Hamaney’in müdahalesinin ardından milletvekillerinin müzakere heyetine yönelik eleştirileri azaldı

İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu üyeleri, DMO’nun ABD ve Avrupa ülkelerinin yaptırım listelerinden çıkarılmasında ısrar ediyorlar

Ali Hamaney’in internet sitesinde yayınlanan İran Cumhurbaşkanı ve Meclis Başkanı’nın geçtiğimiz Salı günü üst düzey yetkililer arasında düzenlenen toplantıdan yan yana durdukları bir fotoğraf
Ali Hamaney’in internet sitesinde yayınlanan İran Cumhurbaşkanı ve Meclis Başkanı’nın geçtiğimiz Salı günü üst düzey yetkililer arasında düzenlenen toplantıdan yan yana durdukları bir fotoğraf
TT

Hamaney’in müdahalesinin ardından milletvekillerinin müzakere heyetine yönelik eleştirileri azaldı

Ali Hamaney’in internet sitesinde yayınlanan İran Cumhurbaşkanı ve Meclis Başkanı’nın geçtiğimiz Salı günü üst düzey yetkililer arasında düzenlenen toplantıdan yan yana durdukları bir fotoğraf
Ali Hamaney’in internet sitesinde yayınlanan İran Cumhurbaşkanı ve Meclis Başkanı’nın geçtiğimiz Salı günü üst düzey yetkililer arasında düzenlenen toplantıdan yan yana durdukları bir fotoğraf

İran’ın Dini Lideri (Rehber) Ali Hamaney’in geçtiğimiz Salı günü, Avusturya’nın başkenti Viyana’da nükleer anlaşmayı canlandırmak amacıyla yapılan müzakerelere katılan İran heyetinin diğer tarafların ‘abartılı talepleri’ karşısında ‘iyi bir şekilde direndiğini’ belirterek övmesinin ardından, İran Şura Meclisi’nden müzakere heyetine yönelik sert eleştirilerin yönü değişti. Öte yandan İran’ın resmi basını milletvekillerinin iki hafta boyunca baskı yaptığı İranlı diplomatları destekleyen bir kampanya başlattı.
İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Sözcüsü Mahmud Abbaszade Mişkini, İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) yakın Tesnim Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada, Viyana’daki müzakerelerin Şubat ayı ortalarında ‘iyi bir noktaya’ ulaştığını söyledi. Şubat ayı ortalarında taraflar arasındaki anlaşmazlıkların yüzde 80'inin sözlü olarak çözüldüğünü belirten Mişkini, İran'ın tüm taraflar için de bir kazan-kazan anlaşması arayışı içerisinde olduğunu ancak Batılı ülkelerin, özellikle de ABD’nin, müzakereleri gerçekçi olmayan bahanelerle gündeminden uzaklaştırdıklarını söyledi. Mişkini, Batı ülkelerine atıfla “Daha fazla ayrıcalık elde etmek amacıyla oyuna başvurdular” dedi.
Anlaşmanın uygulanmasına yönelik garantilerin müzakerelerde öne çıkan konular arasında yer aldığını ifade eden Mişkini, “Amerikalılar bu konuda direniyorlar, bu yüzden müzakereler durdu. Bugün, müzakerelerin sonuçları Batılı ülkelerin alacakları karara bağlı. Top onların sahasında. Amerikalılar, yaptırımları kaldırmak ve yapılan anlaşmalara uymak için anlaşmanın uygulanacağına dair garantileri sağlamalı” ifadelerini kullandı.
Tahran ile Washington arasında yaklaşık bir yıldır bazen ara verilerek devam eden dolaylı görüşmeler geçtiğimiz haftalarda sekteye uğradı. Her iki taraf da geriye kalan meselelerin çözülememesinin sorumlusu olarak karşı tarafı suçladı. Washington'ın DMO’yu ABD'nin  ‘yabancı terör örgütleri’ (FTO) listesinden çıkarıp çıkarmayacağı müzakerelerin öne çıkan konuları arasında yer alırken Washington, Tahran’ın İran sınırları dışında görev yapan DMO’nun yurt dışı kolu Kudüs Gücü'nün faaliyetlerinin neden olduğu bölgedeki gerilimi azaltma konusunda vereceği garantiler karşılığında DMO'yu FTO’dan çıkarmayı düşünüyor.
Viyana’daki müzakerelerin başarısız olması durumunda İran'ın alternatif seçeneklere başvuracağı konusunda uyaran Mİşkini, “Batılılar oyunu bozarlarsa, ciddiyet ve iyi niyet göstermez ve müzakere masasını devirirlerse, bu durumda değerlendireceğimiz başka seçeneklerimiz de var” şeklinde konuştu. İran'ın santrifüj üretimi alanında kaydettiği ilerlemeyi, ABD ile nükleer anlaşmayı canlandırmayı amaçlayan dolaylı müzakerelere bağlayan Mişkini, “Yeni nesil santrifüjlerin üretiminde geçtiğimiz yıllarda dikkat çekici bir ilerleme kaydettik. Bu gelişme, müzakere heyetinin bir takım takas taleplerinde bulunmalarını sağladı. Nükleer programımızdaki gelişmelerin ardından Batılılar müzakere talebinde bulundular. Bugün İran ve müzakere heyeti avantajlı konumda” yorumunda bulundu.
Mişkini, geçtiğimiz Cuma günü, ‘Didban İran’ adlı haber sitesine yaptığı açıklamada ise İran ve Viyana’daki müzakerelere katılan tarafların, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) güvenlik kameralarının kayıtlarına nasıl erişeceği ve Tahran’ın 23 Şubat’tan itibaren askıya aldığı Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması kapsamında uygulanan Ek Protokol çerçevesindeki faaliyetleri nasıl doğrulayacağı konusunda henüz bir anlaşmaya varmadığını belirtti.
Mişkini, dün, yine aynı haber sitesine yaptığı açıklamada, DMO’nun ABD Dışişleri Bakanlığı'nın yaptırımlar listesinden çıkarılmasının İran'ın şartlarından biri olduğunu vurgulayarak “Sadece DMO’ya değil, DMO’nun listedeki (FTO) tüm uzantılarına uygulanan yaptırımlar kaldırılmalı” diye konuştu.
İran’ın ‘haksız’ olarak nitelediği tüm yaptırımların kaldırmasının ardından UAEA’nın tüm hassas faaliyetleri doğrulamasına izin vereceğinin altını çizen Mişkini, bunun kendilerinin doğal hakları olduğunu, İran’a uygulanan yaptırımlar nedeniyle kendilerine ne ilaçların ne de ilaç üretmek için gereken malzemelerin verildiğini söyledi.
İranlı Milletvekili sözlerini şöyle sürdürdü:
“ABD’nin ve Avrupa’nın haksız, yasadışı ve mantıksız bir şekilde yaptırım uyguladığı tüm devlet kurumlarına yönelik yaptırımları kaldırmaya çalışıyoruz. Özel ve ek ayrıcalıklar aramıyoruz ama artık bize baskı yapmamalarını istiyoruz. Tüm devlet kurumlarına uygulanan yaptırımları kaldırmak istiyoruz. DMO da bu kurumlardan biri.”
Mişkini, bu açıklamaları, İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan'ın geçtiğimiz Pazartesi günü, İran Meclisi’nin Viyana’daki müzakere taraflarınca müzakereler geçtiğimiz Mart ayının başlarında durmadan önce oluşturulan 27 sayfalık taslağa yönelttiği eleştirilerin ardından, diplomatik kurumlar ile Meclis arasında yaşanan gerilimi azaltmak amacıyla Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu üyelerini kabul etmesinin ardından yaptı. O sıra İran kırmızı çizgilerden geri adım atıldığı yönündeki suçlamalarla karşı karşıya kaldıktan Dışişleri Bakanlığı, daha sonra böyle bir taslağın olduğuna dair haberleri görmezden gelirken Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'ye yakın sert muhafazakar çizgideki bazı milletvekilleri, taslaktan bazı detayları yayınladılar.
Öte yandan İran’ın resmi basını, muhafazakar kesimden yetkililer ve sosyal medya kullanıcıları tarafından yayılan eleştirilerin aksine, nükleer anlaşma müzakerelerine katılan İran heyetini destekleyici bir kampanya başlattı. Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu üyeleri, özellikle İran rejiminde son sözün sahibi olan Dini Lider Ali Hamaney'in geçtiğimiz Salı günü İran’ın müzakere heyetine yönelik eleştirilere müdahale ederek, ‘müzakere heyetinin karşı tarafın abartılı taleplerine direnmesinden duyduğu memnuniyeti’ ifade etmesinin ardından durumu sakinleştirmeye devam ettiler. Hamaney, Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ve selefi eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve 2015 yılında nükleer anlaşma için yapılan müzakerelerde İran heyetine başkanlık yapan eski Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif liderliğindeki üst düzey yetkililerin katıldığı toplantı öncesi yaptığı konuşmada, “Ülke adına planlar hazırlamak için nükleer müzakereleri beklemeyin ve ilerleyin” dedi. İran’ın Dini Lideri, “Müzakereler olumlu, yarı olumlu ya da olumsuz sonuçlara ulaşsa da işinizin aksamasına izin vermeyin. Müzakere heyeti, müzakerelerin gidişatı hakkında Cumhurbaşkanı ve Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’ni bilgilendirir, kararlar alır ve ilerler” ifadeleri kullandı.
Ulusal Güvenlik ve Dış Poltika Komisyonu Başkan Yardımcısı Abbas Muktedai, dün İran'ın resmi haber ajansı IRNA’ya yaptığı açıklamada, “Rehberin tavsiyeleri çerçevesinde içerideki meseleleri müzakerelerle ilişkilendirmemeliyiz” şeklinde konuştu. Muktedai, bir önceki hükümetin müzakere yoluyla engelleri ve sorunları gündeme getirdiğini iddia ettiğini, ancak hükümetin görev süresi sonunda, karşı tarafın yükümlülüklerine uymadan bir takım sözler verdiklerini anladıklarını ifade etti.
İran’ın müzakere heyetinin Batılıları sinirlendirdiğini söyleyen İsfahan Milletvekili Muktedai, bununla birlikte nükleer dosyanın yönetimine ilişkin içeride de bir takım tutarsızlıklar olduğunu vurguladı. Viyana’daki nükleer anlaşma müzakerelerinin milli bir mesele olduğunu belirten Muktedai, “Bu mesele partizan bir konu olarak görülmemeli. Hepimiz, ülke çıkarların korunması, düşmanlara taviz verilmemesi ve tüm devlet kurumlarının tek ses olması için müzakere heyetini desteklemek için çaba göstermeliyiz. Hakaret olmadan performansa yönelik eleştiri, müzakere heyetinin gücünü artıracaktır” dedi. Müzakere heyetinin, ‘İran’ın kırmızı çizgilerinden geri adım attığı’ iddialarını yalanlayan Muktedai, “Müzakere heyeti, en üst makamdan verilen emirleri yerine getiriyor” yorumunda bulundu.
IRNA Haber Ajansı’na konuşan Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu üyesi Milletvekili Şehriyar Haydari ise müzakere heyetinin her müzakere turundan sonra Komisyon’a rapor verdiğini belirtirken Dışişleri Bakanlığı'nın heyetle ‘iyi işler’ yaptığını vurguladı. Müzakerelerde ilerleme kaydedildiğini, ancak ‘ABD’nin uydurduğu marjinal sorunlar’ olduğunu belirten Haydari, “Ukrayna'daki gelişmeler, müzakerelerin seyrini bir dereceye kadar etkiledi” dedi. İranlı Milletvekili, İran’a uygulanan ekonomik yaptırımlar kaldırılana kadar müzakerelerin devam etmesini umduğunu ifade etti.
Buna karşın İran'ın yarı resmi Mehr Haber Ajansı, bazı milletvekillerine Hamaney'in müzakereler sonuçlanıncaya kadar müzakerelerin ülkenin iç işleriyle ilişkilendirilmemesini istemesinin nedenlerini sordu. Meclis kararlarının uygulanmasını denetleyen 90. Madde Komisyonu üyelerinden Milletvekili Mahmud Nebeviyan, bu soruya, “Batılılar, ekonomiyi müzakerelere bağlamakta ısrar ettiler” yanıtını verdi. Nebeviyan, uluslararası basının Viyana’daki müzakerelere olan ilgisinin İran ekonomisini müzakerelere bağlı kalmaya mahkum etmeye yönelik olduğunu öne sürdü.
Nebeviyan, yaklaşık iki hafta önce, DMO’ya yakın Fars Haber Ajansı’nda anlaşma taslağının detaylarını içeren bir makale yayınlamış ve mevcut hükümeti, önceki hükümetin müzakerelerdeki stratejisini sürdürmek ve İran’ın kırmızı çizgilerinden ödün vermekle suçlamıştı.
Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu üyelerinden Milletvekili İbrahim Rızai ise “Amerikalılar, İran halkının bugün müzakere masasında diplomatlarımızı destekleyen sakin tutumundan korkuyorlar. Bu yüzden halkımızın bu ruh halini bozmak ve ekonomiyi müzakerelere bağımlı hale getirmek istiyorlar” şeklinde konuştu. Halkı ve yetkilileri ABD basının eleştirilerine aldanmamaları çağrısında bulunan Rızai, “ABD'nin yeniden anlaşmadan çekilmeyeceğine dair garantiler almayı ve doğrulama sürecini uygulamayı içeren özel stratejiye göre ilerlemek zorundayız” ifadelerini kullandı.



İran'a yönelik saldırı tehditleri arasında "Gerald Ford" uçak gemisi Akdeniz'e girdi

Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
TT

İran'a yönelik saldırı tehditleri arasında "Gerald Ford" uçak gemisi Akdeniz'e girdi

Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)

Dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald R. Ford, dün Akdeniz'e girerken görüntülendi. Bu durum, Başkan Donald Trump'ın emriyle yoğunlaştırılmış askeri konuşlandırma kapsamında İran'a karşı askeri müdahale olasılığını gündeme getirdi.

Atlantik Okyanusu'nu Akdeniz'den ayıran Cebelitarık Boğazı'nı geçen geminin fotoğrafı, AFP tarafından Cebelitarık'tan yayınlandı.

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda davetlilere konuşuyor (AP)Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda davetlilere konuşuyor (Arşiv-AP)

Trump dün, Tahran ve Washington arasında İran'ın nükleer programı konusunda bir anlaşmaya varılamaması durumunda İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi "değerlendirdiğini" söyledi.

Bir önceki gün ise karar verme süresinin 10 ila 15 gün olduğunu belirtmişti.

ABD'ye ait bir diğer uçak gemisi olan USS Abraham Lincoln, ocak ayının sonundan beri Ortadoğu'da bulunuyor.

USS Gerald R. Ford'un Akdeniz'e gelmesiyle birlikte, İran'a karşı olası saldırılara hazırlık amacıyla önemli bir askeri yığılmanın yaşandığı bölgede ABD'nin ateş gücü önemli ölçüde arttı.

Aşağıda, Orta Doğu'da veya yakınlarında konuşlandırılmış en önemli Amerikan askeri varlıklarının listesi yer almaktadır:

Gemiler

ABD'li bir yetkilinin açıklamasına göre Washington'un şu anda Ortadoğu'da 13 savaş gemisi bulunuyor: bir uçak gemisi (USS Abraham Lincoln), dokuz muhrip ve üç kıyı muharebe gemisi.

Dünyanın en büyük uçak gemisi USS Ford, dün çekilen fotoğrafta Cebelitarık Boğazı'ndan Akdeniz'e geçerken görüntülendi. Üç muhrip eşliğinde konuşlanan geminin varlığıyla, Ortadoğu'daki ABD savaş gemisi sayısı toplam 17'ye ulaşacak.

Her bir uçak gemisi binlerce denizci ve onlarca savaş uçağından oluşan hava filoları taşıyor. İki ABD uçak gemisinin aynı anda Ortadoğu'da bulunması nadir görülen bir durumdur.

Uçaklar

İki uçak gemisinde bulunan uçaklara ilave olarak, X platformundaki açık kaynaklı istihbarat bilgilerine, Flightradar24 uçuş takip sitesine ve medya haberlerine göre, Amerika Birleşik Devletleri Ortadoğu'ya onlarca başka savaş uçağı konuşlandırdı.

Bu uçaklar arasında F-22 Raptor ve F-35 Lightning hayalet savaş uçakları, F-15 ve F-16 savaş uçakları ve operasyonlarını desteklemek için gerekli olan KC-135 havadan yakıt ikmal tankerleri de bulunmaktadır.

New York'taki Soufan Araştırma Merkezi, "50 ilave Amerikan savaş uçağı, F-35, F-22 ve F-16, bu hafta Körfez Arap devletlerindeki üslerde konuşlandırılmış yüzlerce uçağa katılmak üzere bölgeye gönderildi" diye yazdı ve bu adımların "Trump'ın (neredeyse her gün tekrarladığı) görüşmelerin başarısız olması durumunda geniş çaplı bir hava ve füze harekatına girişme tehdidini güçlendirdiğini" belirtti.

Şarku'l Avsat'ın Financial Times'ten aktardığına göre bu hafta onlarca askeri yakıt ikmal ve nakliye uçağı Atlantik Okyanusu'nu geçti. Flightradar24'ten alınan verilere göre son üç günde 39 tanker uçağı potansiyel operasyon bölgelerine daha yakın yerlere yeniden konumlandırıldı. Aynı dönemde C-17 Globemaster III'ler de dahil olmak üzere 29 ağır nakliye uçağı ise Avrupa'ya uçtu.

Bir C-17 uçağı üsten Ürdün'e doğru yola çıktı. Gerçek zamanlı komuta ve kontrol operasyonlarının önemli bir bileşeni olan altı adet E-3 Sentry AWACS erken uyarı ve kontrol uçağı da konuşlandırıldı.

Trump, Tahran'dan yaklaşık 5 bin 200 kilometre uzaklıktaki Diego Garcia'daki ortak ABD-İngiltere üssünü saldırılar başlatmak için kullanma olasılığını öne sürdü; Londra ise bu öneriye ilişkin çekincelerini dile getirdi.

 "Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)

Hava savunma sistemleri

Raporlar ayrıca, Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'daki karasal hava savunmasını güçlendirdiğini, bölgedeki güdümlü füze destroyerlerinin ise denizde hava savunma yetenekleri sağladığını gösteriyor.

Bu ay, Patriot ve THAAD füze ve uçak savunma sistemlerini işleten 69. Hava Savunma Tugayı'nın merkezi olan Fort Hood'dan altı uçuş gerçekleştirildi.

Üslerdeki ABD güçleri

Kara birliklerinin İran'a karşı herhangi bir saldırı eylemine katılmaları beklenmese de Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'da misillemeye karşı savunmasız kalabilecek on binlerce askeri personeli bulunmaktadır.

Tahran, Haziran 2015 yılında Washington'un üç İran nükleer tesisini bombalamasının ardından Katar'daki Amerikan üssüne füze fırlatmıştı, ancak bu füzeler hava savunma sistemleri tarafından düşürüldü.


Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
TT

Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)

The Telegraph gazetesinin haberine göre Buckingham Sarayı, eski İngiliz prensi Andrew -kamuoyunda kullanılan adıyla Andrew Mountbatten-Windsor- için doğabilecek hukuki masrafların vergi mükelleflerine yüklenmemesini güvence altına alacak.

Konuya yakın bir kaynak, eski prensin avukatlık ücretlerini karşılayamaması halinde mali yükün ‘kamu hazinesine yansıtılmayacağını’ belirtti. Ancak sarayın söz konusu giderleri hangi kaynaktan karşılayabileceği henüz netlik kazanmadı. Kaynaklar, Kral Charles’ın kardeşinin faturalarını kişisel olarak ödemeyeceğini ifade etti.

Mountbatten-Windsor dün Sandringham House’taki evinde, kamu görevine ilişkin usulsüzlük şüphesiyle gözaltına alındı. Polis, ticari temsilci olarak görev yaptığı dönemde hassas bilgileri Jeffrey Epstein ile paylaştığı iddialarını soruşturuyor.

dfvgthy6yjy6
Andrew Mountbatten-Windsor, kamu görevinde suistimal şüphesiyle gözaltına alındığı gün polis karakolundan ayrılırken (Reuters)

Olası hukuki savunma sürecinde ise Andrew’in yakın çevresinde kalmayı sürdüren tek isim olarak ceza avukatı Gary Bloxsome öne çıkıyor. Bir kaynak dün, “Hâlâ yanında olan tek kişi o” ifadesini kullandı.

The Telegraph’ın haberine göre, Andrew’in gözaltına alınmasının ardından Bloxsome’un hizmetlerine duyulan ihtiyaç daha da artacak. Eski York Dükü, 2020 yılında ABD Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI), çocuklara yönelik cinsel istismar suçlamalarıyla anılan finansör Jeffrey Epstein ile ilişkisine dair yürüttüğü soruşturma sırasında da aynı avukatla çalışmıştı.

Sonrasında Bloxsome’un görevlendirilmesinin isabetli bir karar olduğu değerlendirildi. Prensi çevreleyen utanç verici kriz sürecinde dost ve tanıdıkların zamanla uzaklaştığı belirtilirken, avukatın Andrew’in yanında kalmayı sürdürdüğü aktarıldı. Zaman içinde en yakın isimlerinden biri haline gelen Bloxsome, ‘her an ulaşılabilen avukatı’ olarak tanımlandı; hukuk dosyalarını değerlendirdiği kadar golf sahasında da müvekkiliyle vakit geçirdiği ifade edildi.

Bloxsome’un, yakın zamana kadar Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge adlı konutuna giderek yüksek profilli müvekkiliyle çay içmeyi sürdürdüğü kaydedildi.

dvfgthy
Kraliçe II. Elizabeth, 2013 yılında Buckingham Sarayı’nın balkonundan, oğulları Prens Charles (solda) ve Prens Andrew ile birlikte el sallıyor. (AFP)

Ceza avukatı Gary Bloxsome’un, Andrew Mountbatten-Windsor’ı kamu görevinde suistimal suçlamalarına karşı temsil etmesi en güçlü ihtimal olarak görülüyor. Konuya yakın bir kaynak, “Başka kime başvurabilir? O bir ceza avukatı ve bu Gary’nin uzmanlık alanı. Bu görev için ondan daha iyisi yok” dedi. Aynı kaynak, Mountbatten-Windsor’ın başka bir hukukçuya yönelmesinin mantıklı olmayacağını, zira Bloxsome’un geçmiş sürece hâkim olduğunu ve aralarında güçlü bir ilişki bulunduğunu belirtti.

Polisin, prensin Sandringham Kraliyet Arazisi’ndeki geçici konutu Wood Farm’a baskın düzenlediği sırada, Bloxsome The Telegraph gazetesine yaptığı açıklamada gelişmelerden ‘hiçbir şekilde haberdar olmadığını’ söyledi. Avukatın, Andrew’in sorgulandığı polis merkezine gidip gitmediği ise henüz bilinmiyor.

Gözaltı işlemi, Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge’dan ayrılarak Norfolk’ta yeni bir hayata başlamasından yalnızca iki hafta sonra gerçekleşti. Bloxsome dışında yakın çevresinin giderek daralması, prensin ruh sağlığına ilişkin endişeleri artırdı.

Taşınmadan önce her gün ata bindiği belirtilen Andrew’in, Windsor’daki geniş konutunda neredeyse tamamen izole bir yaşam sürdüğü ifade edildi. Haberlerde, birkaç ay önce haber takibini bıraktığı öne sürülürken, baskıların artmasıyla birlikte ağır bir depresyon sürecine girdiği de kaynaklar tarafından dile getirildi.

vfgthy
Andrew Mountbatten-Windsor, Royal Lodge yakınlarında ata binerken (Reuters)

Aralık ayında, Londra Metropolitan Polisi’nin ziyareti sonrasında Andrew silah ruhsatlarını ve av tüfeği sertifikalarını teslim etmek zorunda kaldı. Bu adımla ilgili resmi bir gerekçe açıklanmadı. Ancak kaynaklar, kişisel güvenliğinin aile için öncelik olmaya devam ettiğini belirterek, tüm aile üyelerinin emniyetini sağlamak amacıyla ‘özen yükümlülüğünün sürdüğünü’ vurguladı.


Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.