Birleşmiş Milletler’deki tarafsız üçüncü blok

Rusya ve Çin'in arenaya geri dönmesinin sebepleri arasında Obama yönetiminin Irak'taki terör tehdidini sona erdirmeyi başaramaması ve İran ile nükleer anlaşma imzalama peşinde koşması da yer alıyor.

Batı bloğu, Rusya'nın BM İnsan Hakları Konseyi üyeliğini dondurmak için bir karar taslağı sundu. (AFP)
Batı bloğu, Rusya'nın BM İnsan Hakları Konseyi üyeliğini dondurmak için bir karar taslağı sundu. (AFP)
TT

Birleşmiş Milletler’deki tarafsız üçüncü blok

Batı bloğu, Rusya'nın BM İnsan Hakları Konseyi üyeliğini dondurmak için bir karar taslağı sundu. (AFP)
Batı bloğu, Rusya'nın BM İnsan Hakları Konseyi üyeliğini dondurmak için bir karar taslağı sundu. (AFP)

Velid Fares
Ukrayna'da savaşın başlamasından bu yana dünya hızla değişiyor. Beraberinde İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana dünyaya egemen olan uluslararası ilişkiler de değişime uğruyor. Müttefiklerin 1945'te Mihver Devletler’e karşı zaferiyle ortaya çıkan uluslararası sistem, Birleşmiş Milletler'i ve çok geçmeden “Soğuk Savaş” adındaki olgudan onlarca yıl zarar gören yeni bir uluslararası hukuku üretti. Ancak Soğuk Savaş kapsamında çeşitli kıtalarda yaşanan yüzleşmeler, başta Güvenlik Konseyi olmak üzere BM kurumlarını aksatmamıştı. Aksine Konsey, büyük uluslararası krizlerde bir nevi hakeme dönüşmüştü.
Bu uzun dönem boyunca dünya üçe bölündü: Özgür dünya, yani Batı ve müttefikleri, Sovyetler Birliği liderliğindeki komünist blok, Bağlantısızlar (Non Aligned) bloğu tarafından yönetilen “üçüncü dünya.” Bağlantısızlar, sömürgeciliğe karşı mücadele eden ancak uluslararası eksenlerden birine dahil olmamayı tercih eden ülkeler bloğuydu. Bununla birlikte bu "üçüncü blok" hepsinde olmasa da çoğu konuda genel olarak Batı'ya karşı oy kullandı. Bağlantısızlar bloğundaki bazı ülkelerin, Camp David Anlaşması’ndan sonra Mısır gibi Sovyetler Birliği ile ittifaktan ABD ile ortaklığa veya Haile Mariam'ın komünist darbesinden sonra Etiyopya gibi İmparator Haile Selassie yönetiminde kurduğu Washington ile ittifaktan Moskova ile ittifaka geçiş yaptıklarını belirtmekte fayda var.
Bağlantısızlar bloğu heterojen rejimleri ve hükümetleri içeriyordu ve Güney Afrika veya Filistin ve diğer davaları desteklemek gibi geniş hatlara dayalı uluslararası politikalar izliyordu.

Soğuk Savaş’tan sonra bloklar
Sovyetler Birliği'nin 1991 yazında resmi olarak çökmesinin ardından uluslararası denklemler değişti. ABD rakipsiz olarak zirveye yerleşti ve tek uluslararası kutup oldu. ABD'nin Kuveyt savaşından Bosna, Kosova, Afganistan, Irak ve Libya'ya kadar 30 yıl boyunca dünyada yürüttüğü büyük askeri operasyonlar, Washington ve onunla birlikte "NATO" askeri gücünün uluslararası ölçekte hareket edebilen ve güvenlik seçeneklerini dayatan tek güç haline geldiğini gösterdi.
Amerikan stratejik sunumu küresel yeniden düzenlemeyi etkiledi. ABD liderliğindeki uluslararası topluma, Washington'ın "haydut" (Rogue States) devletler olarak nitelendirdiği Kuzey Kore, Küba, Venezuela, İran ve 2001 yılına kadar Taliban rejimi gibi bazı ülkeler dışında kimse karşı çıkmıyordu.
Diğer ülkelere gelince; onlar yakın müttefik, görünürde müttefik, ortak, koordinatör, bağımsız ve eleştirmen şeklinde farklılaştılar. Fakat çoğu ülke Washington'ın iradesine aynı ölçüde meydan okumadı. Ancak Rusya ve Çin gibi büyük ülkeler, özellikle de ABD'nin Irak'tan çekilmesinden ve sözde "Arap Baharı"nın patlak vermesinden bu yana yavaş yavaş yarış arenasına dönmeye ve ABD'ye meydan okumaya başladılar.
Barack Obama yönetiminin 2011'de Irak'taki terör tehdidine son verememesi, Libya'daki askeri harekâtı ve mali boyutlu bir nükleer anlaşma imzalamak için İran'ın arkasından koşması, arenaya geri dönüşün nedenleri arasında yer alıyor. Çin ve Rusya, Batı’nın tereddütlü ve zayıf iradeli olduğunu, mali baskılardan etkilendiğini varsaydılar. Ardından Rusya devreye girdi ve 2014'te Kırım'ı işgal etti. Çin, Tayvan'ı ilhak etmekten vazgeçmeyeceğini açıkladı. Kuzey Kore balistik füze denemeleri yapmaya başladı. İran, Ortadoğu'da Yemen'den Irak'a savaşları ateşledi. Donald Trump’ın yönetime gelmesinden önce dünya yeni bir Soğuk Savaş’ın eşiğine gelmişti. Trump, ABD'nin muhalifleriyle yeni istikrar denklemleri kurmaya çalıştı. Rusya ve Çin ile güç, Pyongyang ile de psikolojik sinematik etkileşim destekli bir diyalogun kapısını açtı. İran’ı yaptırımlarla kuşattı.
Trump'ın 2020'de başkanlığı kaybetmesiyle birlikte Obama'nın politikası Joe Biden'ın başkanlığı aracılığıyla Beyaz Saray'a geri döndü. Ancak Rusya ve Çin ile gerilim yükselmeye başlamış ve çatışma kaçınılmaz hale gelmişti. Rusya, Washington'ın NATO'yu özellikle Ukrayna üzerinden sınırlarının daha da yakınına doğru iteceğini hissetti. Çin, ABD ve Avustralya'nın Pasifik bölgesindeki yeniden konumlandırma girişimlerini yakından gözlemliyordu. NATO’nun Afganistan'dan kaotik bir şekilde çekilmesi, Rus-Çin eksenini Washington'ın artık geçmişte olduğu gibi dış savaşlara katlanamayacağına ikna etti. Buna dayanarak Rus kuvvetleri Ukrayna'yı başkentin eteklerine kadar işgal etti ve Azak kıyılarının kontrolünü ele geçirdi. Ancak uluslararası eksenler de değişti.

Yeni bloklar
Batı bloğu, Ukrayna savaşının patlak vermesinin ardından Genel Kurul'a Rus işgalini kınayan bir karar taslağı sundu ve Washington'ı destekleyen sayısal bir çoğunluk elde etti. Ancak Genel Kurul'da çok sayıda ülkenin farklı yönelimlerini yansıtan karmaşık oluşumlar da ortaya çıktı. “Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısını kınamak" için yapılan ilk oylamada çoğunluk Atlantik projesini destekledi. Çin, Belarus, Küba, Venezuela, İran ve diğerleri gibi sınırlı sayıda Rus müttefiki ise tasarıya karşı oy kullandı. Yeni olan gelişme ise azımsanmayacak sayıda ülkenin “çekimser oy” kullanmasıydı. Bunların arasında Brezilya, Hindistan, Pakistan ve bazı Arap ülkeleri gibi ABD'nin dostları da vardı. Bu da bir kez daha 3 blok ortaya çıkardı; NATO, Rusya ve çekimserler.
Çekimserlerin ayırt edici özelliği, askeri işgalleri kınamaları. Ancak Rusya'ya yönelik yaptırımlara katılmaya karşılar. Yaptırımları reddetmelerinin nedeni, ABD'den yana olmamaları değil, ulusal çıkarlarının bunu gerektirmesidir. Çekimser oy kullanan ülkelerin bazıları da “saldırıyı kınama oylamasının” münferit bir olgu olduğunu ve sona erebileceğini düşündüler. Ancak savaş devam etti, yaptırımlar arttı, Güvenlik Konseyi felç oldu, farklı bölgelerdeki hesaplar değişti ve daha karmaşık hale geldi. Sonra bir başka oylama, bu üçlü bloklaşmayı daha da pekiştirdi. 

İnsan hakları oylaması
Ukrayna içinde “katliamlar ve savaş suçları” olarak tanımlanan çeşitli olaylarda hayatını kaybeden kurbanlarla birlikte Batı bloğu, Rusya'nın BM İnsan Hakları Konseyi üyeliğini dondurmaya yönelik bir karar taslağı sundu. Taslak 93 ülke tarafından onaylandı ve çoğunluk oyuyla kabul edildi. Ancak en önemli gelişme 24 ülkenin taslağın aleyhine oy kullanmasıydı. Daha da önemlisi ise 58 ülkenin çekimser kalmasıydı. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analiz habere göre bu, Rusya'nın üyeliğinin dondurulmasını reddeden ülke sayısının 82 ve onaylayanlar ile aralarındaki farkın sadece 11 olduğu anlamına geliyor. Ancak oylamada çekimser oy kullanan ülkeler, nüfuslarının büyüklüğü ile dikkat çekiyorlar. Bu ülkelerin arasında Hindistan, Endonezya, Bangladeş, Pakistan, Meksika, Brezilya, Nijerya, Mısır gibi ülkeler var ve bu da yüz milyonlarca insandan oluşan bir demografik kitle demek. Demografik büyüklük üçüncü bloğa, çoğu Washington'ın ortağı olan bu hükümetlerin pozisyonlarını analiz etmeye gözlemcileri zorlayan büyük bir insani boyut kazandırıyor.
Rusya ile Batı arasındaki çatışmada bu ülkeleri orta bir pozisyon almaya sevk eden şey nedir? Bazıları, Biden yönetiminin Ukrayna içinde Rusya ile doğrudan çatışmaya girmeme konusundaki kararlı tutumunun, "tarafsız bloğun" ABD'nin kendisinden daha fazla çatışmaya müdahil olmaması ve ekonomik hesapları göz önünde bulundurması için yeterli bir mesaj olduğuna inanıyorlar.

Arap dünyası
Genel Kurul'daki oylamada Arap dünyasının pozisyonunu değerlendirecek olursak; Suudi Arabistan, Mısır, BAE, Katar, Irak, Sudan ve diğerleri dahil olmak üzere Arap ülkelerinin ezici çoğunluğunun çekimser kaldığını gözlemliyoruz. Cezayir ve Suriye, Rusya lehine oy kullanırken, Libya ve Komorlar Rusya’nın izolasyonu lehine oy kullandı. Lübnan ise oylama oturumuna dahi katılmadı ve BM Genel Kurulu’nda oy vermeyi bıraktı. Washington ve Brüksel'de bu sonucun verdiği mesajlar ve anlamları hakkında birçok soru işareti var. Dikkat çeken ilk nokta, Rusya’nın izolasyonu için oy kullanmaktan kaçınan tüm Arap ülkelerinin askeri, güvenlik ve siyasi açıdan Washington'ın ortağı veya müttefiki olmalarıdır. O halde bu durum nasıl açıklanabilir? Cevap nükleer anlaşmayla bağlantılı olabilir. Arapların çoğu anlaşmayı güvenlikleri için bir tehdit olarak görüyor. Dolayısıyla çekimser tutumları ABD yönetimine sanki şu mesajı veriyor; Araplar ve Washington arasındaki ittifak varlığını koruyor ve halen güçlü. Ancak ABD yönetiminin Tahran'a milyarlarca dolar aktaracağı ve Devrim Muhafızlarını terör listesinden çıkaracağı bir zamanda Rusya ile karşı karşıya gelmek, bölge ve Arap koalisyonunun ulusal güvenliğini riske atacaktır. Kısacası Arap ülkeleri sanki şöyle bir denklem kurmuş bulunuyorlar:
"Washington bizimle olduğu ölçüde biz de Washington'ın yanındayız. Rusya karşısında onun yanında yer alırız. İran karşısında bizimle birlikte durursa, ABD-Arap ortaklığı ne olursa olsun devam edecektir. Tıpkı 2003 yılında ABD-Fransız-Alman Atlantik ortaklığının, Irak'ın işgali konusundaki ihtilafa rağmen o dönemden bu yana devam etmesi gibi.”

Üçüncü blok
Batı yaptırımlarını uygulamaktan kaçınan ancak Rusya'yı da doğrudan desteklemeyen ülkeler Atlantik ile Rusya arasında üçüncü bir blok oluşturuyorlar. Güvenlik Konseyi'nin "vetolarla” felce uğramasından sonra uluslararası hakemlik görevini yerine getirmeye çalışan bir grup gibi, Ukrayna'daki iki karşıt bloğa baskı yaparak, onlara savaşı durdurma ve diplomatik yollara başvurma çağrıları yapıyorlar. Yeni denklemle ilgili soru işareti ise şu; küresel olarak bu durum daha ne kadar devam edecek? Zira, ne NATO Rusya ile doğrudan bir savaşa girmeyi, ne de Rusya ya da Çin bu aşamada, kimsenin sağ çıkamayacağı bir küresel nükleer savaşı çıkarma riskini göze almayacak.
Şu an hiç kimse bu soruya cevap veremiyor. Ancak küresel sistem bu kadar büyük bir krize uzun süre tahammül edemez.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrildi.



Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.


Trump: Gazze’ye 10 milyar dolar yardımın önündeki tek engel Hamas

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
TT

Trump: Gazze’ye 10 milyar dolar yardımın önündeki tek engel Hamas

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin Gazze için “Barış Konseyi”ne 10 milyar dolar sağlayacağını açıkladı ve bunu “savaş maliyetleriyle karşılaştırıldığında küçük bir rakam” olarak nitelendirdi. Trump, diğer üye ülkelerden gelen katkıların 7 milyar doları bulduğunu ve bağışların artmasının beklendiğini kaydetti.

Trump, “Barış Konseyi”nin açılışında yaptığı konuşmada, “Birlikte, yüzyıllar boyunca savaşın yıkımlarına maruz kalmış ve üç bin yıl süren katliamlarla boğulmuş bir bölgede kalıcı barış hayalini gerçekleştirebiliriz. Dünya, diğer çözülmemiş çatışmaların nasıl çözülebileceğini görmeli” dedi ve Birleşmiş Milletler’in çabalarını destekleyeceklerini vurguladı. Trump, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri, Fas, Bahreyn, Katar, Suudi Arabistan, Özbekistan ve Kuveyt gibi ülkelerin Gazze yardım paketine 7 milyar dolardan fazla katkıda bulunduğunu açıkladı.

Gazze’ye odaklanan Trump, ateşkesin tüm rehinelerin (canlı ve ölü) serbest bırakılmasıyla sonuçlandığını ve Hamas’ın söz verdiği gibi silahlarını teslim edeceğini söyledi, aksi hâlde “sert bir karşılık” verileceğini belirtti. Trump, “Şu anda dünya, önümüzdeki tek engel olan Hamas’ı bekliyor” dedi.

cfvdfv
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Devlet Bakanı Adil Cübeyr, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında (AFP)

Trump, toplantıya katılan ülkelerin yalnızca maddi katkıda bulunmadığını, bazı ülkelerin ateşkesi korumak ve kalıcı barışı sağlamak için personel göndermeyi taahhüt ettiğini kaydetti. Ortadoğu’nun “üç bin yıl boyunca imkânsız görülen bir barış” gördüğünü ifade eden Trump, bunun İran’ın nükleer kapasitesinin B-2 bombardıman uçaklarıyla yok edilmesinden kaynaklandığını belirtti ve bunun bölgesel barışın anahtarı olduğunu söyledi.

Norveç ve FIFA İşbirliği

Trump, geleceğe dönük planları da açıkladı; Norveç’in konseye ev sahipliği yapacağı, FIFA’nın Gazze’de projeler (futbol sahaları dahil) için 75 milyar dolar toplama kampanyasına katılacağı ve Japonya’nın bağış toplama girişimlerinde yer alacağı belirtildi. İran’a “barış yoluna katılma” çağrısı yapan Trump, aksi hâlde “farklı bir yol”la karşılaşacağını vurguladı ve İran’ın nükleer silaha erişimini önleme konusundaki kararlılığını yineledi.

Trump, adını taşıyan Barış Enstitüsü’ne övgüde bulunarak, BM ile yakın koordinasyonu vurguladı ve konseyin bu çalışmaları güçlendireceğini ve performansı “denetleyeceğini” belirtti. “Barış savaştan çok daha ucuzdur” diyen Trump, konseyin “kararlı liderlikle imkânsızın mümkün hâle getirilebileceğini” gösterdiğini söyledi.

dsvfdv
Washington’da Perşembe günü gerçekleştirilen “Barış Konseyi” toplantısından genel bir görünüm (AFP)

Konuşmasında ekonomik başarıları, Wall Street’teki gelişmeleri ve ilk yılında sekiz savaşı sona erdiren kişisel diplomatik başarısını öne çıkaran Trump, ekibini – Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, özel elçi Steve Witkoff, ve Jared Kushner dahil – “tüm zamanların en iyi ekibi” olarak nitelendirdi.

Trump, toplantıya katılan ülkelerin liderlerine teşekkür etti; Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, Arjantin Cumhurbaşkanı Javier Milei, Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Endonezya Cumhurbaşkanı Prabowo Subianto ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’i örnek göstererek, Pakistan-Hindistan ve Ermenistan-Azerbaycan gibi çatışmaların çözümünde oynadığı rolü vurguladı. Arap ülkelerine de teşekkür etti.

Filistinli Katılım

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Gazze için “Barış Konseyi” dışında bir “alternatif plan” olmadığını belirtti. Konsey koordinatörü Nikolay Mladenov, Perşembe günü, Hamas’ın etkisinden bağımsız bir Filistin Ulusal Polisi oluşturmak üzere başvuruların açıldığını duyurdu. Mladenov, “Sadece ilk birkaç saatte bin kişi başvuruda bulundu” dedi.

fvgthyju
Endonezya Cumhurbaşkanı, Perşembe günü Washington’da düzenlenen Barış Konseyi toplantısında (AFP)

Filistin yönetiminin Gazze işlerini yönetecek teknik komitesinin başkanı Ali Şaas kısa bir konuşma yaptı; hükümetin Gazze’de istikrar sağlama yetkisine sahip olduğunu, ancak zorlu şartlarda çalıştığını belirtti. Şaas dört önceliği açıkladı: güvenliği sağlamak, iki ay içinde 5 bin askeri eğitip konuşlandırmak, onurlu iş imkânları yaratmak, insani yardımların devamını ve temel hizmetlerin yeniden sağlanmasını temin etmek.

Trump, Perşembe günü 47’den fazla ülke liderinin, başbakan, dışişleri bakanı ve BM, AB, Dünya Bankası temsilcilerinin katıldığı konseyin ilk kurucu toplantısını açtı. Konseyin tartışmaları, yıkıcı savaşın ardından Gazze’nin yeniden inşası ve istikrarın sağlanmasına odaklandı.

fdbghyju
Washington’da Perşembe günü gerçekleştirilen Barış Konseyi toplantısından bir kare (AFP)

Bu zirve, BM Güvenlik Konseyi’nin ABD destekli ateşkes planını kabul etmesinden yaklaşık üç ay sonra gerçekleşti. Plan, iki yıl süreyle konseyin silahsızlanma ve Gazze’nin yeniden inşasını denetlemesini öngörüyordu. Başlıca sorunlar, Hamas’ın silahsızlanması, İsrail’in Gazze’den çekilmesi, yeniden inşanın boyutu ve insani yardımların akışı. Ateşkes hâlen kırılgan; taraflar ihlal iddialarını sürdürüyor.

Hamas’ın silahı sorunu

Trump yönetimi, Hamas’ı silahsızlandırma konusunda resmi bir plan açıklamadı. Mısır, Katar ve Türkiye ile görüşmelerin sürdüğü belirtiliyor. İsrail, Hamas ve diğer Filistin grupları silahsızlanmayı kabul etmeden geniş çaplı yeniden inşaya izin vermeyeceğini açıkladı. BM’de ABD Daimi Temsilcisi Mike Waltz, Hamas’a iki seçenek sunduklarını söyledi: “Kolay ya da zor yoldan silahsızlanma”.

Hamas, İsrail’in olası misillemelerinden endişe ederek silah teslim etmeye hazır görünmüyor. Hareket, Gazze yönetimini yeniden üstlenmiş ve ABD destekli teknik komiteye yetki devretmeye hazır. Ancak İsrail, komitenin Gazze’ye girişine izin vermedi. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, “Hamas silahsızlanmadan yeniden inşa olmayacak” dedi.

Barış Gücü

Endonezya, yaklaşık 8 bin asker göndereceğini açıkladı. Arnavutluk, Fas ve Yunanistan’ın da Gazze’ye barış gücü olarak katılacağı belirtiliyor. Bu güç sınır konularını ele alacak, ancak Hamas’ın silahsızlanmasını denetleme yetkisine sahip olup olmayacakları belirsiz.

Gazze’deki Uluslararası İstikrar Gücü Komutanı General Jasper Gievers, beş ülkenin – Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk – katılımını duyurdu. Ayrıca Mısır ve Ürdün polis eğitimine destek verecek. Endonezya, gücün yardımcı komutanlığı görevini üstlenecek.

Eleştiriler

Fransa Dışişleri Sözcüsü Pascal Confavreux, Avrupa Komisyonu’nun toplantıya katılımını sürpriz olarak nitelendirdi; Komisyon’un üye ülkeleri temsil yetkisi olmadığını vurguladı. Fransa, konseyin faaliyetlerini BM kararlarıyla uyumlu hâle getirmeden katılmayacağını belirtti.

Eleştiriler, konseyin BM’nin rolünü azaltabileceği ve ABD’nin alternatif bir yapı kurmak istediği endişelerinden kaynaklandı. Başkan Trump’ın geniş yetkileri – ömür boyu başkanlık, üye kabul ve fon kullanımı üzerinde tek yetki – eleştirildi.

Analistler, başarının mali taahhütlerle değil, üç temel zorluğun çözümüyle ölçüleceğini belirtiyor: Hamas’ın silahsızlanması, İsrail’in Trump planına göre çekilmesi ve uluslararası ve yerel meşruiyete sahip istikrar gücü oluşturma kapasitesi.


Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
TT

Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)

Güney Kore’nin eski Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, 2024’ün sonlarında kısa süreli sıkıyönetim ilan etmesi nedeniyle bugün ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Seul Merkez Bölge Mahkemesi yargıcı Ji Gwi-yeon, karar duruşmasında “İsyan suçundan Yoon’u ömür boyu hapis cezasına mahkûm ediyoruz” ifadesini kullandı.

Böylece eski muhafazakâr lider, savcılığın talep ettiği idam cezasından kurtulmuş oldu.

Yoon Suk Yeol, 3 Aralık 2024 akşamı yaptığı sürpriz konuşmada sıkıyönetim ilan etmiş ve orduya Ulusal Meclis’e girme talimatı vermişti. Ancak askerler tarafından kuşatılan binaya yeterli sayıda milletvekili girmeyi başarmış, yapılan oylamada bu güç kullanımına karşı karar alınmış ve dönemin devlet başkanı geri adım atmak zorunda kalmıştı.

Sivil yönetim fiilen yalnızca altı saatliğine askıya alınsa da, söz konusu girişim ülkede derin ve uzun süreli bir siyasi krize yol açmıştı.

Gözaltında yargılanan Yoon, bu eylemleri nedeniyle nisan ayında görevden alınmıştı.

Mahkemenin, eski Savunma Bakanı Kim Yong-hyun’u da mahkûm etmesinin ardından, Yoon ile birlikte yargılanan diğer sanıklar hakkında da kısa süre içinde karar vermesi bekleniyor.