Grundberg, Yemen ateşkesini barış için "nadir bir fırsat" olarak görüyor

Grundberg, Husilerle 3 gün süren görüşmelerinin ardından Sana Havaalanı’ndan ayrılırken basın toplantısı düzenliyor (EPA)
Grundberg, Husilerle 3 gün süren görüşmelerinin ardından Sana Havaalanı’ndan ayrılırken basın toplantısı düzenliyor (EPA)
TT

Grundberg, Yemen ateşkesini barış için "nadir bir fırsat" olarak görüyor

Grundberg, Husilerle 3 gün süren görüşmelerinin ardından Sana Havaalanı’ndan ayrılırken basın toplantısı düzenliyor (EPA)
Grundberg, Husilerle 3 gün süren görüşmelerinin ardından Sana Havaalanı’ndan ayrılırken basın toplantısı düzenliyor (EPA)

Birleşmiş Milletler (BM) Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg dün (Perşembe) yaptığı açıklamada Yemen’de Ramazan ayının başından beri yürürlükte olan ateşkesin barışı tesis etmek için "nadir bir fırsat" sunduğunu söyledi. BM Temsilcisi, Güvenlik Konseyi geri kalanıyla birlikte, Suudi Arabistan Krallığı ve Körfez ülkelerinin uluslararası örgütün anlaşmazlığın çözümüne yönelik arabuluculuk çabalarını desteklemek üzere son zamanlarda attıkları adımlara övgüde bulundu.
Güvenlik Konseyi toplantısında brifing veren Grundberg, Yemen'de yıllarca süren şiddetin ardından "tünelin sonunda bir ışık olduğuna" inandığını ifade etti. Yaklaşık üç aylık ikili müzakerelerin ardından Birleşmiş Milletler'in yenilenebilecek iki aylık ülke çapındaki ateşkes kararını iki tarafın da kabul ettiğini açıkladı.
BM Yemen Özel Temsilcisi, varılan ateşkesin, malların ve sivillerin serbest dolaşımını iyileştirmeye yönelik hükümler içerdiğini ve anlaşmanın istikrar ve barışı tesis etmek için "nadir bir fırsat sunduğunu" vurguladı. Aynı zamanda "anlaşmanın dayanıklı ve barışa yönelik bir dönüm noktası olmasını sağlamak için tarafların sürekli bağlılığının ve bölgeden ve uluslararası toplumdan geniş destek bulmasının gereğine" işaret eden Grundberg, “Ateşkesin başlamasından bu yana, "siviller arasındaki şiddet ve kayıplar önemli bir yüzdede azaldı. Hudeyde limanlarından daha fazla yakıt aktı. 2016 yılından bu yana ilk kez Sana Havalimanı'ndan ticari uçuşların gerçekleştirilmesine yönelik hazırlıklar başladı” dedi.
Taiz ve diğer illerde yolların açılması için tarafları bir araya getirmeye çalıştığına dikkati çeken Temsilci, “Ancak ateşkese rağmen, özellikle Marib çevresinde "endişe verici" askeri operasyonlar olduğuna dair haberler var. Ateşkes tarafından oluşturulan mekanizmalar bunu acilen ele almalılar” diye konuştu.
Yemenli taraflara bu anlaşmaya varmak için liderlik gösterdikleri ve tavizler verdikleri için teşekkür eden Grundberg, anlaşmaya yol açan müzakereleri desteklemek için Suudi Arabistan Krallığı ve Umman Sultanlığı'nın oynadığı “kritik rollere” dikkati çekti. Temsilci, iki ülkenin oynadığı bu rolün tutukluların değişimi de dahil olmak üzere "güven inşası alanında ilerleme kaydetmenin diğer olumlu göstergelerine" işaret ettiğini belirtti.
BM Elçisi, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin Riyad'da, Yemenliler arasındaki müzakerelere ev sahipliği yapma girişiminden bahsetti. Riyad’da “askeri çözümlerden kaçınma ve Birleşmiş Milletler himayesinde siyasi diyaloga girme ihtiyacı” konusunda fikir birliği sağlandı. Grundberg, “Bu, Birleşmiş Milletler'in barış çabalarını desteklemede bölgesel örgütlerin önemini gösteriyor.” dedi.
Yemen Cumhurbaşkanı Abdurabbu Mansur Hadi'nin tüm yetkilerini Yemen Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi'ne devretme kararını memnuniyetle karşıladığını ifade eden BM yetkilisi, bunun istikrar yolunda önemli bir adım olduğunu da sözlerine ekledi. Grundberg ayrıca Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin açıkladığı ekonomi paketi karşısında memnuniyetini ifade etti.
BM Temsilcisi, “Ateşkes, Yemen'i yeni bir yöne götürmek için bir fırsat. Yemenliler çatışmanın müzakere edilmiş bir çözümünü tanımlaması ve buna sahip olması gerekir. Çok yönlü sürecimin bir parçası olarak ateşkes unsurlarının üzerine inşa etmek üzere taraflarla temaslarımı sürdüreceğim. Ramazan ayından sonra daha çok müzakerelerde bulunacağım”.
BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Martin Griffiths, 7 Nisan'da Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi'nin kurulmasının ardından Suudi Arabistan Krallığı tarafından ilan edilen yeni mali desteği memnuniyetle karşıladığını söyledi. Toplam üç milyar dolarlık ekonomik destek paketinin iki milyarının Suudi Arabistan Krallığı ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından Yemen Merkez Bankası'na ortaklaşa gönderileceğini açıklayan Griffiths, “Bu duyurudan bu yana, hükümet kontrolündeki bölgelerde Yemen riyalinin değeri yaklaşık yüzde 25 artış kaydetti. Aynı şekilde Suudi Arabistan’ın, BM yardım çabalarına 300 milyon dolarlık katkı sağlayacağını açıklaması memnuniyet verici. Ancak Suudi Arabistan’ın taahhüdüne rağmen Yemen'deki insani ihtiyaçlar hala çok büyük”.
BM müdahale planı, geçen Mart ayındaki hayal kırıklığı yaratan taahhüt konferansından sonra hala önemli ölçüde yetersiz finanse ediliyor. Birleşmiş Milletler'in bu yıl Yemen için talep ettiği 4,2 milyar dolardan sadece 1,3 milyar dolar toplandı.
Griffiths ayrıca, Kızıldeniz'de Husilerin kontrolü altındaki Ras İsa Limanı açıklarında büyük bir petrol sızıntısı veya patlama riski altında olan arızalı "Safer" tankerinin oluşturduğu felaket riskini çözmek için gösterilen çabalardan da bahsetti.
Çok sayıda ülke temsilcisi BM elçisinin Yemen'e barış getirme çabalarına, Suudi Arabistan Krallığı, Birleşik Arap Emirlikleri ve diğer Körfez ülkelerinin siyasi süreci desteklemek açısından yaptıkları önemli katkılara övgüde bulundu.
Bu ayki Güvenlik Konseyi Başkanı, İngiltere'nin BM Daimi Temsilcisi Barbara Woodward şunları söyledi: “Suudi Arabistan Krallığı, Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri ve Yemen hükümetinin ciddi müzakereler ve önemli siyasi reformları ilerletme çabalarını özellikle takdir etmeliyim. Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi'nin oluşumu hayati bir adım. Cumhurbaşkanı Hadi'yi "gücün barışçıl transferini kolaylaştırdığı" için takdir ediyorum. Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi'nin "siyasi müzakereler için ciddi ve hızlı bir şekilde çalışmasını" umuyorum. Husileri "Birleşmiş Milletler Özel Temsilcisi ile çalışmaya devam etmeye" çağırıyorum.



Trump’tan Hamas’a tehdit gibi teklif …Gazze’nin silahsızlandırılmasına ilişkin son teklif neleri içeriyor?

İzzeddin el-Kassam Tugayları üyeleri Hamas’a bağlı, Nusayrat Mülteci Kampı, Gazze’nin orta kesimi, Şubat 2025 (EPA)
İzzeddin el-Kassam Tugayları üyeleri Hamas’a bağlı, Nusayrat Mülteci Kampı, Gazze’nin orta kesimi, Şubat 2025 (EPA)
TT

Trump’tan Hamas’a tehdit gibi teklif …Gazze’nin silahsızlandırılmasına ilişkin son teklif neleri içeriyor?

İzzeddin el-Kassam Tugayları üyeleri Hamas’a bağlı, Nusayrat Mülteci Kampı, Gazze’nin orta kesimi, Şubat 2025 (EPA)
İzzeddin el-Kassam Tugayları üyeleri Hamas’a bağlı, Nusayrat Mülteci Kampı, Gazze’nin orta kesimi, Şubat 2025 (EPA)

Hamas kaynakları, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, birkaç gün önce ABD Başkanı Donald Trump tarafından kurulan Barış Konseyi yürütme organı aracılığıyla Gazze Şeridi’nin silahsızlandırılmasına ilişkin bir teklif aldıklarını doğruladı.

Gazze dışında yaşayan üst düzey bir Hamas yetkilisi, “Sunulan teklif adeta bir tehdit mesajı gibiydi” dedi. Gazze içinden iki Hamas kaynağı ve bir başka Filistinli grup yetkilisi de teklifin “Gazze Şeridi içindeki tüm silahların istisnasız teslim edilmesini” öngördüğünü aktardı.

Filistinli gruptan bir kaynak, teklifin yalnızca silahlı grupları değil, aşiretleri ve bireysel silahları da kapsadığını belirterek, “İstenen, tüm fraksiyonların, aşiretlerin ve hatta kişisel silahların, üst düzey liderler dâhil olmak üzere, tamamen bırakılmasıdır; bu silahlar kişisel güvenlik amacıyla bile tutulamayacak” dedi.

Reuters, geçen cumartesi günü iki kaynağa dayandırdığı haberinde, “Barış Konseyi”nin Hamas’a silah bırakma sürecine ilişkin yazılı bir teklif sunduğunu aktardı.

Ajans, söz konusu teklifin Kahire’de düzenlenen ve Nikolay Mladenov (Barış Konseyi Yüksek Temsilcisi) ile ABD’li temsilci Steve Witkoff’un özel yardımcısı Aryeh Lightstone’un katıldığı bir toplantıda ele alındığını belirtti.

grgtbgr
İzzeddin el-Kassam Tugayları üyeleri Hamas’a bağlı, Nusayrat Mülteci Kampı, Gazze’nin orta kesimi, Şubat 2025 (EPA)

Hamas’tan üst düzey bir yetkiliye göre, hareket heyeti toplantıda Gazze’deki “direniş gruplarının” varılan anlaşmalara bağlı olduğunu, tüm aşamaları uygulamaya hazır olduklarını ve şu aşamada önceliğin mutabık kalınan aşamalara geçiş olduğunu, silah meselesinin ise daha sonra müzakere edilmesi gerektiğini vurguladı.

İsrail ile Hamas arasında geçen yıl ekim ayında, Trump tarafından sunulan 20 maddelik ve aşamalara bölünmüş bir plan çerçevesinde ateşkes anlaşmasına varılmıştı. Ancak İsrail’in, Gazze’nin yüzde 55’ini oluşturan işgal altındaki bölgelerden çekilmeyi öngören maddeyi hâlâ uygulamadığı, silahsızlanma maddesinin ise daha sonraki aşamalarda yer aldığı ifade ediliyor.

“Teklif değil, tehdit mesajı”

Hamas kaynaklarına göre plan, yeniden inşa sürecini ve Gazze’de yönetim yapısının değiştirilmesini doğrudan silahların teslimine bağlamayı hedefliyor.

Aynı kaynak, teklifin sunulduğu toplantıda ikinci aşamanın uygulanmasını hızlandırmaya yönelik çeşitli başlıkların ele alındığını belirterek, “Sunulan şey, müzakereye açık, rasyonel bir tekliften ziyade, olumlu ve olumsuz yönleri tartışılabilecek bir çerçeve değil; bize ve genel olarak Filistin ulusal yapısına dayatılmak istenen şartlar içeriyor” dedi.

Buna rağmen Hamas kaynakları, teklifin hareket içinde ve Filistinli gruplar arasında değerlendirilmek üzere iletildiğini, ayrıca yanıt için belirli bir süre sınırı konulmadığını aktardı.

Teklifi inceleyen bazı isimlere göre Hamas ve Gazze’deki diğer gruplar arasında hâkim eğilim, silahsızlanmanın yeniden inşa süreciyle ilişkilendirilmesine karşı çıkılması yönünde.

Gazze içindeki bir Hamas yetkilisi ise, “Bu, daha önce sunulan pek çok tekliften yalnızca biri. Hareketin eline ulaşan metin nihai değil ve silah meselesi ile ikinci aşamaya ilişkin diğer konuların tamamını kapsayan net bir çerçeve sunmuyor” dedi.

“Ortak ulusal tutum” arayışı

Gazze’deki en büyük silahlı yapı olan Hamas, teklif konusunda Filistinli gruplarla yürütülecek istişarelere dayanarak özellikle silah meselesinde “ortak ulusal bir tutum” oluşturmayı hedefliyor.

Gazze dışında bulunan Hamaslı üst düzey yetkili, “İlkesel pozisyonlardan taviz verilmemesi ve Filistin meselesinin dünya gündeminde kalmasını sağlayacak bir çerçeve içinde, işgal sona erene kadar, hatta açık bir siyasi süreçle egemen bir Filistin devleti kurulmasını güvence altına alacak bir anlaşmaya varılmasına karşı değiliz” ifadelerini kullandı.

ABD’li yetkililer ise İran destekli Hamas’a, ağır ve hafif silahlar dâhil olmak üzere tüm silahlarını bırakması karşılığında olası bir anlaşma kapsamında af teklif edilebileceğini belirtti.


Suriyeli yetkili Şarku’l Avsat’a konuştu: Çiya Kobane, 60’ıncı Tümen Komutan yardımcılığına atandı… Orduda kadın birliği planı yok

Suriyeli yetkili Şarku’l Avsat’a konuştu: Çiya Kobane, 60’ıncı Tümen Komutan yardımcılığına atandı… Orduda kadın birliği planı yok
TT

Suriyeli yetkili Şarku’l Avsat’a konuştu: Çiya Kobane, 60’ıncı Tümen Komutan yardımcılığına atandı… Orduda kadın birliği planı yok

Suriyeli yetkili Şarku’l Avsat’a konuştu: Çiya Kobane, 60’ıncı Tümen Komutan yardımcılığına atandı… Orduda kadın birliği planı yok

Cumhurbaşkanlığı ekibinin 29 Ocak tarihli anlaşmanın uygulanmasını takip eden sözcüsü Ahmed el-Hilali, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile yapılan anlaşma kapsamında Haci Muhammed Nebo’nun, bilinen adıyla “Ciya Kobanê”nın, Halep ve Haseke illerinde konuşlu 60. Tümen’in komutan yardımcılığına atandığını doğruladı.

Hilali, Şarku’l Avsat’a yaptığı özel açıklamada, Haseke’de eski SDG unsurlarından oluşan üç tugayın 60. Tümen’e bağlanacağını söyledi.

fvfrb
Çiya Kobanê, Suriye Ordusu'ndaki 60. Tümen komutanın yardımcılığına atandı (Arşiv)

Askerî kaynaklara göre Kürt komutan, ABD güçlerine yakın bir isimdi ve Haseke, Deyrizor ve Rakka’da önemli askerî operasyonlara liderlik etti.

Kadın birlikleri tartışması

“Özerk Yönetim”e bağlı Kadın Koruma Birlikleri’nin (YPJ) Suriye ordusuna entegrasyonu konusuna değinen Hilali, SDG’nin etkinliğinin azalmasından önce kadın savaşçı sayısının 15 ila 20 bin arasında olduğunu, ancak bugün Kamışlı, Haseke, Derbesiye ve Amude gibi kuzeydoğu bölgelerinde SDG’nin varlığını sürdürmesine rağmen bu sayının 7 binin altına gerilediğini belirtti.

Suriyeli yetkili, bu kadın kadroların askerî alan dışında da değerlendirilebileceğini, özellikle İçişleri Bakanlığı bünyesinde kadın polis ihtiyacına dikkat çekerek, sorgulama, cezaevleri ve kamu kurumlarında görev alabileceklerini ifade etti.

grbgr
Suriye güvenlik yetkilileri, İçişleri Bakanı Enes Hattab eşliğinde, Şam kırsalındaki Kadın Polis Enstitüsü'nü gezdi (Suriye İçişleri Bakanlığı).

Hilali, Suriye Arap Ordusu’nun yapısında kadınlara özel birliklerin bulunmadığını ve şu aşamada böyle bir planın da olmadığını vurguladı. Bunun gerekçesinin ise ülke yönetiminin önceliğini askerî genişleme yerine istikrar, güvenli alanların oluşturulması, barış ortamının güçlendirilmesi ile yeniden imar ve hizmetlere vermesi olduğunu söyledi.

Bireysel katılım vurgusu

Kadın unsurların İçişleri Bakanlığı bünyesinde güvenlik kurumlarında görev alabileceğini belirten Hilali, “Alan geniş, her ilde gönüllü olunabilir” dedi. Ancak bu katılımın toplu değil bireysel olacağını, ayrıca özel eğitim programlarının düzenleneceğini ifade etti.

Hilali daha önce yaptığı açıklamada, entegrasyon sürecinin tamamlanmasıyla birlikte “Özerk Yönetim” ve “Asayiş” gibi paralel yapıların ortadan kalkacağını belirtmiş, Kürt subay ve unsurları Suriye ordusuna dönmeye çağırmıştı.

“Olumlu işaret” değerlendirmesi

Hilali, SDG Komutanı Mazlum Abdi’nin siyasi ve devrimci gerekçelerle yapılan tutuklamaların durdurulmasına yönelik taahhütlerine bağlı kaldığını ve son dönemde yeni gözaltı vakalarının kaydedilmediğini belirterek bunu “olumlu bir işaret” olarak nitelendirdi.

dcds
YPJ merkez karargahı

Cumhurbaşkanlığı temsilcisi Tuğgeneral Ziyad el-Ayiş’in de anlaşma kapsamında tüm bileşenlerin haklarının güvence altında olduğunu, SDG dışında kalan Kürtler dâhil herkesin haklarının korunacağını ifade etti.

Öncelikler: Tutuklular ve geri dönüş

Hilali, tutuklular dosyası ve yerinden edilenlerin geri dönüşünün öncelikli konular arasında olduğunu, kayıpların akıbetinin araştırıldığını ve cezaevlerinin devlet kontrolüne devri için koordinasyon yürütüldüğünü söyledi. Resulayn’dan yerinden edilenlerin dönüşünün de gerekli prosedürlerin tamamlanmasının ardından gerçekleşeceğini belirtti.

Öte yandan, Kürt vatandaşların haklarına ilişkin 13 sayılı kararname kapsamında çalışmaların kademeli şekilde sürdüğünü ve bunun olumlu karşılandığını, Cezire bölgesinde yeni projelerle destek sağlandığını ifade etti.

Newroz gerilimi

Kuzey ve Doğu Suriye’de Newroz kutlamaları sırasında Afrin ve Ayn el-Arab (Kobani) bölgelerinde ulusal bayrağın indirilmesiyle yaşanan gerilime de değinen Hilali, devletin Kürt dosyasına açık yaklaşımına rağmen bazı tarafların kışkırtma ve nefret söylemini körüklediğini söyledi.

fvfd
Suriye Kürtleri, 21 Mart'ta Afrin kentinde Newroz'u kutluyor (Reuters)

İç güvenlik güçlerinin olayları kontrol altına almak için sorumlu şekilde hareket ettiğini belirten Hilali, Afrin ve Kobani’de bayrağın indirilmesi ve saldırı olaylarına karışan kişilerin gözaltına alındığını ifade etti.

Kürt siyasi aktörler ve yapılar da bayrağın indirilmesini “bireysel bir davranış” ve “fitne çıkarma girişimi” olarak kınayarak gerilimi düşürmeye çalıştı.

dvf
Suriye'nin kuzeyindeki Afrin'de 21 Mart'ta Newroz kutlamaları sırasında genç bir aile (Reuters)

 


Haşdi Şabi’nin kurnaz lideri Falih el Feyyad Saddam ve ABD saldırılarından nasıl sağ çıktı?

Arşiv fotoğrafı: Falih el-Feyyad ve Abdülaziz el-Muhammedavi, Haşdi Şabi Başkanı ile Genelkurmay Başkanı (Kurum medyası)
Arşiv fotoğrafı: Falih el-Feyyad ve Abdülaziz el-Muhammedavi, Haşdi Şabi Başkanı ile Genelkurmay Başkanı (Kurum medyası)
TT

Haşdi Şabi’nin kurnaz lideri Falih el Feyyad Saddam ve ABD saldırılarından nasıl sağ çıktı?

Arşiv fotoğrafı: Falih el-Feyyad ve Abdülaziz el-Muhammedavi, Haşdi Şabi Başkanı ile Genelkurmay Başkanı (Kurum medyası)
Arşiv fotoğrafı: Falih el-Feyyad ve Abdülaziz el-Muhammedavi, Haşdi Şabi Başkanı ile Genelkurmay Başkanı (Kurum medyası)

Mütevazı ve sakin görüntüsüne rağmen, Irak’ta Haşdi Şabi lideri Falih el Feyyad, rakipleri dâhil birçok kişi tarafından kurnaz, fırsatları değerlendirmede son derece yetenekli ve düşmanlarına karşı “sert mücadeleler” yürütebilen bir isim olarak görülüyor. Bu özellikleri, kurum içindeki yoğun kutuplaşma ve güç mücadelelerine rağmen, onu 10 yılı aşkın süredir Haşdi Şabi’nin zirvesinde tutmayı başardı.

Salı günü, ABD’ye ait olduğu düşünülen bir hava saldırısının Musul kentindeki “Arap Mahallesi”nde Feyyad’ın kullandığı bir evi hedef aldığı öne sürüldü. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı habere göre kaynaklar Feyyad’ın saldırı sırasında evde bulunmadığı ifade ettiler.

Falih el Feyyad kimdir?

Falih el Feyyad, 1956 yılında Bağdat’ta doğdu. 1977’de Musul Üniversitesi Elektrik Mühendisliği bölümünden mezun oldu. Kuzey Bağdat’taki Raşidiye ve Tarmiye bölgelerinde geniş tarım arazilerine sahip olan el-Bu Amir (el-Bu Hamis) aşiretine mensuptur.

fdvdev
Yerel sakinler tarafından kaydedilen görüntüde, bugün Musul’da bombalanan bir noktadan yükselen duman görülüyor. Sakinler, saldırının Haşdi Şabi liderlerinin kullandığı bir evi hedef aldığını belirtti.

Aşiret bağlarının, Saddam Hüseyin döneminde idamdan kurtulmasında etkili olduğu iddia ediliyor. 1980’de yasaklı Dava Partisi’ne üyelik suçlamasıyla idama mahkûm edilen Feyyad’ın cezası, Saddam Hüseyin’in aileyi ziyareti sonrası affedilerek 20 yıl hapse çevrildi.

2003 sonrası erken dönemde siyasete atılan Feyyad, eski başbakan İbrahim Caferi’nin siyasi akımına katıldı. Ancak asıl yükselişini, Ulusal Güvenlik Danışmanlığı ve ardından Haşdi Şabi içindeki görevleriyle elde etti.

2014’te, Ali Sistani’nin DEAŞ’e karşı yayımladığı “cihad-ı kifai” fetvasıyla eş zamanlı olarak Haşdi Şabi Komitesi’nin başına getirildi. 2016’da Irak Parlamentosu’nun “Haşdi Şabi Yasası”nı kabul etmesiyle görevi resmiyet kazandı.

Feyyad, bir dönem Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak görev yaptı ancak 2018’de dönemin başbakanı Haydar el-İbadi tarafından görevden alındı. 2020’de ise eski başbakan Mustafa el-Kazımi tarafından yayımlanan kararnameyle Haşdi Şabi Başkanlığı görevine asaleten yeniden atandı.

Gücünü koruyan isim

Kurum içindeki çekişmeler, özellikle Asaib Ehl el-Hak’ın açık muhalefetine ve 2021’de insan hakları ihlalleri gerekçesiyle ABD yaptırımlarına rağmen, Feyyad görevini korumayı başardı.

Kaynaklara göre Feyyad, siyasi ve güvenlik alanındaki etkisini İran ile yakın ilişkilerinden ve özellikle 2020 başında Bağdat’ta ABD saldırısında öldürülen Kasım Süleymani ile kurduğu bağlardan aldı.

rftbrf

Feyyad’ın, Haşdi Şabi’deki merkezi konumunu kullanarak çeşitli ortaklıklar ve sözleşmeler üzerinden mali kazanımlar elde ettiği de öne sürülüyor. Ayrıca Sünni aşiret güçlerini organize edip sadakatlerini kendi etrafında toplaması, özellikle Ninova ve Musul’da kendisine önemli bir siyasi taban oluşturdu.

Aşiret “seferberliği”

Kaynaklar, genellikle Sünni siyasetçilere bağlı olan aşiret güçlerinin, sağladığı çıkarlar nedeniyle Feyyad’a bağlılık sunduğunu belirtiyor. Bu ilişkiler ağı sayesinde Feyyad, Sünni çoğunluklu bölgelerde, özellikle Ninova’da önemli bir siyasi aktör haline geldi ve yerel mecliste kayda değer bir temsil gücü elde etti.

Buna karşın rakipleri, Feyyad’ı Musul’daki birçok proje ve yatırım üzerinde kontrol kurmakla suçluyor. Ayrıca Haşdi Şabi içinde hassas görevlere kendi aşiretinden kişileri yerleştirdiği iddiaları da dile getiriliyor.