriyle ilgili detaylar, belirli olaylar ve hadiseler, yankı uyandıran skandallar ve bazılarının "haksız" olarak nitelendirdiği yargılamalar nedeniyle son birkaç yılda küresel olarak dikkatleri çekiyor.

Nüsûr (Kartallar) Meydanı katliamı
2007 yılı Irak'taki Nüsûr Meydanı Katliamı olarak bilinen olaya şahit olmuştu. Bu olayda 4 ABD’li güvenlik görevlisinin açtığı ateş sonucu 17 Iraklı sivil hayatını kaybetmiş, 17’si de yaralanmıştı. Duruşma birçok nedenden dolayı dünya tarafından yakından takip edildi. Zira takipçiler, Iraklı sivillerin kendi ülkelerinde Amerikan askerleri tarafından öldürülmesine yanı sıra, söz konusu askerlerin bilinen anlamda asker olmadıklarını, aslında Amerikan güvenlik şirketi Blackwater’a bağlı unsurlar olduklarını öğrenmişlerdi. Şirket, kökeni, kuruluşu ve yaptığı işin doğasıyla ilgili araştırmalar o zaman başladı. Dünya, paralı askerler değil, özel sektör savaşçılarının bir hayal veya drama değil, gerçek olduğunun farkına vardı.
Asıl dram, daha doğrusu trajedi, yüreği yaralı Iraklıların yıllar süren Blackwater unsurları davası ve 30 yıla varan hapis cezası dahil haklarında verilen cezaların kademeli olarak azaltılmasından birkaç yıl sonra, 2020 yılında, eski ABD Başkanı Donald Trump’ın söz konusu unsurları affeden bir kararname yayınlaması ile yaşadıkları şaşkınlıktı.
Irak ve Arap dünyasında patlak veren öfke ve acıya rağmen, bu yaşananlar, milyonları, eski ABD Deniz Kuvvetleri subaylarından Eric Dean Prince tarafından 1997'de Kuzey Carolina'da kurulan ABD’li özel askeri güvenlik şirketi Blackwater’ı araştırmaya ve incelemeye sevk etti. Dünyanın gözleri açıldı ve her zaman bir tür fantastik fikir olarak gördüğü şeyin gerçek olduğunun farkına vardı.

Herkesin gözü önünde
Ordunun tamamen vatansever ve milli olması adettendir. Fakat herkesin bildiği üzere, bugün olduğu gibi tarih de, gönülsüzce, çekinerek veya gizlice, savaşan bir tarafın elini güçlendirmek veya kimliği açığa çıkmadan silahlı bir çatışma yürütmek için kullandığı paralı askerlerin hikâyeleriyle doludur. Ne var ki, askeri eğitim almış, hizmetlerini talep eden her müşteriye herkesin gözü önünde paralı olarak sunan, mevcut iş fırsatlarını ve talep edilen şartları açıklamak, başvuruları kabul etmek, adaylara testler uygulamak ve başarılı olanları özel sektör savaşçıları olarak işe almak için web siteleri ve sayfalarına sahip olan orduların varlığı, doksanlı yıllardan beri kapalı veya yarı kapalı kapılar ardında yaşanan ve pek çok kimsenin hayal etmediği bir şeydi.
Pek çok kişi, ideolojik bağlılık, vatanseverlik veya milli fanatiklik koşulu olmaksızın bir savaşta muharebe misyonunu üstlenecek savaşçılarıyla birlikte bir askeri güç kiralamanın tarih kadar eski olduğunu bilmez.

Nefret edilen paralı askerler ile yüceltilen askerler
Uluslararası İlişkiler Profesörü Sean McFate’in ABD Ulusal Savunma Üniversitesi tarafından 2019’da yayınlanan "Paralı Askerler ve Savaş: Bugünün Özel Ordularını Anlamak" başlıklı bir çalışma, kayalara kazınmış olanlar dahil ilk belgelerde bile paralı savaşçılara dair kanıtların mevcut olduğuna işaret ediyor. Tarihin Yunan paralı askerleri tanıdığını, Kartaca'nın Roma'ya karşı savaşında bu askerlere güvendiğini ve onlardan İncil'de de bahsedildiğini söylüyor.
Blackwater'dan ne İncil'de ne de herhangi bir kutsal kitapta bahsedilmez. Ancak şirketin ve diğerlerinin bastırmayı başardığı bir dizi yankı uyandıran skandalın ardından dünyaca tanınır hale geldi. Şirket skandallara rağmen her zamanki gibi iş yapma ve her zamanki gibi muharebe hizmeti satma sloganıyla yoluna devam etti.
"Paralı asker" kelimesi ve onunla ilgili her şey genellikle olumsuz duygular uyandırır ve tasvip edilmez. Ama McFate çalışmasında bu imajı çürütmek için çok uğraşıyor ve şöyle diyor: “Paralı askerleri günah işleyenler olarak görüp nefret etmeyi, ama diğer yandan askerleri azizlermiş gibi sevmeyi öğrendik, ancak bunlar cahilce klişelerdir. Her ikisi de tarih boyunca hem asil hem de nefret edilesi eylemler de bulundular.” Sadece bu da değil, paralı askerler bu kelime bir hakaretmiş gibi kendisini kullanmaktan kaçınmayı öğrendiler. Mesleklerine özel askeri müteahhit, özel güvenlik şirketi veya düzensiz askerler gibi isimler vermeye özen gösterdiler.

Yapışmış damga
Paralı askerlik mesleğine yapışmış ve özel ordu sahiplerini kendileri ile sundukları hizmeti kendisinden uzak tutmaya yönelten bu damga yeni değil. Machiavelli'nin kendisinin paralı askerlerden nefret etmesi bu damganın ne kadar eski olduğunu anlamak için yeterli. Machiavelli’nin nefretinin, kendisini savaş ve savunma planlarında aldatmalarından kaynaklanıyor olması muhtemel. Ancak yukarıda bahsi geçen araştırmanın yazarı Sean McFate, bilhassa özel kuvvet kavramı her yerde ve 5 savaş alanında, yani kara, deniz, hava, uzay ve siber savaş alanında görüldüğünden paralı askerlerle çalışmanın farkındalık, sağduyu, zeka ve özen gerektirdiğine inanıyor. Yakın gelecekte muhtemelen uzayda silahlı uyduların bulunacağını düşünüyor.
Şu an, yine herkesi özel ordular sorununu araştırmaya ve incelemeye itiyor. Blackwater Şirketi, özel ordular veya özel askeri güvenlik şirketleri pazarında kalmasına, milyonlarca dolarlık sözleşmeler imzalamaya devam etmesine olanak tanıyan ve birkaç kez başvurduğu isim değiştirme yoluna gitse de, ücretli güvenlik ve askeri hizmetlerini dünyanın her yerinde hükümetlere ve bireylere sunmaya devam ediyor. Hem de Irak'ın Amerikan işgali sırasında kendisine yöneltilen sert eleştirilere ve çalışanlarına atfedilen sivil cinayetlerine rağmen.

Savaşçı müteahhitler
Birbirini takip eden ABD yönetimleri, Afganistan ve Irak savaşlarında savaşçı müteahhitlerinden yardım aldı. Uluslararası ilişkiler araştırmacısı Muhammed el-Arabi, 2021’de yayınlanan "Gölge Ordular: Afganistan'daki savaş paralı askerleri nasıl yeniden gündeme getirdi?" başlıklı araştırmasında, iki savaşta sözleşmeli savaşçıların hacminin toplam düzenli kuvvetlerin sırasıyla yüzde 50 ile 70'ini oluşturduğuna işaret ediyor. "İki savaş, yüzyıllarca gizli çalıştıktan sonra güçlü bir şekilde döndüklerini doğruladığından, paralı asker ve müteahhit şirketlerinin tarihinde bir dönüm noktası oldu. ABD'nin paralı asker ve müteahhit hizmetlerine yönelik talebinin artmasının nedeni, bunların kiralık piyonlar olmaktan çıkıp, hisseleri New York borsalarında işlem gören ve modern savaşın önemli bir bileşeni olan büyük şirketlere dönüşmeleridir” diye ekliyor.
Modern ve özellikle de Ukrayna'da yaşanan savaş, farklı adları ile özel ordulara yeniden değinmenin kapısını ardına kadar açtı. Zira özel ordular artık kapalı hükümet kapıları ardında veya tökezleyen barış görüşmeleri masalarının altında dönen bir iş olmaktan çıkıp, karşıt güçlerin rekabet ettiği, dünyadaki kutupların üstünlük mücadelesi verdiği bir alan haline geldi.

Zelenskiy lejyonu
Ukrayna'nın kendi tarafında savaşmak ve Rus kuvvetlerine karşı koymak isteyen gönüllüleri ülkeye davet etmesi, sadece bir gerçeklik değil, aynı zamanda gelecek vaat eder hale gelen özel ordular sistemi denizinde bir damladan ibaretti.
1998'de, "Özel Ordular ve Askeri Müdahaleler" kitabının yazarı David Shearer, 20. yüzyılın sonlarında ücretli yabancı güçlerin doğasında peş peşe görülen değişiklikler konusunda uyardı. Askeri şirketlerin, bazı Batılı rejimlerin sınırları dışındaki çatışmalara doğrudan müdahale etmeme konusundaki artan eğiliminden yararlandığını, faaliyetlerinin kuruluş, işletme ve çalışma açısından yasal çerçeveler içinde ve yoğun bir şekilde yayılmaya başladığını söyledi.
Shearer, bu şirketleri kişisel kazanç için şiddetten yararlanmaya çalışan paralı askerlerin modern yüzü saydı. Bu tehlikeli olguyla ilgili tartışmaların yeniden başlaması gerektiği çağrısında bulundu. Bunun geçici bir olgu olmadığını vurgulayarak, Batı'nın askeri alanda kemer sıkma politikasının devam etmesi, sınırları dışındaki çatışmalara doğrudan katılımı azaltma arzusunun perçinleşmesi gölgesinde etkisi ile faaliyetlerinde bir artış beklediğini vurguladı.
Shearer, özel orduların bir ülkedeki çatışmayı istikrar aşamasına getirebileceğini ve BM barış güçlerine misyonlarını yerine getirmekte yardımcı olabileceğini belirtse de, dünyanın, askeri eylemler ile iş ilişkilerinin şeffaf olması ilkesinin uygulanması yoluyla bu özel ordulardan hesap sorulabileceğinden emin olmak için kesinlikle katı kurallara ihtiyacı olduğunu da ekledi.

Savaşın özelleştirilmesi
Gazeteci Celal Nassar, "Savaşları Özelleştirme" başlıklı makalesinde, ortaya çıkışlarından itibaren bu şirketlerin misyonlarını belirsizliğin çevrelediğine, çatışma ülkelerinde yerine getirdikleri misyonları ve iş tanımlarını belirlemenin genellikle zor olduğuna dikkat çekti. Bu özel şirketlerin mevcut gevşek durumunun, birçoğunun sızmasına, yayılmasına, kamufle olmasına ve kaybolmasına izin verdiğini de sözlerine ekledi. Kendilerini kontrol etme ve hakim olma kabiliyetlerine ilişkin endişeler de gittikçe artıyor. Öyle ki eski İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw, daha önce, konvansiyonel silahlı kuvvetlerin varlığını düzenleyen kanun ve anlaşmaların statüleri ve faaliyetlerini kapsamadığı paralı askerlerin artan vahşeti olarak adlandırdığı durumdan hoşnutsuzluğunu dile getirmişti.
Çıkarları sınırlarını aşan Batılı ülkelerin orduları, özel orduların yardımıyla muharebe entegrasyonunu sağlama fikrine daha yatkın hale geldi. Eski ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, yıllar önce teröre karşı savaşın en fazla beş gün, haftalar veya aylar sürmeyeceğini, aksine onlarca yıl sürdüğünü ve henüz bitmediğini söylemişti.
Nassar, bu uzun vadenin ya Vietnam Savaşı'nın acı hatıralarını geri getirerek seçimler için bir risk oluşturacak zorunlu askerliğin genişletilmesini ya da siyasi intiharla eş anlamlı olan Irak ve Afganistan’dan hızla geri çekilmeyi gerektirdiğini, bu nedenle de üçüncü seçeneğin, yani özel güvenlik şirketlerinden yardım almanın öne çıktığını söylüyor.
Görünüşe göre bu yardım alma bir sürekliliğe dönüşmüş durumda, zira Amerikan askeri personelinin önemli bir yüzdesi Amerikalı değil. ABD Savunma Bakanlığı, Vietnam'ı hatırlatan bir duygusal travmadan veya Irak ve Afganistan sahnelerinden çekilmesinin çıkarlarına vereceği zarardan kaçınmak için, farklı ülkelerden, özellikle de üçüncü dünya ülkelerinden sözleşmeli unsurlar istihdam eden şirketlerle iş birliği yapıyor.
Resmi bir ABD raporuna (2018) göre, ABD Merkez Komutanlığı bünyesinde çalışan ve savaş dışı faaliyetler yürüten sözleşmeli unsurların sayısı 50 bine ulaştı ve bunların yalnızca 20 bini Amerikalı. Afganistan'daki savaş operasyonları için kullanılan sözleşmeli unsurların sayısı ise, 2002'den bu yana yaklaşık 108 milyar dolarlık bir maliyetle yaklaşık olarak 90 bine ulaştı.
Afganistan ve savaş kaosu
Afganistan'daki askeri faaliyetlerin tümü bilinen anlamda bir muharebe değildi. Araştırmacı Muhammed el-Arabi, “Gölge Orduları” adlı çalışmasında şunları söylüyor, “Kaos ve yolsuzlukla yönetilen bir piyasada güvenliğin özel bir metaya dönüşmesi nedeniyle, bu ve benzeri şirketlerin Afgan vatandaşlarına karşı ihlalleri oldu, hatta Batılı sözleşmeli unsurlar tarafından Afgan ortaklarına yönelik cinayet ve saldırı vakaları kaydedildi. Bu durum, eski Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai'nin 2010 yılında Kabil hükümetiyle anlaşmalı ve aralarında çeşitli isimlerle tanınan "Blackwater" şirketinin de olduğu 54 özel güvenlik şirketinden 8’nin çalışmalarını askıya alma ve engelleme kararı almasına yol açtı. Arabi’ye göre, "Bu şirketlerin yayılması resmi Afgan güvenlik sektörünün gelişimini engellemeye katkıda bulundu. Öte yandan Batı müdahalesi ve NATO'nun bu şirketlere bağımlılığının artması, Afgan hükümetini güvenlik şirketlerinin faaliyetlerini askıya alma kararını birkaç kez ertelemeye sevk etti. Bu şirketlerden bazıları da kendilerini Afgan hükümetine yeni isimler ve diğer Afgan şirketleriyle gizli ortaklıklar altında yeniden sundular.”
Bu özel şirket savaşçılarının Afganistan'a nüfuz etmelerinin sonuçlarından biri, Afgan savaş doktrininde yaşanan dönüşümdür. Kabileler arasında sadakat, cesaret ve fedakarlık adına savaşanlar yerlerini para için savaşanlara bıraktılar. Muhammed Arabi, "Afgan toplumundaki değişimler, kabileler arasındaki çatışmalarda para karşılığında savaşmaya hazır bir savaşçı ordusu yarattı" diyor. Hizmetleri için ayda yaklaşık 450 dolara ulaşan bir fiyat belirlemelerinin yanı sıra, yerel ve harici finansman kaynakları olduğuna değiniyor.

İki kutba yaraşır ordular
Batılı özel ordular dikkatleri üzerine çekiyor. Zelenski'nin yabancı lejyonu ise, Ukrayna'nın eleştiride sağduyu, zaman seçiminde ustalık gerektiren bir felaket içinde olduğu gerekçesiyle özel ordular dosyasının açılması konusunda çekinceli. Ancak iki kutupluluğa dönüş için yoğun çabalara tanık olan dünya, özel ordular dosyasında, özellikle de geleceğin onlar için umut verici olduğu göz önüne alınırsa, bir ikiliğe de tanık oluyor.
Rus Wagner Grubu’ndan bahsedildiğinde çoğunlukla "muhtemel", "denildiğine göre" ve "varsayılıyor" gibi kelimeler kullanılıyor, ancak kesin olan, Wagner savaşçılarının yaklaşık 8 yıldır Ukrayna, Suriye, Mali, Libya gibi ülkeler ve diğer Afrika ülkelerindeki çatışmalara katıldıklarıdır. Wagner'in suç ve insan hakları ihlalleri sicilinin benzeri Batılı şirketlere göre daha kabarık olduğu kesindir. Şirketin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yakın bir ilişkisi olduğuna, nerede ve nasıl olursa olsun Kremlin'in çıkarlarına hizmet ettiğine inanılıyor.
Geçen yıl, Wagner'e savaş suçları işlemekle ve Kremlin ile olan bağlantısıyla ilgili yöneltilen çeşitli ithamların akabinde, Putin, Grubun "kendi çıkarları olduğunu ve Rusya'nın çıkarlarını yansıtmadığını" söyledi. Ancak "Grubun faaliyetleri Moskova'nın çıkarlarıyla çatışırsa, eyleme geçeriz" diye de ekledi.

Wagner hakkında bilinenler
Halihazırda yapılan tek eylem, Wagner Grubunun Ukrayna'daki mevcut savaştaki rolünü ortaya çıkarma çabalarıdır. Savaşın ortasında birkaç gün önce İngiliz Yayın Kuruluşu BBC tarafından yayınlanan bir haber dosyasına göre, Wagner Grubu’nu eski Rus ordusu subayı Dmitry Utkin'in (51 yaşında) kurduğu ve gruba hizmeti sırasında kullandığı kod adını verdiği düşünülüyor. Utkin, Çeçen savaşlarında savaşan bir gazi, eski bir özel kuvvetler subayı ve Rus askeri istihbaratında görev yapmış bir yarbay. Grup muhtemelen Rusya'nın 2014 yılında Kırım'ı ilhakı sırasında faaliyete geçti. Şaeku’l Avsat’ın BBC’den aktardığı habere göre, Wagner esas olarak borçlarını ödemek ve geçimlerini karşılamak için bir geçim kaynağı arayan ve çoğu, para kazanma fırsatlarının kıt olduğu kırsal kesimden gelen gazilerden oluşuyor. Ayrıca Rus askeri istihbaratının Wagner Grubu’nu gizlice finanse ettiği ve denetlediği varsayılıyor.
Herhangi bir özel ordunun veya askerlik hizmeti veren bir şirketin, ülkedeki resmi egemenlik kurumları ve askeri teşkilatlarla çok yakın ilişkiler içinde olduğu bir sır değil.
Özel ordular, olasılıklar, hangi ihlallerin ve suçların fiilen işlenip işlenmediğiyle ilgili karşılıklı atışmalar ve kınamalar, orduların özelleştirilmesine ya da özelleştirme yönünde bir adım olan paralı savaşçılara daha fazla güvenmeye yönelik küresel eğilimi etiketleyen özellikler olmayı sürdürecek.

Geçim kaynağı arayanlar
Sahada ve dünya genelindeki çatışma bölgelerinde olup bitenler, özel orduların mevcut savaşların ayrılmaz bir parçası haline geldiğinin altını çiziyor. Araştırmacı Muhammed Arabi, savaşların paralı askerler için bir talep yarattığı ölçüde, ister ülkelerindeki savaşların bitmesi ile işsiz kalan askerler ister ekonomik koşullar nedeniyle öldürmekten başka geçim kaynağı bulamayan savaşçılar olsun, askeri bir güç olarak tanıtımlarına yardımcı olduğunu da ifade ediyor.
Özel askeri kuvvet, uluslararası bir karaktere sahip büyük bir iş haline geldi. Milyarlarca ve belki de trilyonlarca bütçesi kendi defterlerinde saklı kalmayı sürdürecek. Savaşçılarının sahada işledikleri suçlar ise, bazen şirketin uyruğuna ya da iki ana kutuptan herhangi biriyle olan bağlantısına, bazen de özel ordular konusunda henüz kafası karışık, aciz ya da çaresiz olan savaş yasaları ve kurallarından sıyrılma becerisine göre siyasileştirilmeye devam edecek.
Özel orduları dizginlemek, askeri şirketlerin genişlemesini daraltmak, özel sektör askerlerinin savaş etiğine uyması, bankada hesaplara değil bir savaş doktrinine sahip düzenli orduların daha ağır basması ve tercih edilmesi hakkındaki tartışmalar devam edecek. Ama gölge ordularla, kiralık savaşçılarla yürütülen savaşlar, hesapsız kalan öldürmeler ve suçlar da devam edecek, hem de artan bir biçimde.



Trump, İran’a kara harekatını değerlendiriyor: ABD tarihinin en riskli operasyonu olur

İran'ın kayıplarla ilgili 12 Mart'ta paylaştığı bilgilere göre ABD - İsrail saldırılarında 1400'e yakın kişi yaşamını yitirdi (Reuters)
İran'ın kayıplarla ilgili 12 Mart'ta paylaştığı bilgilere göre ABD - İsrail saldırılarında 1400'e yakın kişi yaşamını yitirdi (Reuters)
TT

Trump, İran’a kara harekatını değerlendiriyor: ABD tarihinin en riskli operasyonu olur

İran'ın kayıplarla ilgili 12 Mart'ta paylaştığı bilgilere göre ABD - İsrail saldırılarında 1400'e yakın kişi yaşamını yitirdi (Reuters)
İran'ın kayıplarla ilgili 12 Mart'ta paylaştığı bilgilere göre ABD - İsrail saldırılarında 1400'e yakın kişi yaşamını yitirdi (Reuters)

ABD, İran'ın elindeki nükleer yakıt stokunu ele geçirmek veya imha etmek için yüksek riskli bir kara harekatı düzenleyebilir.

ABD Başkanı Donald Trump, 28 Şubat'ta İran'a saldırıları başlatmadan önce Tahran'ın kısa sürede nükleer silah geliştirebileceğini ve bunlarla ABD'yi vurabileceğini öne sürmüştü.

Cumhuriyetçi lider, pazartesi ve salı günkü açıklamalarında da bu iddiaları hiçbir delil ortaya koymadan yineledi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da 2 Mart'ta Kongre'deki konuşmasında, İran'ın elindeki nükleer yakıtın ancak ülkeye özel harekatçıların gönderilmesiyle ele geçirilebileceğini söylemişti.

Trump, salı günkü basın toplantısında kara operasyonu ihtimaline dair "Bu seçenek beni endişelendirmiyor. Hiçbir şeyden korkmuyorum" dedi.

Amerikan istihbaratı, Tahran yönetiminin nükleer malzeme stokunun İsfahan'daki yeraltı tesisinde depolandığını düşünüyor. Ancak yakıt Fordo ve Natanz'daki tesislerde de tutuluyor olabilir. ABD ve İsrail ordusu, geçen yıl haziranda bu bölgelere saldırı düzenlemişti.

ABD'li düşünce kuruluşu Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi'nin raporunda göre İran'da yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş yaklaşık 440 kilogramlık uranyum bulunduğu, ancak bunun ülkenin farklı yerlerindeki gizli tesislere dağılmış olabileceği değerlendiriliyor.  

New York Times'ın analizinde, İran'a kara harekatının "her açıdan modern Amerikan tarihinin en cüretkar ve en riskli askeri operasyonlarından biri olacağı" vurgulanıyor.

Bunun, 2011'de Usame bin Ladin'in öldürülmesi ya da ocak ayında Venezuela'ya düzenlenen baskınla Nicolas Maduro'nun kaçırılmasından çok daha karmaşık ve tehlikeli olacağı yazılıyor.

Nükleer malzemelerin saklandığı özel kapların delinmesi halinde radyoaktif sızıntı riski doğabileceği de hatırlatılıyor.

Bunun yanı sıra nükleer malzemenin tam konumu ve dağılımının net olarak bilinmemesi de operasyonu zorlaştıracak etkenlerden biri.  

Washington merkezli düşünce kuruluşu Carnegie Uluslararası Barış Vakfı'ndan George Perkovich, İran ordusunun buralara sahte konteyner ve çeşitli tuzaklar yerleştirmiş olabileceğine işaret ediyor.

ABD ve İsrail, İran'ın nükleer silah üretmeyi hedeflediğini ileri sürse de Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, 28 Şubat öncesinde ABD heyetiyle müzakerelerde uranyum zenginleştirme oranlarında değişikliğe gidilebileceğini söylemiş ancak zenginleştirme faaliyetlerinin durdurulmasına veya nükleer yakıtın ülke dışına çıkarılmasına yanaşmayacaklarını söylemişti.

ABD Başkanı'nın damadı Jared Kushner ve Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ise nükleer yakıtın İran'da kalmasını kabul etmeyeceklerini belirtmişti.

Adlarının paylaşılmaması kaydıyla konuşan iki yetkili, bunun yerine ABD'nin İran'a reaktörlerde kullanması için düşük seviyede zenginleştirilmiş uranyumu ücretsiz vermeyi teklif ettiğini belirtiyor. Arakçi'nin ise teklifi reddettiği aktarılıyor.

Analizde, ABD'nin nükleer yakıtı ele geçirmek için İran'a kara harekatı başlatması ve bundan sonuç alamaması halinde Arakçi'nin bu teklifini yeniden değerlendirebileceği yazılıyor.

Independent Türkçe, New York Times, CSIS


ABD, İran ile savaşın yeni bir aşamaya girme olasılığı karşısında askeri takviye göndermeyi değerlendiriyor

ABD’li pilotlar ve askerler, 5 Ocak’ta Ortadoğu'daki Merkez Komutanlığı bölgesine gönderilmek üzere bir Boeing C-17 Globemaster askeri nakliye uçağından yükleri boşaltıyor. (ABD ordusu)
ABD’li pilotlar ve askerler, 5 Ocak’ta Ortadoğu'daki Merkez Komutanlığı bölgesine gönderilmek üzere bir Boeing C-17 Globemaster askeri nakliye uçağından yükleri boşaltıyor. (ABD ordusu)
TT

ABD, İran ile savaşın yeni bir aşamaya girme olasılığı karşısında askeri takviye göndermeyi değerlendiriyor

ABD’li pilotlar ve askerler, 5 Ocak’ta Ortadoğu'daki Merkez Komutanlığı bölgesine gönderilmek üzere bir Boeing C-17 Globemaster askeri nakliye uçağından yükleri boşaltıyor. (ABD ordusu)
ABD’li pilotlar ve askerler, 5 Ocak’ta Ortadoğu'daki Merkez Komutanlığı bölgesine gönderilmek üzere bir Boeing C-17 Globemaster askeri nakliye uçağından yükleri boşaltıyor. (ABD ordusu)

Bir ABD’li yetkili ve konuya yakın üç kaynağa göre Trump yönetimi, İran’a karşı yürütülen savaşta olası yeni adımlar kapsamında Ortadoğu’daki operasyonlarını güçlendirmek amacıyla binlerce Amerikan askerinin konuşlandırılmasını değerlendiriyor.

Söz konusu konuşlandırmanın, İran ile savaşın üçüncü haftasına girildiği bir dönemde, Trump’a ABD operasyonlarını genişletme konusunda daha fazla seçenek sunabileceği ifade ediliyor.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre bu seçenekler arasında, Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrol tankerlerinin güvenli geçişinin sağlanması da yer alıyor. Kaynaklar, bu görevin ağırlıklı olarak hava ve deniz kuvvetleri aracılığıyla yürütüleceğini belirtirken, dört kaynağa göre -bunlar arasında iki ABD’li yetkili de bulunuyor- boğazın güvenliğinin sağlanması için İran kıyılarına Amerikan askerlerinin konuşlandırılması da gerekebilir.

Üç bilgi sahibi kaynak ve üç ABD’li yetkiliye göre, Trump yönetimi ayrıca İran’ın petrol ihracatının yaklaşık yüzde 90’ının gerçekleştirildiği Harg Adası’na kara birlikleri gönderme seçeneklerini de değerlendiriyor. Yetkililerden biri, İran’ın ada üzerinde füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) etkili olabilme kapasitesine sahip olması nedeniyle böyle bir operasyonun yüksek risk taşıyacağını vurguladı.

ABD’nin 13 Mart’ta adadaki askeri hedeflere saldırılar düzenlediği ve ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’ın hayati petrol altyapısını hedef alma tehdidinde bulunduğu belirtildi. Uzmanlar, İran ekonomisi açısından kritik öneme sahip olması nedeniyle adanın yok edilmesinden ziyade kontrol altına alınmasının daha olası bir seçenek olduğunu değerlendiriyor.

ABD kara kuvvetlerinin, sınırlı bir görev kapsamında dahi kullanılması, İran’a yönelik operasyona ABD kamuoyundaki düşük destek ve Trump’ın seçim döneminde Ortadoğu’da yeni çatışmalardan kaçınma vaatleri göz önüne alındığında, siyasi riskler barındırıyor.

Konuya yakın bir kaynak, Trump yönetimindeki yetkililerin İran’ın yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stoklarının güvence altına alınması amacıyla Amerikan askerlerinin konuşlandırılması ihtimalini de görüştüğünü aktardı.

Kaynaklar, İran topraklarında herhangi bir noktaya kara kuvveti gönderilmesinin yakın vadede beklenmediğini ifade ederken, operasyonel planlamaya ilişkin ayrıntı paylaşmaktan kaçındı. Uzmanlara göre, İran’ın uranyum stoklarının güvenliğinin sağlanması görevi, ABD özel kuvvetleri için dahi son derece karmaşık ve riskli.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre, Beyaz Saray’dan bir yetkili, “Şu aşamada kara kuvveti gönderilmesine yönelik herhangi bir karar alınmış değil, ancak Başkan Trump tüm seçenekleri masada tutuyor” dedi.

Yetkili, Trump’ın hedefinin ‘İran’ın balistik füze kapasitesinin yok edilmesi, deniz gücünün ortadan kaldırılması, bölgedeki müttefik unsurlarının istikrarsızlık yaratmasının engellenmesi ve İran’ın asla nükleer silaha sahip olmamasının sağlanması’ olduğunu ifade etti.

ABD Savunma Bakanlığı ise konuya ilişkin yorum yapmadı.

Bu değerlendirmeler, ABD ordusunun İran’ın deniz unsurlarına, füze ve İHA stoklarına ve savunma sanayisine yönelik saldırılarını sürdürdüğü bir dönemde gündeme geldi.

ABD’nin 28 Şubat’ta başlayan savaşın ardından bugüne kadar 7 bin 800’den fazla hava saldırısı gerçekleştirdiği ve 120’den fazla İran deniz unsuruna zarar verdiği veya bunları imha ettiği bildirildi. Bu bilgiler, Ortadoğu’da yaklaşık 50 bin ABD askerinden sorumlu olan ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) tarafından dün yapılan açıklamada yer aldı.

ABD kuvvetlerinin kayıpları

ABD Başkanı Donald Trump, hedeflerinin yalnızca İran’ın askeri kapasitesini zayıflatmakla sınırlı olmadığını, aynı zamanda Hürmüz Boğazı’nda güvenli geçişin sağlanması ve İran’ın nükleer silah geliştirmesinin engellenmesini de kapsayabileceğini belirtti.

bgtr
Delaware’de düzenlenen resmi bir tören sırasında, ABD askerlerinden oluşan bir ekip, askerlerin naaşlarını taşıyan bayraklarla örtülü tabutların önünde duruyor. (AFP)

Bu hedeflere ulaşmak için kara kuvvetlerinin devreye sokulmasının Trump’ın elindeki seçenekleri genişletebileceği, ancak bunun ciddi riskler barındırdığı ifade ediliyor. İran topraklarında doğrudan bir çatışmaya girilmemesine rağmen, savaşta şu ana kadar 13 ABD askerinin hayatını kaybettiği ve yaklaşık 200 askerin yaralandığı bildirildi. ABD ordusu, yaralanmaların büyük çoğunluğunun hafif olduğunu açıkladı.

Trump, geçmişte ABD’nin dış çatışmalara dahil olmasını eleştirmiş ve ülkeyi yeni savaşlardan uzak tutma sözü vermişti. Ancak son dönemde İran’a kara birlikleri gönderilmesi ihtimalini tamamen dışlamaktan kaçındı.

Beyaz Saray’dan üst düzey bir yetkili, Trump’ın İran’ın nükleer materyallerini kontrol altına almak için birden fazla seçeneğe sahip olduğunu, ancak henüz nasıl ilerleyeceğine karar vermediğini söyledi. Yetkili, “Bunu kontrol altına almanın kesinlikle yolları var, ancak henüz bir karar verilmiş değil” dedi.

ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard dün yasa yapıcılara sunduğu yazılı ifadede, İran’ın nükleer zenginleştirme programının haziran ayında düzenlenen hava saldırıları sonucu yok edildiğini ve yer altındaki tesislerin girişlerinin kapatılarak betonla doldurulduğunu belirtti.

Kaynaklar, ABD’nin askeri takviyelerine ilişkin değerlendirmelerin, gelecek hafta Ortadoğu’ya ulaşması beklenen ve 2 binden fazla deniz piyadesi taşıyan amfibi hazır görev grubunun ötesine geçtiğini ifade etti.

Kaynaklardan biri, ABD ordusunun, gemide çıkan yangının ardından USS Gerald R. Ford uçak gemisini bakım için Yunanistan’a gönderme kararı nedeniyle önemli sayıda kuvvet kaybı yaşadığını belirtti.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Hürmüz Boğazı’nın güvenliğinin sağlanması konusundaki tutumunun ise değişkenlik gösterdiği ifade ediliyor.

Başlangıçta ABD donanmasının ticari gemilere eşlik edebileceğini söyleyen Trump’ın, daha sonra bu kritik su yolunun açık tutulması için diğer ülkeleri de sürece dahil olmaya çağırdığı, ancak müttefiklerin isteksiz kalması üzerine dün bu sorumluluğu tamamen bırakmayı gündemine aldığı aktarıldı.

Trump, Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda, “İran’daki terörist devlet yapısından geriye kalanları ortadan kaldırırsak ve bu boğazı kullanan ülkelerin sorumluluğu üstlenmesine izin verirsek ne olur diye merak ediyorum” ifadesini kullandı.


MAGA, İran savaşında Trump'ın arkasında

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

MAGA, İran savaşında Trump'ın arkasında

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Donald Trump'ın "Amerika'yı Yeniden Harika Yap" (Make America Great Again) tabanının destekçileri, anketlere göre İran'daki savaşı ezici bir çoğunlukla destekliyor; neredeyse yüzde 90'ı başkanın askeri saldırılarını onaylıyor.

CNN'in Baş Veri Analisti Harry Enten, salı günü MAGA'nın İran'daki askeri harekata yönelik onay oranına ilişkin son anket sonuçlarını paylaştı. Katılımcıların ortalama yüzde 89'u savaşı onaylarken, sadece yüzde 9'u karşı çıkıyor.

Enten, iki haftadan fazla süre önce başlayan ABD - İsrail saldırıları hakkında, "Bu, Cumhuriyetçi taban arasında son derece popüler" dedi.

Enten'ın verileri, Gabe Fleisher'ın geçen hafta yayımlanan Wake Up To Politics Substack gönderisine dayanıyordu. Fleisher'ın gönderisinde, MAGA destekçilerinin yüzde 90'ının askeri saldırıları desteklediğini ortaya koyan bir NBC News anketine atıfta bulunuldu.

Fleisher'ın bahsettiği CNN anketi, Cumhuriyetçilerin yüzde 77'sinin saldırıları onayladığını gösterdi. MAGA Cumhuriyetçilerinin, MAGA olmayan Cumhuriyetçilere göre Trump'ın İran'a saldırma kararına güçlü bir şekilde onay verme olasılığı 30 puan daha yüksek.

Bu anketlerdeki MAGA destekçileri saldırıları destekliyor gibi görünse de bazı önde gelen Trump yanlısı medya figürleri, ne zaman sona ereceği belirsiz savaşa karşı çıkıyor.

Tucker Carlson, 28 Şubat'ta ABC News'dan Jonathan Karl'a yaptığı açıklamada askeri harekatı "kesinlikle iğrenç ve şeytani" diye nitelendirmişti. Trump daha sonra Karl'a, "Tucker yolunu kaybetti" demişti.

Trump, eski Fox News sunucusu hakkında, "Bunu uzun zaman önce biliyordum ve o MAGA değil. MAGA ülkemizi kurtarıyor. MAGA ülkemizi yeniden harika yapıyor. MAGA, önce Amerika demektir ve Tucker bunların hiçbirini temsil etmiyor" demişti.

efvgfr
Önde gelen muhafazakar medya figürlerinin başkana karşı çıksa da MAGA, Trump'ın İran'daki savaşına destek veriyor (AFP)

Radyo sunucusu Megyn Kelly, SiriusXM'deki programının başlamasından kısa süre sonra savaş hakkında "ciddi şüpheleri" olduğunu söyledi.

"Başkanı destekliyorum. Başkana oy verdim. Başkan için kampanya yürüttüm. Ama bu... Başka bir Ortadoğu savaşını sorgusuz sualsiz kabul etmeniz gerektiği anlamına gelmiyor" dedi.

Başka bir muhafazakar yorumcu Mark Levin, hafta sonu X'te Kelly'yi İran savaşı eleştirisi nedeniyle "duygusal olarak dengesiz, ahlaktan yoksun ve huysuz bir enkaz" diyerek eleştirdi.

Kelly, X'te, "Mikropenis Mark Levin, müstehcenliğin tekelini elinde tuttuğunu düşünüyor. Benim hakkımda en kaba, en iğrenç terimlerle takıntılı bir şekilde tweet atıyor" diye yanıt verdi.

Trump'la arası bozulduktan sonra istifa eden Georgia Cumhuriyetçi eski Kongre Üyesi Marjorie Taylor Greene, Kelly'yi destekleyerek X'te şunları yazdı:

Megyn Kelly'nin dünyaya Mark Levin'in mikropenisi olduğunu söylemesini gönülden destekliyorum… Ve Trump'ın Levin'i muazzam boyutta savunması, tabanı daha da öfkelendirdi. İnsanlar BIKTI. MAGA, mikropenisli Mark Levin tarafından yok edildi.

Trump, Kelly'yle sosyal medyada yaşadığı tartışmanın ortasında Levin'i savunmak için Truth Social'a başvurdu ve şunları yazdı:

Gerçekten Büyük bir Amerikan Vatanseveri olan Mark Levin, çok daha az Zekaya, Yeteneğe ve Ülkemize olan sevgiye sahip diğer insanlar tarafından bir nevi kuşatma altında.

Trump, tabanının ya da en azından anketlere katılanların desteğine sahip olsa da Amerikalıların çoğu İran savaşındaki tutumunu onaylamıyor.

The Economist/YouGov'un yeni anketine göre ABD'li yetişkinlerin yüzde 56'sı Trump'ın İran'daki durumu ele alış biçimini onaylamazken, yüzde 36'sı onaylıyor.

Independent Türkçe